السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Elhamdülillah, bu seferimiz Allah'a şükür güzel geçti.
Mübarek zatları ziyaret ettik.
Bizim meşayihlerimizden on zatı ziyaret ettik.
Onların dışında ulema ve daha pek çok mübarek zat var orada.
Allah'ın hikmetidir ki o bölgeden dünya için çok faydalı insanlar yetişmiş.
İnsanlara hem dünyevi ilimleri hem de manevi ve uhrevi ilimleri; dini, şeriatı ve tarikatı en güzel şekilde öğretip okutmuşlar.
Bir ara o topraklardan bir komünizm dönemi geçti.
Onların hepsini bitirdiklerini zannettiler.
MaşaAllah, biçilmiş otun kupkuru yerden yeniden yemyeşil çıkması gibi, Allah'a şükürler olsun ki yine güzel insanlar, ilim sahipleri, hafızlar ve ulemalar yetişiyor; şeriat, tarikat ve dünya ilimleri eskisi gibi okutulmaya devam ediyor.
Bu, Allah'ın bir hikmetidir.
Allah, Kendi nurunun devam edeceğini buyuruyor.
Hiç kimse Allah'ın nurunu söndüremez, kesemez.
Onun için maşaAllah bu ziyaretimiz çok güzel geçti.
Oradaki mübarek ihvanlarımızın ve o bölge insanının halleri çok güzel.
Çok amel etmeseler bile, sıradan insanlar olsalar dahi dine, dindarlara ve tarikat ehline karşı çok büyük bir hürmetleri var.
Tabii şeytan boş durmaz, yine bir şeyler karıştırmak ister ama inşaAllah bundan sonra onun hükmü geçmez.
İnşaAllah bundan sonra Hak daim olur; çünkü bereket, hayır ve fayda Hakk'tadır.
Allah'ın yolundan gitmek, en güzel yolda gitmektir.
Bu yolun gidişi de güzeldir, sonu da güzeldir.
Allah'a şükür her gittiğimizde hizmetlerin daha da arttığını, insanların dine yönelip Allah'ın emirlerine daha sıkı sarıldığını görüyoruz.
MaşaAllah camiler cemaatle dolup taşıyor.
Yeni camiler inşa ediliyor.
Allah'a şükür, tüm bu gördüklerimiz gerçekten sevindirici şeylerdir.
İnsanı asıl sevindirecek olan şey, Allah'ın yoludur.
İnsanı gerçek manada sevindirecek olan, Allah'ın bahşettiği iman ve İslam nimetidir.
Ahireti bırakıp dünyanın peşine düşen ve sadece dünyaya ehemmiyet veren insanda ne sevinç ne de ferahlık olur; o kişi devamlı bir kaygı ve sıkıntı içinde yaşar.
Oysa Allah Azze ve Celle sana en güzel nimeti bahşetmiş; sana iman vermiş ve doğru yolu göstermiş.
Sen bu yol üzere devam et ki ebedi saadete eresin.
İnşaAllah Allah hiçbirimizi o güzel yoldan ayırmasın.
O mübarek zatların yolu... Dışarıdan bakıldığında sadece 300-500 mübarek zatın kabri görünse de...
Aslında o topraklardan yüz binlerce, hatta milyonlarca mübarek insan yetişmiştir.
Tabii onlar her şeyi sırf Allah rızası için yaptıklarından ne bir şöhret ne de başka bir dünyalık istediler.
Bu yüzden sonları da hayır ve bereket oldu.
Bugün o topraklardan her tarafa bereket fışkırıyor, dört bir yana yayılıyor.
Allah bu bereketi daim eylesin.
Ziyaretlerimiz makbul olsun inşaAllah.
2026-09-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Bugün, inşaAllah Orta Asya'ya, Türkmenistan ve Türkistan bölgesine bir yolculuğumuz var.
Oradan, Allah'ın yarattığı kullarına hidayet vesilesi olan nice insanlar çıkmıştır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yolundan gittikleri için dünyaya ilim, hikmet, güzellik, merhamet ve her türlü iyiliği yaymak onlara nasip oldu.
Hem zahirî hem batınî ilimlerde, maneviyat alanında İslam’a ve insanlığa çok büyük hizmetler vermişlerdir.
Yani hem hadis hem de Kur’an ilmi gibi alanlarda...
Tabii ki tarikat en başta gelir; tarikat olmadan zaten bu kadar hizmet verilemezdi.
Tarikat dediğimiz, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur.
Onlar oradan dünyaya nur saçtılar.
Kılıçtan önce güzel ahlaklı insanları gönderip hidayete vesile oldular ve insanları irşat ettiler.
Demek ki Allah’ın hikmeti oradadır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bir hadis-i şeriflerinde, "Utrukü't-Türke mâ terakûküm" buyurmuştur.
Yani, "Onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın, onları kendi hâllerine bırakın," buyuruyor.
Arapçada "Türk" kelimesi, "bırak" manasına gelmektedir.
Onun için onlar yavaş yavaş bu hizmete dâhil oldular.
Ondan sonra da bin seneden fazla İslam’ı korudular ve insanların hidayetine vesile oldular.
Allah’a şükürler olsun, bize de oralara gitmek nasip oldu.
Daha önce Şeyh Efendi babamızla iki defa gittik.
Üçüncüsünü de aşağı yukarı beş sene önce gerçekleştirdik.
Bu gidişimiz de o mübarek yerlere dördüncü ziyaretimiz oluyor.
Orada pek çok evliya ve sahabe kabri bulunmaktadır.
Tabii ki evliyaların hepsini ziyaret edemedik.
İnşaAllah bu gidişimiz, daha önce gidemediğimiz yerleri ziyaret etmeye vesile olur ve onların feyzine nail oluruz.
Allah seferimizi mübarek eylesin.
Çünkü oralarda da çok güzel insanlar var.
Bizi bekliyorlar.
Bizi uzaktan, ekranlardan takip ediyorlar ancak yakından görmek isteyen pek çok insan var.
Onun için onların da gönlü olsun istedik.
Onlarla Allah rızası için buluşmayı arzu ediyoruz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi: "İki mümin Allah rızası için bir araya gelmek üzere yola çıkarsa, attıkları her adımda bir günahları affolunur, bir sevap yazılır ve dereceleri bir kat yükselir."
İnşaAllah bu ziyaret bunlara vesile olsun ve manevi kuvvetimiz daha da artsın.
Onların da hidayetine vesile olsun.
Orada dini tam bilmeyen ve kandırılmış birçok insan da var.
"İslam budur" diyerek, yanlış yönlendirmelerle tarikatı düşman gören insanlar da var.
İslam'ı gericilik olarak görenler de var.
Niyetimiz, inşaAllah tüm bu insanların hidayetine vesile olmaktır; bu ziyaret hem bize hem de onlara faydalı olsun.
Allah hayırlısıyla gidip gelmeyi nasip etsin, hayırlara vesile kılsın.
Niyetimiz sadece Allah rızası içindir; para pul için değildir.
Yeter ki bu insanların gönlü hoş olsun, her şey güzel olsun.
Allah rızasına nail olalım inşaAllah.
2026-09-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
İnsanın vücudunda 360 tane eklem, mafsal vardır.
Tabii Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah Azze ve Celle'nin bildirmesiyle, yarattığı insanın her şeyini, her zerresini bilir.
Doktorların bilmediğini o bilir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bu eklemlerin her birisi için verilmesi gereken bir sadaka vardır, diyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Sadaka parayla da olur." diyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Yoldaki zarar veren şeyleri; taşı, dikeni, kâğıdı ve benzeri şeyleri yoldan kaldırmak da sadakadır." diyor.
Yani herkesin her gün 360 kez para vererek sadaka vermeye gücü yetmeyebilir.
Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bunları yapmanın sadaka yerine geçeceğini söylüyor.
Hepsinin yerine geçen ise iki rekât kuşluk namazıdır.
Kuşluk namazı, güneş doğduktan yirmi dakika, yarım saat veya bir saat sonra kılınabilir.
Güneş doğduktan belli bir süre sonra kılınan o ilk iki rekât, işrak namazıdır.
Duha olarak da bilinen kuşluk namazı, iki rekâttan on iki rekâta kadar kılınabilir. En azından iki rekât kılınması, vücuttaki tüm eklemler için verilmesi gereken sadakanın yerine geçer.
Yani güne teheccüdle veya sabah namazıyla başlayıp gün boyunca Allah'ın sevdiği, sana faydası dokunacak işlerle meşgul olarak günü yine namazla bitirirsen, bütün hayatın boyunca Allah yolunda olmuş olursun.
Bu hem sana fayda sağlar, vücuduna sıhhat verir -çünkü sadaka sıhhattir- hem de ruhaniyetini yükseltir.
Bu çok büyük bir güzelliktir.
Böylece Allah'ın sevgili kulu olursun.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sevdiği bir kulu olursun.
Ona olan muhabbetin çoğalır, ziyadeleşir.
Çünkü O'nun sünnetlerini yaşamak, O'nun gibi olmaya çabalamak ve O'na benzemektir.
Bizim tarikatımızın ve İslam'ın gayesi de budur.
Peygamber Efendimize tabi olup O'nun yolundan gitmek ve elimizden geldiği kadar O'na benzemeye çalışmak, bir insan, bir mümin için en büyük fazilet ve en büyük güzelliktir.
O'na hürmet etmek de yine aynı şekilde en büyük meziyettir.
O'na hürmet etmeyenlerden Allah bizi muhafaza etsin.
Onların şerleri büyüktür.
Çünkü onlar, seni bu güzel sevaptan ve bu güzel hayattan alıkoyarlar.
Eğer sen de onlar gibi olursan, artık ne söylediğin bir sözün ne de yaptığın bir işin sana faydası dokunur.
Onun için Allah hepimizi muhafaza etsin.
Allah son nefesimize kadar daima O'nun yolundan gitmeyi nasip etsin inşaAllah.
2026-09-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ (11:112)
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu ayet hakkında şöyle buyuruyor:
"Beni kocattı, yaşlandırdı."
Çünkü sana ve seninle beraber olanlara, "istikamet üzere olun" diye buyruldu.
Bunun dışına çıkılamaz, bu yüzden çok büyük bir emirdir.
İnsanların bu emre tâbi olması lazımdır.
Bilhassa Müslümanlar, müminler, herkes bu emre tâbi olmalı ve yoldan ayrılmamalıdır.
"Bir çıkarız, sonra tekrar gireriz" gibi laflar etmesinler.
Yoldan bir kere çıkıldı mı, sonradan tekrar girmek zor olur. Onun için istikamet mühimdir.
İnsanlar güvendikleri kişilere tâbi oluyorlar.
O kişiler yol gösterici gibi görünüyor ama sonrasında yoldan çıkmış oluyorlar.
İnsanlar da "doğru yol budur" diyerek onların peşinden gidiyor.
Böylece o kişi hem insanları yoldan çıkarmış hem de günaha sokmuş oluyor.
Kendisi de günaha girmiş oluyor.
Onun için istikamet mühimdir. İstikamet üzere olan mümin ve Müslüman insana Allah yardım eder, o kişi Allah'ın sevdiği bir kul olur.
Yoldan çıkanı ise Allah sevmez.
Çünkü o kişi hem başkalarına zarar verir hem de kendisine zarar vermiş olur.
Doğru yolda ilerlemelisin.
"Şunu yapayım da insanların daha çok hoşuna gitsin, daha fazla insan toplayayım" diyerek yoldan taviz verilmez.
Bir kere taviz verip ayrıldın mı, yoldan çıkmış olursun.
Hadis-i şerifte, "Fe men şezze, şüzze fin-nâr" yani "Yoldan sapanın yolu cehenneme çıkar" buyruluyor.
Bu hadis-i şerifte de belirtildiği gibi, kim yoldan çıkarsa onun yolu en sonunda cehenneme çıkar. Allah muhafaza etsin.
Onun için başka arayışlara gerek yoktur.
İnsanın nefsine ya da kalabalıklara uyarak yoldan ayrılması iyi bir şey değildir, aksine çok kötüdür.
Çünkü Peygamber'in yolu bellidir.
Aslında zor da değildir; sadece nefse zor gelir.
Nefse ağır gelen şey insana zor gelir, onun için "zor" derler.
İnsanlar her zorluğa katlanırlar ama ibadet ehli olmak, doğru yolda kalmak onlara zor gelir.
Onun için bu, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi ağır bir emirdir ve yerine getirmek lazımdır.
O yoldan ayrılmamak gerekir.
İstikamet dediğimiz şey doğruluktur; her daim doğru olacaksın.
Doğruluktan asla ayrılmayacaksın.
O yolda devam edip sebat edeceksin.
Sebat etmezsen kaybedersin; kazandıklarını da yitirmiş olursun.
Allah bizleri sabitkadem eylesin; istikametten, doğru yoldan, doğruluktan ayırmasın inşaAllah.
Allah yardımcımız olsun.
2026-09-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle, İslâm dinini insanlara bir hediye olarak vermiştir.
En büyük nimet de odur.
İslâm'ın güzelliği, insanın hayatının her dakikasında yer almasıdır.
Onsuz bir hayat güzel olmaz.
Çünkü nizam ve intizam çok mühimdir.
En mühim şey, insanın sabah ibadete başlayacağı vakit temiz olmasıdır; üstü başı temiz, tahareti tam ve ardından abdestli olması gerekir.
Zira abdest olmadan hiçbir ibadet yerine gelmez.
En başta da sabah namazı gelir... Teheccüde kalkamayanlar bile sabah namazına kalkıp güne abdestle başlar; uyanamayan da uyandığı vakit ilk iş abdestini alır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu alehyhi ve sellem'in buyurduğu gibi; abdest suyunun değdiği yüz, el, baş ve ayaklar, kıyamet gününde müminlerin üzerinde parıldayan birer nur olarak tecelli eder ve insanlar arasında böylece tanınırlar.
Başkaları kapkara ve nursuz bir hâlde kalırken; mümin kimse, abdest suyunun temas ettiği her bir azasından yayılan o nurla aydınlanır.
Gündüz vakti de böyledir; insan güne abdest ve namazla başladığında, bir sonraki vakte kadar geçen zamanı aynı şekilde bereketli olur.
Böylece insan, bütün bir gün yani yirmi dört saat boyunca Allah Azze ve Celle'nin huzurunda olur.
Hiçbir dakikası O'ndan ayrı ve gafil geçmez.
Allah'a şükür, bundan kırk seneye aşkın bir süre önce biz de askerlik vazifesi yapmıştık.
Orada yirmi dört saat boyunca tek bir dakikanız bile serbest değildi.
Yatacağınız, yiyeceğiniz, gideceğiniz ve geleceğiniz vakit belliydi.
Gerçi biz bedelli olarak bir ay yaptık; fakat o bir ay süresince onların intizamı altında tek bir dakika bile kendi başınıza serbest hareket edemezdiniz.
Bu durum İslâm'ın intizamına da güzel bir misaldir; askerlik insana hayatın boş ve gayesiz olmadığını öğretir.
Vakti boşa harcamak olmaz.
Her an kıymetlidir ve sabahla başlar; ister teheccüde kalksın, ister ezan vaktinde, isterse uyanabildiği vakit kalksın, uyuyana dek vazifelerini intizamla sürdürür.
Gece istirahate çekilmeden önce de yine aynı şekilde ibadetini yerine getirir, abdestini alır.
Abdestli olarak yatar veya iki rekât namaz kılıp kıyâmü'l-leyl yaparak uyur.
Böylelikle günün yirmi dört saatini bütünüyle Allah'a itaat ve ibadet içinde geçirmiş olursunuz.
İşte o zaman ömrünüz dopdolu ve manalı geçer.
Bazen insanlarımız "Hayatın manası nedir, niçin geldik?" diye sorarlar; işte hayatın asıl manası tam olarak budur.
Siz bu dünyaya kendi keyfinize göre, başıboş bir şekilde gelmediniz.
Allah sizi buraya göndermiş ve vazifenizin ne olduğunu da bildirmiştir.
Size düşen bunu yapmaktır.
Başka bir şey yapmaya gerek yok.
Allah rızkınızı tayin eder, maişetiniz hususunda yapmanız gerekenlere göre sizi yönlendirir.
Elinizden ne geliyorsa, ömrünüzün sonuna kadar Allah'ın emirleri doğrultusunda öylece yaşarsınız.
Huzura bu hâl üzere varabilirseniz en büyük kazanç odur; ömrünüz boşa harcanmamış olur.
Aksi takdirde, günümüzde sıkça duyduğumuz o ifade gerçek olur: "Hayatını kaybetti."
Pek çok insan hayatını kaybediyor.
Boş boşuna geçiriyor.
Ömrümüz boşa gitmesin; hayatımızı kaybetmeyelim, bilakis hakkıyla değerlendirelim inşaAllah.
Allah hepimize yardım etsin.
Bunun idrakinde olmayanlara da hidayet olsun; onlar da hayatlarının kıymetini bilsinler inşaAllah.
2026-09-08 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ جُهْدُ الْمُقِلِّ، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
"Sadakanın en faziletlisi, malı az olanın kendisini zorlayarak verdiği sadakadır."
Yani fakir olanın imkânlarını zorlayarak verdiği sadakadır.
"Harcamaya, geçiminden sorumlu olduğun kimselerden başla," diyor.
Yani kişi fakirdir, sadaka verecektir; sadaka ilk başta kendi ailesine verilir.
Onlara harcadığı şey de kendisi için sadaka sayılır.
En faziletli sadaka budur, diyor.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sadakanın en faziletlisi, ihtiyaçtan fazla olanı vermektir."
"Veren el, alan elden üstündür."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Sadaka vermeye, ilk önce nafakasından sorumlu olduğun aile fertlerinden başla," diyor.
Yani verilecek sadaka, ihtiyaçtan arta kalandır.
Bir ihtiyaç varsa önce o karşılanır, ondan artan ise sadaka olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Veren el, alan elden üstündür," buyuruyor.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ الصَّدَقَةُ عَلَى ذِي الرَّحِمِ الْكَاشِحِ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sadakanın en faziletlisi, size kötülük düşünen akrabaya verilen sadakadır."
Allah ıslah eylesin, günümüzde akrabasına iyilik yapacağı yerde kötülük yapan pek çok insan var.
Buna rağmen o kötülüğü görmezden gelip ona yine de sadaka vermek büyük bir fazilettir.
Nefsini yenip, o sana kötülük yaptığı hâlde sırf fakir olduğu için yine de yardım ediyorsun.
İşte bu, Allah katında en makbul ve en faziletli sadakalardan biridir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ مَا تَصَدَّقْتَ بِهِ عَلَى مَمْلُوكٍ عِنْدَ مَالِكِ سُوءٍ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sadakanın en faziletlisi, zalim bir idarecinin yanında çalışan bir köleye verdiğin sadakadır."
Günümüzde elbette kölelik kalmadı ancak başkalarının yanında çalışan fakir kimseler var.
Makam mevki sahibi kimselerin yanında çalışıp da emeğinin karşılığını almakta zorlanan insanlara verilen sadaka, en faziletli sadakalardandır.
Çünkü o tür işverenler parasını genellikle gereksiz yerlere harcarken, yanlarında çalışan fakir fukaraya haklarını vermezler.
İşte böyle zorba kişilerin yanında çalışanlara verilen sadaka da en faziletli sadakalardandır.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ سِرٌّ إِلَى فَقِيرٍ، وَجُهْدٌ مِنْ مُقِلِّ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sadakanın en faziletlisi, fakire gizlice verilen ve dar gelirli kimsenin imkânlarını zorlayarak verdiği sadakadır."
Yani, alan kişi rencide olmasın diye sadakayı gizlice vermek daha faziletlidir.
Ayrıca imkânı kısıtlı olan kimselerin verdiği sadaka da en hayırlı sadakalardandır.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَرْبَعٌ لَا يُقْبَلْنَ فِي أَرْبَعٍ: نَفَقَةٌ مِنْ خِيَانَةٍ، أَوْ سَرِقَةٍ، أَوْ غُلُولٍ، أَوْ مَالِ يَتِيمٍ؛ فِي حَجٍّ، وَلَا عُمْرَةٍ، وَلَا جِهَادٍ، وَلَا صَدَقَةٍ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Dört yolla elde edilen paranın, dört yere harcanması kabul olmaz."
Yani haram olan şu dört yolla kazanılan parayla yapılan ibadetler geçersizdir:
Birincisi emanete hıyanet etmekten; yani hıyanet ederek haksız kazanç sağlamışsındır.
İkincisi hırsızlıktan; yani hırsızlık yaparak elde ettiğin bir para vardır.
Üçüncüsü kamu malından aşırmaktan; günümüzde devletin veya kamunun malından haksız yere zimmete geçirilen paralardır.
Dördüncüsü yetim malı yemekten; yani bir yetimin hakkını gasp ederek elde edilen paradır.
Bu dört haram yolla elde edilen parayla yapılan hayırlar kabul olmaz. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bunların en mühimlerini şöyle sıralıyor:
Hac: Çalmışsın, yetim hakkı yemişsin, haksızlık yapmışsın ve o parayla hacca gideceksin; o hac kabul olmaz, boşuna gitme.
Umre: Böyle bir parayla umreye de gidilmez.
Cihat: Eskiden cihat için silah almak parayla olurdu; haram parayla cihat da edilmez.
Sadaka: Çaldığın maldan sadaka veremezsin. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bunların hiçbirinin kabul olmayacağını buyuruyor.
Onun için bu parayı ibadete harcayıp sevap bekleme; yapman gereken, o parayı hak sahiplerine iade etmektir ki hiç olmazsa günahtan kurtulasın.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «عَجِبْتُ لِمَنْ يَشْتَرِي الْمَمَالِيكَ بِمَالِهِ ثُمَّ يُعْتِقُهُمْ، كَيْفَ لَا يَشْتَرِي الْأَحْرَارَ بِمَعْرُوفِهِ فَهُوَ أَعْظَمُ ثَوَابًا؟!»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kendi parasıyla köleler satın alıp da onları azat eden kişilere şaşıyorum."
Eskiden tabii kölelik vardı; kişi kendi parasıyla köle alıp azat ediyordu. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Bunlara şaşıyorum," diyor.
"Nasıl oluyor da, sevabı çok daha büyük olduğu hâlde, hür insanlara iyilik yaparak onların kalplerini kazanıp kendilerine bağlamıyorlar?"
Yani köle azat etmek güzeldir ama hür insanlara iyilik yaparsan, sana duydukları minnetten dolayı sana gönülden bağlanırlar.
Gördükleri iyilik karşısında sana derin bir sevgi ve vefa beslerler.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) geleceğe ışık tutuyor. Günümüzde kölelik yok ama iyilik yapabileceğimiz fakir fukara var; onlara yardım ederseniz, size minnettar kalırlar.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «كُلُّ نَفَقَةٍ يُنْفِقُهَا الْمُسْلِمُ يُؤْجَرُ فِيهَا: عَلَى نَفْسِهِ، وَعَلَى عِيَالِهِ، وَعَلَى صَدِيقِهِ، وَعَلَى بَهِيمَتِهِ؛ إِلَّا فِي بِنَاءٍ، إِلَّا فِي بِنَاءِ مَسْجِدٍ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ»
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Müslüman kişi; kendisine, ailesine, arkadaşına ve hayvanına yaptığı her harcamadan dolayı sevap kazanır."
Bunların hepsinden sevap kazanır.
"Ancak kendi evinin yapımı için harcadığı paradan dolayı sevap kazanmaz."
Kendi şahsi evi, oturacağı yer olduğu için bu bir sadaka sayılmaz ve bundan sevap kazanmaz.
"Ancak Allah rızasını gözeterek mescit yapımına harcadığı paradan dolayı sevap kazanır."
Yani insan kendi lüksü için yaptırdığı evden sevap kazanmaz ama bir mescit inşasına destek olursa bundan büyük sevap kazanır.
2026-09-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem... Bir hadîs-i şerif var ya: "Eddebenî Rabbî fe-ahsene te'dîbî."
"Rabbim beni güzel bir edeple terbiye etti, en güzel edebi öğretti."
En güzel edep, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dedır.
Bize bazen olur lakin peygamberlerin hata yapması asla söz konusu olamaz.
Onların sıfatları en mükemmel sıfatlardır.
İnsanlar arasındaki en yüce vasıflar, peygamberlerin sıfatlarıdır.
Onlarda hiçbir eksiklik ve noksanlık bulunamaz.
Ancak bazı hadiseler vuku bulur ki onlar da insanlara ibret ve ders olsun diye meydana gelir.
Mesela Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem hakkında okuduğumuz "Abese ve tevellâ" suresi...
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Allah Azze ve Celle yaptığım bir şeyden ötürü beni ikaz etti" buyurmuştur.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem İslâm'ı tebliğ ederken inkârcı kibirlenip kaşını çatıyor ve yüz çevirip kaçıyor.
Ayet-i kerimede ise, "Sen onun peşine düşüyorsun; oysa sana öğrenmek arzusuyla koşan âmâ bir zat var" buyruluyor.
O zat, Hazret-i Bilâl-i Habeşî gibi Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın ikinci müezzini olan Abdullah İbn-i Ümmi Mektûm'dur.
O zat sana geliyor, sen öyle yapma diye ikaz ediliyor; bütün bunlar ise ümmete edep öğretmek içindir.
Her insana layıkıyla kıymet vermek lazımdır.
Hakikati talep edenden asla yüz çevirmemek gerekir.
İstemeyene de hakkı tebliğ edersin; gelirse gelir, gelmezse kendi bileceği iştir.
Demek ki ona nasip olmuyor.
Bu sebeple, arz ettiğimiz gibi, en yüce ve mükemmel sıfatlar bütün peygamberlerde mevcuttur.
İyilik, güzellik, kudret, cömertlik... Bütün güzel vasıfların kemali peygamberlerdedir.
Lakin maalesef günümüzdeki birtakım kimseler, insanları peygamberlerden soğutmak veya hürmeti kırmak için "Onlar da bizim gibi sıradan birer insandı" diyorlar.
Asla öyle değildir! Elbette insandılar; fakat senin benim gibi sıradan olsalardı, bu zamana kadar ne adları kalırdı ne de sanları.
Onların vasıfları ve mertebeleri pek yücedir.
Geçenlerde bir çocuğun, bizim torunun bir sınavı vardı; orada Mûsâ Aleyhisselâm'ın sıfatlarını sormuşlar.
Seçeneklerin içine "Bu doğru mudur?" diye bir şık koymuşlar: "Merhamet."
Çocuk "merhamet" şıkkını işaretleyince buna "yanlış" demişler.
"Bu bir hatadır" diyerek çocuğun cevabını geçersiz saymışlar.
Yahu, böyle bir şey akıl kârı mıdır?
Mûsâ Aleyhisselâm, Ülü'l-Azm peygamberlerin en büyüklerindendir.
Kendisine risalet verilmiş 313 mürsel peygamber vardır.
Bunların içinden yedisi Ülü'l-Azm olanlar ise en büyük peygamberlerdir.
Merhamet gibi bir sıfatı ondan nefyetmek akla ve edebe sığmaz.
Bu tutum, çocukların zihnine zehir akıtmak ve onları küçüklükten itibaren peygamberlere hürmetsiz yetiştirmektir.
"Mûsâ Aleyhisselâm Yahudilerindir" diyorlar; o Yahudi midir? Asla değildir!
Onların hepsi bizim peygamberlerimizdir.
Hazret-i Âdem Aleyhisselâm'dan bu yana gelen peygamberlerin tamamı İslâm'ın ve bizlerin peygamberidir.
Biz onların hiçbiri arasında ayrım yapmayız.
Lakin bu kimselerin asıl gayesi, işi oraya getirip "Peygamberlerde de noksanlık vardır" dedirtmektir; bütün maksatları budur.
Bu, düpedüz şeytanın kurduğu bir tuzaktır.
İnsan kılığında şeytanlar ve şeytana uyan askerleri vardır ki onlar iblisten bile daha beterdir.
Şeytanın şeytan olduğunu bilirsin; fakat diğeri "Ben Müslümanım, âlimim, koca profesörüm, şu kadar üniversite bitirdim" diyerek bu fitneyi yayar.
Hâlbuki bu tavırdan sonra ilminin hiçbir kıymeti ve hayrı kalmaz.
Bazı hakikatler vardır ki onlardan asla taviz verilemez.
Peygamberlerin hiçbirinde asla bir eksiklik ve kusur bulunmaz.
Sen buradan taviz verirsen, Hak dini tahrif edip bozan günümüz Hristiyanlarının düştüğü duruma düşersin.
Bugün onların en büyük inancı şudur: "Âdem Aleyhisselâm günah işledi, cezasını biz çekiyoruz; o işlemeseydi şimdi cennette rahat rahat yaşayacaktık."
Akıl diye bir şey yok onlarda.
Bir de kalkıp pek akıllıymış gibi millete akıl vermeye cüret ediyorlar.
O akılları kendilerine kalsın!
Tövbe edip Hak yola dönsünler.
Zira bu mübarek peygamberler, milyarlarca insan arasından tek tek seçilerek gönderilmiş zatlardır.
Allah Teâlâ onları bizzat seçip göndermiş ve en güzel sıfatlarla techiz etmiştir.
Cenâb-ı Hak çoluk çocuğumuzu ve nesillerimizi muhafaza eylesin.
Kalplerine fitne sokmasınlar, kimse çocukların imanıyla oynamasın inşaAllah.
Allah imanımıza kuvvet inşaAllah.
2026-09-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (Yûnus Suresi, 62)
Allah Azze ve Celle'nin evliyaları...
Evliya, Allah'a itaat eden insandır.
Allah'ın sevdiği kimsedir.
Herkes evliya olabilir.
Yani o, ulaşılamaz bir şey değildir.
Allah'a itaat eden ve O'nun emrine uyan herkes Allah'ın sevdiği kuldur; evliya dediğimiz de zaten O'nun sevdiği kullardır.
Bazı insanlar zanneder ki artık evliya kalmadı.
Hâlbuki vardır; Allah'ın izniyle O'na itaat edenlerin hepsi sevdiği kullardan olur.
O mübarek insanlar kimseye kötülük yapmazlar.
Hiç kimseye eziyet etmezler.
Allah'ın yolunda selametle yürürler.
Fakat nefis, şeytan, heva ve dünya gibi düşmanları pek çoktur.
Onlar Hak yolunda oldukları müddetçe gönülleri rahattır.
Asıl rahatsız olan şeytandır; onların varlığından son derece rahatsız olur.
Onları yoldan çıkarmak için uğraşır.
Üzerlerine düşmanları kışkırtıp saldırtır.
Lakin onlar Allah ile beraber oldukları için hiçbir korkuları yoktur.
Allah onları bizzat muhafaza eder.
Onlar gibi olmaya gayret etmek lazımdır.
"Nasıl evliya olunur?" diye sorarlar; işte evliyalık tam olarak budur.
Kimseyle lüzumsuz münakaşaya girmezler.
Kendilerine saldıranlara karşılık vermezler.
Onları Allah korur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
Allah Azze ve Celle: "Dostuma kötülük eden, dil uzatan kimseye Ben harp ilan ederim!" buyurmaktadır.
Bu sebeple evliyaların kimseyle çekişmesine gerek yoktur.
İnsanlar ne yaparsa yapsın, onların gerçek hamisi Allah Azze ve Celle'dir.
Onlara savaş açıp husumet besleyen kimse daima hüsrana uğrar.
Zira hiçbir zaman Allah Azze ve Celle'ye karşı galip gelinemez.
Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mübarek beyanıdır.
Bazen ne yazık ki ileri geri, abuk sabuk konuşanlar çıkıyor.
Allah onlara hidayet versin ki ilahi gazaba uğrayıp perişan olmasınlar.
Çünkü onlar bilmeden Allah Azze ve Celle'ye savaş açmış olurlar.
Allah Azze ve Celle onlara asla zafer vermez; akıbetleri daima hüsrandır.
Bu hususta çok dikkatli olmak gerekir.
Çünkü büyük bir fitne zamanındayız.
Büyük fitneler var.
İyi niyetli insanları dahi yoldan çıkarmak için türlü hilelere başvuruluyor.
Bilip bilmeden suizanna kapılıyorlar.
Suizanla ileri geri konuşup her konuştuklarında büyük günahlara sürükleniyorlar.
Böylece Allah'a karşı gelmiş oluyorlar.
Allah muhafaza eylesin.
Buna dikkat etmek lazımdır.
Hayırlı insanlarla bir arada olmak gerekir.
Allah'ın sevdiği kullarla beraber olmak nasip olsun inşaAllah.
Allah hepimizi o kullarından eylesin.
Allah bizleri muhafaza buyursun.
Fitneye düşmeyelim inşaAllah.
2026-09-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"Ahir zamanda ilim azalır, âlim çoğalır."
Bu ne demek?
Yani kendini bir şey zanneden insanlar çoğalır.
İnsanlara yanlış ilimler, yanlış bilgiler verirler; bu da insanları yoldan çıkarır.
"Âlim" geçinen o ulema-i sû' (kötü âlimler) büyük bir vebal altındadır.
Onlardan pek çok var.
Kendi kafalarına göre fetva verirler.
Kendi heva ve heveslerine yahut menfaatlerine göre konuşurlar.
Ahir zamanda, işte şu yaşadığımız devirde durum böyledir.
Herkes aklına ne geliyorsa onu söyler.
Üstelik kendisi de buna inanır: "Ben doğru söylüyorum; baksanıza, insanlar bana danışıyor, 'Ne yapalım, nasıl edelim?' diye soruyor."
Böylece kendisini ağır bir vebal altında bırakmış olur.
Çünkü insanlar onun dediğini yaparsa mesuliyet tamamen ona aittir.
Bu sebeple en büyük âlimler dahi "Bilmiyorum" derlermiş.
Bilmedikleri meseleye doğrudan "Bilmiyorum" derlermiş.
Malikî mezhebinin kurucusu İmam Mâlik Hazretleri'ne sual sormuşlar.
"Buna ne dersiniz?"
"Bilmiyorum" demiş.
Galiba sorulan elli sualden otuz beşine "Bilmiyorum" cevabını vermiş.
Soran kişi hayretle: "Nasıl bilmezsiniz?" demiş.
O da: "Ben vebal altında kalmak istemem; bilmediğime 'bilmiyorum' derim" buyurmuş.
"Bilmiyorum" demek de büyük bir meziyettir, bir fazilettir.
Zira bilmediği hâlde nefsine uyup "Beni cahil sanmasınlar" diyerek cevap veren kimse ağır bir vebal altında kalır.
Bu yüzden bilmediğin bir mesele varsa araştıracak, ehline soracaksın.
Çünkü her konuda gelişi güzel fetva veren, kafasına göre hüküm uyduran çok insan var.
Bunun vebali çok büyüktür.
Ortada akla hayale sığmayacak öyle acayip laflar, uydurma fetvalar ve cevaplar var ki burada saysak akşama kadar bitmez.
Bu sebeple çok dikkatli olmak lazım; vebal altında kalmayın.
Vebal nasıl bir yüktür bilir misiniz?
Üzerinize yüz kilo koysalar ezilirsiniz, beş yüz kilo koysalar büsbütün mahvolursunuz; vebal ise bundan çok daha ağırdır!
Gözünüzle görmüyorsunuz fakat yükü öyle ağırdır ki ahirette bin pişman olursunuz.
Dünyada bir şey soran olursa: "Müftü var ona sor, hocalar var onlara danış" deyin.
Sakın bilmediğiniz meselelere girip de vebal yüklenmeyin.
Miras olur, aile meselesi olur, para pul işi olur... İyice bilmediğiniz hususlara karışmayın; "Bilmiyorum" deyin, geçin.
"Bilmiyorum" derseniz o ağır yükten kurtulursunuz.
Şayet gerçekten biliyorsanız ve faydalanacak insanlar varsa ancak o zaman söylersiniz.
Aksi takdirde, nefsiniz için "Beni ayıplamasınlar" derseniz yanılırsınız; nitekim koskoca İmam Mâlik'e bile şöyle demişlerdi:
"Sen bunca ilminle nasıl bilmezsin, o kadar âlim geçiniyorsun?"
O ise: "Ben vebal altına giremem" diye karşılık vermişti.
Şimdikiler ise hiçbir şey bilmeyen bir cahil cühela takımı... Âlim kisvesiyle millete yol göstereyim derken hem kendilerini hem de milleti yoldan çıkarıyorlar.
Allah muhafaza eylesin.
Allah hepimizi böyle kimselerden ve nefsine uyan insanlardan muhafaza buyursun.
2026-09-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا (2:286)
Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.
Allah Azze ve Celle, insana ancak yapabileceği kadarını teklif etmiştir.
Namaz, niyaz, oruç, zekât ve hac; bunların hepsi insanın kolayca yapabileceği ibadetlerdir.
Allah bunları teklif etmiştir ve herkesin bu farzları bizzat yerine getirmesi gerekir.
Kişi hasta değilse ibadetlerini kendi yapmalıdır. Hasta olduğunda ise dinin sağladığı kolaylıklar vardır, ibadetini ona göre yapar.
Normalde insanoğlu bu ibadetleri çok rahat yapabilir. Hastalık veya başka bir mazeret olması durumu ise farklıdır.
Çünkü insan günlük hayatta bundan çok daha zor işler yapabiliyor.
Aslında ibadetlerin hiçbir zorluğu yoktur; ancak konu namaza gelince tembellik edip kılmıyor.
Bunun dışında, birine söz vereceğin veya bir iş için taahhütte bulunacağın zaman, yapamayacağın şeyler için söz verme.
Mühim olan da budur.
Sen kimseye söz vermeye mecbur değilsin.
Yapamayacağın bir şey için "Yaparım" demek yerine; "Bir bakayım, düşüneyim, bunu yapabilir miyim, sözümden cayar mıyım?" demelisin.
Onun için hemen karar verme.
Karşındakine de boş yere ümit verme.
Aksi takdirde münafık durumuna düşersin.
Çünkü münafığın en büyük özelliği, verdiği sözde durmamasıdır.
Bu sebeple insanlarımızın çoğu hemen atılıyor, dolduruşa gelip "Yaparım, ederim" diye söz veriyor, ancak sonrasında yapamıyor.
Böylece vebal altına girmiş oluyor.
Allah Azze ve Celle, kimseye kaldıramayacağı bir yük yüklememiştir.
Sen de kendine, altından kalkamayacağın yükleri yükleme.
Buna mecbur değilsin. Mecburi olan şeyler dediğimiz gibi; beş vakit namaz, oruç, zekât ve hacdır.
Beş vakit namaz ve oruç herkese farzdır; zekât ve hac ise maddi durumu yerinde olanlar içindir.
Sadece bunlar mecburidir.
Bunun dışında kimseye bir mecburiyetin yoktur.
"Yaparım, ederim" diyerek söz vermeye ve sonrasında sözünde duramayarak vebale girmeye mecbur değilsin.
Çünkü maalesef insanların yüzde doksan dokuzu verdiği sözde durmuyor.
Biz de diyoruz ki, eğer bir iş yapacaksanız bunu yazılı hâle getirin.
Gerçi yazılsa bile bazen fayda etmiyor.
Çünkü insanoğlu bol keseden atmaya alışmış; atıp tutuyor, ondan sonra da "Oldu oldu, olmadı bana ne" diyor.
Böyle şey olmaz.
Allah muhafaza etsin, münafık durumuna düşmemek için sadece yapabileceğin şeylere "Bunu yaparım kardeşim" de.
Bazen de karşı taraf insanı sıkıştırabiliyor.
"Mâ uhize bi'l-hayâ fe-hüve harâm" denilmiştir.
Yani, utandırılarak zorla alınan şey haramdır.
Günahtır, böyle şey olmaz.
Sen bir adamı sıkıştırırsan, adam utanıp "Tamam" der ve söz verir.
Ancak sonrasında yapamayınca sözünde durmamış ve vebale girmiş olur.
Fakat bu durumda asıl vebal, onu utandırarak zorla söz alandadır.
Yani durum tam tersine döner.
Allah insanlara akıl ve fikir vermiş, düşünme yeteneği bahşetmiştir.
Acele etmek şeytandandır.
Acele sadece hayırlı işlerde edilir.
Diğer işlerde ise beklemek, enine boyuna düşünmek ve ona göre karar vermek gerekir.
Allah bizi hakta sabit kılsın, sözünde duranlardan olalım inşaAllah.
Münafıklardan olmayalım inşaAllah.