السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2024-02-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem mümin, mümine destek vererek sağlam bir bina yapar diyor. Müslümanların ayrı değil de birlik olmasını ister. Allah'ın emri de aynı şekilde. Şimdiki insanların, Müslümanların arasına şeytan girmiş. Her birisini bir tarafa uzaklaştırmış birbirlerinden. Onun için bu hal, ortada olan hal onun neticesindedir. Birlik olmayıp fitneye kapılıp fitnenin arkasından giden yahut fitneye bulaşan insanlar çok. Bu maalesef şimdi daha fazladır. Eskiden vardı tabii. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in zamanından sonra fitneler çıktı ki İslam'ı bitirsinler. Ama Allah Azze ve Celle bu nuru devam ettirecek. وَٱللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ (61:8) Kafirler sevmese de Allah bu nuru devam ettirecek. Allah Azze ve Celle'nin himayesindedir. Allah Azze ve Celle insanlara yardım ederse kimse durduramaz. Ama bazen işte imtihan oluyor. Her şeyin vakti zamanı var. Vakti zamanı gelince yaptıkları bütün kötülükler son bulur. 'Biz dünyayı kontrol ettik, dünyaya hakim olduk' deyince Allah Azze ve Celle bir lahzada, bir dakikada bütün yaptıklarını yıkıp götürür. Bırakmaz bir şey. Haktan başka hiçbir şey kalmaz. Onun için Müslüman yine sabredip elinden geldiği kadar Müslüman kardeşlerine yardım etmesi lazım. Hem maddi olarak yapabilirse yapsın. Çoğu zaman çoğu insanların imkanı olmuyor. Dua da büyük bir silahtır. Müminin silahı, Müslümanın silahı duadır. 'Allah yardım etsin' diye, 'Allah muhafaza etsin' diye dua edelim. Şimdi savaş var. İnsanlar her gün ölüyor. Bir şey yapalmıyor. Dünyanın her tarafında zulüm var. Müslümanlar kesiliyor, biçiliyor, öldürülüyor. Bir şey kimsenin umurunda değil. O kafirin umurunda değil. Münafıkların umurunda değil. Onların kendilerine bir şey olursa dünya yıkılır. Ama Müslümana olunca bir şey olmaz. Ama zararı yok. Müslümanın çektiği eziyetler Allah katında mahfuzdur. Onlara verilecek ikramların haddi hesabı yok. Allah bize de yardım etsin. Onlara yardım etmek için her türlü dua yaparız. Dünyanın dediğimiz her tarafında zulüm zirveye yetişmiş. Zirveyi yetişince onun bitmesi demek yakındır inşaAllah. Allah o günleri de göstersin. Sahible beraber olalım inşaAllah.

2024-02-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بسم الله الرحمن الرحيم لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا إِلَّا قِيلًۭا سَلَـٰمًۭا سَلَـٰمًۭا (56:25-26) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle buyuruyor. Cennette insanlar hiçbir kötü söz duymaz. Sırf güzellik oluyor cennette. Allah Azze ve Celle bu dünyada da insanlara mübarek aylar, mübarek günler vermiş ki dereceleri yükselsin. Ne kadar onlara hürmet ederse o kadar daha fazla ahirette, cennette makamları, o güzel şeyler daha fazla yükselir. Her şey dünyada olduğu gibi ahirette de. Ahirette tabii iki şey var. Cennete olanlar için dünyadaki gibi günler var, mübarek günler. O günlerde Allah Azze ve Celle'nin verdiği nimetler daha fazla olur. Görecekleri şeyler daha fazla görürler ki insan dünyada onların aklın, hayalinde bile olmayan şeyler Allah Azze ve Celle verir. Onun için bu dünyada ne kadar eziyet çekerse insan mühim değil. O geçicidir. Kalıcı olan ahirettir. Ahirette O'nun ecrini Allah Azze ve Celle verir. Onun için sıkıntıydı, fakirlikti, şuydu buydu. Hepsi makamlar yükselmek için. Ahiretteki fazla olsun diye. Allah Azze ve Celle'nin ikramı fazla olsun. Bu yolda giden için dünyada da saadettir Allah'ın izniyle. Çünkü Allah'tan gelen şeyleri kalbinde kabul edip şükredip hamd edip yaşayınca onlar boşa gitmez. Onlar muhakkak Allah indinde saklanır. Onlar bu dünyadaki gibi değil. Haşa la teşbih derler. Buradaki millet kandırıyor birbirlerini. Orada Allah'a şükür sağlam hesaplarımız var. Sağlam kaybolmayacak hesaplar var. Allah'ın sözü haktır. Dünyadaki insanlar, milleti hele bu ahir zaman içinde nasıl nasıl kandırsam diye şaşırıyorlar. Millet de onları kanıp onların peşinden gidiyor. Hak olan yolu bırakıp onlara gidiyor. Allah muhafaza etsin hepimizi. Allah bu yolda sabit kadem kılsın.

2024-02-05 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor, bir insanı hidayete getirmen bu dünyadan daha hayırlıdır, daha kıymetlidir bir insan için. Ondan sonra misafirlere ikram etmek peygamberlerin, evliyaların usulüdür. Onların yolunda giden insan onları takip edecek. Biz de tarikat olarak, Nakşibendi tarikatı olarak en çok riayet eden bu usullara Nakşibendi tarikatıdır. Tabi ki başka tarikatlarda da Allah razı olsun hepsi de bu güzel halleri tarikatlarda öğrenir insan. İnsanın edebi, ahlak şeyi, her güzel şeyi tarikatlarda öğrenir. Tarikat dışında öğrenir gibi gözükür ama oraya nefis çok daha fazla galip olduğu için sonunda patlak verir, bir faydası olmaz, devam etmez. Tarikat dediğimiz gibi edebin yeridir, edebin menbaıdır. Edeb dediğimiz gibi riayet etmek lazım. Tarikattayım diyen insan ilk başta bunu riayet etmesi lazım. Bahusus dergahta olan insanlar. Dışarıda da yani tarikata giren insanlar dergah kapısına girdi mi daha fazla dikkat etmek lazım bu meselelere. Çok mühimdir. Çünkü insan bu kapıya gelen insan yüz tane değil, bin tane değil, yüz bin tane şeytanla savaşarak buraya geliyor. Çünkü bu şeyden faydalanmasın diye, bu yola girmesin diye şeytanlar men etmeye uğraşıyor onu. Zor bela kapıya geliyor. Bu defa akılsız dergah, tarikatı tanıyan insan ona bir şekilde hoş olmayan bir şey yapabiliyor. Karışılıyor. Tarikat adabını, İslam adabını bilmeyen bir insan bu yola girmeye Allah göndermiş kendisini buraya. Bu defa buradaki şeye girince öyle bir kötü muameleye maruz kalınca yahut hoş olmayan bir şey görünce kaçıp gidiyor. Ne oluyor burada? Sen yani bu kadar fazileti kaybetmiş oluyorsun. Bir de onun şeyini de, vebalini de taşıyabiliyorsun. Onun için bu şey dergahta hizmet etmek, dergahta olmak, tarikatta olmak kolay iş değil. O kolay olmadığı kadar da o kadar da kıymetlidir. Yani bu faziletlidir, iyidir. Onun için bu çoğu insan duyarız. Hatta dün şahit olduk yanımızda duran adama elinden çekip neredeyse yere düşecek halde bir hadise oldu. Gözümüzün önünde artık arkamızda olan Allah bilir neler oluyor. Üzülüyoruz bu şeylere. Bu olmayacak şeylerdir. Tarikatta olanlar bunu yapmaması lazım. Yanlışlıkla bir yere gitse insan onu bu yol burası değildir burası diye güzellikle tembih edebilir. Ondan sonra senin lüzumsuz işlere karışmana gerek yok. Adam yanımızda edebiyle durmuş. Kim olursa olsun yabancı, iyi ona dikkat etmek lazım. Yani bir insana yanlış yapmaktansa yüz bin tane yanlış yapılsın bize ona razıyız. O mühimdir. Ona dikkat etmek lazım. Gelene iyilik yapmak, güzellikle karşılamak yakışır, lazımdır. Hem yakışır hem lazımdır tarikatta olan. Yok sen herkese karışacaksan git başka yerde çalış bir herkesin şey yapacağı yerde yani sana mecbur olan yerde çalış ki ona şunu yap bunu yap. Bunlar gönülle gelmiş. Gönül için gelmiş. Allah gönüllerini açmış buraya gelmiş. Onları tersleyip kaçırırsan dediğimiz gibi hem sevaptan mahrum olursun hem vebalinden vebal olur. Olabilir bir insan tövbe edip gelmiş buraya bunu görünce bu mudur, İslam bu mudur, tarikat işte şudur. Zaten her tarafta şeytan almış elini şeyden ufacık şeyden kocaman şeyler yapıyor. İnsanları nasıl kaçıracağını şaşırıyor. Bir de sen ona yardımcı oluyorsun. Bu meşayihlerin sevmediği şey. Şeyh Babamızın tasarrufu daha hazırdır. Milleti nerelerden çağırıyor, getiriyor. Sen onun yaptığı şeye karşı ne yapıyorsun? Milleti kaçırıyorsun. Millete kötü davranıyorsun. Olmaz bu. Olacak şey onu ikram etmek. Herkesin yeri var. Her misafirin oturacağı yeri var. Onu gösterirsin. Şu buraya geleceksin. Buyurun bu saat gelirsin, şu saat gelirsiniz. Bu saatte bulunabilir, konuşabilirsiniz. Bu saatte olmaz. Bazı insanlar tabii bilmiyorlar. Bizim usul geceden sonra fazla kabul olunmaz. Ona da güzellikle söylenince olur yani. İlla da kızıp da bağırarak söylemeye gerek yok. Şu saatte gelirseniz sohbet var, şu saatte sizi görüşebilirsiniz diye onunla söyleyebilinir. Yani o çok zor değil. İyilikle konuşmak iyilik iyiliği getirir. Kötülük de sana da sıkıntı verir. Allah muhafaza etsin nefsimizin şerrinden. Dediğimiz gibi her bildiğin şeyde söyleyeceksin. Sana lüzum olan şeyi söyleyeceksin. Sana lazım olmayan şeye karışmayacaksın. Söylemişler, Li-külli makâmin makâl ve li-külli ormânin çakâl demişler. Allah size en son [...] her makam, her oturacak şeye konuşacak şey var. Her ormana da bir çakal var demişler. Allah çakallardan etmesin bize.

2024-02-03 - Lefke

Peygamber Efendimiz ṣallá Llāhu alayhi wa sallam buyuruyor, "Khayrukum man ṭāla ‘umruhu wa-ḥasana ‘amaluhu." En hayırlısı, uzun ömürlü olup da salih ameller işleyen insan. Bu hayırlı insandır. Şerli insan da uzun ömürlü olup da insanlara zararı dokunan insan, şerri dokunan insan o da Allah Azze ve Celle'nin sevmediği insanlardandır. Tabi Allah Azze ve Celle her insana bir ömür vermiş. Onu Allah bilir. Ne kadar yaşayacağını, ne kadar nefes alacağını Allah'ın takdiridir onlar. O'nun takdirinden dışarı hiçbir şey olmaz. Çocuklar, bebekler de olabilir bir günlük, on günlük, on sene, yüz sene yaşayabiliyor insan. O Allah'ın takdiridir. Ama bu hayatı bir şey olarak zayi edip gidermek ahmaklıktır. Hayatı nimet bilip Allah'ın istediği gibi geçirmek marifettir. Öteki türlü gene en sonunda her şeyi bırakıp gidecek insan Bir şey elinde kalmadan ahirete gidecek. Ahirette hiçbir şey bulmaz o şer işleyen insanlar. Hayırlı insanlar da büyük mertebelere yetişir. İnsanların en yüksek temennisi cennette olmak. Ona nasip olur Allah . Allah'ın rızasında olduktan sonra, hayırlı insan olduktan sonra. Öteki türlü hiçbir şeye yaramaz. Şimdiki insanlar bu şeyi bilmek değil de inanmıyorlar, inanmak da istemiyorlar. Sen ister inan, ister inanma. Allah Azze ve Celle'nin senden bir menfaati yok zerre kadar. Senin şeyinden de kötülüğünden de hiçbir şey tesir etmez Allah Azze ve Celle'ye. Sen kendi kendine yaparsın. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Başkası istediği kadar uğraşsın. O gayret etmeyip de çalışmasa kimse ona yardım edemez. İşte Allah Azze ve Celle her tip insan yaratmış. Değişik değişik sıfatlar var. Değişik sıfat olduğu gibi de düşünceleri de değişik, kabiliyetleri de değişik. Bir tip insan var, ona ne söylersen bir özür bulur, bir mazeret bulur. Kabahat herkestedir. Kendi mazlumdur, kendi bir şey yapamıyor. Şunu yap, yapamam. Bunu yap, şu iş var, yok bu şöyledir. Bu vazife var, bu da bunun böyle kötüdür. Bunu yap, yok bana münasip değildir. Şu iş var, bana çok kötü davrandılar diye. Bu tip insanlar var. Onlar kendilerine dünyada geçinip giderler onlar da. Ama bu öteki tip ki hiçbir şeyi kabul etmeyip beğenmeyen ahiret içinden Allah emirlerinden, İslam'ın emirlerinden hiçbir şeyi kabul etmeyen, onun durumu daha kötü, daha vahimdir. Çünkü sonunda gideceği yer iyi bir yer değil. O zannediyor ki ölünce bizim memleketin insanı vardı böyle insanlar, ölünce beni çukura atın, bana gelmeyin etmeyin derler. Yani biz bu şey yaptık, öldük, kurtulduk zannederler. Esas ondan sonradır hayat. O vakit sen çekeceğin var. Allah Azze ve Celle'nin şeyini göreceksin ondan sonra. Hak mıdır, değil midir. Hak olan haktır Allah'ın izniyle. O'nun hakka doğru gidiyoruz hepimiz. Hepsi, herkes görecek. İnanan da görecek, inanmayan da görecek. Allah muhafaza etsin bizleri inşa'Allah.

2024-02-02 - Lefke

Bu hafta, inşa'Allah, Receb'in son haftasıdır. Peygamber Efendimiz'in mübarek bir yolculuğu var. Hem de Kur'an-ı Kerim'in tam ortasında bunu zikreder. بسم الله الرحمن الرحيم سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِۦ لَيْلًۭا مِّنَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ إِلَى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْأَقْصَا ٱلَّذِى بَـٰرَكْنَا حَوْلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنْ ءَايَـٰتِنَآ ۚ (17:1) صدق الله العظيم Allah, subhan diyor. Subhan, en büyük tazim, Allah Azze ve Celle'ye tazimdir. O'nun tazimi insanların akıllarına sığmayan bir şeydir. Daha fazla insanlara göstermek için de Mescid-i Haram, yani Kâbe, Mekke'den, Kudüs'e yolculuk yaptı Peygamber Efendimiz. Peygamber Efendimiz, bineği Burak ile birkaç yerde indi. İlk başta Medine'de indi. Medyen dediği, Ürdün'ün Amman'a yakın bir yerdir. Sonra İsa aleyhisselam'ın olduğu yere de indi. Bir de birkaç yere daha indi. Gazze'ye de inip orada iki rekat kılmıştı. Yani yedi yerde indi ve sonrasında Mescid-i Aksa'da, Peygamberlerle birlikte namaz kılıp, gökyüzüne Mi'rac'a çıkmıştır. İsra, gece yolculuğu demektir, bu dünya üzerinde gerçekleşen yolculukları ifade eder. Gökyüzüne mi'rac ise esas mucizesi olup, hepsi mucizedir de insanların akılları bu kadarını bile taşıyamadı. O zamanın insanları 'nasıl olur' diye 'olacak bir şey değil' diye kafirler sevinmiştir. 'Artık kimse inanmaz bu adama', haşa, SallAllahu alaihi wa sallam. Onlar hürmet etmezdi. Onların sevindikleri mesele, işte bu meseledir. Artık kimse inanmaz diye düşündüler. Buna çok sevindiler. Şimdi onlar kafirdir, sevinirler haliyle. Çünkü karşılarında bir düşman var. Kendilerinin sevdiklerini sevmiyor, istediklerini istemiyor. Onların sevmemesi normaldir. İnanmaması da normaldir. Anormal bir durum yok, o zamanın insanlarının aklına göre. Ancak oraya en hızlı atla bile gitse, hiç durmadan gitse bir haftadan önce gidemeyecek bir yerdir oralar. Dolayısıyla onların bu konuda bir mazeretleri olduğunu söyleriz. O zamanın ölçülerine ve hesaplarına göre imkânsız olan bir durum. Hadi onları anladık da, bu zamanın 'ben müslümanım' diyerek onu rüya olarak nitelendiren, alim olduğunu iddia eden insanlara ne demeli? Onlara kafirden beter demeli. Burada söylemek istemesek de neden böyle diyoruz? Çünkü kendi başına kalsa bir şey olmaz. Ama onun peşinden yüzlerce, binlerce kişi ona 'bak bu herif alimim' diyor. Bir de şöyle görüyoruz ki, o kabul etmiyor. Biz nasıl kabul edeceğiz ki bu rüyada olmadığını? Yani akıl var, fikir var. Hadi o zamanın insanlarının akılları o kadar kesmiyor ama bu zamanın insanları? İnsan rüyada neler görür? Hepsi doğru mu? Bu, alimler kanalıyla insanlara şeytanın verdiği bir vesvesedir. Kötü alimlerdir, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem "alimü's-su" der. Ulemau's-su dediği kötü, yani kötülük üreten alimlerdir. İyilik üreten alimler değil, kötülük üreten alimlerdir bunlar. Halbuki bu zamanın imkanlarına göre bu çok zor bir durum olarak gözükmez. Bu zamanın imkanlarıyla bile İsra denilen o gece yolculuğu gerçekleştirilebilir. Ama esas olan Mi'rac yolculuğu. İşte bu, akıllı olduğunu iddia eden insanların esas konuşması gereken yerdir. Şimdi bu zamanda çok büyük mesafeleri kat edebilen aletler yaptılar, binlerce insan bu yüzden alkışlıyor, işte gökyüzünün üstüne çıktı, aya doğru gidiyorlar, bilmem nereye gidiyorlar. Gidiyor, üç sene içinde bir yere yetişiyor. Diğer bir yere yetişmesi yirmi sene sürer. Halbuki bu mesafe Efendimiz'in Mi'rac'ta yetiştiği mesafeye kıyaslandığında, bu kainatın içindeki mesafeye göre sıfır değil, hatta sıfır dan eksi bir milyar. Övündükleri yani o kadar küçük bir mesafe. O mesafeleri Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem göz açıp yumana kadar kat etti, her yeri gördü, her yeri gezdi, geldi Ne roket var, ne kapsül var, ne bilmem bu zamanın işte üstüne dura dura söyledikleri şeylerin hiçbiri yok. İşte onlar Allah Azze ve Celle'nin ayetleridir. Ayet dediği, başkasının yapması imkânsız olan şeylerdir. Bunlar, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e nasip olmuştur ve ümmeti de onun faziletine erişmiştir. Bu büyük bir olaydır. Kuş beyinli derler, ama kuş bile o alim olduğunu söyleyen ve bunu inkar eden insanlardan daha akıllıdır. Ümmet için büyük faziletler, büyük hediyeler verildi Allah Azze ve Celle'nin huzurunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e. Olan şeyleri, insan aklı kavrayamaz. Allah'ın oradaki Peygamber Efendimiz'e olan muamelesi, ne akla sığar, ne göz görebilir, ne de hayal edebiliriz. Yani bu gerçekten büyük bir olaydır. İnsanoğlu bunu zor inanır. Ama hepsi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in şerefine verilmiştir. Başka hiç kimse, hiçbir mahluk o makama, o dereceye yetişmemiştir. Bu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e verilmiştir. Biz de büyük bir şerefe nail olduk. En büyük Peygamberin, Allah'ın en çok sevdiği kullunun ümmeti olmak, bize bu şeref yeter. Başka bir şey istemeyiz. Yok ben şuyum, yok buyum, hiçbirinin kıymeti yok. Hiçbir şeyin kıymeti yok. Peygamber Efendimiz'in ümmeti olmaktan daha âlâ bir kıymet yok. Allah daim eylesin inşa'Allah. Cennette cemalini görürüz. Dünya ve ahirette onun yolunda oluruz inşa'Allah. Allah müslümanlara da akıl fikir versin. Böyle abuk sabuk alim olduğunu iddia eden insanları duyup da inanmasınlar. İnanmasınlar. Allah yardım etsin. Allah hepimizden razı olsun inşa'Allah.

2024-02-01 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ وَحَمَلْنَـٰهُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ (17:70) Allah Azze ve Celle, Ademoğlu'nu, insanları, yüksek en yüksek mertebede yaratmıştır mahlukat arasında. Onlar cinlerden de, meleklerden de daha yüksek olarak yaratılmış. Allah'ın istediği gibi olunca, Allah'ın yolunda olunca onların mertebeleri hepsinden yüksektir. O mertebeye ulaşmak aslında zor bir şey değil. Ama şeytan kıskançlığından herkesi yoldan çıkarıyor. En zor şey Allah'ın yolunda gitmek olarak gösteriyor. Halbuki bir zorluğu yok. Allah Azze ve Celle nasip ettikten sonra kolay. Allah Azze ve Celle sana bu yolu nasip etmişse sen şanslı insansın. Çünkü bu yolu gitmek, bu yolda gitmek sana kolay geliyor. İmansız olan insana, imandan nasibi olmayan, Allah kısmet etmediği insana zor. Bütün gün o kadar zor işler yapar. Namaz kılmaya gelince müslümanım diyene bile zor gelir. Hiç müslüman olmayan, İslam'da alakası olmayan insanlar hele onlar büsbütün yaklaşamaz, korkarlar. Ölüm var zannederler. Halbuki çok kolaydır Allah yolunda olmak. Allah'ın yolu güzel yol. O yol hem dünyada da sana güzellik verir, ahirette de zaten esas hayatın ahirettedir. Onun yolunu geçmiş olursun, o yoldan gitmiş olursun. Zaten onun sonu selamete çıkar, güzelliğe çıkar, her türlü iyiliğe çıkar. Ama insanoğlu dediğimiz gibi nefsinin peşinden, şeytanın peşinden gidiyor. Bu ahir zaman da çok daha kötü bir hal olmuştur. Eskiden bu kadar fesat, bu kadar şey yoktu. Vardı, tek tük gözükürdü ama tek tükte olan insanlar utanırdı. Saklanırdı. Şimdi utanma bir şey kalmamış. Biz iyi yapıyoruz zannediyorlar. Zararlı olduğunu bilerek 'yok bir şey değildir' diye kendini avutup, nefsini avutup yoldan çıkıyor. Ondan sonra 'niçin böyle oldu, niçin öyle' oldu diye hesap da soruyor utanmadan. Kimden soruyor hesap? Allah Azze ve Celle'ye bazıları isyan ediyor. Bu akılsızlığın en büyüğüdür. Haddini bilmemek, haddini aşmak kötü bir şeydir. Allah yardım etsin hepimize. Ahir zamanda yaşıyoruz. Tam onun göbeğinin içinde yaşıyoruz. Peygamber Efendimiz'in dediği günlerdir bunlar, günler ki iyilik söylesen sana itibar etmez, sana kötü bakarlar. Kötülüğü söylesen herkes seni bir şey zannedip senin peşinden koştururlar. Seninle memnun olurlar. Allah yardım etsin. Allah muhafaza etsin hepimizi bu kötü zamandan.

2024-01-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بسم الله الرحمن الرحيم وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَـٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ صدق الله العظيم (3:134) Allah Azze ve Celle, öfkesini kontrol eden, kendisine hata yapılsa da, insanları affedeni ve ihsan edenleri sever. Allah'ın sevdiği insanlar bunlardır. Konuşurken kolay oluyor da tatbikata gelince, yapmaya gelince kolay değil, zor bir şeydir. Kendine kötülük yapıldığında öfkeni kontrol edip zapt etmek çoğu insanın yapamayacağı bir şeydir. Kötü davranan bir kimseyi, kendinden zayıf ve onu yenecek kadar güçlü olduğu halde, nefsine uymayıp da affeden ve ihsan eden insanları Allah Azze ve Celle sever. Öyle kolay değil bunları yapmak. Ama kolay olmayınca daha fazla fazileti var, daha fazla Allah'ın rızası var. İnsanoğlu nefsine uyar tabii de Müslüman olan, Mümin olan insan onları düşünüp bu yolda gitmesi lazım. Nefsin bir kötülük görürse 'bu nefsime müstehaktır' deyip onu affedecek. 'Bu az bile' deyip affedip verilecek de bir şey varsa verecek. Mazlum olmak, zalim olmaktan daha iyi. Hakkını almaktansa hakkı alınan olmak daha iyidir. Çünkü bu hak meselesi kıyamet gününde zordur. Dünyada yaşarken hakkını yiyen insanı bağışlamak büyük bir fazilettir. Çoğu insan kendini haklı zanneder, haksız olabilir. Onun için haklı zannedip de sonra pişman olacağına, alacak hakkın olsa bile onu bağışlamak senin için daha iyi. Nefsine zor olur ama kendine iyi olur. Allah yardım etsin bize böyle bu şeyleri yapmaya bize yardım etsin. Çünkü kolay işler değil. Bile bile mazlum olmak yine de kolay bir iş değil. Bu zulmü kaldırmaya kudretin olduğu halde ama yine de her ihtimale karşı hakkını yiyen kimseyi bağışlamak çok daha büyük bir fazilettir. Allah yardım etsin bize. Allah yardımcımız olsun. Kimseye zalim olmayıp, insan hakkını yemeyelim inşa'Allah.

2024-01-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بسم الله الرحمن الرحيم اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (24:35) Nur, Allah'ın nuru, her şey O'nun nuruyla iyi olur. Çünkü bu kainat nur olmasa karanlıkta olur. Kainat olmaz zaten. Kainat, Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve azametinin bir zerresini gösteriyor. Kainat kalkıyor, oluyor. İnsanlar şimdi 'uzaya çıkıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, bakıyoruz' diye araştırıyoruz diyorlar. 'Şunu bulacağız, bunu bulacağız.' Halbuki Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da her şeyi yazmış. Her şeyi söylemiş. Ademoğluna bütün bu ilimleri vermiş Allah Azze ve Celle. Ademoğlu kendi kendine bir şeyler yapmaya uğraşıyor. Her şeyin bir sınırı var, limiti var. İnsanoğlunun yapacağı şeyler belli. İnsanoğlu 'yaparız, ederiz' diye ortalığa çıkar. 'Şunu yaparız, bunu yaparız.' Nemrud'un yaptığı gibi 'Allah Azze ve Celle göktedir' diye burçlar yapmış, kuleler yapmış. Oradan havaya ok atmış ki 'Allah Azze ve Celle'ye karşı savaş açtım' diye. Ondan sonra Allah Azze ve Celle onu bir sivrisinekle gebertti, mahvetti. Kendisini ve bütün askeriyle beraber. Onun için Allah Azze ve Celle'nin azametini insanlar bilmesi lazım. Azametini bilmeyen böyle 'bir şey yaptım' zanneder, Allah Azze ve Celle de önünü açar. Ama tabi bir limit var, oraya kadar. İnsanoğlunun gideceği yer, bu dünya etrafında biraz dolaşıp gelebilir. Daha sonra öteki taraflara bu insanın vücudu taşıyamaz, Allah Azze ve Celle ona göre yaratmamış. O'nun yarattığı vücut ancak burası için; Kalkıp biraz gökyüzüne çıkıp dolaşıp gelmesi için. Öteki türlü 'şunu yapacağız, bunu yapacağız' diyerek ortalıkta gezinmemesi lazım insan. Yani sen daha dünyadaki fırtınayı rüzgarı, soğuğu, sıcağı kontrol edemiyorsun. Kalkıp da yok aya çıkacağız, yok güneşe çıkacağız, bilmem nereye çıkacağız diye insanlar cahil cahil konuşuyorlar. Bir de alimiz diyorlar. Yani bu insan haddini hududunu bilmesi lazım. Haddi hududu aşmaması lazım. İnsanlar hep haddini aşmışlar. Allah'a karşı gelmişler. Ondan sonra da hayır göreceğiz diyorlar. Hayır göremez. Haddini aşan insan hiçbir zaman fayda bulamaz, hiçbir huzur bulamaz. Kendi kendine boş işler yapıp ondan sonra bir şey yaptım diye insanların karşısına çıkar. Her şeyi yapan Allah Azze ve Celle. Bu imkanı veren de Allah Azze ve Celle'dir. Dediğimiz gibi O'nun muhakkak bir sınırı var. Biz her şeyi yaptık bitirdik, yaparız ederiz deyince O'nu bilmeleri lazım, okumaları lazım. Dünyayı her şeyi biz süsledik. Her şey kontrol altında diyorlar. Allah'ı aradan çekip, sanki her şeyin başını sonunu onlar tayin ediyorlar. Her şeyin vakti var. Allah Azze ve Celle ta binlerce sene önce Adem aleyhisselam'ı yarattı. O ilimleri verdi onlara. Ama yavaş yavaş, yavaş yavaş çıktı o ilimler. En sonunda bu otuz kırk sene içinde o ilimlerin bin katını, on bin katını verdi. İnsanoğlu da şaşırdı. Ben bir şeyim diye zannetti. Nasıl Firavun'la Nemrut kendilerini bir şey zannettiyse, şimdiki insanlar da aynı şekilde kendilerini bir şey zannediyorlar. Allah'a karşı geldiler. Allah yok dediler. Yok olacak kendileridir. Allah yok eder. Yoktan var eden Allah. Onlar da muhakkak bir hesapları vardır. Allah muhafaza etsin nefsimizin şerrinden, haddi aşmaktan. Allah muhafaza etsin hepimizi.

2024-01-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ (3:140) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle bu dünya hayatı günlerden ibaret oldğunu belirtiyor. 'İnsanların arasında günleri gezdirip dururuz.' Bazen bazıları yükselir. Bazen alçalır insan. Her türlü hal gelir başına. Dünya hayatını Allah Azze ve Celle anlatıyor. Bütün Kur'an-ı Azimuşşan'da çok anlatır. Bu daha kısa ama çok manası olan ayettir. Bu dünya hayatı kimseye kalmaz diyor Allah Azze ve Celle. Bizden önce milyonlar, milyarlarca insan geldi. Bazıları dünyaya hükmetti, bazıları hükmolundu. Kimse kalmadı. Hepsi sırayla gelip geçiyor diyor Allah Azze ve Celle. İnsanoğlu akıllıyım diyor. Akıllı olan bunun manasını bilir. Akıllı olmayan dünya benim zanneder. 'Bütün şey benimdir.' 'Ben hükmederim.' Biraz sonra bakar ki her şey elinden gitmiş. Toprağın altında kalmış. Başkası gelmiş onun yerine. Ötekisi de yine aynı şekilde benim zanneder ki ilelebet gidecek bu şey. Onun vakti gelince o da gidiyor. Bu işte bu Ayet-i Azimuşşan'ın manasıdır. İnsanlar bu dünyada geçicidir diyor Allah Azze ve Celle. Günler geçer, günler geçtikçe insan da biter. Yeni günler gelir başka insanlar gelir. Onlar gider başkası gelir. Ta ki kıyamet olup da hesap kitap yapılıp ondan sonra günler kalmaz, seneler kalmaz. Ondan sonra ilelebet yaşanır. Bu dünyada muvakkat olarak yaşadığını akıllı insan bilir. 'Ben çok okumuşum, çok bilmişim' deyip de 'bütün dünya benim elimdedir, elimin altındadır' diyen insanlar yanılmıştır. Kendi kendilerini kandırmışlardır. Kandırılmıştır şeytandan, nefsinden. Allah muhafaza etsin. Allah bu günlerimizi mübarek eylesin, her gün mübarektir inşa'Allah. Allah Azze ve Celle'nin yolunda olup, taatında, ibadetinde olduktan sonra bütün günler faydalıdır. Onlar boşa gitmez. Boşa gidenler yaramaz. Allah muhafaza etsin. Allah yardımcımız olsun inşa'Allah Sabit kadem kılsın bizi bu yollarda.

2024-01-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَّيُحِبُّونَ أَن يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا (3:188) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle insanın tabiatını, Kur'an-ı Azimüşan'da tarif edip her şeyi yazmış. لَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مُّبِينٍ (6:59) İnsanın tabiatını da yazmış. Çoğu insan yapmadıkları şey için teşekkür ister. Halbuki hiç alakası olmayan bir şey yapmış olur. Kendi yapmış gibi ona şükretmelerini ister, teşekkür etmelerini ister. Bu kötü bir tabiattır. Nefsin kötü tabiatıdır. Yapsa bile, yapan insan Allah'tan korkar, 'Bu Allah'ın bir nimetidir' diye 'bizim bir şeyimiz yok' der. 'Allah bize fazlı keremiyle nasip etti' diyebilir. İnsan bir şey yaptı mı zaten her tarafı velveleye verir. 'Ben yaptım, ben ettim, şunu yaptım, bunu yaptım' diye. O güzel bir huy değil. Hele hiç yapmadan bir iyilik yapmışım gibisinden kalkıp da söylemesi hiç hoş değil. Allah Azze ve Celle'nin sevmediği bir durumdur. Böylece insan kendine iyilik değil, kendine kötülük yapar. 'Ben yapamadım' deseydi ve niyeti yapmak olsaydı ona göre ecir alırdı. Ama yapmadan başkasının yaptığını menfaat için 'Ben yaptım' diyen Allah'ın sevmediği bir şey yapmış olur. Allah Azze ve Celle'nin sevmediği şey de fayda vermez. İnsanlar zaten hiç sevmez. Onun yaptığından hayır gelmez. Zaten yapmamış olduğu için hem yalandan dolayı hem insanları aldatmasından dolayı Allah ona gazab eder. Gazaba uğrar çünkü bu Allah Azze ve Celle'nin sevmediği şeydir. Ama Allah Azze ve Celle'nin merhameti sonsuzdur. Yapılan her şeyi Allah Azze ve Celle affeder. Tövbe istiğfar eden insan kurtulur. İnsanda daha nefes varken yaptığı hatalardan, günahlardan dolayı Allah Azze ve Celle'den aff dilerse, tövbe ederse onlar gider. Yok bu kötü tabiatı, kötü huyu bir mağrif zanedip de devam ederse o vakit kendi cezasını çeker. Allah muhafaza etsin nefsimizin şerrinde. Çünkü nefis hiçbir şey kazanmasa bile pohpohlamayı sever. Milletin ona 'ne kadar iyilik yapan adam' demesini bekleyen insan, ancak nefsini kabartma derdindedir. Halbuki hakikaten yapılan şeyler gizli olsa, onların ecri daha büyüktür. Allah nefsimizden muhafaza etsin, nefsimizin şerrinden muhafaza etsin. Bu kötü huylardan bizi kurtarsın inşa'Allah.