السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2024-10-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَكُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ وَلَا تُسۡرِفُوٓاْۚ (7:31) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "Yiyin, için ama israf etmeyin." Allah, her insanın rızkını, yiyeceğini içeceğini, hayatı boyunca ne kadar tüketeceğini önceden yazmıştır. Rızkı bitince insan ölür. Bu, normal olanıdır. Bazen keramet sahibi olanlar yemeden içmeden de yaşayabilir. Ama normalde insan yiyip içmezse rızkı bitince ölür. Başka çaresi yoktur. Onun için rızkın neyse muhakkak onu alacaksın. Rızkını alınca Allah Azze ve Celle'ye şükredeceksin. O rızkı sana verdiği için. Rızk acayip bir şeydir. İnsanın her lokmasında kimin yiyeceği yazılıdır. O lokmayı başkası yiyemez. Kendi yiyecek, muhakkak o yiyecek. Mümin olan, Müslüman olan insanın inancı böyledir. Bu yüzden, nerede olursa olsun - evde, sokakta, davette - adı yazılan lokmayı yiyecek. Bu nedenle büyüklerimiz, Meşayihler, Şeyh Babamız, Peygamber Efendimiz'in hadisine dayanarak, misafir geleceği zaman onun rızkının önceden geldiğini söylerler. Çünkü onun orada yiyeceği hazırlanır. O insan burada yiyecek. Bu yüzden misafir ağırlayan kişiye de fayda olur. Onun rızkı da gelmiş olur. Şeyh Baba misafirleri severdi, derdi ki, "Sizin sayenizde biz de rızıklanıyoruz." "Sizin rızkınız buradadır diye bize de rızık veriliyor ki biz de onu ikram ediyoruz" diye söylerdi. Büyükler böyledir. Ne varsa Allah ne vermişse, kimin rızkı varsa gelecek. Orada, o yerde olacak. Ondan da başkaları faydalanır. Onun için şimdi insanlar "Yok şöyle yapacağız, böyle yapacağız" diye telaşlanıyor. Telaş etmeye gerek yok. Allah Azze ve Celle veriyor. O rızık neyse yiyecek. Yiyen de şükredip kalkacak. "Beğenmedim" demeyecek. "Beğenmedim" diyen edep dışı davranmış olur. Nimeti kabul etmemek olur. Nimeti kabul etmeyen de nimetten mahrum olur. Onun için ne kadar şükrederseniz o kadar çoğalır. Nereye giderseniz gidin, kimsenin verdiği ikramları ondan bilmeyin. Allah'tan bilin, Allah Azze ve Celle'den bilin ki Allah'a şükredin. Bu nimet büyük nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmeyen kaybeder. Onu da bulamaz. Onun için Allah'a şükürler olsun verdiği nimetlere. İnşallah her lokma nur olur, iman olur daha fazla bedenimize. Kuvvet olur. Hak yoluna gitmeye kuvvet olur. Besmele ile başlayıp, Besmele ve Fatiha ile bitirip yiyin. O vakit kuvvet olur, iman olur Allah'ın izniyle.

2024-10-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: Yeryüzü Allah'ındır. Allah yolunda giderseniz, Allah sizinle beraber olur. Allah Azze ve Celle'nin yolundan çıkarsanız, sizin yerinize başka insanları, Allah'ı seven insanları getirir. Muhakkak onlar Allah Azze ve Celle'nin yolunda giderler. Bu böyledir. Peygamber Efendimiz'in zamanından sonra da bu durum hep böyle olmuştur. Dünya kafirlerin değil, Allah'ındır. Dünya Allah Azze ve Celle'nin olduğu için istediğini alır, istediğini koyar. Allah Azze ve Celle istediğini yapar. Bir kavim, bir millet "Biz yaparız, ederiz" derse, onların hiçbir kıymeti yoktur. Allah yolunda olmadıktan sonra hiçbir faydası, kıymeti yoktur. Allah istediğini alır. Onun için Allah yolunda olmak akıl işidir. Akılsızlık o yoldan çıkmaktır. Allah Azze ve Celle'nin yolundan çıktın mı ne sana hayır kalır, ne ailene kalır, ne vatanına kalır. Allah'a karşı gelmeyin. Allah Azze ve Celle size her şeyi vermiş. Allah Azze ve Celle her iyiliği istemiş. Siz kötülüğü istiyorsunuz. Kötülük isteyen hayır bulmaz. Tövbe edip Allah yoluna dönmek lazım. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hepimizin her gün tövbe etmemizin gerektiğini buyuruyor: En azından yetmiş kere "Estağfirullah" çekin ki Allah Azze ve Celle bizi affetsin. Çıldırmış gibi yoldan çıkmak bir fayda etmez. Hem sonu kötü, hem başı kötü, hem ortası kötü olur. Allah muhafaza etsin. Görüyoruz. Bütün İslam aleminde çoluk çocuk hepsi şeytanın eline düşmüş. İçkisinden, uyuşturucusundan, sigarasından, marifet zannedip ilk başta öyle başlıyorlar. Şeytan kandırıyor. Ondan sonra yoldan çıkarıyor. Aileler perişan oluyor. Allah muhafaza etsin. Bunlar neden? Çünkü Allah Azze ve Celle'ye karşı gelip ona iman etmemekten. İman eden bu şeyleri yapmaz inşallah. Allah muhafaza etsin, Allah ıslah etsin. Bizi başkalarıyla değiştirmesin inşallah.

2024-10-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Nefsin hastalıkları çoktur tabii. Onlardan biri de methedilmek. İnsanlar nefsi ne kadar methederse, nefis o kadar memnun olur. Pohpohlanırsa daha fazla memnun olur. Nefsin çok hoşuna gider. Halbuki büyükler demiş ki: Nefsi kötüleyen olursa üzülmemen lazım. Metheden olursa sevinmemen lazım. İkisi aynı olmalı. Yani "beni methettiler" diye sevinip "beni zemmettiler, kötülediler" diye üzülen, nefsini büyütmüş olur. Nefsi de kontrol edemez ondan sonra. Hepsi aynı olmalı. Kimse başkasının lafına, başkasının şeyine değil de kendi nefsini muhafaza etmeli. Ona fazla önem verip şımartmamalı. Çünkü nefsini büyütürsen zapt edemezsin. Devamlı küçültmen lazım. Nefsini tevazu ile "nefsim böyle, bu methedilmeye layık bir şey değil" deyip, sana kötü, nefsine bir şey kötü, zor gelirse "bu azdır, bu dedikleri doğrudur. Benim nefsim bundan daha kötüdür" diye söylemek lazım. Tarikat yolunda olan insan bunu daha fazla yapmalı ki nefsine yenilmesin. Öteki türlü nefsini büyütürsen yenemezsin. Küçültürsen yenersin. Allah yardım etsin. Bir de şu var: Bazı insanlar, senden bir şey koparmak için nefsini okşar. Herkes bilir bunu aslında. Her türlü yolu denerler, karşısındakini kandırmak için. "Sen şöyle iyisin, sen böyle muhteşemsin" diye yağ çeker. Adam utanır o vakit, verir. Neden veriyor? Nefsini okşadığı için, seni övdüğü için insan o zaman daha kolay istediğini elde edebiliyor. Öteki türlü alamıyor. Nefsine hakim olan insandan bir şey alamaz Allah'ın izniyle. Allah hepimizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin, galip getirsin inşallah.

2024-10-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ (68:4) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, Peygamber Efendimiz'in en önemli özelliği, en büyük sıfatı edeptir. O, insanların en edeplisidir. Tarikata girecek olan da Peygamber Efendimiz'in yolundan gidecek. Eğer edep yolundan gitmeyecekse, hiç tarikata girmesin. Burada yine söyleyelim, tarikatın tam tersi nedir? Vahhabilik ve Selefîliktir. Onların da en belirgin özelliği edepsizliktir. Yani "Ben tarikattayım" deyip de edebe uymayan kişi boşuna uğraşmasın. Çünkü tarikattaki birinci kural edeptir. Büyük Şeyh Efendi, Şeyh Abdullah Hazretleri, Şeyh Nazım Efendi'ye şöyle yazdırıyordu: "At-tariqatu kulliha adab" diyor. Yani "Tarikatın tamamı edep üzerinedir." Edep olmadan tarikata girmenin anlamı yoktur. Sen git, başka yerde dolaş. Hiç sana gerek yok burada. Edep olmayınca hiçbir şeyin olmaz. Yani tarikat sana fayda vermez. Edep nedir? Her şeyi kapsar. Edep, izin almaktır. Kur'an-ı Kerim'de yazıyor: Bir yere girerken kapıdan, pencereden atlamayın. Kapılardan girin. Kapıya gelin. Edep gereği izin isteyin. İzin verirlerse girin. Vermezlerse, "Neden beni içeri almıyorsun?" diye ev sahibiyle tartışmayın. Başkasıyla kavga etmeyin. İzin vermezlerse, hiçbir mazeret olmasa bile çekip gideceksiniz. Yani zorla girmek olmaz. Bu edebe uygun değildir. Her şeyi alırken, verirken izin isteyeceksin. Ne olursa olsun, başkasının malıysa izin isteyeceksin. Vermezse, hiçbir şey yapamazsın. Zorla yaparsan, sana günah olur. Emre karşı gelmiş olursun. Yani bu tarikatın edebi, dünyada en güzel yoldur. İnsanlık için bir nurdur. Buna uymayan fayda görmez. Aksine zarar görür. Allah hepimize yardımcı olsun. Edepli olalım inşallah. Peygamber Efendimiz'in sıfatıdır edep. O sıfata biz de bürünelim inşallah.

2024-10-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Tarikat ve şeriat aslında iç içedir. Şeriat herkese farz iken, tarikat zaten şeriatın bir parçasıdır. Bu yolda giden herkes, Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in rızasını kazanır. Bu yolda yürümek şeytanları kızdırır. Bu yüzden seni yoldan çıkarmaya çalışırlar. Çeşitli hilelerle insanı doğru yoldan saptırırlar. Bazen görürsün, yıllarca ibadet eden biri, ufak bir şey yüzünden küser, kızar ve her şeyi bırakır. Böyle yaparak kendine zarar vermiş olur. Onca sevabı ve fazileti, küçük bir kızgınlık yüzünden terk eder. Bu durumlar sık sık yaşanır. İnsanlar fark etmese de, çoğu kişi bu şekilde yoldan çıkar. Sanki iyi bir şey yapıyormuş gibi, Allah'a veya Peygamber'e kızıp yolu terk ederler. Oysa kaçacak yer yoktur. Eninde sonunda dönüp geleceğin yer yine burasıdır. Kızgınlığın sana zarar verdi, fayda sağlamadı. Kızmak yerine sabretmelisin. "Bu bir imtihandır" deyip o sınavı geçmeye çalışmalısın. Hani derler ya, "Papaza kızıp oruç bozar" diye. İşte tam da öyle oluyor. Papaz zaten senin oruç tutmanı istemez. Manevi açıdan senin bu yolda olmanı istemez. İslam düşmanlarının çoğu böyledir, hepsi değil ama çoğu. Yani ona kızmak onu sevindirmekten başka bir işe yaramaz. Asıl kızacak ve zarar görecek olan sensin. Başkaları senin yerine sevinecek. Bu yüzden, bu yollar küsme ya da darılma yolu değildir. Allah'ın yolu bir imtihan yoludur. Bazen imtihansız da geçer. Kimi zaman imtihanla, kimi zaman imtihansız geçer. Bu yüzden dikkatli olmak gerekir. Kızmak, öfkelenmek zaten iyi değildir. Peygamber Efendimiz "Öfkelenme" diyor, "La tağdab." Sakin ol. Allah hepimize sükunet versin. Akıl versin, fikir versin. Çünkü kızınca akıl gider. Allah hepimizi korusun. Doğru yoldan ayırmasın. Bu güzel yoldan ayrılmak kötü bir şeydir. Allah hepimizi muhafaza etsin.

2024-09-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, bir insanı doğru yola, hidayete getirmen senin için dünyadan daha hayırlıdır. Yani insanların çoğu şimdi dünyayı düşünüyor, dünya peşinde koşuyor. Ahireti unutmuşlar. Bazıları hiç inanmıyor. Onun için bu insanlardan birisine doğru yolu gösterip hidayete ermesine vesile olursan, Allah sana büyük bir kazanç bahşetmiş, nasip etmiş olur. Bu insan senin vesilenlе Allah yoluna girdi. Allah'ın sana vereceği mükâfat çok büyük. Düşün ki, şu koca dünyada küçücük bir yerin olsa bile ne kadar sevenirsin. Artık bu dünyadan daha hayırlı bir şey kazanmışsın. Allah Azze ve Celle sana bunu vaat etmiş, sana verecek. Sen bir insanı hidayete erdirdin diye, doğru yolu gösterdin diye, yola koydun diye. Onun için bunu yapan insan memnun olmalı. Başka şey düşünmemeli. Bu insan ister bir vakit, ister beş vakit kılsın, ister eksik ister tam yapsın. Nasıl olursa olsun bir yola girmiş, bu yolda gidiyor. Allah yolunda gidiyor. Allah selamet versin. Bununla memnun olacaksın. O doğru yoldan sapmadığı sürece Allah'a şükredeceksin. Bu insan Allah yoluna bizim vesileyle girdi, Allah bize nasip etti. Bu insan bu yola, bizim vesileyle girdi, Allah Azze ve Celle bu güzelliği bize nasip etti diye şükretmen lazım. Başka şey düşünme. Dünyalık çıkar sağlayacağım diye düşünme sakın. Bu yola girdi, ben bundan dünya menfaati alacağım diye aklına koyma. O iş biraz bozulur. İşin yine sevabı olur ama Allah için yapılan işin mertebesinden çok daha aşağıda kalır o zaman. Onun için elimizden geldiği kadar insanlara iyilikle, güzellikle yolu göstereceğiz. Yola gelene de yolda devam etsin diye yardım edeceğiz. Onu yoldan çıkarmamız, yoldan ayırmamız durumunda, kazandığın şeyler, Allah'ın verdiği şey senin yüzünden kaçarsa, o zaman elinden kaçırmış olursun. Bu büyük faydayı, büyük kazancı elinden kaçırmış olursun. Onun için gelsinler, sen onlara yol gösteren bir vesile ol. Sen kapı ol, kapıdan girsinler. Öteki tarafına bakma. Sen bu yolu gösterdin, bu yola girdiler. O yolda devam etsinler. Allah yolunda devam etsinler. Allah'ın yolu senin yolun olsun. Allah yardım etsin. Bu insanların ihtiyaçları var. Şeytan da bu insanların doğru yolda olmasından hiç hoşlanmaz. Elinden geldiği kadar yoldan çıkarmaya çalışır. O hayır yapan insanı da hayırından mahrum etmeye çalışır. Şeytana uymayın. Allah Azze ve Celle'ye şükredin ki bu ihsan size nasip oldu. Senin vesilenlе bir kişi, iki kişi, beş kişi, on kişi ne kadar girerse o kadar Allah sana ecir ve mükâfat verir. Allah hepinize nasip etsin. İnsanlara hidayet yolunu göstermek size de nasip olsun inşallah.

2024-09-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بسم الله الرحمن الرحيم اِنَّ اللّٰہ علیٰ کل شی ءٍ قدیر (35:1) Allah Azze ve Celle'nin kudreti hadsiz, hudutsuz, sonsuzdur. Onun için insanların aklı O'nun kudretinin yanında aciz kalır. Bazı insanlar işte "Bu niçin böyledir, bu nasıl oluyor, bu dünyada bu kadar zulüm oluyor. Nasıl Allah Azze ve Celle niçin bir şey yapmıyor, bunlara yardım etmiyor?" diye sorar. O Allah Azze ve Celle'dir, her şey O'nun iradesiyle oluyor, O'nun kudretiyle oluyor. Mümin olan, Müslüman olan insan buna da inanır. İmanın gereği Allah'ın her şeyine inanmak, Allah Azze ve Celle'nin büyüklüğüne, azametine inanmak bizim vazifemizdir. Biz onu yaparsak rahat ederiz. Öteki türlü sen kendi işini doğru dürüst yapamazsan haşa Allah Azze ve Celle'nin işine mi karışacaksın? Çok insan bilmeden cahillik yapıyor. Cahillik yapıp da bir de kendilerini akıllı zannediyorlar. Bu kadar milyon milyar insan geçmiş, mümin geçmiş, Müslüman geçmiş. Sen sırf akıllısın da bu hüküm, ahkam kesmeye mi kalkıyorsun? Onun için insanın haddini bilmesi lazım. Haddini bilmek büyük bir fazilettir, büyük bir iyiliktir. Haddini bilmeyen insan her zaman, her vakit iyi bir şey bulmaz. Dünyada da insanlar arasında haddini bilmeyene, haddini bildirirler derler. Artık o Allah Azze ve Celle insanın haddini bildirmeye tabii ki kadirdir. Şek, şüphe yok. Ama insanın içine bu vesvese geliyor. O vesvese dışarı çıkmadıktan sonra bir şey değil ama dışarıya çıkıp da millete "şu böyledir, bu böyledir" diyen insan, onun haddini tövbe etmezse Allah Azze ve Celle bildirir, pişman olur yaptığına. Onun için Allah Azze ve Celle'nin azameti sonsuz, hadsiz, hudutsuzdur. Onun hiçbir "bunu niçin böyle oldu, niçin böyle oldu" diye ağzını açıp konuşma. İçindeki vesvese sana kalsın. Bu vesvese herkeste var. Allah muhafaza etsin. Ama dışarı çıktı mı o vakit onun tövbe etmedikten sonra hesabını, cezasını bulur insan. Allah muhafaza etsin. Vesveseden ve haddimizi aşmaktan Allah hepimizi muhafaza etsin.

2024-09-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle hayrı da, şerri de yaratmış. O, her şeyin zıddını yaratmış. Gece var, gündüz var. Hayır var, şer var. İyilik var, kötülük var. Taat var, masiyet var. Aklı olan insan hayırlı olan tarafta olur. Hayırla beraber olur. Kirlilikle, pislikle değil de temizlikle, saflıkla olur. O güzellikle olur, çirkinlikten uzak durur. Çirkinlik masiyettir, kötülüktür. O da şeytandır. Güzellik, Allah'ın en güzel yarattığı insan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. Onunla beraber olan her türlü hayra nail olur. Ona karşı olan hiçbir zaman hayır görmez. Onun için insanoğluna, Allah akıl vermiş, irade vermiş. Güzel olanla olun. Güzel şeylerle olun. Çirkin, kötüyle olmayın. Onlardan uzak durun. Allah Azze ve Celle sizi cennete davet ediyor diyor. Şeytan sizi fakirliğe, üzüntüye, kötülüğe, her türlü yaramaz şeye davet ediyor. Ondan uzak durun diyor. Ama nefis iyilikten daha fazla kötülüğü, çirkinliği, pisliği ister. Nefsine uyma. Nefsini terbiye edebilirsin. Nefsine hakim olabilirsin. Onun için daima ötekisi daha nefsine hoş gelse bile sen nefsine uyma. Nefsini sen kendine uydur. Hayır yolunda, güzel yolda, güzel insan olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolundan git. Kurtulursun. Öteki türlü hayır görmezsin. Sonunda hayır olmaz. Allah muhafaza etsin. Allah hepimizi doğru yoldan ayırmasın. Güzeli görelim. Güzel olarak görelim. Çirkin olarak görmeyelim. Çünkü nefsine uyan güzeli çirkin olarak görür. Çirkini de güzel olarak görür. Allah muhafaza etsin.

2024-09-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: إذا ابتليت بمعاصي فاستتر Nefsinize uyup günahlara iptila olursanız, bunu gizleyin. Günah işlemek, insan için bir tür beladır aslında. İyi bir şey değil, tam tersine beladır. Bela derken, sadece başına bir şey gelecek anlamında değil. Kötü şeyler yapmak da bir beladır. Bu yüzden, insan böyle bir şey yaptığında, bunu açıktan yapmasın. Gizlesin ki Allah örtsün. Allah Settâr'dır, örtendir. Kulum utanıyor, açıktan yapmıyor. İnsanlara göstere göstere günah işlemiyor. Başına bir bela gelmiş, onu kapatıyor, gizliyor. Ve Allah Azze ve Celle de inşallah onun günahını gizler, kimseye göstermez, affeder. Bazı şeyler var ki öyle bir iptiladır. Çoğu insanda da vardır. Mesela şu sigara meselesi. Sigara öyle bir beladır ki en büyük belalardan biridir. Bir yakaladı mı ahtapot gibi bırakmıyor. İnsan kurtulamıyor. İnsan bırakmak istiyor, bir uzaklaşıyor ondan, yine yakalıyor. Sanki iple çekip yine ayağına getiriyor. O pis şeyi içine çektiriyor. O zehiri içine çektiriyor. Bile bile insan kurtulmak istiyor. Kurtulmak istemiyor demiyorum, istiyor ama bir türlü esir olunca bırakamıyor. Bırakamadığını anladık da, hiç olmazsa Allah huzuruna çıkarken o kokuyla çıkma. En azından yarım saat, bir saat öncesinden ağzına alma. Büyükler, evliyalar buna "şeytan buhuru" derler. Şeytan buhur bir beladır. Başına gelmiş ama camiye yakın içme. İnsanların evinde içme. Git uzakta iç. Avrupa'da meyhanelerde bile yasaklamışlar. Yani en pis yer olan meyhane. Orada bile adam sigara içerse "Çık dışarı" diyorlar. "Burada içilmez" diyor. Bakıyorsun meyhanenin önünde tüttürüyorlar. Bu böyle bir beladır işte. Zararlarını saymakla bitiremeyiz. Faydası bir tane bile yok. Sigara içmek bir beladır. Bırakamıyorlar. Bırakmıyorlar ama ona göre de biraz tedbir alsınlar ki Allah Azze ve Celle affetsin kendilerini. Tütün kokusu ağzında camiye girmek, abdest aldıktan sonra yine tüttürmek olmaz. Nasıl Ramazan'da oruç tutarken içmiyorsan, namaz vakti gelirken, namaz kılacaksan en az 15-20 dakika, yarım saat öncesinden ağzına alma. Ondan uzak dur. Başkasının da hakkına girersin böyle. O zehiri ona da bilmeden içirirsen kul hakkına girersin. Allah korusun. Günahtır, mekruhtur, şudur budur diye tartışmıyoruz burada. Dikkat çektiğimiz, sigara içmenin bir bela olmasıdır. Bu belayı başkalarına da bulaştırma. Sen de ondan uzak dur. Gizle. Onu gizlemek demek, açıktan açığa yapıp da camiye öyle girmemektir. Yoksa Allah'ın huzuruna o pislikle çıkmaya cüret etmiş olursun. Allah Azze ve Celle'nin "temiz girin" dediği yere o şeytanın buhuruyla girip orayı da rahatsız edersin. Allah kurtarsın. Çoğu insan gelip "Dua et bu şeyden kurtulayım" diyor. "Bu illetten kurtulayım, bu günahtan kurtulayım." "Bu beladan kurtulayım." Allah kurtarsın. Şeyh Baba'nın bir sözü vardı. "Burnundan gelsin" derdi. Zaten burnundan çıkarıyorum o dumanları. "Burnundan gelsin" demek zor bir şeydir. Burnundan çıkarmak kolay değil. Allah kurtarsın. Allah başlamayanları da korusun.

2024-09-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle insanoğluna her türlü şeyi vermiş. İnsana yapacağı her şeyi ve iradeyi bahşetmiş. İrade, Allah'ın ilmindendir. Bizim akıl dediğimiz şey, Allah'ın iradesi ve ilmi karşısında bir hiçtir. Onun için Allah Azze ve Celle'nin iradesine boyun eğmek lazım, başka çare yok. Çoğu insan kendilerini akıllı zanneder, düşünür "Nasıldır, nedir, ne oluyor?" diye. Böyle şeyleri düşünmeye hiç gerek yok. Allah Azze ve Celle seni yarattı. Bu dünyaya koydu. Sen kendi haline bak. Başka lüzumsuz işlere bakma. Yasak olan şeylere bakma. En büyük yasak, Allah Azze ve Celle'nin iradesine karşı gelmektir. "Neden, niçin?" diye sorma. Lâkin çoğu insan bunu yapar işte. Allah istediğini yapar, istemediğini yapmaz. Sana hesap verecek değil ya. Sen kendi haline bak. Allah sana lütfuyla muamele eder. Eğer lüzumsuz işlere karışırsan, sen ziyanda olursun, zararda olursun. Allah Azze ve Celle'nin insana verdiği her şey, Müslüman için faydalıdır. Dünya imtihan dünyasıdır. Her an cennetteymiş gibi yaşayamazsın. Ne kadar malın mülkün olsa da yine cennet gibi değil. Öyle bir şey yok. Muhakkak üzüntüler çok olur. Üzüntü, sıkıntı dünyanın halidir. Allah bu zorlukları verince, aslında müminin faydasınadır. Onlar makamını yükseltir. Sevaplarını çoğaltır. Kafir için de eziyettir. Yola gelsin diye bir uyarıdır. Dinleyen kazanır. Dinlemeyen boşuna yaşamış olur. Vaktini, hayatını heba etmiş olur, kaybı geçmiş olur. Ne kadar dert çeksen, ne kadar hastalık atlatsan da, bunlar geçip gidince sanki hiç olmamış gibi gelir insana. Ama imanından taviz vermezse, çektiği çilelerin mükâfatını fazlasıyla alır. Allah Azze ve Celle karşılığını verir. Şimdiki dünya hali çok sıkıntılıdır. İnsanlar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Yapacakları şey bellidir. Allah Azze ve Celle'ye sığınacaklardır. لا ملجأ ولا منجى من الله إلا إليه Allah'tan başka sığınacak yer yok. Allah'tan başka bir yol yok. Kaçacak yer yok. Bu sıkıntıların çaresi ise Allah'tır. Bazı insanlar bilmeden öyle şeyler yazıyor ki, "Tek çare biziz" diyorlar. "Çare biziz" diye yazan, kendisine çaresi yok. Tek çare Allah'tır. Allah'a dönün. Allah Azze ve Celle size yardım eder. Her türlü iyiliği O'nda bulursunuz. Allah'tan kaçan hiçbir zaman hayır bulmaz, rahat olmaz. Allah yardımcımız olsun. Allah dünyada ve ahirette saadet versin hepimize inşallah.