السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetini uyarıyor ve onlara her daim uyanık olup aldanmamalarını tembihliyor.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Lâ yuldağul mü'minü min cuhrin vâhidin merreteyni."
Yani, mümin aynı delikten iki kez ısırılmamalıdır.
Bu hadis, insanın aynı hataya düşmemek için özellikle dikkatli olması gerektiğini vurgular.
Her daim tetikte olmak gerekir.
Bu öğüt yalnızca mecazi anlamda değil, hayatın her alanında geçerlidir.
Günümüzde gerçek yılanlarla pek karşılaşmıyoruz belki.
Fakat yılanlardan çok daha tehlikeli şeyler var etrafımızda.
Şeytanlar ve kötü güçler pusuda bekliyor.
Malınızı, mülkünüzü, sahip olduğunuz her şeyi elinizden almak için fırsat kolluyorlar.
Daha nice şeyleri de...
İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) daima uyanık olmamızı öğütlüyor.
Hem kendinizi hem de mallarınızı koruyun, diyor.
Allah'ın size bahşettiği nimetleri, özellikle de en değerli hazineniz olan imanınızı muhafaza edin.
Kimsenin sizi kandırmasına ve imanınızı zayıflatmasına fırsat vermeyin.
Her an tetikte olun, aldanmaktan sakının.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bizim ne kadar gaflet içinde olduğumuzu, düşünmeden sağa sola savrulduğumuzu sık sık dile getirirdi.
Doğru yoldan sapıp türlü türlü yanlış yollara saptık.
Bu yollar bize hiçbir fayda sağlamaz, aksine zararlı fikirler ve öğretilerle doludur.
Bu sebeple her an uyanık ve dikkatli olmalısınız.
Rivayete göre bir bedevi, Peygamber Efendimiz'in mescidine gelmiş ve devesini dışarıda bağlamadan bırakmış.
Namazını kıldıktan sonra dışarı çıkmış, devesine binip gitmek istemiş.
Ancak devesini yerinde bulamamış.
Etrafı aramış, sonunda Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidip, "Ya Resulallah, devem kayboldu. Az önce burada bırakmıştım" diye dert yanmış.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona sormuş: "Nereye bıraktın? Bağladın mı peki?" Adam, "Hayır" demiş.
"Şuracıkta, bu mübarek mekanda bıraktım.
Nasılsa burada durur diye düşündüm.
Bir yere gitmez sandım."
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hikmetli sözü söylemiş: "akıl ve tevekkül."
Yani, önce tedbir al.
Akıl, bağlamak manasına gelir.
Akıl ve tevekkül - önce deveni sağlama al, sonra Allah'a tevekkül et.
Şayet deveni bağlasaydın ve biri onu çalsaydı, o zaman şikayet etmeye hakkın olurdu.
Fakat sen üzerine düşeni yapmadın, şimdi de şikayet ediyorsun.
Kabahat sende.
Yine de Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) engin merhametiyle, adam sonunda devesine kavuştu.
Ne yazık ki çoğu kimse bu hikayenin sonunu bilmez.
Sadece kaybolan deveyi anlatırlar, oysa Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatındaki her hadise bizler için nice ibretler barındırır.
Özellikle de bu çok değerli öğüdü: akıl, akıl ve tevekkül.
Akıl, hem bağlamak demektir.
Hem de aklını, idrakini ve hikmetini kullanmak manasına gelir.
Akıl kelimesi akıl kökünden türemiştir.
Aklını kullanmalısın, zira Allah onu sadece yiyip içmek ve hayatta kalmak için vermedi.
Hayvanlar da yiyip içebilir, lakin onlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etme kabiliyetinden mahrumdur.
Allah onlara yalnızca yeme, içme ve tehlikeyi sezmek için gereken kadar idrak vermiştir.
İşte Allah'ın onlara bahşettiği budur.
Ama insanoğluna Allah, kendisine ve ailesine nasıl bakacağını bilsin diye akıl ihsan etmiştir.
Ne yazık ki günümüzde pek çok insan, kendilerini yanlış yola sürükleyenlerin tuzağına defalarca düşüyor.
"Şöyle yapacağız, böyle edeceğiz" diye vaatlerde bulunuyorlar.
Sonra da parayı alıp ortadan kayboluyorlar.
Bu noktada sorumluluk bizlere düşüyor - elimizdekinin hayırlı mı şerli mi olduğunu ayırt edebilmeliyiz.
Çünkü sahip olduğumuz her şey Allah'ın bir lütfu, O'nun ihsanıdır.
Allah size bu nimeti verdi, öyleyse iyi koruyun.
Malınızı mülkünüzü dolandırıcıların eline düşürmeyin.
Akıl sahibi olan, parasını dolandırıcılara kaptırmaz.
Paranızı vermemekle aslında o dolandırıcıyı haram lokmadan, ailesini haram rızıkla beslemekten korumuş olursunuz.
Zira haram yiyip içtiklerinde hem kendileri bozulur, hem de siz onların bu günahına ortak olmuş olursunuz, çünkü paranızla onlara bu fırsatı siz verdiniz.
Bu meseleyi iyi anlamak gerekir.
Bakın, Evliyaullah ve sahabe-i kiram asla harama el sürmemiştir.
Mesela İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri hiçbir davete icabet etmezdi.
Ne kadar ısrar edilse de, evinin dışında hiçbir yerde yemek yemezdi.
Kendisine sunulan hediyeleri dahi geri çevirirdi.
İşte onların yaşam tarzı buydu.
İnsanlar yemin billah ederek, "Vallahi bu haram değil, tamamen helaldir, buyurun yiyin" diye ısrar ederlerdi.
Asla kabul etmezdi.
Bir lokma bile yemezdi.
Evliyaullah ve ulema-i kiram, şüpheli yahut haram olabilecek bir şeyi yeme riskine girmemek için son derece titiz davranırlardı.
Hatta bir keresinde, büyüklerden biri yediği yemeğin nereden geldiğini öğrenince hemen kusmaya başlamış. "Bu ne? Nereden gelmiş bu?" diye sormuş. Kendi evinden geldiğini zannetmişti.
"Efendim, bunu size birisi göndermiş" dediklerinde...
Hayır, mübarek bedeni şüpheli olan hiçbir şeyi kabul etmezdi.
İşte bu, evlatlarımıza tertemiz, helal rızık yedirmenin ne kadar mühim olduğunu gösterir.
Bugün insanlar birilerini kandırıp "Oh ne güzel, falancadan bin pound sızdırdık" diye sevinip, sonra da o parayla evlerine türlü türlü yiyecekler alıyorlar.
Halbuki bu gerçek manada gıda değildir.
Bu tam manasıyla zehirdir.
Hangi akıl sahibi, bile bile evladına zehir yedirir?
Değil zehir, bayat yemeği bile çocuklarına reva görmezler.
İşte bu sebepten, sohbetimizin başından beri aklı kullanmanın ehemmiyetini vurguluyoruz.
Elinize geçen her şey size hayır getirmez.
Nice şeyler vardır ki sizin için adeta zehir gibidir.
Sizi helak eder, perişan eder.
Bu, Allah'ın değişmez kanunudur.
Allah Teala neden "Külû halâlen tayyiben" - yani "Helal ve temiz olanı yiyin" diye buyuruyor?
Çünkü helal lokma size kuvvet verir, sıhhat verir, saadet verir.
Haram ise bunun tam aksini yapar - size ve ailenize dert getirir, keder getirir, türlü türlü musibetler getirir.
Sonra pişman olup "Yavrularıma ne oldu böyle, aileme ne oldu, neden bu kadar mutsuz ve sıkıntı içindeler?" diye hayıflanırsınız.
Hayatı, kaderi sorgular durursunuz.
Lakin endişelenmeyin.
Yeter ki doğru yoldan ayrılmayın, Allah'ın izniyle selamette olursunuz.
Başka çaresi yoktur bunun.
Şüphesiz ki Allah, bilmeden işlediğimiz günahları affeder.
Fakat bir şeyin haram olduğunu bile bile ısrar ederseniz, işte o zaman dikkatli olun.
Bilmeden elinize geçeni dağıtın, zira hiçbir şeyin gizli kalmayacağı bir alem var önümüzde.
Kıyamet Günü geldiğinde her şey apaçık ortaya çıkacak, kadın erkek herkesin bütün yaptıkları gözler önüne serilecek.
Melekler, Cenab-ı Hakk'ın emriyle şöyle seslenecekler:
"İşte bu kişi sizi aldattı, malınızı çaldı, size zulmetti."
"Ama ya Rabbi, ben onu dostum bilirdim, salih bir insan zannederdim."
"Hayır, size yaptıkları ortada. Bu sebeple onun sevaplarından hak talep etmeye hakkınız var."
Dünyanın kanunu böyle işler.
Bu fani dünyada iken insan, kandırdığı ve haksızlık ettiği kimselerden helâllik dileyerek kendini kurtarabilir.
Ama bu hesabı ahirete bırakırsa, işte o zaman iş çok ciddi bir hal alır.
Buyurulduğu üzere, o gün her şey apaçık ortaya dökülecektir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, kimi insanlar dağlar kadar sevapla gelecek, lakin arkalarından hak sahipleri çıkıp gelecek ve bu sevaplar onlara tazminat olarak verilecek.
Ve ardı arkası kesilmeyecek.
Biri gelip biri gidecek.
Nihayet o koca dağlar misali sevaplar tükenip gidecek.
Hâlâ sırada nice insan var ki, bunların haberi bile yokken kandırılmış, malları ellerinden alınmış.
Peki hiç sevap kalmayınca ne olacak? İşte o zaman tam manasıyla iflas edecekler.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, haksızlık yaptıkları kimselerin günahları bunların sırtına yüklenecek.
İşte o vakit açığa düşecekler.
Birer birer, günahlar yüklendikçe yüklenecek, sonunda layık oldukları cezayı bulacaklar.
Çünkü onlar sadece dünyalık kazançlarını düşünüp keyif sürdüler.
Lakin ahirette hiçbir şey gizli kalmaz.
Biz asla zulmetmeyiz.
Adalet-i ilahi tecelli eder, herkes ebedi yurduna varmadan evvel hak ettiğini alır.
Bu sebeple diyoruz ki, sakın ha bu insanların ahirette azap çekmesine vesile olmayın.
Bu, kaybedebileceğiniz her şeyden çok daha mühimdir.
Bu kullara merhamet nazarıyla bakın.
Onların nefsani arzularına ve şeytanın vesveselerine kapılmalarına müsaade etmeyin.
Zira şeytan onları ancak cehenneme sürükler.
Bir mümin kardeşine karşı merhametli olmalı, ona halisane nasihatte bulunmalıdır.
Şayet nasihatimiz fayda vermezse, diğer insanları bu kişiye karşı uyanık olmaları hususunda ikaz edelim.
Zira onlar başkalarına zarar vermeden evvel kendi nefislerine zulmetmiş olurlar.
Bu sebeple gözümüzü dört açalım, kendilerini felakete sürüklemelerine mani olalım.
Bakın, İstanbul Boğazı'nın üzerindeki o muhteşem köprüyü düşünün.
Kimi zaman insanlar oraya canlarına kıymak niyetiyle gelirler.
Görürsünüz ki polis ve yüzlerce vatandaş toplanır, trafik durma noktasına gelir.
Peki nedir bunun sebebi? Bir kulun hayatına son vermek istemesi.
Lakin insanlar o canı kurtarmak için seferber olur.
İşte bu misal bize gösteriyor ki, insanların kendilerine zarar vermesine mani olmak boynumuzun borcudur.
Dikkatli olun, zira şeytan bu devirde insanlara pervasızlığı, Allah korkusundan uzak yaşamayı telkin ediyor.
Bu yolda gidenlerin sayısı günden güne artıyor, hiçbir çekinceleri kalmıyor.
Hem size hem de kendilerine verecekleri zararı önlemek sizin vazifenizdir.
Bu, üzerimize düşen İslami bir vecibedir.
Bir toplumda haram yaygınlaşınca, onun zararı herkese sirayet eder.
İşte bu yüzden daima uyanık olmalıyız.
"Biz Müslümanız, merhametliyiz, varsın böyle olsun" demekle olmaz.
Asla.
İkazlarımız netice vermese bile insanları irşad etmeye devam etmeliyiz.
Unutmayın ki, Cenab-ı Hak her şeyi görür ve O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz.
Bu sebepledir ki Allah Teala, mümin kuluna helal ve hayırlı amelleri vesilesiyle nur ihsan eder.
O nurun olmadığı yerde zulmet vardır.
Karanlık ve şer hüküm sürer.
Cenab-ı Hak bizi böyle kimselerden muhafaza eylesin ve cümlemize hidayet nasip etsin.
Zira iman gün geçtikçe azalıyor, insanlar helal ile haramı birbirinden ayıramaz oluyorlar.
Namaz ehli olanlar arasında bile, özellikle miras meselesinde bu durum çok mühimdir.
Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde, bir kimse vefat ettiğinde hak sahiplerine haklarının verilmesi gerektiğini beyan buyurur.
El-mu'tak, el-mîrâs helâl diye buyurulur.
Miras meselesi herkes için helal dairesinde olmalıdır.
Bu husus gayet mühimdir.
Mesele yalnız sizi aldatanlarla alakalı değildir.
Eğer ailenizde varis olanlar varsa, onlara karşı adil davranmak mecburiyetindesiniz.
Taksim bittiğinde, herkes birbirinden razı olduğunu dile getirmelidir.
Birbirimizden hoşnut olmaya gayret göstermeliyiz.
Herkesin hakkında bereket olsun diye, varsa eksiklikler için helalleşerek.
Bu olmadığı takdirde, o mal lanete dönüşür ve hiçbir hayır getirmez.
Mevlana Şeyh hazretleriyle nice defalar şahit olmuşumdur; kendilerine layık olmayan şeylerin peşine düşen insanlara daima şöyle nasihat ederdi: "Sıhhatiniz her şeyden kıymetlidir."
Mesela bir vakit, bir memleketin en zengin insanı - ki Mevlana hazretleri sık sık anlatırdı bu hadiseyi - kayınpederinin servetini başkalarına, şu kadına, bu çocuğa, milyonlarca dağıtmasından şikayet edip dururdu.
Mevlana Şeyh her defasında, "Sağlığınız daha kıymetlidir" buyururdu.
Ben buna defalarca şahit oldum.
Fakat o hanım şikayetinden vazgeçmedi.
Derken bir sene sonra, Subhanallah, o hanım kanser illetine tutuldu.
Altı ay geçmeden Hakk'ın rahmetine kavuştu.
İşte bu da Mevlana hazretlerinin bir kerametiydi.
Allah rahmet eylesin, elhamdülillah kendisi fazilet sahibi bir hanımefendiydi.
Lakin mal mülk hususunda, ister erkek olsun ister kadın, herkes servetini dilediği kimseye bağışlayabilir.
Şeriatta buna cevaz vardır.
İster adil olsun ister olmasın, bu mubahtır, haram değildir.
Fakat bilhassa Roma hukukunun geçerli olduğu yerlerde, sonradan bu malı talep etseniz dahi, size geri verilmesi mümkün olmaz.
Ne kanun ne de başka bir vasıta size yardımcı olamaz bu hususta.
Lakin bu malı alanlar, hak sahiplerinin hakkını gasp etmiş olurlar.
Ya çalarak yahut zorbalıkla alırlar.
Bunun size hiçbir hayrı dokunmaz.
Mevlana hazretleriyle nice böyle hadiseye şahit oldum.
Müslümanlar, hatta müritler bile servet sahibi olunca Allah'ı, şeriatı ve Peygamber Efendimiz'i unutuverirler.
"Bizim ülkemizin kanunu böyle" derler.
"Kabul etmezlerse mahkemeye gideriz, çarçabuk alırız."
Bu ne büyük yanlıştır.
Üstelik bazıları mirastan paylarını alır da kardeşlerinden gizler.
Bu da apaçık haramdır.
Başkalarının haklarını gasp ederler, o malı kendilerine haram ederler.
Yedikleri içtikleri adeta zehre dönüşür.
İşte bu sebepten, sohbetimizin başından beri hep söylüyoruz: Aklınızı güzelce kullanın.
Akl-ı selim ile hareket edin, sefihlik etmeyin.
Cehaletin her türlüsünden uzak durun.
Zira böyle davrananlar hem akılsız hem de cahildir.
Cenab-ı Hak cümlemizi cehaletten muhafaza eylesin, inşallah.
2024-02-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem mümin, mümine destek vererek sağlam bir bina yapar diyor.
Müslümanların ayrı değil de birlik olmasını ister.
Allah'ın emri de aynı şekilde.
Şimdiki insanların, Müslümanların arasına şeytan girmiş.
Her birisini bir tarafa uzaklaştırmış birbirlerinden.
Onun için bu hal, ortada olan hal onun neticesindedir.
Birlik olmayıp fitneye kapılıp fitnenin arkasından giden yahut fitneye bulaşan insanlar çok.
Bu maalesef şimdi daha fazladır.
Eskiden vardı tabii.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in zamanından sonra fitneler çıktı ki İslam'ı bitirsinler.
Ama Allah Azze ve Celle bu nuru devam ettirecek.
وَٱللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ
(61:8)
Kafirler sevmese de Allah bu nuru devam ettirecek.
Allah Azze ve Celle'nin himayesindedir.
Allah Azze ve Celle insanlara yardım ederse kimse durduramaz.
Ama bazen işte imtihan oluyor.
Her şeyin vakti zamanı var.
Vakti zamanı gelince yaptıkları bütün kötülükler son bulur.
'Biz dünyayı kontrol ettik, dünyaya hakim olduk' deyince Allah Azze ve Celle bir lahzada, bir dakikada bütün yaptıklarını yıkıp götürür.
Bırakmaz bir şey.
Haktan başka hiçbir şey kalmaz.
Onun için Müslüman yine sabredip elinden geldiği kadar Müslüman kardeşlerine yardım etmesi lazım.
Hem maddi olarak yapabilirse yapsın.
Çoğu zaman çoğu insanların imkanı olmuyor.
Dua da büyük bir silahtır.
Müminin silahı, Müslümanın silahı duadır.
'Allah yardım etsin' diye, 'Allah muhafaza etsin' diye dua edelim.
Şimdi savaş var.
İnsanlar her gün ölüyor.
Bir şey yapalmıyor.
Dünyanın her tarafında zulüm var.
Müslümanlar kesiliyor, biçiliyor, öldürülüyor.
Bir şey kimsenin umurunda değil.
O kafirin umurunda değil.
Münafıkların umurunda değil.
Onların kendilerine bir şey olursa dünya yıkılır.
Ama Müslümana olunca bir şey olmaz.
Ama zararı yok.
Müslümanın çektiği eziyetler Allah katında mahfuzdur.
Onlara verilecek ikramların haddi hesabı yok.
Allah bize de yardım etsin.
Onlara yardım etmek için her türlü dua yaparız.
Dünyanın dediğimiz her tarafında zulüm zirveye yetişmiş.
Zirveyi yetişince onun bitmesi demek yakındır inşaAllah.
Allah o günleri de göstersin.
Sahible beraber olalım inşaAllah.
2024-02-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
بسم الله الرحمن الرحيم
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
إِلَّا قِيلًۭا سَلَـٰمًۭا سَلَـٰمًۭا
(56:25-26)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
Cennette insanlar hiçbir kötü söz duymaz.
Sırf güzellik oluyor cennette.
Allah Azze ve Celle bu dünyada da insanlara mübarek aylar, mübarek günler vermiş ki dereceleri yükselsin.
Ne kadar onlara hürmet ederse o kadar daha fazla ahirette, cennette makamları, o güzel şeyler daha fazla yükselir.
Her şey dünyada olduğu gibi ahirette de.
Ahirette tabii iki şey var.
Cennete olanlar için dünyadaki gibi günler var, mübarek günler.
O günlerde Allah Azze ve Celle'nin verdiği nimetler daha fazla olur.
Görecekleri şeyler daha fazla görürler ki insan dünyada onların aklın, hayalinde bile olmayan şeyler Allah Azze ve Celle verir.
Onun için bu dünyada ne kadar eziyet çekerse insan mühim değil.
O geçicidir.
Kalıcı olan ahirettir.
Ahirette O'nun ecrini Allah Azze ve Celle verir.
Onun için sıkıntıydı, fakirlikti, şuydu buydu.
Hepsi makamlar yükselmek için.
Ahiretteki fazla olsun diye.
Allah Azze ve Celle'nin ikramı fazla olsun.
Bu yolda giden için dünyada da saadettir Allah'ın izniyle.
Çünkü Allah'tan gelen şeyleri kalbinde kabul edip şükredip hamd edip yaşayınca onlar boşa gitmez.
Onlar muhakkak Allah indinde saklanır.
Onlar bu dünyadaki gibi değil.
Haşa la teşbih derler.
Buradaki millet kandırıyor birbirlerini.
Orada Allah'a şükür sağlam hesaplarımız var.
Sağlam kaybolmayacak hesaplar var.
Allah'ın sözü haktır.
Dünyadaki insanlar, milleti hele bu ahir zaman içinde nasıl nasıl kandırsam diye şaşırıyorlar.
Millet de onları kanıp onların peşinden gidiyor.
Hak olan yolu bırakıp onlara gidiyor.
Allah muhafaza etsin hepimizi.
Allah bu yolda sabit kadem kılsın.
2024-02-05 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor, bir insanı hidayete getirmen bu dünyadan daha hayırlıdır, daha kıymetlidir bir insan için.
Ondan sonra misafirlere ikram etmek peygamberlerin, evliyaların usulüdür.
Onların yolunda giden insan onları takip edecek.
Biz de tarikat olarak, Nakşibendi tarikatı olarak en çok riayet eden bu usullara Nakşibendi tarikatıdır.
Tabi ki başka tarikatlarda da Allah razı olsun hepsi de bu güzel halleri tarikatlarda öğrenir insan.
İnsanın edebi, ahlak şeyi, her güzel şeyi tarikatlarda öğrenir.
Tarikat dışında öğrenir gibi gözükür ama oraya nefis çok daha fazla galip olduğu için sonunda patlak verir, bir faydası olmaz, devam etmez.
Tarikat dediğimiz gibi edebin yeridir, edebin menbaıdır.
Edeb dediğimiz gibi riayet etmek lazım.
Tarikattayım diyen insan ilk başta bunu riayet etmesi lazım.
Bahusus dergahta olan insanlar.
Dışarıda da yani tarikata giren insanlar dergah kapısına girdi mi daha fazla dikkat etmek lazım bu meselelere.
Çok mühimdir.
Çünkü insan bu kapıya gelen insan yüz tane değil, bin tane değil, yüz bin tane şeytanla savaşarak buraya geliyor.
Çünkü bu şeyden faydalanmasın diye, bu yola girmesin diye şeytanlar men etmeye uğraşıyor onu.
Zor bela kapıya geliyor.
Bu defa akılsız dergah, tarikatı tanıyan insan ona bir şekilde hoş olmayan bir şey yapabiliyor.
Karışılıyor. Tarikat adabını, İslam adabını bilmeyen bir insan bu yola girmeye Allah göndermiş kendisini buraya.
Bu defa buradaki şeye girince öyle bir kötü muameleye maruz kalınca yahut hoş olmayan bir şey görünce kaçıp gidiyor.
Ne oluyor burada?
Sen yani bu kadar fazileti kaybetmiş oluyorsun.
Bir de onun şeyini de, vebalini de taşıyabiliyorsun.
Onun için bu şey dergahta hizmet etmek, dergahta olmak, tarikatta olmak kolay iş değil.
O kolay olmadığı kadar da o kadar da kıymetlidir.
Yani bu faziletlidir, iyidir.
Onun için bu çoğu insan duyarız.
Hatta dün şahit olduk yanımızda duran adama elinden çekip neredeyse yere düşecek halde bir hadise oldu.
Gözümüzün önünde artık arkamızda olan Allah bilir neler oluyor.
Üzülüyoruz bu şeylere.
Bu olmayacak şeylerdir.
Tarikatta olanlar bunu yapmaması lazım.
Yanlışlıkla bir yere gitse insan onu bu yol burası değildir burası diye güzellikle tembih edebilir.
Ondan sonra senin lüzumsuz işlere karışmana gerek yok.
Adam yanımızda edebiyle durmuş.
Kim olursa olsun yabancı, iyi ona dikkat etmek lazım.
Yani bir insana yanlış yapmaktansa yüz bin tane yanlış yapılsın bize ona razıyız.
O mühimdir.
Ona dikkat etmek lazım.
Gelene iyilik yapmak, güzellikle karşılamak yakışır, lazımdır.
Hem yakışır hem lazımdır tarikatta olan.
Yok sen herkese karışacaksan git başka yerde çalış bir herkesin şey yapacağı yerde yani sana mecbur olan yerde çalış ki ona şunu yap bunu yap.
Bunlar gönülle gelmiş.
Gönül için gelmiş.
Allah gönüllerini açmış buraya gelmiş.
Onları tersleyip kaçırırsan dediğimiz gibi hem sevaptan mahrum olursun hem vebalinden vebal olur.
Olabilir bir insan tövbe edip gelmiş buraya bunu görünce bu mudur, İslam bu mudur, tarikat işte şudur.
Zaten her tarafta şeytan almış elini şeyden ufacık şeyden kocaman şeyler yapıyor.
İnsanları nasıl kaçıracağını şaşırıyor.
Bir de sen ona yardımcı oluyorsun.
Bu meşayihlerin sevmediği şey.
Şeyh Babamızın tasarrufu daha hazırdır.
Milleti nerelerden çağırıyor, getiriyor.
Sen onun yaptığı şeye karşı ne yapıyorsun?
Milleti kaçırıyorsun.
Millete kötü davranıyorsun.
Olmaz bu.
Olacak şey onu ikram etmek.
Herkesin yeri var.
Her misafirin oturacağı yeri var.
Onu gösterirsin.
Şu buraya geleceksin.
Buyurun bu saat gelirsin, şu saat gelirsiniz.
Bu saatte bulunabilir, konuşabilirsiniz.
Bu saatte olmaz.
Bazı insanlar tabii bilmiyorlar.
Bizim usul geceden sonra fazla kabul olunmaz.
Ona da güzellikle söylenince olur yani.
İlla da kızıp da bağırarak söylemeye gerek yok.
Şu saatte gelirseniz sohbet var, şu saatte sizi görüşebilirsiniz diye onunla söyleyebilinir.
Yani o çok zor değil.
İyilikle konuşmak iyilik iyiliği getirir.
Kötülük de sana da sıkıntı verir.
Allah muhafaza etsin nefsimizin şerrinden.
Dediğimiz gibi her bildiğin şeyde söyleyeceksin.
Sana lüzum olan şeyi söyleyeceksin.
Sana lazım olmayan şeye karışmayacaksın.
Söylemişler, Li-külli makâmin makâl ve li-külli ormânin çakâl demişler.
Allah size en son [...] her makam, her oturacak şeye konuşacak şey var.
Her ormana da bir çakal var demişler.
Allah çakallardan etmesin bize.
2024-02-03 - Lefke
Peygamber Efendimiz ṣallá Llāhu alayhi wa sallam buyuruyor, "Khayrukum man ṭāla ‘umruhu wa-ḥasana ‘amaluhu." En hayırlısı, uzun ömürlü olup da salih ameller işleyen insan. Bu hayırlı insandır. Şerli insan da uzun ömürlü olup da insanlara zararı dokunan insan, şerri dokunan insan o da Allah Azze ve Celle'nin sevmediği insanlardandır. Tabi Allah Azze ve Celle her insana bir ömür vermiş. Onu Allah bilir. Ne kadar yaşayacağını, ne kadar nefes alacağını Allah'ın takdiridir onlar. O'nun takdirinden dışarı hiçbir şey olmaz. Çocuklar, bebekler de olabilir bir günlük, on günlük, on sene, yüz sene yaşayabiliyor insan. O Allah'ın takdiridir. Ama bu hayatı bir şey olarak zayi edip gidermek ahmaklıktır. Hayatı nimet bilip Allah'ın istediği gibi geçirmek marifettir. Öteki türlü gene en sonunda her şeyi bırakıp gidecek insan Bir şey elinde kalmadan ahirete gidecek. Ahirette hiçbir şey bulmaz o şer işleyen insanlar. Hayırlı insanlar da büyük mertebelere yetişir. İnsanların en yüksek temennisi cennette olmak. Ona nasip olur Allah . Allah'ın rızasında olduktan sonra, hayırlı insan olduktan sonra. Öteki türlü hiçbir şeye yaramaz. Şimdiki insanlar bu şeyi bilmek değil de inanmıyorlar, inanmak da istemiyorlar. Sen ister inan, ister inanma. Allah Azze ve Celle'nin senden bir menfaati yok zerre kadar. Senin şeyinden de kötülüğünden de hiçbir şey tesir etmez Allah Azze ve Celle'ye. Sen kendi kendine yaparsın. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Başkası istediği kadar uğraşsın. O gayret etmeyip de çalışmasa kimse ona yardım edemez. İşte Allah Azze ve Celle her tip insan yaratmış. Değişik değişik sıfatlar var. Değişik sıfat olduğu gibi de düşünceleri de değişik, kabiliyetleri de değişik. Bir tip insan var, ona ne söylersen bir özür bulur, bir mazeret bulur. Kabahat herkestedir. Kendi mazlumdur, kendi bir şey yapamıyor. Şunu yap, yapamam. Bunu yap, şu iş var, yok bu şöyledir. Bu vazife var, bu da bunun böyle kötüdür. Bunu yap, yok bana münasip değildir. Şu iş var, bana çok kötü davrandılar diye. Bu tip insanlar var. Onlar kendilerine dünyada geçinip giderler onlar da. Ama bu öteki tip ki hiçbir şeyi kabul etmeyip beğenmeyen ahiret içinden Allah emirlerinden, İslam'ın emirlerinden hiçbir şeyi kabul etmeyen, onun durumu daha kötü, daha vahimdir. Çünkü sonunda gideceği yer iyi bir yer değil. O zannediyor ki ölünce bizim memleketin insanı vardı böyle insanlar, ölünce beni çukura atın, bana gelmeyin etmeyin derler. Yani biz bu şey yaptık, öldük, kurtulduk zannederler. Esas ondan sonradır hayat. O vakit sen çekeceğin var. Allah Azze ve Celle'nin şeyini göreceksin ondan sonra. Hak mıdır, değil midir. Hak olan haktır Allah'ın izniyle. O'nun hakka doğru gidiyoruz hepimiz. Hepsi, herkes görecek. İnanan da görecek, inanmayan da görecek. Allah muhafaza etsin bizleri inşa'Allah.
2024-02-02 - Lefke
Bu hafta, inşa'Allah, Receb'in son haftasıdır.
Peygamber Efendimiz'in mübarek bir yolculuğu var.
Hem de Kur'an-ı Kerim'in tam ortasında bunu zikreder.
بسم الله الرحمن الرحيم
سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِۦ لَيْلًۭا مِّنَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ إِلَى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْأَقْصَا ٱلَّذِى بَـٰرَكْنَا حَوْلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنْ ءَايَـٰتِنَآ ۚ
(17:1)
صدق الله العظيم
Allah, subhan diyor.
Subhan, en büyük tazim, Allah Azze ve Celle'ye tazimdir.
O'nun tazimi insanların akıllarına sığmayan bir şeydir.
Daha fazla insanlara göstermek için de Mescid-i Haram, yani Kâbe, Mekke'den, Kudüs'e yolculuk yaptı Peygamber Efendimiz.
Peygamber Efendimiz, bineği Burak ile birkaç yerde indi.
İlk başta Medine'de indi.
Medyen dediği, Ürdün'ün Amman'a yakın bir yerdir.
Sonra İsa aleyhisselam'ın olduğu yere de indi.
Bir de birkaç yere daha indi. Gazze'ye de inip orada iki rekat kılmıştı.
Yani yedi yerde indi ve sonrasında Mescid-i Aksa'da, Peygamberlerle birlikte namaz kılıp, gökyüzüne Mi'rac'a çıkmıştır.
İsra, gece yolculuğu demektir, bu dünya üzerinde gerçekleşen yolculukları ifade eder.
Gökyüzüne mi'rac ise esas mucizesi olup, hepsi mucizedir de insanların akılları bu kadarını bile taşıyamadı.
O zamanın insanları 'nasıl olur' diye 'olacak bir şey değil' diye kafirler sevinmiştir.
'Artık kimse inanmaz bu adama', haşa, SallAllahu alaihi wa sallam.
Onlar hürmet etmezdi.
Onların sevindikleri mesele, işte bu meseledir. Artık kimse inanmaz diye düşündüler.
Buna çok sevindiler.
Şimdi onlar kafirdir, sevinirler haliyle.
Çünkü karşılarında bir düşman var.
Kendilerinin sevdiklerini sevmiyor, istediklerini istemiyor.
Onların sevmemesi normaldir.
İnanmaması da normaldir.
Anormal bir durum yok, o zamanın insanlarının aklına göre.
Ancak oraya en hızlı atla bile gitse, hiç durmadan gitse bir haftadan önce gidemeyecek bir yerdir oralar.
Dolayısıyla onların bu konuda bir mazeretleri olduğunu söyleriz.
O zamanın ölçülerine ve hesaplarına göre imkânsız olan bir durum.
Hadi onları anladık da, bu zamanın 'ben müslümanım' diyerek onu rüya olarak nitelendiren, alim olduğunu iddia eden insanlara ne demeli?
Onlara kafirden beter demeli.
Burada söylemek istemesek de neden böyle diyoruz?
Çünkü kendi başına kalsa bir şey olmaz.
Ama onun peşinden yüzlerce, binlerce kişi ona 'bak bu herif alimim' diyor.
Bir de şöyle görüyoruz ki, o kabul etmiyor.
Biz nasıl kabul edeceğiz ki bu rüyada olmadığını?
Yani akıl var, fikir var.
Hadi o zamanın insanlarının akılları o kadar kesmiyor ama bu zamanın insanları?
İnsan rüyada neler görür?
Hepsi doğru mu?
Bu, alimler kanalıyla insanlara şeytanın verdiği bir vesvesedir.
Kötü alimlerdir, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem "alimü's-su" der.
Ulemau's-su dediği kötü, yani kötülük üreten alimlerdir.
İyilik üreten alimler değil, kötülük üreten alimlerdir bunlar.
Halbuki bu zamanın imkanlarına göre bu çok zor bir durum olarak gözükmez.
Bu zamanın imkanlarıyla bile İsra denilen o gece yolculuğu gerçekleştirilebilir.
Ama esas olan Mi'rac yolculuğu.
İşte bu, akıllı olduğunu iddia eden insanların esas konuşması gereken yerdir.
Şimdi bu zamanda çok büyük mesafeleri kat edebilen aletler yaptılar, binlerce insan bu yüzden alkışlıyor, işte gökyüzünün üstüne çıktı, aya doğru gidiyorlar, bilmem nereye gidiyorlar.
Gidiyor, üç sene içinde bir yere yetişiyor.
Diğer bir yere yetişmesi yirmi sene sürer.
Halbuki bu mesafe Efendimiz'in Mi'rac'ta yetiştiği mesafeye kıyaslandığında, bu kainatın içindeki mesafeye göre sıfır değil, hatta sıfır dan eksi bir milyar.
Övündükleri yani o kadar küçük bir mesafe.
O mesafeleri Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem göz açıp yumana kadar kat etti, her yeri gördü, her yeri gezdi, geldi
Ne roket var, ne kapsül var, ne bilmem bu zamanın işte üstüne dura dura söyledikleri şeylerin hiçbiri yok.
İşte onlar Allah Azze ve Celle'nin ayetleridir.
Ayet dediği, başkasının yapması imkânsız olan şeylerdir.
Bunlar, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e nasip olmuştur ve ümmeti de onun faziletine erişmiştir.
Bu büyük bir olaydır.
Kuş beyinli derler, ama kuş bile o alim olduğunu söyleyen ve bunu inkar eden insanlardan daha akıllıdır.
Ümmet için büyük faziletler, büyük hediyeler verildi Allah Azze ve Celle'nin huzurunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e.
Olan şeyleri, insan aklı kavrayamaz.
Allah'ın oradaki Peygamber Efendimiz'e olan muamelesi, ne akla sığar, ne göz görebilir, ne de hayal edebiliriz.
Yani bu gerçekten büyük bir olaydır.
İnsanoğlu bunu zor inanır.
Ama hepsi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in şerefine verilmiştir.
Başka hiç kimse, hiçbir mahluk o makama, o dereceye yetişmemiştir.
Bu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e verilmiştir.
Biz de büyük bir şerefe nail olduk.
En büyük Peygamberin, Allah'ın en çok sevdiği kullunun ümmeti olmak, bize bu şeref yeter.
Başka bir şey istemeyiz.
Yok ben şuyum, yok buyum, hiçbirinin kıymeti yok.
Hiçbir şeyin kıymeti yok.
Peygamber Efendimiz'in ümmeti olmaktan daha âlâ bir kıymet yok.
Allah daim eylesin inşa'Allah.
Cennette cemalini görürüz.
Dünya ve ahirette onun yolunda oluruz inşa'Allah.
Allah müslümanlara da akıl fikir versin.
Böyle abuk sabuk alim olduğunu iddia eden insanları duyup da inanmasınlar.
İnanmasınlar.
Allah yardım etsin.
Allah hepimizden razı olsun inşa'Allah.
2024-02-01 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ وَحَمَلْنَـٰهُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ
(17:70)
Allah Azze ve Celle, Ademoğlu'nu, insanları, yüksek en yüksek mertebede yaratmıştır mahlukat arasında.
Onlar cinlerden de, meleklerden de daha yüksek olarak yaratılmış.
Allah'ın istediği gibi olunca, Allah'ın yolunda olunca onların mertebeleri hepsinden yüksektir.
O mertebeye ulaşmak aslında zor bir şey değil.
Ama şeytan kıskançlığından herkesi yoldan çıkarıyor.
En zor şey Allah'ın yolunda gitmek olarak gösteriyor.
Halbuki bir zorluğu yok.
Allah Azze ve Celle nasip ettikten sonra kolay.
Allah Azze ve Celle sana bu yolu nasip etmişse sen şanslı insansın.
Çünkü bu yolu gitmek, bu yolda gitmek sana kolay geliyor.
İmansız olan insana, imandan nasibi olmayan, Allah kısmet etmediği insana zor.
Bütün gün o kadar zor işler yapar.
Namaz kılmaya gelince müslümanım diyene bile zor gelir.
Hiç müslüman olmayan, İslam'da alakası olmayan insanlar hele onlar büsbütün yaklaşamaz, korkarlar.
Ölüm var zannederler.
Halbuki çok kolaydır Allah yolunda olmak.
Allah'ın yolu güzel yol.
O yol hem dünyada da sana güzellik verir, ahirette de zaten esas hayatın ahirettedir.
Onun yolunu geçmiş olursun, o yoldan gitmiş olursun.
Zaten onun sonu selamete çıkar, güzelliğe çıkar, her türlü iyiliğe çıkar.
Ama insanoğlu dediğimiz gibi nefsinin peşinden, şeytanın peşinden gidiyor.
Bu ahir zaman da çok daha kötü bir hal olmuştur.
Eskiden bu kadar fesat, bu kadar şey yoktu.
Vardı, tek tük gözükürdü ama tek tükte olan insanlar utanırdı.
Saklanırdı.
Şimdi utanma bir şey kalmamış.
Biz iyi yapıyoruz zannediyorlar.
Zararlı olduğunu bilerek 'yok bir şey değildir' diye kendini avutup, nefsini avutup yoldan çıkıyor.
Ondan sonra 'niçin böyle oldu, niçin öyle' oldu diye hesap da soruyor utanmadan.
Kimden soruyor hesap?
Allah Azze ve Celle'ye bazıları isyan ediyor.
Bu akılsızlığın en büyüğüdür.
Haddini bilmemek, haddini aşmak kötü bir şeydir.
Allah yardım etsin hepimize.
Ahir zamanda yaşıyoruz.
Tam onun göbeğinin içinde yaşıyoruz.
Peygamber Efendimiz'in dediği günlerdir bunlar, günler ki iyilik söylesen sana itibar etmez, sana kötü bakarlar.
Kötülüğü söylesen herkes seni bir şey zannedip senin peşinden koştururlar.
Seninle memnun olurlar.
Allah yardım etsin.
Allah muhafaza etsin hepimizi bu kötü zamandan.
2024-01-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul
بسم الله الرحمن الرحيم
وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَـٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
صدق الله العظيم
(3:134)
Allah Azze ve Celle, öfkesini kontrol eden, kendisine hata yapılsa da, insanları affedeni ve ihsan edenleri sever.
Allah'ın sevdiği insanlar bunlardır.
Konuşurken kolay oluyor da tatbikata gelince, yapmaya gelince kolay değil, zor bir şeydir.
Kendine kötülük yapıldığında öfkeni kontrol edip zapt etmek çoğu insanın yapamayacağı bir şeydir.
Kötü davranan bir kimseyi, kendinden zayıf ve onu yenecek kadar güçlü olduğu halde, nefsine uymayıp da affeden ve ihsan eden insanları Allah Azze ve Celle sever.
Öyle kolay değil bunları yapmak.
Ama kolay olmayınca daha fazla fazileti var, daha fazla Allah'ın rızası var.
İnsanoğlu nefsine uyar tabii de Müslüman olan, Mümin olan insan onları düşünüp bu yolda gitmesi lazım.
Nefsin bir kötülük görürse 'bu nefsime müstehaktır' deyip onu affedecek.
'Bu az bile' deyip affedip verilecek de bir şey varsa verecek.
Mazlum olmak, zalim olmaktan daha iyi.
Hakkını almaktansa hakkı alınan olmak daha iyidir.
Çünkü bu hak meselesi kıyamet gününde zordur.
Dünyada yaşarken hakkını yiyen insanı bağışlamak büyük bir fazilettir.
Çoğu insan kendini haklı zanneder, haksız olabilir.
Onun için haklı zannedip de sonra pişman olacağına, alacak hakkın olsa bile onu bağışlamak senin için daha iyi.
Nefsine zor olur ama kendine iyi olur.
Allah yardım etsin bize böyle bu şeyleri yapmaya bize yardım etsin.
Çünkü kolay işler değil.
Bile bile mazlum olmak yine de kolay bir iş değil.
Bu zulmü kaldırmaya kudretin olduğu halde ama yine de her ihtimale karşı hakkını yiyen kimseyi bağışlamak çok daha büyük bir fazilettir.
Allah yardım etsin bize.
Allah yardımcımız olsun.
Kimseye zalim olmayıp, insan hakkını yemeyelim inşa'Allah.
2024-01-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
بسم الله الرحمن الرحيم
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
(24:35)
Nur, Allah'ın nuru, her şey O'nun nuruyla iyi olur.
Çünkü bu kainat nur olmasa karanlıkta olur.
Kainat olmaz zaten.
Kainat, Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve azametinin bir zerresini gösteriyor.
Kainat kalkıyor, oluyor.
İnsanlar şimdi 'uzaya çıkıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, bakıyoruz' diye araştırıyoruz diyorlar.
'Şunu bulacağız, bunu bulacağız.'
Halbuki Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da her şeyi yazmış.
Her şeyi söylemiş.
Ademoğluna bütün bu ilimleri vermiş Allah Azze ve Celle.
Ademoğlu kendi kendine bir şeyler yapmaya uğraşıyor.
Her şeyin bir sınırı var, limiti var.
İnsanoğlunun yapacağı şeyler belli.
İnsanoğlu 'yaparız, ederiz' diye ortalığa çıkar.
'Şunu yaparız, bunu yaparız.'
Nemrud'un yaptığı gibi 'Allah Azze ve Celle göktedir' diye burçlar yapmış, kuleler yapmış.
Oradan havaya ok atmış ki 'Allah Azze ve Celle'ye karşı savaş açtım' diye.
Ondan sonra Allah Azze ve Celle onu bir sivrisinekle gebertti, mahvetti.
Kendisini ve bütün askeriyle beraber.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin azametini insanlar bilmesi lazım.
Azametini bilmeyen böyle 'bir şey yaptım' zanneder, Allah Azze ve Celle de önünü açar.
Ama tabi bir limit var, oraya kadar.
İnsanoğlunun gideceği yer, bu dünya etrafında biraz dolaşıp gelebilir.
Daha sonra öteki taraflara bu insanın vücudu taşıyamaz, Allah Azze ve Celle ona göre yaratmamış.
O'nun yarattığı vücut ancak burası için; Kalkıp biraz gökyüzüne çıkıp dolaşıp gelmesi için.
Öteki türlü 'şunu yapacağız, bunu yapacağız' diyerek ortalıkta gezinmemesi lazım insan.
Yani sen daha dünyadaki fırtınayı rüzgarı, soğuğu, sıcağı kontrol edemiyorsun.
Kalkıp da yok aya çıkacağız, yok güneşe çıkacağız, bilmem nereye çıkacağız diye insanlar cahil cahil konuşuyorlar.
Bir de alimiz diyorlar.
Yani bu insan haddini hududunu bilmesi lazım.
Haddi hududu aşmaması lazım.
İnsanlar hep haddini aşmışlar.
Allah'a karşı gelmişler.
Ondan sonra da hayır göreceğiz diyorlar.
Hayır göremez.
Haddini aşan insan hiçbir zaman fayda bulamaz, hiçbir huzur bulamaz.
Kendi kendine boş işler yapıp ondan sonra bir şey yaptım diye insanların karşısına çıkar.
Her şeyi yapan Allah Azze ve Celle.
Bu imkanı veren de Allah Azze ve Celle'dir.
Dediğimiz gibi O'nun muhakkak bir sınırı var.
Biz her şeyi yaptık bitirdik, yaparız ederiz deyince O'nu bilmeleri lazım, okumaları lazım.
Dünyayı her şeyi biz süsledik.
Her şey kontrol altında diyorlar.
Allah'ı aradan çekip, sanki her şeyin başını sonunu onlar tayin ediyorlar.
Her şeyin vakti var.
Allah Azze ve Celle ta binlerce sene önce Adem aleyhisselam'ı yarattı.
O ilimleri verdi onlara.
Ama yavaş yavaş, yavaş yavaş çıktı o ilimler.
En sonunda bu otuz kırk sene içinde o ilimlerin bin katını, on bin katını verdi.
İnsanoğlu da şaşırdı.
Ben bir şeyim diye zannetti.
Nasıl Firavun'la Nemrut kendilerini bir şey zannettiyse, şimdiki insanlar da aynı şekilde kendilerini bir şey zannediyorlar.
Allah'a karşı geldiler.
Allah yok dediler.
Yok olacak kendileridir.
Allah yok eder.
Yoktan var eden Allah.
Onlar da muhakkak bir hesapları vardır.
Allah muhafaza etsin nefsimizin şerrinden, haddi aşmaktan.
Allah muhafaza etsin hepimizi.
2024-01-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ
(3:140)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle bu dünya hayatı günlerden ibaret oldğunu belirtiyor.
'İnsanların arasında günleri gezdirip dururuz.'
Bazen bazıları yükselir.
Bazen alçalır insan.
Her türlü hal gelir başına.
Dünya hayatını Allah Azze ve Celle anlatıyor.
Bütün Kur'an-ı Azimuşşan'da çok anlatır.
Bu daha kısa ama çok manası olan ayettir.
Bu dünya hayatı kimseye kalmaz diyor Allah Azze ve Celle.
Bizden önce milyonlar, milyarlarca insan geldi.
Bazıları dünyaya hükmetti, bazıları hükmolundu.
Kimse kalmadı.
Hepsi sırayla gelip geçiyor diyor Allah Azze ve Celle.
İnsanoğlu akıllıyım diyor.
Akıllı olan bunun manasını bilir.
Akıllı olmayan dünya benim zanneder.
'Bütün şey benimdir.'
'Ben hükmederim.'
Biraz sonra bakar ki her şey elinden gitmiş.
Toprağın altında kalmış.
Başkası gelmiş onun yerine.
Ötekisi de yine aynı şekilde benim zanneder ki ilelebet gidecek bu şey.
Onun vakti gelince o da gidiyor.
Bu işte bu Ayet-i Azimuşşan'ın manasıdır.
İnsanlar bu dünyada geçicidir diyor Allah Azze ve Celle.
Günler geçer, günler geçtikçe insan da biter.
Yeni günler gelir başka insanlar gelir.
Onlar gider başkası gelir.
Ta ki kıyamet olup da hesap kitap yapılıp ondan sonra günler kalmaz, seneler kalmaz.
Ondan sonra ilelebet yaşanır.
Bu dünyada muvakkat olarak yaşadığını akıllı insan bilir.
'Ben çok okumuşum, çok bilmişim' deyip de 'bütün dünya benim elimdedir, elimin altındadır' diyen insanlar yanılmıştır.
Kendi kendilerini kandırmışlardır.
Kandırılmıştır şeytandan, nefsinden.
Allah muhafaza etsin.
Allah bu günlerimizi mübarek eylesin, her gün mübarektir inşa'Allah.
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olup, taatında, ibadetinde olduktan sonra bütün günler faydalıdır.
Onlar boşa gitmez.
Boşa gidenler yaramaz.
Allah muhafaza etsin.
Allah yardımcımız olsun inşa'Allah
Sabit kadem kılsın bizi bu yollarda.