السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Cuma hutbesinde okuduğumuz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
Kendisine hizmet eden Sahabe-i Kiram'dan Enes Efendimiz'e diyor ki:
"Sabah akşam, kalbinde kimseye karşı bir aldatma olmadan durabiliyorsan, bunu yap. Zira bu, benim sünnetimdir." diye buyuruyor Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem.
Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem, "Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur." diye devam ediyor.
"Beni seven de cennette benimle beraber olur."
İşte bu, bütün İslam'ın özetidir.
Müslüman bir insanın buna gayret etmesi gerekir.
Kimseyi kandırmamalıdır.
Kimseye eziyet etmemelidir.
İster yakın ister uzak olsun, herkes için iyilik düşünmelidir.
Peygamber'in sünnetine tâbi olmak için menfaati uğruna kötülük düşünmemelidir.
Peygamberimizin sünneti, tarikat için çok mühimdir.
Zaten Peygamber Efendimiz'i sevmek, O'nun yolundan gitmek ve sünnetlerini yerine getirmek, edebin başıdır.
Tarikat, edep üzerine kaimdir.
Edep de güzel ahlak demektir.
Güzel ahlak ise iyilik yapmak ve daima iyilik düşünmektir.
Kalbinden kötülük geçirmemek, kötülüğe meyletmemektir.
İnsanlar için daima hayır dilemelisin ki sana da hayır gelsin.
Böylece cennette Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ile beraber olabilirsin.
En büyük gayemiz de budur.
İnsanoğlu, "Ben niye yaratıldım?" diye düşünür.
İşte tam da bunun için yaratıldın.
Allah, seni ahirete hazırlamak için dünyaya gönderdi.
O'nun yolunu takip etmen için seni bu dünyaya gönderdi.
Yoksa başka bir amaç için yaratılmış olsaydın, o amaçla yaratılmış nice varlık zaten var.
Dört ayaklılar böyledir; sadece yer, içerler.
Onların hayatı yiyip içip ölmekten ibarettir.
Başka bir gayeleri yoktur.
Onların, "Bir iyilik yapayım" gibi bir düşünceleri yoktur.
İnsanoğlunun bunu düşünmesi gerekir. Zira Peygamber Efendimiz (S.A.V.) insanların efendisi ve en yücesidir.
O'nu örnek alıp yolundan gitmek gerekir.
O'nun yolundan giden kazanır.
O'nun yolundan gitmeyip de Allah yolunda olmayan birinin peşinden giden kimse, kendine fayda sağlayamaz.
Zarar görebilir ama fayda asla bulamaz.
Allah yolunda olmayan birinin peşinden gitsen, belki bazı konularda fayda görürsün ama çoğu zaman faydadan çok zarar edersin.
İşte bu yüzden Allah yolunda olmak gerekir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda olmak gerekir.
Peygamber Efendimiz'in sünnetine riayet etmek gerekir.
Buna dikkat etmek gerekir.
Zira şeytanın yolu çoktur.
Şimdi yeni türeyen, "Biz de Müslümanız" diyen çok kişi var. Doğrudur, Müslüman'dırlar ama istifade etmeyi bilmiyorlar.
Bu yoldan istifade etmeye "günah" diyorlar.
"Sünneti takip edersen yoldan çıkarsın." diyorlar.
"Peygamber de bizim gibi bir insandı." diyerek insanları kandırıyorlar.
İşte bunlar, Peygamber'e itibar etmeyen ve insanları kandıran kimselerdir.
İtibar etmeyince de Peygamber Efendimiz'e karşı ne sevgi kalıyor ne de hürmet.
Hal böyle olunca, onların ahirette işleri zordur.
Aslında dünyada da zordur.
Çünkü onların kalplerinde daima aldatma, yalan ve her türlü kin vardır.
İnsanlar için iyilik değil, kötülük düşünürler.
Onlar, "Allah affeder, biz affetmeyiz." derler.
İşte öyle insanlardır.
Allah, bizleri onların şerrinden muhafaza etsin.
Çünkü onların şerri, şeytanın şerridir.
Allah affedicidir, Allah bağışlayıcıdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Kalbinde kimseye karşı bir aldatma niyeti bile taşıma." buyuruyor.
Kalbine, "birini kandırayım" düşüncesini dahi sokma.
Allah, bizi inşallah Peygamber Efendimiz ile beraber eylesin.
İnşallah biz de O'nun yolunda olur, sünnetine uyarız.
İşte tarikat budur.
Tarikat, "yol" demektir.
Bu yol da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
2025-11-13 - Lefke
مَّا يَفۡتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحۡمَةٖ فَلَا مُمۡسِكَ لَهَاۖ وَمَا يُمۡسِكۡ فَلَا مُرۡسِلَ لَهُ (35:2)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"Allah, rahmetini gönderdiği vakit kimse ona mâni olamaz, onu tutamaz."
İşte bu gördüğümüz her türlü şey rahmettir; yağmura da rahmet denir.
Bu, Allah'ın insanlara, yeryüzüne, her tarafa olan rahmetidir.
Aylardır yağmıyor.
Sırf burası değil, her tarafta yağmur yok.
E hadi yapın bakalım! O kadar teknoloji geliştirdiniz, “çok şey biliyoruz” diyorsunuz, hadi bir yağmur yağdırın bakalım! Olmaz.
Rahmetini tuttuğu vakit de kimse o rahmeti veremez.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de hadisinde buyuruyor.
Allah Azze ve Celle bu dünyayı yaratmış, onun her türlü ihtiyacını vermiştir.
Bu, Allah'ın hikmetiyledir; çok bilmiş insanların işi değildir. Allah yaratmış, onun ihtiyaçlarını vermiştir.
Bu yerkürenin ihtiyacı neyse hepsini vermiştir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diyor ki, yeryüzünde 24 saat içinde hiç durmadan muhakkak yağmur vardır.
Yağış var.
Ama Allah nereye kısmet ettiyse, istediği yere yağar.
Dediğimiz gibi, bazı insanlar kendilerini çok akıllı zanneder; "su buharlaştı, bulut oldu, sonra da yağmur yağdı" derler. Doğru, buharlaşıyor, bulut oluyor, yağıyor ama bu, Allah'ın istediği yere, istediği gibi oluyor.
İşte bu dünyanın bir kısmeti var; 24 saat içinde muhakkak bir yerlere yağış düşüyor.
Ama istediğin yere yağmaz.
Bazı yerler kupkuru kalır, bazı yerleri de selle, yağmurla batırır.
Bu da Allah Azze ve Celle'nin kudretini gösteriyor.
İman edenler buna inanır.
İmanı olmayanlar ise "yok şuydu, yok buydu" diye bahaneler bulur. Hâlbuki bu, Allah'ın rahmetidir.
Bunun için ne lazım?
Allah Azze ve Celle'ye itaat etmek, O'nun rahmetini duayla dilemek lazım. Dua edeceksin ki Allah o rahmetini sana göndersin.
Dua neyle kabul olunur?
Her dua hemen kabul olunmayabilir ancak Peygamber Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salavat getirirsen, o vakit kabul olunur.
Duanın başında ve sonunda Peygamber Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salavat getirirsen, o aradaki duan da kabul olur. Çünkü salavat, Allah Azze ve Celle katında makbuldür.
Şimdi bakıyorsun, yağmur duasına çıkıyorlar.
Salavat getirenler oluyor ama bazı yerlerde, Peygamber Efendimiz'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah katındaki azametini, hürmetini bilmiyorlar.
"O da bizim gibidir" diyerek salatüselam getirmeden yağmur namazı kılıyor, yağmur duası yapıyorlar. Ondan sonra da "Kaç defa duaya çıktık, yağmur yağmıyor" diyorlar.
Tabii ki yağmaz. Sen, "Peygamber Efendimiz'in yüzü suyu hürmetine" demezsen olmaz.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) daha çocukken, sabiyken, kuraklık olduğu vakit onun yüzü suyu hürmetine dua edilince bütün çöl yeşermiş.
Ama bunu yapmayınca, ona inanmayınca, işte o vakit al sana kuraklık.
Allah denizin ortasına yağdırıyor, sen ise ağzın açık bekliyorsun; yağmur yok.
Bir yere yağdırıyor, orayı batırıyor; öteki tarafta yok.
İşte bu, Allah Azze ve Celle'nin kudretidir, azametidir. O, istediğini yapar. Kimse O'na istediğini yaptıramaz.
Ne teknoloji yağmur yağdırabilir ne de başka bir şey.
Onun için, rahmet yağınca bunun Allah'ın lütfu ve inayeti olduğunu bilip sevinmek lazım.
"Allah daim etsin" diye şükretmek lazım. Çünkü şükredince nimetler çoğalır, daim olur.
Şükür olmayınca ise... Şimdi çoğu insanda şükür yok, şikâyet çok.
Verilen nimetleri beğenmiyorlar ama ondan sonra da rahmet istiyorlar.
Affedersin, sen Allah Azze ve Celle'ye kafa mı tutacaksın?
İstediğin kadar kafa tut, zararı senden başkası çekmez.
Allah muhafaza etsin.
Allah nimetlerini daim etsin.
Hakikaten, bir iki senedir hem manevi hâlimiz hem de insanların genel durumu çok bozuk.
Ondan dolayı da bu rahmet kesiliyor.
Onun için tövbe istiğfar etmek, Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp yakarmak lazım ki O, nimetlerini çoğaltsın ve daim etsin inşa'Allah.
Çünkü bu su meselesi kolay bir şey değil.
مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ (21:30)
Allah Azze ve Celle, "Her canlıyı sudan yarattık" diye buyuruyor.
Bütün bu canlılar susuz olmaz.
Su hayattır, hayat da Allah Azze ve Celle'nin verdiği bir nimettir.
Onun için Allah'a şükredelim, Allah ziyade etsin inşa'Allah.
Bizi affetsin. Hepimiz günahkârız.
Allah, tövbe ve istiğfarlarımızı kabul edip merhametiyle rahmetini göndersin inşa'Allah.
2025-11-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرٖ وَأُنثَىٰ (49:13)
Allah Azze ve Celle, "Sizi bir kadın ve bir erkekten çoğalttık." diye buyuruyor.
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı insanlar iki çeşittir.
Ya kadın olur ya da erkek olur.
Onların da her birinin ayrı ayrı özellikleri vardır.
Allah öyle yaratmış.
Onun için o yaratılış neyse, onu kabul edip gereğince yaşamak gerekir.
Şimdiki insanlar ise bunu kabul etmiyor.
"Ben ondan eksik değilim, o benden üstün değil." diyerek her şeyi birbirine karıştırıyorlar.
Sonra onu da bırakıp başka haltlar karıştırıyorlar.
Bu yüzden yaptıkları şeyin insanlara bir faydası olmuyor.
Yani zarardan başka bir şey getirmiyor.
Allah'ın verdiğine razı olacaksın.
Sen adamsan adamsın, kadınsan kadınsın.
Başka türlü olmaya çalışmaya gerek yok.
Şimdi şeytan insanları kandırıyor.
"Sen böyle olursan daha mutlu, daha iyi olursun." diyor.
İnsan kendi durumundan razı olmuyor.
Allah'ın yarattığına razı olmuyor.
Problem birken bin oluyor.
Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olmazsan hiçbir zaman mutlu olamazsın.
Hiçbir zaman başarılı olamazsın.
Belki dünyada başarılı gibi görünebilirsin ama aslında öyle değildir.
Sen ne yaparsan yap, insanlar sana iyi gözle bakmaz.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin yarattığı şekilde kalmak lazım.
En önemlisi de ibadetlerini yapmaktır.
Çünkü Allah insanları ve cinleri kadın veya erkek olsunlar diye değil, ibadet etsinler diye yaratmıştır.
O yüzden bu gibi başka şeylerle uğraşmaya gerek yok.
Başka fikirlere kapılarak -ki onlar zaten hakikati aramazlar- sırf nefsini tatmin etmek için "daha değişik olayım, şöyle olayım, böyle olayım" diyerek Allah'ın yarattığını kabul etmezler.
Böylece daha da mutsuz olur, durumu daha da kötüye gider.
Allah muhafaza etsin.
Bunlar ahir zamanın fitneleridir.
Eskiden böyle şeyler nadiren duyulurdu.
Şimdi her tarafta duyuluyor, görülüyor.
Allah hepimizi şeytanın ve nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
2025-11-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ (49:10)
Mü'minler kardeştir, buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Tabii, kardeşler arasında da ihtilaf çıkar.
Araya girip onların ihtilaflarını giderin, buyuruyor.
Onları barıştırın.
Barıştırın ki Allah'ın rahmeti üzerinize insin.
Beraberlikte rahmet var, Allah'ın inayeti var.
Kavga etmek, darılmak Allah'ın sevmediği şeylerdir.
Onun için, "Mutlaka ıslah edin." buyuruyor.
Yani araya girin.
Hak kimde, haksızlık nerede diye bakın; nasihat edin, öğüt verin.
Onlar barışsınlar.
Çünkü dargın kalmak caiz değil, buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bir mü'minin bir mü'mine üç günden fazla dargın kalmaması gerektiğini buyuruyor.
Bu dünya şeytanla, vesveseyle dolu, her türlü güvensizlik var.
Bu yüzden ihtilaflar olur.
O ihtilafı kaldırmak gerekir ki rahmet insin.
Rahmet, Allah Azze ve Celle'nin verdiği, paha biçilmez büyük bir nimettir.
Ama insanlar maddiyata bakıyor.
"O manevi bir şeydir, bana ne?" der.
Yahut insan onu hiç aklına bile getirmiyor.
Hâlbuki asıl mühim olan odur.
Baki olan odur.
Öteki geçicidir.
Onun için dünya yahut başka şeyler için dargınlık, küslük olmaz.
Bunu Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hadis-i şerifinde buyuruyor.
Üç günden fazla dargın kalmak caiz değildir.
Allah muhafaza etsin.
Bu da işte nefsin hastalıklarından, nefsin kötülüklerindendir.
İnsan, ufak bir şey için işi büyütüp ihtilaf çıkarır.
İhtilaf olunca da huzur kalmaz, bereket kalmaz.
Allah muhafaza etsin.
Dargınları da Allah barıştırsın inşa'Allah.
2025-11-11 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İmam namazı bitirinceye kadar onunla birlikte namaz kılan kimseye, geceyi ihya etmiş gibi sevap yazılır."
Yani, imamla birlikte farzı ve sünnetleri kılan kimse, bütün geceyi namaz kılmış, Allah'a ibadetle geçirmiş gibi sayılır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gecede öyle bir saat vardır ki, o saatte bir Müslüman, Allah'tan dünya ve ahirete dair bir hayır diler ve duası o saate denk gelirse, Allah ona istediğini mutlaka verir."
Bu saat, her gecede vardır.
Yani gece namazına kalkıp dua eden, muhakkak o saate rastlar inşallah.
Bu, duaların makbul olduğu bir saatmiş.
Ve bu her gece böyledir.
Sadece bir gün değil, her gece teheccüde kalkıp dua eden kişi, Allah'ın izniyle o icabet (duanın kabul olduğu) saatine denk gelir inşallah.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle üç kişiyi sever ve üç kişiye buğzeder.
Yani Allah Azze ve Celle onlardan nefret eder, onlara gazap eder.
Allah'ın sevdiği üç kişi şunlardır:
Birincisi; bir topluluktan, aradaki akrabalık bağına dayanmadan sırf Allah rızası için bir şey isteyen kişiye, diğerleri vermediğinde gizlice kenara çekilip, Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği şekilde onun istediğini veren kimsedir.
Yani, bir topluluktan Allah rızası için bir şey isteyen ve geri çevrilen kişiye, o topluluktan birinin gizlice ve yine Allah rızası için yardım etmesi, o yardım edeni Allah'ın sevdiği kullardan biri yapar.
Gizlice yardım edip o kişiyi sevindiren kimsedir.
İkincisi; gece yolculuk yapan bir topluluk, uykuları gelip de uyumaktan daha tatlı bir şeyin olmadığı bir anda konaklayıp yattığında, onlardan birinin uyumayıp nöbet tutarak Allah'a dua eden ve O'nun ayetlerini okuyan kişidir.
Eskiden tabii yolculuklar kervanlarla yapılırdı.
Muhakkak birisinin onları beklemesi gerekirdi.
İşte o kişi, Allah rızası için onları beklerken, onlar uykudayken hem dua eder hem ibadet eder.
Bu da Allah'ın sevdiği üç kulundan biridir.
Üçüncüsü; bir birliğin düşmanla karşılaşıp hezimete uğradığı sırada kaçmayıp, ya şehit olana ya da zafer kazanana dek savaşan kişidir.
Savaştan kaçanlar ise Allah'ın sevmediği insanlardır.
Kaçmayıp düşmana karşı duran ve ya zafer kazanan ya da şehit olan kişi de Allah'ın sevdiği üçüncü kişidir.
Allah'ın sevmediği üç kişi ise şunlardır: Zina eden ihtiyar.
Hem yaşlı, hem zina ediyor.
Allah o insana buğzeder, onu sevmez.
Kibirli fakir.
Hem fakir, hem kibirli.
Onu da Allah sevmez.
Ve zalim zengin.
Parası olduğu için başkalarına zulmeden zengin de Allah'ın sevmediği kişilerdendir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine bir hadisinde buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle üç kişiyi sever, üç kişiye de buğzeder.
Sevdiği üç kişiden biri; düşman birliğiyle karşılaşıp, ya şehit oluncaya ya da arkadaşlarına zafer getirinceye kadar onlarla göğüs göğüse çarpışan kişidir.
Yani düşmanı görüp kaçmayan, onlarla mertçe savaşan insandır; "ya zafer kazanırım ya şehit olurum" diyen kimsedir.
Bu, Allah'ın sevdiği insanların ilkidir.
Diğeri; uzun bir yolculuğa çıkan bir topluluk konakladığında, hepsi yorgunluktan bitap düşüp uyurken, onlardan birinin bir kenara çekilip, yola çıkma vakti gelip arkadaşlarını uyandırana dek namaz kılan kişidir.
Birisi onları beklemek zorundadır.
İşte bu insan, onları hem bekler hem de onlar uyanana kadar ibadetini yapar.
Bu da Allah'ın sevdiği ikinci kişidir.
Üçüncüsü ise; kendisine eziyet eden komşusuna, o komşu ölene veya oradan taşınana kadar sabreden kişidir.
Yani komşusunun eziyetine sabreden insan da Allah'ın sevdiği bir kuldur.
Komşusunun sıkıntısına katlanıp sabreden insan, Allah'ın sevdiği üç kuldan bir diğeridir.
Allah'ın sevmediği kişilerden biri, yeminli tüccardır.
Bir mal satmak için bin tane yemin eden, "Vallahi, billahi şöyledir, böyledir, kurtarır, kurtarmaz, çok iyidir." diye yemin eden tüccarı Allah Azze ve Celle sevmez.
Satacaksan, malın ortada, değeri neyse odur.
Yemin etmeye gerek yoktur.
Elbette malının güzelliğini anlatabilirsin ama yemin etmeye gerek yok.
Diğeri, kibirli fakirdir.
Hem fakir hem kibirli.
Bu da Allah'ın sevmediği kişilerdendir.
Fakirsin, Allah seni bu şekilde imtihan ediyor, bari sen kibirlenme.
Ve bir diğeri de, verdiğini başa kakan cimridir.
Hem cimridir hem de bir iyilik yaptığında "ben verdim, ben ettim" diye başa kakar. Bu kişiyi de Allah sevmez.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Üç kişi vardır ki Yüce Allah onları sever."
Biri, gecenin bir kısmında kalkıp Allah'ın Kitabı'nı okuyan.
Yani geceleyin Kur'an okuyan, teheccüde kalkan kimsedir.
Diğeri, sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen.
Yani sadakayı o kadar gizli verir ki, deyim yerindeyse, sağ elinin verdiğini sol eli bilmez. İşte bu kişiyi de Allah sever.
Öbürü de bir birlikte savaşıp, arkadaşları kaçtığı halde kendisi kaçmayıp düşmanla çarpışan mücahittir.
Yani birlik yenilmiş, askerler kaçıyor.
Fakat o kaçmayıp, düşmanın karşısında durmaya devam eden mücahittir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah şu üç kişiden razı olur."
Onlara merhamet eder.
Bunlar; gece namazına kalkan kimse,
namaz için saf tutan cemaat ve savaş için saf tutan mücahitlerdir.
Allah Azze ve Celle onların bu hallerinden çok hoşnut olur, sevinir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan, namaz için karısını uyandıran, kalkmak istemediğinde ise yüzüne su serpen kimseye Allah rahmet etsin."
"Yine gece kalkıp namaz kılan, namaz için kocasını uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kadına da Allah rahmet eylesin."
Allah'ın rahmeti onların üzerine olsun, diyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece yarısı kılınan iki rekât namaz, küçük günahlara kefarettir."
O gün işlenen küçük günahları Allah affeder.
O iki rekâtla.
Sadaka Resulullah fîmâ kal ev kemâ kal.
2025-11-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: "Ahir zamanda ilim kalkacak."
Nasıl olacak?
İyi âlimler ortadan kalkacak.
Onların yerine cahil insanlar konuşacak.
İnsanları dinden uzaklaştıracaklar.
Doğru yoldan uzaklaştıracaklar.
Şimdi o zamanda yaşıyoruz.
Kafasına bir başörtüsü takan, sakal bırakan kimileri ortaya çıkıp büyük âlimlere, büyük imamlara, dini bu zamana kadar güzel bir şekilde ulaştıran insanlara küfrediyorlar.
Onların dediklerini kabul etmiyorlar.
Laf dolu. Konuşuyorlar, konuşuyorlar.
Onlar insanlara hidayet değil, dalalet öğretiyorlar.
Cehalet öğretiyorlar.
Onun için bu gibi insanları dinlememek en iyisidir.
Onları sakın açıp da "ne diyor" diye dinlersen kalbine hastalık ve şüphe girer, imanın zayıflar.
İmanın zayıflaması en kötü şeydir.
Çünkü iman bir cevherdir.
Onu kaybetmemek lazım.
Bu bahsettiğimiz insanlarda iman yoktur.
İslam var ama iman yok.
İman büyük bir mertebedir.
Ona dikkat etmek lazım.
O insanlarla ne konuşmak, ne onları dinlemek, ne de yanlarından geçmek gerekir.
İstedikleri kadar orada, haşa minel huzur, havlasınlar.
Yaptıkları başka bir şey değil.
Çünkü âlimlere, mezhep imamlarına, itikat imamlarına laf atan insanlar havlamaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Ama işte onları dinlersen sen de havlamaya başlarsın.
Allah muhafaza etsin.
Bu zaman tam bir fitne zamanıdır.
"Ne diyor bu adam, doğru mudur?" diye sorgulamaya başlarsan tehlikeye girersin. İman sahibi olmak kolay değildir.
Onu sakın kaybetmeyin.
Sakın öyle uçurumların kenarlarına gitmeyin.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Kendinizi tehlikeye atmayın." buyuruyor.
En büyük tehlike, imanı kaybetmektir.
Allah muhafaza etsin.
Fitne fesat çoktur.
Cahiller çoktur.
Kendini bilmez insanlar çoktur.
O insanlarla muhatap olmak, onları dinlemek, onlara bakmak iyi değildir.
Dediğimiz gibi, bu insanların eline bir fırsat geçmiş.
Eskiden üç beş kişi bir yerde konuşsa kimse bilmezdi.
Şimdi ise eline mikrofonu alan, kameranın karşısına geçip bu alet edevatla o çirkefliği, pisliği her tarafa yayıyor.
Allah muhafaza etsin.
Şeytanın ve bu insanların şerrinden korunmak lazım. Bunlar şeytandan daha şerlidir.
Şeytan yanlarında zavallı kalır.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Ümmet-i Muhammed'i doğru yoldan ayırmasın.
2025-11-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌۭ (4:128)
Allah Azze ve Celle, "Sulh yapmak, yani anlaşmak, hayırlıdır" buyuruyor.
İnsanlar bunu uygulasa, mahkemelerde bugünkü gibi senelerce, onlarca yıl süren davalar olmazdı.
Allah Azze ve Celle, "Sulh yapmak hayırlıdır" diye buyuruyor.
Sen zarar ettim zannedersin.
Hayır, zarar etmezsin.
Hem vaktini kazanmış olursun.
Hem sağlığını kazanmış olursun.
Çünkü kavga etmek, bir şeyin peşine düşüp inatlaşmak insanı yorar.
Hem manevi, hem psikolojik, hem de bedenen yorar.
İşte bu yüzden, Ahkemü'l-hâkimîn ve A'lemü'l-âlimîn olan Allah, bize en güzel yolu gösteriyor.
Her işinde Allah Azze ve Celle'nin yolunda olan insan rahat eder.
Ama kendi nefsinin peşine düşüp "Ben haklıyım, benim kazanmam lazım" derse, öteki de "Ben haklıyım" der.
Hâlbuki ikisi de anlaşsa, ikisi için de hayırlı olur.
Bu yüzden bu meselelerde inatlaşmanın bir faydası olmaz.
Kazansan bile bir hayrı olmaz.
Hem vaktini kaybetmiş olursun hem de sinirlerin yıpranır.
Kazandığının da bir şeye yaramaz.
Onun için ne kadar problemin olursa olsun, anlaşma yoluna git. Kaybettiğini düşünsen bile "tamam" de.
Onun faydasını görürsün.
Yoksa "Ben nasıl olsa kazanırım" dersen, kazansan bile yine bir faydası olmaz.
Allah Azze ve Celle, insanlara gösterdiği yoldan gitmeyi nasip etsin ki rahat etsinler.
Hem dünyada rahat ederler hem de ahirette kazanmış olurlar.
Aksi takdirde insanlar, bu dünyada kavga ederek kendilerini mahkemelerde süründürürler.
O zaman da kazanan sadece avukatlar olur.
Başka da kazanan olmaz.
Yani tanıdığımız, bildiğimiz insanlar var.
Nice insan evini barkını mahkemelerde kaybetmiştir.
Kazanan avukatlar olmuş.
Avukat da der ki: "Sen bu davayı aç, nasıl olsa kazanırız."
15 sene geçmiş, 15 ev gitmiş.
Kimin cebine?
Avukatların cebine gitmiş.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin emrine itaat edin.
Size gösterdiği yoldan gidin ki rahat edesiniz.
Allah hepimize yardım etsin.
Bizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin inşa'Allah.
2025-11-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Hayırlara vesile olsun.
Bu meclisler, Allah'ın sevdiği meclislerdir.
Şimdi, ihvandan biri soruyordu.
"Burası nasıl, neresini daha fazla seviyorsun? Fark oluyor mu?" diye soruyorlar.
Allah'a şükür, biz nereye gitsek oradaki dergahın hali, dünyanın meşgalesinden, onun iyi veya kötü yönlerinden etkilenmez.
Yabancılık çekmiyoruz.
Nereye gidersek gidelim, Allah'a şükür, o güzel meclis her yerde aynıdır.
Çünkü Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisidir.
O'nun yoludur.
Bunlar ihlasla yapılan işlerdir.
İnsanlar ihlasla bir araya geldiği için, bütün dergahlarımız, ister dünyanın en zengin ister en fakir memleketinde olsun, aralarında hiçbir fark olmuyor.
Yani yabancılık çekmiyoruz.
Nereye gidersek gidelim, nasıl yolculuk yaparsak yapalım, Allah'a şükür, o tecelli, o güzellik hep aynı oluyor.
Onun için dünyanın öbür ucuna gidip gelsek de yine yabancılık yok.
Allah için kaç yer dolaştık.
Kaç yere gittik; uzun, kısa nice yolculuk, nice sefer yaptık ama Allah'a şükür, hiç yabancılık çekmeyiz.
Çünkü mühim olan Allah ile olmak, Allah yolunda olmaktır.
Allah yolunda olmayınca insan, "şuraya gidelim, buraya gidelim" diye amaçsızca dolaşır.
Biz Allah rızası için yolculuğa çıkıyoruz.
İhvanların o samimiyeti sayesinde, Allah'ın izniyle, ne yabancılık ne de zorluk oluyor.
Onun için, Allah ile beraber olanın yolculuğu kolay olur.
Herkes yolcudur.
Yol ahirete gidiyor.
O yol güzel olsun inşallah.
Kötülüklerle dolu olmasın.
Başkalarını gördüğümüzde onlara acımak, onları ayıplamamak lazım.
"Ben doğru yoldayım, ötekiler ters yolda" diye kibre kapılmamalı. O durum da Allah'ın onlara olan takdiridir.
Onlar zavallı insanlardır.
Allah onlara da hidayet versin.
Bu güzel yolu bulsunlar da ters istikamete gitmesinler.
Ters istikamete giden bir yere varamaz.
İşi her zaman zor olur.
Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bir kolaylık bulamaz.
Allah muhafaza etsin.
Allah, çoluk çocuğu ve Ümmet-i Muhammed'i şeytanın şerrinden muhafaza etsin. Şeytanın şerri bugünlerde çok büyük.
Yani, insanı doğru yolda giderken bile saptırabilir.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür, selametle gidip geldik.
Uzun bir yoldu.
Allah yardım etti.
İnşa'Allah Allah rızası için olmuştur.
Allah kabul etsin.
Tabii, bu uzun bir yolculuktu; biz daha önce de yapmıştık bu yolculuğu.
"İkinci defa olur mu?" derken Allah nasip etti, gittik.
Maşa'Allah, oradaki insanlara Allah hidayet verince onlar da nasipleniyor.
Orada, Şeyh Baba'nın bereketiyle, onun himmetiyle binlerce kişi İslam'a girdi.
Tarikata girmişler.
Kendi hâllerinde gayret ediyorlar.
Hem dini, İslam'ı yaymaya hem de oradaki insanlara faydalı olmaya çalışıyorlar.
Allah onlardan razı olsun.
Bize ikramda bulundular, hürmet ettiler.
Akraba ve taallukatlarından kim varsa, onlarla da görüşüp İslam'a girmeleri için yardımcı oldular.
Hidayetlerine vesile olmak için dua istediler.
Mümin, Müslüman bir insan, bir güzellik görünce başkası için de aynısını ister.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "el-akrabûne evlâ bi'l-ma'rûf" buyurur.
Yani, "Bir iyilik yapacaksan, en başta akrabalarına yapmalısın." demektir.
Bu yüzden onlar da devamlı akrabalarını, ahbaplarını hem tebliğ etmek hem de bu güzelliği göstermek için davet ettiler.
Onlar da hazır bulundular.
Onlardan da katılan çok oldu, Allah'a şükür.
İnşa'Allah bu, hidayetlerine vesile olur.
Orası çok uzak bir yer olduğu için eskiden oraya giden çok Müslüman olmuş.
Ama tabii onların en büyük zorluğu, oraya Müslüman olarak gitmeleriydi.
Cemaatleri yoktu, tarikat yoktu, hiçbir şey yoktu.
Onlar maalesef eriyip gittiler.
Ama inşa'Allah şimdi tarikat var. Zaten tarikat, şeytanın en sevmediği şeydir.
Şeytan tarikatı, hakikati sevmez; şeriatı da sevmez.
Şeriatı, mezhebi sevmez.
Meşayihi sevmez, Ehl-i Beyt'i sevmez.
Bunları sevmeyince de tutunacak bir dalı kalmaz, eriyip gider.
Allah'ın izniyle, onların vasıtasıyla nice insan hidayete erer inşa'Allah.
Çünkü tarikat, sağlam iman demektir.
Müslüman çok...
Oraya çok Müslüman gitti ama eridi.
Dedesi Müslüman, oğlu Müslüman ama torunun artık İslam'la alakası kalmıyor.
Yani ya dinden haberi yok ya da Hristiyan gibi olmuş.
İnşa'Allah bu defa... Zaten Mehdi Aleyhisselam da gelecek ama o vakte kadar Allah hidayet versin.
Allah o insanları da sevindirsin.
Ahbapları, akrabaları da İslam'a, tarikata girsinler inşa'Allah.
Zaten oradakilerin ilk başta İslam'dan haberleri yok.
Tarikat ve tasavvuf yoluyla giriyorlar, ondan sonra hidayete erip Kelime-i Şehadet getiriyorlar.
Beş vakit namazlarını kılıp bütün ibadetlerini yaparak oradakilere de örnek oluyorlar.
Allah onlardan razı olsun, bize çok ikram ettiler.
Bu 25 gündür beraberdik.
Allah hizmetlerini ziyade etsin.
Allah onları da bizi de sevindirsin inşa'Allah.
2025-11-03 - Other
Elhamdülillah, memleketimizden çok uzakta yaşayan bu insanlarla buluştuğumuz için Allah Azze ve Celle'ye şükrediyoruz.
Bizim yolumuz nur yolu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
Bütün peygamberler insanlara hakikati anlatmak, onları cennete götürmek için seyahat ettiler.
Bizim bu buluşmamız yalnızca Allah Azze ve Celle rızası içindir.
Allah Azze ve Celle bu meclisleri sever ve bereketlendirir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in pek çok hadis-i şerifi ve Allah Azze ve Celle'nin de, niyetin sadece Allah Azze ve Celle'nin rızası olduğu bu tür toplanmalar, bu tür buluşmalar hakkında pek çok buyruğu vardır.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde, Allah Azze ve Celle'nin, meleklerine, kendisi için toplanan bu insanların ayaklarının altına kanatlarını sermelerini emredeceğini buyurur.
O Azze ve Celle onlara rahmetini gönderir.
Ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, iki Müslüman kardeş Allah Azze ve Celle rızası için bir araya geldiklerinde, Allah Azze ve Celle onları mükafatlandırır.
Attıkları her adım için Allah Azze ve Celle onları bağışlar, mükafatlandırır ve derecelerini yükseltir.
Elhamdülillah biz de uzak bir yerden geliyoruz, inşaAllah bu hepimiz için bir mükafat olacaktır.
Bu gerçek bir kazançtır.
Bizler gerçek kazananlarız.
Çünkü bu, Allah Azze ve Celle'nin İlahi Huzurunda muhafaza edilecek ve biz bunu ahirette bulacağız.
Tıpkı onların [para] kazanıp bankaya koymaları gibi; pek çok yerde, bizim ülkemizde ve diğer ülkelerde.
Paralarını bankalarda saklarlar.
Ve çoğu zaman, bankalar paralarını geri vermez.
Fakat Allah Azze ve Celle'nin İlahi Huzurunda, sadece kısa bir süreliğine değil, sonsuza dek sizin için muhafaza edilir.
Bu, O'nun Azze ve Celle'nin insanlığa olan cömertliğindendir.
Allah Azze ve Celle Yaratıcı'dır.
Her şey O'nun Azze ve Celle'nin elindedir.
Her şey O'nun Azze ve Celle içindir.
Kainat ve her şey O'nundur Azze ve Celle. O'nun Azze ve Celle bizim ibadetlerimize veya yaptıklarımıza ihtiyacı yoktur.
Siz bunu yaparsanız, O Azze ve Celle memnun olur.
O Azze ve Celle sizin kazanmanızdan memnun olur.
İnsanlar başkalarının kazanmasını istemezler.
Milyonları olsa bile, bir şey vermekten mutlu olmazlar.
Servetleri onlara bin yıl yetecek kadar olsa bile, yine de vermezler.
Fakat Allah Azze ve Celle saymadan, بِغَيْرِ حِسَابٍ 'Bighayri Hisab' verir. "Onlara mükafatları hesapsız olarak verilecektir." (Kur'an 39:10).
Eğer bir iyilik yaparsanız, Allah Azze ve Celle sizi on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırır; ondan sonrasını, sizi nasıl mükafatlandıracağını ise yalnızca O, Allah Azze ve Celle bilir.
Bu, nasipli insanlar içindir.
Pek çok insan hakikati, bu güzel yolu bilir ama ona uymaz.
İşte bu yüzden Allah Azze ve Celle, O'nun Azze ve Celle sevgisi için, Allah Azze ve Celle rızası için toplanan sizin gibi insanlardan razı olur. Elbette, insanlar binlerce yıldır bu kıtada, bu bölgede yaşıyorlar.
Buranın yeni bir kıta olduğunu söylüyorlar.
Hayır, bütün bunlar Adem aleyhisselam'dan beri var.
Adem aleyhisselam insanlığın babasıdır.
Allah Azze ve Celle bütün insanlığı Adem aleyhisselam'dan yaratmıştır.
Ve O'nun Azze ve Celle hikmetiyle, Allah Azze ve Celle herkesin ne yiyeceğini, ne zaman yiyeceğini, nerede yiyeceğini, nerede öleceğini yazmıştır.
Allah Azze ve Celle bunu herkes için önceden takdir etmiştir.
Yani bu insanlar Allah Azze ve Celle için meçhul değillerdir.
Allah Azze ve Celle onları yaratmıştır.
Beş bin yıl, on bin yıl, bu insanların yeryüzündeki bu yere ne zaman ulaştıklarını Allah Azze ve Celle bilir.
İşte, Elhamdülillah biz bu kıtada birçok yeri ziyaret ettik.
Sonuçta biliyoruz ki, Allah Azze ve Celle Kur'an'da şöyle buyurmuştur: Bismillahirrahmanirrahim, وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ 'Ve li-Kulli Kavmin Hâd'
'Ve her kavim için bir hidayet rehberi vardır.' Her millet için onları hakikate yönlendirecek biri vardır.
Yani insanların toplandığı her yere Allah Azze ve Celle bir peygamber göndermiştir.
Burada da, bu bölgede de bir peygamber vardı.
Her yerde bir peygamber vardı.
Fakat tabii ki insanlar çabucak değişiyorlardı.
Belki peygamberle beş yıl geçirdikten sonra değiştiler.
Yavaş yavaş değişerek.
Ondan sonra bu bölgede peygamber olmadığını düşündüler.
Bu dünyadaki her yerde bir peygamber vardı.
Elbette bu peygamberler İsa aleyhisselam'dan önceydi.
Binlerce yıl geçti ve insanlar değişti.
Fakat hâlâ biraz saygılılar.
Veya uymaları gereken bir şey var ki, kendilerine faydası olmayan bir şeye tapmaya devam ediyorlar.
Bundan sonra, uzun yıllar bu şekilde yaşadılar.
Ne yaptıklarını bilmiyorum.
Ama sonunda, yeni bir yer bulduklarını söylediler.
Böylece gelip buraya yerleştiler.
Allah Azze ve Celle, insanlığın süresini tamamlamak için, yavaş yavaş onların bütün dünyayı dolaşmalarını sağladı.
Daha önce de söylediğimiz gibi, Allah Azze ve Celle onları buraya getirdi.
İyilik yaptılar - tabii ki çok da iyi değil; iyiden çok kötü ve daha kötü şeyler yaptılar.
Ama buraya geldiler çünkü rızıkları buradaydı, bu yüzden onu bu ülkede yemek zorundaydılar.
Fakat ne yazık ki bu insanlar zalimdi, kimsenin Allah Azze ve Celle'yi, dini veya başka bir şeyi düşünmesine izin vermiyorlardı.
Ve tabii ki, normalde iyi olması gereken dini başka bir dine çevirdiler, ama kendi fikirleriyle onu sadece insanlara zulmetmek için kullandılar.
Bu yüzden, Allah Azze ve Celle - SubhanAllah, bu kıtaya gelenler Müslüman olarak, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi yaşamaya çalıştılar, ama onlara bu fırsatı vermediler.
Allah Azze ve Celle onlara her şeyi verdi.
Bütün bu ülkeler maşaAllah, binlerce mil, uçakla, arabayla, yürüyerek gittik.
Harikaydı; çok zengindi.
Allah Azze ve Celle onlara her şeyi verdi.
SubhanAllah, her zaman burada sorunlar olduğunu duyuyoruz.
İnsanlar mutlu değil.
İnsanlar sorun çıkarıyor, diğer ülkeler gibi değil; burası güvenli değil.
Burada bir hikmet var.
Hikmet nedir?
Çünkü insanlara zulüm ve birçok kötü şey yapıldı.
Bu yüzden bu, insanlara miras olarak geliyor.
Ataların yaptıkları, yüzyıllar boyunca bugüne kadar geliyor.
Bu yüzden Müslüman ülkelerden bu kıtaya milyonlarca insanın geldiğini görebilirsiniz, ama İslam'dan hiçbir iz yok; belki sadece son 24 veya 30 yıldır var.
Bunun çözümü nedir?
Çözüm, tövbe etmek, Allah Azze ve Celle'den bağışlanma dilemek ve İslam'a gelmektir.
"Eslem teslem."
"Müslüman ol, selamete erersin."
Teslim ol, güvende olursun.
İslam barış dinidir.
Hiçbir zulmü kabul etmez.
İlk şey adalettir.
İslam'da bu çok önemlidir.
Bütün bu insanlar "Demokrasi" ve başka şeyler diyorlar; her zaman yeni bir şey getiriyorlar ama adaletleri yok.
Bu dünyada hiçbir ülkede adalet yoktur.
Kim "Bu ülkede veya şu ülkede adalet var" derse, yalancıdır.
Adalet gibi görünüyor ama onlar münafıktır.
Şöyle bir söz vardır: "El Adlü Esasü'l-Mülk." Adalet, mülkün (yönetimin), güzel bir hayatın temelidir.
Ve tarihe, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den son Osmanlı Sultanı'na kadar bakanlar, hiçbir adaletsizlik bulamazlar.
Bu ülkelerde sadece Müslümanlar değil, Yahudiler, Hristiyanlar, Budistler, Hindular da yaşıyordu.
70 farklı din vardı.
Fakat tabii ki, insanoğlunun ilk düşmanı kimdir?
Şeytan.
Şeytan insanoğluna iyi şeyler verilmesini istemez.
Son İslam yönetimi olan Osmanlıları yok ettiler.
Şeytan onu yok etti.
Ve bundan sonra en kötü yüzyıl olan 20. yüzyıl başladı.
Şimdi yüz yıldır, bütün dünya acı çekiyor.
Onlara vaatlerde bulundular, "Size şunu vereceğiz, size bunu vereceğiz," ama ne yaptılar?
Vermediler, aksine her şeyi aldılar.
Tarihte [gördüğümüz gibi], kimse sonsuza kadar hüküm sürmez.
Allah Azze ve Celle bize vaat etti, O Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in soyundan, O'nun sallallahu aleyhi ve sellem torunlarından birini gönderecektir ki, o inşaAllah [insanlığı] kurtaracaktır.
İnşaAllah, biz onu bekliyoruz çünkü dünya her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
İnşaAllah Seyyidina Mehdi aleyhisselam geldiğinde, onların şimdi her konuda yarattıkları bu kötü durumlar ve çözümsüzlükler, bütün bu sorunlar bitecek.
Adalet olacak.
Bütün dünya için bereket olacak.
Kimse kimseye zulmetmeyecek.
İnsanların bilmediği pek çok sır ve pek çok şey var.
Daha önce olanları görüyorsunuz: "Bu nedir? Şu nedir?"
İnsanlar merak ediyor.
İşte, her şey netleşecek.
Seyyidina Adem aleyhisselam'dan bugüne kadar ne olduysa.
Bu yeryüzünde kim yaşadı, orada kim yaşadı, bu dağda, bu denizde: bilinmeyen ne varsa ortaya çıkacak.
İnsanlık tarihi hakkında bildiklerimiz belki yüzde beşi bile değil.
O zaman her şey bilinecek ve o zamana ulaşanlar - inşaAllah yakındır - olanları anlaması ve bilmesi kolay olacak.
O zaman çok bereketli bir zaman olacak.
Bütün bu kötü şeylerden sonra çok güzel bir zaman olacak.
Fakat elbette bu, sadece kırk yıl sürecek.
Kırk yıl sonra, o zaman Seyyidina Mehdi gelecek ve Seyyidina İsa aleyhisselam onunla birlikte olacaktır.
Seyyidina Mehdi yedi yıl, Seyyidina İsa ise kırk yıl hüküm sürecektir.
Pek çok insan Seyyidina İsa hakkında aldatılmıştır.
Seyyidina İsa, Allah Azze ve Celle'nin bir mucizesidir.
O bir mucizedir.
Allah Azze ve Celle, Seyyidetina Meryem aleyhasselam'ı evlenmeden, bir erkek eli değmeden hamile bırakmıştır.
Onların "O, Tanrı'nın oğludur" demeleri saçmalıktır.
Bu nasıl olabilir?
Haşa, bu sadece bir örnek ama sanki bir karıncanın bir fille evlendiğini söylemek gibi bir şey.
Bu nasıl olabilir!
Allah Azze ve Celle'nin bir oğlu olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz!
Kimse Allah Azze ve Celle'nin nasıl olduğunu, nerede olduğunu, ne olduğunu hayal edemez!
Aklımızın bunu bilmesi imkansızdır.
Seyyidina İsa o zaman gelecektir.
O şimdi ikinci semadadır.
Onu öldüremediler.
Allah Azze ve Celle onu kurtardı ve o tekrar gelme vaktini bekliyor.
O zaman, inşaAllah, Seyyidina Mehdi ile birlikte olacak ve hüküm sürecektir.
Haçı kıracaktır.
İnsanlara domuz eti yedirilmesini kabul etmeyecektir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Şeriatı ile hükmedecektir.
Ve kırk yıl sonra vefat edecektir.
Onun yeri Medine'de, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanındadır.
Bilinir ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem peygamber kardeşlerinden bahseder ve O sallallahu aleyhi ve sellem, "Kardeşim İsa aleyhisselam" demiştir.
Dolayısıyla kırk yıl sonra, İsa aleyhisselam vefat ettiğinde, bu Kıyamet'in büyük bir alametidir.
Böylece Kıyamet yaklaşır ve insanlar yine dini, iyiliği terk edip tekrar nefslerinin peşine düşerler.
Bu, insanların tabiatıdır, çünkü onların şeytanı var, nefsi var.
Bir şey bulduklarında hemen peşine takılırlar.
O zaman iş bitmiştir.
Bu yüzden, böyle bir şey olmalıdır.
Allah Azze ve Celle bir duman gönderir.
Ve müminler bu dumanı kokladıklarında vefat edecekler ve geriye sadece inanmayanlar kalacaktır.
Sonra, Allah Azze ve Celle bütün bu insanları yok etmek için [bir şey] gönderecek ve bu, hayatın sonu olacaktır.
O zaman kimse hayatta olmayacak.
Herkes Kıyamet'i bekliyor olacak.
Kıyamet, inşaAllah, sonra kopacak ve herkes bu hayatta yaptığının karşılığını alacaktır.
Ve sohbetin başında söylediğimiz gibi, kazandığınız mükafatlar ve Allah Azze ve Celle'nin size verdikleri, o zaman sizin olacaktır.
İnşaAllah, yine samimi insanların bereketiyle, Allah Azze ve Celle insanları Allah'ın yoluna, rahmet yoluna getirir.