السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-07-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا (27:69) Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Yeryüzünde yürüyün, bakın, gördüğünüz şeylerden de ibret alın." Gördüğümüz kadarıyla şu dünyanın ve insanların hâlinde, insanlığa dair hiçbir şey kalmamış. Herkes insanlıktan çıkmış. Hacı Anne derdi ki; "İnsan kendisinde ne yoksa, en çok onu metheder." "Ben dürüstüm" diyen herkes "biz dürüstüz" diyor ama onlarda dürüstlük falan yok. Maalesef bu dünyanın ve insanların hâli budur. Dürüstlük falan kalmamış, emanet diye bir şey kalmamış. Herkes nefsine uyuyor; nefsi ne diyorsa, dürüstlüğün o olduğunu sanıyor. "Benim bildiğim dürüstlük, nefsim nasıl istiyorsa odur." diyorlar. "Başka kimsenin benim hayatıma karışma hakkı yok." "Ben yine istediğimi yapacağım." Şimdiki insanlar, "Bende kimseye merhamet etmek diye bir şey yok." diyorlar. Fakirin hakkıymış, başkasının hakkıymış, şuydu buydu hiç umurlarında değil. Maalesef insanlığın şu anki vaziyeti budur. İşte bu yüzden insanlıktan çıkılmış. İnsanlık adalettir; her şeyden önce insanlık merhamettir. Bunlar olmadıktan sonra vahşi hayvanlar insanlardan daha iyidir. Vahşi hayvan yiyecek bir şey bulsa, yer, yatar, yuvarlanıp gider. Kin beslemez. "İleride nasıl daha fazla kişiyi öldüreyim, nasıl daha çok zarar vereyim" gibi bir düşünce hayvanda yoktur. İnsanda ise hem o kin var hem de asla doymak bilmeyen bir nefis var. Onun için zamanımız maalesef böyledir. Sürüye uyup gidiyoruz; sürüye uyduğumuz için de her şey insana normal geliyor. Hâlbuki normal değil. Onlar yapıyorsa da sen yapma. En büyük hüccet ve delilleri şudur: "İşte başkaları da yapıyor." Herkes yapıyorsa bile senin yapmaman lazım. Herkes kötülük yapıyorsa sen yapma. Sen kenarda dur, uzak dur; sele kapılma ki sel seni de alıp götürmesin. Sen beride dur, hakla beraber ol, dürüst ol. Nefsinin dürüstlüğü üzerine değil, Allah'ın emrettiği dürüstlük üzere ol. Nefis, "Her şey benimdir." der. Vaziyet ortada; dürüst olarak bilinen, yüceltilen insanların bile en sonunda nefislerine uydukları ortaya çıkıyor. Ama yine de "Rezil olduk, rüsva olduk." deyip utanma diye bir şey kalmamış. Utanma için "El-hayâu minel-îmân" denmiştir; yani utanmak imandandır. Utanmak güzel bir şeydir ama bu dünyanın ve insanların şu hâlinde, utanmayı artık iyi bir şey olarak görmüyorlar. "Kız utanıyor, dışarı çıkmıyor, konuşmuyor." diyorlar. Hâlbuki utanıyorsa çok iyi bir şey yapıyor. Onlara göre kişi istediğini yapacak, utanmayacak, her türlü şeyi yapacak; işte makbul insan odur. Bu zamanda utanan insan, makbul insan sayılmıyor. Allah hâlimize acısın, bize bir kurtarıcı göndersin inşaAllah. Bekliyoruz inşallah. Allah tez zamanda bu insanları yeniden insanlıklarına döndürsün inşaAllah. Kendi kendilerine dönecek hâlleri yok; Allah bize bir sahip göndersin, o bize yol gösterecektir inşaAllah.

2026-07-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ (17:9) Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en büyük mucizesidir. Ondan daha büyük bir mucize yoktur. Çünkü evvelin ve ahirin, baştan sona kadar ne varsa her şey onda yazılmıştır. Onda hiçbir eksik yoktur. Bu yüzden Kur'an-ı Azimüşşan, Müslümanlar için büyük bir nimettir. Her türlü iyilik ondadır. Bereket ondadır, şifa ondadır, hidayet ondadır. İnsanı her türlü kötülükten de meneder. Yani iyiliği emreder, kötülükten meneder. Ayrıca dünyada insanoğlunun elinde tutabildiği, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır. Kur'an-ı Azimüşşan dışında Allah Azze ve Celle'nin kelamı olan diğer kitaplara gelince... İncil, Zebur, Tevrat; bunların hepsi Allah kelamıdır ama orijinal hallerinden geriye hiçbir şey kalmamıştır. Zamanla tahrif edilmiş, değiştirilmişlerdir. İnsanlar milleti kandırmak için, işlerine nasıl geliyorsa öyle yazmışlardır. Ama Allah Azze ve Celle'nin bu kitabı, hiçbir harfi ve manası değişmeden, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) indiği haliyle kıyamete kadar bizimle beraberdir, Allah'a şükür. Bu yüzden Kur'an'ı öğrenmek ve öğretmek büyük bir sevaptır. İşte yaz tatillerinde de çoluk çocuğa öğretiyorlar, Allah onlardan razı olsun. Çocuklar küçük yaşta öğrenirlerse, onlara hayat boyu faydası olur. İnsanlar çocukları okusun diye varını yoğunu gereksiz şeylere harcıyorlar. Oysa asıl lüzumlu olan Kur'an'dır. En başta öğrenmeleri gereken şey Kur'an'dır. Allah'a şükür, yaz vakti imamlar da camilerde ellerinden geldiği kadar çocuklara öğretiyorlar. Onlar da en büyük sevabı alıyorlar. En hayırlı insanlar onlardır; Kur'an'ı öğrenen ve öğreten insanlar en hayırlısıdır. Tabii hafız olmak şart değildir. Hafız olmaktan daha mühim olanı, Kur'an'ı bilmek ve okuyabilmektir. Harflerini, Allah Azze ve Celle'nin indirdiği ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) öğrettiği şekilde okumaları çok daha makbul olur. Bu yüzden "öğrenmesi kolay değil" diyenler yanılır, aslında çok kolaydır. Allah Azze ve Celle'nin öğrettiği bu kelamı, üç günde bile öğrenenler var. Bir ayda öğrenen de var, bir senede öğrenen de var. Yeter ki başlasınlar ve devam etsinler. Allah Azze ve Celle bunun ecrini ve sevabını çok büyük kılmıştır. Bu, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır. Yeryüzünde ondan daha kutsal bir kelam yoktur. Bütün kainatta ondan daha kutsal bir kelam yoktur. Bu yüzden onun kıymetini bilmek lazımdır. Peygamber Efendimiz, elimizde tuttuğumuz Mushaf'ın, yani Allah Azze ve Celle'nin kelamı olan Kur'an-ı Azimüşşan'ın her bir harfi için on sevap vardır diyor. Her bir kelimesinde üç harf, beş harf veya yedi harf olabilir. İşte o harflerin her biri için on sevap vardır. Sadece on sevap değil; aynı zamanda on günahın affedilmesi ve on derece yükselmektir. Yani Allah Azze ve Celle hem bereketini ve rahmetini vererek bize ikramda bulunuyor, hem de üstüne üstlük bu kadar sevap kazanıyoruz. Bunun için Allah zihin açıklığı versin; kolayca öğrenelim ve öğretelim inşaAllah.

2026-07-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا (4:5) Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Paranızı, malınızı sefih insanlara vermeyin." Sefih dediği; parayı çarçur eden, helal haram demeden harcayan ve en sonunda da parasız kalan kimsedir. Allah Azze ve Celle, "Sakın ehil olmayanlara malınızı vermeyin" diyor. Onlara sadece yetecek kadar verin; fazladan ne verirseniz zaten lüzumsuz şeylere gidecektir. Onun için, Allah'ın verdiği nimetleri boşuna harcamasınlar diye onlara vermeyin diyor. Vermediğiniz takdirde, aslında ona iyilik yapmış oluyorsunuz. Çünkü o para çoğu zaman israf ediliyor ve haram yerlere gidiyor. Ondan sonra da parasız kalıp bu defa yine sıkıntıya düşüyorlar. Onun için Allah Azze ve Celle bu kuralı herkes için koymuştur; küçük büyük, kadın erkek fark etmez. Sefih dediğimiz kişi helale harama dikkat etmeyen, daha çok nefsini tatmin etmek isteyen insandır. Günümüzde de insanların yüzde doksanından fazlası maalesef bu şekilde sefihtir. Bunun başka bir izahı yok; çünkü idare etmeyi bilmiyorlar. Küçüğünden büyüğüne kadar durum böyle. Onun için dikkatli olup, Allah'ın verdiği nimetleri muhafaza etmek lazımdır. Sana ve ailene yetecek kadarı zaten vardır, Allah herkese rızkını verir. Ancak israf edilince işin bereketi kaçar, her şey elden gider. Küçüğünden büyüğüne kadar diyoruz; işte memleketin halini de görüyoruz. Yani idare edenler de maalesef sefih sayılır. Çünkü memleketin durumu ortadayken, kaynakları istediğiniz gibi israf ederek dağıtamazsınız. Allah Azze ve Celle "Verme" diyor, çünkü insanların çoğu sefihtir. Siz ne kadar verseniz de onlar size o kadar çok sövecekler. Ne kadar iyilik yaparsanız, o kadar nankörlük edecekler. "Merhametten maraz doğar" derler; aslında bu merhamet değil, doğrudan zulümdür. Buna dikkat etmek lazım; küçüğü, büyüğü, idarecisi... Ekonomi dedikleri şey işte bu vaziyetten, bundan bozuluyor. Kaynakları sefihlerin eline veriyorsunuz, ondan sonra da "Nasıl kurtaracağız? Kimden para alalım? Kime vergi yükleyelim?" diyorsunuz. Lüzumsuz, zararlı müesseselere ve hiçbir faydası olmayan şeylere milyonlar, milyarlar verir; sonra gidip faturayı fakir fukaraya kesersiniz. İşte bu olmaz; böyle yaparsanız o vakit bereket de kalmaz, iyilik de olmaz. Merhamet fakirlere gösterilir. Fakirden alıp zenginin borcunu kapatmak değil; herkese adaletle yaklaşmak lazım. Allah Azze ve Celle, adaletin nasıl sağlanacağını Kur'an-ı Azimüşşan'da işte böyle açıkça anlatıyor. Paranın alınıp verildiği yere dikkat etmek, kime verip kime vermediğini bilmek lazım. "Vermezsek kazanamayız" diyorsunuz ama verince ne oluyor? O vakit herkes kaybediyor. Allah muhafaza etsin, Allah akıl fikir versin. İnsanlar Allah yolunda olsalar, aslında herkese yetecek kadar nimet ve Allah'ın verdiği ikramlar var. Ancak yoldan çıktıkları için dünyada her şey allak bullak olmuş, hiçbir şey doğru dürüst kalmamış. Allah muhafaza etsin, inşallah herkesi doğru yola iletsin. İnsanın kendi etrafında da durum aynı; geliyorlar, "Oğlum kumar oynuyor, şunu yapıyor" diyorlar. E, o zaman para verme! "Kızıyor" diyorsun; kızıyorsa kızsın. Sen elindeki parayı tükettikten sonra ne yapacak? Yine hiçbir şey olmayacak. Onun için sağlam durmak lazım. Kötü alışkanlıkları olanlara ve parasını lüzumsuz yerlere harcayanlara dikkat edecek, onlara sadece yetecek kadar vereceksin. Allah yardımcımız olsun. Biz ne kadar konuşursak konuşalım faydasız; çünkü dünyanın çivisi yerinden çıkmış. Ama bizim görevimiz nasihat etmektir. "Ed-dînu nasîhah" (Din nasihattir); biz de nasihat ediyoruz. İsteyen kabul etsin, isteyen bildiği gibi yapsın. Allah yardımcımız olsun.

2026-07-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ (67:19) Allah Azze ve Celle her şeyi görendir, hiçbir şey Allah Azze ve Celle'den saklı kalmaz. Mümin bir Müslüman bunu bilince her işi rast gider ve kötü şeylerden uzak durur. Daima Allah Azze ve Celle'nin sevdiği şeyleri yapmaya gayret eder. Tabii ki insan elinden geldiği kadarını yapacaktır. Yani nefis var, şeytan var, heva var; insanı iyilikten alıkoymaya uğraşan pek çok etken bulunuyor. Kimse bunu yüzde yüz başaramaz ancak insanın yapabildiği kadarıyla nefsini mutlaka kontrol etmesi gerekir. Çünkü Allah Azze ve Celle her şeyi görüyor. Ama yine de biz zayıf kullarız; hata yapar, günah işleriz. Allah'ın bizi affetmesi için tövbe ve istiğfar etmek bizim faydamızadır. Çünkü Allah Azze ve Celle, tövbe ve istiğfar eden kişi için işlediği günahları ve hataları sevaba tebdil eder, iyiliğe dönüştürür. Tövbe etmeyenin hâli ise artık kendi bileceği iştir. Günümüzde insanlar nefislerine uymuş; kendilerini çok büyük görüyor, her istediklerini yapıyor, üstelik bir de Allah Azze ve Celle'ye kafa tutuyorlar. Kendilerini bir şey zannediyorlar. Hâlbuki aslında sadece kendilerine zarar veriyor, kendilerine kötülük ediyorlar. Allah Azze ve Celle'nin karşısında büyüklük taslayan kişi aslında kendini zelil etmektedir; çünkü kendi nefsinin kölesi, nefsinin bineği olmuştur. Nefsi onun sırtına binmiş, onu koşturuyor; o da kendini önemli bir şey zannediyor. İnsanların, bu ahir zaman insanlarının hâlinden Allah bizi muhafaza eylesin. Allah onlara hidayet versin, onları ıslah eylesin. Ama tabii ahir zaman olduğu için şeytanlar ve kötülükler insanları kandırıyor, onları kötü şeylere itiyor. Allah bizi nefsimizin şerrinden muhafaza eylesin. En ufak bir şey dahi olsa, nefse karşı gelmek bizim için daima faydalıdır. Sen karşı geldikçe Allah sana azar azar kuvvet verir ve manevi kuvvetin giderek artar. Nefsine uymadıkça, ona karşı geldikçe Allah'ın izniyle hem manevi hem de zahiri yönden daha kuvvetli olursun. Allah bizi nefsimizden muhafaza eylesin. وَمَن جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ (29:6) Burada cihat dediği, yani nefse karşı gelmektir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi cihat edeceğiz; en büyük cihat, nefsine karşı yaptığın cihattır, nefsinle savaşmandır. Bunu yaparsan zaten Allah'ın huzurunda mücahit sayılır, bunun sevabını kazanmış olursun. Allah yardımcımız olsun, nefsimize galip gelelim inşaAllah.

2026-07-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِى كِتَـٰبِ ٱللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ (9:36) Yıl, Allah Azze ve Celle'nin katında on iki aydır. Allah Azze ve Celle'nin hikmetiyle yarattığı her şey "Kün fe yekün" (Ol der ve olur) sırrıyla vücut bulur. Mevla "ol" dediğinde olur, "olma" dediğinde durur; O ne dilerse her şey ona göre neticelenir. Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu üzere, bütün kâinatın sırları Kur'an-ı Azimüşşan'dadır; her şey orada, Kur'an-ı Azimüşşan'da yer almaktadır. Allah Azze ve Celle, yılı on iki ay olarak belirlemiş ve her şeyi ince bir hesaba dayalı olarak yaratmıştır. Hiçbir şey kendi kendine, rastgele gerçekleşmez. Bu ayların her birinin farklı farklı tecellileri vardır. Allah'a şükürler olsun ki yine Safer ayına girdik. Safer ayı için "ağır bir aydır" derler, bu yüzden hayırlara vesile olması temennisiyle "Saferü'l-Hayr" olarak anarlar. İnşallah hayırlara vesile olsun, şerler bizden uzak dursun. Tabii günümüzde insanların bu manevi hakikatlerden pek haberleri yok. Neyin ne olduğunu bilmezler; sadece kendi bildikleri tarzda, zahiri bir eğitim anlayışları var. Eskiden çocukları sadece birkaç sene okuturlardı, o kadardı. Şimdi ise "Üniversite okuyacak, şunu okuyacak, bunu okuyacak" diyorlar ama okudukları şeylerden manevi bir istifade edemiyorlar. Sadece kendilerine gösterileni biliyorlar; ondan ötesini ise ya kabul etmiyorlar yahut bilmiyorlar. Hâlbuki bu aylar çok mühimdir; insanların bunları da bilmesi lazımdır. Allah Azze ve Celle insanı nasıl yaratmış, insanın nasıl bir kul olması gerekiyor, bunları muhakkak bilmeleri lazım. Hangi aylar mübarektir, hangileri biraz daha çetindir bilmek gerekir. Zira her şeyin bir hikmeti, her ayın bir vazifesi vardır. Bu ay biraz daha ağır bir ay olduğu için, yerine getirilmesi gereken farklı vazifeleri vardır. Allah'ın bizleri muhafaza etmesi için bu manevi vazifeleri muhakkak yapmak lazımdır. Böylece şerler hayra tebdil olur; Allah'ın izniyle kötülükler iyiliğe dönüşür. Bu bahsettiğimiz vazifeler, hep anlattığımız ve dinî kaynaklarda da her yerde yazılı olan ibadetlerdir. Bunların içinde muhakkak ki en mühimi sadakadır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sadakaya çok büyük ehemmiyet vermiştir. Öyle ki "Yarım hurmayla bile olsa tasadduk edin, kendinizi ateşten koruyun." buyuruyor. O dönemde insanlar, hatta Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bile iki gün hiçbir şey yemeden sadece bir hurmayla idare edebiliyordu. Şimdi yarım hurma kimseye yetmez; günümüz insanına yarım kilo yese bile kâfi gelmez. Onun için miktar ne kadar ufak olursa olsun, muhakkak tasadduk edin ve sadakanızı verin. Verdiğinizi az görmeyin. Elinizde ne varsa, ister para ister başka bir şey olsun, muhakkak tasadduk edin. Çünkü sadaka kazayı ve belayı önler, ömrü uzatır. Bilhassa içinde bulunduğumuz bu ay ağır bir ay olduğu için, sadaka vermeyi kesinlikle ihmal etmeyin. Ayrıca bol bol tövbe ve istiğfar etmek lazımdır; çünkü tövbe de belaları bizden uzak tutar. Tövbe ve istiğfar her derde devadır. Allah'a yönelmek ve yalnızca O'ndan yardım istemek son derece mühimdir. Sakın "Biz çok günah işledik, Allah bizi artık affetmez." demeyin. Allah affeder, zira Allah çok affedicidir. Bu ayın manevi ağırlığı münasebetiyle tövbe ve istiğfarı daha fazla artırın. Üzerinizde kul hakkı varsa, o hakları sahiplerine iade etmek suretiyle bu ağır yükten de kurtulursunuz. Hak meselesi çok zordur; Allah'ın hakkı kolaydır fakat kul hakkının vebali oldukça ağırdır. Allah, Kendisine karşı işlenen kusurları affeder; ancak hakkı yenen kul affetmedikçe, Allah o hakkı affetmez. Kişinin, hak sahibine hakkını mutlaka ödemesi ve helalleşmesi lazımdır. Allah bizleri kimsenin hakkını yemekten muhafaza eylesin. Neticede bu da güzel bir aydır; insan Allah'la beraber olduktan sonra her şey güzeldir. Mübarek Yunus Emre'nin de dediği gibi: "Senden gelen her şey güzel." Her şey Allah'tan geldiği için özünde güzeldir. Bu ay da güzeldir, öteki aylar da güzeldir; gelecek aylarımız da güzel olacaktır inşaAllah. Zaten bu aydan sonra da Peygamber Efendimiz'in ayı olan Rebiülevvel ayı gelecektir. Allah günlerimizi güzel eylesin, ömrümüz imanla dolsun. İmanla yaşadıktan sonra, Allah'ın izniyle her şey güzeldir.

2026-07-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَن كَانَ فِي هَٰذِهِ أَعْمَىٰ فَهُوَ فِي الْآخِرَةِ أَعْمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلًا (17:72) Allah bizleri görmeyenlerden eylemesin. Allah Azze ve Celle, "Dünyada âmâ olan, ahirette de âmâdır." buyurmuştur. Âmâ; gözü görmeyen değil, hakikati anlamayandır. Hakikati bilmeyen kişi âmâdır. Bu nedenle dünyada hakikati görmeyen ve doğru yoldan gitmeyen insanın durumu ahirette daha da beter olacaktır. Orada hiçbir hakikati göremeyecektir. Nasıl ki dünyadaki sonu kötü olmuşsa, ahirette de aynı şekilde kötü olacaktır. Allah Azze ve Celle hakikati apaçık göstermiştir; dileyen herkes bunu görebilir ve bilebilir. Ancak insanlar kendi nefislerine uydukları için, Allah Azze ve Celle'nin belirlediği helal ve haram sınırlarını kabul etmezler. "Nefsimiz ne istiyorsa onu yapacağız." diyorlar. "Nefsimizin istemediği hiçbir şeyi kabul etmeyiz." "Biz kabul etmediğimiz gibi, hiç kimsenin de kabul etmesine izin vermeyeceğiz." diyorlar. "Herkesin bizim gibi olması lazım." diyerek dayatıyorlar; işte artık bu dünyada ahir zamanın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Başka hiçbir türlüsünü kabul etmiyorlar. "Bütün devletler ve bütün dünya, bizim bu sapkın fikrimizi kabul edecek." "Allah Azze ve Celle'nin koyduğu kuralları kabul etmeyecekler." "Onun yolundan gitmeyecek, bizim gibi şeytanın yolundan gidecekler." diye şart koşuyorlar. İşte asıl kör olanlar bunlardır. Gönülleri kör, kalpleri ve zihinleri kararmıştır. Sadece kendi nefsine uyan insanın hal ve vaziyeti işte budur. Bundan başka bir şey çıkmaz. Kötülükten iyilik doğmaz. Cehaletten ilim çıkmaz. İlim dedikleri şey; eğer Allah'ı bilmiyorsa, o ilim değildir. Allah'ı tanımayan, O'nu istemeyen ve sadece nefse hizmet eden sözde ilim, asıl cehalettir. Cahiliye... Peygamber Efndimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in de buyurduğu gibi, şimdi ikinci cahiliye devrini yaşıyoruz. Üstelik bu devir, birinci cahiliye devrinden çok daha beterdir. Allah muhafaza etsin. Gözlerimiz âmâ olmasın, daima hakikati görenlerden olalım. İnşallah hakikati görmeyen kalmaz, tüm insanlara hidayet nasip olur. İnsanlara asıl lazım olan da budur. Yemekten, içmekten ve diğer her şeyden daha fazla lazım olan şey imandır. Gözümüzün her daim açık olması lazım, manen kör olmamak gerekir. Allah hepimizi muhafaza etsin. Allah bizlere bir sahip göndersin ve herkesin hidayetine vesile kılsın inşaAllah.

2026-07-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا ۚ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (6:45) Şükürler olsun, Allah Azze ve Celle zalim kavmi defetti. O'na şükürler olsun, hamdolsun. Allah'a binlerce kere şükürler olsun, hamdolsun. Kafir her zaman Müslümana musallat ve düşmandır; en büyük düşman ise şeytandır. Şeytanla beraber onların da düşmanlıkları daimdir ama Allah Azze ve Celle galiptir. Onların kökünü söküp atar. Allah Azze ve Celle'ye karşı onların hiçbir gücü ve kuvveti yoktur. İstedikleri kadar uğraşsınlar, Allah bizi onların şerlerinden muhafaza etsin. Tabii şeytan her türlü hileyi ve kötülüğü kendine hak görür. Başkalarının ne yaşadığı umurunda değildir; yeter ki kendi saltanatı kurulsun. Ona göre bunun için her şey mübahtır. Onun için Allah bizi onların şerrinden muhafaza etsin. Bu yolda olan insanın sağlam bir kapıya, sağlam bir imana ve itikada sahip olması lazımdır ki Allah onu şeytanın ve kötülerin şerrinden korusun. Allah'a şükür, bundan seneler önce bütün millet olarak başımızdan büyük bir hadise geçti. Allah'a şükürler olsun ki galip gelen Allah oldu. Daima galip olan Allah'tır; 'La galibe illallah', O'ndan başka galip yoktur. O'na karşı gelenler eninde sonunda cezalarını bulurlar. Bugüne kadar onlara kanmış olan pek çok insan var. Allah o insanlara akıl fikir versin; tövbe etsinler ve kötü işlere bulaşmasınlar. Çünkü kötü işlere bulaştığında dünyada belki saklanabilir, kendini gizleyebilirsin; ama ahirette o yaptıklarının ne kadar kötü olduğunu ve sana ne kadar zarar verdiğini asıl o vakit görürsün. Bugüne kadar insanları "yok şöyleydi, yok böyleydi" diyerek kandıran çok kişi oldu. Yani her şey ayan beyan ortadayken daha neyin inadını ediyorsun? İnat, küfrün en büyük özelliğidir; kafir inatçıdır, muannittir. Ebu Cehil bile ölürken, sahabe kafasını kesmek üzereyken, "Ben gerçeği biliyorum ama kibrimden ve inadımdan dolayı size ve Muhammed'e tabi olmayacağım" demiş. Yani bu inat, küfrün bir özelliğidir. Onun için sen doğru yola gel, Allah'a dön, O'na yönel ve tövbe et. Böylece Allah günahlarını affeder, sen de ahiretini kurtarır ve şeytanla beraber olmaktan kurtulursun. Çünkü Allah'ın yolu bellidir; bu yolun gizlisi saklısı yoktur. Hak ile beraber olacaksın, ötesine gerek yoktur. Allah muhafaza, bu kötülüğü başkalarına da bulaştırırsan onların da günahı sana yazılır. Daima Hak ile beraber olanlardan olalım inşaAllah. Allah bizi şerlerden; şeytanın şerrinden, nefsimizin şerrinden ve kafirlerin şerrinden muhafaza eylesin. Atalarımız kafirler için, "Su uyur, düşman uyumaz" demişler. Onun için Allah bizi muhafaza etsin, korusun. Sahib göndersin de hak tam olarak zahir olsun inşaAllah.

2026-07-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ (68:4) Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i methediyor. "En güzel sıfatlar sendedir." buyuruyor. Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem için, "En güzel ahlak, en yüce ahlak sendedir." buyuruyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bizim için en güzel örnektir. Bütün insanlık için yegâne örnek, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dir. İnsanın nasıl kâmil bir insan olacağı ve nasıl yaşaması gerektiği, kısacası gerçek insanlık, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dedir. O'na tabi olmayanlarda ne insanlık ne iyilik ne de başka bir güzellik vardır. Her türlü kötülük onlardadır. Çünkü onların gittiği yol, yanlış bir yoldur. Onlar, Allah'a karşı gelen bir yol üzerindedirler. Bu yüzden insanlığı kurtaracak ve ona fayda sağlayacak olan, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. O yol asla değişmez. Dosdoğru olan hak yoldur. Doğru yolda olmadıktan sonra hiçbir şeyin faydası olmaz. İnsanı sonu olmayan, karanlık bir yere sürükler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolu ise doğrudan cennete gider. O yoldan asla ayrılmayın. O yolu takip edin ki kazananlardan olasınız. Ahireti kazanmak, dünyayı kazanmaktan çok daha mühimdir. Geçici dünya için ahireti feda eden kimse akılsızdır. Allah Azze ve Celle'nin de buyurduğu gibi; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, insanlara en yüce derecede yol gösteren rehberdir. İyiliği, edebi, ahlakı ve her türlü güzelliği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vasıtasıyla öğreniyoruz. Allah'a şükürler olsun ki O'nun ümmetindeniz. Allah'ın bize bahşettiği en büyük nimet budur. Hem iman sahibi olmak hem de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olmak... Allah'a sonsuz şükürler olsun. Allah bizi bu yolda sabitkadem kılsın. Bu yolda olmayanlara da hidayet nasip etsin. Yoldan çıkanlar da doğru yolu bulsunlar inşaAllah.

2026-07-14 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الدَّنَانِيرِ دِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى عِيَالِهِ، وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى دَابَّتِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى أَصْحَابِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Paranın (dinarın) en faziletlisi, en kıymetli olan altın dinardır. Bunların en faziletlisi, kişinin ev halkına harcadığı dinardır; yani harcadığı o para, en faziletli ve sevabı en bol olanıdır. Ondan sonra, Allah yolunda kullandığı bineğine harcadığı para gelir. Yani Allah için savaşa gidecekse; atını veya merkebini tımar edip güçlendirmesi, ona bakması için harcadığı para da en hayırlı paralardan olup ikinci sırada gelir. Üçüncüsü ise yine Allah yolunda, davası uğruna, Müslüman kardeşlerine harcadığı dinardır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), Allah yolunda olan insanlara yardım etmek için harcanan paranın da üçüncü sırada geldiğini buyuruyor. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَأْمُلُ الْغِنَى وَتَخْشَى الْفَقْرَ، وَلَا تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ: لِفُلَانٍ كَذَا، وَلِفُلَانٍ كَذَا، أَلَا وَقَدْ كَانَ لِفُلَانٍ كَذَا.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), sadakanın en faziletli ve makbul olanının hangisi olduğunu şöyle açıklıyor: Kişinin sağlığı yerindeyken ve dünya malına karşı aşırı istekliyken, yani sağlığı ve kuvveti yerinde, genç, mal mülk edinme hırsı taşıyan bir insanın verdiği sadaka... En makbul sadaka odur. Zengin olmayı umup, fakirlikten korkarken verilen sadakadır. Yani gençtir, önünde her türlü imkân vardır; zengin olmak ister ve fakirlikten korkar. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), böyle bir durumdayken verilen sadakanın en makbul, fazileti ve sevabı en çok olan sadaka olduğunu buyuruyor. Sadaka vermeyi; can boğaza gelip insanın son demlerini yaşadığı, 80-90 yaşına kadar hiç sadaka vermeyip de "Bu parayı artık ne yapacağım?" diye aklının başına geldiği zamana bırakmayın. O an gelip de "Şu malım falanın olsun," "Şu sadakam filancanın olsun" demeyin. İşi, "Şu da falanın olsun" diyeceğiniz zamana kadar geciktirmeyin. Dikkat edin, o mallar zaten (varislere kalarak) çoktan onların olmuştur. Yani mal artık sizden çıkmıştır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Onun için sadakayı vaktinde, makbul olduğu zamanda verin, son demlerinize bırakmayın" buyuruyor. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ جُهْدُ الْمُقِلِّ، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlisi, malı az olanın kendi imkânlarını zorlayarak verdiği sadakadır. Harcama yapmaya, geçiminden sorumlu olduğun kimselerden başla. Yani en makbul sadaka, insanın imkânı kısıtlıyken bile verdiği sadakadır. Ancak Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) genel olarak şunu tavsiye ediyor: "O makbul sadakayı verirken de harcamaya öncelikle ailenden ve en yakınlarından başla." Çünkü evine bakmak ve aileni geçindirmek de bir sadakadır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlisi, ihtiyaçtan arta kalanı vermektir. Yani kendi ihtiyacın olanı ayırdıktan sonra, fazla olan kısmı sadaka olarak vermektir. Çünkü veren el, alan elden daha hayırlıdır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), sadakayı verenin, alandan daha hayırlı olduğunu buyuruyor. Sadaka vermeye, geçimini sağlamakla yükümlü olduğun aile fertlerinden başla. İlk olarak ailene harcama yapmak ve onların rızkını temin etmek de büyük bir sadakadır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Öncelikle onlardan başlayın" buyuruyor. Yani aileni bırakıp başkalarına değil; ilk başta kendi evinden, sonra fazlası varsa sırasıyla akrabaya, komşuya ve fakir fukaraya yardım etmelisin. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ سَقْيُ الْمَاءِ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlisi su vermektir, insanlara su içirmektir. Su ikram etmek, sadakaların en faziletlilerinden biridir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ أَنْ يَتَعَلَّمَ الْمَرْءُ الْمُسْلِمُ عِلْمًا ثُمَّ يُعَلِّمَهُ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakaların en faziletlisi ve en hayırlısı, Müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi... Yani ilim öğrenmek de bir sadakadır. ...sonra da o öğrendiği ilmi Müslüman kardeşine öğretmesidir. Bu ilim sadakası çok büyük bir fazilettir. Sadaka sadece parayla olmaz, ilimle de sadaka verilir. Allah'a şükür, bizim medresede okuduğumuz dönemde hocalarımız çok büyük âlimlerdi. O vakitler medresede hem bizim bakımımızı üstlenirler hem de bize maaş verirlerdi. Allah onlardan razı olsun, makamları âli olsun. Bize, "Bizim sizin üzerinizdeki hakkımız, başkalarına ilim öğretmenizdir" derlerdi. "Sizden başka hiçbir şey istemiyoruz" derlerdi. Onun için ilim sadakası da çok büyük bir sadakadır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ الصَّدَقَةُ عَلَى ذِي الرَّحِمِ الْكَاشِحِ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlisi, size karşı kötülük düşünen akrabaya verilen sadakadır. Demek ki eskiden beri akrabalar bazen birbirlerine karşı çok kötü niyetli olabiliyorlar. Durum böyle bile olsa, sana kötü davranan akrabana verdiğin sadaka, Allah katında en faziletli sadakalardandır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ مَا تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى مَمْلُوكٍ عِنْدَ مَالِكِ سَوْءٍ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlilerinden biri de, kötü bir yöneticinin veya idarecinin yanında eziyet çeken çalışana (köleye) verilen sadakadır. Yani bir kişi kötü birinin yanında çalışıyor ve her türlü eziyeti çekiyorsa; ona verilen sadaka, en faziletli sadakalardan biridir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ صَدَقَةٌ فِي رَمَضَانَ.» Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sadakanın en faziletlisi, Ramazan ayında verilen sadakadır. Çünkü o ayda verilen sadakanın ecri çok büyüktür. Ayların en mübareği olan Ramazan ayının hususiyeti bir başkadır. Onun için Ramazan ayında zekât, sadaka ve benzeri hayırların yapılması çok kıymetlidir. Sadaka her zaman verilebilir; ancak zekâtın verilmesinin Ramazan ayına denk getirilmesi çok daha iyi olur.

2026-07-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ (3:9) Allah Azze ve Celle'nin vaat ettiği şeyler muhakkak gerçekleşecektir. "Bu konuda hiçbir şek ve şüphe olmasın." buyuruyor. Allah'ın verdiği sözler, vaat ettiği şeyler muhakkak gerçekleşecektir. Bu yüzden insanlar dikkat etsin; yoldan çıkanlar doğru yola gelsin diye tembih buyuruyor. Peygamberleri bu yüzden gönderdi. Ardından sahabeler, âlimler, evliyalar; hep insanları kurtarsınlar diye geldiler. İnsanların gittikleri yol doğru bir yol olmadığı için onları kurtarsınlar diye peygamberleri, evliyaları, ulemayı; hepsini insanların faydası için göndermiştir. İnsanlar Allah'ın yolunu tutsunlar, O'nun yolundan uzaklaşmasınlar diye... Çünkü kurtuluş oradadır. Allah Azze ve Celle'nin vaat ettiği cennet var, cehennem var. Bu yüzden Allah Azze ve Celle bizleri cennete davet ediyor. "Buyurun," diyor, "cennete gelin, girin, güzelliklerin içine girin." Bu yol güzel bir yoldur. "Kötülüklerden uzak durun, kendinizi mahvetmeyin, perişan etmeyin." "Kendinizi kurtarın." buyuruyor Allah Azze ve Celle; O'nun vaadi haktır. Şimdi herkes kendi kafasına göre yaşıyor; şeytan ve avanesi de insanları helak etmek için uğraşıyor. "Yol budur; dünyadan başka bir şey yok. Sen kendi kendine var oldun; seni yaratan, yok eden kimse yok." diyerek insanları yoldan çıkarıyorlar. Hâlbuki bir yaratıcı olmadan yaratılmak imkânsızdır. İşte bizi yaratan da Allah Azze ve Celle'dir. O her şeyi bilendir; ne olduğu ve ne olacağı, her şey Allah'ın bilgisindedir. İnsanları da o yola, yani Allah yoluna davet ediyor. "Vaadim haktır, buna muhakkak dikkat edin." "Doğru yoldan gidin, güzel yoldan gidin." "Kötü yoldan uzak durun, tehlikeli yoldan uzak durun." Sizi cennet bekliyor. Allah Azze ve Celle'nin bizlere vaat ettiği şey cennettir. O yüzden "Cennete buyurun." diyor. Allah hiçbirimizi bu yoldan uzak tutmasın. Bu yolda sabitkadem olarak devam edelim. Onun bunun sözüyle yoldan çıkmayalım inşaAllah.