السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
وَفَوۡقَ كُلِّ ذِي عِلۡمٍ عَلِيمٞ (12:76)
Her ilim sahibinin, her âlimin üstünde daha büyük bir âlim vardır.
Tabii hepsinin üstünde Allah Azze ve Celle vardır; hepsinden büyük olan Allah Azze ve Celle'nin ilmi sonsuzdur.
Şimdi insanoğlu, "bir şeye eriştik" diyor.
Bu zamanın, bütün tarihin en büyük ilmine sahip olduğunu iddia ediyorlar.
O yanlıştır.
İlim sonsuzdur.
Öğrendikleri ilim bir nokta bile değildir. Allah Azze ve Celle'nin ilminin yanında hiçbir şeydir.
Yok yapay zekâ, yapmay zekâ, bilmem ne zekâsı... Makinelere de koymuşlar zekâyı.
İnsanlar bunlara şaşırıp kalıyor; "Nasıl oluyor, ne kadar büyük" diye.
Yahu bu hiçbir şeydir.
Allah Azze ve Celle'nin ilminin yanında toz kadar bile değildir.
Toz kadar olsa yine büyük bir şey sayılırdı.
Allah'ın ilminin yanında, bunların ortaya koyduğu şey nokta bile değildir.
Allah Azze ve Celle'nin azametinin hududu yoktur.
İnsanlar buradaki icatlarla bir şey yaptıklarını zannediyorlar.
Önemli bir şey sanıyorlar.
Halbuki onun hiçbir kıymeti yok.
Allah Azze ve Celle ile zaten mukayese yapılamaz.
"Allah bizden şu kadar fazladır, biz şu kadar azız" gibi bir kıyaslama bile yapılamaz.
Çünkü O'nun varlığıdır esas olan.
Bizim varlığımız sıfırdır, yoktur.
Gerçekten var olan tek, Allah Azze ve Celle'dir.
O'nun azametine ve kudretine boyun eğmek lazım.
Boyun eğmek lazım, teslim olmak lazım.
"Eslim teslem" buyurulmuş; yani teslim ol (Müslüman ol) ki selamete eresin.
Yoksa insanoğlunun "Ben bu kadar âlimim, ilmim var, şu kadar ileri gittik" diye iftihar edip kibirlenmesinin bir anlamı yoktur.
Tüm bunlar ancak Allah Azze ve Celle'nin ilmine, kudretine ve azametine teslim olunca fayda verir.
Yoksa bu hiçbir şeydir yani.
Bu ilimlere, buradaki dünya ilmine şaşırmamak lazım.
Gerçek ilim, Allah Azze ve Celle'yi bilmektir.
O'nu bilmedikten sonra, diğer hiçbir şeyin kıymeti yoktur.
Son nefeste Allah Azze ve Celle'nin lütfuna kavuşan, işte o kazanmıştır.
Yoksa çok süper zekâ, âlim, ulema denilen o bilgili insanlar...
Son zamanlarında akıl da kalmıyor, bir şey de kalmıyor; Allah muhafaza etsin.
O zekâ neye yaradı? Hiçbir şeye yaramadı.
Fayda veren şey, dediğimiz gibi, Allah'ın azametine boyun eğip teslim olmaktır, İslam'a girmektir inşaAllah.
Allah insanlara o güzelliği nasip etsin inşaAllah.
2026-01-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلّٗا كَثِيرً (36:62)
Allah Azze ve Celle bu ayette, şeytanın insanları yanlış yola saptırdığını bildiriyor. Dalalet demek; yanlış yol ve kötü işler demektir.
Şeytan kötülüğü emreder ve o yolu gösterir.
Hilelerle ve türlü oyunlarla insanları kandırıp yoldan çıkarır.
Onlar da gittikleri yolu doğru yol zannederler.
Hatta bunu başkalarına da zorla yaptırırlar.
Yaptıkları kötü olduğu halde iyi bir şey zannederler.
Bu nedir?
Bu, şeytanın kandırması ve insanları aldatmasıdır.
Onları yoldan çıkarır, onlar da önemli bir şey yaptıklarını sanırlar.
Halbuki bu yoldan gidenleri kötü bir akıbet, kötü bir hayat, kötü bir ölüm ve kötü bir ahiret beklemektedir.
Tabii bu dalaletin de değişik mertebeleri vardır.
Bazıları büsbütün sapıtmıştır; yani kâfirdirler. Kâfir; Allah’a inanmayan, Allah’ı tanımayan kimselere denir.
Yahut Ehl-i Kitap dışında kalanlar, putlara veya başka varlıklara tapanlar; bunlar da kâfir sayılır.
Bir de Ehl-i Kitap vardır; onlar da yine hakiki peygamberlerin yolundan gitmeyen insanlardır.
Onları da şeytan kandırmış, "Siz doğru yoldasınız" diyerek her türlü şeyi yaptırıyor.
Bir de Müslüman olduğu halde, dinden çıkmasa bile Müslümanlar arasında fitne çıkaranlar vardır.
Müslümanları öldüren, katleden yahut onlara eziyet eden insanlar vardır.
Bunlar da "Müslümanız" diyerek Müslümanlara kötülük yapan kimselerdir.
Onlar da dalalettedir.
Onların da ahirette cezaları vardır.
Yaptıkları her şey Allah katında mahfuzdur (kayıtlıdır).
Hiçbir şey gizli kalmaz, ahirette onlar da yaptıklarının cezasını çekecekler.
Allah insanlara, şeytana kanmasınlar diye akıl fikir vermiştir.
Eğer kanarsanız, cezanızı muhakkak çekersiniz.
Yol bellidir; Allah Azze ve Celle'nin yolu bellidir.
İki yol vardır: Ya şeytanın yolu ya da Allah Azze ve Celle'nin yolu.
İnsanların Allah Azze ve Celle'nin yolunu seçmeleri lazımdır, çünkü Allah onlara akıl vermiştir.
Bu dalalette olan, yani yanlış yolda giden bazı Müslümanlar "aklı" bile yanlış yorumluyorlar.
İmanın esası nedir? "Kur'an ve akıldır" diyorlar.
Kur'an tamam; ama "akıl" denilen şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği ve anlattığı ölçülerdir.
Sırf Kur'an yetmez... Kur'an vardır ama (rehber olan) akıl Sünnet'tir, Peygamber Efendimiz'in aklıdır.
Bizim kendi aklımız değildir.
Bizim aklımız o kadar kesmez.
Herkes kendi aklına göre hareket ederse ortalık karmakarışık olur.
İşte bahsettiğim, ayetteki "edalle" ifadesi dalaletten gelir; yani şeytan onları kandırdı demektir.
Onlar da kandırılmış oldukları halde alim, ulema diye geçiniyorlar.
Şeytan onlarla da oyuncak gibi oynuyor.
Allah bizleri şeytanın şerrinden ve o dalalet yolundan gitmekten muhafaza etsin.
Hepimizi doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.
2026-01-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقُلِ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ (18:29)
Allah Azze ve Celle, Hak kelamını söylememizi buyuruyor.
"İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin." diyor.
Bu, insanlara Allah Azze ve Celle'nin bir hikmetidir.
O'nun hikmetinden sual olunmaz.
O'nun ilmini biz mukayese edemeyiz.
Bizim ilmimizin sınırı bellidir; Allah Azze ve Celle'nin hududuna ise yetişemeyiz.
Makamı en yüksek olan, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dir.
O'nun hikmetlerine ve bildiklerine bizim ulaşmamıza imkan yoktur.
Onun için Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e buyurmuş:
"Bunu söyle; Hakkı söyle."
"İsteyen iman etsin, istemeyen kendi bilir."
Lakin iman etmeyenlerin hesabı zordur.
İman etmek büyük bir nimettir; her defasında dediğimiz gibi büyük bir şereftir.
Kazançtır, en büyük kazanç odur.
Çünkü dünyada kazanır, kaybedersin; bir şekilde idare edip gidersin.
Ölene kadar... Ama öldün mü, artık onun dönüşü yoktur.
Geri dönüşü olmaz.
Çünkü ruh bedenden çıktı mı onun yeri başkadır, cesedin yeri başka olur.
Artık ikisi bir arada olmaz.
O olmayınca da hiçbir şey fayda etmez.
Onun için Hakkı söyleyeceksin ama zorlamayacaksın.
İsteyen iman etsin.
Zaten zorlama yapamazsın.
İmanın en zayıf olduğu vakitteyiz şimdi.
Onun için "yok şöyle yapacağım, böyle yapacağım" değil, sen Hakkı söyle.
Hakkı söylerken kimseden utanmak, çekinmek olmaz.
Hak kelam budur.
Zorlama olmadığı için; ben bunu söylerim, kabul eden eder, etmeyen kendi bilir.
Zorla, kafasına vurarak yaptıramazsın, edemezsin.
O vakit sana zarar gelir.
Onun için bu kelam, Allah Azze ve Celle'nin güzel kelamıdır; makbul olan budur.
Hakkı söyle; isteyen kabul etsin, istemeyen etmesin.
"İnanıyorum" veya "inanmıyorum" dersen; inanırsan sen kazanırsın.
İnanmazsan büyük bir hüsran, büyük bir kayıp olur senin için.
Telafisi olmayan bir kayıp.
Son nefesini verirken imansız giderse -Allah muhafaza etsin- onun telafisi yok.
Dünyadayken yine telafisi olur; tövbe istiğfar edersin, Allah Azze ve Celle affeder.
Ama son nefes çıktıktan sonra artık telafi yoktur.
Onun için Hakla beraber olmak, Hakkı söylemek ve kabul etmek lazım inşaAllah.
Allah, Hakkı kabul edenlerden eylesin bizi.
2026-01-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ رِجَالٞ صَدَقُواْ مَا عَٰهَدُواْ ٱللَّهَ عَلَيۡهِۖ فَمِنۡهُم مَّن قَضَىٰ نَحۡبَهُۥ وَمِنۡهُم مَّن يَنتَظِرُۖ (33:23)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "O insanlar ki Allah'a verdikleri sözü tuttular, sözlerinden dönmediler."
Allah onları "adam" (rical) olarak vasıflandırıyor.
"Adam" demek, sadece erkek demek değildir; bir kadın da bu vasıfta olsa, o da adamlık mertebesine yükselmiş olur.
Kendini adam sayıp da sözünde durmayan ise ne adamdır ne de kadındır; bunu böyle bilmek lazım.
Burada mesele kadın-erkek ayrımı değil; Allah, vasıf olarak sözünde duranları övüyor.
Ne buyuruyor? Allah yolunda olup o yolda sebat edenler kıymetli insanlardır, kazananlar onlardır.
Onlar, sözünden dönmeyen ve Allah indinde makbul olan kimselerdir.
Onlar ecelleri gelince bu yol üzerinde vefat ederler.
Yaşadıkları müddetçe de yine aynı şekilde bu yol üzere, verdikleri söz üzere devam ederler.
İşte bu vasıf üzere... Şeyh Babamın zamanında İslam ile şereflenen, Alman asıllı bir kardeşimiz -Allah rahmet eylesin- dün vefat etti. O, kırk küsur sene önce Şeyh Babamın huzurunda Müslüman olmuştu.
Kendisi bir felsefe profesörüydü.
Felsefe dediğin, şek ve şüphe üzerine kurulu bir şeydir.
Buna rağmen Şeyh Babamın kerametiyle Allah'a şükür Müslüman oldu. Kırk küsur sene bu yol üzerinde hem kendisine hem de etrafındaki insanlara hizmet etti.
Pek çok insan da onun vesilesiyle hidayete erdi.
Sadece gayrimüslimler değil... Bazen Müslümanlar da yoldan çıkmış olabiliyor.
İşte onları da bu hak yola döndürdü.
Nihayetinde Allah'ın sevgili bir kulu olarak bu dünyadan ayrıldı.
Mühim olan işte budur: Bu dünyada ne için yaratıldık ve ne iş yaptık?
Allah sana niçin yaratıldığını söylüyor; sen ise sersem tavuk gibi dolanıp duruyor, anlamıyorsun.
Anlayan insanlar bilirler ki; Hakk'ı bulunca Hakk'a yapışacaksın.
O Hak ile öteki dünyaya göçecek, o Hak ile Hakk'ın karşısına çıkacaksın Allah'ın izniyle.
Allah hepimizi bu yolda sabit kadem kılsın.
Yolda dökülenler oluyor. Oradan oraya koşturup "Bunu beğendim, bunu beğenmedim" derken, bir bakıyorlar ki hiçbir şey bulamadan bu dünyadan göçüp gitmişler.
Allah bizi onlardan eylemesin, sabit kadem kılsın.
Mevla'yı bulana kadar; orada Peygamber Efendimiz ve meşayihlerimizle buluşana kadar, hepimizi sabit kadem kılsın inşaAllah.
2026-01-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Allah'ın emirlerine karşı olduğu halde insanların rızasını isteyen kimse hüsrandadır.
Yani insanlar seni beğensin diye, sırf onlar istiyor diye doğru olmayan şeyleri söylersen, hiçbir şey kazanmazsın.
Bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Çünkü insanoğlu zaten nankördür.
Sen kendi zannınca iyilik yaptım diye sevinirsin ancak gerçekten iyilik yapsan bile, insanlar çoğu zaman o iyiliği hatırlamaz.
En ufak bir terslikte sana karşı cephe alırlar.
Onun için Allah'ın rızasının, insanların rızasından üstün tutulması lazımdır.
O'nun istediği, sevdiği ve emrettiği şeylere tabi olman; senin için hakiki kazanç işte budur.
Aksi takdirde; "insanlar beni beğensin, falanca beni sevsin" diye hareket edersen, seni talimli maymuna çevirirler.
Oradan oraya sıçrayıp onları eğlendirirsin, hoplayıp zıplarsın ama bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Bu yüzden asıl amaç Allah rızası olmalıdır. Bu hayatta mühim olan ve gerçek kazanç getiren O'nun rızasıdır.
Ancak o zaman bir kıymetin olur.
Yoksa kıymetsiz, lüzumsuz bir şeye, sıradan bir insana yahut basit bir mahluka dönüşürsün.
Eğer insanlar ne isterse onu yapmaya kalkarsan, o vakit hiçbir kıymetin kalmaz.
Kendi kıymetini zayi etmiş olursun.
Asıl kıymet, Allah indinde kıymetli olmaktır; mühim olan budur.
Böyle kişi, insanlar arasında da kıymetli olur.
Fakir fukara olsa bile, Allah yolunda olan insan kıymetlidir.
Allah hepimizi o insanlardan eylesin inşaAllah.
Başkalarının oyuncağı olmayalım inşaAllah.
2026-01-06 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Birinci kitabı bitirdik inşaAllah.
İkinci kitaba başladık.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) güzel sözlerini ve hadislerini yine inşaAllah okuyalım.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ قَضَيْتَ مَا عَلَيْكَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Malının zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, üzerine düşeni ve malın hakkını ödemiş olursun."
O mal senin üzerinde bir emanettir.
Onun hakkını vermek lazım.
Emanete hıyanet olmaz.
Zekat da farzdır.
İslam'ın farzlarından birisidir.
Onun için, hesabını yapıp verdin mi artık sana bir mesuliyet kalmaz.
Onun sevabı ve bereketi sana kalır.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ أَذْهَبْتَ عَنْكَ شَرَّهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki:
"Malın zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, onun şerrini kendinden gidermiş olursun."
Eğer ödemezsen, o mal sana şer olur.
Kazanç olarak değil; ödenmeyen zekat sende şer olarak kalır.
Üzerinde şer kalması iyi değildir.
Şerri gidermek için malı temizlemek gerekir, zekatını vereceksin.
Böylece hem şerden kurtulmuş hem de Allah'ın sevabını ve rızasını kazanmış olursun.
إِنَّ الصَّدَقَةَ لَا تَزِيدُ الْمَالَ إِلَّا كَثْرَةً
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki sadaka malı artırır."
Yani sadaka verince mal azalacak diye korkmayın diyor; bilakis mal çoğalır.
إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَفْرِضِ الزَّكَاةَ إِلاَّ لِيُطَيِّبَ بِهَا مَا بَقِيَ مِنْ أَمْوَالِكُمْ وَإِنَّمَا فَرَضَ الْمَوَارِيثَ لِتَكُونَ لِمَنْ بَعْدَكُمْ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِخَيْرِ مَا يَكْنِزُ الْمَرْءُ؟ الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ إِذَا نَظَرَ إِلَيْهَا سَرَّتْهُ، وَإِذَا أَمَرَهَا أَطَاعَتْهُ، وَإِذَا غَابَ عَنْهَا حَفِظَتْهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki Yüce Allah zekatı, ancak ihtiyaçlarınızın dışında geride kalan mallarınızı temizlemek için farz kılmıştır."
Yani o mallar temizlensin diye zekatını verdin mi, o mal tertemiz ve helal olur.
Yediğinde içtiğinde midene helal girer.
Çoluk çocuğunun lokması helal olur.
Onu yapmazsan, o vakit insanın içine şer olarak girer.
Çoluk çocuğa zehir yedirmiş olursun.
Onun için zekat, malı temizlemek içindir.
Ayrıca zekat verince malım eksilecek diye korkmayın, diyor.
Yine mallarınızı miras paylarına ayırdı ki, sizden sonra geridekilere kalsın.
Miras da haktır.
Ölüm hak, miras helaldir.
Zekatı verilmiş o mal, senden sonra geride kalan insanlara da rızık olur.
"Sana kişinin biriktirdiği en hayırlı serveti söyleyeyim mi?"
Nedir insanın biriktireceği en güzel şey?
Bu, saliha kadındır.
Yani saliha bir hanımdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Yüzüne bakarsa neşe duyar, ona bir şey söylerse itaat eder ve gurbete çıkarsa namusunu korur."
أَقِمِ الصَّلَاةَ، وَآتِ الزَّكَاةَ، وَصُمْ رَمَضَانَ، وَحُجَّ الْبَيْتَ وَاعْتَمِرْ، وَبِرَّ وَالِدَيْكَ، وَصِلْ رَحِمَكَ، وَأَقْرِ الضَّيْفَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ، وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَزُلْ مَعَ الْحَقِّ حَيْثُ زَالَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Namazı dosdoğru kıl."
Yani vaktinde, yerinde, eksiksiz bir şekilde namazını kıl.
"Zekatını ver."
Bu da Allah'ın emridir, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor.
"Ramazan orucunu tut."
"Hac ve umreyi yap."
Gücü yeten hac ile umreyi yapsın.
"Ana babaya iyilikte bulun."
Yani annene babana ihsanda bulun.
"Akrabanı ziyaret et."
"Misafirlere ikramda bulun."
"İyiliği emret, kötülükten nehyet (sakındır)."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Hak nerede olursa sen de onunla birlikte ol."
Bu nasihatler ve emirler çok güzeldir. Bir mümin ve Müslüman için bunların peşinde olmak, takip etmek lazımdır.
إِنَّ فِي الْمَالِ لَحَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem): "Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken haklar da bulunmaktadır."
Yani zekat ödendikten sonra öteki hakları da ödemek lazım.
لَيْسَ فِي الْمَالِ حَقٌّ سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken bir hak yoktur."
Yani zekatını ödediysen, başkasının malını çalmadıysan ve o mal seninse; onda zekat hakkı vardır, o ödendikten sonra sana ana sütü gibi helaldir.
الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
İslam'ın şartları şunlardır:
Allah'tan başka ilah olmadığına, Hazreti Muhammed'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Allah'ın resulü olduğuna şehadet etmen.
Bu birinci şarttır.
İkincisi namaz kılman.
Zekatı vermen.
Ramazan orucunu tutman.
Ve gücün yeterse Beyt'i, yani Kabe'yi ziyaret edip hac etmendir.
Bunlar İslam'ın şartları, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) emrettikleridir.
Bunların hepsi birer cevherdir, birer hazinedir.
Ahiret hazinesi.
Allah bunların hepsini insanlara nasip etsin inşaAllah.
Sadaka Resulullah fima kal ev kema kal.
2026-01-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۚ وَلَوۡ أَشۡرَكُواْ لَحَبِطَ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ (6:88)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah hidayeti dilediğine verir.
İstediğine hidayet nasip eder.
Bu nasip, herkese müyesser olmuyor.
Kim buna nail olursa büyük bir kazanç, ebedi bir kazanç elde etmiş olur.
Başkaları Allah’ı inkâr ederse veya O'na şirk koşarsa, onların yaptıkları bütün ameller boşa gider.
Bütün dünya onların olsa, her şey ellerinde olsa bile; dünya malı ahirete yaramaz, oraya ancak imanla gidilir.
İmansız olanlar bunun cezasını çekerler.
Onun için bu hidayet meselesi, Allah Azze ve Celle’nin bir lütfu ve keremidir.
Allah’a şükür, o hidayete vesile olanlar da o sevaba nail olurlar.
Bu sebeple Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri, bu kadar insanın hidayetine vesile oldu.
Onlardan gelen zürriyetlerin hepsi de o saadete, Şeyh Nazım Hazretleri'nin vesilesiyle erişti.
Ona da bunun sevabı kesintisiz ulaşır.
Allah’a şükür onun yolundayız.
Onun yolu, Peygamber Efendimizin hak yoludur.
Hiç sapmadan gidilen güzel bir yoldur.
Çünkü bu yolu bozmaya çalışan; bilerek yahut bilmeyerek uğraşan çok insan var.
Ama bu hak yoldur, temiz yoldur.
Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri'nin tarikatı olan Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi ve sellem) geldiği gibi aynen devam ediyor, Allah'a şükür.
Ve ilelebet devam edecek.
Allah mübarek eylesin.
Bu yola gelenleri sabit kadem kılsın.
İmtihanlardan muhafaza etsin inşaAllah.
2026-01-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Leyse ba'del küfri zenb."
"Küfürden sonra (daha büyük) günah yoktur." Yani en büyük günah kâfir olmaktır.
En büyük günah odur, ondan daha büyüğü yoktur.
Bir kâfire; "Sen içki içtin, zina yaptın, domuz eti yedin" diye ayrıca günah isnat edemezsin.
Çünkü zaten günahların en büyüğü işlenmiştir.
Küfür öyle bir şeydir ki; ancak küfür bittikten sonra diğer günahların bir hükmü kalmaz.
Bu sebeple sonradan Müslüman olanlar, geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar yeniden doğmuş gibi olurlar.
Allah Azze ve Celle her şeyi affetmiş olur.
Onun hayatı o saatten itibaren başlar ve Allah yolunda devam eder.
Dünyada görüyoruz; şunu yaptı, bunu öldürdü, şunu vurdu...
Kâfir bunları yapar ama hepsi ayrı ayrı değerlendirilmez.
O zaten küfre girmiştir. İstediğini yapsın, Allah indinde en büyük suç o inkârıdır.
Eğer İslam'la şereflenirse; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "El-İslâmü yecübbü mâ kableh" buyuruyor.
Yani, "İslam kendisinden önce yapılan her şeyi siler, affeder."
Tabii şimdiki insanların düzeni, dünyanın kendi kafasına göre koyduğu kanunlar, bu fiillerin hükmünü ister.
Ama o kişi Allah katında İslam'a döndü mü, Müslüman oldu mu; hepsi silinir, yeniden doğmuş gibi olur.
Onun için hüküm Allah'ın hükmüdür; hak olan odur.
İnsanın hükmü manevi açıdan bir işe yaramaz, problemden başka bir şey değildir.
Ama tabii dünya var oldukça, mevcut düzene de mecburen tabi olacaksın.
Sen kendi kafana göre hüküm veremezsin, mutlak hüküm Allah'ındır.
Allah'ın Azze ve Celle hükmü ayrı, dünyanın hükmü ayrıdır.
İslam'la müşerref olduktan sonra, Allah katında yeniden doğmuş gibi o sevaba nail olur.
Bunun bir örneği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Hayber Savaşı'nda yaşanmıştır. Bir çoban vardı.
Bu çoban İslam'la müşerref oldu ve daha bir vakit namaz kılamadan şehit olup şehadet mertebesine erdi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm ederek, bu insanın bir namaz bile kılamadan cennete nail olduğunu müjdeledi.
İlahi hükümler böyledir.
Onun için İslam, insanlar için bir kurtuluştur, saadettir; Allah'a şükürler olsun.
Onunla müşerref olanlar Allah'ın nimetine ve lütfuna kavuşmuş olurlar.
Allah bizi bu yolda sabit kadem kılsın, yolundan ayırmasın inşaAllah.
2026-01-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Her zaman iyilik yapın."
"Bir hata işlediğiniz vakit tövbe edin."
İyilik yapın, hasenat işleyin. İster maddi manevi yardım olsun, ister tövbe istiğfar olsun...
Allah o günahı siler.
Allah Azze ve Celle'nin sonsuz merhameti vardır.
Tövbe edenin tövbesini kabul eder.
Bazı insanlar, "Biz şöyle yaptık, böyle yaptık, çok günah işledik" derler.
Bütün Kur'an-ı Azimüşşan ve hadisler bunu söylüyor. Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"Bir günah işledin mi arkasından iyilik yap ki Allah onu affetsin, silsin."
"Yemhuhâ" buyuruyor, yani "Siler."
Demek ki siliniyor.
Çünkü melekler yazıyor.
İyilik yaptığını da kötülük yaptığını da yazarlar.
Ancak tövbe edince günahı hemen yazmazlar.
İyiliği hemen yazarlar ama günahı, "Belki biraz sonra tövbe eder" diye bekletirler.
En sonunda tövbe etmeyince, "Hadi, yaz bunu" denilir.
Onu yazarlar... Fakat insan ileride o günah için tövbe ederse, Allah onu da affeder.
Ama günah, işlendiği an yazılmıyor.
Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Siler" buyuruyor.
Silinince de Allah'a şükür günah kalmaz.
Çünkü günah, insanoğlu için en kötü şeydir.
O günahla ahirete gitmek büyük bir vebal, büyük bir talihsizliktir.
Allah Azze ve Celle; günahını affettirip temiz çıkasın diye o kadar fırsat vermişken...
Sen, "Yok, ben bu günahta ısrar edeceğim" dersen, o vakit cezanı çekersin.
Allah muhafaza etsin.
Tövbelerimizi kabul eylesin.
Yaptıklarımızdan dolayı Allah bizi affetsin inşaAllah.
2026-01-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ (15:9)
Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:
"Kur'an-ı Azimüşşan'ı biz indirdik ve onu biz muhafaza ediyoruz."
O, hiç değişmeden ve değiştirilmeden muhafaza altındadır.
Zira diğer semavi kitaplar, Hz. Adem'den beri indirilenler; bilinen Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an'dan öncekilerin hepsi tahrif edilmiş, değiştirilmiştir.
Bu sebeple Kur'an-ı Azimüşşan olduğu gibi kalmıştır; çünkü Allah, "Onu biz koruduk" buyurmuştur.
Son Peygamber, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir. Allah, dini olan İslam'ı koruduğu gibi, o değişmesin diye "Onu biz muhafaza ettik" buyurmuştur; kimse onu değiştirememiştir.
Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla günümüze kadar ulaşmıştır.
Ancak kıyamet kopmadan önce, o da yeryüzünden kaldırılacaktır.
Bu da kıyametin büyük alametlerinden biridir.
Yeryüzünde Müslüman kalmayacak, hafız kalmayacak.
Kur'an-ı Kerim'i açtığınızda yazıların silindiğini göreceksiniz; hiçbir şey gözükmeyecek.
Yani o vakte kadar muhafaza olunacaktır.
Tabii ki o zamandan önce bir değişiklik olmayacaktır.
Ancak Allah Azze ve Celle'nin hikmetiyle, kıyamet yaklaştığında, büyük alametlerden biri olarak Kur'an yeryüzünden çekilip alınır.
O vakit zaten Müslüman kalmamış, sadece kâfirler kalmıştır; Allah kıyameti onların üzerine koparır.
İşte bu Kur'an-ı Azimüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır.
O dilediğini yapar; onu muhafaza eden de O'dur.
Kur'an, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla gelmiştir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kendi zamanında karışıklık olmasın diye Hadis-i Şerifleri yazdırmazdı.
Hadis ile Kur'an birbirine karışmasın diye.
Kur'an, Allah'ın tertibiyle böyle muhafaza olmuştur
Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra, Sahabelerin naklettiği hadisler yazılmaya ve dilden dile aktarılmaya başlanmıştır.
Kur'an-ı Azimüşşan'ın ve İslam'ın nasıl yaşanacağı, Hadis-i Şeriflerle anlatılmıştır.
O hadisler günümüze kadar bize ulaşmıştır.
Onu kabul eden, hakiki Müslümandır.
Hadislere itiraz eden ise ya münafıktır ya da Müslüman değildir.
Çünkü Peygamber Efendimize hürmet etmeyen ya münafıktır ya da en azından imanı yoktur.
Müslüman görünse bile, hakikatte imansız biridir.
Buna çok dikkat etmek lazımdır.
Peygamber Efendimizin yolundan gidenlerin şunu bilmesi gerekir: Yol, Hadis ve Kur'an'dır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bizzat şöyle buyuruyor: "Ben size iki şey bıraktım; Kur'an'ı ve Sünnetimi."
İşte bu yolu takip etmek lazımdır.
Ehl-i Beyt ve Sahabelerin hepsi, o hadislerin ve sünnetin içindedir.
Bazıları sadece "Ehl-i Beyt" der. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadislerinde zaten "Onlara hürmet edin, onları gözetin" diye çok hadisler var.
Ama esas olan Kur'an ve Sünnet'tir.
Sünnet dediğimiz de Peygamber Efendimizin yaptıkları ve söyledikleri, yani hadislerdir.
Ahir zamanda fitne çoktur, kafaları karıştıran çoktur.
"Yok doğrudur, yok yanlıştır, yok şöyleydi, yok böyleydi" diyenler çıkar.
O hadisleri, o dönemin büyük âlimleri derlemiştir.
Onların sadakatine ve emanetine şüphe yoktur.
Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace gibi hadis âlimleri o zaman bu çalışmaları yapmıştır.
Ondan sonraki bütün hadis ilimleri zaten onlardan gelmektedir.
Onlara hürmet etmek lazımdır.
Onların imanlarından ve emanetlerinden zerre kadar şüphe yoktur.
Allah onlardan razı olsun.
Allah hepimize O'nun yolunda gitmeyi nasip etsin.a