السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-01-27 - Other

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ (Hucurât, 49:10) وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ (Mâide, 5:2) Allah’ın emri budur. Müslümanlar, müminler kardeştirler. Birlik olmalısınız. Cenab-ı Hak size yardım eder. Üzerinize Rahmetini indirir. Allah’ın emri; birbirinize yardımcı olmanız, hayırda yarışmanız, İslam’a ve Müslümanlara destek olmanızdır. Sadaka verin ve birbiriniz için her türlü iyiliği yapın. Aranıza nefreti, kini ve hasedi sokmayın. Elhamdülillah, burası mübarek bir yer. Mevlana Şeyh Nazım (k.s.) Hazretleri burayı defalarca şereflendirdi. Elbette, buradaki insanların hepsi Tarikat ehlidir, dervişandır elhamdülillah. Nakşibendi, Kadiri, Çişti, Rufai, Bedevi; bütün bu Tarikatlar haktır. Her birinin başında Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi vesellem) pak soyundan gelen mübarek bir İmam vardır. Asırlardır milyonlarca insana nur saçmaktadırlar. Bu yüzden, birbirinize düşmanlık etmenize ne hacet var? Bilakis, yardımlaşma olmalı, dayanışma olmalı. Bu da Allah’ın takdiridir; O, yarattığı her kula ayrı bir istidat, ayrı bir imtihan ve ayrı bir yol vermiştir. Herkesin kalbi bir yere meyleder. Ama mühim olan varış noktasıdır, menzildir: Resulullah Efendimiz’e (sallAllahu aleyhi vesellem) vasıl olmaktır. Dolayısıyla, bütün Tarikatlar Peygamber Efendimiz’e (sallAllahu aleyhi vesellem) çıkan yollardır. Madem bu yoldasınız, Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurduklarına ve Allah’ın emirlerine itaat etmeniz gerekir. Birlik içinde olun. Tabii ki her Tarikatın farklı usulleri olabilir. Bu farklılıklar sizi diğerlerine karşı huzursuz etmesin. Herkesi olduğu gibi kabul edin, hoş görün. Başkalarına karışmayın. Siz kendi halinize bakın. Nefsinize tevazuyu ve itaatkar olmayı öğretin. Her şeye kızıp öfkelenmeyin. Ufak meseleler yüzünden başkalarına sıkıntı çıkarmayın. Hayır, bu iyi değildir. İslam'ın zuhurundan beri Şeytan, dışarıdan gelen bir düşmanla asla muzaffer olamamıştır. Gelen hiçbir düşman İslam'ı bitirmekte veya Hilafeti yok etmekte başarılı olamadı. Bu hep içeriden yapıldı. Aralarına fitne sokarlar. Sonra bölünürler ve Müslümanların birbirini kırmasına sebep olurlar. Ve ondan sonra düşman gelip orayı istila eder. Bu, tarihte pek çok kez yaşanmıştır. Tarih çok mühim bir ilimdir. Kur'an "Ulumu'l-evvelin ve'l-ahirin"i barındırır. Öncekilerin ve sonrakilerin ilmi. İbret alasınız diye tarihi ve geçmiş kavimlerin kıssalarını anlatır. Ve Allah buyurur: "Fa'tebiru ya ulil ebsar." (Haşr, 59:2) "Fa'tebiru ya ulil elbab." İbret alın ey basiret sahipleri, ey akıl ve kalp sahipleri! Çoğu zaman, Müslümanların birbirine yardım etmemesi Ümmet için felakete sebep olmuştur. Az önce yolda bir kardeşimizle konuşuyorduk. Sordum, "Osmanlı İmparatorluğu'nu kim yıktı?" Müslümanlar. Müslümanlar yıktı — ki kendisi de Osmanlılar gibi bir Türk'tü. Osmanlılar sadece Türklerden oluşmazdı; Osmanlı mülkünde yetmiş iki buçuk millet vardı. Ve onlar İlay-ı Kelimetullah için savaşıyorlardı. Osmanlı'nın çöküşünü başlatan o yardımsızlık, o vefasızlık Kırım tarafından geldi. Şimdi orada Ruslarla ve diğerleriyle savaşıyorlar. Kırım ve diğer topraklar için savaşıyorlar. Buralar hep Giray Hanlarının imparatorluğuydu, mülküydü. Sultan Giray bir Tatar Sultanıydı. Tüm o bölgeye hükmediyordu. Ukrayna, Rusya—bütün buralar İslam diyarıydı. Onlar Müslümandı. Osmanlı Sultanı Viyana'yı, Avusturya'yı fethedecekti. Bu insanlardan yardım istediler, onlar da "Evet, yardım edeceğiz" dediler. Peki ne yardımına ihtiyaçları vardı? Sadece düşmanın arkadan saldırmasını, sızmasını engellemeleri gerekiyordu. Fakat hasetlerinden, kıskançlıklarından dolayı Giray Hanı, düşmanın hatlardan geçmesine göz yumdu. Ordumuzu yendiler, kırdılar ve o savaşta tüm Osmanlı hazinesini yağmaladılar. Bu İkinci Viyana Kuşatması'ydı. Birincisi Kanuni Sultan Süleyman Han zamanındaydı. Ben o bölgedeydim ve Sultan Süleyman’ın ulaştığı söylenen makamı gördüm. Orada bir antlaşma imzaladı, çünkü o Azametti bir Sultandı, sonra geri döndü. Ama ikinci seferde bu savaşı yapmak şart değildi, kader-i ilahi oldu. Akıbet ne oldu? Bundan sonra Osmanlılar güçlerini, kuvvetlerini yavaş yavaş kaybetmeye başladılar. Çünkü hazine gitmişti ve ordunun yarısı şehit düşmüştü. Sultanı oradan zor kurtardılar. Peki sonra Giraylara ne oldu? Bütün o bölge Ruslar tarafından işgal edildi. Onları kılıçtan geçirdiler ve ellerinden her şeyi aldılar. Şimdiye kadar o ihanetten hiçbir hayır, hiçbir fayda görmediler. Sebep ne? Müslümanların birbirine yardım etmemesi, birbirine sırt çevirmesi. Bu sebeple diyoruz ki, biz küçük bir cemaat olsak da, küçük şeyler için huzursuzluk çıkarmaya gerek yok. Yola devam etmelisiniz. Allah size birçok yer, imkan nasip etti. Haset etmeyin. Buraya gelen ve Tarikata karşı fitne çıkarmayan herkese kapımız açık olmalı. Kuran okunsun, Hadis okunsun, Mevlid, Zikir ve Sohbet yapılsın. Bunlar daim olsun. Eğer birbirinizle kavga ederseniz, başkaları gelir, sizi alır ve kapının önüne kor. Tıpkı tarihteki o insanlara olduğu gibi; size yardım ediyormuş gibi görünürler. Daha sonra her şeyi ele geçirir ve sizi bir kenara atarlar. İslam tarihinde bu tekerrür etmiştir, defalarca yaşanmıştır. Dediğim gibi, Osmanlılar Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat idi. Tarikatları, meşayihı ve herkesi koruyup kollarlardı. Diğerleri de aynı itikattaydı. Tatar Giray Hanları da Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat idi. Şia değillerdi, Vehhabi değillerdi. O zamanlar Vehhabiler yoktu, elhamdülillah. O bölgede, Orta Asya veya Rusya'da Vehhabiler henüz türememişti. O zamanlar farklı isimleri vardı, Kazan Hanlığı gibi. Kazan Tatarları her yıl Moskova'ya gider, ganimet toplar ve dönerlerdi. Güçlüydüler çünkü Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat idiler, İslam'ın kılıcıydılar. Demek ki fitne, insanlar Ehl-i Sünnet olsa bile içine girebiliyor. Şia değillerdi, Selefi veya Vehhabi değillerdi. Elhamdülillah, o zaman Vehhabiler mevcut değildi. Ama maalesef bugün en azgın Vehhabiler o bölgededir— Rusya coğrafyasında, Orta Asya bölgesinde. Bu fitneyi ekiyorlar ve insanların itikadını ifsat ediyorlar. Şimdi oraya gitseniz bile, eğer aynı gruptan değilseniz, sizi düşman olarak görürler. Bu, o bölgede büyük bir fitnedir. O zamandan bugüne büyümeye devam etmiştir. Eğer onların fırkasından değilseniz, sizden razı olmazlar; size hasım muamelesi yaparlar. Bu çok büyük bir nifaktır. Bu yüzden, fitnenin başını küçükken ezmek gerekir. Yılanın başını küçükken ezmek lazımdır derler. Büyürse, onu tutamazsınız, baş edemezsiniz. Ve zehri her yere yayılır. Şu an yayılan gerçekten korkunç bir zehirdir. Bu yüzden birlik olmalıyız. Ufak tefek şeyleri mesele yapmayın. "Şunu dediler, bunu yaptılar" diye laf taşımayın. Cenab-ı Hak'tan kalplerimize kardeşlerimiz için muhabbet koymasını dileriz. Kardeşlerimiz, İhvanımız ve tüm Müslümanlar için. Tüm şerlerden emin olmak için. Bu hale ulaşmak kolay değildir. Çünkü sadaka vermeye veya bir hayır işlemeye niyetlendiğinizde, sizi ondan alıkoymak için birçok mani çıkar. Hani bir kıssa vardır... İmamın biri hutbe veriyormuş. Demiş ki: "Kim bir avuç pirinç verirse Allah mükafatlandırır—her bir tanesi için Allah ayrı sevap yazar." "Kim buğday, un veya yağ infak ederse—her şeyin bir ecri vardır." Bunun çok hayırlı olacağını anlatıyormuş. Bunda büyük bir ecir olduğunu müjdeliyormuş. Bunu dinleyen cemaatten biri çok heyecanlanmış, cezbeye gelmiş. Hemen evine koşmuş. Biraz erzak doldurmuş ve çıkmaya yeltenmiş. Aniden karısını karşısında dikilirken bulmuş. "Nedir bu?" diye sormuş kadın. Adam: "İmam Efendi bunu sadaka olarak vermemizi söyledi; çok mühimmiş" demiş. "Bırak onu aşağı!" diye bağırmış kadın. İmam dışarıda bekliyormuş. "Bu adam nerede kaldı?" diye düşünmüş. Meğer şeytanın anası oradaymış. Kadın şeytanlık yapmış, mani olmuş. İşte ne zaman hayırlı bir işe niyet etseniz, birçok Şeytan peyda olur. Bu yüzden derler ki, Peygamber sevgisi olmayan insanların bir toplantısı olsa, etraflarında binlerce kişi bulabilirsiniz. Ama Resulullah Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) için yapılan bir sohbete veya meclise gittiğinizde, o kalabalığın ancak onda birini bulabilirsiniz. Eskiden bunun hikmetini merak ederdim. Sebebi budur. Şeytan o gaflet ehli insanlara dokunmaz; onlardan memnundur. İnsanların sevaptan, Peygamber muhabbetinden ve Allah aşkından kaçmasını ister. Bu yüzden onları oraya sevinçle iter, "Evet, evet, haydi daha çok insan gitsin" der. Ama diğerlerine fısıldar: "Sakın ha yapma, Peygamber'e salavat getirme." "Lanetlenirsin, Müşrik olursun, şöyle olursun, böyle olursun" diye korkutur. Feyizli bir sohbete veya mübarek bir meclise katıldığınızda size saldırırlar, vesvese verirler. "Yaptığımız haram mı? Neden buradasın?" "O insanlar bunun haram olduğunu, şirk olduğunu, ateşe gideceğini söylediler." "Duan kabul olmayacak, asla affedilmeyeceksin" derler. Halbuki söyledikleri her şey hakikatin tam zıddıdır. Cenab-ı Hak, "Ben Gafur'um (Bağışlayan), Rahim'im (Merhamet eden)" buyurur. Son nefesine kadar af dileyebilirsin ve Ben seni affederim. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurdu ki, Allah-u Teala şöyle der: "Eğer siz hiç günah işlemese idiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize günah işleyip tevbe eden kullar yaratırdı ki onları affetsin." "Çünkü Ben affetmeyi severim." Allah böyle buyuruyor. Yine de onlar Allah’ın kelamını kabul etmezler. Neden? Çünkü haset ediyorlar. İçleri kıskançlık dolu. İnsanlar için, hiç kimse için bir hayır, bir iyilik istemiyorlar. Kıskançlık en kötü haslettir. Şeytandandır. İnsanın Cehenneme koşmasına sebep olur. Ve onlar bunda hala ısrar ve inat ederler. Bu aynı zamanda bir Küfür alametidir. Hakkı bilse bile, kıskançlığından dolayı diğer kişinin o nimete sahip olmasını kabul etmektense kendini ateşe atmayı yeğler. Bu mühim bir meseledir. Bu nedenle Allah Müslüman kalpleri hasetten, kıskançlıktan muhafaza eylesin. Haktan, Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi vesellem) yolundan, Sünnet-i Seniyye'den sapmaktan korusun. Bu rahmet yoludur, saadet yoludur, müjde yoludur. "Beşşiru vela tuneffiru." Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurdu: "Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." İnsanlara Allah'ın herkesi affedeceğini söyleyin. Endişe etmeyin. Bazı insanlar gelip, "Kötü işler yapıyoruz; günahkarız, belki Cennete giremeyiz" diyorlar. Hayır—kim halis bir niyetle af dilerse, Kur'an-ı Azimüşşan buyurur: "Yubeddilullahu seyyiatihim hasenat." (Furkan, 25:70) Allah onların günahlarını sevaba tebdil eder, çevirir. Artık günah değildir. Günah silinir ve Allah yerine sevap yazar. Mevla işte böyledir, Kerim'dir. Allah’a şükretmeliyiz. Her zaman Allah’a hamd etmeli, "Eş-şükrü lillah, Elhamdülillah, Eş-şükrü lillah" demeliyiz. Bizi Kendi yoluna kabul etti. Bu yüzden Müslümanlar arasında incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle sorun çıkmasın. Bazı akılsız insanlar vardır, kızdıklarında "Allah affedebilir ama ben affetmem" derler. Bu... Allah bu insanlara akıl fikir versin, hidayet versin. Allah hepimizi affetsin. Yüce Allah’ın affına muhtacız. Allah bizi yolunda daim ve kaim eylesin. Böylece düşmeyelim, şaşmayalım. Elhamdülillah, Meşayih ile, Mevlana ile ve Tarikat ehli ile beraberiz. Allah derecelerini ali eylesin. Allah rızası için bize de himmet etsinler. Şükretmeli ve bizi bu kapıdan ayırmamasını niyaz etmeliyiz. Allah bizi daha da yüceltsin inşaAllah.

2026-01-27 - Other

"Allah'a ve Resûlüne iman edenler var ya; işte onlar, Rableri katında sıddıklar ve şehitlerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır." (57:19) Allah Azze ve Celle müminleri methediyor; onlar yaratılmışların en hayırlısıdır ve Allah Azze ve Celle'nin katında en yüksek derecelere sahiptirler. Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) huzurunda övülen bu kimseler gibi olabilmek, herkes için elzemdir. Peki, bu mertebeye nasıl erişebiliriz? Evliyaullah'ın izinden giderek; zira sizi bu yüksek makamlara ulaştıracak olan onlardır. Onlar olmadan hiç kimse bu yüce makama vasıl olamaz. Çok nadirdir ama onların dahi bir Mürşidi vardır. Hızır (aleyhisselam) tarafından terbiye edildikleri o yola biz 'Üveysi' yolu deriz. Bir Mürşid olmadan, başında bir hoca olmadan, hakiki manada yol alamazsınız. Kim bir rehbere tabi olmazsa, onun Mürşidi Şeytan olur. Her şeyi çok iyi, çok doğru yaptığını zannedebilir ama bir noktada hepsi heba olur gider ve sonunda imansız, itikatsız kalır. Tehlikeli yerlerde tek başına yürümek büyük risktir; her an ayağınız kayabilir, düşebilirsiniz. Bu sebeple, sakın ha Mürşidsiz kalmayın. Sadece eteklerine yapışın; bu bile kurtuluşunuz için kâfidir. Ama eğer nefsinizi büyütmek istiyorsanız, o vakit bu zatları takip etmeyin; gidin, keyfiniz ne istiyorsa onu yapın. Lakin sonunda düşersiniz. Sizi kimse de kurtaramaz; Şeytan ile baş başa kalırsınız. Zira Şeytan'ın sizi Hak yoldan ayırıp kendi yoluna çekmesi çok kolaydır. İnned dîne indâllâhil islâm. (3:19) Allah katında hak din, İslam'dır. Kim İslam yolunun gayrısını ararsa —ve lâ yukbelu minhu— Allah ondan bunu asla kabul etmeyecektir. Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da böyle buyuruyor. Bu yolun dışında ne yaparsanız yapın, sadece nefsinize uymuş olursunuz ki bu tehlikelidir. Nefislerine uyanların sonu hüsrandır. Allah bizi Kendi yolunda daim eylesin. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) yolu, Evliyaullah'ın yolu; nur yolu... Allah kalplerimizi bu muhabbetle ve nurla doldursun, inşaAllah.

2026-01-26 - Other

وَقُلِ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. (Kehf, 18:29) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "Hakkı söyle." Hakikati konuş. Kim iman etmek isterse, iman etsin. Ve eğer inanmak istemiyorsa, inkar etmeyi seçsin. Fakat sen, doğruyu söylemekle mükellefsin. İnsanların hakikati bilmesi gerekir. Ondan sonrası, onların bileceği iştir. Lakin senin vazifen —söylemen gereken şey— hakikattir. Soranlara anlat; onlara gerçeğin ne olduğunu bildir, sakın yalan söyleme. Bilhassa Hak ve Allah yolu hususunda. Kendinden yanlış bir şey katmamalısın. Kafandan şeyler uydurup konuşamazsın. Yani, hakikat neyse onu söylemelisin. Korkmana gerek yok. Zira korkarsan, konuşman gereken doğru zamanda susabilirsin. Fakat herkesin hakikati kabul etmesi gerekir. Kim hakikati, Hakkı kabul ederse, selamette olur. Eğer kabul etmezse, tehlikede olabilir. İşte 'demokrasi' dedikleri şeyin aslı budur; gerçek demokrasi budur. Herkes kabul edip etmemekte serbesttir. Ama gerçeği bilmeleri şarttır. Burada, hayatlarının sonuna kadar onlar için bir mühlet vardır. Son nefeslerine kadar kabul etme şansları vardır. Eğer ölmeden evvel kabul ederlerse, Allah onları affeder. Ama kabul etmezlerse, o vakit büyük bir pişmanlık yaşanır. Bu dünya pişmanlığına benzemez: "Keşke şunu almasaydım; ucuzdu, şimdi pahalandı" demeye benzemez. O durumda, hâlâ hayattasın. Ama o diğer pişmanlıkta —öldüğün zaman— iş işten geçmiştir. Bu yüzden insanlara bunu anlatmalıyız. Bunu kabul etmeniz lazım. Allah size bu fırsatı ömrünüz boyunca verir. Hayatınızın sonuna kadar inançsız biri olabilirsiniz. Fakat hayatınızın sonunun ne zaman geleceğini bilemezsiniz. Doksan, seksen veya yetmiş yaşına kadar yaşayacağınızı zannetmeyin. Belki otuz yaşında biter. Belki elli, belki altmış. Yani "İstediğimi yapayım, sonra pişman olur tövbe ederim" diye bir garantiniz yok. Hayır, her daim istiğfar etmelisiniz. Hayatta garanti yoktur. İnsanın ecelini sadece Allah Azze ve Celle bilir. Bu yüzden insan temkinli olmalı, işi sonraya bırakıp sonra "Evet haklısın, sen böyle demiştin..." dememeli. O zaman, çok geç olabilir. Allah bu insanlara hidayet versin. Bize de güzel bir anlayış bahşetsin, daima Allah yolunda olalım. Geç kalmamak için uyanık olalım, inşaAllah. Allah bizi nefsimizin şerrinden korusun, inşaAllah.

2026-01-26 - Other

Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar sözlerini asla değiştirmemişlerdir. (Ahzâb Suresi: 23) Allah, sözünün eri olanları över. Bu, Allah Azze ve Celle'ye ve Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi vesellem) verilen ahdi ifade eder. Onlar verdikleri sözden asla dönmezler. Hayatları boyunca, son nefeslerini verene dek bu ahdi sürdürmeye niyet etmişlerdir. Sözlerinin eri olarak kalırlar, asla hallerini bozmazlar. Hanımlardan özür dileriz ama hakikati söylemek zorundayız: Bugünlerde pek çok insan "adamlığı" bıraktı. Bazı kimseler bir söz verir ama işlerine gelmediğinde hemen inkâr ederler. "Öylesine söylemiştim, lafın gelişiydi; sözün bir hükmü yok" deyip geçerler. Bunu neden söylüyoruz? Elhamdülillah, buradakilerin çoğu buralı. Belki Cemaatin yarısı bu bölgeden, diğerleri ise dinlemek için Londra'dan veya başka yerlerden geliyor. Eskiden buraya her geldiğimizde Şeyh Velid'i ziyaret ederdik. Filistinli Şeyh Velid. O bu bölgedeydi; İngilizler, Pakistanlılar, Araplar... Herkesin arasında Tarikatı yayıyordu. Ben kendisini 1985'ten beri tanırım. O zamanlar Mevlana Şeyh'i ziyaret etmek için eski, küçük bir arabayla Peckham'a giderdik. O günden beri yolunu, istikametini hiç değiştirmedi. İstese kendi başına Şeyhlik iddia edebilirdi. İstese bir "Velidiye Tarikatı" kurabilirdi. Çünkü kimse onu, insanları Şeyh Nazım'a yönlendirmesi için zorlamadı. İlmi vardı, imkânı vardı ve insanlar her zaman etrafındaydı. Ama nefsine uyup "Ben Şeyhim, ben şuyum, ben buyum" demedi. Mevlana Şeyh dünyasını değiştirene kadar sözüne sadık kaldı. Mevlana Şeyh göçüp gidene kadar istikametini bozmadı. Emir Mevlana'dandır. Benim de Şeyhlikte gözüm yok ama bu Mevlana'nın emridir. O, "Sizin Şeyhiniz bu olacak" dedi. O da (Şeyh Velid) buna itiraz etmedi; "Hayır, kabul etmiyorum, ben zaten Şeyhim" demedi. "Mevlana Şeyh'in dediğine uymaya gerek yok" gibi laflar etmedi. Halbuki "Ben Şeyhim, Tarikatta bu yeni Şeyhten daha eskiyim, ondan daha üstünüm" diyebilirdi. Hayır, sadece teslim oldu ve muhabbetini aynı şekilde sürdürdü. Çünkü o çok zeki, feraset ve hikmet sahibi biriydi. Bu Yolun şahıslarla değil, hakikatle ilgili olduğunu biliyordu. Bu Yolun esası, Yolun kendisidir. Şeyh gelir ve gider ama Yol baki kalır. Bu Yola olan muhabbet değişmemelidir. Kim gelirse gelsin, emre itaat edin. Hele ki "Şeyhi seviyorum, elli altmış yıldır müridim" deyip de, Şeyh bir emir verdiğinde, "Hayır, bunu kabul etmiyorum; Şeyh ben olmalıyım" diyenler gibi olmayın. Ama bu mübarek zat [Şeyh Velid] öyle değildi. İşte bu sebeple Allah böyle kullarını över. Allah bunlara "Rical" (Gerçek Erler) der. Hanımlar bile sözlerinde durduklarında bu "Rical" sınıfından sayılırlar; sözünden dönen erkeklerden daha yiğittirler. Bu çok mühim bir Tarikattır, çünkü hakiki bir Şeyhi veya hakiki bir Tarikatı öyle kolayca bulamazsınız. Eğer Tarikatta elli yıl geçirip de hâlâ bunu anlamadıysanız, o zaman boşuna yaşamışsınız demektir. Sadece tesadüfen var olmuş gibisinizdir. Kendinizi Tarikatta bulup, bir ömür tükettikten sonra "Ben burada ne yapıyorum? Ben kimim?" diye sormamalısınız. Buradasınız çünkü bu bir kurtuluş gemisidir. Tıpkı Hz. Nuh'un gemisi gibi—sık sık Mevlana Şeyh'in Hz. Nuh gibi olduğunu söylerim. Onun gemisinde olduğunuzda, hem bu dünya hem de Ahiret için emniyette olursunuz. Bunu bilmelisiniz, şüpheye düşmeyin. Güvende olduğunuzdan emin olun, itiraz etmeyin ve Allah'ın rızasına uymayan sözler sarf etmeyin. Sadece tâbi olun. Elhamdülillah, yolumuz açıktır. Çoğu zaman insanlar, "Orada bir vekiliniz var mı?" diye soruyorlar. Her yer açık, Elhamdülillah; kapımız herkese sonuna kadar açık. Kapımız açıktır. Gelen hoş geldi, sefa geldi. Memnun olmayan da güle güle gitsin. Biz insanları zorla tutmayız ama bizim yolumuz insanları selayette tutmaktır. Şunu bilmek ve endişe etmemek gerekir: "Neden buradayım? Neden bu dünyadayım?" Birçok insan bunalıma girip annesine babasına bağırıyor: "Beni neden bu dünyaya getirdiniz?" Sizi anne babanız getirmedi; sizi Allah yarattı ve buraya gönderdi. Bunu idrak ettiğinizde mutmain ve mutlu olursunuz. Kaçış yok. Sadece sabredip bekleyin. Bekleyin, sabredin ve zamanınız geldiğinde Rabbinize kavuşacaksınız inşallah. Endişelenmeyin, "Nasıl hayatta kalacağım?" diye dertlenmeyin. Rızkınız tükendiğinde zaten göçüp gideceksiniz. Milyarlarınız olsa bile, boğazınızdan fazladan bir lokma geçmez veya fazladan bir damla su içemezsiniz. Nasibinizden fazlasını alamazsınız. O yüzden üzülmeyin, gönlünüzü hoş tutun. Allah Azze ve Celle herkesin rızkını ve ecelini tayin etmiştir. Belli bir miktar ve belli bir vade takdir edilmiştir. Vakti gelince gidersiniz. Pek çok insan daha Ahirete gitmeden bu hayatı kendine zindan ediyor. Her gün endişe ederek hayatlarını cehenneme çeviriyorlar. Daraldığımızda hemen abdest alıp iki rekat namaz kılalım. Namaz kılmak bütün insanlar için elzemdir. Çünkü namaz, Rabbimiz Allah Azze ve Celle'ye en yakın olduğumuz andır. Allah Azze ve Celle her yerdedir (mekândan münezzehtir). Ama namaz kıldığınızda, O kalbinizdedir. Kudsi Hadis'te şöyle buyurmuştur: "Beni yerler ve gökler almadı, ancak mümin kulumun kalbi aldı." Küçük bir et parçasıdır kalp; ama bunu idrak ettiğinizde Allah kalbinizde olur ve inşallah tüm dertler yok olur gider. Bu çok mühimdir, bu yüzden yoldan ayrılmayın. Bu Tarikatı terk etmeyin. Size bu Yoldan daha iyisini öğreteceklerini iddia eden başkalarına aldanmayın. Çünkü Şeyh Abdullah Dağıstani, Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani ve tüm Silsile-i Meşayıh'tan gelen yolumuz, tam olarak Asr-ı Saadet'teki gibidir. Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi vesellem) Sünnetini takip eder ve insanlara her türlü hayrı gösterir. En güzel şey, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi vesellem) gelen en büyük öğreti, tevazu sahibi olmaktır. Tüm Meşayıh mütevazıydı; hiçbiri diğerlerinden daha üstün olduğunu iddia etmedi. "Biz sadece hizmetkârız" dediler. "Biz Ümmete ve Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi vesellem) hizmet ediyoruz." Başkalarının, âlimlerin veya diğerlerinin "Ben şuyum, ben buyum" diye böbürlendiğini gördüğünüzde, onlara itibar etmeyin. Elhamdülillah, Allah bu Velid Efendi'den razı olsun; o çok mütevazı biriydi. Çok iyi bir insandı ve Elhamdülillah nesli, yolu da devam ediyor. Bir şeyin devamlılığını görmek çok önemlidir. Bu çok mühim. Yaptığınız ibadet az bile olsa, devamlı yapın, bırakmayın. Bu Yolu terk etmeyin. Bugünlerde "hakiki olan biziz" iddiasında bulunanlara kanmayın. Salih insanları bulun ve onları takip edin. Eğer bu diğerlerinden bazılarını takip ederseniz, sizi yoldan çıkarırlar. Yanlış bir anlayışla "Namaza gerek yok" diyorlar. Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi büyük Meşayıh ve Evliyaullah, "Bir Veli veya Şeyh ile bir an beraber olmak, yüz yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır" derler. Ancak bazıları bunu yanlış anlayıp namaz kılınmamalı veya hiçbir amel yapılmamalı sanıyor. Hâşâ; bir Veli ile birlikte olduğunuzda, o size ibadetin ne kadar kıymetli olduğunu gösterecektir. Size sırat-ı müstakimi, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi vesellem) yolunu takip etmenin önemini anlatacaktır. Bütün bu Evliyaullah, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi vesellem) Şeriatına sımsıkı bağlıdır. Tarikat ve Şeriat etle tırnak gibidir. Şeriat olmadan Tarikat olmaz. Eğer öyle olmasaydı, o mertebede herkes nefsinin arzuladığı şeyi yapardı. "Neden namaz kılalım? Oturuyoruz, tesbih çekip zikir yapıyoruz; namaza hacet yok" derlerdi. Başkaları da, "O kadar kalabalıkken neden Hacca gidelim? Tenha zamanda gideriz" derdi. Veya "Yazın neden oruç tutalım? Günler çok uzun ve sıcak; kışın kısa günlerde tutarız, daha kolay" derlerdi. İş buraya varırdı. Yani Şeriat olmadan Tarikat ayakta kalamaz. Bu çok mühimdir. Her Evliyaullah'ın Şeriat ve Tarikat konusunda çok titiz olduğunu görürsünüz. Ve bu Evliyaullah'tan hiçbiri Şeriat çizgisinin dışında değildir. Şeriatın ve dört mezhebin dışında olup da Makamı veya Türbesi olan, hürmet gören kimseyi bulamazsınız. Onlar için ziyaret edilecek mübarek makamlar yoktur. Bu makamlar sadece Şeriat ve Tarikatı cem edenler içindir. Bunu dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Türkiye'de, Suriye'de, Pakistan'da, Irak'ta—her yerde. Bunlar Şeriata tâbi olanlardır. Şeriata uymayanların, insanların gelip feyz ve bereket aradığı bir kapısı yoktur. Gidip bu mübarek zatların yüzü suyu hürmetine Allah'tan istemek de önemlidir. Çünkü bereket bulursunuz; Allah, Kendisine sevgili olan kullarının bulunduğu o yere rahmet yağdırır. Siz de bundan nasibinizi alırsınız. Siz haşa o kişiden istemiyorsunuz; bilakis, onların hatırına Allah Azze ve Celle'den istiyorsunuz. Muradınızı vermesi için. Çünkü her şeyi veren, el-Vehhab olan Allah'tır. Pek çok insan bunu karıştırıyor ve sonradan bu, itikadi bir soruna dönüşüyor. Allah bizi nefsimizin şerrinden korusun. Ve sırat-ı müstakimden ayırmasın. Şunu bunu iddia eden şarlatanlar tarafından kandırılmayalım. Evliyaullah'ı dinlemeyenlere kulak asmayın. Büyüklerin vasiyetini dinlemeyenlere uymayın. Evliyaullah'ın vasiyeti, birlik ve beraberlik içinde olmak ve Meşayıhın yolundan ayrılmamaktır inşallah. Allah sizden razı olsun.

2026-01-25 - Other

Ve ceale lekümü'l-arda tahûra. Allah Azze ve Celle yeryüzünü yarattı ve onu bizler için tertemiz kıldı. Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Ümmeti için yeryüzünün tamamı temizdir. Her yerde namaz kılabilirsiniz; yeryüzü paktır. Aslı itibariyle temizdir, lakin insanoğlu onu kirletiyor. Bazı yerler necis olduğu için oralarda namaz kılamazsınız. Ama temiz olan her yerde namaz kılabilirsiniz; ister cami içi olsun ister dışı, her yer mescittir. Peygamber Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) önce, namazın mutlak surette ibadethane veya mabetlerde kılınması gerekiyordu. Neden? Çünkü diğer ümmetler için yeryüzünün tamamı temiz sayılmıyordu. İbadet sadece belli yerlerle sınırlıydı. Fakat Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hürmetine, Allah tüm yeryüzünü mescit kıldı, böylece her yerde namaz kılabilirsiniz. Lakin bugün görüyoruz ki, insanlar her yeri ifsat ediyor, kirletiyor. Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi: "İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu." (Rum, 30:41) Şimdi toprak, su ve deniz bozuldu; hepsi kirlendi. Nasıl oldu bu? İnsanoğlu eliyle. Dünyayı bu hale getiren insanoğludur. Hırslarından, hasetlerinden ve başkalarını düşünmeden her şeyi kendileri için istemeleri yüzünden dünyayı mahvettiler. Mevlana Şeyh Hazretleri hep şöyle derdi: "Beton, Naylon, Hormon." Beton zaten bildiğiniz beton, naylon dediğimiz plastik, hormon ise... hormonun ne olduğunu biliyorsunuz. İşi öyle bir hale getirdiler ki, sanki bunlar olmadan hayat imkansızmış gibi görünüyor. Neden? Çünkü insanlar buna alıştırıldı. Oysa eskiden bunların yerine pek çok doğal malzeme kullanılırdı. Ama şimdi, beton konusunda yapabileceğiniz pek bir şey kalmadı. Kişisel hayatlarımızda, betonsuz neredeyse hiçbir yer bulamazsınız. Belki çok azı —yüzde beş veya ikisi— farklı inşa edilmiştir ama insanların çoğu mecburen beton kullanıyor. Elbette, zaruri veya gerekli olduğu yerlerde kullanılması kabul edilebilir. Kullanılabilir ama yaşadığınız evlerde değil. Artık her şey betona dönüyor. Bu malzeme yazın sıcağı çeker, kışın ise soğuğu iliiklerinize işler. Maalesef, artık bu konuda yapabileceğimiz pek bir şey yok. Hormonlara gelince; her şeye hormon katıyorlar. Bundan kaçış yok; artık imkansız gibi bir hal aldı. Üçüncüsü ise: Naylon, yani plastik. İşte bundan sakınabiliriz. Sadece bu üçüncüsünden bile uzak dursanız, bu bizim için büyük bir başarıdır. Bu sebeple Allah, bu madde için bir geri dönüşüm imkanı yarattı. Oysa Müslümanlar onu rastgele her yere atıyorlar. Elhamdülillah, insanların bu atıkları toplaması için tesisler kurulmasına dair bir ilham verildi. Affedersiniz ama insan necasetinden bile daha pistir bu; plastik çok daha zararlıdır. Bu yüzden, elinizde böyle bir atık olduğunda, onu rastgele atıp dünyayı kirletmemek üzerinize bir vazifedir. Hem israf da etmeyin. Onu toplayıp geri dönüşüm kutularına bırakmalısınız. Bu sizin için bir Sadaka yerine geçer, çünkü bir temizlik yapıyorsunuz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Yoldan eziyet veren bir şeyi kaldırırsan, bu senin için Sadakadır." Maddi imkanla Sadaka veremeseniz bile... Zira Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), vücudunuzdaki 360 eklemin her biri için günde bir Sadaka vermeniz gerektiğini buyurmuştur. Ashab-ı Kiram'ın çoğunun durumu yoktu; bazen açlardı ve verecek bir şey bulamıyorlardı. Sordular: "Ey Allah'ın Resulü, bizim hiçbir şeyimiz yok; bunu nasıl yapabiliriz?" Efendimiz cevap verdi: "Yaptığınız her iyilik (maruf) bir Sadakadır." Yoldan bir taşı veya engeli kaldırmak Sadakadır; din kardeşine gülümsemek Sadakadır. Ve nihayetinde, kılınan Kuşluk (Duha) Namazı bunların hepsinin yerini tutar. Ancak burada mühim olan, ne kadar çok Sadaka verirseniz o kadar iyidir. Hele ki cami temizliği; camiden küçük bir çöp bile kaldırsanız, Allah sizi Cennette altından bir köşk ile mükafatlandırır. Temizlik çok mühimdir. İslam'daki temel düsturumuz şudur: "En-nezafetü mine'l-iman" — Temizlik İmandandır. İman, İslam dairesinin özüdür; kalbi ve nefsi genişletir. İnşallah bu mesaj tüm dünyaya ulaşır. Şimdilerde buna hiç dikkat etmeyen insanları işitiyor, görüyoruz. Ne yazık ki İslam beldeleri diğer ülkelerden daha kirli; bu edep ve uygulamadan yoksunlar. Allah bize yardım etsin; bu mesele mühimdir. Diyoruz ki, bundan sakınarak sağlığınızın en az üçte birini korumuş olursunuz, İnşallah. Rabbim bizi muhafaza etsin, temiz kılsın; Allah'a ve Resulüne (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgili eylesin.

2026-01-24 - Other

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İnnemel ılmü bit-teallüm, ve innemel hilmü bit-tehallüm." Sadaka Resulullah fîmâ kâl ev kemâ kâl. İlim ancak talimle (öğrenmekle), Hilm (yumuşak huyluluk) ise gayretle kazanılır. Kişi ya kendini yetiştirmeli ya da kendisine öğretecek birine mutlaka ihtiyaç duyar. Bu ilmi tahsil etmek, beşikten mezara kadar her Müslüman üzerine farzdır. Her gün, az da olsa ilim üzerine bir şeyler koymak gerekir. İlmi talep etmelisiniz (Talib-i ilim olmalısınız). Bu, her Müslüman erkek ve kadın için bir zorunluluktur, Farzdır. Elbette bu, her gün az da olsa devamlılık ister; niyetimiz daim olmalıdır İnşallah. Ve doğal olarak, bildiğinizi sandığınız pek çok konuda her gün yeni bir şeyler keşfedeceksiniz. Asla "Ben her şeyi biliyorum, artık öğrenmeye veya sormaya ihtiyacım yok" demeyin. İlim uçsuz bucaksız bir deryadır. Sadece tek bir kişiye has değildir. Bu yüzden İnşallah buradaki herkes, günlük Virdler, İmamlık veya Müezzinlik hususlarında buna dikkat etmeli. Bunların usulünü çok iyi öğrenmelisiniz. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "İlim ancak öğrenmekle olur" buyuruyor. Bunun için talim yapmak (meşk etmek) lazımdır. Şimdi, bundan böyle, sabahtan yatsıya kadar, buradaki Meşayıhlarımızdan birinin vazife alması gerekir. Sadece belli bir Müezzin değil; Tesbihatın ve Ezanın usulünü öğretmek adına bunu her gün başka bir kişi yapmalı. Sabah'tan Yatsı'ya, İnşallah her gün farklı bir kişi. Seyahate çıktığımızda da, eğer kalabalık değilsek, yeni bir Müezzin olmalı. Müezzinlik yapacak eğitime sahip olmalısınız. Bu vazife tek bir kişinin veya oranın sahibinin tekelinde olmamalı. Pek çok Müezzin yetişmeli. Elhamdülillah, Kâbe-i Muazzama'yı örnek almalıyız; orada pek çok Müezzin var. Medine-i Münevvere'de de pek çok Müezzin görev yapar. Harem-i Şeriflerde birçok farklı Müezzin vardır. Yani, sadece dinleyip "Tamam, o yapıyor zaten, bizim yapmamıza gerek yok" dememek önemlidir. Bilakis, öğrenmeli ve tatbik etmelisiniz İnşallah. Zira Müezzin olmak büyük bir şereftir. Müezzinler, Allah Azze ve Celle'nin huzurunda övülmüş kimselerdir. Seslerinin ulaştığı yere kadar, Allah onları mağfiret eder. Ve Kıyamet Günü'nde, insanlar arasında boyunları en uzun (en şerefli) olanların onlar olacağı müjdelenmiştir. Bu yüzden İnşallah, gittiğiniz her yerde bu ilmi öğrenmeli ve uygulamalısınız. Hadisin ikinci kısmı: "İnnemel hilmü bit-tehallüm." Hilm (yumuşak huyluluk), ancak kendini zorlayarak, sabrederek kazanılır. İnsanlar diyor ki, "Ben çok sinirliyim, ne yapalım?" "Sizi bir boya küpüne sokup çıkaralım da siniriniz geçsin" diyecek halimiz yok. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) bu işin yavaş yavaş, alıştıra alıştıra olacağını buyurdu. Her sinirlendiğinizde kendinize hatırlatmalısınız: "Halim olmalıyım, sakin olmalıyım." Böylece çok öfkelenseniz bile, o öfkenin şiddeti kırılacaktır. Sonra ikinci seferde yine hatırlarsınız; her defasında böyle devam eder. Belki bir ay, bir yıl, iki yıl veya on yıl sürer ama sonunda öfkeden eser kalmaz İnşallah. Allah bizi gazaptan, öfkeden muhafaza eylesin. Öfkelenseniz bile, çabucak sakinleşmeyi bilmelisiniz. Mevlânâ Şeyh'in öfkesi de böyleydi: Saman alevi gibi. Aniden parlar ve çabucak sönerdi. İşte olması gereken budur; zira herkeste bir nefis, bir öfke vardır ama o öfke gelip geçici olmalıdır. Çünkü öfke içinize düşen bir ateştir; buna lüzum yoktur. Bu ateşten, bu öfkeden tez zamanda kurtulmalısınız İnşallah. Allah bunu başarabilmemiz için bize yardım eylesin, İnşallah.

2026-01-23 - Other

"İyilik ve takva hususunda yardımlaşın; günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın." (Mâide, 5:2) Bütün insanlık için en hayırlı yol işte budur. Bu durum Müslümanlar için de geçerlidir; hatta onlar için bir şarttır. Bu emir, bütün müminlerin üzerine bir vazifedir. Hayır işlerinde birbirinize yardım etmelisiniz; ister sadaka vererek olsun, isterse insanlara herhangi bir şekilde destek olarak. Bu; elinizle, dilinizle veya başka bir vesileyle olabilir. İnsanlara yardım etmenin binlerce yolu vardır. Allah Azze ve Celle, "Yardımlaşın" buyuruyor. Birlik olun. "Teâvün"; yardımlaşmak ve birbirine omuz vermek demektir. Kötü amellerde veya yanlış işlerde birbirinize arka çıkmayın. Sakın bunu yapmayın. Bu emir bütün insanlık içindir. İnsan olduğunu söyleyen herkes böyle davranmalıdır. Bir Müslüman ise buna çok daha fazla riayet etmelidir. Müminler birbirine destek olmalıdır. Nasihat edin, öğüt verin ve yardım elinizi uzatın. Pek çok insan, aslında yanlış yaparken iyilik yaptığını zanneder. Bu yüzden sormalı, istişare etmelidirler: "Doğru mu yapıyorum yanlış mı? Kendi aklıma göre bunun iyi olduğunu düşünmüştüm," derler. Ama bir bilene sorduğunuzda; bunun iyi değil, aslında zararlı olduğunu fark edebilirsiniz. Bu nasihati almak sizin için büyük bir yardım olur. Sizi günaha girmekten veya bilmeden yanlışa düşmekten korur. Bazen hayır olduğunu düşünerek bir şey yaparsınız ama hakikatte o şerdir. Allah Azze ve Celle, bizlere başkalarına yardım etme ve yardım görme sevincini nasip etsin inşaAllah. Allah Azze ve Celle sizden razı olsun.

2026-01-22 - Other

Her daim Allah Azze ve Celle'ye hamdeder; "Elhamdülillah ve Şükrülillah" deriz. Allah Azze ve Celle her hususta; her nefeste, her saniyede, her dakikada yardımcımızdır. Allah Azze ve Celle bizimledir; bunun idrakinde olmalı ve O'na şükretmeliyiz. Pek çok insan —bilhassa cahil olanlar— neyin hayır neyin şer olduğunu bilmez. Esasında, bu anlayıştan yoksun olanların aklı yoktur, mesul de değillerdir; onların yeri akıl hastanesidir. Fakat akıl hastanesinde olmayıp, aklı başında olanlar vardır; işte onlar mesuldür. Okula gider, eğitim verir, çalışır, ticaret yaparlar; lakin iş O'na şükretmeye gelince, şükretmezler. Bu gaflet içinde olanlar için gidişat hiç de hayırlı değildir. Her şeyin hesabı Allah Azze ve Celle katındadır; O'nu tanımalı ve O'na şükretmelisiniz. Bunu bilmeyen insanlar, diğer mahlukattan daha aşağı mertebededir. Allah Azze ve Celle bütün mahlukatı —taşları, ağaçları dahi— yaratmıştır ve hepsi O'nu tesbih etmektedir. Allah Azze ve Celle onlara, Yaratıcılarını tanıma ilmini bahşetmiştir. İnsanlar Yaratıcılarını tanımazlarsa, kibre kapılır ve kendilerini üstün görürler. Her hususta dikkatli olun; halinize rıza göstermelisiniz. Allah Azze ve Celle size her şeyi vermiştir; O'nu tanıma ilmi de buna dahildir. Pek çok insan, akıbetinin ne olacağını düşünmeden hareket eder. Allah Azze ve Celle bizi ilim sahibi kullarından eylesin; O'nu tanıyan, tasdik eden ve O'na şükredenlerden...

2026-01-22 - Other

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Din nasihattir." Herkes nasihat ister; nasihat, öğüt demektir. Biri size bir şey danıştığında... "El-musteşâru mu’temen." Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) böyle buyuruyor. Kendisine danışılan kişi, güvenilir olmalıdır. Bu sebeple dinde nasihat; hayrı göstermek, doğru yolu işaret etmek, hem Dünya hem de Ahiret saadetiniz için faydalı olanı bildirmek adına çok mühimdir. Nasihat isteyenler... İnsanlar hayırlı işler için tavsiye isterler. Şunlar nasihat değildir: "Bu insanları nasıl soyarım?" "Bu insanları nasıl öldürürüm?" "Bu insanları nasıl kandırırım?" Bunlar nasihat değildir. Zaten bunları sormalarına bile gerek yoktur. Bunu kendi kendilerine yapıyorlar. Şeytan bu insanlara hocalık yapıyor. Böyleleri için nasihate lüzum yoktur. Nasihat, kötülüğe mani olmak içindir. Bizim kapımız—Tarikat kapısı, Allah Azze ve Celle'nin kapısı—hayır isteyen, iyilik isteyen herkese açıktır. İyilik, iyilik getirir. Kötülük ise kötülük getirir; ondan asla hayır gelmez. Kötü amelin sonu asla iyi olmaz. Bu yüzden, "Ben tarikattayım" deyip insanları kandıranlara; tarikatta yeri olmayan, dinen kabul edilmeyen ve aklıselim zamanlarda asla hoş görülmeyecek şeyler söyleyenlere karşı çok dikkatli olmalıyız. Tabii her şeyin tepetaklak olduğu şu ahir zaman gibi değil... Şu anki zaman hakkında konuşamıyoruz. Ama normal zamanlarda, iyi olan her şey iyilik getirirdi. Kötü olan ise her zaman kötülük getirir. Belki bir dakika, iki dakika eğlenirsiniz. Ama sonrası, koca bir hiç. Sonra o kötülüğü tekrar yapmak istersiniz. Eğlendiğinizi sanırsınız. Halbuki bu bir ateş gibidir; üzerine odun veya benzin gibi yanıcı bir şey attığınızda, aleyhinize daha çok parlar, harlanır. Bununla mutlu olamazsınız. Bu durum tüm dünyada yaygınlaştı. Bu kötülük Doğudan Batıya yayılıyor, sadece Batı ülkelerinde değil. Bu fenalık her yerde büyüyor. Neden? Çünkü Allah Azze ve Celle onlara nimetlerinden bolca verdi: Para, arabalar, mücevherler, iş—her şey var. Şimdi de kalkmış dünyada fakirlik olduğunu iddia ediyorlar. Bu doğru değil. Hacca ilk gittiğimde, şişman bir adam veya kadın bulmak neredeyse imkansızdı—sadece Mısırlıların ve Iraklıların biraz yapılı olduğunu görürdüm. Diğerleri bir deri bir kemikti; başka bir şey yoktu. Şimdi gittiğinizde bakıyorsunuz, maşaAllah inek sürüsü gibi; hepsi kocaman olmuş, maşaAllah. Bu nereden geliyor? Çünkü bolluk içindeler. Yiyorlar, arzularını büyütüyorlar, nefislerini şişiriyorlar. Şeriatı takip ettiğini söyleyenler bile artık haram olan her şeyi yapmak için kendilerine kılıf uyduruyor, fetva veriyorlar. "Şu mezhebe göre, belki İsnâaşeriyye mezhebine veya başka bir şeye göre—hangi mezhep bilmiyorum—fetva uyduruyoruz; yirmi kadınla evlenebilirsin, bir kadını cariye olarak alabilirsin" diyorlar. Şu an tek düşündükleri bu: Belden aşağısı; başka bir şey değil. Maalesef gördüğümüz ve duyduğumuz şey bu. Tabii bir de zengin takımı var: Buruna tozlar çekmek veya başka pislikler... Bunların hepsini yapıyorlar. Müslümanlar da bunu yapıyor! Bu çok acı! Allah Azze ve Celle size tüm bunları verdi ve siz karşılığında böyle davranıyorsunuz! "Yâ Eyyuhe’l-lezîne Âmenû Kû Enfusekum Ve Ehlîkum Nâran Vakûduhâ En-Nâsu Ve El-Hicârah", (Tahrim Suresi, 6). Meali şudur: Ey insanlar, Ey insanoğlu! Kendinizi ve ailenizi Cehennem ateşinden koruyun! O Cehennem ateşi nasıl yakılır? Taşlarla ve insanlarla. Cehenneme atıldıklarında, bir dağ gibi olacaklar. Cehenneme atılan her biri, diğerinin üzerinde koca bir dağ gibi yığılacak. İngiltere'deki küçük tepeler gibi değil. Himalayalar gibi. Yani yakıtı taşlar ve insanlar olacak. Bu neden? Çünkü tüm bunları işliyorlar. Allah Azze ve Celle'nin onlara verdiklerine rağmen, bu haramı işliyorlar, bu kötülüğü yapıyorlar. Ondan sonra ne olur? Önce imanları onları terk eder. Sonrasında İslamları da gider. Gerçek birer kâfir, ateist olurlar. Hakkı kabul etmez hale gelirler. Bu sebeple, böyle insanlar tarafından kandırılanlara kesin bir dille söylüyoruz: Dikkatli olun! Tarikat, bizim Nakşibendi Tarikatımız, Şeriat konusunda en titiz olandır. Şeriat bizim için çok önemlidir. Kafanıza göre davranamazsınız. İstediğiniz gibi fetva veremezsiniz. Çok şuurlu olmalısınız. Bu, hem kendi faydanız hem de içinde yaşadığınız toplumun selayeti içindir. Bir elma—bu örneği hep veririz—bir kasa elmanın içinde bir elma çürük olduğunda, bütün kasayı bozar. Normalde bahçeye çalışmaya gidinci belki on kişi alırız ve maşaAllah çok iyi çalışırlar. Ama içlerinden biri çalışmıyorsa, hepsini etkiler. Bu yüzden çürük olanı ayırırım: "Sen burada kal. Dergâhta hizmet et. Uyumak istersen uyu. Gitmek istersen git. Ama bizimle gelme." Bu önemlidir. Yani, ailede kötü bir kişi olduğunda... Sürekli karısını aldatıyor mesela. Bunu çok defa duydum. Sadece bu hafta bu hikayeyi defalarca duydum. Bir de beş vakit namaz kıldığını iddia ediyor, maşaAllah. Allah Azze ve Celle bu namazları onun yüzüne çarpacaktır. Ayrıca "Ben müridim" diye iddia ediyor. Şeyh Efendi onun yüzüne tükürür. Maalesef, Tarikata gelip "Biz yolunuzdayız" diyorlar ve sonra... Hayatınız için nasihat almaya geliyorsunuz. İyi olun! Haram işlemeyin! Nefsinize uymayın! Çünkü bu haram size asla yetmeyecektir. Bütün dünya kadın olsa bile, bu size yetmez. Mevlana Şeyh'in dediği gibi; helaline, karısına karşı iyi olan bir erkeği Allah Azze ve Celle diğer kadınlardan korur; o dışarı bakmaz. Ama bakarsa, bu onun üzerine bir lanet olur; asla tatmin olmaz. Ve zina fakirlik getirir! Eğer durmaz ve Allah Azze ve Celle'den af dilemezse, bunun ilk ve en büyük sonucu, sonunda fakirleşmesi ve parasız kalmasıdır. Ve parası olmadığında, hiçbir kötü kadın onun yüzüne bakmaz. Sadakat yoktur onlarda. Onların sadakati sadece parayadır. Ve bu adam zina işlediğinde, fakirleşecek ve kimsesi kalmayacak, karısı bile. Ailesini kaybedecek ve dünyada sadece acı çekecek. Ahirette de yeri Cehennem olacak. Allah Azze ve Celle bizi korusun. Bu yüzden çok dikkatli olun. Sarık ve cübbe giyip, "Tamam, Mevlana'dan, Şeyh'ten veya başkalarından fetvamız var" diyen birine kanmayın. Onlara inanmayın. Biz haramı asla kabul etmeyiz. Haramı kabul etmiyoruz. Bu aileleri yok eder, çocukları mahveder, çünkü çocuklar da babaları gibi olur. Buna çok üzülüyorum. Bütün gün, her gün aynı hikayeyi duyuyorum. Bunu anlatan mesajlar gönderiyorlar. Ve insanlar hâlâ bu kişilere inanıyorlar. "Evet, İslam onlar için buna onay veriyor" diyorlar. Bu "mezhepsiz" insanların çoğu bunu yapıyor. "Avrupa'ya gidiyoruz, cariyeler var, bilmem ne var... bu bizim için helal" diyorlar. Bu asla helal olamaz. Neyin helal, neyin haram olduğunu bilmiyorlar. Ama sizin namaz kılmanıza ve Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) salavat getirmenize gelince, "Bu bidattir, bu haramdır, bu şirktir" derler. Ama kadınlarla veya başka şeylerle her türlü pisliği yaptıklarında, bu bir şekilde onlara helal oluyor. Bu yüzden gözümüzü korumak için çok dikkatli olmalıyız. Kötü şeylere, kötü filmlere veya başka haramlara bakmayın. Şeytan bunu telefonun içinde her yere koydu. Bazen telefonu açtığınızda, aniden önünüze kötü, pis bir resim çıkarıyorlar. Şeytan her yerde. Bu yüzden dikkatli olun! Güçlü olun! İradeniz kuvvetli olsun! Bakmayın bunlara. Allah Azze ve Celle sizden razı olur, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) sizden razı olur. Ve böylece ailenizi, toplumunuzu, cemaatinizi korumuş olursunuz. İnşaAllah hepsi bu vesileyle korunur. Allah Azze ve Celle bizi muhafaza etsin. Bu en zor fitnedir. Gerçekten, bu zaman Seyyidina Lut'un (a.s.) zamanından bile daha kötü. Sodom ve Gomore'den daha beter. O zamanlar kötülük sadece iki şehirdeydi. Şimdi bütün dünya böyle. Ve bir şey söylediğinizde, kötülüğe kötü demek bile yasaklanıyor. Bunun için, Allah Azze ve Celle bizi korusun. Kendimizi korumalıyız çünkü Şeytan insanlara tüm gücüyle saldırıyor—sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa saldırıyor. Allah Azze ve Celle bizi kurtarması için Hz. Mehdi'yi (a.s.) göndersin. Gerçekten düşüyoruz. Düşünmüyoruz—düşüyoruz. Mısırlıların dediği gibi: "Neyi düşüyorsun?" Bütün dünya düşüyor. Parasıyla batan Karun gibi. Şimdi çok paraları olduğu için hepsi lağıma düşüyor; toprağa değil, lağımın dibine—hep birlikte düşüyoruz. Allah Azze ve Celle bizi onlardan korusun.

2026-01-21 - Other

Elhamdülillah, Londra'ya sağ salim vasıl olduk. Elhamdülillah, bu mübarek camiyi ilk kez ziyaret edişimiz. Maşallah, Müslümanlar pek çok cami inşa ediyor. Eskiden, neredeyse elli yıl evvel, Mevlana Şeyh Hazretleri ilk geldiğinde hiçbir şey yoktu; hiç cami yoktu. Merkez Camii'nde bile sadece bir çadır vardı. Elhamdülillah, sonrasında binlercesi açılmaya başladı. Elhamdülillah, bu bir nurdur. Allah Azze ve Celle'nin evidir. Allah'ın evi nur saçar, feyiz saçar ve bereket yayar. Elhamdülillah, Allah cami inşa edenleri, camilere yardım edenleri yahut İslam için herhangi bir hususta hizmet edenleri mükâfatlandırır. Bilhassa camilerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim bir cami inşa ederse veya inşasına yardım ederse, Allah onun için Cennet'te bir köşk inşa eder." Böyle bir eser inşa ettiğinizde, ondan hasıl olan hayır, parayı bankaya yatırıp kâr almaya benzer – lakin bu, ebediyen süren bir kazançtır. Elhamdülillah, bu harika bir şey. Maşallah, Allah hepinizden razı olsun. Elhamdülillah, zannediyorum ki herkes yardım etti; az veya çok, herkesin bir katkısı oldu. Allah bizi mükâfatlandırsın, inşaAllah. Dediğimiz gibi, burası Allah Azze ve Celle'nin beytidir, evidir. Allah Rahim'dir, Rahman'dır – Allah Azze ve Celle. Biz de insanlara, Allah'ın mahlukatına karşı merhametli olmalıyız. Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yoludur. Ulema, Salihler, Evliyaullah ve Meşayıh hep bu yolu izler. Onlar Allah'ın mahlukatı için hayır isterler; insan olsun veya olmasın, her şeye karşı bir rahmet olmalıyız. Katı kalpli olmamalıyız. Allah Azze ve Celle Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında şöyle buyurur: Raufur Rahim. Yani Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çok şefkatli ve çok merhametlidir. Biz Müslümanız, bu yüzden gücümüz yettiğince O'nun ahlakıyla ahlaklanmalıyız. Her şeye ve herkese iyilik dilemeliyiz. Düşmanlık etmeyin ve haset etmeyin. Çünkü Allah Azze ve Celle her şeyi idare eder; her şey O'nun kudreti altındadır. Türkiye'de Merkez Efendi adında büyük bir Veli yaşardı. Şeyhi büyük bir âlimdi – sanırım Kadı idi – ve makamını terk etmişti. Şeyhi onu birçok imtihandan geçirdi ve sonunda Halifesi tayin etti. Şeyhe çok yakınlaştığı için, müritlerin çoğu – otuz veya kırk yıldır orada olan eski dervişler – onu biraz kıskandılar. "Bu nasıl olur? O yeni geldi ama Şeyh ondan çok memnun," diye düşündüler. Şeyh Efendi de hepsine bir ders vermek istedi. Dedi ki: "Herkese soruyorum: Eğer Allah size kudret verseydi, ne yapardınız?" Biri dedi ki: "Bütün dünyayı Müslüman yapardım." Diğeri: "Tüm kâfirleri yok ederdim." Bir başkası: "Kimsenin fakir kalmamasını sağlardım." Pek çok farklı cevap verildi. Sonra Merkez Efendi'ye sordu: "Sen, sen ne yapardın?" "Ben hiçbir şey yapmazdım," diye cevap verdi. "Neden?" "Her şeyi merkezinde bırakırdım." Merkez demek; değişmemiş, dengede demektir. Şeyh, "Neden?" diye sordu. O da: "Çünkü Allah Azze ve Celle öyle istiyor. Ben Allah Azze ve Celle'nin işine karışamam," dedi. Bu yüzden hepimiz Allah'ın takdirinden razı olmalıyız. Elimden geldiğince yardım etmeli ve yapabileceğimizi yapmalıyız. Ama zorlamayla ve şiddetle değil. Eğer Allah biri için hidayet dilerse, Allah ona hidayet gönderir. Eğer zorlamaya çalışırsanız, başaramazsınız. Ama nezaketle, merhametle ve insanlara hoş davranarak yaklaşırsanız; onlar sizden memnun olur, Allah Azze ve Celle de sizden razı olur. Niyetimiz halis olmalı. Niyetimiz budur: İnsanlar için, insanlık için hayır istemek. Bugünlerde elbette herkes ıstırap çekiyor. Ademoğlunun ömrünün sonundayız; ahir zamandayız ve her şey çok zor, vaziyet perişan. İnsanlar mesut değil. Allah onlara her şeyi verdi ama mutlu değiller. Neden? Çünkü içlerinde haset, kötü niyet ve kötü ahlak barındırıyorlar – hepsi kötü hasletler. Sadece kendileri için istiyorlar, başkaları için değil. Allah bize iyi düşünme kabiliyeti verdi. Şunu idrak etmelisiniz ki herkes iyi olursa, siz de iyi olursunuz; her şey iyi olur. Ama eğer siz huzurlu değilseniz, başkaları da huzurlu değildir. Başkaları da birbirini kıskanıyor ve birbirleri için sorun çıkarmaya çalışıyorlar. Ve neticede tüm insanlar için sefalet ve fakirlik hâsıl oluyor. Şimdi Ramazan geliyor, Şehr-i Ramazan. Normalde Zekât her zaman verilebilir ama unutmamak için Ramazan'da vermek en efdalidir. İnsanlar yardım istediğinde, diğerleri "Paramız yok" diyor. Neden? Çünkü zenginler vermiyor. Zekâtlarını vermiyorlar; başkalarını düşünmüyorlar. Eğer verselerdi, tüm fakir fukara için yeterli olurdu. Ama hiçbir şey vermedikleri için, malı elinde tutanların üzerine Allah'tan bir lanet gelir. Bu aynı zamanda fakirlerin daha saldırgan ve perişan olmasına yol açar. Ve vermeyenlere, kendileriyle ilgilenmeyenlere karşı beddua ederler. Bütün nizam bozulur. İslam bize insanlık için, tüm dünya için en iyisinin ne olduğunu gösterir. Yüz yıldır artık hakiki İslam yok. Kimse "Biz Müslümanız" demiyor. İki milyar Müslümanımız olduğu halde bile hiçbir faydası yok. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Çok olacaksınız – sayıca çok Müslüman – ama hiçbir kıymetiniz olmayacak." "Değeriniz denizdeki köpük gibi, selin üzerindeki çer çöp gibi olacak – faydasız, hiç." Belki birileri o köpüklerle sevinir ama onların bir aslı yoktur. Bunun sebebi, Halife ile kaim olan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son devleti olan hakiki İslam idaresini terk etmeleridir. Bu sadece Türkler için değildi; içinde yetmiş millet vardı – Müslümanlar, Hristiyanlar, Katolikler, Ortodokslar, Ermeniler, Habeşliler, Mecusiler – aklınıza gelebilecek her şey bu Osmanlı İmparatorluğu'nun sancağı altındaydı. İslam Osmanlı İmparatorluğu her yerde adaleti sağladı, her yerden fakir ve mazlum insanları savundu. Onu bitirdiler ve tüm dünya sona erdi. "Bu imparatorluğu bitirirsek mesut olacağız; her şey iyi olacak," diye düşündüler. Hayır. Bitirdiler ama işler daha da kötüye, berbat bir hale gitti, acı dolu oldu. Ve hâlâ bunu kabul etmiyorlar. Bu dünyadaki herkesi zehirliyorlar, hem manevi hem de maddi olarak. Deniz bile zehir dolu. Bu siyah zehir – nerede bulunursa bulunsun, orada sefalet var, şer var, uğursuzluk var. O siyah sıvıdan, petrolden bahsediyorum. Petrolün olduğu yere lanet iner. Herkes oraya üşüşüyor, insanları öldürüyor, ellerindekini alıyor ve geri hiçbir şey vermiyorlar. Ama Osmanlı zamanında, hayır. Osmanlıların halktan aldığını söylerlerdi. Halbuki o zamanlar Suudi Arabistan'da, Körfez'de veya başka bir yerde ne vardı? Sadece çöl. Sultan onları doyurmak, onlara her şeyi vermek için yardım gönderirdi. Ve onlar bunun kıymetini bilemediler. Petrol geldiğinde – o siyah, mel'un sıvı – Osmanlıları yıktılar ve bütün dünyayı yıktılar. Bugün dahi görüyorsunuz, nerede petrol varsa orada lanet vardır. Hâlâ onun peşinden koşmaya devam ediyorlar. Sübhanallah, başından beri hayırlı değildi. Bazı yerlerden fışkırdığı zamanlar oldu ve insanlar: "Bu siyah sıvı nedir? Çok pis. Bu nereden geliyor?" dediler. Bu belki iki yüz yıl evveldi; benzin falan bilmezlerdi. Sonradan ne olduğunu anladıklarında, birbirlerini öldürmeye ve o yüzden tüm zavallı insanları katletmeye başladılar. Ve "Biz onları kurtarıyoruz," diye iddia ediyorlar. Bu bir adalet nizamı değildir. Tek adalet nizamını bitirdiler; onu öldürdüler. Ondan sonra hiçbir şey kalmadı. Ama biz, elhamdülillah, Müslümanız ve gönlümüz ferah çünkü Allah'a güveniyoruz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir zamanın geleceğini, çok kötü, çok karanlık bir zamanın geleceğini haber verdi. Zalimler, zulüm ve her türlü kötülük olacak; kapkara geceler gibi olacak. Ama bu olduğunda, Allah benim neslimden birini gönderecek, dedi Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem). O, tüm bu karanlığı kaldıracak ve tüm dünyayı adalet ve barışla dolduracak, inşaAllah. Sübhanallah, bu bir müjdedir. Bunu bildiğimiz için biz de Allah'a tevekkül ediyoruz. Korkumuz yok. Kim korkuyor? Diğer insanlar – "Ne olacak? Şu şu ülkeyi alıyor, bu diğer ülkeyi alıyor, şurada bombalama, burada bombalama" diye korkuyorlar. Bunların hiçbiri bir Müslümanı endişelendirmez. Allah zulme uğrayan herkesi mükâfatlandıracaktır; Allah onların ecrini verecektir. Ama zalim için merhamet olmayacaktır. Allah bizi muhafaza eylesin ve Allah bize Seyyidina Mehdi aleyhisselam'ı göndersin ki Allah'ın ve Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) vaat ettiği güzel günleri görebilelim. Bütün dünya barış içinde, sıkıntısız olacak. Bu Ahir Zamanda gerçekleşecek, inşaAllah. Şu an zamanın son demindeyiz. Bekliyoruz, inşaAllah, Seyyidina Mehdi aleyhisselam'ı. Allah onu bu ümmeti kurtarması ve insanlığı, bütün beşeriyeti halas etmesi için göndersin, inşaAllah.