السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
وَٱلۡفَجۡرِ (89:1)
وَلَيَالٍ عَشۡرٖ (89:2)
Allah Azze ve Celle, bu on güne, Zilhicce'nin on gününe yemin ediyor.
Allah Azze ve Celle, üzerine yemin ederek bu mübarek günleri tazim ediyor.
İşte böyle bazı özel gün ve geceler vardır.
Bunlar, Allah Azze ve Celle'nin Peygamber Efendimize ve ümmetine ikram ettiği gün ve gecelerdir.
Allah Azze ve Celle, kullarına daha fazla ikramda bulunmak ve daha çok sevap kazanmaları için bu günleri bahşetmiştir.
Bu günler; Müslümanlar, iman edenler ve hak yolunu bilenler için mübarektir.
Allah'a şükürler olsun ki bugün Zilhicce'nin birinci günü; onuncu gününe kadar bu mübarek günler devam edecek.
İsteyenler bu günlerde oruç tutabilir.
Bu çok güzel bir ameldir ve sevabı çoktur.
Gücü yetenler dokuzuncu güne kadar oruç tutabilir.
Yahut sadece sekizinci ve dokuzuncu günlerde tutulur, bunu da muhakkak yapmak lazımdır.
Farz veya vacip değildir ancak sünnet, Allah'ın size bir ikramıdır.
Bunu iyi değerlendirmek ve kıymetini bilmek lazımdır.
Bazı insanlar farz ile sünneti birbirine karıştırıyor.
Farz olanı yapmayıp, sünnet olanı yapıyorlar.
Örneğin, Ramazan'da oruç tutmaz ama Zilhicce'de veya Muharrem'de tutar.
Hâlbuki hiçbir sünnet, farzın yerini tutmaz.
Bu yüzden çok dikkat etmek lazımdır.
İyilik yapıyorum zannederken aslında günaha girmiş olursunuz.
Bir farzı terk edip yerine sünneti yaptığınız için.
Bu hususa dikkat etmek gerekir; öncelikle farzı yerine getirmelisiniz.
Sonrasında sünnet ve nafile olanı yaparsanız, o vakit iki kat kazanmış olursunuz.
Kendi aklınıza göre, "Bu günler çok faziletli... Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da bunların faziletini bildirmiş, ben sadece bunu yapayım."
"Diğeri mühim değil" diyerek akıllarına eseni yapıyorlar.
İşte şeytan insanı böyle kandırabiliyor.
Bütün hayatınız boyunca sünnet işleseniz de, bir farzın yerini asla tutmaz.
Hem yerini tutmaz hem de onu terk etmenin mesuliyeti vardır.
Ahirette bunun çekilecek bir cezası vardır, Allah muhafaza etsin.
Allah bu günleri hakkımızda bereketli ve mübarek eylesin.
Hacıların çoğu yavaş yavaş gitti, hâlâ gitmekte olanlar da var.
İnşallah onların da hacları makbul ve kolay olsun.
Bu günlerin bereketi hepimizin üzerine olsun.
Tüm İslam âleminin üzerine olsun.
Rabbim bizleri bu tür sapkınlıklardan muhafaza eylesin inşaAllah.
2026-05-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle buyuruyor; insanın günleri çabuk geçiyor.
Hakikaten de, Allah Azze ve Celle, her şeyi güzel yaratan Allah. Seneler geçiyor, insan fark etmiyor.
İşte dün Allah'a şükür yine Bursa'ya bir yolculuğumuz oldu.
Gitmeyeli bir iki sene oldu zannettik, meğer dört sene geçmiş.
O dört sene insanın aklına öyle geliyor ki; sanki üzerinden çok zaman geçmedi derken, aradan dört sene geçiveriyor.
Bu günler insan sezmeden geçip gidiyor.
Ama Allah'a şükür, Allah Azze ve Celle'nin o güzel yolunda inşallah sabit kadem olarak devam etmek; mühim olan odur.
Bu günler gelip geçer; işte bereketli olsun, ömrümüz boşa gitmesin diye dua ederiz.
Allah'a şükür şeyh babamızın bir kerameti de tayy-i mekândır.
Bir yerden bir yere "Bismillah" der, bir ayağını buraya basar, diğer ayağı Şam'a iner.
Bir "Bismillah" der Mekke-i Mükerreme'ye gider, bir "Bismillah" der Medine-i Münevvere'ye gider. İşte tayy-i mekân budur.
Yani tayyareye, uçağa falan gerekmez; evliyaların bir kerameti budur.
Bir de ikincisi ve daha değişik olanı tayy-i zamandır; zamanı genişletir.
O kısacık bir zamanın içinde çok şey yapabilirler. İşte şeyhlerimizin bir kerameti de budur.
Yani o kadar kısa vakitte her tarafa yetişmesi, insanlarla görüşmesi normal bir vakitte olsa mümkün olmazdı.
Mesela Şeyh Efendimizin 92 sene hayatı oldu. O 92 seneyi sanki 200-300 sene yaşamış gibi herkesle görüştü; herkese gitti, onlar geldi.
Onunla müşavere ettiler, ondan nasihat aldılar; işte bu da onun bir kerametidir.
Allah'a şükür onu gördük. Biz tabii o makama yetişemiyoruz, bizde öyle keramet falan yok Allah'a şükür.
Ama mühim olan keramet değildir; en mühim keramet sabit kadem olmak, yola devam etmektir.
Yola devam etmek mühimdir.
Yorulmadan, bıkmadan usanmadan, sabit kadem olup ihlasla yürüyen insan daima kazanır, daima güzel makamlara erişir.
Allah'ın rızasına nail olur, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in rızasına nail olur.
Allah hepimizi o insanlardan eylesin.
Bu güzel yollarda, şeyhimizin gösterdiği yolda daima, Allah'a şükür her gün onun kerameti yine zahir oluyor.
Nereye gitsek, insanların "Şeyh Nazım Hazretleri'ni rüyada gördük, bize oraya gidin, bu yola devam edin dedi" şeklindeki sözlerini duyuyoruz.
O, hidayete vesile oluyor; tasarrufu daima devam ediyor.
Evliyaların tasarrufu hayattayken vardır, vefatlarından sonra tasarrufları daha da büyük olur.
Onun için onlar ölü değillerdir; bizden daha sağlam yaşayan zatlardır.
Allah onların sırlarını âli etsin, makamları âli olsun.
Bizler de onların peşinden sabit kadem olarak yürüyelim, inşaAllah.
2026-05-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ (2:195)
"Her şeyi iyi yapın" diyor, Allah Azze ve Celle iyi yapanları sever.
İslam'ın en güzel yönlerini tarikat öğretiyor.
Peygamber Efendimizin yolundan, tarikat yolundan gidenler güzel insan olur, güzel bir topluluk oluşturur.
O yol edep yoludur.
Eskiden edebi her yerde; okulda, sokakta öğretirlerdi.
Şimdi ise edepsizliği öğretiyorlar.
Adab-ı muaşeret derlerdi, dersleri bile vardı.
Nasıl davranılacağını, ne yapılacağını, nasıl oturup kalkılacağını öğretirlerdi.
Şimdi o yok, ancak tarikatta bu gibi şeyler bulunuyor.
O da yarım yamalak; insan yine kendi kafasına göre hareket ediyor.
İnsanlara nasıl davranılacağını, ne yapıp ne edileceğini bilmek lazım...
Nasıl oturup kalkılır, nasıl gidip gelinir, izinle mi izinsiz mi...
Bunların hepsini Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimize öğretmiş.
O da ümmetine öğretmiş. Bu güzel yolda sadece ibadet değil, davranışlar da mühimdir.
Yapılan hareketler ve haller, Peygamber Efendimizin sünnetine uygun olursa o vakit hem insanlar arasında güzellik olur hem de Allah Azze ve Celle sevap yazar.
Ecri, sevabı olur.
Şimdi "kibarlık" diyorlar. Kibarlık, adı üstünde büyüklük demektir.
İnsan kibar davranırsa kendi makamını ve derecesini büyütür, Allah katında büyük olur.
Eğer edep yoksa, oturup kalkmasına dikkat etmez, kendi kafasına göre hareket ederse, kimse ona itibar etmez.
Ondan haz duymazlar, onu sevmezler, hatta ondan nefret ederler.
Onun için dikkat etmek lazım.
Adab-ı muaşeret ayıp değildir.
Şimdiki insanlar bunu ayıp sayıyorlar.
"Sen istediğin gibi davran, hiçbir şeyi umursama" diye insanlara öğüt veriyorlar.
"Kimseye itibar etme, hürmet etme, istediğin gibi davran" diyorlar.
Böyle öğretiyorlar; ancak bu, adab-ı muaşeret değil edepsizliktir.
Edepsizlik güzel bir şey değildir, Allah muhafaza etsin.
Bu zamanın insanı bambaşka bir hal almış...
O eski insanlar kalmamış.
Eskiden hürmet vardı, muhabbet vardı, akrabaya bağlılık vardı.
Şimdi kimsenin bu değerlerden haberi yok.
Haberleri olmadığı gibi tam tersini yapıyorlar.
Bu yüzden huzur kalmıyor.
İnsanlar arasında muhabbet kalmıyor.
Kötü bir yaşantı ortaya çıkıyor.
Halbuki adapla, edeple ve insanlara güzel davranarak güzel bir topluluk, güzel bir cemiyet oluşturulabilir.
Allah insanlara hidayet versin.
Güzel şeyleri öğrenirler inşaAllah.
Güzellikler tarikat yoluyla elde edilir inşaAllah.
Allah hepimize yardım etsin.
2026-05-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلۡأَوَّلُونَ (9:100)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Birinci olan sahabeler, birinci olan ihvanlar, birinci olan müminler; onlar sabit kadem olup devam edenlerdir.
Allah Azze ve Celle onları methediyor.
Onlara ikramda bulunuyor.
Çünkü sabit kadem olanlar, Allah'ın sevdiği insanlardır.
Allah onlara lütfetmiş.
Onlar da bu yolda devam etmişler.
Çoğu insan bazen bu yola giriyor, ondan sonra ya dünya meşgalesi ya da başka bir şey çıkıyor ve devam etmiyorlar.
Devam etmek büyük bir ikramdır, Allah Azze ve Celle'nin bir lütfudur.
Çünkü bu yol bazen kolay olmuyor, bazen zor oluyor.
Hatta bazen öyle şeyler oluyor ki, insan imtihandan dolayı bırakıp kaçıyor.
Her şey insanın başına gelebilir.
Onun için sebat eden, sabit kadem olan kazanmıştır.
Mühim olan devamlılıktır.
Fazla bir şey yapmadan bile olsa, beş vakit namazını kılıp ibadetlerini yaparak o yola devam etmek büyük bir şeydir; kolay bir şey değildir.
Bazen insanlar, "Tarikata girdik, şimdi ne yapacağız?" diye soruyorlar.
Tarikatta yapacağın farklı bir şey yok ki; şeriatın aynısıdır.
Tarikat, İslam'ın özüdür.
O yolda yavaş yavaş ilerleyeceksin.
Günler, seneler geçiyor.
Bu hal üzere dünyadan ayrılırsan, büyük bir kazanç elde etmiş olursun.
Fakat nefsine uyup da bu yolu bırakırsan, ondan sonra yavaş yavaş namazı da bırakırsın.
Ve yoldan çıkarsın.
Öyle biri kazanmış olmaz, her şeyini kaybeder.
Onun için sabit kadem olup bu yolu sıkı sıkı tutmak lazım.
Sıkı tutmaktan kastımız; insan virdlerini, zikirlerini ve derslerini yapabildiği kadar yapsın.
En azından üç haftada bir zikir meclislerine katılsın.
Katılamıyorsa, evde ailesiyle de yapabilir.
Yola devam etmek için bu kadarı yeterlidir.
Başka bir şeye gerek yoktur.
Yani üzerine fazla yük alıp da sonrasında bırakmak iyi değildir.
Çünkü bazıları büyük bir hevesle giriyor, ondan sonra yapamayınca hepsini bırakıyorlar.
Buna gerek yoktur. "Ecellü'l-kerâmât, devâmü't-tevfîk" denilmiştir.
En büyük keramet, insanın devamlılığıdır.
Devamlılık mühimdir, övülen bir şeydir ve Allah Azze ve Celle'nin sevdiği bir ameldir.
Onun için devam edeceğiz inşaAllah. Allah, nimetlerini üzerimizde daim etsin.
Bu yolda daim olanlardan olalım inşaAllah.
2026-05-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَنَفۡسٖ وَمَا سَوَّىٰهَا (91:7)
فَأَلۡهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقۡوَىٰهَا (91:8)
Allah insanı nefsiyle yarattı.
Hikmetini kendi bilir.
Kimseye zulmetmez.
Her insanın nefsi var, içinde bir şey var, ona hem iyiliği hem kötülüğü ilham etmiş.
Nefsini kontrol eden, nefsini temizlemiş olur, diyor Allah Azze ve Celle.
Bunu yapmayan, nefsine uyan kişi ise kaybeder.
Nefsine uyan kaybeder.
Allah Azze ve Celle'nin hikmetine, iradesine akıl ermez.
O kimseye zulmetmez.
İrade vardır, herkes irade sahibidir.
İnsana, Allah Azze ve Celle o iradeyi vermiştir.
İki tarafa da gidebilir.
Nefsini kontrol eden kurtulur.
Nefsinin peşinden giden ise kurtulamaz.
Onun sonu iyi olmaz.
Onun için bazıları her şeyi yapar, ondan sonra da "İşte bu bizim kaderimiz, kader böyleydi, böyle oldu" der.
Sen kaderini mi okuyorsun?
Sen ne olacağını nereden biliyorsun?
Yok, kendi kafasına göre kendini kurtarmaya çalışır.
İnsanoğlu, Allah Azze ve Celle diledikten sonra nefsini terbiye eder, doğru yolda ilerler ve Allah'ın sevdiği kişi olur.
Nefsinin ve şeytanın peşinden giden insan da onların kölesi olmuş olur.
Sonu da iyi olmaz.
O yol, yani nefis yolu güzel değildir.
Nefsini kontrol ederek ilerleyen insan, o güzel yolda gitmiş olur ve selamete ulaşır.
Zor olsa bile... Çünkü nefsinin tersine gitmek, nefsinin aksine hareket etmek biraz zordur.
Nefis her türlü kolaylığı ister veya kötülüğü daha fazla sever.
Ama tıpkı yabani bir hayvanın terbiye edilmesi gibi, nefis de aynı şekilde terbiye edilebilir.
Sonunda güzel bir netice hasıl olur; insan hem dünyasını kazanır hem de ahiretini.
Çünkü dünyada da nefsinin peşinden koşan insanlar iyi şeyler yapmazlar.
İnsanlara da faydaları dokunmaz.
İnsanlar da onlara muhabbet duymaz, sadece kötülüklerini görürler.
Nefsine hakim olan insan ise insanlar arasında sevilen biri olur; iyilikten başka bir şey yapmaz.
Allah hepimizi nefsini terbiye edenlerden eylesin inşaAllah.
2026-05-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
فَعَّالٞ لِّمَا يُرِيدُ (85:16)
Ayet-i kerimede "O, dilediğini yapandır." buyuruluyor.
Allah Azze ve Celle ne yapacağını, ne edeceğini kimseye sormaz.
İstediğini yapar.
Onun için, olan biteni "Niçin böyle oldu, niçin böyle oluyor?" diye sormak kimsenin faydasına olmaz.
Ancak hayırlı işler için sorulursa o başka.
İnsan, "Bunun hikmeti nedir?" diye sorabilir.
Fakat itiraz mahiyetinde "Niçin?" diye sormak hiçbir fayda getirmez.
Zarardan başka bir şey getirmez.
Zararlıdır, çünkü alışkanlık hâline gelir ve insan her şeye itiraz eder.
Hiçbir şeyi kabul etmez olur.
Kabul etmeyince de bu durum insanın imanını bitirir, Allah muhafaza etsin.
Allah her şeyi güzel yapmış, güzel yaratmıştır.
Tabii dünya imtihan yeri olduğu için bazı şeyler mümin için hayırdır.
Ancak mümin olmayanlar için hayır sayılmaz.
Mümin olmayan kimse en güzel şartlarda yaşasa bile, bu onun hayrına ve iyiliğine değildir.
Bu Allah'ın onlara bir mühlet vermesidir; daha fazla azsınlar, daha fazla kötülük yapsınlar ki...
أَنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ خَيۡرٞ لِّأَنفُسِهِمۡۚ إِنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِثۡمٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ مُّهِينٞ (3:178)
Daha fazla azap görsünler, daha ağır ceza çeksinler diye; bazı şeyler mümin olmayanlar için nimet değil, aksine kötülüktür.
Nimet, mümin içindir.
Görünen ve görünmeyen her şey mümin için hayırdır.
Mümin olmayan biri için en iyi şey bile olsa, bunun ona hiçbir faydası yoktur.
Daha fazla azsın, daha fazla kötülük yapsın diye Allah onun önünü açmıştır. Tıpkı dünyanın şimdiki vaziyeti gibi.
İnsan, her şeyin kötülerin elinde olduğunu zanneder.
Oysa her şey Allah'ın elindedir.
Allah, yaptıklarının cezasını fazlasıyla çekmeleri için onların önünü açıyor.
"Daha fazla kötülük yapın, daha fazla zulmedin ki cezanızı da o kadar ağır bulacaksınız."
Allah muhafaza etsin.
Onun için dediğimiz gibi; her şeye itiraz eden, devamlı aksi ve muhalif biri olmayın.
Yalnızca Allah'ın dediğinin olacağını bilmek lazımdır.
İman sahibi olan kişinin bunu bilmesi gerekir.
Allah hakiki iman nasip etsin inşaAllah.
2026-05-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı her şeyde bir hikmet vardır; en mükemmel yarattığı ise insanoğludur.
Ona yüksek mertebeler vermiştir.
İnsan vücudu yapı olarak diğer mahlukattan daha zayıftır ama Allah'ın verdiği akılla hepsinin hakkından gelir.
Yani hiçbir şey insanın elinden kurtulmuyor; fiziksel olarak en zayıf mahluk olduğu halde hepsine fazlasıyla hakimdir, onların üstündedir.
Onun için bu vücudu Allah Azze ve Celle bir hikmetle vermiştir.
İnsanın yediğine ve içtiğine dikkat edip sağlıklı yaşaması iyidir.
Bu, Allah'ın emrine de muvafık olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emri de bu yöndedir: "Sağlıklı olun, sağlığınıza dikkat edin."
Sağlık tabii ki yediğimizden, içtiğimizden gelir.
Ancak hastalıklardan korunmak da lazımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in tedavi için tavsiye ettiği iki yöntem vardır:
Biri dağlamak, diğeri ise hacamat yaptırmaktır.
Dağlamak şudur; eskiden biri yaralandığında o yaranın üstüne sıcak demir koyarlardı, bu yaranın ağzını kapatırdı.
Bunun dışında, tüm hastalıklar için bu ilme sahip olan insanlar eskiden vardı ama şimdi zannedersem onlardan hiç kalmadı.
Ne hastalık varsa o bölgeyi sıcak bir nesneyle dağlarlardı ve o hastalık insandan giderdi.
Ama bu ilim günümüzde varsa bile çok nadirdir, hemen hemen bilen kalmamıştır.
İkincisi ise hacamattır.
Hacamat, vücuttaki pis kanı biraz ısıtıp bardakla çekerek dışarı çıkarmaktır.
Bu uygulama da son günlerde çok moda oldu.
İnsanlar arasında çok yaygınlaştı, bilen bilmeyen herkes yapıyor.
Halbuki kan çok kıymetli bir şeydir; hem kıymetlidir hem de pistir.
Pis olmasından kasıt şudur: O kan çıktığında yıkanman veya temizlenmen gerekir. Elbisene bulaşsa o elbiseyi yıkaman gerekir.
Pis kan dedikleri necistir, yani kirlidir; çünkü içinde her türlü mikrop vardır.
Birinden başkasına hastalık bulaşmamasına da çok dikkat etmek lazımdır.
Kandan geçen pek çok hastalık vardır. Bu sebeple çıkan kan temiz sayılmaz, pistir.
Ayrıca insan vücudundaki bu kanın tamamı kendi kendine temizlenmez.
İnsan 30 yaşını geçtikten sonra—30, 40 veya 50 yaşında olsun—senede bir defa hacamat yaptırması iyi olur.
Günümüzde eline pompayı alan "Ben hacamat yapıyorum" diyerek bu işe kalkışıyor.
Pompayla bu iş olmaz; çünkü pompa pis veya temiz demeden bütün kanı çeker.
Kan çok kıymetlidir; vücudun bir damla kan üretebilmesi için ne kadar lokmaya, besine ihtiyacı vardır.
Bunun için dikkatli davranıp sadece pis olanı, altta birikeni almak asıl amaçtır. Bu da vakumlayıp ısıtarak yapılır, pompayla olmaz.
Hacamatın ehli olan insanlar bunu bilir.
Şimdi işin içine tembellik girmiş; adam pompayı eline alıyor, yapıştırıyor, sonra da "Ne kadar çok pis kan çıktı!" diyor. Bu hiç doğru bir yöntem değildir.
Bu işin bir zamanı, bir vakti vardır.
En iyi zamanı işte bu mevsimlerdir; ilkbahar yahut sonbahardır.
Vücutta sırtta ve başta kanın toplandığı yerler vardır, kan oralardan alınır.
Bunun erbabı, ustası vardır. Yapılacak günü ve saati vardır; önüne gelen bu işi yapmamalıdır.
İnsanlar bilmediği, emin olmadığı kişilere kan aldırmamalıdır.
Çok dikkat etmek lazımdır. Bu zamanda duyuyoruz; her türlü mikrop var, hastalık var.
İnsan iyileşeyim derken daha da kötü olur.
Onun için bu vücut bize bir emanettir, Allah'ın emanetidir.
Kan alınacaksa dikkatli ve temiz bir şekilde alınmalıdır ki kişiye faydası dokunsun.
Aksi takdirde fayda yerine zarar getirebilir, Allah muhafaza etsin.
Dediğimiz gibi hacamat için en iyi zamanlar ilkbahar ve sonbahardır.
İlkbahar derken Mart, Nisan aylarını değil; Mayıs, Haziran gibi veya sonbaharda Ekim, Kasım gibi ayları kastediyoruz. Senede bir defa yapılmalıdır.
Ancak çok ihtiyaç olursa bir defa daha yapılabilir.
Şimdi bir de yeni bir adet çıkmış, ayda bir kan alıyorlar...
Bu doğru bir şey değildir; her ay kan alınırsa insan kansız kalır.
Kansızlık da iyi bir şey değildir.
Kan kemiklerin, iliğin içinden üretilir... Allah Azze ve Celle'nin insanoğlunu mükemmel yaratılışı akıllara durgunluk verir.
Her şeyin bir usulü ve adabı vardır. İnşallah gününe ve saatine dikkat edilerek yapılırsa şifa ve sıhhat bulunur.
Allah hepimizi sıhhat ve afiyetle yaşatsın, imanla yaşayalım inşaAllah.
2026-05-12 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اتقوا النار ولو بشق تمرة.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir hurmanın yarısıyla da olsa sadaka vermek suretiyle cehennem ateşinden korununuz."
Yani sadaka, insanı hem dünyada kötülükten, hastalıktan ve musibetten korur hem de ahirette cehennemden korur.
Yani "Sadaka azdır, çoktur." demeyin, verin. Yarım hurma nedir ki? Bir şey değil ama o bile sizi cehennemden korumuş olur.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اتقوا النار ولو بشق تمرة وان لم تجدوا فبكلمة طيبة.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Yarım hurmayla da olsa sadaka vermek suretiyle cehennemden korununuz. Eğer bunu da bulamazsanız, o zaman hoş bir söz söyleyerek cehennemden korununuz."
Eskiden yiyecek hiçbir şey bulamıyorlardı; bir hurma değil, yarım hurma bile bulamıyorlardı. Onun yerine, sizden bir şey isteyenin hiç olmazsa güzel sözle gönlünü alın.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اجعل بينك وبين النار حجابا ولو بشق تمرة.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor ki: "Yarım hurmayla bile olsa, kendiniz ile cehennem arasına bir perde koyunuz." Yani bu sadaka, sizinle cehennem arasında bir perde olur ve o ateşe düşmezsiniz.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ارضخي ما استطعت ولا توعي فيوعي الله عليك.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gücün yettiği kadar infakta bulun. Malının fazlasını saklama ki, Allah da senden nimetlerini saklamasın."
Yani Peygamber Efendimiz diyor ki: "Kişi gücü yettiği kadar versin; gücünden fazlasını vermesine gerek yok ama imkânı ne kadarına elveriyorsa o kadar versin." Malın fazlasını sakladığın vakit, Allah da senden nimetlerini saklar. Ne kadar infak edersen, verdiğinin karşılığı muhakkak sana gelir, rızkın kesilmez.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اعطي ولا توكي فيوكى عليك.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Hazreti Ebubekir'in kızı Hazreti Esma anımıza hitap ederek buyuruyor ki: "Ey Esma! Sen cimrilik edip malını elinde tutma ki, Allah da senden ihsanını esirgemesin."
Sen ne kadar cimrilik edersen, sana da o kadar az gelir, nimetin arkası kesilir.
"Verirsen onun arkası gelir." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اعلموا انه ليس منكم من احد الا مال وارثه احب اليه من ماله، مالك ما قدمت ومال وارثك ما اخرت.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Biliniz ki sizden biriniz, varisinin malını kendi malından daha çok sever."
Yani insan, kendisinden sonra varislerine kalacak olan malı nedense daha çok sever.
Hâlbuki o mal kendisinin değildir, varislerindir. Ama yine de onu sever, elden çıkarmaz ve varisleri için saklar.
Senin gerçek malın, ahirete önden gönderdiğindir; varisinin malı ise bu dünyada bıraktıklarındır.
Yani ahirete gönderdiğin sadaka senin gerçek malındır ve seninle ahirete gelir. Varislerine kalan mal ise bu dünyada kalmıştır, orada sana bir faydası yoktur.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ان الله تعالى يدخل بلقمة الخبز وقبضة التمر ومثله مما ينفع المسكين ثلاثة الجنة، صاحب البيت الامر به والزوجة المصلحة والخادم الذي يناوله المسكين.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Şüphesiz yüce Allah; yoksulun faydalandığı bir lokma ekmek, bir avuç kuru hurma veya buna benzer şeyler sebebiyle üç kişiyi cennete koyar."
Peygamber Efendimiz diyor ki: "Bir evden hurma, erzak, et veya su gibi herhangi bir şey sadaka olarak verilirse, bu vesileyle o evden üç kişi cennete girer."
Bunlardan biri sadakanın verilmesini emreden evin reisi, diğeri yemeği hazırlayan ev hanımı, bir diğeri de o sadakayı fakire ulaştıran hizmetlidir.
İşte bunlar sadakanın faziletleridir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ان الله يقبل الصدقة وياخذها بيمينه فيربيها لاحدكم كما يربي احدكم مهره حتى ان اللقمة لتصير مثل جبل احد.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Yüce Allah sadakayı kabul eder ve onu sağ eliyle, yani hüsnükabul ile alır."
Allah elbette ki insani vasıflardan münezzehtir; ancak burada mecazi olarak, sadakayı tam bir rıza ile kabul ettiği ifade edilmektedir.
Allah bu sadakayı, kişinin kendi küçük tayını besleyip büyüttüğü gibi sahibi için besleyip büyütür.
Yani kişi bu sadakayı verdiğinde, o sadaka Allah katında beslenip büyütülmeye alınır.
Nasıl ki yeni doğmuş ufak bir tayı besleyip büyütürseniz, Allah da bir lokmalık sadakanın sevabını Uhud Dağı kadar oluncaya dek büyütür.
Yani sadakanız ufak bir şey olsa bile Allah katında öylesine büyür. Biliyorsunuz ki Uhud Dağı, Medine-i Münevvere'de bulunan kocaman bir dağdır.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ان الصدقة لتطفئ غضب الرب وتدفع ميتة السوء.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka vermek, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü önler."
Sadaka çok mühimdir; Allah'ın gazabını ve öfkesini söndürür.
Ne kadar günah işlemiş olursanız olun, verdiğiniz o sadakayla Allah günahlarınızı affeder, öfkesini dindirir ve sizi kötü ölümden muhafaza eder.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ان الصدقة لتطفئ عن اهلها حر القبور وانما يستظل المؤمن يوم القيامة في ظل صدقته.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Şüphesiz ki sadaka, sahibinin kabirdeki ateşini söndürür."
Yani Allah muhafaza, kabirde bir cehennem çukuru olabilir; sadaka insanın o ateşini dahi söndürür.
Muhakkak ki mümin kişi, kıyamet gününde kendi sadakasının gölgesinde gölgelenecektir.
Çünkü kıyamet gününde gölgelenecek ne bir ağaç ne de başka bir şey vardır; kişi mümin olup sadaka vermişse ancak o sadakasının gölgesinde gölgelenir.
2026-05-10 - Lefke
عَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ (2:216)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Bazı şeyleri istersiniz ama o sizin için hayır değil, şer olabilir."
Hayır gördüğünüz şeyler sizin için şer olabilir, neticesinde hayır getirmeyebilir.
Şer gördüğünüz şeyler de sizin için hayırlı olabilir.
İnsanoğlu Allah'ın hikmetini bilemez. Allah'ın takdir ettiği şeylere teslim olmak lazımdır, zira elden bir şey gelmez.
İnsan çaba gösterecek, çalışacak, uğraşacak; tevfik ise Allah Azze ve Celle'dendir.
Allah Azze ve Celle'nin emri ve iradesi varsa, o hayırlı işiniz gerçekleşir.
Fakat o iş hayır değil de şer olabilir; gerçekleşmediğinde ise siz üzülürsünüz.
Halbuki onda hayır yoktur, şer vardır; o iş sizin için faydasızdır.
Bunun için Allah Azze ve Celle'ye teslimiyet lazımdır.
Müslümanlarda, tarikat ehlinde bahusus bu teslimiyet çok mühimdir.
Teslimiyet şudur: Tabii ki çalışacaksın, elinden geleni yapacaksın; ondan sonra "Allah ne murat ederse o olur" diyerek işi Allah'a havale edeceksin.
"Allah hayırlısını versin, şerse uzak tutsun, hayırsa tamamına erdirsin inşaAllah" diye dua edeceksin.
Her şey duayla olur; işlere besmeleyle ve dualarla başlamak lazımdır.
Bir de tabii en mühim olanlar ibadetlerdir: Allah Azze ve Celle'nin emrettiği namaz, oruç, hac.
Şimdi zaten hac vaktidir, hac mevsimine yaklaştık.
Bundan sonra insan istese de –Allah dilerse elbette olur– ancak normal şartlarda bu sene artık hacca gitmesi çok zordur.
Hac da Allah Azze ve Celle'nin bir emridir, farz olan bir ibadettir.
İmkânı, parası ve sıhhati yerinde olan insanlar için bunu yerine getirmek farzdır.
Tabii hac meşakkatli bir ibadettir.
İbadetlerin en meşakkatlisi galiba hacdır.
İnsanlar haccı kolay zannederler.
Oruç, namaz ve zekât ibadetlerini düşünürsek... Gerçi nefse ağır geldiği için zekât daha zor gelebilir ancak namaz ve oruca kıyasla hac epeyce zor bir ibadettir.
Eskiden insanlar yayan, deveyle, atla veya deniz yoluyla hacca giderlerdi.
O vakitler araba veya uçak yoktu.
Yolculuk aylarca sürerdi.
Yolun zorluğu yetmezmiş gibi bir de eşkıyalar vardı; hacıları öldürür, paralarını ve canlarını alırlardı. O da ayrı bir meseleydi.
Şimdi "şartlar rahat" diyorlar ama yine de meşakkati var.
En lüks imkânlarla bile gitseniz, vasıta sizi ancak bir yere kadar götürebiliyor.
Sonrasında, "Biz binlerce para verdik, bizi nasıl buraya bırakırsınız, daha iki saatlik yürüme mesafesi var" diyenler oluyor.
Parayı verdin ama durum ortada; başka çaren, gidecek başka bir yolun yok.
Yine de o meşakkati çekeceksin.
Bu meşakkat kimisinde az olur, kimisinde çok.
Ancak hacda muhakkak meşakkat vardır.
Hacca gidenler için bu Allah'ın bir imtihanıdır; daha fazla ecir ve sevap kazanmanız için Allah'ın size bir ikramıdır.
Haccını kötü söz söylemeden ve günaha girmeden tamamlarsan, bütün hayatın boyunca yapacağın ibadetin sevabını o hacda kazanmış olursun.
Hatta ecir ve sevap olarak ondan çok daha fazlasını kazanırsın.
Hacda bahsettiğimiz gibi meşakkat var. Sen "Hacdayım, Mekke-i Mükerreme'deyim" diyerek odanda oturup namazını sadece orada kılarsan, o vakit çok şey kaybetmiş olursun.
Çünkü Kâbe-i Muazzama'da kılınan bir namaz, yüz bin namaza bedeldir.
Bir ömür boyu yüz bin namaz kılamayabilirsin ama orada bir namazla bu sevabı kazanıyorsun.
Aynı şekilde Medine-i Münevvere'de kılınan namaz da normalde kıldığın namazlardan binlerce kat daha faziletlidir.
Onun için bu hususa bilhassa dikkat etmek lazımdır.
Oraya rahat etmek veya tatil yapmak için gitmiyorsun.
Beş yıldızlı otelde kalıyor olabilirsin, kaldı ki Kâbe-i Muazzama zaten iki adım ötendedir.
Normal şartlarda gidenler oraya ulaşmak için bir, bir buçuk saat yürüyor.
Öyleyse sabahtan git, namazını kıl, öğlen tekrar git ve yatsıya kadar orada kalıp bütün ibadetlerini orada yap.
Tembellik edip "Otelde kalayım, namazımı otelde kılıp rahat edeyim" diye düşünme.
Hac dediğimiz gibi meşakkatlidir; şartlar ne kadar lüks olursa olsun, insan o meşakkati az veya çok çekecektir.
Çekilen bu meşakkatten dolayı Allah'ın vereceği ecir ve sevap da bol olur.
Allah herkesin ecrini ve sevabını eksiksiz verir.
Onun için dediğimiz gibi; imkânı olanlar için hac mühimdir.
Eskiden böyle engeller (kotalar) yoktu, şimdi ise engeller var, kolayca gidemiyorsun.
Gerçi eskiden olan engeller daha çetindi.
Eski şartlarda yolda canından olma tehlikesi vardı.
Şimdiki engeller ise sadece "Senin ismin çıkmadı, seneye kaldı" şeklindedir.
Seneye bakıyorsun, yine çıkmıyor.
Öbür sene, beş sene, on sene derken bekliyorsun...
Bu sene birçok ihvan 15 sene bekledikten sonra hacca gidebildi.
Geçen gün birisi söyledi; 18 senedir bekleyip de hâlâ ismi çıkmayanlar varmış.
Allah kimin kısmetine yazmışsa, ona nasip ediyor.
İsmi çıkmayanlara gelince; niyetlerinden dolayı Allah Azze ve Celle inşaAllah her sene onlara da hac sevabını yazıyordur.
Allah hepimize bu ecir ve sevapları nasip etsin.
Hacca gidenlerin ikinci defa gitmesine lüzum yoktur. Hac ömürde bir defa farzdır, ikincisi için zaruret yoktur.
Birçok insan hac farizasını yerine getirmeden önce umreye gidiyor.
Biz de diyoruz ki: Böyle yapmayın, muhakkak hac paranızı biriktirin; hac nasip olursa önce ona gidersiniz.
Hac paranızı bir kenara ayırın. Hacca giderseniz o parayı kullanırsınız; eğer artan paranız olursa onunla umreye gidersiniz.
Başka türlü sakın yapmayın. Hac parasını umreye harcayıp da sonra hac kurası çıkarsa ortada kalırsınız.
Allah dileyen herkese nasip etsin inşaAllah.
2026-05-09 - Lefke
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِ (22:74)
Allah'ı hakkıyla takdir edemediler.
İnsanoğlu, Allah Azze ve Celle'nin azametini ve büyüklüğünü bilemedi.
O'nu hiç takdir edemediler.
Kendi kafalarına göre kimisi putlara, kimisi insanlara, kimisi de aya ve güneşe taptı.
Kimisi de hiçbir şeyi kabul etmedi.
Bunlar Allah'ın kadrini ve kıymetini bilmeyip kendi kafalarına göre uydurdukları şeylere, nefislerine ve şeytanlara taptılar.
Hakkı ve hak yolunu terk ettiler.
Hak, yani gerçek olmayan yollara saptılar.
"Şöyle büyük adam, böyle küçük adam, bin sene, beş bin sene önce yaşamış" diyerek onlara taptılar; esas takdir olunacak Allah Azze ve Celle'ye ibadet etmediler.
O'na ibadet etmediler.
Taptıkları şeyler tamamen lüzumsuzdur.
Onların ne bir faydası dokunur ne de zararı.
Aslında zarar verir; onlara taparak sen asıl zarara girmiş olursun.
Maddi olarak sadece orada dururlar; ne kımıldayabilirler ne de sana bir faydaları dokunur.
Bahsettiğimiz zarar maddi bir zarar değildir, ancak manevi zararı çok büyüktür.
Bu manevi zarar, insanı büsbütün hüsrana uğratır.
Tutulacak, savunulacak hiçbir tarafı yoktur.
Allah Azze ve Celle'nin azametini kimse tam olarak idrak edemez, ancak insanoğlunun bunu bilmesi ve kabul etmesi gerekir.
Dünyada çeşitli hadiseler yaşandığında veya başlarına bir iş geldiğinde Allah'a yönelen insan sayısı çok azdır.
Tam aksine, Allah'a karşı gelenler çok olur.
"Niçin böyle oluyor?" diyerek isyan ederler.
"Neden böyle oldu, bu zulüm niye, bu başımıza gelen nedir?" derler.
Sen Allah'ın işine karışmayı bırak; dünyada bir muhtarın, bir başbakanın veya bir cumhurbaşkanının işine bile karışamazsın.
Onlarınki sadece dünyevi işlerken ve senin aklın onlara bile ermezken, bütün kâinatı yaratan Allah Azze ve Celle'nin işine mi karışacaksın?
Her şeyi kendi hikmeti ve merhametiyle var eden Allah Azze ve Celle'dir.
Senin O'nu sorgulamaya hakkın yoktur.
Bunu sorgulamak en büyük edepsizliktir; sadece kendine zarar verir ve sana hiçbir fayda sağlamaz.
Sen teslim ol; "eslim teslem", yani İslam'a gir ki selamet bulasın.
Çünkü önceki peygamberlerin getirdiği din de İslam'dır. Ancak insanlar o dinleri bozmuş, değiştirmiş ve kendi kafalarına göre "Şu peygamber şöyle yaptı, bu peygamber böyle yaptı" diyerek peygamberlere iftira atmışlardır.
Sonrasında ise Allah Azze ve Celle'ye karşı gelerek küfre girmişlerdir.
Bu yüzden yalnızca Müslüman selamettedir.
Her şey tam da Allah'ın dilediği gibi olmaktadır.
O'nun iradesi dışında gerçekleşen hiçbir şey yoktur.
Bu sebeple isyana kalkışmayın ve itiraz etmeyin.
Eğer bir şey yapacaksanız, sadece dua edin.
Dua edin ki Allah sizlere selamet versin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in de müjdelediği gibi, Allah tez zamanda bizi kurtaracak o zatı göndersin.
Hz. Mehdi Aleyhisselam geldiğinde tüm hakikatler ortaya çıkacak, zulüm bitecek ve yeryüzüne güzellik hâkim olacaktır.
Bizim vazifemiz sabırla onu beklemektir.
Hiçbir şeye isyan etmemize gerek yoktur.
Sen istediğin kadar isyan et, sence bundan kim sevinç duyar?
Sadece şeytan sevinmiş olur.
Kaybeden ise sadece sen olursun, başkası değil.
Çünkü bütün kâinat bir olup karşı gelse dahi, bunun Allah Azze ve Celle'ye zerre kadar zararı dokunmaz, O'na zerre kadar tesir etmez.
Sen kimsin ki abuk subuk konuşarak kendini bir şey zannediyor ve Yaratıcı'ya karşı geliyorsun?
Buna çok dikkat etmek gerekir. Bugünlerde moda olmuş; bazı insanlarda alışkanlık hâline gelmiş. Güya adaleti savunuyormuş gibi, "Bu kadar kötülüğe Allah Azze ve Celle neden mani olmuyor?" diyorlar.
Hâlbuki Allah'ın yarattığı her şeyin bir hikmeti, her olayın bir vakti ve bir oluru vardır.
Allah, hepimizi kendi nefsimizin şerrinden muhafaza eylesin.
Allah, bizleri bu tür şerlerden ve kötü insanlardan da muhafaza etsin, inşaAllah.