السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
İslam dini, ahlak dinidir.
Güzel ahlak dini, insanlara iyilik yapma dinidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın hadisleri insana birer derstir.
İnsan gibi yaşamak isteyen kimseler varsa, onun sözüne kıymet verip emirlerini elinden geldiğince yerine getirir.
Yapamazsa Allah affetsin; fakat bilerek tersini yapmak, insanın kendi zararına olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem mübarek sözlerinden birinde: "El-müsteşâru mü'temen" buyuruyor.
Sana danışan, gelip senden nasihat veya fikir almak isteyen, istişare eden kimseye hainlik yapmamak gerekir.
Bildiğin bir şey varsa onu doğru söylemek lazım.
Mesela: "Bu insan nasıldır?"
"Bu adam bizim akrabaya talip oldu."
"Acaba huyu suyu nasıldır?"
Çünkü her işte, hele ki evlilik meselesinde araştırmak gerekir.
"Bu adamı nasıl bilirsiniz?" diye sorulduğunda;
"Bana göre iyi bir insan; namazında niyazında, kimseye zararı dokunmaz" dersin.
Şayet bu adamın ciddi kusurları varsa, o vakit bunları söylemek gıybet sayılmaz.
Çünkü kişi seninle istişare ediyor.
Senin de bildiğini olduğu gibi söylemen gerekir.
Çünkü bu bir emanettir.
Emanete sadık kalmak adına: "Bu adamın şöyle şöyle kusurları var" dersin.
Küçük kusurlar mühim değil elbette; ancak kumar, içki gibi büyük zaafları varsa bunu bildirmelisin.
Bunu söylemek caizdir, gıybete girmez.
Zira o insan sana danışmaktadır.
Yahut "Bir ortaklık yapacağız, bu iş nasıldır?" diye sorarlar.
"Bu işin şöyle bir faydası var, şöyle de bir riski var" diye izah edersin.
Yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, her hususta istişare edene daima doğruyu söylemek gerektiğini buyuruyor.
O insan sana güvenip kendini emanet etmiştir.
Biliyorsan söylersin; bilmiyorsan da "Bilmiyorum kardeşim" dersin.
"Kusura bakma, benim bu işten haberim yok."
"Sen yine araştır, başkasına sor" demek de o emanete riayet etmektir.
Biri danıştığında bilmediğin konuya "Bilmiyorum" diyeceksin.
İlla her şeyi bileceksin diye bir şey yok; kimse her şeyi bilemez.
Danışana: "Bu benim alanım değil, anlamadığım bir konu; başkasına sor" dersin.
İşte bu da İslam'ın dünya ve ahiret için yol gösteren, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın tavsiye ettiği güzel edeplerdendir.
Hayatımızda, doğduğumuz andan mezara kadar her şey İslam'da bir nizam ve intizam içindedir.
Onun için İslam dininin yolundan giden insan kazanır.
Uymayan da kendisi bilir.
Allah hepimizi o güzel yoldan ayırmasın; elimizden geldiğince bildiklerimizle amel edelim inşaAllah.
2026-10-06 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِذَا أُعْطِيتَ شَيْئًا مِنْ غَيْرِ أَنْ تَسْأَلَ فَكُلْ وَتَصَدَّقْ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İstemeksizin, dilenmeksizin sana bir şey verildiği zaman ondan ye ve başkalarına da ikram et."
Yani verilen şeyi reddetmeyin.
Bir şey istemeden, yani dilenmeden geldikten sonra o sana helaldir; sen onu yersin, sadaka da verirsin, oradan hediye de verirsin.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «مَا آتَاكَ اللَّهُ مِنْ هَذَا الْمَالِ مِنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ وَلَا إِشْرَافٍ فَخُذْهُ فَتَمَوَّلْهُ أَوْ تَصَدَّقْ بِهِ، وَمَا لَا فَلَا تُتْبِعْهُ نَفْسَكَ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sen istemediğin ve göz dikmediğin halde Allah sana bir şey verirse, onu alıp mal edin veya tasadduk et; böyle olmayan bir mala da canın çekmesin."
Yani bu Allah'ın verdiği bir rızıktır; bir yerden hediye gelmiş veya başka bir şey olmuş, bir para yahut bir mal gelmiş... Sen istemeden, yani "Bunu alacağım." demeden eline gelirse, "Onu malın gibi kullan." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Ama böyle olmayan şeylere canın çekmesin; başkasının malına da göz dikme.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مِنْ هَذَا الْمَالِ شَيْئًا مِنْ غَيْرِ أَنْ يَسْأَلَهُ فَلْيَقْبَلْهُ، فَإِنَّمَا هُوَ رِزْقٌ سَاقَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Kendisi istemeden Allah kime bir mal verirse, onu kabul etsin."
"Nedir, ne değildir?" diye fazla sormaya gerek yok; madem sana gelmiş bu mal, "Onu kabul et." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Çünkü bu, Allah'ın kendisine göndermiş olduğu bir rızıktır.
O da Allah'ın bir rızkıdır; bir vesile oldu, o rızık sana geldi.
Onun için fazla şey yapmaya gerek yok; "Almam, etmem." deme. Onu al, kullan, sadaka ver; her şeyi yapabilirsin onunla.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «مَا آتَاكَ اللَّهُ مِنْ أَمْوَالِ السُّلْطَانِ مِنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ وَلَا إِشْرَافٍ فَكُلْهُ وَتَمَوَّلْهُ»
Şimdi Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor: "Sen istemeden ve ona göz dikmeden Allah sana sultanın mallarından verirse, onu al, ye ve mal edin."
Yani devletten sana bir şey geldi; sultan yok tabii şimdi de, devlet bazen ikramiye verir insanlara. Onlar da soruyor: "Ne yapacağız bunu? Alalım mı, almayalım mı?"
Sen istemedikten sonra madem geldi, "Al." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Onu kendi malın gibi kullan, ye ve mal edin.
Ama kalkıp da "Ben bunu isterim!" diye kıyamet koparıp, "Bana da verin, şu aldı, bu aldı!" deyince o başka mesele; o olmaz.
Allah gönderdi mi al; ama kalkıp da kıyamet koparıp, "Ben de isterim, şu, bu!" demek... o tabii ki olmaz.
Onun bir faydası olmaz.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِحَقِّهِ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلَا يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Bu mal..." yani insanın her türlü malı; altın, para, çekici ve tatlıdır.
Yani herkes ondan ister; çekicidir, tatlıdır.
"Kim onu hak ile, gönül hoşluğuyla alırsa, o mal kendisi için bereketli kılınır."
Yani helalinden alırsa, o mal kendisine bereketli olur.
"Kim de o mala göz dikip tamah ederek alırsa, o bereketli kılınmaz."
Yani arsızlık yapıp da o malı zorla alırsan bereketli olmaz.
Bereketli olmayınca da bir fayda etmez.
"Bu kişi yiyip doymayan birine benzer."
Hani bazı insanlar yer yer doymaz ya, "Patlayana kadar yer." derler; işte başkasının malına göz diken insan da böyledir.
"Veren el, alan elden üstündür." diyor.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «الأَيْدِي ثَلَاثَةٌ: فَيَدُ اللَّهِ الْعُلْيَا، وَيَدُ الْمُعْطِي الَّتِي تَلِيهَا، وَيَدُ السَّائِلِ السُّفْلَى، فَأَعْطِ الْفَضْلَ وَلَا تَعْجِزْ عَنْ نَفْسِكَ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Eller üç kısımdır: En üstün olan Allah'ın elidir..."
En üstte, en üstün olan el Allah Azze ve Celle'nin elidir.
En üstün eldir ki hakiki veren O'dur.
Her şey Allah'ın elinden geliyor; en üstün olan hakikatte O'dur.
Sen ondan sonra bir vasıta oluyorsun.
Ondan sonra aracı olup da verenin eli gelir; yani o ikinci el, veren el de üstündür.
Ondan sonra dilenenin alçak eli gelir.
"Malın fazla olanını ver; vermemezlik etmek suretiyle nefsine yenilme."
Fazla malın varsa sadaka verebilirsin; nefsine yenilip de "Vermeyeyim." demeyin diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ»
Yine Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Veren el, alan elden daha üstündür."
Yani veren el, daima alan elden daha üstündür.
"Vermeye önce bakmakla mükellef olduklarından başla." diyor.
Yani bir şey vereceksen ilk başta ailenden, akrabandan, komşundan başla; "Onlara ver, onlardan başla." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِذَا أَتَاكُمُ السَّائِلُ فَضَعُوا فِي يَدَيْهِ وَلَوْ ظِلْفًا مُحْرَقًا»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir dilenci bir şey istemek üzere size geldiğinde, yanık bir hayvan tırnağı, paçası dahi olsa eline veriniz; boş çevirmeyiniz."
Dilenen dileniyor, o kendisi bilir ama sana geldi mi boş çevirme derlerdi.
Şeyh Baba da devamlı: "Bir şey verin bunlara, yani boş çevirmeyin." derdi.
Tabii Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, en küçük bir şey dahi olsa verin diyor.
Şimdi bazen dilenciler beğenir beğenmez, o mühim değil; sen elinden geldiğince az bir şey de olsa boş çevirme; ister beğensin, ister beğenmesin.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِذَا دَخَلَ عَلَيْكُمُ السَّائِلُ بِغَيْرِ إِذْنٍ فَلَا تُطْعِمُوهُ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir dilenci yanınıza izinsiz girdiği zaman, ona yemek yedirmeyiniz."
Yani her şeyin bir adabı, usulü var.
Bunu da muhakkak ihvanların bilmesi lazım.
Her şeyin bir adabı, bir usulü var.
Geleceksen, gireceksen müsaade isteyeceksin, izin isteyeceksin.
İzin verilmeyince kıyamet koparmayacaksın, kapılara vurmayacaksın.
Vermedilerse vermediler.
Böyle izinsiz giren için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Yedirmeyiniz." diyor.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِذَا رَدَدْتَ عَلَى السَّائِلِ ثَلَاثًا فَلَمْ يَذْهَبْ فَلَا بَأْسَ أَنْ تَزْبُرَهُ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Senden bir şey isteyen dilenciye üç defa mazeret belirtip bir şey veremeyeceğini söyleyerek geri çevirdiğin zaman gitmezse, onu azarlamanda bir sakınca yoktur."
Yani bu durumlar da olabiliyor.
İslam dini ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği yol çok güzel.
Adamın imkânı yok, müsait değil.
"Olmuyor." diye anlatıyor, öbürü ısrarla üstüne geliyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Üç defa söyledikten sonra gitmezse kovabilirsiniz." diyor.
Yani her şey edepsizin istediği gibi olmaz; her şeyin bir edebi olur.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَعْطُوا السَّائِلَ وَإِنْ جَاءَ عَلَى فَرَسٍ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Bir at üzerinde gelse bile dilenciye istediğini veriniz."
Yani bir şey veriniz; atla da gelse, arabayla da gelse bir şey ver. Beğenir beğenmez, kendisi bilir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُبْغِضُ السَّائِلَ الْمُلْحِفَ»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah Azze ve Celle, ısrarla isteyen dilenciyi sevmez."
Çoğu zaman dilenciler öyle ısrar ederler; kovarsın gitmez, yapışır kalır.
Onlara Allah buğzeder, onları sevmez.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «ثَلَاثٌ أُقْسِمُ عَلَيْهِنَّ: مَا نَقَصَ مَالٌ قَطُّ مِنْ صَدَقَةٍ فَتَصَدَّقُوا، وَلَا عَفَا رَجُلٌ عَنْ مَظْلَمَةٍ ظُلِمَهَا إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا عِزًّا فَاعْفُوا يَزِدْكُمُ اللَّهُ عِزًّا، وَلَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ مَسْأَلَةٍ يَسْأَلُ النَّاسَ إِلَّا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ بَابَ فَقْرٍ»
Bu da çok mühim bir şeydir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Üç şeyin gerçekliğine yemin ederim..." diyor.
Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in büyük bir yeminidir.
"Hiçbir mal, sadakadan dolayı eksilmez, eksilmemiştir."
Sadakadan, zekâttan mal eksilmez.
Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifi ve yeminidir.
En doğru olan Sadıku'l-Masduk Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Sadakadan, zekâttan dolayı param azaldı diyemezsin." buyuruyor.
"Sadaka veriniz." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
"Bir kul kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, Allah mutlaka bununla onun izzetini artırır."
Yani bir insana haksızlık yapılmış ve o yine de affetmişse, muhakkak Allah onun izzetini artırır, onu yüceltir.
"Affedin." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
"Allah da sizi aziz kılsın. Bir kimse kendisine dilencilik kapısını açarsa, Allah ona mutlaka bir yoksulluk kapısı açar."
Yani dilencilik yapan insan muhakkak fakir düşer.
Onun için dilencilikten uzak durmak lazım.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «ثَلَاثٌ أَعْلَمُ أَنَّهُنَّ حَقٌّ: مَا عَفَا امْرُؤٌ عَنْ مَظْلَمَةٍ إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا عِزًّا، وَمَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ مَسْأَلَةٍ يَبْتَغِي بِهَا كَثْرَةً إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ بِهَا فَقْرًا، وَمَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ صَدَقَةٍ يَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ تَعَالَى إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ بِذَلِكَ كَثْرَةً»
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Şu üç şeyin gerçek olduğunu bilirim..."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunları hak olarak bilir.
"Kişi kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, Allah bundan dolayı mutlaka onun izzetini artırır."
Yani hakarete uğramış, haksızlık görmüş ama affetmiş; bu durum Allah katında onun izzetini yükseltir, Allah Azze ve Celle insanların arasında da onun itibarını artırır.
"Kişi malını artırmak niyetiyle kendisine bir dilencilik kapısı açarsa..."
Parası varken daha da fazla olsun diye ondan bundan para isterse, "Allah bu yüzden mutlaka onun fakirliğini artırır."
Yani "Daha fazla param olsun." derken daha da fakirleşir, elindeki parası da gider.
"Kişi Allah rızasını gözeterek sadaka vermek için kendisine bir kapı açarsa, Allah mutlaka onun malını artırır."
Sadaka malı artırır, sıhhat verir, belayı defeder; her türlü iyilik sadakadadır.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
2026-10-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Ben ilmin şehriyim," der; Hazreti Ali Efendimiz için de "Onun kapısıdır," buyurur.
Demek bütün ilimler Hazreti Ali'de vardı.
O da bütün ilimleri bir, iki kelimede özetledi.
"Re'sü'l-hikme mehâfetullâh."
Bütün ilimlerin, iyiliklerin, nasihatlerin başı Allah'tan korkmaktır.
Allah'tan korkmadıktan sonra her şey olur.
Dünyanın hali zaten böyle.
Allah'tan korkmayı bırak, Allah Azze ve Celle'ye inanmıyorlar da.
Odur bu şeyin sebebi; bu kadar karışıklığın, bu kadar kötülüğün, bu kadar zulmün, her türlü yaramaz işin sebebi Allah'tan korkmamak.
Allah'tan korkan insan kötülük yapmaz.
Allah'tan korkan adam zulmetmez.
Allah'tan korkan adam hırsızlık yapmaz.
Allah'tan korkan adam içki içmez, zina yapmaz, ne kötülük varsa onu yapmaz.
Şimdi bu insanlarda Allah inancı kalmamış.
Bırak korkmasını.
Korkmadıktan sonra ondan sonra da 'Ne için halimiz böyle?' diye söylerler.
Hak ne işte.
Hazreti Ali Efendimiz söylemiş bin beş yüz sene önce, buyurmuş bu güzel sözleri.
Allah'tan korkmadıktan sonra hiçbir ibadet, taat makbul olmaz.
Geçen gün bu ihvanımızın birisi soruyor, 'Nasıl evliya olunur?'
Çünkü bazı insanlar kurs açıyormuş 'Nasıl evliya yapacağız?' diye bu bazı yerlerde.
Evliya Allah'ın dostudur; sen Allah'tan korkarsan Allah da seni sever.
Evliya, veliyullah Allah'ın sevgili kulu demek.
Mesele keramet değil; evliya, Allah'ın sevdiği, O'ndan korkan ve O'ndan hayâ eden insandır.
Allah'tan korkmak; "Huzurunda bu rezil hâle düşmeyeyim," diye O'ndan hayâ etmektir.
Odur mesele.
Yoksa Allah affedicidir.
Allah'tan korkmak dediğimiz utanmak.
Korkması gerekenler asıl zulmedenlerdir; onlar korksun.
Kötülük yapan insanlar Allah'tan korksun.
Ama yine de mağfiret kapısı, af kapısı açıktır.
Allah Azze ve Celle merhametlidir.
İnsan ne kadar kötülük yapmış olursa olsun, tövbe edene yine O'nun affı vardır.
Onun için Allah'tan korkup Allah'a dönmek lazım ki işler iyi olsun.
Başka türlü hiçbir şey bir işe yaramaz.
'Şöyle yapacağız, böyle yapacağız,' diye hiçbir şey yapamazsın.
Allah'tan korkmadıktan sonra hiçbir şey olmaz.
Allah yardım etsin insanlara, Allah hidayet versin hepimize.
2026-10-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
"Yâ eyyühellezîne âmenû in câeküm fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tüsîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtüm nâdimîn." (Hucurât Sûresi, 49:6)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da uyarıyor.
"Herkese inanmayın." diyor.
Hele ki fasık olanlara.
Fasık dediği; yalan söyleyen, dinle fazla alakası olmayan, namaz kılmayan, kendisine güvenilmeyen kimsedir; "Onların sözüne inanmayın." diyor.
Allah Azze ve Celle uyarıyor: Birisi sana bir haber verdiğinde, onunla bir işe kalkışıp başka insanlara zarar verirseniz ve sonra bu haberin doğru olmadığını öğrenirseniz, pişman olursunuz.
Onun için bir haberi nereden, kimden duyduğunuza dikkat etmeniz lazımdır.
Lüzumsuz şeyleri de duymaya gerek yoktur.
Bunu niye söylüyoruz?
Çünkü şimdi durum daha beter oldu.
Eskiden birisi gelir ötekine söylerdi; o da bir iki kişiye söylese, ortaya fazla bir şey çıkmazdı.
Şimdi televizyonu bırakın, herkesin elinde telefon var.
Herkese, "Şöyle yaptım, böyle yaptım, şöyle oldu, bu böyle yaptı, bunlar böyledir, şunlar böyledir" diye diye insanları yalan yanlış yönlendirip düşmanlık çıkarıyorlar.
Zaten günümüz insanı dostluğa, iyiliğe pek meyilli değil.
İster ki daha çok düşmanlık olsun, daha çok kötülük olsun; böyle haberler ister.
Onun için böyle insanları dinlemeye gerek yoktur.
Hiç "Bu ne dedi, şu ne yaptı?" diye dinlemeye de gerek yoktur.
Sen hak olduğunu bildiğin yolda devam et.
Böyle şeylere itibar etme.
Kimsenin lafıyla bir işe kalkışma, hele ki fasıkların lafıyla.
Zaten günümüzde maalesef insanların çoğu fasıktır.
Bunu söylüyoruz.
Fasık dediğimiz; sözünde durmayan, dedikodu yapan ve yalan yanlış konuşan insandır.
Günümüz insanlarının çoğu maalesef böyledir.
Onun için herkesin lafından kendine vazife çıkarma ki başkalarına zarar vermeyesin.
Bir şey duydun mu, hiç duymamış gibi davranmak daha iyidir.
Duydunsa da onu yayma, kimseye söyleme.
En iyisi budur.
Böyle durumlarda yapacağın en iyi şey o haberi dinlememektir.
"Şu senin için böyle söyledi, bu senin aleyhine böyle yazdı, sen şöylesin, sen böylesin" gibi lafları hiç duyma.
Allah'a şükür, biz bu meseleyi çoktan ihvanlara anlattık.
Bazen gelir, "Şeyhim, şu sizin aleyhinize böyle söylüyor, bu böyle söylüyor" derlerdi. Biz de "Hiç söylemeyin." derdik.
Çoğu zaman o lafları taşıyan garipler sonradan pişman olurlar.
Söylemedikleri zaman en azından sonradan mahcup olmuyorlar.
Tövbe ediyorlar, Allah affediyor.
Ama sen gelip de o lafı bize söylersen, kalbimizde o kişiye karşı bir buğz, bir soğukluk oluşacak.
Böylece Müslümanlar arasında muhabbet değil, kötülük doğar.
Onun için Allah'a şükür, biz bunu çoktan söylemiştik.
Allah razı olsun, ihvanlar da bu sözümüzü dinliyor, bize laf getirmiyorlar; ancak kendi aralarında da böyle konuşmamaları gerekir.
Birbirlerinin aleyhine konuşmak, düşmanlık etmek güzel bir şey değildir.
Tarikat, muhabbet ve dostluktur.
İnnemel mü'minûne ihvetün. (Hucurât Sûresi, 49:10)
Müminler ancak kardeştir.
Onların arasına böyle bir soğukluk ve buğz tohumu ekmek güzel değildir.
Onun için "Kim ne dedi, kim ne yaptı?" diye fazla soruşturmayın.
Kimin hatası varsa, Allah affetsin.
Allah affedicidir; doğru yola yönelenleri, tövbe ve istiğfar edenleri affeder.
Allah hepinizden razı olsun.
Allah hepimizi muhafaza etsin inşaAllah.
2026-10-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Duaların çoğu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mübarek sözleridir.
"Allahümme innâ neûzü bike min hızyi'd-dünyâ ve azâbi'l-âhira."
"Dünyada utanç verecek şeylerden bizi koru Allah'ım," diyor.
Utanç... Utanacak insanlar müminlerdir; bir kusur işlerlerse utanırlar.
Mümin olmayan ise her türlü rezilliği yapar.
Her türlü utanılacak, en utanılacak şeyi bile marifet sayar; başkaları da yapsın diye ortalığa saçar.
Hayvanların bile yapmadığı şeyleri yaparlar ve bunu marifet sanırlar.
İşte mümin, "Allah muhafaza etsin," der.
Yani, "Bir hata işledim, bir şey yaptım; Allah bizi dünyada rezil etmesin," diye dua eder.
Çünkü dünyadaki rezillikten sonra ahirette de azabı vardır.
O yaptığı, marifet zannettiği şeyler yüzünden ahirette büyük azaba, cehenneme müstahak olur.
Onun için, utanılacak bir şey yapınca insan tövbe ve istiğfar etmelidir; o zaman Allah onu setreder (örter).
Ama sen millete, "Benim gibi yapın, bakın ben yapıyorum, siz de yapın," dersen; seni taklit eden her insan için sen de ceza alırsın.
Normalde günah işleyince bir günah yazılır.
Sevap işleyince ise on katı yazılır.
Ancak günah bir yazılır.
Fakat başkasını teşvik edip ona da aynı şeyi yaptırırsan, birini daha günaha soktuğun için sana da bir günah daha yazılır.
Bir adamı yoldan çıkarttıysan, sana ekstra bir ceza yazılır.
İki kişiyi yoldan çıkarırsan iki, bin kişiyi çıkarırsan bin ceza alırsın.
İşte bu kural, insanları yoldan çıkarmayı engellemek içindir.
Yani yapılan her türlü utanılacak şeyden muhakkak tövbe etmek ve bu ayıpları setretmek (gizlemek) lazımdır.
Bunları ortalığa yaymamak lazımdır.
Günahın Allah'la senin aranda kalsın ki affedilesin.
Aksi takdirde, bunu marifet zanneden bazı cahil insanlar, "Allah'ın bildiğini kuldan ne diye saklayayım?" derler.
Hâlbuki Allah senin günahını setrediyor.
Kul ise seni setretmez, rezil eder.
Ne yaptıysan hemen oraya buraya, "Bu adam şöyle yaptı, bu adam böyledir," diye yayar.
Onun için insan kendini setrederse, Allah da onu setreder.
Ve Allah affeder.
Bu yüzden Allah dünyada bizi rezil rüsva etmesin.
Ahirette de azabından korusun.
Bu dünyada işlenen günahlardan dolayı ahirette çekilecek azaplar vardır.
Şimdiki zamanda dünyanın en rezil, en utanılacak şeylerini açıkça yapıyorlar.
Bir de bunu marifetmiş gibi ortalığa çıkıp insanlara yayıyorlar.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Bu insanlar çok kötü; şeytanın ve avanesinin şerrinden Allah cümlemizi, çoluk çocuğumuzu muhafaza etsin inşaAllah.
2026-10-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
"Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entümü'l-a'levne in küntüm mü'minîn." (3:139)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Kendinizi başkalarından, kâfirlerden aşağı görmeyin."
Kâfirlere bakıp üzülmeyin; mü'minseniz, Müslümansanız sizin dereceniz daha yüksektir.
Allah indinde insanların ancak imanına göre kıymeti vardır.
Bir kâfirin, isterse bütün dünya onun olsun, hiçbir kıymeti yoktur.
Allah Azze ve Celle katında bütün dünyanın bir sivrisinek kanadı kadar bile kıymeti yoktur.
Bunu iyi bilmek lazımdır.
Günümüzde insanlar, Müslüman dahi olsalar başkalarına özeniyorlar.
Kâfir olan insanların güya daha iyi durumda olduğunu, daha çok şeye sahip olduğunu düşünüyorlar.
Halbuki onların Allah indinde hiçbir kıymeti yoktur; insanın imanın kıymetini bilmesi lazımdır.
Allah indinde kıymetli olan, iman sahibi olandır.
Onun için mü'min üzülmemeli, dert etmemeli ve kendini asla küçük görmemelidir.
Mü'minin Allah indindeki değeri büyüktür; Allah Azze ve Celle sana en büyük kıymeti, yani imanı vermiştir.
Senin kıymetin çok büyüktür.
İmansızların istedikleri kadar malı, mülkü ve kuvveti olsun; Allah katında hiçbir kıymetleri yoktur.
Bu dünya hayatı kısadır.
Onlar dünyada istedikleri kadar böbürlensinler, istedikleri kadar mal toplasınlar; dünya kısadır.
Asıl ebedi olan ahiret hayatıdır.
Ahireti kazanmadıktan sonra bu dünya hayal gibi gelip geçer.
Hayat bir hayal gibi geçip gidiyor.
Baki olan ahirettir, sonsuz olan hayattır.
Bunu bilmeyen hüsrandadır.
Topladığı hiçbir şeyin ona ahirette faydası olmaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi: Dünya bir sivrisinek kanadı kadardır...
Sivrisineğin kendisi olsa ne ifade eder?
Hiçbir kıymeti yoktur. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem dünyanın değersizliğini göstermek için bu güzel örneği veriyor.
Eğer dünyanın Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar bile kıymeti olsaydı, Allah Azze ve Celle kâfire bir yudum su bile vermezdi.
Dünya değersiz olduğu için Allah kâfirlere bu dünyada her şeyi vermiştir.
Onlar da kendilerini her şeye sahip sanarak herkese zulmederler, hiç iyilik yapmazlar.
Bu yüzden mü'min bir Müslümanın, Allah'ın kendisine verdiğine razı olması lazımdır.
Allah onlara en büyük nimeti, yani iman nimetini bahşetmiştir.
Başka hiçbir şey bunun kadar mühim değildir.
İş varmış, iş yokmuş fark etmez; insanın rızkını veren Allah'tır.
Allah rızkı ne zaman ve nasıl takdir etmişse öyle verir.
Elbette sen yine rızkını arayacaksın, sebeplere sarılacaksın; ancak netice Allah'ın takdiridir.
Bugünlerde ortalık karmakarışık; insanlar iş var veya yok diyerek sürekli üzülüyorlar.
Hâlbuki Allah Azze ve Celle, "Üzülmeyin!" buyuruyor.
Eğer mü'minsen üzülmeyeceksin.
Allah imanımızı kuvvetlendirsin inşaAllah.
2026-10-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Lâ darara ve lâ dırâr."
"İslam'da zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur," buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
İslam dini herkes için güzelliktir, iyiliktir, ferahlıktır ve berekettir.
Bu yüzden nefis terbiyesiyle insanın içindeki kötü huyları temizlemesi gerekir...
O huylar temizlendiği vakit, insanın herkese faydası dokunur.
Sadece kendisine değil, herkese bir hayrı dokunur.
Bir iyilik yapıldığında onu artırmak ve devam ettirmek gerekir.
Zarar verecek her türlü şeyden de uzak durmak lazımdır.
İnsan başkasına zarar verirse, aslında kendi nefsine zarar vermiş olur.
Çünkü Allah Azze ve Celle insanı yalnız başına değil, bir arada yaşasın diye yaratmış...
Ve hepsinin rızkını takdir etmiştir.
Biri başkasının rızkına el uzatırsa, öbürü de onunkini alır ve neticede dünya bugünkü bu hâline gelir.
Ortaya kendisinden başkasını düşünmeyen varlıklar çıkar.
Bu zamanın insanları hep böyle; sırf "vay nefsim, hay nefsim" diyerek sadece kendi nefsini düşünürler...
"Ben alayım da başkasına ne olursa olsun," derler.
Fakat sen alırsan başkası da sana aynısını yapar, günün sonunda sen de zarar görürsün.
Hâlbuki herkes birbiriyle iyi geçinse her şey yolunda ve güzel gider.
İslam dini bereket dinidir; her türlü güzellik ve iyilik onda vardır.
"Müslümanız" deniyor ama Müslümanlığın gereği yerine getirilmiyor...
Hiçbirimiz layıkıyla yapmıyoruz.
Hakkını vermiyoruz; en ufak bir güzelliği bile yapmaktan geri duruyor insanlar.
İşte bu yüzden ahvalimiz böyle oluyor.
Ortalıkta iyilikten eser kalmıyor.
Şeyh Baba'nın dediği gibi; her gelen gün, giden günden daha kötü oluyor.
Niçin peki?
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın bu güzel ve mübarek öğütlerini dinlemediğimiz için zarar üstüne zarar geliyor; hiçbir hayır görülmüyor.
Allah yardımcımız olsun.
Allah insanlara hidayet versin ki hem dünyada hem de ahirette huzur bulsunlar.
Ahiret için sabreden elbette kazanır; fakat dünyada da rahat etmek istiyorsan kimseye zarar verme ve kimsenin zarar görmesine yol açma.
Allah yardım etsin de nefsimizi kontrol altına alabilelim inşaAllah.
2026-09-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
"Festekım kemâ ümirte ve men tâbe meak." (11:112)
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu ayet için diyor: "Benim sakalıma ak düşürdü."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in tabii mübarek vücudu insan şeklindedir, insandır; ama Allah Azze ve Celle'nin kelamını kaldırsın diye çok daha fazla kuvvet vardır Peygamber Aleyhisselâm'da.
O sakalında da tek tük böyle beyaz, ağarmış teller var; birkaç tane.
O da bu ayetin ağırlığından.
"İstikamette ol; seninle beraber olanlar da istikamette olsun," diyor Allah Azze ve Celle.
İstikamet mühimdir.
"Doğru yolda doğru gidin," diyor.
"Oraya buraya sapmayın, yoldan çıkmayın," diyor Allah Azze ve Celle.
Bu ağır bir emir olduğu için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem o kadar kuvvetle beraber yine, "Sakalıma ak düştü; yani sakalımın bazı yerlerini beyazlaştırdı," diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Tabii o vakit bile öyleyse, bu zamanda istikamet üzere olmak çok zordur; ama emirdir o.
Emre itaat insana kazandırır.
Emre itaat eden, Allah indinde makbul insan olur; Allah'ın huzurunda sevilen insan olur.
İstikameti bozmak için dünya şimdi her türlü hile, zorluk ve kötülükle insanı yoldan çıkarmaya çalışıyor.
Yoldan çıkmak helak demektir.
Bütün kazandıklarını yitirmek demektir.
Onun için elinizden geldiği kadar istikameti unutmayalım diye bu Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın mübarek sözünü söylemiş Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem:
"İstikamette olun."
Sebat ve istikamet büyük bir nimettir, büyük bir kazançtır.
İnsanoğlu zaten Müslüman olmayınca o mükellefiyeti yoktur.
Müslüman olunca bu mükellefiyet vardır.
Yoksa İslam'ın dışında olanlar istediklerini yaparlar.
Sen Müslümansan bu emre itaat etmeye mecbursun.
Allah kolaylık versin hepimize.
İstikamette olalım inşaAllah.
2026-09-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle Kur’ân-ı Azîmüşşân’da buyuruyor: "Ve 'asâ en tekrahû şey'en ve hüve hayrun leküm ve 'asâ en tuhibbû şey'en ve hüve şerrun leküm." Sadakallâhu’l-azîm. (2:216)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Bazı şeyleri seversiniz, istersiniz; fakat onda sizin için hayır yoktur."
O, sizin için şer olabilir.
"Hayır zannettiğiniz şeyler şer olabilir." diyor Allah Azze ve Celle.
Bazı şeyleri de sevmezsiniz, istemezsiniz;
Fakat onda da sizin için bir hayır olabilir.
Yani her şey göründüğü gibi olmuyor.
Allah Azze ve Celle, insanlara imtihan olsun diye böyle takdir edebiliyor.
Çoğu insan, günümüz insanı gibi "hayırlı olacak" diye bir işe kalkışıyor; fakat sonunda olmuyor, hüsranla bitiyor.
Olmayınca da çok üzülüyorlar.
Halbuki olmadığında "Her şeyde bir hayır vardır." deyip Allah'a tevekkül etmek; hem insanın kendisi için hem de yapacağı işler için hayırlı olur.
İlla ki bazıları gelir: "Şöyle yaptım, böyle yaptım ama işim olmadı." der.
Herkesin her işinin yolunda gitmesi zaten mümkün değildir.
Hayat boyunca her işin rast gitmesi, ancak çok nadir insanlara nasip olur.
Bazen öyle, bazen böyle... Biraz iyi, biraz kötü derken hayat geçip gider.
Allah'a tevekkül edip Allah Azze ve Celle'den hayırlısını istemek müminin şiarıdır.
Başkalarından hayır beklemek insana hiçbir fayda sağlamaz.
Her şeye kâdir olan yalnız Allah Azze ve Celle'dir.
Her şey ancak O'nun iradesiyle olur.
O diledikten sonra her şey gerçekleşir.
Şer de hayra tebdil olur;
Kötülük de iyiliğe dönüşür.
Allah hepimize kuvvetli iman nasip etsin; zira bu devirde herkes muzdarip, herkes ne yapacağını şaşırmış hâlde.
Yapılması gereken şey; Allah'a tevekkül edip Allah Azze ve Celle'den hayrını istemektir inşaAllah.
Allah hepimize hayır kapılarını açsın.
En mühimi de hepimize iman kuvveti versin inşaAllah.
2026-09-29 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين مدد يا رسول الله مدد يا ساداتي أصحاب رسول الله مدد يا مشايخنا
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم التمسوا الخير عند حسان الوجوه
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Hayrı, bereketi güzel yüzlerin yanında arayın." buyuruyor.
Yani yüzleri güzel olan insanlara muhakkak ki Allah hayır vermiştir.
O güzelliği Allah rızası için vermiştir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن الرجل ليطلب الحاجة فيريها الله تعالى عنه فيزويها الله تعالى عنه لما هو خير له فيتهم الناس ظالما لهم فيقول من سيعيني من سيعيني
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Kişi Allah'tan bir şey ister ve Allah, o hacetinin verilmemesinin daha hayırlı olacağını bildiği için onun hacetini gidermez."
Yani insan hayrı ister.
Günümüzde çoğu cahil insan var, "Ben Allah'tan istedim, dua ettim, duam kabul olmadı" diyerek bazıları Allah'a küser, isyan eder.
Böyle cahil insanlar vardır.
Hâlbuki Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah Azze ve Celle'nin, o insanın hacetinin verilmemesi daha hayırlı olduğu için onu vermediğini söylüyor.
Bunun üzerine o kişi insanlara zulmederek onları itham edip, "Kim bana üstün geldi, kim duamın kabulüne engel oldu?" der.
İşte böyle cahiller de duaları kabul olmadığı için başkalarını itham ederler.
Güya onların kabahatiymiş gibi.
Hâlbuki Allah Azze ve Celle'nin onu vermemesi onun için daha hayırlıdır.
Bu ahir zaman insanı için çok mühim bir konudur.
Dua edip de verilmediği vakit, insanın Allah'ın daha hayırlısını, hayırlı bir şey vereceğine inanması lazımdır.
Başkaları hakkında, "Senin yüzünden duam kabul olmadı, bu bana kötülük yaptı, onun için olmadı." diye düşünmemek lazımdır.
Her şeyi Allah Azze ve Celle'nin iradesine bırakmak gerekir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم جزاء الغني من الفقير النصيحة والدعاء
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Zenginin fakirden kazancı, samimiyet ve duadır."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Hem nasihat hem de duadır." buyuruyor.
İnsanın fakir kimseden isteyebileceği şeyler bunlardır.
Fakirden başka ne istenir ki; para istenmez, pul istenmez.
Sadece nasihat ve dua istenir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن الصدقة يبتغى بها وجه الله تعالى والهدية يبتغى بها وجه الرسول وقضاء الحاجة
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor ki: "Sadaka ile Allah'ın rızası gözetilir."
Sadaka verildiğinde Allah rızası için verilir.
"Hediye ile de Resulullah aleyhisselamın rızası ve ihtiyaçların giderilmesi gözetilir."
Yani ikisi de büyük bir faydadır; hem Allah'ın rızası hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemın rızası kazanılır.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن المعروف لا يصلح إلا لذي دين أو لذي حسب أو لذي حلم
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor ki: "Şüphesiz ki iyilik; dindar, soylu, şerefli veya hilm sahibi, yani halim selim kimseden başkasının yanında yerini bulmaz."
Yani iyilik yaptığınızda, o iyiliğin kıymetini dindar, soylu, şerefli veya hilm sahibi; yani sakin, halim selim olan insanlar bilir.
Herkese iyilik yapılır ama iyilikten anlayan az olur.
O iyilik bilenler, şüphesiz ki dindar, Allah'tan korkan ve aileden gelen bir asaletle yapılan iyiliğe kıymet veren asil insanlardır.
Böyle olmayan, dindar ve asil olmayan insan ise ne versen doymaz; verdiğinin kıymetini de bilmez.
"Allah razı olsun" diyerek bir teşekkür bile etmez.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لا تصلح الصنيعة إلا عند ذي حسب أو دين
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor: "Yaptığın iyilik, ancak soylu, şeref sahibi veya dindar kişinin yanında yerini bulur."
Kıymet bilenler onlardır.
Teşekkür ederler, karşılığında verecek bir şeyleri varsa verirler.
Ama böyle olmayan insanlara da sadece Allah rızası için verilir, onlardan bir karşılık beklenmez.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن هذا المال خضرة حلوة فمن أخذه بحقه بورك له فيه ومن أخذه بإشراف نفس لم يبارك له فيها وكان كالذي يأكل ولا يشبع واليد العليا خير من اليد السفلى
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Bu mal," yani insanın elindeki para ve mülk için, "çekici ve tatlıdır." buyuruyor.
Yani mal helal de olsa haram da olsa güzel ve çekici görünür.
İnsanın nefsini cezbeder, insan malı sever.
Fakat elbette salih bir insan helal mal ister.
"Kim onu hakkıyla, gönül hoşluğuyla alırsa, o mal kendisi için bereketli kılınır."
Yani mal helal olduktan sonra bir sakıncası yoktur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Çekici ve tatlı da olsa, helal olduktan sonra ne kadar çok olursa olsun bereketli olur." diyor.
"Kim de o mala göz dikip tamah ederek alırsa, o mal bereketli kılınmaz."
"Nasıl gelirse gelsin" deyip üçkâğıtçılık, dolandırıcılık yaparsa o mal helal olmaz.
İşte görüyoruz, tamahın sınırı yoktur.
Tamahın haddi hesabı yoktur.
İnsanın yedi ceddine yetecek parası olsa yine de ister; helal haram demez, yer.
Allah ıslah eylesin.
Allah, nefsimizin şerrinden bizleri muhafaza eylesin.
İşte ne güzel; hakkıyla elde edilince mal insana bereketli olur.
Aksi takdirde, tamah edilerek alınırsa o mal bereketli kılınmaz, bereketli olmaz.
Burada en mühim şey berekettir.
Bereket; Allah'ın rızası ve Peygamber Efendimiz'in rızasıdır.
"Böyle bir kimse, yiyip de doymayan birine benzer."
İşte tamahkâr kişinin hâli böyledir.
"Veren el, alan elden üstündür."
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن هذا المال خضرة حلوة فمن أصابه بحقه بورك له فيه ورب متخوض فيما شاءت نفسه من مال الله ورسوله ليس له يوم القيامة إلا النار
"Bu mal," diyor, yani para ve her türlü mal, "çekici ve tatlıdır."
İnsanı kendine çeker, kandırabilir ve insana çok tatlı gelir.
"Kim bunu hakkıyla ve gönül hoşluğuyla alırsa," yani o malı helalinden elde ederse, "o mal kendisi için bereketli kılınır."
"Nefsinin istediği gibi Allah ve Resulünün malına dalan nicesi vardır ki kıyamet günü onun için cehennemden başka bir şey yoktur."
Yani malı haramdan, haram yollardan elde ederse, o mal ona kıyamet günü cehennem ateşi olur.
Cehennemde günahlarından temizlenene kadar yanar; Allah muhafaza etsin.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن كنت لا بد سائلا فاسأل الصالحين
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor ki: "Mutlaka bir şey istemek zorunda kalırsan salih kişilerden iste."
Yani başkalarından isteme, çünkü başkalarının malı fayda sağlamaz.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ما الذي يعطي من سعة بأعظم أجرا من الذي يقبل إذا كان محتاجا
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor ki: "Durumu iyi olup da veren kişi, muhtaç olduğu için verileni kabul edip alan kişiden sevapça daha üstün değildir."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, muhtaç olan kişi istemediği hâlde kendisine verileni kabul ettiğinde ikisinin de aynı sevabı kazandığını belirtiyor.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ما المعطي من سعة بأفضل من الآخذ إذا كان محتاجا
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellembuyuruyor ki: "Durumu iyi olup veren kişi, muhtaç olup alan kişiden daha üstün değildir."
Yani Allah Azze ve Celle birini veren kılmış, diğeri de ihtiyaçtan dolayı onu kabul etmiştir.
İhtiyacı olmasaydı kabul etmeyecekti; bu yüzden ikisi de aynı sevabı kazanır.
Allah kabul etsin inşaAllah.