السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم
عَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًۭٔا وَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ
صدق الله العظيم
(2:216)
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da buyuruyor:
Bazı şeyleri sevmezsiniz.
Kötü olacak zannedersiniz size.
Onda hayır olur.
Bazı şeyleri de hayır zannedersiniz, o da şer olur diyor Allah Azze ve Celle.
Allah Azze ve Celle insanın istediği değil de kendi istediğini yapar.
Onun için her olan şeyde bir hayır var diye bilmek lazım.
Bazı sevmediğiniz haller oluyor.
Kendinizde, ailenizde yahut dünyada, memlekette nerede olursa olsun şer gibi gözüküyor ama onda hayır oluyor.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin takdir ettiği şeylere itiraz etmemek lazım.
Kendi aklınla kıyaslarsan her şey ters gider.
Allah sana hayır kastetmiş.
Bir şey çıkıyor karşına, sana mani oluyor.
Ne için bu çıktı, bana mani oldu derken öteki taraftan büyük bir felaketten kurtulmuş oluyorsun.
Büyük bir musibetten kurtulmuş oluyorsun ufak bir şeyle.
Onun için Allah'a tevekkül etmek müminin sıfatıdır, iman edenlerin sıfatıdır.
Tarikat ehlinin sıfatıdır.
Müslümanlık derecelerdir.
Herkes Kelime-i Şehadet'e getirdikten sonra Müslümandır.
Ne yaparsa yapsın dinden çıkmadıktan sonra Müslümandır.
Lakin, imanın dereceleri vardır.
İslam'dan sonra imanın dereceleri var.
En zayıf imanı olanlar var.
En yüksek imanı olanlar var.
Müslüman oldum diye, her şey istediğin gibi olacak demek değildir.
Veyahut Müslüman oldum diye, hiçbir şeyi kabul etmeyeceksin demek değildir.
Zayıf imanı olan itiraz eder, isyan eder.
İtiraz, isyan eden kendine eziyet etmiş olur.
İmanı olan Allah'a tevekkül eder.
‚Allah Azze ve Celle böyle istedi, Allah’ın muradı böyledir, bunda bir hayır vardır‘ deyip inanması lazım.
Bu hayatta boşuna giden bir şey yok.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dediği gibi, müminin hali hem iyide hem zor ve kötüde değişmez. İman olduktan sonra her haldeki ecri ve sevabı görür ve kazanır.
Ona iman etmek lazım.
İsyan etmemek lazım.
Dünyanın hali böyledir, halden hale geçer.
Evliyalar dünyanin halini güzel sözlerle tarif etmiştir.
İşte Yunus şöyle der, ‚Görelim Mevlam neyler. Neylerse Güzel Eyler.‘
Bu çok güzel bir sözdür.
Müminler için mühimdir.
Bunu akıllarında, kalplerinde tutmaları lazım.
Her şeyde bir hayır var.
Dünya şöyle oldu, böyle oldu diye üzülmeyin.
Kim kazandı, kim kaybetti diye de üzülmeyin.
Kazanan mümindir.
Onun için Allah imanımıza kuvvet versin, inşa’Allah.
Zayıf iman olmasın bizde, inşa’Allah.
2024-03-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği kulları var.
Allah'ın sevdiği kullar kurtulan, saadete kavuşmuş olan insanlardır.
Onun için Allah'ın rızasını talep etmek lazım.
Her şeyde, her harekette, nefeste Allah'ın rızasını talep etmek lazım.
Allah'ın rızasını istemek, Allah'ı zikretmek demektir, Allah'ı hatırlamak demektir.
Allah'ı hatırlayan zakirlerden olur, unutmayanlardan olur.
Allah'ın lütfu, keremi üzerine olur.
Dünyaya millet dalmış.
Hiç Allah Azze ve Celle'yi hatırladıkları yok.
Dünya meşgul etti insanları.
Ne kadar dünyaya dalarsa insan o kadar daha fazla ister.
Her şeyi unutur.
Dünyaya musallat olur.
Dünyanın peşinden gider.
Dünyanın peşinden gittikçe de Allah Azze ve Celle'den uzaklaşır.
Dünyayı kalbe koymamak lazım.
Dünya peşinden gitmek için değil de hayır işlemek için, Allah rızasını kazanmak için dünya vardır.
Başka türlü helak olur insan.
İşte bu dünyanın vaziyeti ortada.
İnsanlar perişan, hiç kimse rahat değil, kimse memnun değil bu hayattan.
Memnun olanlar Allah Azze ve Celle'yle beraber olanlardır.
Her daim Allah'tan gelene razı olup O'nu hatırlayan insanlardır.
Başka türlü fayda yok.
Hiçbir ümit yok insanlığa.
Allah bu insanları yaratıp da onların yapacakları şeyleri söylemiş.
Onlar da onu yapmayıp başka şeyler yapıyor.
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
بسم الله الرحمن الرحيم
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُوْنِ
(51:56)
İnsanları ibadet etsinler diye yarattım.
İnsanlar buna inanmıyorlar.
Kendi kafalarına göre gidiyorlar.
'Ben ne için yaratıldım' diye sormuyorlar.
Daha ne için yaratıldıklarını bilmiyorlar.
'Benim ne işim var burada, ben ne için yaratıldım' diyen yok.
Zannediyor ki annesinden babasından yaratıldı yalnız.
'Yaratıcı yok' diyorlar.
Onun için hiçbir zaman rahat olmuyor.
Ne yaparlar, nasıl yapsınlar rahat olmuyor.
Allah'ın rızasını talep eden insan rahat eder.
Kendine verilen şeylere razı olur.
Ne olursa onu Allah'tan bilir.
Allah'ın rızasını talep eden saadete kavuşur.
Allah onlardan eylesin bizi inşa'Allah.
Çünkü dünya hali zor.
Allah muhafaza etsin şerlerden, kötülüklerden inşa'Allah.
2024-03-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'ın takdiri, Allah'ın takdirine inanmak lazım.
Ahsen-ül-hâlıkîn, Yaratıcı Allah Azze ve Celle her şeyi en mükemmel şekilde yaratmıştır.
İstediğini yükseltir, istediğini alçaltır, Allah Azze ve Celle.
Kim izzet isterse Allah'la beraber olsun ki o izzet ve şerefle yaşar.
İzzet istemeyen, zelil olmak isteyen yani aşağılık olmak isteyen Allah'a karşı gelsin.
Şimdiki zaman insanların umurunda değil.
Kendi menfaatleri olsun da onun ötesi mühim değil.
Her türlü şey yaparlar ki kendi menfaatleri olsun.
Yüksek anlayışı bırak, alçak anlayış ta kalmamış onlarda.
İnsanlarda anlayış kalmamış.
Onun için her şeyi yapıyorlar.
Her şeye gidiyorlar, kötü şeylere de daha fazla.
Çünkü menfaat orada zannediyorlar.
Menfaat yok orada.
Orada hiçbir menfaat yok.
Sırf kendilerine ihanet edip kendi nefsine mağlup olmak, şeytana mağlup olmaktan başka şey değildir.
Nefsine uyan rezil olur, rüsvay olur.
Kıymeti kalmaz.
Kıymetli olan Allah indinde kıymetli olandır.
İnsanı izzet, şeref sahibi yapan Allah Azze ve Celle'dir. İzzet ve şerefe talip olan ona kavuşur.
Allah Azze ve Celle'nin yükselttiği insan olalım inşa'Allah.
O'nun yolunda, emrinde olalım inşa'Allah.
Bu dünyaya meyletmeyip kötüyü iyi görmeyelim inşa'Allah.
Elimizden o kadar geliyor.
Başka şey gelmiyor.
Şimdi bu vakit elimizden gelen tek şey imanımız muhafaza edip kötülüğü kalpten kabul etmemek.
Çok şeyler oluyor.
Kötülüğü kalpten kabul etmemekten başka insanın elinden başka bir şey gelmiyor.
Kalbinde kabul etmemek de imanın en zayıf seviyesidir.
İmanın en zayıf olduğu zamanda yaşıyoruz.
İmanın en zayıf olan zamanında yaşıyoruz.
Kafirden maada Müslümanlar, Müslümanız diye geçinenler de, her türlü kötülüğü yapıyor.
Allah muhafaza etsin şeytanın şerrinden, nefsimizin şerrinden.
Onların yoluna, onlara tabi olmayalım.
Nefsimize tabi olmayalım.
Nefsimizi zapt edelim inşa'Allah.
Ne zamana kadar? Son nefese kadar nefsini zapt etmek lazım.
Zannetme ki nefsin sana itaat etti.
Ondan sonra rahat yaşayacaksın.
Öyle bir şey yok.
Onu beceren çok nadir insanlardır.
Nefsi zapt edenler çok nadir insanlardır.
Büyük evliyalardır onlar.
Başka türlü herkes son nefesine kadar nefsine savaş açması lazım.
Nefsini zapt etmesi lazım.
Hiçbir dakika, dakika değil de bir saniye bile fırsat vermemek lazım.
Allah yardımcımız olsun
2024-03-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah bu ziyaretimizi makbul eylesin.
Şeyh Baba'mızın makamı âli olsun.
Himmeti ziyade olsun.
MaşaAllah O'nun bereketi, himmeti her daim beraberdir bizimle inşa’Allah.
O'nunla beraber olan kazanır.
O'nunla en yüksek makamlara eriştirir inşa’Allah.
Evliyalarla beraber olmak, Allah'ın sevdiği kullarla beraber olmak gaye olması lazım.
Çünkü onlar kötülüklerden uzak tutar insanı.
İnsanın nefsi her zaman kötülük ister.
Onların himmeti, Allah inayeti insanı kurtarır.
Akşam üstü, Allah'a şükür İngiltere, Londra ziyaretinden döndük.
İnsanlar oraya dünya için gitmişler ama dünyada istedikleri mutluluğu bulamıyorlar.
Onun için Allah yoluna yöneliyorlar ki ona yönelen kazanır.
Yanlış etmez.
Kaybetmez.
Ama öteki, dünyaya daha fazla dalayım derse hem ahiretini kaybeder hem dünyasını kaybeder.
Dünyada da bir işe yaramaz.
Çünkü dünya müminler için faydalı bir yer olması lazım.
İman edenler insanlar için faydalı bir yerdir.
Çünkü makamları yükselir, ahiret için çalışırlar.
Dünya için çalışanlar hiçbir fayda etmez.
Hiçbir faydası olmaz.
Zarardan başka bir şey bulamazlar.
Allah Azze ve Celle bu dünyayı imtihan yeri diye yaratmış.
Bazen fakirlikle, bazen zenginlikle insanı imtihan eder.
O imtihanı geçen saadete kavuşmuş olur.
Çünkü dünyada bir hayli 'oraya gideceğiz' diye insan uğraşır çalışır.
'Buraya gideceğiz' diye insan uğraşır çalışır.
Devamlı dünya için.
O dünya için imtihanlar bitmez.
Ahiret için çalışıyorsan başka imtihana gerek yok.
Allah yolunda saadete kavuşursun, kurtulursun.
Kurtuluş budur.
Dünyada her türlü imtihan var.
Harp var, darp var, hastalık var.
Her türlü akla gelmeyecek şeyler oluyor.
O imanlı olan insan her şeyi kabul etmiş.
Allah'tan geldiğini kabul etmiş.
O kazanmıştır.
Ötekiler çare arar 'ne yapayım ne edeyim' diye.
Çare de, Allah istemedikten sonra olmaz.
Allah bizi yolundan ayırmasın.
Allah yolunda muhabbetleri olanları çoğaltsın inşa’Allah.
Maşa'Allah Şeyh Baba'mızın bereketiyle doluyor, taşıyor.
İngiltere küfrün merkezi.
Dünyayı oynatan, elinde oynatan kafirin yeridir.
Ama Allah'ın izniyle, Allah'a şükür Şeyh Baba'mız küfrün göbeğine kalesini dikmiş inşa’Allah.
Oradakilere kurtuluş olur. Amin
Makamları âli olsun.
2024-02-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
İnşaAllah bugün yolculuk var İngiltere'ye.
Epeyce bir yerlere inşaAllah seyahat olacak.
Bu yerlerde Müslümanlar var.
Sonradan da Müslüman olanlar var.
Şeyh Babamız, Şeyh Nazım Hazretleri'nin senelerce gidip orada irşad ederdi.
İnsanları bütün dünyadan oraya gelirlerdi.
Hemen hemen her mübarek üç ayda orada kalırdı.
Gelen giden hem Müslümanlar tarikata girerler.
Gayri Müslümanlar da dinleyerek İslam'a girerlerdi.
İslam'la müşerref olurlardı.
İslam şereftir.
Onun için nereye giderse İslam, orada nur olur.
İslam'ın gitmediği yerde zulmet var, kötülük var.
Tabi şeytan da boş durmaz.
Şeytan da onu yıkmaya uğraşır.
Bu Londra'nın içinde Allah'a şükür Şeyh Efendimiz'in dergahların en büyüğü oradadır.
Küfrün kalbindedir.
Küfrü yıkmak için inşaAllah.
Şeyh Baba'mızın niyeti küfrü yıkmaktı.
Küfür nedir?
Küfür kötülüktür.
Başka şey değil.
İyilik gelsin diye, Allah Azze ve Celle nuru her tarafa ulaşsın diye uğraşıyordu Şeyh Baba.
Niyeti odur.
Allah niyetine göre mükafatlandırdı.
Onun makamını âli etti.
Kerametleri yine devam ediyor Allah'a şükür.
Berzah'tan da insanlara hidayete vesile oluyor.
Onların yola gelmeleri için yardımcı oluyor.
Allah makamlarını âli etsin.
İnşaAllah bu, onun yolu daimdir.
Niçin oralara gitmek lazım?
Çünkü dediğimiz gibi küfrün en koyu yer orası.
Müslümanlar çok var.
Ama tehlike de büyüktür.
Onları yoldan çıkarmak için, onları eritmek için elinden geleni yapıyor şeytan.
Onun için böyle iman kalelerini yapmak lazım.
O kaleleri dde devam ettirmek lazım.
Niyetimiz de inşaAllah Şeyh Babamız gibi aynı yolda gitmek.
İnsanlara hidayet olsun diye, imanları kuvvetlensin diye.
Bu tarikat neye lazım derler?
İmanı kuvvetlendirmek için.
İmansız olunca inançsız demektir.
Müslüman olur ama iman etmek, inançlı olmak, daha kuvvetli bir Müslüman olmak demek.
Müslüman olmak demek küfrü yıkacağız diye, vuracağız kıracağız diye bir şey öyle saldırmıyoruz oraya.
Allah'ın rahmetini, merhametini, nurunu oraya yetişsin diye uğraşıyoruz.
Allah yardım etsin.
Bize de yolda olan ihvanlarımıza da, oradaki insanlara da inşaAllah hidayet olsun.
2024-02-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Bazen insana zenginlik iyi olur, bazen kötü olur.
Bazı insanlar parası çok olunca kendini bir şey zanneder.
Başkalarını beğenmez, üstten kibir eder.
Hakkı kabul etmez.
Kendi kafasına göre bir şeyler yapmaya uğraşır.
Ne için bunu yapıyor?
İnsanın nefsinde firavun gibi tanrılık iddiası vardır.
Ona göre biraz kuvvet, para her zaman para kuvvettir, altın kuvvettir.
Onun için bu şaşkın insanlar onu bulunca kendilerini bir şey zanneder.
Bu eskiden beri ta, yeni bir şey değil.
Allah Azze ve Celle insanı böyle yaratmış.
Nefsi de yaratmış, şeytanı da yaratmış.
Ona tabi olanlar bir şey bulunca kendilerine tanrılık iddiası yaparlar.
Bu şimdiki zamanda da aynı şekildedir.
Şimdi daha beter.
Biraz hem bilgi var, hem para kuvveti var.
'Biz dünyaya hükmedeceğiz' diye biraz da Allah Azze ve Celle bilgi vermiş.
O bilgiyi bir şey zannediyorlar ki zerre bile değil.
Allah Azze ve Celle'nin azametinin karşısında zerre mukayese etmemiz bize hatadır.
Firavun dedi 'Ben sizin en büyük tanrınızım. Rabbukumu-l'a'lâ. En yüksek tanrınızım.' diye tanrılık iddia etti firavun.
Firavunlar her zaman var.
Bu zamanda da aynı şekilde devam ediyor.
Ama Allah'ın hikmeti onlar sevilmeyen insanlardır.
Çünkü Allah'ın düşmanıdır.
Allah'ın düşmanı olan, millet ona buğz eder.
Menfaat için yanında olsa bile kalplerinde zerre kadar muhabbet yok o insanlara.
O insanlar bir kaç gün bu dünyada yaşar.
Ondan sonra o da firavun gibi geçip gider.
Onun için bu mala mülke kanmak akıl işi değil.
Allah yolunda veren insan, parası olur.
O da sevilen insandır.
Çünkü Allah cömertleri sever.
Allah Azze ve Celle verdiğinde başkalarına da versin diye verenleri sever.
Onlarda bu iddialar olmaz.
Çünkü kalplerinde biliyorlar mülk sahibi, mal sahibi Allah Azze ve Celle'dir.
Bir vesile yapıp da hizmet için bize vermişse büyük bir şansdır, büyük bir mutluluktur.
Onun için bu dünya uzun bir şey değil.
Bütün dünya senin olsa yine bırakıp gideceksin.
Onun için akıllı olan insan, bu Allah'ın emrettiği, ikram ettiği şeyleri Allah yolunda versin.
Allah yolunda olsun.
Allah hepimize nasip etsin bu ikramları, Allah'ın yolunda harcamaları.
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği insanlar oluruz.
Allah razı olsun.
2024-02-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Kıymetli şeyleri elde etmek için çok düşmanlar olur.
Mücevher olsun, para olsun, mülk olsun.
Bütün vakit düşman onu nasıl elde edeceğim diye düşünüp durur.
En kıymetli şey imandır.
En büyük düşman da şeytandır.
O imanı elden, senden çalmak için bütün vakit uğraşır.
Bütün vakit bunu senden almaya uğraşır.
Onun için ne hikmettir derler.
Müslümanlar aralarında birlik olamaz.
Birbirlerine yardım edemez.
Devamlı araları ihtilaflıdır.
Ama bozuk olanlar, imansız olanlar, her türlü kötü olanlar birliktir.
Onların çünkü zaten kıymetli bir şeyleri yoktur.
Kıymetli şey olmadığı için şeytan 'bunlar zaten benimdir' diye onlara hiç yaklaşmaz.
Zaten onlar, şeytandan beterdir.
Aynı yolda gidiyorlar.
Onun için onlara hiç yaklaşmaz yaklaşmaz.
'Bunlar tam benim istediğim gibidirler.'
'İmanlı insanlara, Müslümanlara düşmandırlar.'
'Aynı saftayız. Onlara korku yok.'
'Bizim düşmanımız iman sahipleridir.'
'Bu kıymetli imanı çalıp onları da böyle bu vaziyette bırakalım.'
Bunu manevi izahat olarak gösteriyoruz.
Maddi olarak da, dünyada aynı şekilde nerede kıymetli bir şey varsa bütün bu şeytanın insanları onlara talip olur.
Oraya hücum eder.
Oradaki o kıymetli şeyi ellerinden alıp insanların başına bela olurlar.
Yani bazı şeyler beladır.
Bazıları da kıymetli şeydir.
Onu muhafaza etmek lazım.
Altındır, petroldür, neydir, şuydu buydu onların düşmanları çoktur, belli olur.
O kıymetli şeylerin bulunduğu memleketlerin insanları dünyanın her yerinde zulüm görmüş.
Onların elinden alınmış.
Onların durduğu yerde fakirlik diz boyu, altlarında üstlerinde her şey var ama ellerinde bir şey yok.
Düşman almış ellerinden.
İman da daha mühimdir.
Onu muhafaza etmek lazım.
Düşmanı çoktur.
Düşman dediğimiz gibi en büyük düşman şeytandır.
Nefistir.
Ona dikkat edip yeise düşmeden devam etmek lazım.
Onu korumak lazım.
Allah korur.
O da namazla, Allah Azze ve Celle'nin yolunda, Peygamber Efendimiz'in yolunda gitmekle muhafaza olunur.
Allah muhafaza etsin.
Dünyanın pisliğine tamah edip de elimizdeki kıymetli şeyi kaybetmeyelim inşa'Allah.
2024-02-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Mübarek Şaban ayına girdik.
Allah mübarek eylesin.
Peygamber Efendimiz'in ayıdır.
Allah Azze ve Celle, ikram olsun diye Peygamber Efendimiz'e her ayda bir günler tahsis ediyor, faydalanalım diye.
Allah Azze ve Celle'nin vaadi haktır.
Burada insanların bir şey söylerse ona karşılık isterler.
Allah Azze ve Celle karşılıksız veriyor.
Sırf siz alın.
Bu cevherlerden alın, bu kıymetli şeylerden alın diye Allah Azze ve Celle ikram ediyor.
Ama insanoğlu onu bırakıyor.
Gübreyi alıyor, pisliği alıyor, işe yaramayan şeyleri alıyor, zararlı şeyi alıyor.
Allah Azze ve Celle bize en büyük ikramı vermiş.
Bize Peygamber Efendimiz'in ümmetinden olmayı nasip etmiş.
Ondan daha büyük ikram olamaz.
İnsanlar kıymet bilmiyor.
İnsanın tabiatı öyle.
Çünkü nefis var.
Nefis iyiyi değil, kötüyü seçiyor.
Onun için bütün bu zamanın halini görüyoruz.
Şimdi nefsinin dünya öyle bir şey vermişler ki nefis istediğini yapsın diye her taraftan bu insanlara telkin ediyorlar, öğretiyorlar.
Onun için dünya iyiye değil, kötüye devamlı gidiyor.
İyi ki Peygamber Efendimiz 'in hürmeti etseler, kıymetini bilseler böyle olmaz.
Bu vaziyet olmaz.
Allah bize ikram ettiği şeyi kabul etmeyince Allah da hoşuna gitmez.
Sen ne kadar daha fazla fayda bulacağım dersen yahut kendini tatmin edeceğim dersen, o Allah yolunda olmadıktan sonra senin hiçbir şeyin işe yaramaz.
Burada da yaramaz.
Ahirette daha beter.
Onun için bu kıymetli ayları bu istifade etmek için daha fazla Peygamber Efendimiz 'i anmak, onu zikretmek, ona salavat getirmek bize fayda, çok büyük faydalar getirir.
Hem dünyada hem ahirette.
Dünyada da yapılan itaat, ibadet insana hem huzur getirir, hem bereket getirir, hem sevinç getirir Allah'ın izniyle.
Tabii dünya hali görüyoruz.
Zulüm zirveye yetişmiş.
Bunun zevalı yaklaşmış demektir.
Onun için o zalimlerle beraber olmamak için gene Peygamber Efendimiz'in yolundan gidip O'nun sevgisini kalbimize koymamız lazım.
Sevgisi her şeyden üstündür.
Anadan babadan, kendinden de fazla olmasın diyor Peygamber Efendimiz .
Allah bu şeyi herkese nasip etsin.
Ümmet-i Muhammediye de hidayet versin.
Ümmet-i Muhammediye nefsinin peşinden koşturuyor.
Yoldan çıkıyor.
Allah ıslah eylesin.
Bu Peygamber Efendimiz'in güzel ayı hürmetine, kendisinin hürmetine.
Allah bize imanımıza kuvvet versin inşa'Allah
2024-02-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
بسم الله الرحمن الرحيم
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَـٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
(33:56)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle emrediyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e selatü selam getirin.
Allah Azze ve Celle, selatü selam gönderiyor, tüm melekler de aynı şekilde selatü selam gönderiyor.
Siz de selatu selam getirin diyor Allah Azze ve Celle.
Bu emirdir.
Zaten o selatü selam getirmezsen ne imanın tamam olur, ne namazın, ne niyazın, ne orucun hiçbir şey tamam olmaz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e selatü selam getirirsen hem sana da fayda olur.
Sana bir selam yaparsan Allah sana on kat sevap yazar.
Sana cevab olarak da Peygamber Efendimiz'den cevap gelir.
Sana da aynısını verir Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem.
Hadis-i Şerif'te böyle buyuruyor Peygamber Efendimiz:
Kim bana selam ederse, ben de aynı şekilde kendisine selatü selam getiririm.
Yani bu büyük bir nimettir.
Kıymetini bilmiyor insanlar.
Zannediyor ki bir şey olmaz söylesek de söylemesek de.
Bazıları bilmeden söylemiyor, bazıları da bilerek söylemiyor.
O daha kötü olarak.
Bilmeyerek hadi Allah affeder.
Hürmeti var insanın ama tembellikten yahut aklına gelmediği için selatü selam getirmiyor.
Her gün Peygamber Efendimiz'e yüz, iki yüz, beş yüz, üç yüz ne kadar getirebilirse insan onu yapması lazım.
En azından yüz kere selatü selam getirsin.
En azından.
Tabi şimdi önümüzde Şaban ayı geliyor.
Peygamber Efendimiz'in ayıdır.
Onda daha fazla iki misli yapmak lazım.
Yüz yapıyorsan iki yüz yap, iki yüz yapıyorsan dört yüz.
Dört yüz yapıyorsan sekiz yüz, bin yap.
Zararı yok, faydası var.
Ganimettir bu.
Şimdi insanlar ganimet duyunca atlayıp alacaklar.
Halbuki esas ganimet budur.
Ahiret için sana kalacak olan bunlardır.
Allah Peygamber Efendimiz'in rızası üzerimize olsun.
Onun muhabbeti kalbimize doldursun.
Peygamber Efendimiz'i her şeyden fazla seveceğiz bu dünyada. Emirdir.
Annenden, babandan, nefsinden daha fazla.
Emirdir.
Allah bu güzel emirleri yerine getirmeyi nasip etsin inşa'Allah.
2024-02-10 - Lefke
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetini uyarıyor ve onlara her daim uyanık olup aldanmamalarını tembihliyor.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Lâ yuldağul mü'minü min cuhrin vâhidin merreteyni."
Yani, mümin aynı delikten iki kez ısırılmamalıdır.
Bu hadis, insanın aynı hataya düşmemek için özellikle dikkatli olması gerektiğini vurgular.
Her daim tetikte olmak gerekir.
Bu öğüt yalnızca mecazi anlamda değil, hayatın her alanında geçerlidir.
Günümüzde gerçek yılanlarla pek karşılaşmıyoruz belki.
Fakat yılanlardan çok daha tehlikeli şeyler var etrafımızda.
Şeytanlar ve kötü güçler pusuda bekliyor.
Malınızı, mülkünüzü, sahip olduğunuz her şeyi elinizden almak için fırsat kolluyorlar.
Daha nice şeyleri de...
İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) daima uyanık olmamızı öğütlüyor.
Hem kendinizi hem de mallarınızı koruyun, diyor.
Allah'ın size bahşettiği nimetleri, özellikle de en değerli hazineniz olan imanınızı muhafaza edin.
Kimsenin sizi kandırmasına ve imanınızı zayıflatmasına fırsat vermeyin.
Her an tetikte olun, aldanmaktan sakının.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bizim ne kadar gaflet içinde olduğumuzu, düşünmeden sağa sola savrulduğumuzu sık sık dile getirirdi.
Doğru yoldan sapıp türlü türlü yanlış yollara saptık.
Bu yollar bize hiçbir fayda sağlamaz, aksine zararlı fikirler ve öğretilerle doludur.
Bu sebeple her an uyanık ve dikkatli olmalısınız.
Rivayete göre bir bedevi, Peygamber Efendimiz'in mescidine gelmiş ve devesini dışarıda bağlamadan bırakmış.
Namazını kıldıktan sonra dışarı çıkmış, devesine binip gitmek istemiş.
Ancak devesini yerinde bulamamış.
Etrafı aramış, sonunda Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidip, "Ya Resulallah, devem kayboldu. Az önce burada bırakmıştım" diye dert yanmış.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona sormuş: "Nereye bıraktın? Bağladın mı peki?" Adam, "Hayır" demiş.
"Şuracıkta, bu mübarek mekanda bıraktım.
Nasılsa burada durur diye düşündüm.
Bir yere gitmez sandım."
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hikmetli sözü söylemiş: "akıl ve tevekkül."
Yani, önce tedbir al.
Akıl, bağlamak manasına gelir.
Akıl ve tevekkül - önce deveni sağlama al, sonra Allah'a tevekkül et.
Şayet deveni bağlasaydın ve biri onu çalsaydı, o zaman şikayet etmeye hakkın olurdu.
Fakat sen üzerine düşeni yapmadın, şimdi de şikayet ediyorsun.
Kabahat sende.
Yine de Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) engin merhametiyle, adam sonunda devesine kavuştu.
Ne yazık ki çoğu kimse bu hikayenin sonunu bilmez.
Sadece kaybolan deveyi anlatırlar, oysa Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatındaki her hadise bizler için nice ibretler barındırır.
Özellikle de bu çok değerli öğüdü: akıl, akıl ve tevekkül.
Akıl, hem bağlamak demektir.
Hem de aklını, idrakini ve hikmetini kullanmak manasına gelir.
Akıl kelimesi akıl kökünden türemiştir.
Aklını kullanmalısın, zira Allah onu sadece yiyip içmek ve hayatta kalmak için vermedi.
Hayvanlar da yiyip içebilir, lakin onlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etme kabiliyetinden mahrumdur.
Allah onlara yalnızca yeme, içme ve tehlikeyi sezmek için gereken kadar idrak vermiştir.
İşte Allah'ın onlara bahşettiği budur.
Ama insanoğluna Allah, kendisine ve ailesine nasıl bakacağını bilsin diye akıl ihsan etmiştir.
Ne yazık ki günümüzde pek çok insan, kendilerini yanlış yola sürükleyenlerin tuzağına defalarca düşüyor.
"Şöyle yapacağız, böyle edeceğiz" diye vaatlerde bulunuyorlar.
Sonra da parayı alıp ortadan kayboluyorlar.
Bu noktada sorumluluk bizlere düşüyor - elimizdekinin hayırlı mı şerli mi olduğunu ayırt edebilmeliyiz.
Çünkü sahip olduğumuz her şey Allah'ın bir lütfu, O'nun ihsanıdır.
Allah size bu nimeti verdi, öyleyse iyi koruyun.
Malınızı mülkünüzü dolandırıcıların eline düşürmeyin.
Akıl sahibi olan, parasını dolandırıcılara kaptırmaz.
Paranızı vermemekle aslında o dolandırıcıyı haram lokmadan, ailesini haram rızıkla beslemekten korumuş olursunuz.
Zira haram yiyip içtiklerinde hem kendileri bozulur, hem de siz onların bu günahına ortak olmuş olursunuz, çünkü paranızla onlara bu fırsatı siz verdiniz.
Bu meseleyi iyi anlamak gerekir.
Bakın, Evliyaullah ve sahabe-i kiram asla harama el sürmemiştir.
Mesela İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri hiçbir davete icabet etmezdi.
Ne kadar ısrar edilse de, evinin dışında hiçbir yerde yemek yemezdi.
Kendisine sunulan hediyeleri dahi geri çevirirdi.
İşte onların yaşam tarzı buydu.
İnsanlar yemin billah ederek, "Vallahi bu haram değil, tamamen helaldir, buyurun yiyin" diye ısrar ederlerdi.
Asla kabul etmezdi.
Bir lokma bile yemezdi.
Evliyaullah ve ulema-i kiram, şüpheli yahut haram olabilecek bir şeyi yeme riskine girmemek için son derece titiz davranırlardı.
Hatta bir keresinde, büyüklerden biri yediği yemeğin nereden geldiğini öğrenince hemen kusmaya başlamış. "Bu ne? Nereden gelmiş bu?" diye sormuş. Kendi evinden geldiğini zannetmişti.
"Efendim, bunu size birisi göndermiş" dediklerinde...
Hayır, mübarek bedeni şüpheli olan hiçbir şeyi kabul etmezdi.
İşte bu, evlatlarımıza tertemiz, helal rızık yedirmenin ne kadar mühim olduğunu gösterir.
Bugün insanlar birilerini kandırıp "Oh ne güzel, falancadan bin pound sızdırdık" diye sevinip, sonra da o parayla evlerine türlü türlü yiyecekler alıyorlar.
Halbuki bu gerçek manada gıda değildir.
Bu tam manasıyla zehirdir.
Hangi akıl sahibi, bile bile evladına zehir yedirir?
Değil zehir, bayat yemeği bile çocuklarına reva görmezler.
İşte bu sebepten, sohbetimizin başından beri aklı kullanmanın ehemmiyetini vurguluyoruz.
Elinize geçen her şey size hayır getirmez.
Nice şeyler vardır ki sizin için adeta zehir gibidir.
Sizi helak eder, perişan eder.
Bu, Allah'ın değişmez kanunudur.
Allah Teala neden "Külû halâlen tayyiben" - yani "Helal ve temiz olanı yiyin" diye buyuruyor?
Çünkü helal lokma size kuvvet verir, sıhhat verir, saadet verir.
Haram ise bunun tam aksini yapar - size ve ailenize dert getirir, keder getirir, türlü türlü musibetler getirir.
Sonra pişman olup "Yavrularıma ne oldu böyle, aileme ne oldu, neden bu kadar mutsuz ve sıkıntı içindeler?" diye hayıflanırsınız.
Hayatı, kaderi sorgular durursunuz.
Lakin endişelenmeyin.
Yeter ki doğru yoldan ayrılmayın, Allah'ın izniyle selamette olursunuz.
Başka çaresi yoktur bunun.
Şüphesiz ki Allah, bilmeden işlediğimiz günahları affeder.
Fakat bir şeyin haram olduğunu bile bile ısrar ederseniz, işte o zaman dikkatli olun.
Bilmeden elinize geçeni dağıtın, zira hiçbir şeyin gizli kalmayacağı bir alem var önümüzde.
Kıyamet Günü geldiğinde her şey apaçık ortaya çıkacak, kadın erkek herkesin bütün yaptıkları gözler önüne serilecek.
Melekler, Cenab-ı Hakk'ın emriyle şöyle seslenecekler:
"İşte bu kişi sizi aldattı, malınızı çaldı, size zulmetti."
"Ama ya Rabbi, ben onu dostum bilirdim, salih bir insan zannederdim."
"Hayır, size yaptıkları ortada. Bu sebeple onun sevaplarından hak talep etmeye hakkınız var."
Dünyanın kanunu böyle işler.
Bu fani dünyada iken insan, kandırdığı ve haksızlık ettiği kimselerden helâllik dileyerek kendini kurtarabilir.
Ama bu hesabı ahirete bırakırsa, işte o zaman iş çok ciddi bir hal alır.
Buyurulduğu üzere, o gün her şey apaçık ortaya dökülecektir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, kimi insanlar dağlar kadar sevapla gelecek, lakin arkalarından hak sahipleri çıkıp gelecek ve bu sevaplar onlara tazminat olarak verilecek.
Ve ardı arkası kesilmeyecek.
Biri gelip biri gidecek.
Nihayet o koca dağlar misali sevaplar tükenip gidecek.
Hâlâ sırada nice insan var ki, bunların haberi bile yokken kandırılmış, malları ellerinden alınmış.
Peki hiç sevap kalmayınca ne olacak? İşte o zaman tam manasıyla iflas edecekler.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, haksızlık yaptıkları kimselerin günahları bunların sırtına yüklenecek.
İşte o vakit açığa düşecekler.
Birer birer, günahlar yüklendikçe yüklenecek, sonunda layık oldukları cezayı bulacaklar.
Çünkü onlar sadece dünyalık kazançlarını düşünüp keyif sürdüler.
Lakin ahirette hiçbir şey gizli kalmaz.
Biz asla zulmetmeyiz.
Adalet-i ilahi tecelli eder, herkes ebedi yurduna varmadan evvel hak ettiğini alır.
Bu sebeple diyoruz ki, sakın ha bu insanların ahirette azap çekmesine vesile olmayın.
Bu, kaybedebileceğiniz her şeyden çok daha mühimdir.
Bu kullara merhamet nazarıyla bakın.
Onların nefsani arzularına ve şeytanın vesveselerine kapılmalarına müsaade etmeyin.
Zira şeytan onları ancak cehenneme sürükler.
Bir mümin kardeşine karşı merhametli olmalı, ona halisane nasihatte bulunmalıdır.
Şayet nasihatimiz fayda vermezse, diğer insanları bu kişiye karşı uyanık olmaları hususunda ikaz edelim.
Zira onlar başkalarına zarar vermeden evvel kendi nefislerine zulmetmiş olurlar.
Bu sebeple gözümüzü dört açalım, kendilerini felakete sürüklemelerine mani olalım.
Bakın, İstanbul Boğazı'nın üzerindeki o muhteşem köprüyü düşünün.
Kimi zaman insanlar oraya canlarına kıymak niyetiyle gelirler.
Görürsünüz ki polis ve yüzlerce vatandaş toplanır, trafik durma noktasına gelir.
Peki nedir bunun sebebi? Bir kulun hayatına son vermek istemesi.
Lakin insanlar o canı kurtarmak için seferber olur.
İşte bu misal bize gösteriyor ki, insanların kendilerine zarar vermesine mani olmak boynumuzun borcudur.
Dikkatli olun, zira şeytan bu devirde insanlara pervasızlığı, Allah korkusundan uzak yaşamayı telkin ediyor.
Bu yolda gidenlerin sayısı günden güne artıyor, hiçbir çekinceleri kalmıyor.
Hem size hem de kendilerine verecekleri zararı önlemek sizin vazifenizdir.
Bu, üzerimize düşen İslami bir vecibedir.
Bir toplumda haram yaygınlaşınca, onun zararı herkese sirayet eder.
İşte bu yüzden daima uyanık olmalıyız.
"Biz Müslümanız, merhametliyiz, varsın böyle olsun" demekle olmaz.
Asla.
İkazlarımız netice vermese bile insanları irşad etmeye devam etmeliyiz.
Unutmayın ki, Cenab-ı Hak her şeyi görür ve O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz.
Bu sebepledir ki Allah Teala, mümin kuluna helal ve hayırlı amelleri vesilesiyle nur ihsan eder.
O nurun olmadığı yerde zulmet vardır.
Karanlık ve şer hüküm sürer.
Cenab-ı Hak bizi böyle kimselerden muhafaza eylesin ve cümlemize hidayet nasip etsin.
Zira iman gün geçtikçe azalıyor, insanlar helal ile haramı birbirinden ayıramaz oluyorlar.
Namaz ehli olanlar arasında bile, özellikle miras meselesinde bu durum çok mühimdir.
Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde, bir kimse vefat ettiğinde hak sahiplerine haklarının verilmesi gerektiğini beyan buyurur.
El-mu'tak, el-mîrâs helâl diye buyurulur.
Miras meselesi herkes için helal dairesinde olmalıdır.
Bu husus gayet mühimdir.
Mesele yalnız sizi aldatanlarla alakalı değildir.
Eğer ailenizde varis olanlar varsa, onlara karşı adil davranmak mecburiyetindesiniz.
Taksim bittiğinde, herkes birbirinden razı olduğunu dile getirmelidir.
Birbirimizden hoşnut olmaya gayret göstermeliyiz.
Herkesin hakkında bereket olsun diye, varsa eksiklikler için helalleşerek.
Bu olmadığı takdirde, o mal lanete dönüşür ve hiçbir hayır getirmez.
Mevlana Şeyh hazretleriyle nice defalar şahit olmuşumdur; kendilerine layık olmayan şeylerin peşine düşen insanlara daima şöyle nasihat ederdi: "Sıhhatiniz her şeyden kıymetlidir."
Mesela bir vakit, bir memleketin en zengin insanı - ki Mevlana hazretleri sık sık anlatırdı bu hadiseyi - kayınpederinin servetini başkalarına, şu kadına, bu çocuğa, milyonlarca dağıtmasından şikayet edip dururdu.
Mevlana Şeyh her defasında, "Sağlığınız daha kıymetlidir" buyururdu.
Ben buna defalarca şahit oldum.
Fakat o hanım şikayetinden vazgeçmedi.
Derken bir sene sonra, Subhanallah, o hanım kanser illetine tutuldu.
Altı ay geçmeden Hakk'ın rahmetine kavuştu.
İşte bu da Mevlana hazretlerinin bir kerametiydi.
Allah rahmet eylesin, elhamdülillah kendisi fazilet sahibi bir hanımefendiydi.
Lakin mal mülk hususunda, ister erkek olsun ister kadın, herkes servetini dilediği kimseye bağışlayabilir.
Şeriatta buna cevaz vardır.
İster adil olsun ister olmasın, bu mubahtır, haram değildir.
Fakat bilhassa Roma hukukunun geçerli olduğu yerlerde, sonradan bu malı talep etseniz dahi, size geri verilmesi mümkün olmaz.
Ne kanun ne de başka bir vasıta size yardımcı olamaz bu hususta.
Lakin bu malı alanlar, hak sahiplerinin hakkını gasp etmiş olurlar.
Ya çalarak yahut zorbalıkla alırlar.
Bunun size hiçbir hayrı dokunmaz.
Mevlana hazretleriyle nice böyle hadiseye şahit oldum.
Müslümanlar, hatta müritler bile servet sahibi olunca Allah'ı, şeriatı ve Peygamber Efendimiz'i unutuverirler.
"Bizim ülkemizin kanunu böyle" derler.
"Kabul etmezlerse mahkemeye gideriz, çarçabuk alırız."
Bu ne büyük yanlıştır.
Üstelik bazıları mirastan paylarını alır da kardeşlerinden gizler.
Bu da apaçık haramdır.
Başkalarının haklarını gasp ederler, o malı kendilerine haram ederler.
Yedikleri içtikleri adeta zehre dönüşür.
İşte bu sebepten, sohbetimizin başından beri hep söylüyoruz: Aklınızı güzelce kullanın.
Akl-ı selim ile hareket edin, sefihlik etmeyin.
Cehaletin her türlüsünden uzak durun.
Zira böyle davrananlar hem akılsız hem de cahildir.
Cenab-ı Hak cümlemizi cehaletten muhafaza eylesin, inşallah.