السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-03-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, iman eden ya hayır söylesin ya da sussun. Kişi hayır söylemeyecekse susması daha hayırlıdır. Çünkü bazen bilmeden konuşan çok insan oluyor. Böyle olunca da hayır yerine şer çıkıyor, fitne oluyor. Onun için bazı zamanlarda susmak daha hayırlı olur. İnsanın devamlı ne konuştuğunu bilmesi lazım. "Hayır mı konuşuyorum, şer mi konuşuyorum, kötü mü konuşuyorum, iyi mi konuşuyorum?" diye bilmesi lazım. Bu zaman için zaten Hazreti Ali Efendimiz galiba şöyle söylemişti: "Hâzâ zemanü's-sükût ve mülâzemetü'l-büyût". Daha bin dört yüz sene önce, "Bu zaman, susup evlerde oturma zamanıdır." dedi. Şimdi ise bu bize o zamankinden daha çok lazım. Fazla konuşmaya gerek yok. Ne hayırlıysa onu söylemek lazım. Öteki türlü, kötü bir şey söylersen zaten sana zararı dokunur. İyi bir şey söylersen o vakit iyi olur, hayır olur. Ama dediğimiz gibi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolu güzel bir yoldur. Onun öğrettikleri insanlık için hayırdır. Yani sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için hayırdır. İnsanların ne yapacaklarını Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den öğrenmeleri lazım. Dünyada iyilik ve güzellik isteyenin o yoldan gitmesi lazım. Başka yolların hepsinin sonu hüsrandır, hiçbir zaman sonu iyi olmaz. Allah bizi o yolda sabitkadem kılsın. Fitnelere düşmeyelim inşaAllah. Görünen her şey doğru değil, söylenen her şey doğru değil. Onun için sen kafanı yorma. Ne yapacaksan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediğini yap. Allah bizi o yoldan ayırmasın. Allah İslam'ı ve Müslümanları muhafaza etsin. Sahip göndersin. Ahir zamanda yaşıyoruz. Muhakkak ki bütün bu problemlerin ve zorlukların tek çaresi var; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği gibi Mehdi Aleyhisselam çıkınca hiçbir problem kalmayacak inşaAllah. Allah yardım etsin, tez zamanda gelsin inşaAllah.

2026-02-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır." İftar edenin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Allah Azze ve Celle'nin mübarek sıfatlarından biri de keremdir, cömertliktir. Ondan alıp diğerine verecek değildir; Allah Azze ve Celle kendi indinden verir. Bu fırsatlar yine Allah Azze ve Celle'nin güzel müminlere lütfettiği, "alın" ve "istifade edin" dediği nimetlerdendir. İftar ettirmek de böyledir; yapılan her hayrın karşılığında kat kat sevap verilir. Bugün işte Ramazan'ın onuncu günü. Allah'a şükürler olsun. Oruç tutmak zor değildir; gerçi insanlar bazen zor zanneder. O güzellik başka hiçbir şeyde bulunmaz. Oruçtaki güzelliği, oruç tutmayanlar bilemez ve tadamaz. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi, Allah Azze ve Celle'nin indinde oruç tutanın iki sevinci vardır. İftar vaktinde oruç tutan herkeste büyük bir sevinç, huzur ve güzellik hali oluşur. Diğeri ise ahirette bunun karşılığında verilecek olan sevaptır ki esas sevinç de odur. Fakat o sevincin bir nebzesi de olsa, bu iftar vaktinde oruç tutan Müslümanlara yaşatılır. Bu yüzden oruç tutan insan şanslı bir insandır. Şeytana aldanmamış, nefsine uymamıştır. İnsan şeytana ve nefsine ne kadar ters giderse, kendisi için o kadar iyi olur. Onların peşinden giderse onların kölesi olur ve öylece savrulup durur. Sürekli onların isteklerini yerine getirmek için çabalar. Halbuki onlar sana tabi olmalı; nefsin sana boyun eğmeli, şeytan da senden uzak durmalıdır. Olması gereken budur. Böyle yaparsan, hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ve saadete ulaşırsın. Dünyada yapılan ibadetler ve hayır hasenat, insana büyük bir fayda, kuvvet ve her türlü iyiliği kazandırır. Onun için Allah Azze ve Celle'nin bize ikram ettiği nimetleri kabul edelim. İbadetlerimizi sevinçle yapalım inşallah, Allah bizleri muvaffak eylesin. İbadet etmeyen insanlara da hidayet versin, bu güzellikler onlara da nasip olsun inşaAllah.

2026-02-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Şeytan aleyhillane hiç durmaz, devamlı gayrettedir. İnsanoğlunu cehenneme sokmak için elinden geleni yapar; yorulmadan, üşenmeden devamlı insanların üstüne gider. İnsanların zaten çoğu ona tabidir, onunla beraberdir. Onunla olmayanlara da hiç müsamahası yoktur yani, hepsini cehenneme götürmek ister. Allah muhafaza etsin. Onun için Allah'la beraber olmak bizi kurtarır. İnsanoğluna başka hiçbir şey fayda vermez. Çünkü Allah'ın mülküdür, Allah'ın iradesidir; O'na karşı gelmek akılsızlıktır. Allah vermişse, O'na tabi olmak lazım. O'nun verdiği güzel yola tabi olmak lazım. Düşmanla beraber olmayın. "إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا" buyuruyor Allah Azze ve Celle. (35:6) En büyük düşman şeytandır. Allah Azze ve Celle, "Onu arkadaş edinmeyin, dost edinmeyin, onu düşman bilin." buyuruyor. Düşman, yani şeytan hiçbir zaman dost olmaz. Nasıl dost olur? Allah yoluna gelirse o vakit dost olur. Allah yolunda olmayanla, Allah'a karşı olanla dost olunmaz. Şeytanla dost olunmaz. Sizin iyiliğinizi istemez. Devamlı kötülük ister. Devamlı her türlü sıkıntıyı, eziyeti; ne kadar şer varsa sizin için onu ister. Gece gündüz insanların üzerinde en ufak bir iyilik görse onu ortadan kaldırmaya uğraşır. Onun için dikkat edin. Şeytanla dostluk kurmayın. Onun yolundan gitmeyin. Ondan uzak durun. Onun askerinden de uzak durun. Yani devamlı, "Bu toplumları nasıl bozarım, ne kadar kötülük edebilirim?" diye düşünür. Onun başka bir derdi yoktur. İnsanların faydasına hiçbir şey istemez... Müslümanı bırakın, tüm insanlığa düşmandır. İnsanlar ne kadar kötülük yaparsa, daha da fazlasını yapmalarını ister. Allah şerlerinden muhafaza etsin. Allah yolunda olanlarla beraber olun. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolunda olanlarla beraber olun. İkisinden sadece birini değil, ikisini birden tutun. Çünkü öyle yapmazsanız şeytan sizi kapar. "Tarikat nedir?" diyenler, "Tarikat gerekmez." derler. Bunu diyenin ilminde zaten hiçbir fayda yoktur. İstediği kadar binlerce kitap yazsın, istediği kadar talebe yetiştirsin; iman olmadıktan sonra hepsi şeytanın elindedir. Allah şerlerinden muhafaza etsin. Doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.

2026-02-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul

مَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِيَ لَهُ (7:186) Şanslı kimdir? Allah Azze ve Celle'nin kendisine hidayet nasip ettiği insandır. Çünkü bu, Allah'ın iradesiyle olur. Hidayete erişmiş olan insan kurtulmuş olur. Eğer hidayet yoksa, Allah ona hidayet dilemezse, o şanssız bir insandır. Bütün dünya onun olabilir. Her şey onun olabilir ama ahireti yoktur. Ahireti olmayınca, en kötü durum odur. Dünyada her türlü zevküsafa, rezillik... Hiçbir zevkten geri kalmıyor. Her türlü şeyi deniyor. Fakat elinde hiçbir şey kalmıyor. Yani ahireti için elinde günahtan başka bir şey kalmıyor. İşte o, en şanssız insandır. Şanslı olan ise; Allah yolunda olan, Allah'a itaat eden; namazında, orucunda, zekatında olup her türlü ibadetini yapan insandır. Çünkü şeytan arkasından gelir, onu bundan men etmek ister. Sen ne yaparsan yap, şeytan peşini bırakmaz. Onun için bu yolda olan insanlar Allah'a şükretmeli, O'na hamdetmelidir. Bizler bu yoldayız, dışarıda görüyoruz; Ramazan günü, güpegündüz yemeğini yiyorlar. Onlara hiç kızmaya gerek yok. Onlara acımak lazım. Şanssız insanlardır. Onların ahirette nasibi yoktur, Allah muhafaza etsin. Onun için Allah'a şükretmek lazım. "Ben ondan iyiyim." demeye de gerek yok. "Hamdolsun, Allah bizi sabitkadem kılsın." demek lazım. Çok görüyoruz bazen, bize gelen şikayetler oluyor: "Benim oğlum beş vakit namaz kılardı, namazında niyazındaydı; ne oldu anlamadım. Şimdi hiçbir şey yapmıyor, kötü arkadaşlarla takılıyor, namazını niyazını bıraktı, kötü şeylere bulaştı." Onun için Allah'ın yolunda olan insan daima şükredip Allah'tan yardım istemelidir ki bu yolda sabitkadem kalalım. Bizi yoldan çıkarmasın. O yol güzel yoldur. Allah başkalarına da hidayet versin ki bu güzelliği onlar da tatsın. Çünkü iman güzelliği başka hiçbir şeyde yok. İşte dünyanın ne hale geldiğini görüyoruz. Dünyadaki zevküsafanın da bir sınırı var. Nefsin istekleri sonsuzdur ama onların da bir sınırı var. Yani bir yere geldikten sonra daha ötesine geçemiyorsun, ondan zevk alamıyorsun. Onun için sürekli daha başka şeyler denemek istiyorlar. Ne olursa olsun; iyi kötü, hatta en kötüsü bile olsa nefis yine onun peşinden gider. Ama dediğimiz gibi bir sınır var, onu aşamaz. İnsan o güzelliği ancak cennette ilelebet yaşayabilir. Bunun için de o güzelliğe erişebilmek adına dünyada Allah'ın yolunda olmak lazımdır. Allah insanlara hidayet versin. Allah muhafaza etsin.

2026-02-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَن شَاءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاءَ فَلْيَكْفُرْ (18:29) Allah Azze ve Celle "Hakkı söyleyin" buyuruyor. "İsteyen inansın, istemeyen inanmasın" buyuruyor Allah Azze ve Celle. Hak gibi görünen çok şey var. Müslümanlar onlara itibar ettikleri için söylediklerini tasdik ediyorlar. Ama çoğu zaman hak gibi görünen şeyler aslında hak olmuyor. Müslümanlar çabuk kanıyor, çok çabuk aldanıyorlar. Müslümanlarda büyük bir saflık var, bu yüzden kolay kandırılıyorlar. Ta Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) zamanından beri İslam'ı yıkmaya uğraşan çok kişi çıktı. Çeşit çeşit fitneler hiç eksik olmadı. Son iki yüz senede işte Osmanlı'yı yıktılar, hilafeti yıktılar. Peki nasıl yıktılar? Her türlü fitne ve fesatla, en sonunda da içeriden yıktılar. Osmanlı'yı nasıl mı yıktılar? Sözde âlimler çıkıp sultanlara karşı iftira ve yalanlarla insanları kandırdılar ve en sonunda devleti batırdılar. Hilafeti ve İslam'ı batırdılar. İslam nasıl battı? Halife olmayınca battı. İşte görüyoruz, vaziyet böyledir. Onun için burada dikkat etmemiz gereken bir mikyas var. Nedir o ölçü? En son hükmeden halife, Sultan Abdülhamid Han Hazretleridir. Ona karşı gelen kim varsa, sözü ve ameli makbul değildir. Ne kadar iyi görünürse görünsün; ister Müslüman, ister vatanperver, şu veya bu olsun, hiçbirinin kıymeti yoktur. Onlar halifeye karşı gelip İslam'ı yıktıktan sonra sen istediğin kadar kitap yaz, kendine paye biç; bunların hepsi laftan ibarettir. Onlarda laf çok, iş azdır. Sultan Abdülhamid Hazretleri'nin ise lafı az, işi çoktu. Öyle olunca da kıymeti bilinmedi. İnsanlar bu fazla lafazan olanlara tabi oldular. Bir bahane bulup onu tahttan indirdiler. Kur'an-ı Azîmüşşan'da da şöyle buyruluyor: وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ (26:224) Şairlere (süslü laf edenlere) ancak koyun gibi kandırılmış olanlar uyar. İşte mesele tam olarak budur. Buna çok dikkat etmek lazımdır. Allah muhafaza etsin; çok iyi bildiğimiz, iyi zannettiğimiz insanların çoğu aslında iyi değildi. Allah hepimizi affetsin. Rabbim bize uyanıklık versin. İyiyi ve kötüyü görebilmeyi nasip etsin inşaAllah.

2026-02-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, bizi Müslüman yarattı. Allah'ın lütfettiği o nimet sayesinde bütün hayırlara nail olduk. Allah Azze ve Celle'nin cömertliğinin sonu yoktur. Ayrıca ikram olarak ibadetler verdi, bu ibadetlerin de vakitleri vardır. Bu Ramazan ayının ibadeti tabii ki oruç ve teravihtir. Kur'an hatimleri ve zekat her zaman yapılır ama bu ayda yapılanların sevabı daha fazladır. Yedi yüz mislinden, yedi yüz kattan daha fazladır diyor. Allah Azze ve Celle, "Bu ay Benim ayımdır, Bana kimse ne yaptın diyemez." diyor. Allah'ın hikmetiyle bu Ramazan ayı mübarek bir aydır. "Yapılan her türlü hayrın, hasenatın ve ibadetin hesabı Benim yanımdadır." Allah Azze ve Celle, "Yedi yüz kattan da daha fazladır." diyor. O'nun keremi büyüktür, bizler ise ihtiyaç sahibiyiz. O'nun cömertliğine muhtacız. O ne kadar verse de biz inşaAllah her zaman daha fazlasını isteriz. Eksiltmesin, çoğaltsın inşaAllah; hayırları, hasenatları ve imanımızı artırsın. Allah verir. Bu yüzden çekinmeye gerek yok; bazı insanlar çekiniyor, siz çekinme. Allah Azze ve Celle'den iste. "Ver Allah'ım." de. Bu ayda her türlü yardımı ve iyiliği yapmaya çalışalım. Bu mübarek bir aydır. Allah hepinizden razı olsun. Tabii ki gündüz oruç, gece ibadet, teravih; hatta iftarın bile Allah Azze ve Celle indinde bir sevabı vardır. Sahurun da sevabı vardır. Yani Allah Azze ve Celle, "Kazanın, nasibinizi alın" diye bize her türlü fırsatı veriyor. "Ben veriyorum, siz alın." Allah Azze ve Celle, "Siz ihtiyaç sahibisiniz; Benden isteyin ve alın." diyor. Allah daim etsin, imanımıza kuvvet versin. İnşaAllah bu mübarek ay hayırlı ve bereketli olsun. İnsanlara da faydalı olsun. Yoldan çıkanlara da doğru yola gelmeyi nasip etsin. Bu güzelliği onlar da tatsın inşaAllah.

2026-02-24 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: في خمس من الإبل شاة، وفي عشر شاتان، وفي خمس عشرة ثلاث شياه، وفي عشرين أربع شياه، وفي خمس وعشرين ابنة مخاض إلى خمس وثلاثين۔ فإن زادت واحدة ففيها ابنة لبون إلى خمس وأربعين۔ فإذا زادت واحدة ففيها حقة إلى ستين۔ فإذا زادت واحدة ففيها جذعة إلى خمس وسبعين۔ فإن زادت واحدة ففيها ابنتا لبون إلى تسعين۔ فإذا زادت واحدة ففيهما حقتان إلى عشرين ومائة۔ فإذا كانت الإبل أكثر من ذلك ففي كل خمسين حقة، وفي كل أربعين بنت لبون۔ فإذا كانت إحدى وعشرين ومائة ففيها ثلاث بنات لبون حتى تبلغ تسعا وعشرين ومائة۔ فإذا كانت ثلاثين ومائة ففيها بنتا لبون وحقة حتى تبلغ تسعا وثلاثين ومائة۔ فإذا كانت أربعين ومائة ففيها حقتان وبنت لبون حتى تبلغ تسعا وأربعين ومائة۔ فإذا كانت خمسين ومائة ففيها ثلاث حقاق حتى تبلغ تسعا وخمسين ومائة۔ فإذا كانت ستين ومائة ففيها أربع بنات لبون حتى تبلغ تسعا وستين ومائة۔ فإذا كانت سبعين ومائة ففيها ثلاث بنات لبون وحقة حتى تبلغ تسعا وسبعين ومائة۔ فإذا كانت ثمانين ومائة ففيها حقتان وابنتا لبون حتى تبلغ تسعا وثمانين ومائة۔ فإذا كانت تسعين ومائة ففيها ثلاث حقاق وبنت لبون حتى تبلغ تسعا وتسعين ومائة۔ فإذا كانت مائتين ففيها أربع حقاق أو خمس بنات لبون، أي السنين وجدت أخذت۔ وفي سائمة الغنم في كل أربعين شاة شاة إلى عشرين ومائة۔ فإن زادت واحدة ففيها شاتان إلى مائتين۔ فإذا زادت على المائتين ففيها ثلاث إلى ثلاثمائة۔ فإن كانت الغنم أكثر من ذلك ففي كل مائة شاة شاة، ليس فيها شيء حتى تبلغ المائة۔ ولا يفرق بين مجتمع ولا يجمع بين متفرق مخافة الصدقة۔ وما كان من خليطين فإنهما يتراجعان بالسوية۔ ولا يؤخذ في الصدقة هرمة ولا ذات عوار من الغنم ولا تيس الغنم إلا أن يشاء المصدق۔ Şimdi zekat faslıdır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: Devede zekat beş deveden başlıyor. Koyunlarda ise kırk taneden başlıyor. Yani beş deve için bir deve verilecek değil. Bugün de onun teferruatını anlatacağız. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; beş devede bir, on devede iki, on beş devede üç, yirmi devede dört koyun verilir. Yani deve verilmez; beş devede bir, on devede iki olmak üzere hep koyun verilir. Bu sayıya kadar koyun verilir. 25'ten 35'e ulaşana kadar, bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve verilir. Yani sayı daha fazla olunca ondan sonra deve veriliyor. 25'ten 35'e kadar devesi olan, zekat olarak iki yaşına basmış bir dişi deve veriyor. 35'ten bir tane fazla olursa, 45'e ulaşıncaya kadar iki yaşını bitirip üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. Yani bu defa küçük deveden büyük deveye geçiliyor, bu da 45 deveye kadar böyle devam ediyor. 45'e kadar bir dişi deve veriliyor. 45'ten bir tane fazla olunca 60'a ulaşana kadar, üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve verilir. Develer yaşlandıkça daha kıymetli oluyor. Onun için bunların zekatları böyledir. 60'a kadar bu oluyor, yani dört yaşına basmış dişi deve. 60'tan bir tane fazla olunca 75'e ulaşıncaya kadar aynı oluyor; dört yaşını bitirip beş yaşına basmış bir dişi deve verilir. 75'ten bir tane fazla olunca 90'a ulaşana kadar, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış iki dişi deve verilir. 90'a kadar miktar budur. 90'dan bir tane fazla olursa 120'ye ulaşıncaya kadar üç yaşını bitirip dört yaşına basmış iki dişi deve verilir. Eğer develer bundan da fazla ise, her 50 devede üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve, her 40 devede ise iki yaşını bitirip üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. Develer 121 olduğunda, 129'a ulaşıncaya kadar iki yaşını bitirip üç yaşına basmış üç dişi deve verilir. 130 olduğunda 139'a ulaşıncaya kadar, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış iki dişi deve ve üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve verilir; yani yine üç tane ama yaşları değişik oluyor. 140 olduğunda 149'a ulaşıncaya kadar, üç yaşını bitirip dört yaşına basmış iki dişi deve ile iki yaşını bitirip üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. 150 olduğunda 159'a ulaşıncaya kadar üç yaşını bitirip dört yaşına basmış üç dişi deve verilir. 160 olduğunda 169'a ulaşıncaya kadar, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış dört dişi deve verilir. 170 olduğunda 179'a ulaşıncaya kadar, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış üç dişi deve ile üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve verilir. 180 olduğunda 189'a ulaşıncaya kadar üç yaşını bitirip dört yaşına basmış iki dişi deve ile iki yaşını bitirmiş üç yaşına basmış iki dişi deve verilir. 190 olduğunda 199'a ulaşıncaya kadar üç yaşını bitirip dört yaşına basmış üç dişi deve ile iki yaşını bitirip üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. 200 olduğunda üç yaşını bitirip dört yaşına basmış dört dişi deve ve iki yaşını bitirip üç yaşına basmış beş dişi deve verilir. Bu ikisinden hangisi bulunursa onu alırsın, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. İşte bunlar İslam'ın incelikleridir. Yani bizim burada devemiz yok, böyle bir malımız yok. Ne üç yaşında, ne beş yaşında. Ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu mübarek sözleri, İslam'ın ne kadar hassas olduğunu gösteriyor; iki yaşında şu, üç yaşında bu... Yani bunlar çok mühim şeylerdir. Allah zekatlarımızı tam vermeyi nasip etsin. Merada otlatılarak yetiştirilen koyunlarda ise 40'tan 120'ye ulaşana kadar bir koyun, 120'den bir tane fazla olunca 200'e ulaşana kadar iki koyun, 200'den bir tane fazla olursa 300'e ulaşana kadar üç koyun verilir. Koyunlar bundan daha fazla olursa her yüz koyunda bir koyun zekat vardır, yüze varmadıkça zekat yoktur. Bunlar zekat meseleleridir, tabii bunu bilene sormak lazım. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu buyruğu merada otlayan, yani evde yem verilmeden yetiştirilen hayvanlar içindir. Onların zekatı da ayrı ayrı olacak, Allahu alem. Normalde kırkta bir oluyor, çünkü çoğu insan hayvanlarına evde bakıyor. Merada kendiliğinden otlayan hayvanlarda ise yüze varmadıkça zekat yoktur, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Zekat artar veya azalır korkusuyla toplu sürüyü ayırmak veya ayrı olanı birleştirmek caiz değildir. İki kişinin bir araya toplanmış malından alınan zekat, ikisi arasında paylarına göre hesap edilir. Zekat alınırken yaşlı, özürlü veya damızlık olan hayvan alınmaz. Ancak zekat memuru dilerse bunu kabul edebilir, mal sahipleri de zekatını ona göre verir. Zekat meselesini yine de sormak lazım. Gerçi şimdi çoğu insanın ne koyunu var ne keçisi var ama yine de bir fikir veriyor. Burada bir işaret var; tabii o dönemde hile yoktu ama şimdiki insanlar 'hile-i şeriyye' diye bir şeyler yapıyor. Malını başka mala katar, başkasının malını kendi malına katar, ayırır eder. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunun işaretini veriyor, bunları yapmak caiz değildir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: قد عفوت عن الخيل والرقيق، فهاتوا صدقة الرقة من كل أربعين درهما درهم، وليس في تسعين ومائة شيء، فإذا بلغت مائتين ففيها خمسة دراهم، فما زاد فعلى حساب ذلك۔ وفي الغنم في كل أربعين شاة شاة، فإن لم تكن إلا تسع وثلاثين فليس عليك فيها شيء۔ وفي البقر في كل ثلاثين تبيع، وفي الأربعين مسنة، وليس في العوامل شيء۔ وفي خمس وعشرين من الإبل خمسة من الإبل، فإذا زادت واحدة ففيها ابنة مخاض، فإن لم تكن ابنة مخاض فابن لبون ذكر إلى خمسين۔ وإلى خمس وثلاثين، فإذا زادت واحدة ففيها بنت لبون إلى خمس وأربعين۔ فإذا زادت واحدة ففيها حقة طروقة الجمل إلى ستين۔ فإذا كانت إحدى وتسعين ففيهما حقتان طروقتا الجمل إلى عشرين ومائة۔ فإن كانت الإبل أكثر من ذلك ففي كل خمسين حقة، ولا يفرق بين مجتمع ولا يجمع بين متفرق خشية الصدقة۔ ولا يؤخذ في الصدقة هرمة ولا ذات عوار ولا تيس إلا أن يشاء المصدق۔ وفي النبات ما سقته الأنهار أو سقت السماء العشر، وما سقي بالغرب ففيه نصف العشر۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine zekat konusunu anlatıyor: At ve köle zekatından sizleri muaf kıldım. Yani atı veya kölesi olanlar zekattan muaftır, onlardan zekat istenmez diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Ancak her kırk dirheme bir dirhem olmak üzere gümüşün zekatını getirin. Yüz doksan dirhemde zekat yoktur, yani yüz doksanı geçmedikçe zekat düşmez; bu bir nisaptır. Ancak iki yüz dirheme ulaşınca beş dirhem verilir. İki yüzü geçince de zekatı bu hesap üzerinden verilir. Yani iki yüzden sonra para için oran sabittir, hayvanlarda ise bu durum değişiklik gösterir. Merada otlatılarak yetiştirilen koyunlarda ise yüz yirmiye ulaşana kadar her kırk koyun için bir koyun verilir. Eğer otuz dokuz koyun varsa bir şey vermen gerekmez; sayı kırka ulaşmamışsa, yani otuz dokuzsa zekat vacip olmaz. Sığırlarda her otuz sığırdan bir 'tebi' yani bir yaşında bir dana verilir. Her kırk sığırdan bir 'müsinne', yani iki yaşında dişi bir sığır verilir. İlkinde bir yaşında dana, ikincisinde iki yaşında sığır veriliyor. Sulama, ziraat gibi işlerde kullanılan develer için bir şey verilmez. Yani ticari amaçlı olmayan, su değirmenlerinde veya tarlalarda ziraat için çalıştırılan develere zekat yoktur, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. 25 deve varsa beş koyun verilir. Eğer 25'ten bir tane fazla olursa, 35'e ulaşana kadar bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve verilir. Eğer bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve yoksa, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış erkek bir deve verilir. Eğer 35'ten bir tane fazla olursa, 45'e ulaşana kadar iki yaşını bitirip üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. 45'ten bir tane fazla olunca, 60'a ulaşana kadar erkek devenin aşımına elverişli, üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve verilir. 91 tane olduklarında, 120'ye ulaşana kadar erkek devenin aşımına elverişli, üç yaşını bitirip dört yaşına basmış iki dişi deve verilir. Eğer develer bundan daha fazla ise her elli deve için üç yaşını bitirip dört yaşına basmış bir dişi deve verilir. Yani o sayıdan sonra hesap belli bir nizama girmiş olur. Zekat artar veya azalır korkusuyla toplu sürüyü ayırmak veya ayrı olanı birleştirmek caiz değildir. Yani hile yapıp da 'bunun yarısı benim, yarısı senin' diyerek zekatı kaçırmak caiz değildir, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Zekat alınırken yaşlı, özürlü veya damızlık olan hayvan alınmaz. Damızlık için ayrılmış bir hayvanı zekat memuru zekat olarak alamaz, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Ancak mal sahibi kendi isteğiyle vermek isterse, zekat memuru damızlık hayvanı kabul edebilir. Bitkilerdeki zekata, yani ekinlere gelince; nehirlerin veya yağmurun suladığı mahsule öşür, yani onda bir verilir. Ekiyorsun; bahçende dere var, nehir var onunla suluyorsun veya yağmur yağıyor. Suya para vermiyorsun, motor veya kuyu yok, kendi kendine sulanıyor. Bu durumda çıkan mahsulün onda biri zekattır. Kovalarla sulanan mahsulde ise yarım öşür verilir. Yani motorla, kuyudan veya kovalardan suladığın vakit, oran onda birin yarısı, yani yirmide bir olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم عفوت لكم عن صدقة الجبهة والكسعة والنخة۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Sizleri at, eşek gibi işlerde kullanılan hayvanların zekatını vermekten muaf kıldım.' At ve eşek gibi hayvanların zekatı yoktur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: العنبر ليس بركاز بل هو لمن وجده۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Amber, beşte bir oranında zekat verilen maden (rikaz) hükmünde değildir, zira o, bulan kişiye aittir.' Amber dediğimiz şey balinadan çıkar. Onu denizde veya başka bir yerde kim bulursa onundur. Rikaz, yani define gibi değerlendirilmez, onun zekatı yoktur. Yani beşte bir vergisi alınmaz; ancak daha sonra satarsa o paranın zekatını verir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس على المسلم في عبده ولا فرسه صدقة۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Müslümanın ne kölesi ne de atı için zekat vermesi gerekmez.' Onlar için zekat verilmez. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس على المؤمن زكاة في كرمه ولا في زرعه إذا كان أقل من خمسة أوسق۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Müslümanın beş vesaktan, yani beş deve yükünden az ürünü olması halinde, ne bağı ne de ekini için zekat vermesi gerekmez.' Bunun da bir sınırı var, her şeyden ne kadar verileceği bellidir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس على مستفاد مال زكاة حتى يحول عليه الحول۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Bir malın üzerinden bir yıl geçmedikçe zekatı yoktur.' قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الإبل العوامل صدقة۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'İşlerde kullanılan develerin zekatı yoktur.' Yani yük taşıdığın, günlük işlerinde kullandığın develer için zekat yoktur. Ancak ticaret yapmak veya beslemek amacıyla yetiştiriliyorsa onların zekatı olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الأوقاص شيء۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'İki nisap arasında zekat yoktur.' Nisaplar arası dediği; iki zekat sınırı arasında kalan, yani üzerinden bir yıl geçmemiş olan mal için ayrıca zekat gerekmez. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الحلي زكاة۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Ziynet eşyalarında zekat yoktur.' قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الخيل والرقيق زكاة، إلا زكاة الفطر في الرقيق۔ Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 'Köle için verilen fıtır sadakası dışında, at ve kölede zekat yoktur.' Köle için sadece fıtır sadakası verilir, başka zekat gerekmez.

2026-02-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

قُلۡ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحۡيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ (6:162) لَا شَرِيكَ لَهُۥۖ وَبِذَٰلِكَ أُمِرۡتُ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ (6:163) Bütün hayatımızın gayesini işte bu ayet gösteriyor. Aslında bütün ayetler bunu gösteriyor: Yaşayışımız, hayatımız ve ölümümüz Allah rızası içindir. İnsanın hayatını da buna göre tanzim etmesi gerekir. Çünkü insan bu dünya için yaratılmamıştır. Allah, insanlardan hem dünyada hem de ahirette kendi rızası için kulluk etmelerini istiyor. Çoğu insan şaşkındır; "Niçin yaratıldım, dünyaya neden geldim? Bir şeyler başarayım da hayatımı kurtarayım" diye çabalar. Oysa insanı asıl kurtaracak olan şey, Allah yolunda olmaktır. Yani Allah'ın istediği gibi yaşamaktır. Peki Allah'ın istediği nedir? Emrettiği namaz, oruç, zekat ve hac ibadetlerini yerine getirmektir. Bunları nasıl yapacaksın? Her gün yapacaksın. Ne zamana kadar? Ölene kadar. Öldükten sonra ahirette zaten namaz, oruç, zekat veya herhangi bir ibadet yoktur. Bu ibadetleri dünyadayken yapacaksın. Peki bu ibadetler nasıl yerine getirilecek? Bunları otomatiğe bağlayacaksın. Günde beş vakit namazını kılacaksın. Şimdi bazıları, insanları dine yaklaştırayım derken aslında dinden uzaklaştıracak nasihatlerde bulunuyor. "Sen namazını huşu içinde kılmalısın, öyle otomatiğe bağlamamalısın" derler. Peki sürekli bir alışkanlık hâline getirip otomatiğe bağlamadan bu nasıl mümkün olabilir ki? Elbette otomatik bir refleks hâline gelecek. Günde beş vakit kılacaksın; tabii ki otomatiğe bağlayacaksın ki namazı kaçırmayasın. Kaçırınca canın sıkılsın, huzursuz olasın ve ancak o namazı kıldığında yeniden huzur bulabilesin. Yani haktan, doğru yoldan çıkmamalısın. Kendini bu düzene alıştır ve o beş vakit namazı her gün kıl. Hayatın boyunca kılmaya devam et. Oruç da yine aynı şekildedir. Hz. Ali'nin (keremAllahu veche) söylediği çok güzel bir söz vardır: "Kelimetu hakkın uride bihel batıl." Yani, söz haktır ama o sözle batıl bir amaç güdülmektedir. Sen sakın bunlara aldırma. "Paldır küldür namaz kılınmaz, böyle namaz olmaz." derler. "Beş vakit huşu içinde kılınmazsa, bu namaz kabul olmaz" diyerek insanları zorlarlar. Sanki namazın hesabını soracak olan sen misin? Allah Azze ve Celle, "Zorluk çıkarmayın, namazınızı kılın" buyuruyor. "Beş vakit namazınızı kılın, zekatınızı verin, orucunuzu tutun" diyor. İbadetlerin vakitleri bellidir; insanları bu kadar zorlamaya gerek yoktur. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem kendi döneminde sahabeye, "Siz emredilenin yüzde yüzünü yapmazsanız ibadetleriniz kabul olmaz." buyurmuştur. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem, ibadetlerin hiçbir eksik olmadan, yüzde yüz yerine getirilmesi gerektiğini söylüyordu. Fakat "Ahir zamanda gelecek insanlar, emredilenin yüzde birini dahi yapsalar ibadetleri makbuldür" buyurmuştur. Şimdi günümüzde, iyilik yapayım derken ne yaptığını, ne dediğini bilmeyen, insanları dinden uzaklaştıran birçok hoca, hacı, bilmem ne var. Camide durup insanların nasıl namaz kıldığına bakarlar ve onları eleştirirler. Bunun üzerine kişi bir iki defa sabreder ama sonra camiye gelmeyi bırakır, üçüncüsünde ise evde de namaz kılmaz olur. Bu şekilde müdahale ederek iyi halt etmiş oluyorlar! Sen namazını kıl, Allah kabul eder. İnsanlarda zaten haddinden fazla vesvese var. Böyle eleştirilerle onların durumunu daha da beter hâle getiriyorlar. Allah hepimizin ibadetlerini kabul etsin. Korkmayın; namaz kıldıktan ve niyetimiz de Allah rızası olduktan sonra, inşaAllah ayette de belirtildiği gibi yaşamımız, ölümümüz ve her şeyimiz Allah rızası için olur.

2026-02-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: "Hayru'l-umûri evsatuhâ." Ev kemâ kâl. Yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem, her işte aşırıya kaçmamanın iyi olduğunu buyuruyor. "İşlerin orta yollu olması iyidir." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem. "Ne çok gevşek bırakın ne de çok sıkın." diyor. Bu her iş için geçerlidir; ibadetlerde, insanlarla olan muamelelerde, ev halkına ve çoluk çocuğa karşı da aynı şekilde davranmak en güzelidir. Şimdi insanlar ya çok sıkıyor ya da çok serbest bırakıyor. İnsanın tabiatı gereği, serbest bırakıldıkça daha da serbest olmak ister; bunun bir sonu yoktur. Bu yüzden, her şeyin kıymetini bilebilmek için bir hudut olması lazımdır. Sertlikle değil, güzellikle olmalıdır. O usulü öğrenmek lazım. Şimdi buna "diplomasi" derler. Nasıl mı? Bir işi istediğin gibi yaptırırsın ama zor kullanarak değil; karşı taraf senin istediğini yapar fakat kendi iradesiyle yaptığını zanneder. Hâlbuki sen ona ne yapacağını, nasıl davranacağını ima etmiş ya da şartları o vaziyete getirmişsindir. İşte bu durum; aileyle, kardeşlerle veya diğer insanlarla olan ilişkilerde de aynı şekildedir. İnsanların üzerine dikine dikine giderseniz, kimse sizi kabul etmez. O an sussa bile, ileride fırsatını bulduğunda size karşı gelir ve bütün emekleriniz boşa gider. Bu yüzden en mühimi, aileyle ve çoluk çocukla olan ilişkilerdir. Çoğu zaman ihvanlar (kardeşler) gelir ve şöyle der: "Benim oğlan ya da kız 14-15 yaşına geldi, çok ters ve aksi biri oldu." Allah'ın hikmeti; o yaşta insan akil baliğ oluyor, vücudu değişime uğruyor. Çocukluktan gençliğe geçiş yapıyor. Aslında eskiden 15 yaşına gelen insan adam olurdu, kadın olurdu, aile geçindirirdi; fakat şimdi öyle değil. Ancak bedensel gelişim olarak durum hâlâ aynıdır. Allah'ın hikmeti gereği, kişi akil baliğ olduğu vakit insanda büyük bir değişim yaşanıyor. Onun için bu döneme çok dikkat etmek lazımdır. Bazıları çocuğa bakıp, "Nasıl oldu bu, çarpıldı mı, içine cin mi girdi, ne oldu?" diyerek evham yaparlar. Hâlbuki ortada olağanüstü bir şey yoktur; yalnızca Allah'ın hikmeti gereği bedensel durumu değişmektedir. Çocukluktan kadınlığa veya erkekliğe adım atmış oluyorlar. Bu süreci iyi idare etmek ve onlara buna göre davranmak lazımdır. Öğreneceksin yavaş yavaş. Ne çok sert çıkışacaksınız ne de tamamen serbest bırakacaksınız. Bir böyle, bir böyle idare edip o zamanları atlatmalarını sağlayacaksınız. Allah hayırlı ömürler versin o vakit. Çünkü en mühim çocuklardır; onlar hem insanın hem de İslam'ın hazinesidir. Onları ziyan etmemek lazımdır, Allah muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem merhametliydi. Onunla beraber olanlar da merhametliydi. O bize merhameti ve insanlara nasıl davranacağımızı öğretti; bizim de buna dikkat etmemiz lazımdır. Allah yardımcımız olsun, çoluk çocuğumuzu muhafaza etsin. Bütün Müslümanların çocuklarını korusun ve diğer insanlara da hidayet nasip etsin inşaAllah.

2026-02-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٖ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ (2:185) Mübarek Ramazan ayı, Allah'ın sevdiği aydır. Tabii onun fazileti büyüktür; yapılan ibadetlerin mükafatı Allah indinde hesapsız verilir. Hesapsız verilir. Onun için insan ne kadar hayır ve ibadet yapabiliyorsa o kadar yapmalıdır. Yapamasa bile en azından, "Niyet ettim bütün Ramazan ayını Allah Azze ve Celle'nin istediği gibi geçirmeye" diye niyet etmelidir. Bizim taksiratımız çoktur. Biz yapabildiğimiz kadar yapalım, Allah niyetimize göre mükafatını versin. Mühim olan da budur. Kimi insan çok ibadet eder, kimisi az eder. Mühim olan, Allah Azze ve Celle'nin rızasını kazanmaktır. Her işte Allah'ın rızasını kazanmaya niyet edersen, o niyet sayesinde amelin az olsa bile Allah indinde karşılığı tam verilir. Allah Azze ve Celle Ekremü'l-Ekremîn'dir, yani cömertlerin en cömerdidir; ufak tefek kusurlara bakmaz. Ama işte bazı hususlara da dikkat etmek lazımdır. "Oruca ne zaman başlanacak, ne zaman açılacak?" diyerek bazı insanların kafalarını karıştırıyorlar. Hatta duyduğumuz kadarıyla, "Güneş doğana kadar yenilebilir" diyenler bile var. "İmsak vakti şuydu, buydu" diyerek kafa karıştırıyorlar. Onun için bu konuya biraz dikkat etmek lazım. İmsak vaktinden sonra hiçbir şey yenmez. "Güneş doğana kadar yenir" diyorlar, bazıları bir de âlim diye ortaya çıkıp konuşuyor. Onlar âlim değil, cahildir. Koca bir Ramazan orucunu beş on dakika için tehlikeye atmaya, bozmaya hiç gerek yoktur. Allah Azze ve Celle'nin buyruğu bellidir; Allah'ın gösterdiği yola ve sınırlara uyulması lazımdır. Mühim olan husus budur. Diğer ibadetlerdeki eksiklikler niyetle telafi edilebilir ama bu vakit meselesine çok dikkat etmek gerekir. Sahur vakti, yani imsak normalde ezana kadardır. Ezandan sonra yenmez. Ancak temkinli olmak adına, yeme içmeyi ezandan 5-10 veya 15 dakika önce bırakmak en iyisidir. Böylece kendini ve orucunu emniyete almış olursun. Eskiden vakitleri tayin eden muvakkitler vardı. Muvakkit demek; vakti ayarlayan, hesap eden kişi demektir. Ne zaman sahur biter, ne zaman imsak olur hesaplarlardı. İmsak demek, o vakitten sonra artık yeme içmenin kesilmesi demektir. Ezan vakitlerini; sabahı, öğleni, ikindiyi velhasıl hepsini muvakkitler hesaplardı. Şimdi onlar yok ama artık takvimleri var. Vakitler ona göre ayarlanmış. Gerçi canlı bir muvakkit olsa daha güzel olurdu ama günümüzde olmadığı için biz takvime tabi oluyoruz inşaAllah. Ama dediğimiz gibi içini rahat ettirmek isteyenler, temkin payı bırakarak oruca 5-10 dakika önceden niyet etsin ve ondan sonra bir şey yemesin. Allah rızası için beş dakika erken yemeği bıraksan bir şey kaybetmezsin. Onun için buna dikkat etmek lazımdır. Geri kalanı da dediğimiz gibidir; vaktine riayet edildikten sonra yapılan bütün ibadetler makbuldür. Hepsi makbul ibadetler olur ve Allah'ın rızasına nail olursun. Allah her şey için bir vakit ve zaman tayin etmiştir. Ramazan'ın vakti var, bayramın vakti var; sabahın, öğlenin bir vakti var. Örneğin, vakti girmeden sabah namazı kılınmaz. Öğle namazı da aynı şekildedir. Öğleni vaktinden erken kılamazsın. İkindi öyle değil. İkindinin asr-ı evvel var, asr-ı sani vakitleri var, biraz erken biraz sonra olabiliyor. Akşamın vakti de sabittir, onu vaktinden önce kılamazsın. Yatsının vakti ise geniştir. Yani vakit aralığı içinde kalmak şartıyla biraz erken veya geç kılınabilir. Ancak genel olarak namaz vakitlerine titizlikle riayet etmek, onları gözetmek lazımdır. En mühimi de iftar ve sahur vakitlerine çok dikkat etmek gerekir. Allah kabul etsin, Allah ibadetimizi kabul etsin. Bilmeden o yanlış sözlere tabi olanlar varsa tövbe istiğfar etsin, Allah affetsin inşaAllah.