السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-04-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a daima şükretmek lazım. Bu Allah'ın sevdiği yolda olan insanın, şükrünün daim olması lazım ki; Allah istediğine hidayet verir, istediğini yoldan çıkarır. O'nun işine karışılmaz, hikmetine akıl sır ermez. O'nun verdiği şeyleri başkası veremez. Onun için bu yolda olan insanın şükretmesi lazım. Bir de şükürle daim olur nimetler; en büyük nimet de budur. لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّكُمۡۖ (14:7) Şükürle nimetler daim olur. Bu iman nimeti, tarikat nimeti, şeriat nimeti, o yolda olmak Allah Azze ve Celle'nin bize büyük bir ikramıdır. O ikramla ahirette ebedi saadet, dünyada da inşallah o iyiliğin ve güzelliğin tadına eren olur. Allah Azze ve Celle onlara o tadı verdi mi, başka hiçbir şey güzel gelmez onlara. Günahlardan ve kötülüklerden nefret ederler. Onlara düşseler bile öyle yapışıp kalmazlar, onlardan kurtulmak isterler. Çoğu insan, bu zamanın insanı -Allah muhafaza etsin- kötü şeylere alışıyor. Kötü şeylere alıştı mı da onları bırakmak zor oluyor. İşte o da imanın eksikliğinden kaynaklanıyor; onlardan tat aldığını zannediyor. Halbuki öyle bir şey yoktur; o tıpkı deniz suyu gibidir. Susayınca deniz suyu içen insan daha fazla susar, daha fazla ister. En sonunda da patlar gider yani; hiçbir faydası yoktur, sonu yoktur. Onun için Allah muhafaza etsin. Bu nimetlere şükürler olsun. Allah bu nimeti daim etsin inşaAllah hepimize. Olmayanlara da versin inşaAllah. Allah nefislerinden, nefsimizden muhafaza etsin hepimizi inşaAllah.

2026-04-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Şevval ayının sonuna yaklaştık inşallah. Zilkade, Zilhicce ve Muharrem; bu üçü haram aylardır. Zilkade, Zilhicce, Muharrem. Bu üç ayda Allah Azze ve Celle özel olarak "Savaş yapmayın." diyor. "Ama size savaş açanlara karşı tabii ki savaşabilirsiniz." diyor Allah Azze ve Celle. Bu ayların hikmeti, hac meselesi dolayısıyla insanların üç ay rahat gidip gelebilmeleridir. Yani kadim zamanlarda; tayyare, uçak, araba olmadığı vakitlerde develerle veya yürüyerek hacca gidip gelebiliyorlardı. Onun için emniyette olsunlar diye Allah Azze ve Celle, kendi hikmetiyle o ayları kadim zamandan beri haram aylar saymıştır. Onların bereketi de daha çoktur, daha fazladır. Şimdi, bizim tarikatta halvet vardır. Halvet kırk gün yapılır. Bulunduğu yerden çıkmadan, bir yerde oturup halvet yapmayı, Allah'a şükür her tarikatta olan insanın hayatta bir defa yapması lazımdır. Daha sonra Şeyh Baba en sonunda bunu bizim için hafifletti; çünkü şimdiki hal ve ahvalde o halveti kaldıracak güç yok. Onun için bunu hafifletti. Bu, kısmi halvet olur. Zilkade'nin birinden Zilhicce'nin onuna kadar. Seher vaktinde, yani sabah namazından önce kalkıp işrak vaktine kadar niyet eder. Yahut ikindi ile akşam arası, yahut da akşam ile yatsı arası. İkindiden yatsıya kadar halvete niyet ederse, o da halvet yerine geçer. Öteki türlü özel olarak kırk gün bir yerden çıkmayıp halvet yapmak bu zamanda pek olmuyor. Onun için özel izin gerekir. Şimdi bu kısmi halveti herkes yapabilir, daha kolaydır. Hem tarikatın belli sorumlulukları, mesuliyetleri var. Böylece hem o mesuliyeti yerine getirmiş hem de sevabını almış oluyorlar. Mübarek aylarda ibadet yapmakla insan daha fazla ihsan ve sevap kazanmış olur. Dünya hali tabii... Dünya haliyle insanın fazla alakadar olmaması lazım; her şeyde Allah Azze ve Celle'nin iradesi tecelli ediyor. Ona biz karışamayız. Bizim vazifemiz elimizden geldiği kadar O'nun yolunda, Peygamber Efendimiz SsallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda, emredilen yolda devam etmektir. Allah bize yardım etsin. Dünya işleri bizi meşgul etmesin inşallah. Dünyanın meşgalesi hafif olsun. Allah Azze ve Celle imtihan etmesin. Allah Azze ve Celle bizi imtihanlardan geçirmeden; bize rızkımızı, her türlü sıhhati, afiyeti ve imanı versin. Hayatımızı O'nun yolunda geçirelim inşaAllah. Allah hayırlı ömürler versin. Sahip göndersin. O günleri de görelim inşaAllah.

2026-04-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلِلَّهِ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ فَٱدۡعُوهُ بِهَاۖ (7:180) "Allah Azze ve Celle'nin isimlerini zikreden," diyor Peygamber Efendimiz, "onu ezberleyen cennete girer." Bu mübarek isimler Allah Azze ve Celle'nin sıfatlarıdır. Bazıları yalnız kendisine mahsustur. Bazıları da insanlar için kullanılabiliyor. Bazı isimler O'na mahsustur, O'ndan başkası onu kullanamaz. Onun için, "bu isimleri sayan," diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "cennete girer." Ezberleyebilen ezberlesin. Ezberleyemeyen muhakkak okuyabilir de. Onun için, bu Allah'ın kullarına verdiği bir ihsandır. Allah Azze ve Celle'nin tabii isimleri hadsiz, sonsuzdur. Her peygambere değişik değişik isimler verilmiştir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in 99 ismi... Birisi de İsm-i Azam, en büyük isim. O'nun sırrıdır o. O sırra nail olan insanın duası müstecaptır, yani kabul olan duadır. O da tabii Allah kime izin verdiyse onadır, herkese nasip olmuyor. Olan da gizlidir tabii; herkes bilmez kimde İsm-i Azam var diye. Onun için "en büyük isim" deniyor yani "azam" diye, en büyük olan İsm-i Azam saklıdır. Onun bereketini, hususiyetini Allah Azze ve Celle bazı insanlara nasip etti. Onlar da tabii Allah'ın rızasının dışına çıkmazlar. Yani o İsm-i Azam'ı taşıyan insan, onun hakkını vermiş olur. Tabii bazen onu kötüye kullanan olmuştur eskiden. O da Allah'ın gazabını dünyada çekti, ahirette daha fazla çekecek. O Beni İsrail'in meşhur hikayesi... Onu şeytan kandırır. Kafir krala hizmet eder. Allah ona dünyada lanetini indirir, gazabını indirir. Pişman olur ama pişmanlığı fayda etmez onun. Allah muhafaza etsin şerlerden. Bu isimleri kalbimize nakşetsin; o sıfatlardan bize, insanlara yakışanını da bize nasip etsin inşaAllah. Öteki isimlerin hürmetine de, Allah'ın bereketi üzerimize olsun. O kendisine mahsus olan isimlerin bereketi hepimizin üzerine olsun inşaAllah.

2026-04-14 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

اعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم والصلاة والسلام على رسول محمد سيد الاولين والاخرين مدد يا رسول الله مدد يا سادات اصحاب رسول الله مدد يا مشايخنا قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان الله حرم علي الصدقة صدقة على اهل بيتي Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Allah bana, bana ve benim ev halkıma, yani Ehl-i Beyt'ime sadakayı haram kılmıştır." Yani Peygamber Efendimize sadaka helal değildi. Onun için kabul etmezdi Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) sadakayı. Hediyeyi kabul ederdi, ancak sadakayı almazdı. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان صدقة لا تنبغي لآل محمد انما هي اوساخ الناس Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine şöyle buyuruyor: "Zekâttan almak Muhammed ailesine yakışmaz." "Çünkü bunlar, insanların mallarının kiridir." Yani Peygamber Efendimizin Ehl-i Beyt'ine o zekât, sadaka helal olmaz. Ancak hediye olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان صدقة لا تحل لنا وان مولى القوم منهم Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine şöyle buyuruyor: "Zekât malı bize caiz değildir." "Bir kavmin azatlısı da kendilerinden sayılır." "Sen de bizden sayılırsın, ey Ebu Rafi!" Tabii o vakit Ehl-i Beyt'in orada, yanında olan Peygamber Efendimizin, ona da caiz değilmiş o. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم انا آل محمد لا تحل لنا الصدقة Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Biz Muhammed ailesine sadaka helal değildir." قال رسول الله صلى الله عليه وسلم كخ كخ ارم بها اما شعرت انا لا نأكل الصدقة Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Kıh kıh" dedi. "Pis o, at onu," demiş Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem). "Bizim sadakayı yemediğimizi bilmiyor musun?" Galiba ailesinden birine söyledi Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "onu alma" diye. "Onu at, biz sadaka yemeyiz," dedi. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم اتق الله يا ابا الوليد لا تأتي يوم القيامة ببعير تحمله وله رغاء او بقرة لها خوار او شاة لها نواحا نواحون Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Allah'tan kork ey Ebu'l-Velid, zekât malına hıyanet etme!" "Alıp da kıyamet günü bu böğüren deveyi veya möleyen ineği veya meleyen koyunu boynunda taşıyarak Allah'ın huzuruna çıkma." Yani bu zekât memurları veya zekâtı saklayanlar kıyamet günü o bıraktıkları şeyleri deve bağırarak, inek bağırarak boynunda asılı olarak gelmesinler, onlara dikkat et, diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem). قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ارضوا مصدقيكم Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Zekât memurlarını razı edin." Yani zekât memurunun da zekâttan hakkı vardır ama bir bölüm, çok fazla değil; onun zekâttan hakkı var, onu razı edin diye buyuruyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان رجالا يتخوضون في مال الله بغير حق فلهم النار يوم القيامة Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Bazı kimseler hakları olmadığı halde, Allah'ın Müslümanların yararına kullanılması için tahsis ettiği mallar üzerinde haksızca tasarrufta bulunurlar." Yani, "Emanet altında bulunan ve bu mallar üzerinde tasarruf yetkisi olan bazı kimseler, bunları kendi menfaatleri için kullanırlar," diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem). "İşte onlar için kıyamet gününde ateş vardır." Yani zekât, sadaka veya Allah rızası için verilen ne varsa yerine ulaştırmayıp da kendine alanlar için kıyamet gününde ateş vardır; Allah muhafaza etsin. ان الله تعالى لم يرض بحكم نبي ولا غيره في الصدقات حتى حكم فيها هو فجزأها ثمانية اجزاء Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Zekât taksimi hususunda Yüce Allah ne peygamberlerin ne de başkalarının vereceği hükme razı olmadı." Yani Allah (azze ve celle), peygamberlerin bile taksim etmesine razı olmadı. "Onunla ilgili hükmü bizzat kendisi verip, onu sekiz sınıfa ayırdı." Yani Allah (azze ve celle), kimse "Peygamber haksızlık yaptı" demesin diye zekâtı bizzat sekiz sınıfa ayırdı. Kimin zekât alabileceği orada açıkça belli oluyor. الخازن المسلم الامين الذي يعطي ما امر به كاملا موفرا طيبة في نفسه فيدفعه الى الذي امر له به احد المتصدقين Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Müslüman, emin bir hazinedardır." Yani Müslüman hazinedar olunca emin olurdu. "Verilmesi emredilen sadakayı gönül hoşluğuyla, eksiksiz ve tam olarak vermesi halinde, sevap olarak sadaka veren kişi gibidir." Yani o Müslüman, kendisine emanet edilen sadakaları yerine ulaştırınca, başkasının verdiği sadaka kadar o da sevap alır.

2026-04-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُۥ (9:105) Yaptığınız her şeyi Allah Azze ve Celle görecek diyor. Görecek; yapın, ne yaparsanız. Onu Allah Azze ve Celle, herkes, peygamberler de insanlar da görecek. Onun ahirette de karşılığı var, dünyada da var. Biz daima Allah Azze ve Celle'nin kudretinin altındayız. Onun bilmediği hiçbir şey yoktur. İnsanlar cahildir. Nasıl cahildir? Daha Yaratan'ını tanımayan insan cahildir. Allah Azze ve Celle'nin azametini, kudretini, sıfatlarını bilmeyen gene cahildir. Zanneder ki; "Ben bir şey yaptım, kimsenin haberi olmadı, kimsenin haberi yok." Allah Azze ve Celle her şeyden haberdardır. Bizi yaratan O'dur, bizi gören O'dur, her hareketimizi yaptıran O'dur. Onun için dikkat etmek lazımdır. Buna dikkat eden insan akıllı insandır. Akıllı insan, yaptığı şeyin sonunu düşünen insandır. Onu yapmayan, ahiretini düşünmeyen insan akılsızdır demektir. Sonu hayır olsun diye insanın devamlı çaba göstermesi lazım, uğraşması lazım. Öteki türlü, nefsinin istediğini yaparsa o vakit her şeyi kaybetmiş olur. Bunu düşünmek lazım. Bizim tarikatın şiarı: Allahu Hâdırî, Allahu Nâzırî, Allahu Şâhidî. Allah benimle beraberdir, Allah yaptığımı görüyor, yaptığımıza şahittir Allah Azze ve Celle. Her dakika zikir demek budur; Allah'ı hatırlamak demektir, Allah ile beraber olmak demektir. Allah inşallah bunu kalbimizden çıkarmaz. Her an O'nunla beraber olmak en güzel şeydir. Allah'ı hatırlamak... Yaptığın her şey iyi olur o vakit. Tabii insan her dakika yapamaz. Yapabildiği kadar O'nu aklından çıkarmasın. "Allah bizi görüyor; kötülük yaparken aman yapmayayım, iyilik yaparsak Allah bizden razı olur" diye düşünüp öyle hareket etmemiz lazım. İşte güzel hayat budur. İyi hayat budur. En faydalı hayat budur. O olmazsa noksan olur. Hiç hatırlamazsa hüsran olur. Allah muhafaza etsin. Allah daima O'nu hatırımızdan, kalbimizden, aklımızdan çıkarmasın inşaAllah.

2026-04-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah hepimizi ahir zaman fitnelerinden muhafaza etsin.
Fitne; şeytanın insanların imanını çalmak, kaybettirmek ve onları imansız bırakmak için her taraftan saldırması demektir.
Çünkü insanın en büyük düşmanı şeytandır.
Şeytan, insanı Allah'ın her türlü ihsanından uzak tutmak ister.
İnsanın Allah'a karşı gelmesi ve O'nu tanımaması için imanını elinden almak ister.
Hakiki imanı takviye etmek için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gitmek lazımdır.
O'nun gösterdiği yolda; sahabelerin, âlimlerin, evliyaların ve hak mezheplerin yolunda devam eden kişi inşallah imanını kurtarır.
Öteki türlü imansız gider, Allah muhafaza etsin.
Şimdi dediğimiz fitne, en kötü şey ortaya "âlim" sıfatıyla çıkanlardır.
Son yüz, yüz elli seneden beri ortaya çıkıp, "İslam eskidi yenileyelim; dinde reform yapalım, şunu yapalım, bunu yapalım." diyenler var.
Onlar reform yapmıyor, doğrudan İslam düşmanlarının fikirlerini İslam âlemine sokuyorlar.
Bu vesileyle de insanların imanlarını gideriyor ve onları imansız bırakıyorlar.
Bunun için çok dikkat etmek gerekir.
Ehl-i Sünnet vel Cemaat inancı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolu, mezhep ve tarikat mühimdir.
Bir Müslümanın imanını koruması için mezhep ve tarikat mühimdir.
Bunlar olmazsa insan yoldan çıkar ve sapıtır.
Sapıtır ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez.
İyilik yaptığını zanneder ancak sonunda hüsrana uğrar.
Elinde ne iman kalır ne İslam kalır ne de başka bir şey.
Sahip olduğu o en büyük, en mühim ve en kıymetli hazinesini kaybeder.
O da neden?
Peygamber Efendimiz bunlara "ulemâ-i sû" yani "kötü âlimler, şer âlimleri" demektedir.
Bunlar insanları yoldan çıkaran âlimlerdir.
İslam adına iki satır okuyorlar, neticesinde imansız kalıyorlar.
İmansız çıkıp başkalarını da yoldan çıkarıyorlar.
"Dindar olalım, insanları dine davet edelim, imanımızı kuvvetlendirelim." düşüncesiyle ilim öğrenen garipler, ondan sonra bu sözde âlimler yüzünden ellerinde iman namına hiçbir şey kalmayarak imansız düşüyorlar; Allah muhafaza etsin.
Buna çok dikkat etmek lazımdır.
Tarikattan, şeriattan ve mezhepten asla taviz vermemek gerekir.
"Bunlar gereksizdir" diyen insanları sakın dinlemeyin.
Hangi cemaatten olursa olsun, ne kadar kitap yazmış olursa olsun, ne kadar çok okuyanı bulunursa bulunsun; onlardan uzak durun.
Mezhebi ve tarikatı kabul etmeyen bu tür âlimlerden uzak durun.
Yakın geçmişte, Sultan Abdülhamid Han Hazretleri zamanında ona karşı gelen ne kadar âlim veya şair varsa, hiçbirinin zerre kıymeti yoktur.
Çünkü onlar tarikata ve dine karşı reformlar yapmaya kalkışmış, şeytanın aleti olmuş ve şeytanla birlik olanlarla beraber hareket etmişlerdir.
Onların hak yolda olduklarına asla inanmayın.
İslam'a ne kadar zarar verdiklerini Allah bilir, hakiki âlimler bilir, insanlar bilir.
Onların sesleri çıksa da, seslerini hemen bastırıyorlar.
Allah bizleri şerlerden ve kötülerden muhafaza etsin.
En büyük tehlike ve en büyük vebal bu gibi insanların boynundadır.
İnsanları yoldan çıkaranların üzerinde veballeri vardır.
Onların yüzünden Osmanlı'nın son zamanlarında ve sonrasında, milyonlarca Müslüman sırf manevi olarak değil, maddi olarak da katledildi; insanlar yerlerinden yurtlarından edildi.
Hem maddi hem de manevi bunca yıkıma rağmen insanlar hâlâ uyanmıyor; maalesef onların peşinden giden pek çok kişi var.
Allah akıl fikir ve uyanıklık versin inşaAllah.


2026-04-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ (2:82) "İman edip de iyi işler yapanlar, cennette sonsuza kadar kalacaklar," diyor Allah Azze ve Celle. Bu vaat haktır. Onun için şimdi "Ne yapacağız?" diye soranlar var; "Nasıl, daha ilerledik mi, ilerlemedik mi?" diye soruyorlar. O vazife değil. Vazife şudur: İman edeceksin, üzerine düşen görevini yapacaksın. Müslüman'ın vazifesi nedir? Namaz kılmak, oruç tutmak, zekatını verip insanlarla iyi geçinmek ve Allah'a iyi bir kul olmak. Vazife budur. Yani bunda "Ne kadar ilerledim, ne kadar geriledim?" diye bir şey yok. Bunları yapıyorsan tamamsın demektir, sormaya gerek yok. "İlerledim mi, geriledim mi?" diyorsan; bunları bıraktığın vakit gerilemişsin demektir. Ama yapmaya devam ediyorsan, Allah'a şükür doğru yolda gidiyorsun, sebat etmişsin, bu yolda yorulmadan ve usanmadan ilerliyorsun demektir. Şeyh Baba derdi ki: "Yorulan, usanan bizden değildir." Çok, "Ne zaman bitecek bu namaz, bu ibadet?" diyenler var. Allah muhafaza etsin. İbadetimizi daim etsin, son nefesimize kadar sürsün. Onun için bazen insanlar yola büyük bir hevesle girer, "Şöyle yapacağım, böyle yapacağım." der. Yapabileceğin kadarını yap ama onu devam ettir. O ibadetler de tıpkı yiyip içmek gibi normal ve sürekli olmalıdır. Yani insan nasıl "Ne yedim, ne içtim?" diye fazla sorgulamazsa, İbadet de aynı şekilde olmalıdır. Bunu hiç dert etmemek lazım. Şimdi insanlar tembellik yapıyor, bazen ihmalkârlık yapıyorlar; işte o vakit gerilemiş oluyorlar. Ama aynı seviyede, hiç eksiltmeden devam eden kişi kazanmış olur, cenneti hak etmiş olur. İnşallah hepsi hak eder; fakat daha fazlasını isteyen sebat edecektir. Odur mühim olan. Sebat ettin mi, Allah'a şükür merteben de yükseliyor. "Yükseldim mi, yükselmedim mi?" diye sorgulama, sen kendini zaten bilirsin. Allah sebat versin hepimize. Tembellikten Allah korusun. Şimdi insanların hastalığıdır, bu ahir zaman insanlarının hastalığıdır. Hiçbir şey yapmadan her şeyi elde etmek istiyorlar. Çalışmadan kazanmak istiyorlar. Yani bu devrin kötü bir huyudur tembellik. Usanmak demek; "Ne yapayım, nefsimi nasıl eğlendireyim, canım sıkılmasın diye ne ile meşgul olayım?" diye düşünmektir. İşte bu bir hastalıktır. Allah muhafaza etsin bunlardan. Hâlimize şükredelim, inşaAllah daim olsun. Allah Azze ve Celle'nin yolunda, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda gitmemiz daim olsun. Allah sabit kadem kılsın inşaAllah.

2026-04-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da şöyle buyuruyor: "Sevmediğiniz bazı şeylerde hayır, sevdiğiniz şeylerde de şer vardır." Yani o şerri tamamen kötü olarak düşünmeyin. Allah Azze ve Celle onda da bir hayır yaratır. Senin şer gördüğün şeyden hayır çıkar. Şimdi dünya hali zaten belli. Her şeyde bir hayır vardır. Müslüman için, İslam üzere olan için hayırdır. Hiçbir şer olmaz Allah'ın izniyle. Hepsi amel sahifelerimize yazılır. Onların karşılığında Allah ahirette onlara ve bizlere ihsanda bulunur, inşaAllah. Onun için dünya halinde görünen çoğu şey, aslında göründüğü gibi değildir. Hiç göründüğü gibi değildir. Şeytan insanları aldatıyor. Kötü zaten kötüdür ama bu dünyada kötüyü de iyi gösteren çok şey var. Şeytanlar, hatta şeytandan daha beter olan insan şeytanları var. Her türlü kılığa giriyorlar. Her türlü insanı kandırabiliyorlar. Yani Allah Azze ve Celle, insanları sınamak için dünya halini bir imtihan vesilesi kılıyor. Onun için olan biten her şeye Allah'ın takdiri olarak bakacağız. Bakalım sonu ne olur; dedikleri gibi, "Allah ne eylerse güzel eyler." Bu yüzden bazı insanlar Allah'ın takdirine karşı isyana gidiyorlar. Hâşâ, bilerek yahut bilmeden isyan ediyorlar. "Nasıl böyle oluyor?" Hâşâ! "Allah Azze ve Celle buna nasıl müsaade ediyor?" diyorlar. Müsaade etmese O'nun izni olmadan zaten hiçbir şey olmaz. Tövbe istiğfar etsinler bu insanlar, gördükleri şeyler karşısında. Ne oluyorsa Allah biliyor. Hâşâ, Allah Azze ve Celle'ye sen mi öğreteceksin? Tövbe istiğfar et. Tövbe istiğfar et. Bazıları bunu sadece kalbinden geçirmekle kalmıyor, doğrudan ağzıyla söyleyen çok ahmaklar, akılsızlar var. "İsyan ediyoruz" diyorlar. Sen kime isyan edeceksin? Allah Azze ve Celle'nin emrinden, huzurundan kaçacak yerin mi var? İsyan edip de kurtulacağını mı zannediyorsun? Hâşâ. Tövbe istiğfar edin. Allah her şeyin en güzelini yapıyor. Hiç üzülmeyin, hiç endişe etmeyin. Çok lafazanlık eden insanları da dinlemeyin. Hakikati görün. Hakikat, Allah'ın istediğidir. Her şeyi yapan Allah Azze ve Celle'dir ve O, her şeyin en güzelini yapar. O'nun yaptığına sual sorulmaz. Sorgulanamaz. Bu sabah Cuma sabahıdır. Hepimiz tövbe istiğfar edelim. Kalbimizden her ne geçtiyse... Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "İsyan etmeyin" buyuruyor. Her şeyin bir hikmeti vardır. İslam üzere olanlar için her şeyin akıbeti hayır olur. Onun için Allah bizi muhafaza etsin. Nefsimizin ve şeytanların şerrinden, insan şeytanlarının şerrinden muhafaza etsin. Kötüyü iyi gösterip de bizi günaha sokan bu heriflerin şerrinden Allah muhafaza etsin.

2026-04-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَا تَرۡكَنُوٓاْ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ (11:113) Zalimlerle beraber olmayın, onlara meyletmeyin. Onlara meyleden insana ateş dokunur. O da zarar görür. Daima iyi insanlarla beraber olun, zalimlerden uzak durun. Zalimler kendilerinden başka kimseyi düşünmezler. Onların tek istedikleri zulmetmektir, başka bir şey değil. Dünya zulümle dolmuş. Hiçbir yerde adaletten eser kalmamış. Bazı insanlar "Avrupa'da adalet var" diyorlar. En büyük yalan da odur. Onlar sadece göstermek istediklerini gösterir, adalet varmış gibi bir manzara çizerler. Ama aslında öteki yüzleri hiç de öyle değildir. Onun için dünyada adalet aramayın. Zulümden başka bir şey yok. Bu yüzden Allah'a sığınmak lazımdır. Biz zulüm yapmayalım, kimseye zulmetmeyelim inşaAllah. Mühim olan odur. Bu dünyada zalimlere karşı çok uyanık olmak lazım. Kimin neyi neden yaptığına, kimin haklı veya haksız olduğuna fazla takılmayın. Allah Azze ve Celle herkesin cezasını da mükafatını da verir. Onun için sen kendini muhafaza et. Başkalarının yaptıklarına karışma. Yoksa sen de onların zulmüne ortak olursun. Ondan sonra cehennem ateşi sana da dokunur. Sana da zararı olur. Bunun için kendini muhafaza et. Hiçbir konuda yorum yapma. Allah seninle beraber olur. Öteki türlü onlara meyledip "Şu şöyledir, bu böyledir" demeyin; çünkü artık insanlık diye bir şey kalmamış. Maalesef. Zulüm her yeri sarmış. Allah muhafaza etsin. Biz zulmü kabul etmiyoruz. Zalimlerle de beraber değiliz. Allah bizi kendi yolundan ayırmasın. Allah muhafaza etsin. Zulüm için "ez-Zulmü zulumât" denir. Zulüm karanlıktır. İnsanın kalbini de hayatını da karartır. Onun için Allah bizi zulümden muhafaza etsin inşaAllah. Ümmet-i Muhammed'e bir sahip göndersin, bu zulmü bitirsin. Çünkü bunun başka türlü biteceği yok.

2026-04-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا ۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ (9:49) Fitneye düşenler cehenneme layık olur. Fitne dediğimiz, insanlara zarar veren bir şeydir. Fitne de şeytandandır. Şeytan insanlara rahatlık vermek istemez, hepsini cehenneme götürmek ister. O cehennem yolu da fitneden geçer. Fitne yolu cehenneme götürür. Fitne zarar veren bir şeydir. Allah Azze ve Celle onu lanetlemiştir; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in de fitneyi çıkarana laneti vardır. Onun için dikkat etmek lazım. Bazıları iyilik yapıyorum zanneder, fitne çıkarır. Fitneden dolayı insanlara zarar verir, en başta da kendine zarar verir. İşte bu fitne, Adem Aleyhisselam zamanından beri devamlı çıkmıştır ama en son Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem zamanında da büyük fitneler olmuştur. O fitneler de onu yapanlara zarar verdi. Fitneye maruz kalanların dünyada zararı olsa da ahirette ecirleri büyüktür. Onun için fitneye düşmemek lazım. Uyanık olmak lazım. Şeytan seni tuzağa çekiyor. Şeytan ve avanesi seni tuzağa çekiyor ki elinde avucunda ne kadar hayır, hasenat ve sevap varsa hepsini götürsün. Üstüne de bir hayli günah yüklesin ki garanti olarak cehenneme gidesin. Allah muhafaza etsin. Ahir zamanda yaşıyoruz. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, ahir zaman fitneleri için "karanlık gece gibi" diyor. Onun için olan bitene fazla kafayı takmaya gerek yok. Allah'ın dediği oluyor. Sen ister beğen ister beğenme, ne olacaksa olacaktır; sen sadece bekleyeceksin. Allah ne zaman bir kurtarıcı gönderirse, o vakit seni kurtarır. Sen kendi kendini kurtaramazsın. Kendini kurtarmak istiyorsan, yeter ki fitneye düşme. Kimseye bulaşma, kimseye tabi olma! Şeytanın avanesinden uzak durursan selamet bulursun. Onun için Şeyh Babamız derdi ki; büyük fitneler ortaya çıkınca evden çıkma, kimseyi dinleme. Allah muhafaza etsin. Şeytanın fitnelerinden, ahir zaman fitnelerinden Allah hepimizi muhafaza etsin. Uyanıklık versin hepimize inşaAllah.