السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2024-06-30 - Lefke

İnsan için her zaman bir öğretmen, öğretecek, ona yol gösterecek bir insan lazımdır. İnsanoğlu gün geçtikçe öğrenir. Kendi kendine öğrenmek yerine bir öğretmenden veya öğreten birinden öğrenirsen, çok daha çabuk öğrenirsin. Daha fazla bilgili olursun. Her şeyde bir usul vardır. Öğrenmenin makbul usulü budur. Her şeyi erbabından öğreneceksin. Eğer bir iş yapacaksan, işin ustasının yanında durup ondan öğrenmen lazım. Ondan öğrenip mükemmel sanatkâr olursun. Kendin de mükemmel öğretmen olursun. Mükemmel hoca olursun. Bu, Allah Azze ve Celle'nin bir kanunudur. Tek başına öğrenen tek kişiler Peygamberlerdir. Onların da öğretmeni Allah Azze ve Celle'dir. Yani onların da tek başına öğrendikleri denmez. Allah Azze ve Celle öğretiyor onlara. Allah, peygamberlerine yol gösteriyor ki ümmetlerine öğretsinler diye. Ondan sonra gelenler, Peygamberlerin sahabeleri yahut onlarla beraber olan insanlar, onlar da Peygamberlerden öğrendikleri yolu devam ettirir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in yolu da aynıdır. Peygamber Efendimizin yolu sahabeler tarafından ve sahabelerden sonra alimler tarafından gösterilmeye devam etmiştir. Peygamber Efendimiz'in yolunu gösteren kişi, Peygamber Efendimiz'e tabi olması lazım. Bağlı olan alimler, sahabeler hepsi Peygamber Efendimiz'e bağlıydı. Onun yolunda gidiyorlar, onun yolunu gösteriyorlar. "Hangi birine tabi olursanız hidayet bulursunuz," diye buyurur sahabeleri hakkında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem. Ondan sonra gelenler de onların yolundan giderlerse tamam olur. Ama onları beğenmeyip başka yola sapınca, yoldan çıkmış oluyorlar. Peygambere doğrudan intisaplı olan, yani bağlantısı olan evliyalar, meşayihler, sahabelerden sonra Efendimiz'in yolunu devam ettirdiler. Böylece bu zamana kadar geldi. Bu zamanda fitneler çoktur. "Buna gerek yok," diyorlar. "Böyle bir şey yok," diyorlar. Onun için insanlar şaşkın halde, dinde olmayan şeylerin peşinde yahut sünneti, vacibi bırakıp onları dinleyen insanlar çok. Halbuki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in gösterdiği yol daimdir. Kıyamete kadar devam eder. Tarikatlar doğrudan Peygamber Efendimiz'e bağlıdır. Şeyhten şeyhe ta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e bağlıdır. Kırk bir tane tarikat var. Hepsi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e bağlıdır. Onların yolu hiç değişmez. Tabii ki böyle kimselere mütemmeşşih derler. Yani tarikatla alakası olmayan, "Ben de şeyhim," diye ortaya çıkanlar var. Hakikilerden onlar çok daha fazladır. İnsanlar onlara kanıyor çünkü bilmiyorlar. Ama ne diyeceksin? Allah'ın nasip ettiği insan doğrusuna rastlar. Nasip olmayınca doğru olmayana rastlar. Doğru olanlar kimlerdir? Onların sıfatları bellidir. Birincisi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in yolunda olup, ona en büyük hürmet etmek. Ondan sonra Dört Halife'yi, Ehli Beyt'i ve Sahabelerin hepsini sevmek. Şimdi çıkıyor, tarikattayım diyor, sahabeleri kabul etmiyor. Bazılarını kabul ediyor, bazılarını kabul etmiyor. İşte onlar hakiki olmayanlardır. İnsanların istediklerine uymak istiyorlar. "Böyle yaparsak daha fazla mürit toplarız, daha fazla insan toplarız," diye düşünüp o yola girince zaten bir bağlantısı yok. Bu davranışla büsbütün bağlantı diye bir şey kalmaz. İnsanlara faydadan fazla zarar verir. Allah muhafaza etsin. Allah doğru yoldan ayırmasın. Doğru insanlara rastlamamızı, karşılaşmamızı nasip etsin hepimize, inşa'Allah.

2024-06-29 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ (114:4) صدق الله العظيم Bu Ayet-i Kerime, vesvese yapan şeyden, şeytanlardan, cinlerden Allah Azze ve Celle'ye sığınıyoruz diye buyuruyor. Demek vesvese yapmak şeytanın işidir. Vesvese ne demektir? Herhangi bir iş yapıyorsun, en mühimi de ibadet yapıyorsun, kabul oldu mu olmadı diye zorluk sorun çıkarıyorsun. Size Allah Azze ve Celle kolaylık göstermiş. Kolaylık yapın diye emretmiş. İnsan, şeytanın hilesiyle güya yaptığım kabul olmadı diye vesvese yapıyor. Sıkıntıya düşüyor. Üzüntüye düşüyor. Kendini harap ediyor. Daha sonra da hiçbir şey kazanmış olmuyor. Vesvese şeytandandır. Allah Azze ve Celle herkese yapabileceği şeyleri söylemiş. يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا Kolaylık gösterin, zorluk yapmayın. Zorluk yaparsanız insanlar bir sınıra kadar yapar, ondan sonra o yaptığı ibadeti de yapmaz. Benim yaptığım zaten olmadı diye ondan vazgeçer. Şeytanın istediği olmuş olur. Onun için bu bazı şeytanın grupları diyeceğiz artık. Müslüman kisvesi altında oluyor. İnsanlara güya iyilik yapıyoruz diye onlarıın hayatlarını allak bullak ediyor, mahvediyor. Ne arkadaş kalıyor, ne akraba kalıyor. Hepsi birbirlerine düşman kesiliyor. O da neden? İslam'da olmayan şeylerden dolayı, İslam'da varmış gibi gösterip halis Müslüman olan insanı kafasını bulandırıp başkalarına düşman ediyor, kendine de düşman yapıyor. O insan mahvolmuş olur. Bu vesvese hiç iyi değil. Bazı insanlar da vesvese hastalığı var. Onu daha beter ediyorlar. Müslüman'ı beğenmezler. Müslüman'ın yaptığını, ettiğini beğenmezler. Halbuki her şeyi kabul eden Allah Azze ve Celle'dir. Haşa! Onlar kendilerini Allah Azze ve Celle'nin yerine koyup hüküm verirler. Onlara tabi olan, muhakkak o kötü şeylere mazhar olur. Kötü şeylere dûçar olur. Hayatı da mahvolur. Müslümanların arasında da düşmanlık yaparlar. Allah şerlerinden muhafaza etsin. Şeytanın hileleri çok. Sana doğrudan kafir gibi gelip söylemez. İyilik yapıyorum gibisinden yaklaşır, lakin o iyiliğin içinde zehir oluyor. O zehirle seni öldürüyor. Senin bütün hayatını mahvediyor. O yaptığın eziyette de hiçbir şey kazanmıyorsun. Bilakis sana vebal oluyor. Harcadığın vakte, harcadığın emeğe, harcadığın suya, harcadığın her şey hepsi yazılıyor Allah'ın indinde. Onlar vebal olarak yazılır. Abdest alırsın kusur yaparsın, ibadet yaparsın noksandır, Allah affedicidir, sana o kusurlu abdestin her damlası için Allah sevap verir. Vesvese yaptığında, her damla için sana israf olarak vebal olmuş olur. Allah muhafaza etsin. Bu insanların şerrinden Allah muhafaza etsin. İslam dini kolaylıktır. Zordur diyen, oldu olmadı diyen insanı dinlemeyin. Yapabildiğiniz gibi yapın. Sana 'Senin yaptığını beğenmedim' diyene, ben de yaptığımı beğenmedim de. Sana 'Senin namazın olmadı, beğenmedim' diyene ben de beğenmedim de Allah beğensin de. Allah beğenir. Allah ufak, küçük şeylere bakmaz. Allah insanın niyetine göre verir. Allah Azze ve Celle niyete göre vereceğini hayırlı düşünüyoruz. Vesvesesi olan insanlar şöyle der: Allah bize kızacak. Allah bizi yakacak. Allah bizim yaptığımız amelleri kabul etmeyecek. Onun için yeniden yapmamız gerekir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanın Allah Azze ve Celle hakkında nasıl düşünüyorsa, o şekil muamaele göreceğini bildirmiştir. Allah bizi affedecek, Allah bize mağfiret edecek diye düşünüyoruz. Bizim yaptığımız amellerimizi de kusuruyla kabul eder. Onun için hiç telaş etmeye gerek yok. O şeytanın istediği vesvese yoluna gitmeye de hiç gerek yok. Allah muhafaza etsin hepimizi.

2024-06-28 - Lefke

Allah'ın hikmetine binaen, insanoğlunun nefsi nankördür, kıymet bilmez. Nefis, Rabbisini tanımak istemeyip her şeyin kendi kendiliğinden olduğunu söyleyip şükür bilmez, hesap kitap bilmez. Onun yaratılışı öyledir. İnsanoğlu hamdır. Eğer Allah Azze ve Celle bu insanı terbiye edip, iyi sıfat sahibi yaparak hidayete erdirirse, bu insan hem dünyada hem de ahirette büyük fayda görür. Bunun faydası insanın kendisine olur. Allah Azze ve Celle, her şeyi verendir. Veren'in, kimseye muhtaç olmaz. Veren, Allah Azze ve Celle'dir. O, senden ödünç beklemeden sana vermiştir. وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ (51:56-57) İnsanları, cinleri ibadet etsinler ve sevap kazansınlar diye yarattım, buyuruyor Allah Azze ve Celle. Ne rızık isterim onlardan ne yiyecek isterim diye buyuruyor. Allah Azze ve Celle'nin ihtiyacı yok. Allah Azze ve Celle hiçbir şeye muhtaç değildir. Sıfatı, ihtiyaç sahibi olmamasıdır. İnsanlar şükredecektir. İnsanın nimetin kıymetini bilmesi için Allah Azze ve Celle Kur'an'da birçok yerde örnek göstermiştir. Bu Yemen tarafında Sebe diye bir yer var. Oranın her şeyi boldu. Yiyecek, içecek, meyvesi, sebzesi. Onlar Allah'a karşı geldi. Küfrettiler. Kafir oldular. Öyle olunca da Allah Azze ve Celle onlara gazap etti. Allah onlardan hoşlanmadı. Onların o güzel hayatlarını korku, açlık, sefillik ile değiştirdi. Çünkü onlar nimetin kadrini bilmediler. Nimete hürmet etmediler. Ona her vakit olacakmış gibi baktılar. Ama nimeti takdir etmeyince o nimet elden gider diye buyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hadis-i şerif'te, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Hazreti Âişe annemizin evinde böyle bir küçük ekmek kırıntısı gördüğü anlatılır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ekmek kırıntısını almış, üzerinden tozun gitmesi için üflemiş, mübarek ağzına alıp yemiş. Bu Hadis-i şerif bize talimdir. Nasıl, ne yapacağımızı gösterir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de hikmetini de açıklamış. Dikkat edin, nimetin kadrini bilin diye buyurdu. Nimet bir defa gitti mi geri gelmesi zordur. Nimet, zenginlik veya herhangi değer, çok az, çok nadir olarak gelir. Elden bir gitti mi onun geri gelmesi zordur. Onun için nimetin kıymetini bilirsen o nimet sende kalır. Yok, bilmezsen, bir gitti mi artık hayat boyu arkasından koştur. Binlerce zengin insan var. Hepsi zenginlikleri devam edecek diye harman savurdular. Nimetin kıymetini bilmediler. Ona hürmet etmediler. Ona yakışacak gibi bir muamele etmediler. O elden gitti. Sonra bakıyorsun bu adam zengindi. Zengindi de hani, şimdi yok. Eh, ne yapıyorsun şimdi? İşte bir iş peşinden koşturuyorum. Bu işi yaparsam, çok para kazanacağım, edeceğim. Eh, geçmiş olsun sana! Artık kazanacağın yok. Allah bir defa açtı. Sen onun kıymetini bilmedin. Onu elinden kaçırttın mı yakalaması zor artık. Bu, Peygamber Efendimiz'in bize açıkladığı hayattaki başarının büyük bir sırrıdır. Nimete dikkat edin, kaçırmayın elinizden. Atalarımız derlerdi ki, çeşme açıkken kapanmasını bekleme. Doldurabildiğince bu çeşmeden doldur. Hiçbir erteleme. Sonra doldururum deme. Doldurdukça gelir, doldurdukça gelir. Doldurmazsan kuruyup gider. Onun için bu nimetin kadri kıymeti mühimdir. Dünya halini görüyoruz zaten. O kadar bolluk bereket vardı ki, kimse kadri kıymet bilmeyince, şimdi herkes geçim sıkıntısından, her türlü şeyden şikayetçi. Neden oluyor bu? İşte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dediği gibi, nimeti takdir etmeyip elimizden kaçırdığınızdan dolayı oluyor bu şeyler. Allah kıymet bilenlerden eylesin. Kıymet bilen, o nimeti verenin kıymetini bilmiş olur. Nimet kıymetlidir. Onu yaratan kıymetli, en kıymetli O'dur. Ondan dolayı kıymet vermek lazım. Allah hepimizi kıymet bilenlerden eylesin inşallah.

2024-06-27 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle'ye yalvarıyoruz ki fazla yük yüklemesin bize. Kaldıramayacağımız şeyleri bize yüklemesin diye, Allah bize yardım etsin diye bu güzel Ayet-i Kerime'yi Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'e Miraç gecesinde hediye etmiştir. Bu ayette Allah Azze ve Celle, sadece insana kendisinin kaldırabileceği şeyleri teklif ettiğini beyan etmektedir. Allah'ın insanlara teklif ettiği yükümlülükler ibadettir, hayır hasenat yapmaktır. Onları insan yaşadıkça hayatta yapması lazım. Boşuna gelmemiş dünyaya insan. Allah Azze ve Celle'nin, insana yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler, Allah'ın hikmetiyle insanların kaldırabileceği işlerdir. İnsanoğluna ibadet ve hayır hasenat yükümlülük olarak teklif etmiş. Onları yapacak. Onların dışında yapmaya gerekmez. İnsan bunların dışında bir şey yapabilirse, tabii ki yapar, ama onlar Allah'ın bize yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler değildir. Allah Azze ve Celle'nin emrinin dışında bir şey yapan kendi bilir. Yapacağı bir iyilik de olsa, kendisi yapabildiği kadar yapsın. İnsan yapamayacağından yükümlü değildir. Allah Azze ve Celle insana kaldıramayacağı yükler yüklemez. Dünyada çekeceği varsa, o kadar çeker ancak. Sabrederse, ondan sonra onun ecrini alır. Sabretmezse, yine iman sahibiyse ecrini alır ama tabi sabreden gibi değil. Onun ecri daha az olur. Allah Azze ve Celle'ye inanmıyorsa, o vakit hiçbir şey elde etmez. Boş! Hem dünyada eziyet çeker hem ahirette eziyet çeker. Allah Azze ve Celle'nin emirlerini yapmak lazım. Yapabildiğimiz kadar, Allah yardım etsin, yapalım. Yapamadığımızı da Allah affeder, inşa'Allah. Tövbe istiğfar edip, Allah'tan mağfiret dilersek, bilmemiz lazım ki Allah Azze ve Celle'nin mağfireti deryadır. Bu mağfiret deryası, küçük büyük şeylere bakmaz. İnsan tövbe ettikten sonra, affeder Allah Azze ve Celle. Bazı insanlar bu kadar çekemeyiz diye şikayette bulunuyor. Ama çoğu zaman görüyoruz ki dünya insanın kendi istediği gibi olmuyor. Çoğu zaman çok zorluklar oluyor. Ta ki insan, Adem aleyhisselam'dan beri zorluk var. Hiç rahata erdik diye bir şey yok. Zahiri zorluk olabilir. Ama manevi olarak, bu zorluklar karşısında insan çok büyük güzellikler elde etmiş oluyor. Dünya hali budur. İnsana zorluk olarak görünür. Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olmak sana fayda olur. Allah'a bize çekemeyeceğimiz şeyleri yükleme diye dua ederiz. Allah Azze ve Celle merhametlidir. İnşa'Allah o duayla sıkıntı olmadan, rahat olarak dünya hayatını yaşayıp ahirette de saadetle yaşarsın. O dua makbuldür. Ona bir itiraz yok. Her şeyde bir hikmet olduğunu bilip, daima Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp daima, kolaylık vermesi için diye dua etmek güzeldir, sevaptır. Allah hepimizi muhafaza etsin. Kaldıramayacağımız yük vermesin, inşa'Allah. Allah muhafaza etsin. Çok zor şeyler var. Allah muhafaza etsin, inşa'Allah.

2024-06-27 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌۭ صَدَقُوا۟ مَا عَـٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ عَلَيْهِ (33:23) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle sözünde duran müminleri methediyor. Sözünde durmak müminin sıfatlarındandır. Sözünde durmak, yani insan birine bir şey dedi mi, o sözün arkasında durmak müminin sıfatlarındandır. Sözünde durmak, müminin özelliğidir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem müminler hakkında böyle buyurur: Konuştuğu vakit doğru konuşur. Söz verdiği vakit sözünde durur. Emanet verildi mi, o emanete sadıktır. Bu müminin sıfatıdır. Müminler bu sıfat üzerine olmaları lazım. Tabii ki bütün müslümanlar böyle olması lazım, ama mümin olan daha fazla dikkat etmelidir. Müminler kimdir? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolunda gidenler, ona daha yakın olmaya çalışanlar, tarikat ehli olanlar daha fazla bu sıfatta olması lazım. Bu sıfatı hiçbir şekilde ihlal etmemeleri lazım. Sözüne sadık olmak müminin özel, en belirli sıfatıdır. Ben tarikattayım deyip yalan söyleyen, sözünde durmayan, emanete hıyanet eden olamaz. O kimse tarikat ehli değil, doğrudan münafık sıfatında olan insandır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sifatı üçtür diye buyuruyor. Konuştuğu vakit yalan konuşur. Söz verdiği vakit sözünde durmaz. Emanet versen, o emaneti geri vermez. İnsan iki türlüdür. Ya münafıksın, yahut müminsin. İki türlü var. Onun için bu sözde durmak mühim şeydir. Her bakımdan. Sana güvenip de sana yardım eden insanlar oluyor. O insanları da yalancı duruma düşürüyorsun. Onları da utandırıyorsun. Çünkü seni adam yerine koyup, sana yardım ettiler, sana bir iyilik yapalım diye uğraştılar. Sen kalkıp da bu sözünde durmayıp, yalan söyleyip her türlü hıyanet yaparsan artık mümin değil de resmen münafık sıfatındasın. Daha sonra, Allah muhafaza etsin, tam münafık olursun. Münafıklar da cehennemin en derin yerindedir. فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ (4:145) Cehennemin en derin yeri. Cehenneminde dereceler var. Ne kadar alçalırsan o kadar daha derine gidersin. Daha kötü olur. Onun için dünya için yalan söyleme. Dünya için söz verme. Dünya için hıyanet etme. Emanete riayet eyle. Tarikat ehli olanlar bahusus dikkat etmelidir. Tarikat olanlara insanlar daha fazla güveniyor. 'Bu adam müslüman adamdır, tarikat sahibidir, ona güvenilir.' İnsanlar, tarikat ehli hakkında bu şekil düşünebilir. Sözüne sadık olmayıp emanete riayet etmezsen, sen hem tarikata, hem Peygamber'e, hem Allah'a ihanet etmiş insanları kandırmış olursun. Allah muhafaza etsin. Allah, nefsinin şerrinden ve bu durumlara düşmekten muhafaza etsin. Bu zamanda kendilerini uyanık zannedip de bu şeyi yapanlar çok var. Ama uyanıklık değil, ahmaklık yapmış olurlar o vakit. Faydadan daha fazla zarar görürler. Dünyada da kazanılacak şeyde bereket olmaz. Ahirette de onun vebali var, suali, cezası var. Allah muhafaza etsin.

2024-06-26 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle'ye yalvarıyoruz ki fazla yük yüklemesin bize. Kaldıramayacağımız şeyleri bize yüklemesin diye, Allah bize yardım etsin diye bu güzel Ayet-i Kerime'yi Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'e Miraç gecesinde hediye etmiştir. Bu ayette Allah Azze ve Celle, sadece insana kendisinin kaldırabileceği şeyleri teklif ettiğini beyan etmektedir. Allah'ın insanlara teklif ettiği yükümlülükler ibadettir, hayır hasenat yapmaktır. Onları insan yaşadıkça hayatta yapması lazım. Boşuna gelmemiş dünyaya insan. Allah Azze ve Celle'nin, insana yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler, Allah'ın hikmetiyle insanların kaldırabileceği işlerdir. İnsanoğluna ibadet ve hayır hasenat yükümlülük olarak teklif etmiş. Onları yapacak. Onların dışında yapmaya gerekmez. İnsan bunların dışında bir şey yapabilirse, tabii ki yapar, ama onlar Allah'ın bize yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler değildir. Allah Azze ve Celle'nin emrinin dışında bir şey yapan kendi bilir. Yapacağı bir iyilik de olsa, kendisi yapabildiği kadar yapsın. İnsan yapamayacağından yükümlü değildir. Allah Azze ve Celle insana kaldıramayacağı yükler yüklemez. Dünyada çekeceği varsa, o kadar çeker ancak. Sabrederse, ondan sonra onun ecrini alır. Sabretmezse, yine iman sahibiyse ecrini alır ama tabi sabreden gibi değil. Onun ecri daha az olur. Allah Azze ve Celle'ye inanmıyorsa, o vakit hiçbir şey elde etmez. Boş! Hem dünyada eziyet çeker hem ahirette eziyet çeker. Allah Azze ve Celle'nin emirlerini yapmak lazım. Yapabildiğimiz kadar, Allah yardım etsin, yapalım. Yapamadığımızı da Allah affeder, inşa'Allah. Tövbe istiğfar edip, Allah'tan mağfiret dilersek, bilmemiz lazım ki Allah Azze ve Celle'nin mağfireti deryadır. Bu mağfiret deryası, küçük büyük şeylere bakmaz. İnsan tövbe ettikten sonra, affeder Allah Azze ve Celle. Bazı insanlar bu kadar çekemeyiz diye şikayette bulunuyor. Ama çoğu zaman görüyoruz ki dünya insanın kendi istediği gibi olmuyor. Çoğu zaman çok zorluklar oluyor. Ta ilk insan, Adem aleyhisselam'dan beri zorluk var. Hiç rahata erdik diye bir şey yok. Zahiri zorluk olabilir. Ama manevi olarak, bu zorluklar karşısında insan çok büyük güzellikler elde etmiş oluyor. Dünya hali budur. İnsana zorluk olarak görünür. Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olmak sana fayda olur. Allah'a bize çekemeyeceğimiz şeyleri yükleme diye dua ederiz. Allah Azze ve Celle merhametlidir. İnşa'Allah o duayla sıkıntı olmadan, rahat olarak dünya hayatını yaşayıp ahirette de saadetle yaşarsın. O dua makbuldür. Ona bir itiraz yok. Her şeyde bir hikmet olduğunu bilip, daima Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp daima, kolaylık vermesi için diye dua etmek güzeldir, sevaptır. Allah hepimizi muhafaza etsin. Kaldıramayacağımız yük vermesin, inşa'Allah. Allah muhafaza etsin. Çok zor şeyler var. Allah muhafaza etsin, inşa'Allah.

2024-06-25 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ (17:70) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle insanoğlu en üstün yarattık olarak yaratmış, onlara ikram etmiş. Her türlü iyiliği yapsınlar diye onlara Peygamberler göndermiş. Yani yapacaklarını söylemiş. İnsanoğlunun Allah Azze ve Celle yarattığı vakit ilk başta insanın ruhu var. Ruhu Allah'tan başka kimse bilmez. Ruh nedir? O Allah'ın indinde. قُلِ ٱلرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّى (17:85) Ben ruhu bilirim diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Ruh şöyledir böyledir diyen adamı dinlemeyin. Hiç yanına yaklaşmayın. Sizi şaşırtacak demek. İmanınızı zayıflatacak. Onun için o mevzulara giren insanların yanına yaklaşmayın. O mevzu hakkında konuşandan uzak dur. Bazı mevzular var onun hakkında insan konuşabilir. Su götürür, şöyledir, böyledir konuşabilirsin. Ama ruh mevzusu insanı aşar, hiç yaklaşma! Onun yanından kaç. Allah Azze ve Celle insanın içinde bir de nefis yaratmış. Nefse karşı da Allah vicdanı ve merhamet vasfını yaratmış. Vicdanı olan insan, nefsine uymaz. Nefis tabii her türlü yola gidebilir. İyiye de gidebilir, kötüye de gidebilir. Ama vicdan, insanın iyi tarafıdır. İyi şeyleri gösterir, iyi şeyler yaptırır. Vicdan da, daha fazla Allah Azze ve Celle'ye inanan insanlar da olur. Hakiki vicdan, merhameti olan imanlı insanlarda bulunur. Başka insanların da vicdanı bulunsa da, vicdan daha çok Allah korkusuyla olur. Vicdanlı olmak istersen bilmen gerekir ki vicdanlı insan Allah'tan korkar. Acaba ben bu yaptığım şey iyi midir, kötü müdür? Bu insana yaptığım şey vicdana sığar mı? Vicdanım rahat olur mu? Ben buna eziyet edersem ne olur diye vicdan sorar ve insanı kötülükten men eder. Sakın bu vicdansızlık yapma, merhametsizlik yapma der. Bu adamı dolandırma, bu adama eziyet verme. Bu insana iftira etme. Bu insana, hayvana, ne olursa onlara vicdansızlık yapma, onlara yardım et. Yardım edemezsen bile eziyet etme. Vicdan insanı kötülükten men eder. Vicdan böylelikle yavaş yavaş nefsi alıştırır. Vicdan, nefsi merhametli olmasına, doğru yolda olmasına yönlendirir. Vicdan tarikatı, İslam'ın emirlerini gözeten insanlarda olur. İmanı olmayan, Allah'ın emirlerini gözetmeyen kimsede vicdan nadir bulunur. Allah Azze ve Celle herkesi vicdan ile yaratmış. O vicdanını dinleyip vicdanının arkasından yürüyeren sonunda hidayete de bulur. Vicdanlı insanlar çoğunlukla hakikati görüp, hakikate inanıp muhakkak sonunda hidayete erip, Allah yoluna girerler. Vicdanlı olmak büyük bir iyiliktir insan için. Büyük bir meziyettir. Vicdanlı olan insan, insanlar katında da sevilen insandır. İtibar gören insan olur. Öteki türlü, bu adam merhametsiz, vicdansız, ahlaksız diye millet kaçar yanından. Nefsine tabi olmuş, şeytana tabi olmuş diye o insanın yanından kaçarlar. Vicdan ve merhamet gibi bu güzel şeyler insanı yüceltir. İnsanın itibarını yükseltir. Allah katında sevilen insan olur. Allah Azze ve Celle sevdi mi herkes ona ihtiram eder, sever. Öteki türlü Allah Azze ve Celle'yi sevmediği kişiyi de kimse sevmez. Seviyormuş gibi gözükseler bile, ancak menfaatten dolayıdır. Öteki türlü ona itibar eden yoktur. Şimdiki dünyada bunun gibi insanlar çok var. Kendisinin sevildiğini zanneden çok insan var. Mallı mülk var, zengindir. Ama esasen insanlar ona değil de, malına itibar ediyorlar. Onun kendisine hiçbir itibarları yok. Onun parası olmasa kimse ona itibar etmez. Kimse ona bakmaz bile. Allah muhafaza etsin. Allah bizi iyilerle beraber, iyi yolda olarak, Allah'ın sevdiği kullarından eylesin, inşa'Allah.

2024-06-24 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍۢ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًۭا (25:2) صدق الله العظيم Allah Azze ve Celle her şeyi yaratandır. Allah Azze ve Celle her şeyi bir hikmetle yaratmış. Hikmetsiz bir şey yok. Yaratılanlarda iyisi var, kötüsü var, temizi var, pisi var. Her türlü şeyler var. Allah Azze ve Celle hepsini bir hikmetle yaratmış. Onun hikmeti kendi indindedir. Allah Azze ve Celle geceyi gündüzü de yarattı. Yazı, kışı da yarattı. Sıcağı, soğuğu yarattı. Yaratan Allah Azze ve Celle'dir. Her şeyde insana hikmet var, fayda var. O hikmeti arayan insan hem hikmet bulur hem fayda bulur. Şimdi sıcak yaz vaktdir. Yazda sıcaklık normaldir. Allah Azze ve Celle bazı memleketlerin sürekli yaz mevsiminde olmasını takdir etmiştir. Başka yerlerde değişik değişik mevsimler oluyor. Allah'ın hikmeti üzerine, az mevsimi olan memleketteki insanlara da Allah ona göre maişetlerini vermiş. Yiyeceklerini, içeceklerini vermiş Mevsimleri olan yerlerde yazın sıcak, kışın soğuk oluyor. İnsanoğlu hikmetini anlamadan söylenip durur. İşte çok sıcak oldu, çok soğuk oldu. Halbuki bu mevsimde olan, vaktinde olan şey güzeldir. Vakıtsız olan şey iyi değil. Yazın soğuk olursa iyi sayılmaz. Yazın sıcak olması lazım. İnsan bunalsa da, daralsa da o insanın ihtiyacı olan bir şeydir. Allah Azze ve Celle ona göre o yazın sıcağını vermiştir. Sabretmek gerekir. Sabretmemenin faydası yok. Sabredip Allah'a şükretmek gerekir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu sıcaklarla ilgili Kuran-ı Azimüşan'dan şu ayete işaret etmiştir: قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّۭا (9:81). Cehennemin sıcağı çok daha yakıcıdır. Bu dünyada sabreden, ahirette cehennemden korunmuş olur. İnsan için faydalı olan şeylerdir. İnsanın vücudu bazen sıcağa da ihtiyacı oluyor. Ondan sonra aynı şekilde yine soğuğa da ihtiyaç oluyor. Allah Azze ve Celle hikmetiyle her şeyi en güzel şekilde yaratmış. Allah'ın verdiği bu şeylere şükretmek lazım. Vaktinde olmayanlara da sabretmek lazım. İşte geçen kış soğuk olmadı. Soğuk olmayınca her şey biraz daha değişik oldu. Ona da Allah'ın hikmeti diyoruz. Ona da karışamıyoruz. Bütün dünya ileri seviyede, teknoloji meknoloji, her şey var. Bir şey yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Allah'ın iradesine yaptığı nizam-ı intizama karşı gelemiyorlar. Bu şeyler, her şey Allah istediği gibi oluyor. Vaktinde olunca güzeldir. Zamanında olunca güzeldir. İnsanın da gençliğindeki yapacağı şeyler değişik. Daha sonra yapacakları şeyler de daha değişik. Her konuda vakte ve vaktin gereğine göre davranılması lazım. Allah yardımcımız olsun. Allah hayırları vesile etsin. Her şey hayra vesile olsun. Sabrınında ecrini versin, inşa'Allah.

2024-06-23 - Lefke

Allah indinde din, İslam dinidir. Bütün peygamberler, o din üzerinde insanlara gönderilmiştir. Tabii, onların zamanındaki esas olarak budur: Allah'a ibadet etmek, Allah'ın yolunda olmak, hayrı emretmek, şerri menetmek. Dinin usulü ve esası. Ama teferruat var. Şeriat, her peygamberde esas olarak aynı olsa da, teferruatlarda değişiklikler gösteriyordu. Şeriat, kanun demektir. İslam şeriatı, insanlara nasıl yaşayacaklarına dair kanunlar teşkil etmektedir, hem dinî bakımdan hem ictimai bakımdan. Şeriat, kanun demektir. Şeriat, teferruat yönünden ümmetten ümmete değişiyordu; ta ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar. Peygamberimiz Efendimiz'in son hutbesinde, veda hutbesinde Arafat'ta, "Bugün dininiz tamamlandı," diye buyurdu. Şeriat, insanlığın dini tamamdır artık, başka değişiklik yoktur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem var. Ondan sonra kimse yok. O din üzerine, o şeriat üzerine kıyamet gününe kadar devam eder insanlar. Daha önceki ümmetlerde, şeriatın dinin teferruatlarında biraz değişiklikler vardı. Geçen işte, biz bu Avrupa seyahatinde bir yere gittik. Orada keşişlerin bir odaları vardı. Hiç konuşma yok orada, yasak. Günde bir saat var, bir odaya gelip, orada konuşabiliyorlardı. Başka bir yere gittik. Orada da başka keşişlerin bir manastırı vardı. Orada bizim ihvanlar, cümbür cemaat, çoluk çocuk konuşuyorlardı. Baktık, papaz geldi, bir şey demedi. Sonra anladık ki onların meğer susma ibadetine rastlamışız, ibadetleri gereğince iki saat boyunca konuşmuyor, susuyorlarmış. Bizimkiler ortalığı cümbüş yaptı. Adam edepliydi, bir şey demedi, daha sonra açıkladı. Onların şeriatında bazen bu gibi şeyler oluyor. Hazreti Zekeriyya aleyhisselam, Allah Azze ve Celle'nin emri gereğince, kavmine işaret ederek, "Ben şu an konuşmamak üzereyim, konuşmayacağım," dedi. Allah'ın emriyle siz ibadet ile meşgul olun, benimle konuşmayın. Bunlar tabi, hepsi nesh oldu. Nesh oldu demek, yani o ibadet İslam'da yok. Hiç konuşmamak, tamamen susmak yoktur. Elbette halvette olup Allah zikriyle meşgul olabilirsin. Lazım olduğu vakit geri çekilip, dünya kelamı olmadan susup ibadetle meşgul olursun. Lakin, bu nadir yapılacak bir şeydir. Hele böyle bir şey yapmak artık emir değildir. Müslümanlara öyle bir emir kalkmıştır, yoktur artık öyle bir emir. Bize düşen, Peygamber Efendimiz'in yolunu takip etmek. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında üç kimse gelmiş. Birisi demiş ki ben hiç uyumayacağım. Bütün vakit ibadet edeceğim, hiç uyumayacağım. Ötekisi demiş ki ben devamlı oruçlu olacağım, hiç oruç bozmayacağım. Üçüncüsü de ben hiç evlenmeyeceğim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem duyunca, onlara şöyle buyurmuş: "Ben uyurum, uyanırım. Oruç tutarım, oruç tutmadığım zamanlar da olur. Evlilik bakımından da evlenirim. Benim sünnetime tabi olanlar bendendir. Bu sünnete uymayanlar makbul değildir." Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunu ümmete talim olarak gösteriyor ki insan kendi kafasına göre hareket etmesin. İyilik yapayım zan ederken iyilik yapmış olmaz, nefsini tatmin etmiş olur. "Ben bunu yaptım, Peygamber bile yapmadı," gibi yanlış yollara düşebilir. En büyük vebale düşmüş olur. Allah muhafaza etsin. Dinimiz kolaydır. Din bütün insanlığadır. Şeriat kıyamete kadar bu din üzerinde. Tabii teferruat olarak içtihat var, mezhepler var. İnsan kendi kafasına göre dini belirleyemez. Şimdikiler Hadis'i bile kabul etmiyor. "Kur'an'a bakacaksın. Kur'an'dan ne diyorsa onu yapacaksın," diyorlar. Sen ders deyip okusan onu ne dediğini anlamıyorsun. Kur'an'ı nasıl anlayacaksın? O başka bir şeytanın oyunu. Allah muhafaza etsin. Mezhebe, tarikata uyup ona göre elinden geldiği kadar yapacaksın. Ama şeriat şeriattır. Onu inkar etmek olmaz. Yapamazsan o başka. Ama şeriatı inkar edemezsin. Allah muhafaza etsin! O vakit büyük hataya ve vebale düşmüş olursun. Allah doğru yoldan ayırmasın hepimizi.

2024-06-22 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i Allah Azze ve Celle en güzel şekilde yarattı, hem görünüş olarak hem davranış olarak. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize en güzel şeyleri öğretiyor. O'nun öğrettikleri bizi insan yapıyor. İnsanı kâmil yoluna koyuyor bizi. Ona tabi olmayanlar o yoldan yavaş yavaş çıkıyorlar. İnsanlıktan çıkıyorlar. Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in gösterdiği güzel şeylerden birisi de, babanın sevdiği insanlar varsa, onlarla görüşmek, onlarla buluşmak, onlara itibar etmektir. Bu da İslam'ın, Peygamber Efendimiz'in öğütlerindendir. İyi insanlar azdır. Babanın ve atanın bildiği insanlar, eski insanlar demek ki onların da benzer huyları, tabiatları vardır. O tabiat ve huy sana da geçer, senden sülalene de geçer. Onun için iyi insanlar birbirlerini bırakmasınlar. Devamlı irtibatta olsunlar, devamlı beraber olsunlar, olabildikleri kadar. Yani birbirlerini unutmasınlar. Bu mühim bir şeydir. Bu zamanın insanları hiçbir şeye kıymet vermiyor artık. Kıymet verdikleri şeyler lüzumsuz şeylerdir, lüzumsuz insanlardır. Zararlı insanlardır. Onlarla düşüp kalkıp o sıfatları alıyorlar. Elinde bir değer olsa bile, zararlı insanlara uyup benzedikleri için, onu da kaybedip pişman oluyorlar. Hem ruhaniyet bakımından kötü oluyor hem maddi bakımdan da kötü oluyor. Çünkü kötü insanla olmak sana da zarar verir. Hiçbir zaman kötüyle olan kazanmaz. Şeytanla olan hiçbir zaman kazanmaz. Şeytan zaten açıkça söylüyor: Ben sana zarar vereceğim. Allah Azze ve Celle insanlara bildiriyor. Onları yoldan çıkaracağım, onları kötülüğe alıştıracağım. Birbirlerine düşman edeceğim. Allah Azze ve Celle de iyi insanların beraber olmalarını istiyor. Beraber olun, ayrılık yapmayın diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Onun için en mühim şeylerden birisi, babanın, annenin, akrabalarının tanıdığı iyi insanlar varsa onlara hürmet edip, onlarla en azından münasebetlerde olsa bile hürmet edip, onlarla irtibatta kalmaktır. Allah muhafaza etsin. Kötü insanların özellikleri birine geçtiğinde, çoğu insan bu süreçte çok şey kaybediyor. O kaybettikleri şeyler bulunmaz. İnşallah iyilerle buluştursun bizi. İyi olanlarla Allah daim beraber eylesin, inşallah. İyilerle olan dünyada da iyiyle olur, ahirette de iyiyle olur Allah'ın izniyle.