السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
بسم الله الرحمن الرحيم
وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ
(14:34)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle, bu güzel sözüyle insanlara şunu ifade etmektedir: Ne kadar bu nimetleri saymaya çalışsanız da sayamazsınız.
Eskiden insanlar hesaplamalarını kalem ve kağıt kullanarak yapıyorlardı.
Günümüzde ise hesaplamalar için bilgisayarlar kullanılıyor.
O bile sayamaz.
Allah Azze ve Celle'nin insanlara ve mahlukatına verdiği nimetleri hiçbir şekilde sayamazlar.
İnsanlar, Allah Azze ve Celle'ye nimetlerinin karşılığını veremezler.
Allah Azze ve Celle zaten nimetlerini karşılıksız veriyor.
Allah Azze ve Celle nimetleri sizin için veriyor.
Bu nimetleri reddeden kişi, kendi kaybetmiş oluyor.
Kendi kendine eziyet etmiş olur.
İnsanlar, verilen iyilikleri istemez.
İyiliği reddedip karşılığında iyilik mi umuyorsun? Bu kötülüğe neden olur.
Bu durumda başına kötülükler gelir.
Allah'ın nimetleri arasında her nefes büyük bir nimettir.
Her yudum su ve her hareket, büyük bir nimettir.
İnsanlar bu nimetleri ne takdir ediyor ne de şükrediyor.
Şükretmeyi bırakın, isyan ediyorlar, asilik yapıyorlar.
Allah Azze ve Celle'ye kafa tutuyor.
İnsan, kendini büyük bir şey zannediyor.
Kendine büyük bir kıymet verir.
Kibirlenir.
Kibir en kötü haslettir.
Kibirlenilecek hiçbir şey yok.
Allah Azze ve Celle'ye karşı kibirlenmek, o insan için en kötü şeydir.
Çünkü kibirli olan insanlar başkalarına da kibirlenir.
Sonra Allah Azze ve Celle'ye karşı da kibir gösterir.
Allah'ın nimetlerini takdir etmez.
Nimeti takdir etmeyen kişinin o nimet elinden gider.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
Allah'ın verdiği nimetlere şükredelim.
Şükürle nimetler ziyade olur, verdiği nimetler çoğalır.
İnsanlar artık bir şeye alışmışlar:
Şikayet etmeye ve hiç iyiliği görmemeye alışmışlar.
Nimetleri görmemeye alışmışlar.
Sadece ne kazanacaklarını düşünüyorlar.
Bir nimet olduğunu söylediğimizde, 'Bu nedir?' ya da 'Ne bu ya?' diye tepki veriyorlar.
'Bu ne şey, hiçbir şey bu' diyerek nimete hakaret edip küçümsüyorlar.
Daha fazlasını bekliyorlar.
Eğer verilene kıymet vermezsen, sonra sana hiç verilmez.
Allah muhafaza etsin.
Inanana da, inanmayana da, müslümana da, kafire de; hepsi aynı şeyi öğretmişler.
Hiçbir şeye gani olamıyorlar.
Hiçbir şeyi beğenmezler.
Allah'ın verdiği şeyleri beğenmek gerekir.
Ne olursa olsun, az bir şey bile olsa, ona da şükrederek, 'Bu büyük bir nimettir' demeliyiz.
Biz Allah'a şükrederiz demeliyiz.
Allah şükredenlerden eylesin.
Kıymet verenlerden eylesin, inşallah.
2024-04-07 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
(50:19)
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da buyuruyor, ölüm sarhoşluğu gelip insana çattığı vakit insan şaşırır.
Ondan kaçınıp dururdu.
Ve kaçınacak yer yok sonunda.
Herkesin başına gelecek bir şeydir, haktır.
En büyük hakikat ölümdür.
Onun hazırlığını yapması lazım insanın.
En büyük hazırlık da namazlarını, ibadetlerini ahirete bırakmamak.
Ahiretin hesabı zordur.
Kaçırdığın her bir namazın borcunu ödemek için dünya hesabına göre 80 sene namaz kılacaksın.
Ölüm gelmeden önce insanoğlu, müslüman olan farzları ihmal etmemesi lazım, ona dikkat etmesi lazım.
Namazlardan, oruçlardan kaçırdığı ne varsa onları tamamlamaya uğraşsın.
Tabi hepsini yapamaz insan.
Yapabildiği kadar yapacak.
Kalanı, Allah insanın niyetine göre verir, inşa'Allah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, insan bir borç aldı mı birinden, o borcu alan kişinin niyeti borcu ödemekse Allah kolaylık gösterir ve o borç ödenir.
Yok alıp da şimdiki çoğu insanın yaptığı gibi 'borç alayım sonra ya öderiz ya ödemeyiz' derse borç ödenmez o vakit.
Bu da aynı şekildedir.
Namaz da aynı şekildedir.
'Onu kılacağım, kazasını yapayım' dersen Allah'ın izniyle yaparsın, bitirirsin.
Hakiki ihlaslı insansan, namazlarının kazasını yapmakla uğraşırken yapamadan ahirete göçersen, o vakit o niyetine göre Allah seni affeder, inşa'Allah.
Ölüm herkesin tadacağı gerçektir.
Namaz hakkında Arapların bir deyimi var.
İnsanın başına birşey gelince, şöyle derler:
جاكل الموت يا طريق الصلاة
Ey namazı terk eden insan, beynamaz insan, ölüm geldi sana!
Kaçırdığın namazının telafisi yok artık. İnsan helak olmuştur.
İnsan, suç üstü yakalanırsa, başına birley gelince bunu söylerler.
Bu deyimi bilmeden çeşitli durumlarda, değişik manalarda kullanıyorlar ama esas manası, Allah muhafaza, namaz borcuyla ahirete gitme.
O en tehlikeli şeydir.
Allah muhafaza etsin.
Allah insanlara hidayet versin.
Kıymetli şeyleri bilsinler.
Kıymetsiz şeylere bakmasınlar.
2024-04-06 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bilerek benim söylemediğim kelamı değiştiren veya benim söylemediğim bir şeyi söylediğimi iddia eden kimsenin cehennemde yerini hazırlaması gerektiğini buyuruyor.
Efendimizin mübarek sözleri hikmetle söylenmiştir.
Allah Azze ve Celle'nin emriyle söylenmiştir.
Peygamber Efendimiz’in söylemediği bir şeyi söylediğini iddia edip insanlara takdim etmek doğru olmaz.
Sende hikmet yok, hiçbir şey yok.
Senin yaptığın yalancılıktır.
Bu tür bir yalanın cezası, özellikle Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile alakalı olduğunda, daha büyük olur.
Şimdilerde, Ramazan'da bazı insanlar çıkıp mübarek günler ve geceler hakkında iddialarda bulunuyorlar.
Örneğin, Kadir gecesi hakkında bazı şeyler yayınlandı.
Eğer böyle yaparsanız, kaza namazınız kalmaz. Birkaç yıldır bu tür iddiaları duyuyoruz.
Bugün, bunu gerçek bir şey zannedip bunu uygulamasınlar diye, insanlara bunu belirtmek gerekiyor.
Bunu uygulamaya kalkmasınlar diye tembih ediyoruz.
Keffaret namazı diye bir şey, bütün kılmadığınız namazları telafi edermiş. Eğer Kadir gecesinde dört rekat kılarsanız diye tarif ediyor, kaza namazınız kalmazmış. Tarifinde de namazla hiç alakası yok.
Böyle bir namaz daha önce duyulmamış.
O sizin bütün kaza namazınıza keffaretmiş.
Kaza namazı kılmanıza gerek yokmuş.
Daha kaçyüz yıllık namazın keffareti diye bir de söylüyor.
Böyle bir şey yoktur.
Bunu Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem'ın söylediğini ileri süren kişi büyük bir hata yapmıştır.
Onun tövbe edip Allah'tan af dilemesi gerekiyor.
Dahası, durum daha da vahim. Şeyh Babanın adını ve resmini kullanarak, insanları aldatıyorlar.
Bu, ikinci bir günah, ikinci bir iftiradır.
Şeyh Efendi'nin adını kullanıp yalan söyleniyor, yine kulaklarımıza geldi.
Bazı insanlar geldiler ve yıllarca kandırıldıklarını dile getirdiler.
Biz halifeyiz, biz şuyuz, biz buyuz, şöyle yapmalısınız, böyle yapmanız lazım, böyle hizmet etmelisiniz diyorlar.
Şeyhe gitmeniz yasaktır diyorlar.
Ben yalnız Şeyh'le görüşebilirim diyorlar.
Bu, Şeyh Babanın zamanında da mevcuttu.
Bazı halifeler iddia ederlerdi ki Şeyh'e gitmenize gerek yok, ihtiyaç yok, izin yok.
İmkanlar olduğu halde, senelerce bu insanları Şeyh Efendi'yi görmekten mahrum ettiler.
Bunun da vebali var.
Ahirette o insanlar ondan hesap sorarsa, o hesabı veremezler.
Tarikat ile şeriat aynıdır.
Aralarında hiçbir fark yoktur.
Yok batını ilim, yok bilmem ne ilim diye birşeyler söyleyip de milleti kandırmak olmaz.
İnsanlar – Allah yardım etsin – temiz niyetli olup Allah yoluna gitmek isterken, bu tür insanlar tarafından kandırılıyorlar.
Kandıranlar, bir menfaat sağladıklarını sanıyorlar.
Halbuki çok büyük bir günah işliyorlar ve birçok insanın hakkını yiyorlar.
Günahın üstüne bir de kul hakkı yiyorlar. Bu, daha büyük bir durumdur.
Bu kaza namazları için, Şeyh Nazım Hazretleri hiçbir zaman onları kılmamalarını söylemedi.
Şeyh Efendi, ne kadar namaz kılabilirseniz o kadar kılın derdi.
Şükürler olsun ki, bizim namazlarımız her gün hesaplandığında, sünnetler, nafilelerle birlikte neredeyse yüz rekata yaklaşıyor.
Şeyh Efendimiz diyor ki, bir hadiste de geçtiği gibi, insanın kıyamet günü namazları sorgulandığında, namaz kıldığına bakılır.
Kılmadıysa, kaza namazı yaptın mı diye sorulur ve cevaben evet der.
Bakılır ve yapıldığını görürler. Bunun işi tamamdır.
Bir diğerine sorarlar, kaza namazı yaptın mı? Cevaben, yarı buçuk yaptım der.
Bunun üzerine sünnet namazlarına bakılır.
Bu sünnetler, eksik olan namazları tamamlamaya yeterli midir? Eğer yeterliyse, bu da tamam olur.
Eğer sünnet namazları yeterli olmazsa, nafile namazlarına bakılır. Hangi nafile namazlar varsa, onlar kaza namazı yerine geçer.
Yani, kalkıp da, sakın namaz kılmayın, bir tek kefaret namaz vardır, beş yüz bin yıllık kefareti vardır bunun. Sizin hiç namaz kılmanıza, kaza yapmanıza gerek yok diyen bir kişi, -hele birde Peygamber Efendimiz'in sözüdür diyen- yalan söylüyor.
Bazı hadisler var ki, sonradan eklenmiştir ve hadis olarak kabul edilmez.
Bunlara "mevdu" hadis denilir, yani sonradan eklenmiş, sahih olmayan hadisler.
Bir hadisin sahih olup olmadığını nasıl anlarız? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kalbimize bakmamızı söylüyor.
Eğer şeriata, Efendimizin getirdiği emirlere uyuyorsa, o zaman sahihtir.
Ancak şu an söz konusu olan hadis, hiç de uygun değil.
Hiç makbul değil.
Hiçbir meşayihten böyle bir şey duymadığımız için bu hadisin doğru olduğuna inanmayın.
Şu anda internette, insan nereye açarsa fetvalar uçuşuyor.
Her yerde fetva var, isteyen istediği kadar fetva veriyor.
Alim geçinen birçok insan var.
İnsanlar da soruşturmadan onlara inanıp onları uyguluyorlar.
Halbuki sen, bu konuyu salih bir insan, bir imam ya da alim varsa ona danışabilirsin.
Kesinlikle kendi kafana göre bir fetva uygulamaya gerek yok.
Bunun vebali büyük olacaktır.
Bunu telafi etmek zor olacaktır.
Bu yüzden dikkat etmek lazım.
Ve özellikle ibadetler konusunda çok dikkat etmeliyiz, inşa’Allah.
Farz, farzdır. Eğer bir farzı yerine getirmezsen, tüm hayatın boyunca nafile ibadet yapsan bile onu karşılamaz.
Bu, bir tek farz için bile geçerlidir.
Artık düşün, yanlış fetvaların yüzünden ne kadar çok şey kaybedebilirsin.
Bu yüzden dikkat etmek lazım.
Allah bizleri korusun, Allah muhafaza etsin.
Allah, imanımızı muhafaza etsin inşa’Allah.
2024-04-05 - Lefke
Allah'a şükür bu gece inşa'Allah Kadir Gecesi'dir. Ekseriyetle Ramazan ayının 27'sinde oluyor Kadir Gecesi.
Kadir Gecesi'nin hususi suresi vardır.
Kadir Suresi.
إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ
(97:1)
Kur'an-ı Azimuşşan'ı bu gecede indirdik diyor Allah Azze ve Celle.
Bu Gece mübarek gecedir.
Tabi hangi gün olduğu belli değil.
Allah Azze ve Celle hikmetiyle gizlemiş o geceyi.
O gecenin bereketi bir ömür kadardır.
Bin ay bir ömür demek.
Seksen sene aşağı yukarı ortalama insanın yaşıdır.
Bir gece yani Allah'ın hikmeti bin aydan hayırlıdır.
Bu insanlar için büyük bir hediyedir Allah Azze ve Celle'den.
Bu, Ümmeti Muhammediyye'ye hususi olarak bir hediye.
Daha önce yoktu Kadir Gecesi.
Bu gece, Sırf Peygamber Efendimiz'in hürmetinedir.
Kur'an, o gece Peygamber Efendimiz'e indirildiği için, o gece Efendimiz'e mahsustur.
Her gün olabilir diyor Peygamber Efendimiz .
Senenin Ramazan dışında da olabilir Kadir Gecesi.
Onun için insan daima gayret etmesi lazım.
Kadir Gecesi'ne nasıl şey yapıyorsa ibadetini, taatini yapıyorsa başka gecelerde yapar.
Ona rastlar Allah'ın izniyle.
Muhakkak rastlayacak.
Çünkü kaçırmadığın geceler varsa senenin bir gecesinde Kadir Gecesi'ne rastlarsınız.
Onun bereketine nail olursunuz.
Allah bereketi üzerimize olsun inşa'Allah.
Bu güzel gecenin.
Bir de bu insanlar bazen bütün hayatı boyunca kötülükler, insan günah işlemiş etmiş.
Onu da bir gecede yahut bir saatte tövbe edince bütün hayatı hayra tebdil olur, güzelliğe tebdil olur.
O da başka bir müjdedir şeylere, ümmeti Muhammediye'ye.
Peygamber Efendimiz'i hürmet eden, ona inanan, onun yoluna giden o insana tövbe ettikten sonra bütün günahlar hasenata tebdil olur.
Yani sevaplara tebdil olunur.
Onun için bu bir müjdedir ümmeti Muhammediye'ye.
Her vakit Allah Azze ve Celle bizi güzelliğe, O'nun güzel hediyelerine kavuşmamız için çağırır.
Ama maalesef insanlar kula kasmaz.
İki kuruş bir yerde daha ucuz şey varsa oraya koştururlar.
Allah Azze ve Celle'nin verdiği hakiki hediyeleri kabul etmezler.
Yahut aldırmazlar.
Sonra pişman olurlar.
Tabi o pişmanlık çok geç olmuş olur.
Allah bu gece mübarek olsun.
Gece de dua yapın diyor Peygamber Efendimiz .
Her gece dua edeceksiniz.
وَالْمُعَافَاةَ تَدَائِمَه فِي الدِّينِ وَالدُّنْيَا وَالاَّخِرَةَ
اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنَّا
Allah bizi affetsin.
Afiyette bıraksın.
Afiyet hem sıhhat mühimdir insan için, Müslüman için.
Peygamber Efendimiz bize imtihan olmasın diye duamızda bunları Allah'tan istememizi buyuruyor.
O dua kabul bulursa insan her şeyi, hayrını, ibadetini rahat yapabilir.
Allah, o güzel duaları makbul eylesin.
Herhangi bir dua, dualar Allah'ın katında çevrilmez Allah'ın izniyle.
Allah mübarek eylesin bu gecemizi, bütün gecelerimizi inşa'Allah.
2024-04-04 - Lefke
قُلِ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
(6:91)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da buyuruyor:
Sen 'Allah' de, ötekiler oyunlarına devam etsinler, oyun içinde olsunlar.
Mühim olan onlara uymamak.
'Allah' demeyenlerle beraber olmamak.
Çünkü bu hayat, oyundur.
Ne kadar ciddiye alsalar da, yaptıkları işlerini bir şey zannetseler, bu oyundan başka bir şey değil.
Kendini oyunla, eğlenceyle, hayatını geçirip, Allah'ı zikretmeyen insanlar bir işe yaramazlar.
Yarayan bir iş yapmamışlardır.
Allah Azze ve Celle istediğini yaptırır.
Kimsenin kendinden hiçbir iş yapacağı yok.
Allah Azze ve Celle istemese bu olmaz.
Şimdiki yaşadığımız zaman ahir zaman olduğu için bütün ilimler çıkmış.
İnsanlar, 'biz bunları keşfettik, bunları bulduk' diye kibirlenip Allah Azze ve Celle'yi unuturlar.
Allah'ı zikretmezler.
'Sen Allah de' diyor Allah Azze ve Celle.
'Allah' diyen kazanır.
Bu oyun, eğlenceyle, dünya meta ile ne olursa olsun hiçbir şeye yetişemezsin, hiçbir şeye ulaşamazsın, hiçbir şeyin faydası olmaz.
'Allah' demedikten sonra bu dünya boştur.
Mümin hiçbir şeyi olmadığı halde Allah deyince, Allah Azze ve Celle ona merhamet eder, ona ikram eder, onun ahireti mamur olur.
Dünyası da huzur içinde rahat olur inşa'Allah.
Bu mühim olan şeydir.
Allah'ın emridir.
'Allah de' diyor.
قُلِ ٱللَّهُ
Demek ki o emridir.
Her zaman 'Allah' diyeceğiz.
Her kalbimizden Allah zikrini çıkarmayalım.
Dilimizden de daima Allah Azze ve Celle'yi zikredelim, hatırlayalım inşa'Allah.
2024-04-03 - Lefke
شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًۭى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَـٰتٍۢ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ
(2:185)
diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Kur'an-ı Azimuşşan bu mübarek ayda indirilmiş.
Hepsi indirilmiş tabi de.
Ondan sonra bölüm bölüm insanlara gösterilmiş.
Kur'an-ı Azimuşşan Peygamber Efendimiz'in, Allah Teala'nın tarafından verilen en büyük mucizedir.
Bu bütün ilimler içindedir.
Zahiri, batini ilimler hepsi bu Kur'an-ı Azimuşşan'dadır.
Önceki insanların haberlerini sonra gelecek insanların haberlerini, olacak şeyleri, yapılacak şeyleri hepsini bildiriyor.
Bu kitap mübarektir, bu kitap Allah Azze ve Celle Ümmeti Muhammediye'ye verdiği kitap.
Şimdi dünyada Allah Azze ve Celle tarafından gelen, el ile tutulabilinen en büyük kitaptır.
Bundan daha öteki İncil, Tevrat var ama onlar hepsi değiştirilmiş.
Çok az içinde hakikat kalmış.
Bu Kur'an-ı Azimuşşan'da hiçbir değişiklik olmaz.
بسم الله الرحمن الرحيم
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ
(15:9)
Kur'an'ı biz indirdik.
Onu biz koruruz.
Hiçbir değişiklik olmaz.
Eksiklik olmaz, fazlalık olmaz diye Allah Azze ve Celle vaad ediyor. Kur'an, Allah'ın kelamı olup insanların eline verilmiş büyük bir nimettir.
Büyük bir Allah'ın hediyesidir.
Ümmeti Muhammedi'ye, kabul edene çok büyük bir mücevherdir.
Kıymeti biçilmeyen mücevherlerdir.
Kur'an-ı Azimuşşan!
Peygamber Efendimiz'in bize gösterdiği, O'nun lisanıyla okuduğunu kimse O'nun gibi yapamaz.
Şimdi yeni çıkmış bilgisayarlar, bin milyon bilgisayar toplansa yapamaz.
Eskiden de, Araplar bu konuşmada, şiirde kelamda bir numaraydı.
Onlardan üstün yoktu.
Onlar bile buna hayran kalırdı.
Kafiri, inananı inanmayanı.
Ona yapamayız diye biliyorlardı.
Onun için en büyük mucize Kur'an-ı Azimuşşan'dır.
Onu okuyan nurlanır.
Onu okuyan şifa bulur, hayır bulur.
Muhakkak okumak lazım.
Öğrenebilen öğrensin, hiç öğrenemez ise başka harflerden de okuyabilir.
Tabi Peygamber Efendimiz'in okuduğu harfler, okuttuğu harfler olarak okumak çok daha efzaldır ama bazı insan yapamıyor, öğrenemiyor.
Onun için ezbere de olsa bazı sureleri öğrenmek lazım.
Allah ecrini verir, niyetine göre verir.
Kur'an-ı Azimüşan'ı okumak en büyük hediyedir bize, inşa'Allah.
Allah daim etsin, Kur'an ehli etsin bizi, inşa'Allah.
2024-04-02 - Lefke
Tarikatımız, Allah'a şükür, Nakşibendi Tarikatıdır.
Nakşibendi Tarikatı, Allah Azze ve Celle'nin yolunda giden, Allah'ın yolunu gösteren, irşad eden yoldur.
Bu yol, Allah'a şükür, kime nasip olursa saadet kaynağı olur.
Onun hayatı daha güzel olur.
Dünya hayatı, ahiret hayatı ikisi de güzel, mübarek olur.
Allah'ın razı olduğu gibi olur.
Bütün tarikatlar Allah'ın yoluna giden yollardır.
Aynı yola giden yollardır.
Nakşibendi olarak da daha kuvvetli, inşa'Allah.
Bu yol, Allah'ın izniyle her türlü iyiliğe vesile olan yoldur.
Bu yol, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den gelir, bütün Ehli Beytin, Sahabelerin, Evliyaların, alimlerin yoludur.
Bu yol insanlığa nur yoludur.
Doğruyu gösteren yoldur.
Sabit olan, Allah'a şükür, yoldur.
Hiç değişmeden, Allah'ın izniyle kıyamete kadar yol, gösteren yoldur bu Nakşibendi tarikatı, Allah'a şükür.
O yola girmiş olanlar şanslı insanlardır.
Şimdi dışarıda İslam'dan haberi olmayan çok insan var.
Haberi olup da bazen Allah'ın emirleri, istediğini yerine getirmeyen çok insan var.
Onlara bir şey diyemeyiz.
Bizim halimize şükretmemiz lazım.
Bizim halimiz şükredilecek haldir.
O kadar çok insan arasından böyle meclislere katılmak nasip olanlar seçilmiş kişilerdir.
O meclisler, Allah Azze ve Celle'nin razı olduğu ve meleklerin gıpta ettiği meclislerdir.
Bu Ramazan günü hep beraber Allah rızası için toplanmışız.
Allah'ın feyzi, bereketi, rahmeti üzerimize yağıyor.
O en büyük saadettir.
En büyük kazançtır.
En büyük mutluluktur.
Bunun gibi meclisler çok değil.
Allah Azze ve Celle'nin sevmediği meclislere nazaran çok azdır.
Her türlü sıkıntı yaratmak isteyen çoktur.
Ama bu meclisler, Allah Azze ve Celle onlara rıza gözüyle baktığı için en güzel meclislerdir.
Bunlar, en faydalı, en kazançlı meclislerdir, Allah'a şükür.
Meşayihlerimizin bereketi üzerimize olsun.
Sahabelerin, Ehli Beyt'in, Peygamber Efendimiz'in, meleklerin, hepsinin nazarları üzerimizdedir.
Onların bereketleri üzerimizdedir.
Onun için Allah'a şükrediyoruz.
Bu nimetler daima olsun.
Başkalara bakınca bazısı işte kimisi oruç tutuyor, kimisi tutmuyor.
Kimse başkasına kulak asmasın, halimize binlerce, milyonlarca kez şükür etmek lazım.
Allah nasip etmiş.
Onlara nasip etmemiş.
Onlar bilir.
Allah bilir.
Bizim işimiz kendimizle, kendi nefsimizi zapt etmekle, inşa'Allah.
Allah nefsimize uydurmasın.
Allah bizi nefsimize uydurmasın.
Nefsimizi biz altımıza alalım.
Nefsimizi ayaklarımızın altını almış olarak bu yola devam edelim, inşa'Allah.
Nefsimize hiçbir fırsat vermeyelim, inşa'Allah.
2024-04-01 - Lefke
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّـٰتُ ٱلْفِرْدَوْسِ نُزُلًا
(18:107)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle iman edenlere, hayırlı işler yapanlara cenneti vaat ediyor.
Cennet, insanların aklı hayalinde ulaşamayacağı yerlerdir.
Her şey Allah'ın kudretiyle de olur, lakin Cennet, Allah Azze ve Celle kudretiyle bilhasse müminler için hazırladığı ne bir gözün gördüğü ne bir kulağın duyduğu ne de akla gelen güzelliklerin yerlerleridir.
Allah, Cenneti vaat ediyor müminlere, iman edenlere.
'Cenneti onlara muhakkak vereceğim' diyor Allah Azze ve Celle.
Müjdeler olsun!
Ama bu insanoğlu kıymet bilmiyor.
Diğerleri kıymet bilsin bilmesin.
Sen müslüman olarak Allah'ın yolunda ol.
Allah'ın yolundan, emrinden dışarı çıkma.
Allah Azze ve Celle'nin yolu zor bir yol değil.
İnsana zor değil, nefse zordur.
İşte burada işin esas meselesi, insana zor bir şey değil ibadet etmek.
Her türlü Allah'ın emrini yerine getirmek insana zor değil de, nefse zordur.
İbadette harcadığın kuvvet ibadet dışında şeylerde sarfettiğin kuvvetinin yüzde biri bile olsa yine zor gelir nefse.
Onun için nefsini bağlayan, nefsini kontrol eden insan bu nimetlere erişir.
Allah herkese nasip eder.
İsteyeni reddetmez Allah Azze ve Celle.
Onun için bu müjdelere nail olalım inşa'Allah.
Bu mübarek aydır.
Her türlü güzellik var bu ayda.
Oruç, ibadet, gece namazları, sahur, iftar, hepsinin ayrı ayrı sevapları var.
Onların karşılığında hem ferah oluyor insan, hem ahirette o büyük güzel yerlere ulaşmış oluyor inşa'Allah.
Allah bize nasip etsin.
Kıymet bilelim.
Kıymet bilmek Peygamberlerin, iyi insanların sıfatıdır.
Kıymet bilmemek o iyi olmayan insanların vasıfıdır, şeytanın vasfıdır.
Onlar kıymet bilmez.
Ne yaparsan yap sana bakmaz.
Onun için Allah Azze ve Celle bu verdikleri ikramlardan dolayı O'na teşekkür ederiz, şükrederiz.
Allah Azze ve Celle bu gibi şeyleri nasip etti.
Çoğu insana nasip etmemiş.
Onun için Allah'a şükürler olsun, inşa'Allah.
2024-03-31 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
إِنَّ ٱللَّهَ يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
(39:53)
Allah Azze ve Celle bütün günahları affeden, affedicidir.
Yapılan ne gibi günahlar varsa tövbe ettikten sonra Allah Azze ve Celle onları sevaplara tebdil edip hem günah gitmiş olur hem yerine sevaplar kazanmış olur insana.
Bu Allah Azze ve Celle fazlı keremiyle insanların kendilerini kurtarmaları için her türlü vesileyi yapmış Allah Azze ve Celle.
Bütün hayatı boyunca kötülük işleyen yahut iyi işlere girmeyen insanlar çok, ama ölmeden önce tövbe ederlerse kazanmış olurlar.
Tövbe kapıları açıktır.
Tövbe kapısı kıyametten önce kapanır.
O kapandığı vakit tövbe kabul olmaz.
Şimdi bazı vesveseli insanlar oluyor.
Pimpirikli insanlar oluyor, kadın olsun erkek olsun, böyle diyor, 'Acaba bizim günahları affeder mi Allah Azze ve Celle?'
Allah Azze ve Celle her vakit, her vesilede hem Kur'an-ı Azimuşşan'da hem Peygamber Efendimiz'in üzerinden hadisi şeriflerinde 'Affedeceğim' diye buyuruyor.
'Tövbe edin, günahlarınızı affederim' diye müjdeliyor.
Hâlâ bazı insanlar 'Acaba beni affeder mi?' diye söyleyip durur.
Allah Azze ve Celle affeder.
Hiç şüpheniz olmasın.
Şüphe olmaz.
Allah Azze ve Celle'nin kelamı haktır.
Allah'ın dediğini dinleyeceksin.
Sen kendi nefsini dinleyip de 'acaba affeder mi, affetmez mi' diye şüphe edersen, sen nefsini dinlemiş olursun.
Allah'ın kelamını kabul etmemiş olursun.
İşte o daha büyük tehlike.
Onun için her yaptığın şeylerde hiçbir zaman 'acaba?' deme.
Muhakkak Allah bizi affeder, yaptığımız bütün hayırları kabul eder diye bilmen lazım, buna inanman lazım.
Buna inanan kurtulur.
Öteki türlü insan kendi ameliyle, kendi yaptıkları şeylerle kurtulacağım zannederse, o vakit kurtulmaz, yanılır.
Allah muhafaza etsin onları.
2024-03-30 - Lefke
İstediğini yapan, her şeye kâdir olan Allah Azze ve Celle'dir.
Çoğu insan hayatını beğenmez, kendini beğenmez.
Bu avamı nas, yani normal insanlar için normal bir durumdur.
Çünkü bazılarının imanları yok.
Bir şeyleri yok, düşünceleri yok.
Onun için her şeye itiraz ediyorlar.
Hiçbir şeyi beğenmiyorlar.
Çoğu şeyi sevmiyorlar.
Bazı insanlar dinden, imandan biraz daha anlıyor.
Bu küfrü silip atmak isterim diyor.
Hiç kafir insan bırakmayacağım diyen çok müslüman oluyor.
Bana kalsa diyor, işte bunu yapacağım, şunu yapacağım.
Bu meseleler Allah'ın takdiridir.
Allah istediği zaman muhakkak bir zat gönderir, o şeyleri yapar.
Yapacaktır da Allah'ın izniyle.
Allah'ın vaadi haktır.
Küfr kalkacak, küfr kalmayacak, zulüm kalmayacak, şer kalmayacak.
Ama şimdiki vaziyetin gerektiği hal tarikat ehlinin Allah'ın hükmüne razı olması, Allah'ın verdiği şeyleri kabul etmesi ve onlara itiraz etmemesidir.
Allah Azze ve Celle'nin ilmi mukayese kabul etmez.
Allah Azze ve Celle'nin ilminden, hikmetinden sual olmaz.
Eski zamanlarda çok evliya, alimler yaşamış.
Evliyalar eskiden daha fazla gözükürdü.
Şimdiki evliyalar gözükmüyorlar, saklanmışlar.
Onun için ortalık bu imansız insanlarla dolu.
Müslümandır ama imanı yok.
İmansız insanlar çoğaldı.
Onlar 'şöyle yapacağız, böyle yapacağız' diye kendi kafalarına göre hüküm de veriyorlar.
Eski zamanda çok büyük alimler oluyordu, büyük mürşidler oluyordu.
Onlardan birisi Muslihuddin Efendi diye bir zat vardı, büyük alim.
İlmini, yani zahiri ilimleri tamamlayınca artık hakiki ilim isterdi.
O ilmi öğrenmek için de büyük bir şeyh olan Sümbül Efendi'nin yanına vardı.
Osmanlı zamandan yaşayan alimler Sümbül Efendi'yi severdi.
Onun mertebesi belliydi.
Sümbül Efendi, bir gün şey talebelerini toplamış ve onların kabiliyetini denemek için şöyle bir ilim dersinde bulunmuş.
Bugünkü dersiniz bu soru üzerinde düşünüp cevap vermenizdir: bu dünya sizin elinde olsa neyi değiştirirdiniz?
Sonra sizin her birinizden reyinizi alacağım, düşüncesine soracağım.
Bir bakayım sizin hal ve ahvaliniz nasıldır, sizin hanginiz en iyisidir diye şeye soracağım demiş Sümbül Efendi.
Hepsi akşama kadar düşünmüşler.
Birer birer gelmişler şeyhinin huzuruna.
'Şeyh, işte ben şu kötülüğü kaldıracağım, ben bunları sileceğim, ben bunları böyle edeceğim, şöyle edeceğim' derken akşama kadar hepsi reylerini vermişler.
Sıra Muslihuddin Efendi'ye gelmiş.
Sen ne yapardın, bu dünyayı nasıl ıslah ederdin diye sormuş Sümbül Efendi.
Sen olsan ne yapardın diye sormuş kendisine.
Herşey bana kalsa demiş herkesi, her şeyi merkezinde bırakırdım.
Yerinde bırakırım demek istermiş.
Allah Azze ve Celle herşeyi böyle murat etmiş.
O'nun muradının dışında hiçbir irade gösteremem demiş.
Bunun üzerine Muslihuddin Efendi, Merkez Efendi olmuş adı.
Günümüze kadar ziyaret edilir.
O'nun büyük ilimleri var.
Hem şifa ilminde hem zahiri batıni ilimlerde büyük irşadları olmuştur.
Talebeler yetiştirmiş.
Güzel insanlar yetiştirmiş.
Günümüze kadar insanlar onu ziyaret eder.
O'nun hikmetini de az çok duyarlar.
İnsanlar kendi bildiklerini okurlar.
Ama bu büyük bir ders Müslüman, mümin insanlar için.
Allah her şeyi en güzel şekilde yaratmış.
O'nun istediği gibi oluyor.
O'nun iradesi dışında hiçbir şey olmuyor.
Çok güzel bir bir hikmet söylemiş.
Bu hikmeti kabul edip uygulayaın insan rahat eder.
Hiç kalbi, başı ağrımaz.
Bu olan Allah'ın istediğidir diye razı olur.
Allah o kullardan eylesin bizi inşa'Allah.