السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-05-09 - Lefke

Allah Azze ve Celle buyuruyor: مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِ (22:74) Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. İnsanoğlu, Allah Azze ve Celle'nin azametini ve büyüklüğünü bilemedi. O'nu hiç takdir edemediler. Kendi kafalarına göre kimisi putlara, kimisi insanlara, kimisi de aya ve güneşe taptı. Kimisi de hiçbir şeyi kabul etmedi. Bunlar Allah'ın kadrini ve kıymetini bilmeyip kendi kafalarına göre uydurdukları şeylere, nefislerine ve şeytanlara taptılar. Hakkı ve hak yolunu terk ettiler. Hak, yani gerçek olmayan yollara saptılar. "Şöyle büyük adam, böyle küçük adam, bin sene, beş bin sene önce yaşamış" diyerek onlara taptılar; esas takdir olunacak Allah Azze ve Celle'ye ibadet etmediler. O'na ibadet etmediler. Taptıkları şeyler tamamen lüzumsuzdur. Onların ne bir faydası dokunur ne de zararı. Aslında zarar verir; onlara taparak sen asıl zarara girmiş olursun. Maddi olarak sadece orada dururlar; ne kımıldayabilirler ne de sana bir faydaları dokunur. Bahsettiğimiz zarar maddi bir zarar değildir, ancak manevi zararı çok büyüktür. Bu manevi zarar, insanı büsbütün hüsrana uğratır. Tutulacak, savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Allah Azze ve Celle'nin azametini kimse tam olarak idrak edemez, ancak insanoğlunun bunu bilmesi ve kabul etmesi gerekir. Dünyada çeşitli hadiseler yaşandığında veya başlarına bir iş geldiğinde Allah'a yönelen insan sayısı çok azdır. Tam aksine, Allah'a karşı gelenler çok olur. "Niçin böyle oluyor?" diyerek isyan ederler. "Neden böyle oldu, bu zulüm niye, bu başımıza gelen nedir?" derler. Sen Allah'ın işine karışmayı bırak; dünyada bir muhtarın, bir başbakanın veya bir cumhurbaşkanının işine bile karışamazsın. Onlarınki sadece dünyevi işlerken ve senin aklın onlara bile ermezken, bütün kâinatı yaratan Allah Azze ve Celle'nin işine mi karışacaksın? Her şeyi kendi hikmeti ve merhametiyle var eden Allah Azze ve Celle'dir. Senin O'nu sorgulamaya hakkın yoktur. Bunu sorgulamak en büyük edepsizliktir; sadece kendine zarar verir ve sana hiçbir fayda sağlamaz. Sen teslim ol; "eslim teslem", yani İslam'a gir ki selamet bulasın. Çünkü önceki peygamberlerin getirdiği din de İslam'dır. Ancak insanlar o dinleri bozmuş, değiştirmiş ve kendi kafalarına göre "Şu peygamber şöyle yaptı, bu peygamber böyle yaptı" diyerek peygamberlere iftira atmışlardır. Sonrasında ise Allah Azze ve Celle'ye karşı gelerek küfre girmişlerdir. Bu yüzden yalnızca Müslüman selamettedir. Her şey tam da Allah'ın dilediği gibi olmaktadır. O'nun iradesi dışında gerçekleşen hiçbir şey yoktur. Bu sebeple isyana kalkışmayın ve itiraz etmeyin. Eğer bir şey yapacaksanız, sadece dua edin. Dua edin ki Allah sizlere selamet versin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in de müjdelediği gibi, Allah tez zamanda bizi kurtaracak o zatı göndersin. Hz. Mehdi Aleyhisselam geldiğinde tüm hakikatler ortaya çıkacak, zulüm bitecek ve yeryüzüne güzellik hâkim olacaktır. Bizim vazifemiz sabırla onu beklemektir. Hiçbir şeye isyan etmemize gerek yoktur. Sen istediğin kadar isyan et, sence bundan kim sevinç duyar? Sadece şeytan sevinmiş olur. Kaybeden ise sadece sen olursun, başkası değil. Çünkü bütün kâinat bir olup karşı gelse dahi, bunun Allah Azze ve Celle'ye zerre kadar zararı dokunmaz, O'na zerre kadar tesir etmez. Sen kimsin ki abuk subuk konuşarak kendini bir şey zannediyor ve Yaratıcı'ya karşı geliyorsun? Buna çok dikkat etmek gerekir. Bugünlerde moda olmuş; bazı insanlarda alışkanlık hâline gelmiş. Güya adaleti savunuyormuş gibi, "Bu kadar kötülüğe Allah Azze ve Celle neden mani olmuyor?" diyorlar. Hâlbuki Allah'ın yarattığı her şeyin bir hikmeti, her olayın bir vakti ve bir oluru vardır. Allah, hepimizi kendi nefsimizin şerrinden muhafaza eylesin. Allah, bizleri bu tür şerlerden ve kötü insanlardan da muhafaza etsin, inşaAllah.

2026-05-08 - Lefke

Allah'a şükür, şeyh babamızın bereketiyle gelen insanlar dergahlara sığmıyor.
Buraları gittikçe büyütmek icap ediyor.
Allah daha da büyütsün; daha fazla cemaat gelsin, daha çok insan faydalansın inşaAllah.
Şeyh babamızın istediği ve devamlı söylediği şey şuydu: "Birinci niyetim küfrü yıkmaktır" derdi şeyh baba.
Allah Azze ve Celle, insanın niyetine göre veriyor.
O küfür yıkılacak, inşaAllah bir gün muhakkak yıkılacak.
Şimdiki vaziyette de Allah, şeyh babanın niyetine göre ecrini zaten vermiştir.
O ecirden bütün müritler faydalanır.
Şeyh o ecri sadece kendine ayırmaz, o sevaptan ve ecirden herkese pay verir.
Böyle yapmakla onun ecri de eksilmez.
Mal mülk, para gibi değildir yani. Diyelim ki malın var; birine versen eksilir, başkasına versen daha çok eksilir.
Allah Azze ve Celle'nin verdiği ecir ve sevap öyle değildir.
Kime verirse versin, diğeri de aynı şekilde ecir ve sevap kazanmış olur.
Onun için hutbede okuduğumuz ayet-i kerimede: "Ve lâ tensevü'l-fadle beyneküm" buyruluyor. (2:237)
Yani iyiliği unutmayın, aranızdaki fazileti unutmayın.
Aranızda size iyilik yapan biri olursa, onu sakın unutmayın, diyor.
İnsanoğlunun tabiatı bazen yabani olabilir. O yabani tabiatı temizlemek, budamak lazım ki ortaya güzel bir şey çıksın.
İnsanların bir huyu da nankörlüktür.
İnsanoğlunda nankörlük çok vardır.
Ancak terbiyeyle, o kötü huyu budamakla meydana güzel bir insan çıkar.
Bu da meşayihin yolundan gitmekle olur.
Onun için kim sana iyilik yaptıysa, onu unutma, onu daima hatırla.
Sana yapılabilecek en büyük iyilik ise seni Allah'ın ve Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoluna yöneltmektir.
Bu da mürşid ile olur.
Mürşidimiz başımızdadır, onun faziletini unutma.
Bazen insanlar bunu unutabiliyor.
Sıradan bir arkadaşın bile olsa, seni güzel bir meclise davet etmiş ve onun sayesinde yola girmişsen, onu muhakkak hatırla, unutma.
"Ben onun vesilesiyle bu yola girdim," de.
Diyelim ki seni yola sokan o adam yoldan saptı, gitti.
Yoldan sapmış olsa bile, yine de ona "Allah hidayet versin" diye dua edeceğim.
Çünkü o bana bu yolu gösterdi. Allah'ın takdiri, bu yol ona nasip olmadı ama bana vasıta ve vesile oldu, beni doğru yola soktu.
Beni doğru yola ilettiği için ona devamlı dua ederim ki, Allah onu yine bu yola döndürsün.
İnsanoğlunun türlü türlü halleri vardır; "Şöyledir, böyledir," diye insanların kusurlarına bakmamak lazım.
Allah Azze ve Celle'nin emri böyledir. Her güzel şeyi bize emreden Allah Azze ve Celle'dir.
"Bu kişi benim hidayetime vesile oldu, onu unutmamam lazım," demelisin.
Nefsine veya şeytana uyup yoldan çıkmış, bu yolu terk etmiş, hatta yolun aleyhine gitmiş bile olsa, yine de ona vefa göstermek lazım.
Yani seni yola getiren insanı hiç unutmamak lazım.
Aynı şekilde sen de bir başkasını yola getirirsen, o kişi senin malın veya kölen olmaz.
Ona da eziyet etme.
Sen onu yola sokmuşsun, o da yolda gidiyor, yoldan çıkmamış.
Sen onu yola getirdin diye satın almadın ya; senin kölen olmadı.
Sen onu yola getirdin ve sen de onun kadar ecir alıyorsun.
Ama ona eziyet edersen, onu yola getirmenin ecrini alsan bile günaha da girmiş olursun.
Çünkü bu insana iftira ediyorsun, hakkında iyi ve güzel şeyler düşünmüyorsun. Onun için buna da dikkat etmek lazım.
Hem seni bu yola getirene hem de senin yola getirdiklerine karşı dikkatli ol.
Yani yola getirdiğin kişiler yolda devam edip de seninle beraber olmasalar bile bu kötü bir şey değildir.
Onlar Allah yolunda olduktan ve şeytanın yolundan çıktıktan sonra nerede olurlarsa olsunlar, bu senin için büyük bir ecir ve fazilettir.
Başka yola sapmadıkları sürece senin ecrin ve faziletin büyüktür.
Allah Azze ve Celle aynı şekilde sana da ecir ve sevap verir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in hadis-i şerifinde buyrulduğu gibi: Kim bir insana doğru yolu gösterirse, o insanın kazandığı kadar ecir ve sevap ona da yazılır.
Eğer iki kişiyi yola getirirse, o iki kişinin kazandığı sevap yine ona yazılır.
On kişi, bin kişi, yüz bin kişi de olsa, hepsinin ecir ve sevabı yine sana ulaşır.
Ama insanları yoldan çıkarır, onlara kötü bir örnek olursan ve herkes senin gibi yaparsa, onların günahı da senin boynuna olur.
Onun için dikkat etmek lazım.
Bu insan yola girip Allah yolunda devam ediyorsa, buna şükret, Allah'a hamdet; bu kötü bir şey değildir.
Allah'a şükür ki o kişi hak yolda gidiyor; buna dikkat etmek lazım.
Çünkü şeytan, "Madem yola girdiler, onları yoldan çıkaramıyorum; bari sevaplarını azaltayım. Bunları birbirlerine düşman edeyim, birbirlerini sevmesinler ki Allah da Peygamber Efendimiz de onlardan razı olmasın," diyerek çok uğraşır.
Hayır, sen bunlarla uğraşma.
O kişi madem Allah yolundadır, bırak Allah yolunda gitsin.
Sen kusuruna bakma; sana başka insanlar gelir, Allah sana öyle nasip eder ki ecri ve sevabı inşaAllah daha fazla olur.
O seni bıraktı diye senin ecrin ve sevabın bitmedi; o hâlâ devam ediyor.
Allah hepimize iyilik versin, iyiliklerin kıymetini bilelim. Nefsimizin ve kendi arzularımızın peşine takılıp gitmeyelim. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.


2026-05-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Tarikatın esası edep ve muhabbettir. Edep mühimdir. Edep denilince kastedilen, Allah Azze ve Celle'ye karşı edepli olmaktır. İnsanın esası budur; İslam bu edebi öğretiyor. İslam dini, bütün peygamberlerin dinidir. Ama İslam'dan maada şeyleri kendilerine din sayanlar, bunları kendi kafalarına göre yapmışlardır. Onun için İslam dini, edep dinidir. Hiçbir zaman Allah'a karşı isyan edilmez, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e karşı da isyan edilmez. İkincisi de muhabbettir. Muhabbet nedir? Allah Azze ve Celle'yi ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmektir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "El-mer'u maa men ehab." İnsan sevdiği ile beraberdir, yani sevgi insanı kurtarır. Allah Azze ve Celle'yi seveceksin; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i, O'nun ehlibeytini, Allah'ı sevenleri ve Allah'ın sevdiği kulları seveceksin. O kullar da Evliyaullah'tır. Allah'ın velisi, Allah'ın sevdiği insan demektir. İster kerametin olsun ister olmasın, Allah seni seviyorsa sen de bir evliyasın. Çoğu zaman "Nasıl evliya olacağım, ne yapacağız, ne edeceğiz?" diye sorarlar. Sen Allah'ı sev, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sev, sen de Allah'ın sevgili kulu olursun. O sevgi seni hem dünyada hem de ahirette kurtarır, kurtuluşa erersin. Çünkü sevgi insanı rahatlatır; kin, nefret ve düşmanlık ise insanın içini karartır. Hiçbir fayda vermez, aksine zarar verir. Onun için bu muhabbetle kurtuluruz inşaAllah. Allah muhabbeti daim etsin inşaAllah. Bugün ahirete irtihal eden aşık bir teyzemiz vardı, rahmetli oldu. Allah rahmet eylesin, onun makamı büyüktür. İnsanlar dış görünüşe bakar ama mesele dış görünüş değil, onun iç alemiydi maşaAllah. Şahitlik ederim ki, Hac'da sakallı ve sarıklı insanların yapamadığı ibadetleri, onlar zahiri hiçbir şey bilmedikleri halde çok güzel yaptılar. Allah onlardan razı olsun, makamları ali olsun. Onlar sevdikleriyle beraberdir. Yarın Şeyh Baba'nın vefat yıl dönümü. O hanım da ona olan muhabbetinden dolayı hemen hemen aynı vakitte irtihal etti. Allah hepimize onun kalbindeki o muhabbeti versin, hepimize nasip etsin.

2026-05-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلِلَّهِ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ فَٱدۡعُوهُ بِهَاۖ (7:180) Allah Azze ve Celle'nin pek çok ismi vardır. Her peygambere farklı isimler ihsan etmiştir. Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve azameti sonsuzdur. Ümmet-i Muhammed'e lütfedilen doksan dokuz isim, bir de İsm-i Azam vardır. Bunlardan istifade edilir; bazıları zikir ve tesbihat olarak okunur. Bazı isimler sadece Allah Azze ve Celle'ye mahsus olduğu için başka kimseye verilmez. Bazılarını ise normal insanlar ve peygamberler de kullanabilir ancak bazıları tamamen hususidir. Bu yüzden, diğer peygamberlere verilen bütün isimlerin ne olduğunu tabii ki bilmiyoruz. Çünkü ta Âdem Aleyhisselam'dan beri her birine farklı farklı, binlerce isim verilmiştir. Ümmet-i Muhammed'e tahsis edilen doksan dokuz ismin hepsi birer berekettir. Ama her şeyde olduğu gibi, Allah Azze ve Celle en büyük, en itibarlı ve en güzel olanları hediye olarak Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e tahsis etmiştir. Bu nedenle, bazı isimlerin zikri tabii ki icazetle olur, bazılarını ise herkes okuyabilir. Sadece "Allah" ismini herkes istediği kadar zikredebilir. Bazı tarikatlarda belli bir sayıyla çekilen zikirleri, insanlar izinsiz okuyunca bu onlara biraz ağır gelebilir. Bu yüzden zikirlerin izinle çekilmesi ve verilen sayı ne kadarsa ona uyulması gerekir. Kendi kendine okuyanlar da var; Allah onlarınkini de kabul etsin ve onları affetsin. Ama dediğimiz gibi, Allah Azze ve Celle'nin mübarek lafza-i celali olan "Allah, Allah" zikri, bizim tarikatımızda hem lisanla hem de kalple çekilir. Bu zikir hem dille hem de kalple yapıldığında, insan daima zikir halinde olur. Dil sussa bile, kalp sürekli "Allah, Allah" diye zikrettiği için insan farkında olmadan da daimi bir zikir halinde bulunur. Yani kişi bütün hayatı boyunca zikretmiş olur. Allah Azze ve Celle'nin mübarek isminin bereketi, insanın imanına ve bedenine kuvvet verir; o isimle insanın kalbine ve vücuduna nur iner. Allah o nuru üzerimizden eksiltmesin, daim eylesin inşaAllah. Kalbimizdeki o zikir de daim olsun inşaAllah.

2026-05-05 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اتق الله يا أبا الوليد، لا تأتي يوم القيامة ببعير تحمله وله رغاء، أو بقرة لها خوار، أو شاة لها ثؤاج. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah'tan kork, ey Ebu'l-Velid." "Zekat malına hıyanet edip de kıyamet gününde böğüren bir deveyi, meleyen bir ineği veya meleyen bir koyunu boynunda taşıyarak huzura çıkma." diyor. Yani zekatı verilmeyen hayvanlar, ahirette o kişinin boynuna dolanmış hâlde, bağırarak gelir. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem, "Zekatınızı dünyadayken verin." buyuruyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أرضوا مصدقيكم. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Zekat memurunu razı ediniz." Zekat memuru, zekatı toplayan kişidir. Onun ücreti de zekat malından karşılanır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem bu sebeple onu da razı etmemizi öğütlüyor. "Onun da hakkını verin." diyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن رجالا يتخوضون في مال الله بغير حق، فلهم النار يوم القيامة. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bazı adamlar hakları olmadığı hâlde, Allah'ın Müslümanların yararına kullanılmak üzere tahsis ettiği malda haksızca tasarrufta bulunurlar." "İşte onlar için kıyamet gününde ateş vardır." Yani hakkı olmayan bir kişi, verilmiş olan zekatı kendi şahsına veya lüzumsuz yerlere harcarsa; o mal bir emanet olduğu için kıyamet gününde cehenneme layık olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن الله تعالى لم يرض بحكم نبي ولا غيره في الصدقات، حتى حكم فيها هو، فجزأها ثمانية أجزاء. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Zekatın taksimi hususunda Yüce Allah ne bir peygamberin ne de bir başkasının vereceği hükme razı olmadı; hükmü bizzat kendisi verip zekat verilecekleri sekiz sınıfa ayırdı." Yani zekat sadece altın ve gümüşten değil; ekin, hayvan ve benzeri mallardan da verilir. Allah Azze ve Celle zekatı bizzat kendisi farz kılmış ve sekiz bölüme ayırmıştır. Bu taksimi peygamberler veya bir başkası yapmamıştır. Bu, bizzat Allah Azze ve Celle'nin hükmüdür. Ahkemü'l Hâkimîn olan Allah'ın hükmüne ve adaletine karşı gelinmez. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الخازن المسلم الأمين الذي يعطي ما أمر به كاملا موفرا، طيبة به نفسه، فيدفعه إلى الذي أمر له به، أحد المتصدقين. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Müslüman, güvenilir bir haznedardır." Yani emanet alan güvenilir haznedar veya o hazineyi bekleyen kişi, verilmesi emredilen sadakayı gönül hoşluğuyla, emredildiği kişiye eksiksiz ve tam olarak verirse, sadakayı veren kişi gibi sevap kazanır. Yani bu sadaka malını alıp, emanet olarak hak sahibine teslim ederken bunu gönül hoşluğuyla yapmak gerekir. Bazen insanın içinden, "O kadar parayı oraya nasıl vereceğiz?" diye bir tereddüt geçebilir. İçinde böyle bir his olmadan bu görevi yerine getiren kişi, o sadakayı ve zekatı veren asıl mal sahibi kadar ecir ve sevap kazanır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا أنفقت المرأة من بيت زوجها غير مفسدة، كان لها أجرها بما أنفقت، ولزوجها أجره بما كسب، وللخازن مثل ذلك، لا ينقص بعضهم من أجر بعض شيئا. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir kadın, israf etmeden kocasının evindeki mallardan infak ederse (hayır yaparsa), infak ettiği için sevap kazanır." Yani kocasının malından israf etmeden, kocasını zarara sokmadan hayır hasenat yapan kadına sevap vardır. Kocası da o malı kazanmış olmasından dolayı aynı şekilde sevap kazanır. Aynı zamanda o malı koruyup kollayan haznedara da benzer bir sevap verilir. Yani zekat memuru veya o sadakayı alıp hak sahiplerine ulaştıran kişinin kazandığı sevap da aynıdır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Bu üç kişinin kazandığı sevap, birbirlerinin sevabından hiçbir şey eksiltmez. Hepsi aynı amele ortaktır; birine sevap verilmesi diğerinin sevabını azaltmaz, hepsi aynı sevabı kazanmış olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إنما أنا مبلغ والله يهدي، وإنما أنا قاسم والله يعطي. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem, "Şüphesiz ki ben sadece bir tebliğ ediciyim." buyuruyor. Yani Allah'ın emirlerini insanlara ulaştırmakla görevlidir. Hidayet veren ise Allah'tır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem sadece tebliğ eder; bunun sonucunda hidayet, bizzat Allah'tandır ve O'nun nasip ettiği kişilere ulaşır. "Ben yalnızca taksim ediciyim (Kasım'ım)." Hakiki veren ise Allah'tır. Yani elindeki maldan bir hayır yaptığında, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem de buyurduğu gibi, sen sadece bir vasıtasın. Asıl veren Allah'tır, seni sadece buna aracı kılmıştır ve sen bu aracılıktan dolayı sevap kazanırsın. Yani verdiğin zaman, Allah bu güzel ameli sana nasip etmiş ve sen de sevaba nail olmuş olursun. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أنا أبو القاسم، الله يعطي وأنا أقسم. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem künyesi aynı zamanda Ebu'l-Kasım'dır. O, "Ben Ebu'l-Kasım'ım." buyuruyor. Ebu'l-Kasım; taksim eden, paylaştıran anlamına gelir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem, "Allah zekat malını veya ganimeti verir, ben de aranızda taksim ederim." buyuruyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما أعطيكم من شيء ولا أمنعكموه، إن أنا إلا خازن أضع حيث أمرت. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Ben size kendiliğimden ne bir şey verebilirim ne de sizi ondan menedebilirim." "Ben sadece emrolunduğum şekilde hareket eden bir haznedarım." Gerçekten de Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem elinde hiçbir mal biriktirmezdi. Ertesi güne bir şey bırakmaz, hepsini hak sahiplerine dağıtır ve verirdi. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: العامل بالحق على الصدقة كالغازي في سبيل الله عز وجل حتى يرجع إلى بيته. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İşini adaletli bir şekilde yapan zekat memurunun sevabı, evine dönünceye kadar Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabı gibidir." Eskiden gidip sadaka ve zekat toplayan özel memurlar vardı. Günümüzde tam anlamıyla böyle memurlar olmasa da, verilen zekatı emanet bilip hak sahiplerine ulaştıran güvenilir insanlarımız var. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem ve sonrasındaki halifeler döneminde görevliler, "Şu memlekete gidecek, zekat memuru olarak zekatları toplayıp getireceksin." diyerek gönderilirdi. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem, o kişinin yola çıktığı andan itibaren cihada çıkmış gibi sevap kazanacağını buyuruyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: المعتدي في الصدقة كمانعها. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Zekat işlerinde haksızlık yapan kişi, onu hiç vermeyen kişi gibidir." Yani zekatın hak sahibine ulaşmasını engelleyen kişi, zekatını vermemiş sayılır. Böylece o da günaha girmiş olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا إسعاد في الإسلام، ولا عقر، ولا شغار في الإسلام، ولا جلب في الإسلام، ولا جنب، ومن انتهب فليس منا. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İslam'da ağıt yakma, mezarın üzerinde kurban kesme, şigar, zekat mallarını memurun ayağına götürme (celep) veya memurun alması için zekat mallarını uzağa götürüp saklama (cenep) yoktur." "Yağma yapan da bizden değildir." Yani zekat ibadeti başta olmak üzere her şeyin bir usulü ve adabı vardır. Bu sebeple, İslam'da ölünün arkasından ağıt yakmak uygun görülmemiştir. Aynı şekilde mezar üzerinde kurban kesmek de caiz değildir. Zekat memurunun görevini ifa etmesinin ve zekatın toplanmasının da belli usulleri vardır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا جلب ولا جنب ولا شغار في الإسلام. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İslam'da zekat mallarını zekat memurunun ayağına götürme (celep) veya memurun alması için bütün zekatlarını bir yerde toplama (cenep) ve şigar yoktur." Bunlar fıkhi ince detaylardır. Günümüzde zaten bu tarz uygulamalar pek kalmamıştır. Onlar geçmiş dönemlerdeki uygulamalardı. Şimdi zekatını veren veriyor; vermeyenlere de inşaAllah Allah akıl, fikir ve hidayet nasip etsin.

2026-05-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلۡبَيۡتِ مَنِ ٱسۡتَطَاعَ إِلَيۡهِ سَبِيلٗاۚ (3:97) Mübarek hac aylarına girdik. Allah Azze ve Celle, İslam'ın şartlarından biri olarak hacca gidebilecek, imkânı olan insan için haccı farz kılmıştır; onu yapması lazım. Tabii kolay gözükür ama zorlukları var. Hem oraya izinle giriliyor. Gidebilenler bu yüzden mahdut sayıda insanlardır. Onun için herkesin, yapabilen, sıhhati yerinde, parası olan kişinin bunu yapması lazım. Bu bir farzdır. Farz olanı ertelersen, daha sonra yapabilir misin, yapamaz mısın, o belli olmaz. Ama şimdiden niyet edip de bir adım atsan, Allah Azze ve Celle senin niyetine göre o farzını kabul etmiş olur ve o farz sırtından düşmüş olur. Yok eğer, "Nasıl olsa daha sonra yapacağım, şimdiden niyet etmeyeyim" dersen, o vakit hem farzı yapmamış olursun hem de büyük sevaplardan mahrum olursun. Orada kılınan bir namaz bile, bütün ömründeki namazlar kadar sevap kazandırır. Oruç tutmak orada zaten zor ama farz namazları Kâbe'de kılacaksın. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidinde, Mescid-i Nebevî'de kılacaksın. Bunların her birisi hem manevi bakımdan hem maddi bakımdan bir ömre bedeldir. Onun için bu farzı yapmak, bütün farzları yerine getirmek müminin faydasınadır. Sırf sevap kazanmaktan ziyade, Allah'ın emrini yerine getirmiş ve O'nun misafiri olmuş oluyorsun. Onun için Allah hepimize gitmeyi nasip etsin. Gidemeyenlere, yapamayanlara da kolaylık versin. Çoğu insan yapmak ister ama çeşitli maniler var. Çeşit çeşit engeller var. Onun için niyet etmek mühimdir. "Allah rızası için haccetmeye niyet ettim, imkân olunca, vakit bulabilince gideceğim" desin. Böylece o farz hiç olmazsa sırtından insin. Bu özellikle erkekler içindir. Hanımlar için zaten daha değişik durumlar, usuller ve şartlar vardır. Onlara daha fazla müsamaha vardır. Onun için erkekler daha fazla niyet etsin ki, o niyetle Allah hepimizi affetsin inşaAllah.

2026-05-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Yessiru vela tuassiru. Kolaylaştırın, zorluk göstermeyin. İşlerinizde hem dünya işi için hem ahiret için kolaylık gösterin ki din insanlara ağır gelmesin. Zor dediği şey aslında kolaydır ama ona zor gelir. İbadet zor gelir, iyilik yapmak zor gelir. Öteki türlü ibadet yapmamak, kendi kafasına göre istediklerini yapıp istemediği şeyi yapmamak o kolay gelir. Kendi kendine "bu olur, gerekmez başka bir şey" diye çok insan bu hal üzerinedir. Zorluk insanları hayırdan uzaklaştırır. Dünya işi de aynı şekilde. Bir şey yapacaksın, onu kolay senin bildiğin şekilde yap. İnsanlarla olacaksın, onların hallerine göre hitap edeceksin. Onların anlamadığı şeylere hitap edersen seni anlamaları zor olur. Zorlanınca senden uzaklaşır, kendi kafalarına göre bir şeyler yaparlar. Onun için kolaylık olması lazım. Alışverişte kolaylık olsun. Aile içinde kolaylık olsun. Çoluk çocuğunla tabi bazı yerlerde hududu, yapılacak şeyi göstermek olur. Bazı yerlerde ise daha yumuşak olabilir. Namaz için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, çocuk yedi yaşına girdi mi ona namazı söyleyin gelsin kılsın, on yaşına geldi mi muhakkak kılsın diyor. O zorluk zor değil, yavaş yavaş öğrenip hayatı boyunca namazı bırakmadan o yol üzerine gider. Oruç da aynı şekilde. Bütün ibadetler aynı şekilde. İnsanlarla iyilikle geçinmek, yalan söylememek, insanlara eziyet etmemek, kandırmamak; bunların hepsi güzel huylar ve kolaylık olarak sayılır. Aksi olup da insanlara eziyet etmek, emanete hıyanet etmek ve diğer şeyler ise kötülük ve zorluk çıkarmaktır. Aldığını vermemek zorluktur. Aile içinde geçinmemek o da zorluktur. Her şey iyilikle olsun, güzellikle olsun diyor Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem insanlığa örnektir; sırf Müslümanlara değil, bütün insanlığa örnektir. Onun yolu güzel yoldur, insanlık yoludur, insanlığın mutluluk yoludur. Allah o yoldan ayırmasın hepimizi inşaAllah.

2026-05-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُۥ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ (9:105) "Hayırlı işler yapın, iyi ameller yapın." buyuruyor Allah Azze ve Celle. Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, müminler o yaptığınız hayırlı amelleri, işleri görecektir. Ondan sonra şehadet âlemine, gayb âlemine döneceksiniz. Orada yaptıklarınızın hepsi âşikâr olacak. Gayb âlemi dediği; ölümden sonraki zamandır, vakittir. Onu şimdi yaşarken göremez insan. Ölünce artık onlar görüneceği için, gayba iman demek odur; görülmeyene imandır. O vakit yaptıklarınız ne varsa; iyiyse sevabını kazanacaksınız. Kötüyse cezasını çekeceksiniz. Onun için yaşarken gayba inanıp, iman etmek lazımdır. İman mühim bir şeydir. İnsan Müslüman olur, mümin olamaz çoğu insan; iman asıl budur. Allah'a teslim olmak, Allah Azze ve Celle'ye teslim olmak, O'ndan gelen her şeye razı olmaktır. İman budur. Şimdiki âlemde Müslümanların çoğunda iman yok. Niçin? Çünkü mürşitleri yok, yol gösterenleri yok. Herkes kendi kafasına göre; "Ben Müslümanım, ben böyle biliyorum, böyle okudum yahut bana böyle söylediler." diyor. O, iman değildir o. İman, tarikat yolundan gelir. Tarikat, iman yoludur. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur, onun gösterdiği güzel yoldur, insanlara faydalı olan şeydir. Mühim olan bir şeydir. Bazı insanlar Müslüman oldukları hâlde, "Tarikat yoktur, tarikat gerekmez, tarikat lüzumsuzdur." diyen çok bu zamanda. Tarikatın nedir zararı? Büyük zararı vardır tarikatın. Şeytana karşı zararı olur. Şeytanın yolunda olanlara zararı vardır. Çünkü onlar imansızlık istiyorlar; tarikat imanı kuvvetlendiriyor Allah'ın izniyle. Allah yardım etsin. Hak yolda olalım inşaAllah. Allah O'nun yolundan ayırmasın.

2026-05-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle, insanoğlunun yaratılışında her türlü hissi yerleştirmiştir insanın içine. İçindeki iyiliği de kötülüğü de Allah Azze ve Celle yaratmıştır. Ardından insanlara peygamberler göndermiştir ki iyiyi ve kötüyü ayırt edebilsinler. İyilik yapsınlar, salih ameller işlesinler diye, kötü amellerden uzak dursunlar diye peygamberler göndermiştir. Ama insanoğlunun nefsine daha hoş gelen şey kötülüktür. Salih amel işlemek zor gelir kendisine. Kendisine faydası olmayan işler onun hoşuna gider. Sürekli onları yapar, onlarla uğraşmaya çalışır. Çok daha kolay gelir bunlar kendisine. Ama ondan sonra bunların da bir hesabı vardır. Verilecek dünyada da bir hesabı vardır, ahirette de bir hesap vardır. Dünyada salih amel işlemeyen, kötülük yapan, günah işleyen insan bunun cezasını görüyor. Herkes görür bunu ama bir türlü ibret alamazlar, almazlar. Nefisleri çünkü daha ağır basar ona. "Şimdi yapalım da..." derler yahut alışmış olurlar artık. Bir alışkanlık hâline gelir; günahı ve sevabı aynı kefeye koyarlar. Günahı rahatça işlerler, sevap işlemek konusunda ise tembellik ederler, işlemezler. Onun için Allah Azze ve Celle'nin emirleri, insanoğlu için en faydalı olan şey odur. Hem dünyada faydalı olur hem ahirette faydalıdır. Günaha bir örnek, işte mesela kumar. O büyük bir günahtır. Bunu yapan kişi dünyada, ahiretten önce o cezasını bulur. Kumarcı... Hayatta zengin olmuş bir kumarcı bulunmaz. Bütün malı, mülkü, serveti elinden gider. Bir de üstüne üstlük ahirette çekeceği o cezası vardır. Günah işledi diye... Büyük günahlardandır. O kumar sıradan bir günah değil, büyük günahlardan sayılır. Onun için çok dikkat etmek lazımdır. Günah olan ne varsa elimizden geldiği kadar ondan uzak duralım inşaAllah. Salih amel işlemiyorsan bile, en azından günahtan uzak dur. Allah yardımcımız olsun, nefsimize galebe çalalım inşaAllah. Allah hepinizi mübarek kılsın, cuma günümüz mübarek olsun.

2026-04-30 - Lefke

"İdhalü's-sürûr fî kalbi'l-mü'min", inşaAllah Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifi; "Müminin kalbine bir ferahlık koymak, Allah'ın sevdiği şeylerdendir." diyor. Allah'a şükür bu yolculuk hem bize hem ihvanımıza ferahlık oldu, güzellik oldu, sevinç oldu. Ne sevinci? Allah rızası için. Allah'ın rızasını talep ediyorlar. Onun için Allah onların da kalplerine ferahlık veriyor, güzellik veriyor. Bu başka bir şeyde bulunmaz. Dünyaya dair başka hiçbir sevinç kalbe girmez. Kalbe giren, Allah Azze ve Celle'nin sevgisi ve Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) sevgisidir. Öteki sevgi, ferahlık veya mutluluk, sadece nefse hitap eden şeylerdir. Onlar da makbul değil, sahtedir. Esas ferahlık, kalbe inşirah veren şey; Allah, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve salih kulların sevgisidir. İnsanın kalbine hakiki mutluluk veren işte odur. Maşallah, bu Allah rızası için yapılan bir yolculuktu. Bizim de kalbimize ferahlık oldu, onların da kalbine ferahlık oldu inşaAllah. Allah bütün ihvanlarımızdan razı olsun; ikram ettiler, ellerinden geldiği kadar beraber oldular. Allah onların da ecirlerini versin, hepimize dünya ve ahiret saadeti nasip etsin inşaAllah.