السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Allah katında en güzel ameller nelerdir?"
Müminin kalbine ferahlık, sevinç ve huzur vermektir.
Bir mümin, diğer mümini görünce ona tebessüm ederse onun içi huzur bulur.
Güler yüzle karşılayıp hal hatır sorarsa, o insan tabii ki hoşnut olur.
Bu hoşnutluk sayesinde insan Allah'ın rızasına mazhar olur, O'nun rızasını kazanmış olur.
Aslında bu zor bir şey değildir ancak insanın yapısına ve nasıl alıştığına göre bazen bunu yapamıyor veya yapmıyor.
İşte "Benimle iyi geçinmiyor, benim seviyemde değil" gibi düşüncelerle bazı insanlar selam dahi vermez; selam verseniz bile selamınızı almazlar.
Bu tarz insanlar var.
Onlar, bu yaptıklarının karşılığını bulurlar.
Çünkü zor olmayan bu tür amellerle Allah'ın rızası gözetilince, Allah büyük mükafatlar verir.
Dünyada da insana huzur ve sevinç verir.
İnsanın içindeki sıkıntıyı ortadan kaldırır.
Sen bunu dert edersen, sana da dert olur.
Tabii herkesin gönlünü yapmak bazen o kadar da kolay olmuyor.
O ayrı bir mesele.
Günümüz insanlarında bazen eski zaman insanlarının edebi ve inceliği bulunmuyor.
Bu zamanda, birisi insanlara güler yüz gösterdiğinde onu suistimal etmek isteyen çok kişi var.
Ama yine de fazla uzatmadan, gördüğüne selam vermek; Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) "ifşa-i selam" (selamı yaymak) buyurduğu üzere, Müslümanın âdeti olmalıdır.
Selamlaşmak İslam'ın şiarıdır; selam vermek sünnettir.
Selamı almak ise farzdır.
Birisine "Selamünaleyküm" dediğinizde, sünneti yerine getirmiş olursunuz.
Karşıdaki kişi "Ve aleykümselam" demezse farzı terk etmiş olur.
Bunun Allah katında vebali vardır.
Vebale girince de bu durum ona manevi bir sıkıntı olarak döner.
Biri selam verdiğinde "Aleykümselam" deyip geçeceksiniz.
İlla oturup uzun uzun muhabbet etmeye gerek yoktur.
Ancak bu selamlaşma insanlar arasında güzel bir bağ kurar; hem insanların saadeti hem de Allah'ın rızasını kazanmak için güzel bir vesile olur.
Bu böyledir.
Şüphesiz Allah müminleri ve Müslümanları sever.
Bu kural sadece tarikat ehli için değil, bütün Müslümanlar için aynı şekildedir.
Bazen yabancı memleketlere gidiyoruz.
Orada yoldan geçen insanlar selam veriyor; ya onlar veriyor ya da yanımızdakiler veriyor ve hepsi de muhabbetle selamı alıp güler yüz gösteriyorlar.
Ama maalesef "Ben Müslümanım" diye geçinen bazı tipler de var.
Bunların içinde Ehl-i Sünnet'i ve tarikat ehlini sevmeyenler bulunuyor.
Onların yüzleri devamlı asık, kaşları çatıktır.
İşte onlar, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) de hoşnut olmadığı türden insanlardır.
Bu tarz insanlar selam almaz, tavırlarıyla insanları dinden uzaklaştırırlar.
Ne başkasının selamını alırlar ne de kimseye selam verirler.
Allah muhafaza etsin, Müslümanların içinde de bu tarz tipler var.
İnşaAllah sayıları çok değildir ama yine de varlar.
Sayıları az olsa bile, huysuz oldukları için toplumda çok fazla göze batıyorlar.
Sizler de kaç defa rastlamışsınızdır, nitekim biz de çok rastladık.
Selam verirsiniz; ancak sizin Ehl-i Sünnet ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolunda olduğunuzu bildiklerinde, o yolu sevmedikleri için selamınızı dahi almazlar.
Allah muhafaza etsin.
Onun için Şeyh Baba (k.s.) onlar hakkında, "Abusü'l-vech, kerihü'l-manzar" derdi.
Yani, "Kaşları çatık, asık suratlı ve çirkin görünümlü" derdi.
İnşaAllah bizler öyle olmayalım, Müslüman kardeşlerimize daima tebessüm edelim.
İnsanları ürkütmeden elinizden geldiğince onlara yardımcı olun.
Eğer bir yardımda bulunamıyorsanız bile, bir tebessümünüz yeterlidir.
İnsanlara güler yüz göstermek kâfidir.
Allah hepimize yardım etsin.
Tabii ki bu her zaman kolay olmuyor ama inşaAllah Allah cümlemizin yardımcısı olur.
2026-05-30 - Lefke
وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا لَعِبٞ وَلَهۡوٞۖ وَلَلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَۚ (6:32)
Allah Azze ve Celle buyuruyor, "Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir."
"Ahiret yurdu ise Allah'tan sakınanlar için daha hayırlıdır." buyuruyor.
Allah'a şükürler olsun ki bu mübarek günlerde O'nun ihsanıyla, Allah yolunda müminlerle ve Müslümanlarla beraber olduk.
Ziyarete gelenler oldu, bizler de ziyaretlerde bulunduk Allah'a şükür.
Kurbanlar kesildi.
Hacılar hac ibadetlerini yerine getirdiler.
Bu, saadetin en yüksek derecesidir.
Böylece bu dünya hayatı sadece oyun ve eğlenceyle geçmemiş oluyor.
Yani insan böylece mutlu olabiliyor.
İnsan, helal dairesinde istediklerini yapınca, yaptığı bu şeyler de kendisine sevap olarak dönüyor.
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olduktan sonra insanın hoşuna giden güzel şeyler helal dairesindeyse, Allah bunlara hem sevap yazıyor hem de kuluna ikram etmiş oluyor.
O'nun verdiği nimetlere şükredince hayat boş geçmemiş oluyor.
Dolu dolu yaşanmış oluyor.
Bütün bunlar ahiret için birer hazırlık oluyor, ahiret hanesinde birikiyor.
İşte bu mübarek günler de böyle gelip geçti.
Günler hızla geçiyor, Allah'ın izniyle boş geçmesin inşaAllah.
Boş geçmesin.
Dolu dolu geçmesi demek; Allah Azze ve Celle'yi andıktan sonra alınan her nefesin dolu olması demektir.
Ziyan değildir, boş değildir.
Allah'ı hatırlamadığınız, O'nun aklınıza gelmediği vakitlerde yaptığınız her şey ziyandır.
İsterseniz bütün dünya sizin olsun, isterseniz tüm insanlar size tazim edip sizi sevsinler; Allah yolunda olmadıktan sonra bunun zerre kadar ehemmiyeti ve faydası yoktur.
Onun için bu yol; Allah'ın güzel yolu, ikramlarla dolu olan İslam yoludur.
Bu yolda, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e ne kadar tazim eder ve O'nu ne kadar yüceltirseniz, Allah katında siz de o kadar yücelirsiniz.
O'nun yolu güzeldir, her güzellik O'ndadır.
İkram O'ndadır, zayıfları ve fakirleri gözetmek O'ndadır; O, ümmetini gözetir ve ahirette de onlara şefaatçi olacaktır.
Allah katında her daim ümmeti için şefaat dilemektedir.
Onun için O'nun hakkı ödenmez; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hakkı asla ödenmez.
O'na ne kadar tazim ederseniz o kadar değer görür, o derece yücelir ve yükselirsiniz.
Eğer Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmezseniz, sizin de kadriniz ve kıymetiniz düşer.
Hiçbir kıymetiniz kalmaz.
Şeytan bazı Müslümanları da kandırıyor.
Dinden çıkaramasa bile, "Hiç olmazsa dindekilerin kazandıkları sevapları yok edeyim." diyerek bu yolu seçiyor.
"O'na sakın tazim etmeyin, peygamber de sizin gibi bir insandır." diyerek vesvese veriyor.
Bu da elbette insanların zararınadır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmemek büyük bir zarardır.
Ziyandır, başka bir şey değildir.
Bunun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e tazim etmek faydalıdır, büyük bir kazançtır.
Allah kazancımızı daim etsin inşaAllah.
O'nun şefaatine nail olalım.
O'nun şefaati olmadan bizim işimiz zordur.
O'nun şefaatine nail olan insan kurtuluşa erer.
2026-05-29 - Lefke
Hem Cuma bayramınız hem de Kurban Bayramınız tekrar mübarek olsun.
Allah o güzel günleri inşaAllah hepimiz için daim etsin.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) hutbede okuduğumuz hadis-i şerifte, "El-mü'minü'l-kaviyyü hayrun mine'l-mü'mini'd-daîf" buyurmuştur, ev kema kal.
Yani kuvvetli olan mümin, daha hayırlıdır.
İnsanlara, yani başkalarına faydalı olan kimse, Allah indinde daha sevilen ve daha hayırlı bir insandır.
Çünkü kuvvet sahibi olan, insanlara yardım eder ve onlardan kötülüğü defeder; olması gereken de tabii ki budur.
Bunu herkes yapamıyor.
Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bunu yapanlar için büyük bir fazilet olduğunu bildiriyor.
Bunlar Allah'ın sevdiği güzelliklerdir; bunu yapanlar da O'nun sevdiği insanlardır.
Onun için gayret etmek lazımdır.
Bedeninle yapamıyorsan, yani doğrudan müdahale edemiyorsan bile, elinden geldiği kadarını yapmalısın.
Zayıflara ve fakirlere yardım et.
Yani bu yardım işi çok çeşitlidir, tek bir çeşitten ibaret değildir.
Bu nedenle, insan elinden geldiği kadar kendini geliştirmelidir.
Eline bir fırsat geçerse onu değerlendirmelidir.
Hadisin devamında "hayrı istesin" buyruluyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Daha çok hayır istesin" buyuruyor.
Demek ki kuvvetli mümin, eline fırsatlar geçtikçe daha da kuvvetli olmak için bu fırsatları değerlendiren kimsedir; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bunu tavsiye ediyor.
Bundan sonraki husus şudur: Bir iş başınıza geldiğinde "Keşke şöyle yapsaydım, keşke..." demeyin, diyor Peygamber Efendimiz.
Çünkü artık Allah'ın takdiri gerçekleşmiştir ve "keşke" demekle hiçbir şey elde edilmez.
Olan olmuştur, geçmişte kalmıştır; artık onu bir kenara bırakıp ileriye bakmalısınız.
Bunun için hayıflanıp kendi kendinizi üzmenize gerek yoktur.
Olan olmuştur, Allah Azze ve Celle'nin takdiri tecelli etmiştir.
Bu, Allah'ın kaderidir; artık bunun için üzülmeye gerek yoktur.
Sen bundan ders alırsan kârlı çıkarsın; almazsan "keşke" diyerek sadece üzülür ve hayıflanırsın.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Bu keşke kelimesi şeytanın kapısıdır" buyuruyor.
Şeytan insanın içine vesvese verir: "Keşke yapsaydım, keşke etseydim, keşke bunu alsaydım, keşke şuraya ya da buraya gitseydim, şunu yapsaydım" dedirtir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bütün sözleri çok kıymetlidir ve insanlara yol gösterir.
Bu "keşke" demek, insanların içinde var olan ve herkeste rastlanan büyük bir zaaftır.
Hatta bazılarında bu durum çok fazladır, aşırıya kaçarlar.
Onun için Efendimiz, insanların hem moralleri hem de akıl dengeleri bozulmasın diye bunu yapmamamızı öğütlüyor.
Çünkü şeytan sizin için iyilik değil, ancak kötülük ister.
Ve "keşke" demek de şeytanın bir kapısıdır.
Onun için bu hataya sakın düşmeyin.
Ayet-i Kerime'de "Fe tevekkel alallah, inneke alel hakkil mübin" (27:79) (Allah'a tevekkül et, şüphesiz sen apaçık bir hak üzeresin) buyruluyor.
Yani ayet-i kerimede Allah'a tevekkül etmemiz emrediliyor.
Çünkü sen hak yoldasın, apaçık bir hak yoldasın.
Artık başka şeylere üzülüp kederlenme.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) o güzel sözlerini dinle ve O'na itaat et.
Böylece hem başarılı ve mutlu olursun hem de dünya ve ahiret saadetine erersin.
Allah bu saadeti hepimize nasip etsin inşaAllah.
2026-05-27 - Lefke
Mübarek bayramınızı tebrik ederiz.
Allah hayırlı ve bereketli eylesin.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin bize verdiği en güzel hediyelerden birisidir.
İki bayramımız var; Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı.
Kurban Bayramı'nın özelliği, daha çok ibadet ağırlıklı olmasıdır; hem kurban kesilir hem de hac ibadeti yerine getirilir.
Hacıların senelerdir bekledikleri an geldi. Allah'a şükürler olsun, onlar da selametle hac farizasını yerine getirdiler ve bu sorumluluktan kurtuldular.
Haccın bereketi hem kendilerine hem de ailelerine ulaşır.
Aynı zamanda onlara gıpta edenlere de o bereket ulaşır.
Bu büyük bir ibadettir, azımsanacak bir şey değildir.
Bu yüzden bugün mübarek bir gündür.
Allah hepimize kuvvet ve iman gücü versin ki bu güzelliklere mazhar olalım.
Allah'ın verdiği bu büyük nimetlere ve hediyelere sonsuz şükürler olsun inşaAllah.
Haccı defalarca anlattık. Artık herkes önemini biliyor ve inşaAllah herkese nasip olur diye çabalıyorlar.
Parası olmayanlar birikim yapsın, inşaAllah niyetlerine göre onlara da nasip olur.
Kurban meselesine gelince; bizim hak olan dört mezhebimiz vardır.
Ancak günümüzde bu dört mezhebin dışında kalan mezhepsizler de var.
Tarikatı bırakın, artık mezhebi bile reddeden, adeta şeytanlaşmış zihniyetler var.
"Bize mezhep gerekmez, biz kendimiz Kur'an'dan okur ve anlarız" diyenler, aslında hiçbir şey anlamayan insanlardır.
Ne okuduğunu biliyor ne de gördüğünü anlıyorlar.
Mezhepsiz din olmaz.
Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir.
Dört mezhep içinde sadece Hanefi mezhebinde kurban için vacip hükmü bulunmaktadır.
Vacip, farz ile sünnet-i müekkede arasında bir derecedir.
Yani yapılması gereken önemli bir ibadettir.
Diğer mezheplere göre ise müekked sünnettir; yani Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sürekli yaptığı bir ibadettir.
Peygamber Efendimiz'in "İmkanı olan kurban kessin" diyerek Hazreti Fatıma annemize ve diğer sahabelere buyurduğu hadis-i şerifleri vardır.
Tabii kurban kesmek, mukim olan, yani seferi olmayan kişiler için vaciptir.
Kişi seferiyse ve bayramda evinde değilse kurban ona vacip olmaktan çıkar, sünnet-i müekkede yerine geçer.
Mukim olan, yani seferde olmayan insan için ise diğer mezheplere göre müekked sünnettir.
Kurban da tıpkı hac veya zekat gibi; 90-100 gram altın civarında birikimi olan kişinin kurban kesmesi vaciptir.
Kurbanı kesen kişi, dilerse etin tamamını kendisine ayırabilir.
Eğer ihtiyaç sahibiyse bütün sene tüketebilir; böylece hem vacip olan ibadetini yerine getirir hem de yiyeceğini temin eder ve bu ona yük olmaz.
Ancak en uygun olanı, kurban etini üçe taksim etmektir.
Bir kısmını kendisine ayırır, bir kısmını akraba, eş, dost ve arkadaşlarına ikram eder.
Üçüncü kısmını ise fakir fukaraya dağıtır.
Dilerse kurban etinin tamamını da tasadduk edebilir.
Günümüzde bağış yöntemi de çok yapılıyor; kurban bedeli fakir memleketlere gönderiliyor ve kişinin adına orada kesiliyor.
Bu sayede o garibanlar et yiyebiliyor.
Bazıları "Böyle olur mu?" diye soruyor. Elbette olur, çünkü senede bir kez ancak et yiyebilen çok muhtaç insanlar var.
Bu yüzden kurbanı onlara bağışlamak gayet münasiptir.
Allah'ın izniyle hiçbir mahzuru yoktur.
Bu çok büyük bir ibadettir.
Nitekim Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da "Fesalli li-Rabbike venhar" (108:2), yani "Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes" buyurmaktadır.
Bu ibadeti yapmak kişiye büyük fayda sağlar; etin tümünü kendi tüketmese bile fakir fukara istifade eder ve ona dua eder.
Böylece kişi hem kurban kestiği için hem de fakirleri doyurup sevindirdiği için çifte sevap kazanmış olur.
Allah ibadetlerimizi kabul eylesin.
Bütün ibadetler güzeldir.
Aslında zor bir ibadet yoktur.
Sadece şeytan insana zor gösterir.
İbadette her zaman güzellik ve iyilik vardır.
Allah bizleri şeytana uydurmasın.
Bu güzel halleri bizlere daim eylesin ve bizleri bu yoldan uzaklaştırmasın inşaAllah.
2026-05-26 - Lefke
وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا ۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ (3:97)
Allah Azze ve Celle insanlara haccı farz kılmıştır.
Yapabilen, istitaası olan yapsın diyor; yani bu bir farzdır.
Bir mani çıkmadıkça yapsın diyor.
Allah'a şükür bugün arefe günüdür.
Biz de Arafat gününün feyzinden şerefleniyoruz.
O Arafat dağında zuhur eden tecelli, Allah'a şükür burada da hissediliyor.
Allah'a şükür, aynen orada olduğumuz gibi hissediyoruz.
Bu mübarek ve güzel tecelli üzerimize yansıyor.
Bu, Allah'ın lütfu ve inayetiyle her vakit olan bir şey değil; senede bir kere ikram ediliyor.
Allah razı olsun, makamı âlâ olsun; Şeyhimizin himmetiyle ihvanların hepsi o tecelliye nail oluyor.
Oraya gitmeseler bile oradaki bereket, tecelli ve sevap inşaAllah bizim de üzerimize gelmiştir, Allah'a şükür.
Peki, ne yapacağız?
Bugün yapabildiğimiz kadar ibadetlerimizi, tesbihatımızı, salavatları ve İhlas Suresi'ni okuyacağız...
Akşama kadar bin tane İhlas Suresi okumak lazım.
Bu büyük bir kazançtır, onu kaybetmemek lazım.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin insanlar için bir ikramıdır.
Bunu istemeyen, "Ve men kefere fe innallâhe ganiyyun anil âlemîn" ayetinde belirtildiği gibi küfre sapan, Allah'ı tanımayanlara gelince:
Allah kimseye muhtaç değildir.
Allah'ın ikramı müminleredir.
Kimseye de ihtiyacı yoktur.
Hiç kimseden bir şey de talep etmez.
Allah Azze ve Celle, kulları sevap kazansın ve rahmetine kavuşsun diye ikram ediyor.
Yoksa hâşâ, Allah kimseye muhtaç değildir; kimsenin ibadetine, sadakasına veya hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur Allah Azze ve Celle'nin.
Ancak onlara ikram etmek için Allah Azze ve Celle bu güzel nimetleri veriyor, fakat insanlar bunu almıyor.
Küfre sapıyor; kâfir olan kendisi bilir.
"Paramla pulumla, topumla tüfeğimle bir şeyler yaparım" zanneden insanlar var.
Bunların hiçbir kıymeti yoktur.
Allah bir nefes vermese, hepsi mahvolur, leş olup gider; başka bir şey de olmaz.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin bu ikramına, verdiği nimetlere şükürler olsun.
Allah ziyade etsin, daim eylesin.
Tabii bu günde yapılacak şeyler, dediğimiz gibi bellidir.
Hayır hasenat yapılır; Kur'an, salavat, dualar... Yapabildiğiniz kadar yapın.
Bazen de insanlar şöyle zannediyor: Şimdi Arafat'ta vakfeye duruyorlar, ayakta durup dua ediyorlar...
Bir tane meczup vardı, millete de şunu söylüyordu:
"Bu vakitte kalkın, Arafat'taki insanlarla beraber ayakta durup vakfeye durun, dua edin."
Birkaç defa bize de bunu yaptırdı.
Ondan sonra Allah'a şükür Şeyhimiz, "Yapmayın" dedi.
Böyle bir şeye gerek yoktur.
Dinde olmayan bazı şeyler uyduruluyor, ondan sonra da iyi bir şey yapıldığı zannediliyor.
Böylece bilerek veya bilmeyerek bir fitneye sebep olunuyor.
Fitne çıkarmaya gerek yoktur.
Doğru yolda olun, yeter.
Bizim tarikatımızda yapılan bütün uygulamalar sünnete, şeriata ve tarikata uygundur.
Bunun dışında bir şey yoktur.
Onun için, bilmediğiniz işlere fazla itibar etmeyin.
Kendi şeyhinin, mürşidinin yaptığını yap; başka bir şeye gerek yoktur.
Allah hepimizi affetsin.
Arefe gününüz ve bayramınız mübarek olsun.
İhvanlarımız hacca gitti, gitmeyenlere de seneye nasip olur inşaAllah.
2026-05-25 - Lefke
وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ (98:5)
Allah Azze ve Celle emretti: Allah'a ihlasla ibadet etsinler, O'nun verdiği nimetlere şükretsinler.
İhlas sahibi olmak yüksek bir mertebedir.
Pek çok Müslüman var ama ihlaslı olanı azdır.
Çünkü İslam'ı kendi kafasına göre yaşayan, ihlastan çok uzak olur.
Kendi nefsinin istediğini yapar; helali haram, haramı helal sayar.
Kendi kafasına göre "Ben Müslümanım" deyip geçinir.
Bazılarında zaten o da yok; ne namaz var ne ibadet.
Sırf isim olarak Müslümanlar. Çoğu insan zaten öyle olmuş.
Allah bizi ihlaslı insanlardan eylesin.
İhlas mertebesi en büyük mertebedir.
İhlas, samimiyet demektir; ihlaslı olmak, samimi olmaktır.
Dışarıdan başka, içeriden başka görünmek ihlas değildir.
Bu, sıradan insanların halidir.
İnsan, ihlaslı olmadığı için her an rüzgar nereye eserse oraya yönelir.
Oraya uçar, savrulur gider.
Sonra öteki taraftan bir rüzgar gelir, oradan da başka yere savrulur.
İhlası olmadığı için her tarafa gidebiliyor, her şeye inanabiliyor.
İhlas sahibi olmayan insan iyiden çok, kötüye inanır.
Onun için asıl emrolunan, ihlaslı olmaktır.
Allah'a halis ve temiz bir ibadetle yönelip O'nun huzuruna çıkmak ve cennetin en yüksek mertebelerine nail olmak, insanın hedefi olmalıdır.
Allah'ın emri olduğu için bu emre uymak lazımdır.
Elbette bunu tek başına başarmak zordur. Yapan nadirdir; tek başına yapabilen milyonda bir bile yoktur.
Onun için o kadar eziyet çekmeye gerek yoktur.
Tarikata girip o ihlaslı insanların yolunu takip etmek büyük bir kolaylıktır.
Bugün insanlar tarikata kötü gözle bakıyorlar.
Halbuki tarikat, doğrudan bu emrin üzerinedir.
Allah'a ihlasla ibadet etme emrine dayanır; tarikat demek budur.
Tarikata girmeyen kişi, dediğimiz gibi kendi kafasına göre oradan oraya savrulup gider.
Tarikat her bakımdan iyidir, kötü hiçbir tarafı yoktur.
Ama şeytan ve şeytanla beraber olanlar buna karşı gelirler.
Dindar geçinenler var; çoğu zaman onlar "Hiç kimseye ihtiyacımız yok, biz kendimize yeteriz" derler.
Fakat aslında onlar da birine tabi oluyorlar.
Tabi oldukları adam ise ihlastan zerrece nasibi olmayan bir insandır.
Onun için onlardan uzak durmak lazımdır.
Neticede tarikatlar çoktur.
Ama ihlas bakımından, salt Allah rızası gözetildiği ve içinde riya barındırmadığı için Nakşibendi tarikatı en kuvvetlisidir.
Onun için ona tabi olmak iyidir. Elbette başka tarikatlar da olur.
Yani illa Nakşibendi olacak diye bir kural yoktur; bazı insanların meşrebi buna uymayabilir.
Gönülleri başka bir tarikata meyleder, o da olur; yani herhangi bir hak tarikat olabilir.
Ama insanın muhakkak bir yere bağlanması lazımdır.
İnsanlar tarikattan uzaklaşınca, ihlastan da uzaklaşırlar.
Ne kadar cemaat vb. oluşumlar olsa da, cemaatin ihlası başka, tarikatın ihlası bambaşkadır.
Çünkü cemaatin kökeni sağlam bir silsileye dayanmaz, sonradan ortaya çıkmıştır.
Oysa tarikat silsilesi doğrudan Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) uzanır.
Allah'ın izniyle O'nun koruması altında ve O'nun yolunda ilerler.
Allah hepimizi muhlis ve halis kullarından eylesin inşaAllah.
İçimizde hiç kimseye karşı kötülük barınmasın.
2026-05-24 - Lefke
Allah Azze ve Celle'nin insanlara verdiği en büyük hediye imandır, İslam'dır.
Bundan daha güzel bir şey olamaz.
Müslüman olan kişinin sevinmesi gerekir.
Her gün Allah'ın lütfu ve inayeti üzerine iniyor.
O güzel haller, Allah'ın sevdiği kullarının üzerine iniyor.
Onun için Müslüman olup Allah'a itaat eden kimse, en mutlu ve en şanslı insandır.
Gerçek şans budur, yani asıl mutluluk budur.
Başka hiçbir şeyde böyle bir mutluluk yoktur.
Sona eren bir mutluluk, gerçek mutluluk sayılmaz.
Asıl lazım olan, ebedi olandır.
Dünyada bin sene bile yaşasan, göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitmiş olur.
Bunun ne faydası var? Hiçbir faydası yok.
İlelebet baki olan Allah'ın Müslümanlara ve müminlere vereceği ihsanlar ise sonsuzdur.
Ve bu ihsanlar zamanla sınırlı değildir.
İçinde bulunduğumuz bu günler, maşallah, bugün Zilhicce'nin yedinci günü; yarına ise Terviye günü derler.
Yani hacılar Arafat'a çıkmaya hazırlanırlar.
Ertesi gün de Arafat'tır tabii.
Bunlar, senenin en mübarek günlerindendir.
Bunlar; İslam'a ve Müslümanlara Allah Azze ve Celle'nin verdiği birer hediyedir.
Tabii ki herkes o mübarek topraklarda olmayı ister.
Yani ne kadar zor ve meşakkatli de olsa, insan yine de her sene orada olmayı gönülden temenni eder.
Geçen sene çok şükür oradaydık.
Bu sene nasip olmadı ama "insanın kalbi oraya gider" derler ya, işte insan hep o yerleri ister.
Allah da lütfu ve keremiyle, inşallah o tecellileri bize de ihsan eder.
Bu mübarek günlerde; oradaki hacılara, o insanlara Allah Azze ve Celle tarafından verilen hediyelerden ve ikramlardan inşallah hepimiz nasipleniriz.
Ne yazık ki insanlar gaflet içindedir.
Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: "En-nâsu niyâmun, izâ mâtû intebehû."
"İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar."
Öldükten sonra uyansan ne fayda?
Asıl burada uyanacak ve Allah Azze ve Celle'nin yolunda olacaksın.
Allah rızası gözetilmedikten sonra, dünyanın peşinde koşmanın hiçbir anlamı yoktur...
Dünyalık elde edebilirsin, bunu Allah rızası için yaparsın; istersen dünyanın en zengin insanı ol, bunda hiçbir sakınca yoktur.
Yeter ki Allah Azze ve Celle'nin yolunda ol, yeter ki o işi Allah rızası için yap.
Ama sadece dünya için çabalayan ve dünyanın peşinde koşan kimse hiçbir şey elde edemez, bunun ona hiçbir faydası olmaz.
Öyle insanlar var ki adeta paraya boğulmuşlar.
Paralarının haddi hesabı yok.
Ama ne yapıyor, kendini nasıl tatmin ediyor?
Haftanın yedi günü, günde yirmi saat çalışıyor.
Hiçbir tatili yok, sürekli işinin başında.
"Şöyle para kazandım, böyle para kazandım" demesinin ona ne faydası var?
Ne dünyada bir faydası var ne de ahirette.
Allah bizi onlardan eylemesin.
Allah'ın yolunda olmak, işte en büyük mutluluk budur.
İmanın tadını ve tatlılığını alan bir insan, başka hiçbir şeyden tat almaz.
Bu mübarek günler hürmetine, Allah hepimize o imanın güzel tadını tattırsın inşaAllah.
2026-05-23 - Lefke
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ ۚ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ (42:28)
Yağmuru yağdıran Allah Azze ve Celle'dir.
O yağmur rahmettir.
Bazen rahmet olur, bazen gazap olur.
Ama Allah'a şükür, bu sene rahmet geldi.
Senelerdir bu seneki gibi olmamıştı.
Ta altmış sene önce, rahmet her sene böyle güzel olurdu.
Her taraf bolca yağış alırdı.
Altmış sene önce dünyanın hali çok kötü bir duruma gelmişti.
Allah'a karşı isyan, küfür ve Allah'ı tanımazlık vardı.
Bu yüzden Allah Azze ve Celle rahmetini o insanlardan çekmişti.
Onun için sürekli, "Yok kuraklık, yok bilmem ne" diye söylenip durdular.
Tabii insanlar tam anlamıyla Allah'a yönelmedi. Çok az insan yöneldi ama, Allah'a şükür, insanların Allah Azze ve Celle'ye karşı olmaları ortadan kalktı.
Bunu unutup başka şeylere, kendi istek ve şehvetlerine daldılar.
Elbette Allah'a karşı gelip herkesi yoldan çıkarmaya çalışanlar var ama o zamanın durumu çok daha şiddetliydi.
Geçtiğimiz yüzyılın altmışlı yılları, küfrün zirve yaptığı bir zamandı.
Dine karşı olanların çok kuvvetli olduğu bir dönemdi.
Bu yüzden Allah Azze ve Celle rahmetini çekti ve yaşanan kuraklık insanlara bir eziyet oldu.
Allah Azze ve Celle isterse bir damla bile yağdırmaz.
Ama yine de müminlerin, fakir fukaranın ve evliyaların hürmetine gönderiyor; Allah'a şükür o yağışlar oluyor.
Dediğimiz gibi, geçen yüzyılın o dönemlerinde her türlü kötülük zirve yapmıştı.
En büyük zulüm, Allah'a isyan etmektir.
Allah Azze ve Celle'ye şirk koşmak en büyük zulümdür; bu, Allah'a karşı işlenen bir zulümdür.
Onlar o vakit şirkten de öte, Allah'ı hiç tanımıyorlardı.
Onun için hiçbir şey hikmetsiz olmaz; Allah'a şükür bu sene insanlar bunu da görüyor.
İnşallah bu da bir müjde olur.
Demek ki bu dinin sahibinin gelmesi yaklaştı ki bu rahmetler yayılmaya başladı.
İnşallah bunu bir müjde olarak kabul edelim.
Tabii ne zaman olacağını en iyi Allah bilir. Bazen "Şeyh söyledi, bu sene çıkacak" diyorlar.
Biz hep bekleriz, her an bekleriz.
Allah Azze ve Celle'nin vaadi haktır.
Geleceğine dair imanımız tamdır.
İnşallah her güzel şeyi de bir müjde olarak kabul ediyoruz.
Allah tez zamanda sahibini de göndersin.
Çünkü onun zamanında bereket çok olur.
Şeyh Baba derdi ki: "Gece yağmur yağar, gündüz güneş açar; öyle güzel günler olur."
Senede iki defa mahsul alınır, hayvanlar iki defa yavrular.
"Her yer güllük gülistanlık" derler ya, işte öyle olur.
Onun için bütün bunlar, onun gelişinin müjdesidir inşaAllah.
Demek ki vakit yaklaştı, Allah bizleri o günlere kavuştursun.
Her tarafta zulüm çok arttı, fazlalaştı.
Onun için bunu da bir müjde olarak bekliyoruz; insanların kurtarıcısı tez zamanda gelsin inşaAllah.
2026-05-22 - Lefke
Allah Azze ve Celle, Fecr Suresi'nde buyuruyor;
وَٱلْفَجْرِ ١ وَلَيَالٍ عَشْرٍۢ ٢ وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ ٣ وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ ٤ هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌۭ لِّذِى حِجْرٍ ٥
Allah Azze ve Celle buyuruyor, yemin ediyor.
Sure-i Celile'nin en sonunda da;
فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى ٢٩ وَٱدْخُلِى جَنَّتِى ٣٠
"Yani kullarımın arasına katıl, cennetime gir." diyor Allah Azze ve Celle.
Bu sureye yeminle başlıyor, sonunda da müjdeyle bitiriyor.
Onun için bu geceler üzerine, Zilhicce'nin ilk on gecesi üzerine yemin ediyor ki onların fazileti çok büyüktür.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bir hadisinde buyuruyor ki; bu günlerde bir gün oruç tutan insan, bir senelik ecir ve sevap kazanır.
O dokuz günün herhangi bir gününde oruç tutsa, bir senelik ecir ve sevabı var.
Arefe günü yani o dokuzuncu gün ise daha faziletli ve daha makbul bir gündür.
Çünkü o gün hacılar Arafat'ta oluyor, vakfeye duruyor.
Allah Azze ve Celle bu günü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e ve Ümmet-i Muhammed'e tayin etmiş ve haclarını kabul etmiştir.
O gün yapılan ibadetlerin sevabı daha faziletli, daha bol olarak verilir.
Çünkü hacıların sevabıyla diğerlerinin sevabı birleşince katmerli olur derler, yani kat kat fazla olur.
Bu günler, içinde bulunduğumuz bu günler mübarek günlerdir; bugün beşinci günü sayılıyor.
Allah Azze ve Celle bu ikramı Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bize vermiş, O'na şükredip hamdediyoruz.
Allah'a şükürler olsun, hem bu günleri gördük hem de Allah Azze ve Celle'nin inayetine mazhar olduk.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmeti olmak en büyük şereftir, bunun kıymetini bilmek lazım.
Bu ümmetten olmanın kıymetine paha biçilemez; ne altınla ne gümüşle ne cevherle, hiçbir şeyle ölçülemez Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olmak.
Ama bilmeyenler bilmiyor.
Allah Azze ve Celle onlara nasip etmemiş, bu yüzden o kıymeti bilmiyorlar.
Vakitlerini harcıyorlar, atıp tutuyorlar, ellerinde hiçbir şey bırakmıyorlar.
Üstelik bir de nankörlük ediyorlar ve böylece daha beter günaha girmiş oluyorlar.
Allah muhafaza etsin.
İçinde bulunduğumuz bu günlerde Allah Azze ve Celle'nin lütfu, ihsanı ve imtihanı vardır.
Bunları Ümmet-i Muhammed'e büyük bir ihsan olarak vermiş, bunun kıymetini bilmek lazım.
Allah Azze ve Celle kasem ediyor, kasem yemin demektir, bu da o günlerin kıymetini gösteriyor.
Bu günlerde ne gibi hayırlar ve ibadetler yapsanız; örneğin gece kıyamı, bir gece kalktınız diyelim, bir sene boyunca gece kalkmış ve ibadet etmiş gibi sayılıyorsunuz.
Kıyamü'l-leyl denilen ibadeti, bazıları hiç uyumadan sabaha kadar ibadet etmek zannediyor.
Oysa Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu üzere; kim gece iki rekat kılıp da yatar ve teheccüde kalkarsa, o geceyi ihya etmiş, bütün gece ibadet etmiş gibi sayılır.
Onun için gece ibadeti zor değildir; kıyamü'l-leyl demek bütün gece uykusuz kalmak demek değildir.
Allah kolaylık sağlamıştır; abdestli yatıyorsun, kalkıp da abdestini alıyor ve namazını kılıyorsun, bu sana ibadet sayılıyor; uykun bile ibadet sayılmış oluyor.
Allah'a binlerce şükürler olsun; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hürmetine, Allah hepimizi O'nun şefaatine nail eylesin inşaAllah.
Bizi O'nun yolundan ve muhabbetinden eksik etmesin, kalplerimizde O'nun muhabbetini çoğaltsın.
Çünkü şeytan insanları her türlü yolla kandırıyor.
Çoğu insan Peygamber Efendimiz'e gösterilmesi gereken hürmeti tam manasıyla göstermiyor.
Onun için en büyük ibadet, bizim Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmemiz ve O'nun kıymetini bilmemizdir.
Bu da Allah'ın lütfu ve ihsanıdır, bunu içimizde eksiltmemek lazım.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti; "Kazmayla kürekle kalk, taş kır" demiyor.
Kalbinde muhabbet olsun yeter, hürmet olsun yeter.
Bu senin şefaate nail olmana vesile olur, sana şefaati vacip kılar.
"Şefaat ederim." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Allah hiçbirimizi O'nun şefaatinden mahrum etmesin.
2026-05-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Allah'a iman eden kimse, konuştuğu vakit hayır konuşsun."
Hayır konuşmayacaksa sussun.
Susmak daha faziletlidir, daha iyidir.
Kötü söz söylemektense, susmak daha iyidir.
Şimdiki insanlar ise tam tersi; konuşmadığında "Bu adam bir şey bilmiyor" yahut "Bu adam insanı sıkıyor". "Susma, konuş" diyorlar. O yetmiyormuş gibi bir de yazarak bir şeyler anlatıyorlar.
Doğru mu, yanlış mı belli değil.
Onun için bilmeden günaha yahut vebal altına giriyorlar.
O da bir ağırlıktır, insanın üzerinde bir ağırlıktır.
Bunu yapmamak lazım.
Tabii hata yaparsan tövbe edersin, tövbe edilir ama bir söz bir defa ağızdan çıktı mı onu geri alamıyorsun.
Geri alamıyorsun; belki özür diliyorsun falan ama o söz ortaya çıktıktan sonra kaç kişiden özür dileyeceğin belli değil.
Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in tavsiyesidir; daima konuşurken ne dediğini bilmen lazım.
Sırf konuşmuş olmak için değil de, Allah'ın rızası ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in rızası için akla şu gelmelidir: "Bu acaba iyi midir, değil midir?"
İyi olsun inşaAllah; çünkü iyilik iyilik getirir, kötülük de kötülük getirir, başka bir şey olmaz.
Bu zamanın insanı her şeyi tersinden anlıyor, tam zıddını yapıyor.
İyinin tam tersini yapıyor.
"Konuş" diyor, "Konuş, susma" diyor, "Konuş."
E konuş, istediğin kadar konuş; seni kim kâle alır?
Sen kimsin ki? İstediğin kadar konuş, hiçbir faydası olmaz, zarardan başka bir şey getirmez.
Onun için konuşacaksak Allah'ın ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in istediği gibi şeyler konuşalım inşaAllah.
Allah kötü şeyler çıkarmasın ağzımızdan, pişman olacağımız şeyler çıkarmasın inşaAllah.
Kimseye zarar verecek şeyler çıkarmasın inşaAllah.
Bu günlerin hürmetine.