السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2024-07-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَٱتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِۦ (6:153) صدَقَ الله العظيم Allah Azze ve Celle buyuruyor, Doğru yoldan ayrılmayın. Doğru yoldan ayrılırsanız birçok yol çıkar. Hangisi doğru, hangisi yanlış bilmezsiniz. Yoldan çıkmış olursunuz. Yol Allah'ın yoludur. Allah Azze ve Celle'nin yoludur. Peygamber Efendimiz'in yoludur. Rehberimiz Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'dir. Onun yolundan gitmemiz için, Allah'a şükür, alimler, meşayihler, evliyalar, sahabeler var. Onların gösterdiği yoldan gitmemiz için Allah öğüt veriyor. Onların yolu doğru yoldur. Tek yol onlardır. Onun dışına çıkmayın. Kafanıza göre iş yapmayın. Yapabildiğimiz kadar bu yolda devam edelim. Bu yolu beğenmedik, başka yola gidelim derseniz hak yoldan çıkmış olursunuz. Hak yoldan çıkan helak olur. Hak yolu öğrenmeleri için, Allah Azze ve Celle ümmetlere Peygamberler gönderdi. Peygamberlerden sonra sahabeler, meşayihler, alimler, ulemalar gönderdi. Onların yolundan gitmek necat, kurtuluş demektir. Onların yolundan çıkmak helaktır. İnsanoğlu yapabildiği kadar yapması lazım. Yapamadığınıza Allah affetsin diyeceksiniz. İnat edip de 'yok, ben bunu daha münasip gördüm' dersen, o vakit büyük bir hataya, günaha girmiş olursun. Yapabildiğimiz kadar yaparız. Yapamadığımıza Allah affetsin diye tövbe ederiz. Yanlışa doğru diyen insan, doğrudan nefsine uymuş oluyor. Nefsinin istediğini yapmış oluyor. Onun yolundan gitmiş oluyor. Yoldan çıkmış oluyor. Onun için kendi fikrini yürütmemeye dikkat etmek lazım. Kolay değil fetva vermek. Yoldan çıkıp, yeni yoldan gitmek kolay değildir. Onun için var olan yol üzere gitmek lazım. Yollar değil, yol tektir. O yol üzerinden yürüyeceksin ki kazanca, cennete ulaşasın. Öteki türlü helak olur insan. Allah muhafaza etsin şeytanın şerrinden, nefsin şerrinden.

2024-07-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Muharrem ayının mübarek bir ay olduğunu buyurmuştur. Bu, haram aylardan biridir. Dolayısıyla bu ayların kıymeti daha fazladır. Ramazan'da oruç tutmak, Medine'ye hicret edildikten sonra farz kılınmıştır. Daha önce Muharrem ayında oruç tutulurdu, fakat o dönemde oruç tutmak isteğe bağlıydı. Farz değildi. Ancak yine de oruç tutuluyordu. Ramazan orucu farz olunca, Muharrem ayındaki oruç nafile olarak kaldı. Nafile oruç olsa bile, aşure günü oruç tutmak sünnettir: 9. gün, 9-10. günler veya 10-11. günler. Bu günlerde oruç tutmak Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Bu, nafileden ziyade Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Peygamber Efendimiz'in sünnetini yerine getiren kişi sonsuz faydalar kazanır. Bunu hafife almak iyi değildir. Ancak şeytan insanın aklına girer. İnsanı her türlü iyilikten uzak tutar. Eğer iyilik varsa, ona şüphe düşürür. Şeytan, insanın yoldan çıkması ve güzelliklere ulaşmaması için muhakkak bir bahane bulur. Sünnetleri yapabildiğimiz kadar yapmak bizim faydamızadır. Sünnetten seni alıkoyan kimseyi dinleme. Hak görünüp batıl söyleyenler çoktur. Görünüşte doğru söylüyor olabilirler. Ancak o doğrunun içinde yalan vardır. İnsanlara zarar veren bir yalan. Sünneti önemsemeyen insanlar, insanlara kıymet vermeyen ve zarar veren kişilerdir. Peygamber Efendimiz'in sünnetlerini mümkün olduğunca yapmalıyız. Biz ne için yaratıldık diye çok kişi sorar. Ne kadar çok sorarsan sor, Allah Azze ve Celle sana buyurmuştur ki: İbadet yapman için insanları ve cinleri yarattım. Ne tür ibadet varsa, elimizden geldiğince yapmaya çalışmalıyız. Elimizden gelmiyorsa, bu bir şey değil. Ama insanları ibadetten alıkoymak doğru değildir. Peygamber Efendimiz'in sünneti, Peygamber Efendimiz'in emridir. O, "Sünnetime tabi olun" buyurmuştur. Benden sonra gelen Hulefa-i Raşidin'in, yani dört halifenin, sünnetlerine de tabi olun. Sahabelerin sünnetlerine de tabi olun. Onlar Peygamber Efendimiz'in sünnetlerine uygun yaşadılar, bu nedenle biz de onların sünnetlerine uymalıyız. Bu konuda elimizden geleni yapmalıyız. Su içmek, yemek yemek gibi zaruri olan haller vardır. Kendimiz için, ruhlarımız için de zorunlu olan şeyler vardır. Ruhaniyet olmadıktan sonra, istersen hayvan ol, istersen taş ol, faydasız bir şey olmuşsun. İnsan, ruhaniyet kazandığında yücelir. Allah yardımcımız olsun. Elimizden geldiğince yapmamız lazım. Niyetimiz hepsini yapmaktır, niyete göre de Allah mükafatını verir. Allah kabul etsin. https://youtu.be/JcyWikDyjxc?feature=shared

2024-07-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Muharrem ayının mübarek bir ay olduğunu buyurmuştur. Bu, haram aylardan biridir. Dolayısıyla bu ayların kıymeti daha fazladır. Ramazan'da oruç tutmak, Medine'ye hicret edildikten sonra farz kılınmıştır. Daha önce Muharrem ayında oruç tutulurdu, fakat o dönemde oruç tutmak isteğe bağlıydı. Farz değildi. Ancak yine de oruç tutuluyordu. Ramazan orucu farz olunca, Muharrem ayındaki oruç nafile olarak kaldı. Nafile oruç olsa bile, aşure günü oruç tutmak sünnettir: 9. gün, 9-10. günler veya 10-11. günler. Bu günlerde oruç tutmak Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Bu, nafileden ziyade Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Peygamber Efendimiz'in sünnetini yerine getiren kişi sonsuz faydalar kazanır. Bunu hafife almak iyi değildir. Ancak şeytan insanın aklına girer. İnsanı her türlü iyilikten uzak tutar. Eğer iyilik varsa, ona şüphe düşürür. Şeytan, insanın yoldan çıkması ve güzelliklere ulaşmaması için muhakkak bir bahane bulur. Sünnetleri yapabildiğimiz kadar yapmak bizim faydamızadır. Sünnetten seni alıkoyan kimseyi dinleme. Hak görünüp batıl söyleyenler çoktur. Görünüşte doğru söylüyor olabilirler. Ancak o doğrunun içinde yalan vardır. İnsanlara zarar veren bir yalan. Sünneti önemsemeyen insanlar, insanlara kıymet vermeyen ve zarar veren kişilerdir. Peygamber Efendimiz'in sünnetlerini mümkün olduğunca yapmalıyız. Biz ne için yaratıldık diye çok kişi sorar. Ne kadar çok sorarsan sor, Allah Azze ve Celle sana buyurmuştur ki: İbadet yapman için insanları ve cinleri yarattım. Ne tür ibadet varsa, elimizden geldiğince yapmaya çalışmalıyız. Elimizden gelmiyorsa, bu bir şey değil. Ama insanları ibadetten alıkoymak doğru değildir. Peygamber Efendimiz'in sünneti, Peygamber Efendimiz'in emridir. O, "Sünnetime tabi olun" buyurmuştur. Benden sonra gelen Hulefa-i Raşidin'in, yani dört halifenin, sünnetlerine de tabi olun. Sahabelerin sünnetlerine de tabi olun. Onlar Peygamber Efendimiz'in sünnetlerine uygun yaşadılar, bu nedenle biz de onların sünnetlerine uymalıyız. Bu konuda elimizden geleni yapmalıyız. Su içmek, yemek yemek gibi zaruri olan haller vardır. Kendimiz için, ruhlarımız için de zorunlu olan şeyler vardır. Ruhaniyet olmadıktan sonra, istersen hayvan ol, istersen taş ol, faydasız bir şey olmuşsun. İnsan, ruhaniyet kazandığında yücelir. Allah yardımcımız olsun. Elimizden geldiğince yapmamız lazım. Niyetimiz hepsini yapmaktır, niyete göre de Allah mükafatını verir. Allah kabul etsin.

2024-07-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "benim ahbablarım, sevdiklerim" diye buyurmuş. Sahabe de sorar, "Bizler miyiz, Ya ResulAllah, sallallahu aleyhi ve sellem?" "Siz benim sahabemsiniz. Onlar ise sevdiklerim, ahbablarım. Ahir zamandaki Müslümanlar, İslam yolunda olan insanlar ki onların zamanı fitne zamanı, küfür zamanıdır. Peygamber Efendimiz'e tabi olanlar Efendimiz'in ahbabı olur, sevdikleri olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgisine nail olmak insanın istemesi gereken en büyük şeydir. Ondan daha kıymetli bir şey olamaz. Sahabe, "Onlar nasıl bu muhabbete nail oldular?" diye sormuşlar. "Bizden daha çok mu ibadet ederler? Nasıl bu kadar sevgiye, muhabbete mazhar oluyorlar?" Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş, "Ahir zamandaki Müslümanlar sizin yaptığınızın yüzde birini yapsalar onlar benim sevdiklerimdir." Hakikaten bizim yaşadığımız zaman, küfrün, günahın, her türlü Allah'a karşı isyanın çok yaşanan bir zamandır. Onun için yine bize merhamet olarak Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sahabelerin yaptığının yüzde birini yapsak kurtuluruz. Sahabeler ise, yüzde doksan dokuz yapıp da bir tanesini yapmasa onların mesuliyetleri vardı. Ahir zamanda ise, yüzde birini yapmakla Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgisine nail oluruz. Bu kadar merhametine nail oluruz, inşallah. İnsanoğlunu Allah Azze ve Celle nankör olarak yaratmış. İyilik bilmez. İyilik yapana kötülük yapar. Onun için bu kadar az bir şey, yüzde birini yapmakla bile Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgisine nail oluruz. İnsanlar onu da yapmıyor maalesef. Ondan sonra da şikayet ederler. Kime şikayet edeceksin? Senin zaten inancın yok. Bir şey yok. Sen kendi kendine şikayet et. Kendini ez, kendine zarar ver. Başka şey olmaz. İnsanoğlu şeytana tabi oluyor. İnsanlar nefislerine tabi oluyorlar. Helak oluyorlar. İşte odur. Allah Azze ve Celle Peygamber Efendimiz'i rahmet olarak, rahmetellil alemin olarak göndermiş. İnsanlar kurtulsunlar diye göndermiş ama kendileri kurtulmak istemiyorlar. Ne yapacaksın? Allah hidayet versin, Allah islah etsin. Bu zaman ticaret zamanıdır. Onlar yapmadı diye sen de yapmazsan, ticaretini kaybetmiş olursun. Sen yaparsan kazanmış olursun. Hem de çok büyük kazanç, bu zamanın kazancı. Çünkü her taraftan hiçbir iyiliğe davet eden yok. Davet eden var da kimse dinleyen yok. Onlar azınlıktır. Çoğunluk yoldan çıkmış, insanlıktan çıkmış. Allah muhafaza etsin. Allah hidayet versin. Allah bizi sabit kadem kılsın inşallah. Güzellikten mahrum etmesin. En büyük güzellik, en büyük kazanç Peygamber Efendimiz'in sevgisine nail olmak. Allah sevgisine nail olanlardan eylesin, inşallah.

2024-07-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Yeni sene mübarek olsun. Allah hayırlarına vesile etsin, inşa'Allah. Okuduğumuz ayette, Allah Azze ve Celle buyuruyor. وَيْلٌۭ لِّلْمُطَفِّفِينَ (83:1) İnsanlara merhamet etsinler diye uyarıp insanın nefsi zalim olduğunu uyarıyor. Nefis başkasına zulüm yaparken, kendi de zulüm görür. Bu aşırı kazanç sağlamak için hile yapanlara vay hallerine diyor Allah Azze ve Celle. Şimdiki zaman insanların tamah etmelerinde çok aşırıya gittikleri bir zaman. Allah muhafaza etsin. Onlar kazanıyoruz zannediyor ama insanlara, hem pahalı veriyor hem tartıda oynuyorlar. Hem kalitede oynuyorlar hem aşırı pahalıya veriyorlar. Bunları cehennemde veyl denilen bir vadi beklemektedir. Orada onlar hesabını verecekler, cezalarını çekecekler. Burada fakir fukaranın rızkını alıp da zengin olduk diye seviniyorlar ama ahirette muhakkak onun hesabını verecekler. Çünkü vicdan olması lazım. Onu düşünmesi lazım. Düşünmeyince ve vicdan olmayınca da kendi kendine zarar vermiş oluyor. Bu son iki üç senedir denge iyicene kayboldu. İnsan istediği şeyi yapıyor. Bir insanla yapınca ötekisi de yapıyor. Ötekisi yapınca diğeri de yapıyor. Ne kadar para alsa insan hepsinin hesabını verecek. İnsanlar da fazla para istiyoruz, maaş istiyoruz diye şikayet ediyor. Zaten aldığım parayı keşke hiç vermese. Fazla vereceğine fiyatlar aynı kalsa. Fiyatlar ama düşmüyor. Toplu halde insanlar akılsızca hareket ediyor. Bu da neden? İman zayıflığından, imansızlıktan bu haller insanların başına geliyor. Zengini, zalim. Fakiri, gafil. Ondan sonra işte bu haller geliyor. Ama bunların da öyle burada istediğini yapıyor insanlar. Zannediyor ki kazandık. Ama bunun ahireti de var. Ahiret de var, bunun hesabını sorulacak vakit de var. Onun için insanoğlu ahiretine de dikkat etmesi lazım. Bunun hesabı var. Sen bir yere girip de istediğin gibi her bir şey yapamazsın. Senin yapacağın kadar şeyler var, yapamayacağın şeyler var. Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem emanete riayet eden ve emniyetli olan tacir hakkında benimle cennette yani yan yana olacağını buyurmuştur. Ama insanlara da sahtekarlık yapıp da fazla fazla para kazanacağım diye fakirlerin hallerini düşünmeyene de cehennemde veyl vadisi var. Onun için dikkat etmek lazım. Kazancını tabii sağlaman lazım. Kazançla beraber bereket olsun. Fazla kazandım deyip de işin içine haram girince, bereketsiz olup faydası hiç olmaz, zararı olur. Allah muhafaza etsin. Allah hepimize de yardım etsin. Hakikaten fakir fukar çok zor durumlarda. Allah yardımcımız olsun. Allah insanlara vicdan versin. Onlara merhamet versin, inşaAllah.

2024-07-05 - Lefke

Allah'a şükür, bugün Hicri yılın son cumasını kıldık, burada eda ettik. İnşallah pazar gününden itibaren yeni Hicri yıl başlayacak. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek hicretinin 1446. yılı oluyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicretinden dolayı Allah, bu takvimi, Allah'ın istediği usul üzere, Ümmet-i Muhammed'e vermiş. Onunla ibadetlerimizi yapıyoruz ve ibadetlerimizi onunla yerine getiriyoruz. İbadetlerdeki vacipler, farzlar ve müminlerin diğer ihtiyaçları hep bu takvime göre belirlenmiştir. Neden mi? Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in şerefine ve bereketine verilmiştir. Ona tabi olan ve onun istediği gibi yaşayan insanlar inşallah hayıra, hayırlara vesile olurlar. Bugün, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti büyük mucizelerle doludur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in tüm hayatı boyunca insanlar birçok mucizeye şahit olmuştur. Nasibi olan iman etmiştir. Nasibi olmayanlar ise, en yakını olsa bile, bu nimetten mahrum kalmışlardır. Bazıları kâfir olarak gitmiş, bazıları ise mümin olmuştur. Burada mühim olan, Allah insanlara nasıl kısmet ettiyse, o kısmetin iyi olup imanı üzerinde olursak o vakit kazançlı çıkarız. İman olmadıktan sonra, kim olursa olsun hiçbir faydası yoktur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti de mucizelerle doludur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in birçok mucizesi vardır. Herkes duymuştur ve bilmiştir, ama yine de bazılarını hatırlatmakta fayda var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o mağarada gizlendiği vakit, Allah Azze ve Celle'nin emriyle orada bir örümcek ağ yapmıştır. Kumru kuşu da oraya yuva yapmış, böylece müşrikler bunu görünce, "Burada olması imkansız, eğer burada olsaydı, bunlar burada olmazdı" demişler. Ama bu sadece zahiri olarak görünen bir şeydir. Şeyh Efendimizin dediğine göre, oraya yaklaşsalar yanıp kül olurlardı. Peygamber Efendimiz'e yaklaşamadan kül olurlardı. Ancak bu, ileride bir şeylerin olacağının işaretiydi. İnsanlara ders olması için bu mucizeler gösterildi. Ondan sonra da onu takip eden ve daha sonra sahabi olan Süraka adında biri vardı. O da atıyla izini takip etti. Onlar mahir insanlardı. Peygamber Efendimiz'e yaklaşamadan atının ayakları batmaya başladı. Birinci, ikinci ve üçüncü defasında atının ayaklarının battığını görünce korkmaya başladı. "Beni kurtarırsan iman ederim" deyip kurtuluyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona da bir müjde veriyor. "Sen Kisra'nın hazinelerinden alacaksın" diyor. O vakit Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yanındaki bir kişi ile çölde ilerliyorlardı. "Aklıma ve hayalime sığmayacak bir şey duydum" diyor. Ama daha sonra bu söz hakikat oluyor. O zaman hatırlıyor ve diyor ki, "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in peşinden giderken bana böyle demişti." İşte şimdi mucize tahakkuk etti. Kisra'nın hazinelerinden payını almış. Tabii ki Allah'ın dediği şeyler muhakkak tahakkuk eder. İnsanın aklının ve fikrinin bir sınırı vardır. Bu sınırın ötesinde daha büyük bir sınır vardır. Allah Azze ve Celle'nin ilminde bir sınırsızlık vardır. Ona sınırsızlık bile diyemeyiz artık. Öyle ki insanın hayal gücünün ötesinde bir şeydir. Bu yüzden, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti inşallah bize yeni hayırlar getirir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjde verdiği şeyler, o zamandan beri tahakkuk ediyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Kıyamete az kaldı" buyuruyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bütün söyledikleri, özellikle son 50-60 yılda neredeyse hepsi gerçekleşti, yani tamamlanmasına çok az kaldı. Tahakkuk etmeyen çok az şey kaldı. Bunlar da büyük işaretlerdir ve onlar da ortaya çıktığında artık kıyamet başlamış olur. Şimdi ortalık çok karmakarışık, ama mümin ve iman sahibi olan için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediklerine inanmak içini rahatlatır, ferahlatır. Ne kadar kötü şey olursa olsun, sonunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesi vardır. İslam bütün dünyaya yayılacak. Bütün dünya Müslüman olacak. Ne kadar zulüm varsa hepsi bitecek. Adalet hakim olacak. İyilik ve güzellik hakim olacak inşallah. İnşallah bu yeni yıla giriyoruz. İnşallah bu yeni yılda, ümit ederiz ki daha fazla gecikmeden Mehdi aleyhisselam'a yetişiriz. Dünya selamete kavuşur. Çünkü gördüğümüz gibi, "Vururum, kırarım, atarım" diye konuşan büyük güçler birbirine düşmüş durumda. Normal bir insan bunu duyunca, "Bize ne olacak? Şimdi bir şey yaparlarsa tüm dünya patlayacak" diye düşünür. Her şey Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesiyle, sonunda İslam hakimiyeti ile sonuçlanacak Allah'ın izniyle. Biz bekleriz. Bizim kimseye bir şeyimiz yok. Kimseye eyvallahımız yok. Hepimiz Allah yolundayız. Allah Azze ve Celle'nin iradesine tabiyiz, inşallah. Ona teslimiz, başka hiç kimseden hayır beklemeyiz. Allah'tan başkasından bir şey beklemeyiz. "Ben sana yaparım, ederim" diyenlerden bir şey beklemeyiz. Allah yolunda olanlarla beraber ol. İhlaslı insanlarla beraber ol. Allah seninle olur, inşallah.

2024-07-04 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ ۖ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسًۭا (17:83) صدَقَ الله العظيم Allah Azze ve Celle buyuruyor, insanoğlu iyiliği bulunca nankörlük yapar. İyilik yapan insandan, iyilik yapılan yerden uzak durur, yaklaşmaz. Ona teşekkür etmez. Ondan sonra ona bir zarar geldiği vakit çok ümitsiz kalır. Ümitsiz kalmasının nedeni, çünkü yardım aldığı yere nankörlük yapıp o yardımın devamı gelmez tabii. Nankörlük yapıldığında Allah Azze ve Celle her şeyi bilen, gören'dir. Onun için nankörlük yapan, tövbe etmedikten sonra hesabını verir, cezasını bulur. Cezası dünyada da olur, ahirette de olur. Dünyada Allah'la beraber olmayan insan, devamlı ümitsiz bir vaziyettedir. En ufak bir şeyde bütün ümidi kırılır, hayalleri kalmaz. Düşünceleri kötü olur. Çünkü iyilik yapmamış o insan. Bu hepimiz için de geçerli. Nefsine ne kadar iyilik yapayım dersen, ondan bir teşekkür edecek diye bekleme. Onun için onu daima meşgul edeceksin. Allah yolunda, maişet yolunda, okumada, ibadette, hepsiyle devamlı meşguliyet olması lazım. Boş olan insan, şeytanın ve nefsinin emrinde olur. Yapacak bir şey yok. Şeytanın ve nefis boş insanın vaktini doldururlar hemen. Şimdi bütün dünya aynı şekilde. Eskiden vaktimiz çok derlerdi. Şimdi vakitleri boş olsa bile insanlar esir olmuş bir halde bir alet, edevat, ne olduğu belirsiz şeylerle uğraşırlar. Onlar Allah yolunda değil, Allah'ın sevmediği şeylerdir. İnsanlar bunlarla vaktini dolduruyor. Vaktimizi Allah'ın zikriyle, Allah'a tefekkür ederek, ibadet ederek doldurmak lazım. İbadet etmezsen bile, Allah'ın o verdiği şeylere şükredip de Allah'a teşekkür etmek lazım. Ne verdiyse, Allah'a şükretmek, O'na hamd etmek vazifemizdir. Boş durana nefis zarar verir. Onu boş bırakmayacaksın. Daima iyilik yaparak, iyiliği öğreterek meşgul edeceksin. İşe de gideceksin, iş de yapacaksın. İş yapıyoruz dünya için, dünyalık oluyor diyorlar. Yok, dünyalık olmaz. Allah rızası için yaptın mı işini, Allah sana onun ecrini de verir, ibadet yapmış gibi olursun. Çünkü maişet için, helal rızık kazanmak için vaktini harcamış olursun. Her bakımdan sana fayda olur. Hem maddi fayda olur. Maddi faydadan daha çok manevi fayda mühimdir. Onun için boşluk, tembellik, boş durmak şeytanın sıfatındandır. Şeytanın sıfatı değil, şeytana tabi olanların sıfatındandır daha fazla. Şeytan onlara çalışmayın, etmeyin diye tavsiye eder. Sen çalışacağın, başkasına fayda olacak. Sen ne iş yapıyorsun, yoruluyorsun, sen rahat ol. Tatile git, oraya git, buraya git. Kendini eğlendir. Bu senin kazancındır. Dünyaya kaç defa geleceğiz diyorlar. Bundan sonrası yok diyorlar, ikinci defa dirileceklerine akılları ermiyor. Ahireti kabul etmiyorlar. Ama o vardır. O gelince boş vakit geçirenler pişman olur. Allah muhafaza etsin. Tembellik peygamberlerin, sahabelerin, evliyaların sıfatı değildir, hiç değildir. Hiçbir zaman tembel yoktu. Peygamberler bütün vakit irşad ile meşgul olup kavimlerine göstermek için durmadan uğraşırlardı. İbadet ederlerdi. İnsanlarla görüşürler, insanlara yardım ederdi. Onun için Allah onların sıfatlarını bize de nasip etsin, inşa'Allah. Tembellik üzerimizden kalksın. Miskinlik üzerimizden kalksın, inşa'Allah.

2024-07-03 - Lefke

وَهُمْ فِى غَفْلَةٍۢ مُّعْرِضُونَ (21:1) صدَقَ الله العظيم Allah Azze ve Celle, insanların gaflet içinde olduklarını buyuruyor. Gaflet sebebiyle, iyilikten uzak dururlar. Gafletten uyanmak istemezler. Gafletleri içinde zannederler ki hayatları hiç bitmeyecek. Bu dünyadan başka bir şey yok zannederler. Ama ahiret geldiğinde, şaşkınlık içinde kalacaklardır, der Hazreti Ali Keramallahu Veche. İnsanlar uykudadır. İnsanların hayatı uyku gibi geçer. Ne zaman uyanırlar? Öldüklerinde uyanırlar. Her sabah uykudan uyanmak farklı bir şeydir. Esas uyku, gaflet dünyasındadır. "Sonra yaparım", "ederim" yahut "hiç böyle bir şey yok" deyip, insanlar hayatlarını gaflet içinde geçirirler. Dünya durmuyor. Sen ister gaflette ol, ister uyanık ol. Bu dünyada gafletinden uzak olarak kazanırsın. Gaflet içindeysen bir bakarsın, gözünü açmışsın kıyamet olmuş yahut gözünü kapatmışsın, "Allah'ım ne oldu?" diye. Bu şeyler doğruymuş, şimdi hakikat meydana çıktı. Her şey ayan beyan, zahir oldu. Şimdi bir şey yapacağım diyorsun. Yok, artık geç, diye insan pişman olur, nedamet getirir. Ama o pişmanlık artık fayda etmez. Hayır yapan der ki, keşke daha çok yapsaydım. Yapmayan ise, keşke yapsaydım. İmansız olanlar da, "bu insanların söyledikleri hakikaten doğruymuş" derler. Ama "hadi, bir şey yapayım" dese, artık geç, yapamaz. Çünkü artık o fırsat bitmiş, bitmiş! Hayat geçmiş. Hayat durmaz. Hayatta faydalı olan şey nedir? İnsanlar için hayatta neyin kıymeti var? Ahiret için yaptığı işler! İnsan, yapamadıklarını da Allah'tan af, merhamet ve ihsan dilemelidir. Bu olması lazım. Ama bu zamanın insanları kibirlerinden bu şeylere hiç yaklaşmıyorlar. Şeytandan daha fazla kibirli olmuşlar. Şeytan dahi Allah'ı tanır. Ama bu insanlar Allah'ı tanımaz. Allah'ı kabul etmezler. Gaflette, kandırılmış olarak yaşarlar. Gözlerini kapattılar mı, o vakit her şeyi ayan beyan görecekler. O vakit de iş işten geçmiş olur. Hiçbir şey fayda etmez. Allah muhafaza etsin. Gaflette olmayalım. Gafil insan zarardadır. Müslümanın uyanık olması lazım, derler. Türk, Müslüman uyanık olacak derler ama uyanıklık demek, Allah'a itaattir. Yoksa dünya için uyanıklık fazla fayda etmez. Çok tilki var, çok kurnaz var. İster uyanık ol, ister yat, seni her halde soyup soğana çevirirler. O mühim değil! Mühim olan esas: Ahiretini çalmasınlar. Ahiretin sağlam olsun. Gözlerini kapattın mı, Allah'ın rahmetine ve rızasına kavuşmaktır esas olan. Allah hepimizi gafillerden eylemesin. Kalbimizde Allah ve Peygamber olsun. Gaflette olmayalım inşa'Allah.

2024-07-02 - Lefke

بسم الله الرحمن الرحيم يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ تُوبُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ تَوْبَةًۭ نَّصُوحًا (66:8) صدَقَ الله العظيم Allah Azze ve Celle tövbeyi kabul edendir. Yaptığınız günahlardan dolayı tövbe edin diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Tövbe edenin tövbesi makbuldür. Tövbe edenin günahları affolunur Allah Azze ve Celle'nin katında. Allah Azze ve Celle'nin af kapısı, mağfiret kapısı açıktır. Ta kıyametten biraz önceye kadar açıktır. Kıyamette o kapı kapanınca tövbe artık olmaz daha, şimdi bu vakit tövbe kapısı daima açıktır. İnsanoğlu, hataları ve günahlarından dolayı Allah'tan af dileyerek o günahlardan kurtulur. Kurtulur, hafifler. Günahın yükü ağırdır. Günah işleyen insan bir ağırlık yok diyor, ama o günahın ağırlığını aslında hissetmiyor. Günahın manevi ağırlığı vardır. Ne kadar büyük bir yük altına girdiğinin farkında değil. O günahın yükü çok büyük. Beni İsrail Sina'ya geçtikten sonra, Musa aleyhisselam, Tur Dağı'nda Allah Azze ve Celle ile konuşmak üzere kaldı ve O'nun hitabına muhatap oldu. Dönünce, kavmi, sapık bir adamın yüzünden öküze tapmaya başladı. Altın buzağı yapmış, onlara taptırıyordu. Bu sapkınlıklarından dolayı af dilediler. O vakit bizim zamanımızdaki gibi kolay değildi af olunmak. İsrailoğulları'nda af olunmak için ölüm gerekmekteydi. Yani günah işleyen günahından kurtulmak için öldürülecekti. Günah işleyen muhakkak af olunmak için kendini feda edecekti. Oraya başını koyup o başı kesilecekti. Başka türlü af yoktu. O şartla Allah Azze ve Celle “af edeceğim sizi” diye buyurdu. Onlar da tabi af olunmak için öldürülecek olsalar bile kabul ediyorlardı. Çünkü bir Peygamber vardı. Günahlarını kabul edip affolunacağız madem ölelim dediler. “Başımızı kessinler yeter ki af olalım,” dediler. Şimdiki gibi kolay değildi, “estağfirullah” deyip de günahtan affolunmak. Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'in hürmetine bize kolayca tövbe etmemizi nasip etti. O gün başlıyorlar bu günahı işleyenleri kesmeye. Kese kese yetmiş bin kişi kesildi o gün İsrailoğulları'ndan. “Tamam bu kadar,” dediler, “bunlar affolundu.” Ondan sonra Allah Azze ve Celle, Musa aleyhisselam'a, “Sen ve yetmiş kişi Tur Dağına gelin daha muhakeme bitmedi,” buyurdu. Oraya gittikleri vakit o dağ üstlerine kalktı, onları ezecekti. O vakit Musa aleyhisselam, Allah Azze ve Celle'ye, “Bizim günahımız yok,” diye seslendi. Diğerlerin günahından dolayı ezileceğiz? Bizim günahımız yok,” deyince Allah Azze ve Celle affetti. Oradaki o dağın ağırlığı işte bu bizim günahlarımızın ağırlığıdır. O kadar ağırdır. İnsan hissetmez. Yaptığı günahlardan fazla pişmanlık duymaz, çünkü o kadar fazla bir ceza yoktur. Rahat affolunuyoruz. Rahat affolunduğumuz halde daha insanlar onu bile yapmak istemiyorlar. Yapmazlar. “Biz ne yaptık ki, bizim günahımız nedir?” Günahın, nefsine uydun, şeytana uydun. Sen Allah'tan af dile. İstiğfar et ki seni affetsin. Kafa tutma Allah Azze ve Celle'ye. Karşı gelme Allah Azze ve Celle'ye. Karşı geldin mi sen, kendin değil, bütün dünya değil, bütün kainat toplansa da seni Allah Azze ve Celle'nin muhakemesinden kurtarmaz. Onun için boynunu bük, Allah Azze ve Celle'den af dile. Ondan mağfiret dile ki bu ağırlıktan, yüklerden kurtulasın. Allah Azze ve Celle o kadar merhametli ki günahlarını da sevaplara dönüştürüyor, tebdil ediyor. Yaptığın günahtan dolayı af istediğin vakit hem günahtan kurtulmuş oluyoruz hem sevap kazanmış oluyoruz. Bundan daha güzel bir şey olur mu? Ama insanoğlu nankördür. Kıymet bilmez. İyilik bilmez. Kötülük yapanı sever. İyilik yapandan uzak durur. Allah muhafaza etsin. Nefsinize uydurmasın. Allah doğru yoldan ayırmasın, inşa'Allah. Allah, bizi ve hepimizi affetsin.

2024-07-01 - Lefke

Hadis-i Şerif‘te Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur. الحَيَاءُ مِنَ الإِيمَانِ Haya etmek imandandır. Bir insanın haya sahibi olması, yani Allah'tan ve insanlardan utanması imandandır. Peygamber Efendimiz’e sallallahu aleyhi ve sellem, "Senden sonra Cebrail aleyhisselam inecek mi? Vahiy sona erdi mi?” sorulduğunda şöyle buyurmuş: Birkaç defa inecek. Ama vahiy getirmek için değil, bir şeyler almak için inecek. Bir defasında da hayayı almak için inecek. Yani insanların içindeki utanmayı, hayayı almak için inecek. Yani o güzel huyu alacak. Sonuç olarak, insanlar hayasız hale gelip utanmayı bırakacaklar. Utanma diye bir şey kalmayacak. İşte bu zaman tam da o zamandır işte. Artık utanan insana iyi gözle bakılmıyor. Utanıyor, geri duruyor, konuşamıyor. Özellikle kızlar utandıkları için, kimseye karışmadıkları için kötü gözle bakılıyor. Haya, insanların arasında makbul bir özellik olarak görünmüyor. Neden? Çünkü insanların içindeki haya, fazilet alınmış durumda. Artık hayayı kötü bir şey olarak biliyorlar. Utangaç olan ya da utanan bir insanı görünce, hemen doktora git diyorlar. Bir ilaç alsın da iyileşsin diyorlar. Utanmak kötü bir şeymiş gibi, utanmayı bırak diyorlar. Günümüz böyle bir hale gelmiş. Dahası, her türlü pisliği yapıyorlar. Ve utanacaklarına, bunu iftiharla söylüyorlar. "Ben şöyle edepsizim, ben şöyle hayasızım, ben böyle utanmaz bir insanım" diye övünüyorlar. Kimse bana karışamaz diyorlar. Eğer birine 'Sen ne yapıyorsun? Utanmıyor musun?' dersen. Hemen sana saldırırlar, bu bize müdahale ediyor diye. Hemen seni rezil etmeye çalışırlar. Şeytanlarını sana musallat edip, seni rezil ederler. Başka ülkelerde olsa hapse bile attırırlar. Utangaç insanları göz önünde küçük düşürmek istiyorlar. Bu insan utangaç ve haya sahibi bir adam. Bizim gibi utanmazlara, bizim gibi kötü örnek olan insanlara laf söylüyor, onun dilini keselim, sesini çıkarmasın diye bu zamanın insanlarının şaşırtıcı bir durumu var. Eski zamanların insanları bırak, bizim zamanımızdaki insanlara bunu anlatsak inanmazlardı. Böyle olacağını, bu hale geleceğini kimse inanmazdı. Bu kadar kötülük içinde bir insan utanırdı. Kimsenin duymasını istemezdi. Ama şimdi herkesle paylaşmak istiyor, dünyaya duyurmak istiyor. Herkesi kendi gibi yapmak peşinde. Oysa bunlar Allah’ın razı olmadığı, sevmediği şeylerdir. Allah’ın sevmediği şey asla iyi olamaz. Allah’ın sevdiği şey insana iyilik getirir, her türlü güzelliği getirir. Allah’ın sevmediği şey ise her türlü kötülüğü, her türlü çirkinliği, iğrençliği getirir. Allah muhafaza etsin. Müslümanları ve bütün insanları bu durumlardan Allah korusun. Çünkü bu haller insanlığa yakışmıyor. Allah Azze ve Celle insanı güzel bir şekilde yarattı. İnsanı en mükemmel olarak yaratmış. İnsanları yükseltmek için yaratmış. Ancak günümüzde insanlar alçalmak için yarışıyor. Ne kadar daha alçak olursam o kadar memnun olurum diyorlar. Şeyh Baba onları lağım farelerine yani sıçanlara benzetirdi. Bu hayvanlar Allah’ın hikmeti gereği lağımı sever. Her şeyde bir hikmet var. Bu hayvan da belki örnek olsun diye lağım içinde dolaşır. Herkes bilir bunu. Bilmeyen yok. Hatta bazı filmlerde gösterirler. Lağımın içinde insanlar yürüyünce. Fareler birden pisliğin içine atlar ve yüzerek karşı tarafa geçerler. Öteki taraftan çıkıyor. Pislikmiş, umurlarında değil. İnsanlar da böyle olmuş. Pisliğin içinde olunca memnun oluyorlar. Dışarıda durunca memnun olmuyorlar. Pisliğin içinde, iğrençliğin içinde oldukları zaman keyifleri yerine geliyor. Memnun oluyorlar. Başkalarının da pisliğin içinde olmasını istiyorlar. Eh, başkaları olmaz tabi. Sen temiz kediyi, tavşanı ya da kuzuyu alıp lağımın içine atamazsın. O pisliğe atamazsın. Onlar temiz mahlukatlardır. Temiz olmayanlar ancak o pisliğin içinde yaşayabilir. Temiz olan, o pislikten uzak durur. Allah bizi pislikten uzak eylesin, muhafaza etsin, inşallah.