السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-07-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوا وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ (16:128) Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Allah, kendisinden korkanlarla ve ihsan edenlerle beraberdir." Allah ile beraber olmak isterseniz, bilin ki Allah'tan korkan insan tabii olarak kötülük yapmaz. Allah'tan utanan insan kötülük yapmaz. Allah'tan korkan insan iyilik yapar. İhsan ehli muhsin demektir; muhsinler iyilik yapan insanlardır. Allah onları sever. Onun sevdiği insanlar da iyi insanlardır. Onlar kazanmış insanlardır, gerçek insanlık onlardadır. Onların dışında insanlık aramayın. Bir insan ne kadar imansız olursa, insanlara o kadar zararı dokunur. Bir insanın ne kadar imanı varsa ve Allah'tan ne kadar korkuyorsa, o vakit ondan korkulmaz; ondan ancak her türlü iyilik beklenir. Onun için Allah'ın sevdiği kullar, makbul kullardır. İnsanın daima iyiliği düşünmesi lazımdır. Bir şeye düşmanlık veya buğz edecekse, bunu ancak Allah rızası için yapmalıdır. Yani insan, Allah rızası için sevecek ve Allah rızası için buğzedecektir. Buğzetmek, yapılan kötü işleri beğenmemek demektir. İnsanın şahsına değil, kötü işlerine buğzedecek; onun için "Allah ıslah etsin" diye dua edecek ve yapılan kötü işlerden asla hoşlanmayacaktır. Kötü işlerden uzak durmaya uğraşacak ve nefsine uymayacaktır. Nefis daima kötülüğe, ne kadar zararlı ve yaramaz şey varsa onlara meyleder. O meyli tutup iyi yöne çekmek lazımdır. Başka türlü olmaz, nefsi siz sürükleyip yola getireceksiniz. Nefse, "Gel senin her istediğini yapayım, sen de sonra bana tabi ol" demekle bu iş olmaz. Nefsin istediğini ne kadar yaparsanız daha beteri, daha fazlası gelir; bunun sonu yoktur. Nefsin isteklerinin ve tamahının sonu yoktur. Onun için Allah'tan korkmak lazımdır. Allah'ın yolundan çıkmaktan korkmak gerekir. Allah muhafaza etsin. Çünkü asıl korkulacak şey budur. Allah'tan korkan insan, her türlü iyiliği yapar. Allah'tan korkmayanlar ise her türlü kötülüğü yapabilir. İnsan Allah'tan korkmadığı zaman, en kötü mahlukat bile onun kadar kötü olamaz. Çünkü Allah'tan korkmayanlar; insana kıymet vermeyen, insanı hiçe sayan kimselerdir. Allah'tan korkan kimse ise bir karıncayı bile incitmekten sakınır. Allah bizi o güzel kullarından eylesin. Allah bizi kendisinden hakkıyla korkanlardan eylesin inşaAllah. Doğru yolda, istikamet üzere olanlardan eylesin inşaAllah.

2026-07-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (10:62) Allah Azze ve Celle, "Allah'ın sevgili kulları için ne bir korku vardır ne de onlar mahzun olurlar." diyor. Çünkü onlar, her şeyin Allah'tan geldiğini bildikleri için üzülmezler ve kaygılanmazlar. Allah'a tevekkül etmişlerdir. Onlar Allah'ın sevdiği kullardır; evliya demek, Allah'ın sevdiği kul demektir. Herkes evliya olabilir. Bazen "Nasıl evliya olacağız?" diye merak ederler. Allah'ın takdirine ve sana ihsan ettiği şeylere razı olursan, boyun eğip her şeyin Allah'tan geldiğini kabul edersen, Allah seni sevgili kullarından yapar. Veli demek, O'nun sevdiği kulu demektir. Yani evliya olmak illa keramet göstermek demek değildir, sırf bundan ibaret değildir. Dediğimiz gibi, kişi Allah'ın verdiklerine muti ve kani olur, O'na şükrederse Allah'ın sevdiği insanlardan, O'nun sevgili kullarından olur. Sürekli şikayet edip hiçbir şeyi beğenmezse, o vakit kendisi bilir. Böyle bir kimse devamlı kaygı ve üzüntü içindedir, hiçbir zaman huzurlu bir halde olamaz. Hem çektiği sıkıntılar boşa gider hem de Allah'tan istediği şeyler gerçekleşmez. Allah'ın verdiklerine şükretmek lazımdır. En büyük nimet de imandır. İmanın varsa, gerisi kolaydır. Tabii ufak tefek şeyler olur, insanlık halidir; insanın canı sıkılabilir, üzülebilir, daralabilir. Ama bunları şikayet etmek yerine, yine Allah Azze ve Celle'den geldiğini bilmek insanı rahatlatır. Zikretmek demek, Allah'ı hatırlamak demektir. Lisanla da zikir olur, ama hal ile de zikir olur. Halin zikri; her şeyin Allah'tan geldiğini bilerek her saniye, her dakika Allah'ı hatırlamak ve O'nu zikretmektir. Onun için, Allah bizi sevgili kullarından eylesin. Şu hep aklımızda olsun; insanların yaptığı her şey Allah'ın iradesiyle gerçekleşir. O'nun rızası dışında yapılan hiçbir şey kabul olmaz. Allah Azze ve Celle'nin verdiği her şey O'nun bir ikramı ve ihsanıdır. Allah bize ihsanıyla muamele etsin, bizi imtihan etmesin. Bu çok mühimdir; asla imtihan istemeyin. Bazen insanlar imtihanı kolay zannedip, daha fazla derece kazanmak için imtihan isteyebilir; sakın böyle bir hataya düşmeyin. Bizler ihsan kullarıyız. İmtihan bize zor gelir. Bunu istemeyin, Allah muhafaza eylesin inşaAllah. Allah hep ihsanından versin. Hepimizi sevgili kullarından eylesin inşaAllah.

2026-07-28 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

تبسمك في وجه أخيك لك صدقة، وأمرك بالمعروف ونهيك عن المنكر صدقة، وإرشادك الرجل في أرض الضلال لك صدقة، وإماطتك الحجر والشوك والعظم عن الطريق لك صدقة، وإفراغك من دلوك في دلو أخيك لك صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Bu sadakaların çeşitli türleri vardır. Sadece parayla verilen sadaka değil, başka sadaka türleri de vardır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için bir sadakadır. Yani bir Müslümana tebessüm etmek, güler yüz göstermek, onu gülümsetmek sadakadır. İyiliği emredip kötülüğü yasaklaman senin için bir sadakadır. Yani iyiliği göstereceksin; "Bu iyidir, güzeldir, şu ise zararlıdır" diyeceksin. Birine, "Kötü huydan, kötü işlerden vazgeç" demek de bir sadakadır. Böylece hanene sadaka yazılıyor, sana sadaka ecri veriliyor. Yol bilmeyen kimseye yol gösterip yardımcı olman senin için bir sadakadır. Birisi sokak yahut adres sorduğunda; "Burası neresidir, hangi yoldur, bu yol nereye gidiyor?" diye aradığında ona doğru yolu göstermek senin için sadakadır. Bazı akılsız insanlar o kişilere doğru yolu değil de yanlış yolu gösterirler. Bunu şaka olsun diye yaparlar ama böyle şaka olmaz. Onun için sorulan yolu biliyorsan göster, bilmiyorsan "Bilemiyorum, bir başkasına sorun." de. İnsanların gelip geçmesine engel olabilecek taş, kemik, diken gibi şeyleri yoldan kaldırmak senin için bir sadakadır. Yani yolları temiz tutmak da senin için sadakadır. Taşı kaldırman, kemiği yahut dikeni bir kenara atman da sadaka sayılıyor. Kendi kovanı, ihtiyacı olan Müslüman kardeşinin kovasına boşaltman senin için bir sadakadır. Yani su taşıyorsun, onun kovası ise boş; ona yardımcı olup kendi suyunu verirsin, kendin suyu daha sonra alırsın. Bu da senin için sadakadır. إسماع الأصم صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: Sağır veya ağır işiten kimseye söz işittirmek bir sadakadır. Onun duyabileceği kadar yüksek sesle konuşup işitene kadar tekrar etmen bir sadakadır. Eğer kişi doğuştan sağırsa, ona işaret diliyle elinden geldiğince derdini anlatman da senin için sadaka sayılır. على كل مسلم صدقة، فإن لم يجد فليعمل بيده فينفع نفسه ويتصدق، فإن لم يستطع فيعين ذا الحاجة الملهوف، فإن لم يفعل فليأمر بالخير، وإن لم يفعل فليمسك عن الشر فإنه له صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir. Yani günlük olarak sadaka vermesi lazımdır. İnsan vücudunda üç yüz altmış eklem (aza) vardır ve her biri için bir sadaka verilmesi gerekir. "Müslümanım" diyen insan sadakasız olmaz. Eğer verecek bir şey bulamazsa kendi elleriyle çalışır. Sadaka için para ayırıp bir kenara koyar. Eğer parası yoksa, fakirse elleriyle çalışıp çabalar. Yaptığı bu iş kendisi için bir sadaka olur. Hem kendisine fayda sağlar hem de tasaddukta bulunmuş olur. Hem çalışır, hem ücretini alır, hem de o kazancından tasaddukta bulunur. Buna imkân bulamazsa, işini yapamayan ihtiyaç sahibi birine yardım eder. Yani iş bulup para kazanamasa bile yine de bir insana bedenen yardım eder. Bu da sadaka sayılır. Eğer bunu da yapamazsa, buna gücü yetmiyorsa, hayırlı işleri emreder (tavsiye eder). Ne gibi bir hayır varsa onu insanlara tavsiye eder. "Bu güzeldir, bunu yaparsanız hayırlı olur" diyerek insanlara yol gösterir. Eğer bunu da yapamazsa, en azından kendini kötülük yapmaktan alıkoyar ki bu da kendisi için bir sadakadır. Yani bunların hiçbirini yapamıyorsan hiç olmazsa kötülük yapma; bu bile senin için bir sadakadır. غفر لامرأة مومسة، مرت بكلب على رأس ركي يلهث، كاد يقتله العطش، فنزعت خفها، فأوثقته بخمارها، فنزعت له من الماء، فغفر لها بذلك. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Günahkâr bir kadın (Allah affetsin ve öyle hallere düşmekten muhafaza eylesin), bir kuyunun yanında susuzluktan dili sarkmış, ölmek üzere olan bir köpek gördü. Bunun üzerine ayakkabısını başörtüsüne bağlayıp kuyuya sarkıttı, su çıkardı ve köpeğe içirdi. Bu davranışı sebebiyle günahları bağışlandı. Yani işlediği onca günahtan sonra, bir hayvana yaptığı bu merhamet (sadaka) sayesinde Allah Azze ve Celle onu bağışlamıştır. في الإنسان ستون وثلاثمائة مفصل، فعليه أن يتصدق عن كل مفصل منها صدقة. النخاعة في المسجد تدفنها، والشيء تنحيه عن الطريق، فإن لم تقدر فركعتا الضحى تجزئ عنك. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: İnsan vücudunda üç yüz altmış eklem vardır. İnsanın parmaklarında, sırtında, boynunda, vücudunun her tarafında hareket eden üç yüz altmış tane kemik veya aza vardır. Bunlara "mafsal" denir. İnsanın her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. Yani insanın günlük olarak o üç yüz altmış sadakayı vermesi lazımdır. Mescitteki tükürük veya balgamı toprağa gömmen ve gelip geçenleri rahatsız edici şeyleri yoldan kaldırman birer sadakadır. Eskiden mescitlerin zemini tabii ki topraktı, kumdu. O dönemde bazı kimselerin edep ve ahlak konusunda fazla bilgisi olmadığı için bazen mescide tükürüp balgam atabiliyorlardı. İşte onun üzerini toprakla kapatman da bir sadaka oluyor. Yolun üzerindeki taşı, toprağı, dikenleri, tahta parçalarını veya çöpleri kenara atman sadaka yerine geçer. Bunların hepsi o üç yüz altmış sadakanın içinde sayılır. Eğer bunlara benzer yapacak iyilikler bulamazsan, kılacağın iki rekat kuşluk namazı 360 sadaka yerine geçer ve yeterli olur. Yani bu iyiliklerin hiçbirini yapamasan bile, kılacağın iki rekat kuşluk (Duha) namazı o üç yüz altmış sadakanın yerini tutar. Bunu muhakkak yapmak lazımdır. في الكبد الحارة أجر. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Susamış bir hayvana su vermek senin için sadakadır. Yani susuzluktan ciğeri yanmış bir canlıya su vermek sadakadır. في كل ذات كبد حرى أجر. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Susamış olan her canlıya su vermek senin için bir sadakadır. Bir yılan bile su içmeye gelmişse onu o haldeyken öldürmek olmaz. Çünkü onun da bir canı var ve susamıştır. Onu dışarıda gördüğünde ne yaparsan yap, ama suyun içindeyken, su içmeye gelmişse ona dokunulmaz.

2026-07-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (49:10) Allah Azze ve Celle, "Müminler kardeştir" buyurdu. O kardeşler arasında ihtilaf varsa onları birbirleriyle anlaştırın, barıştırın ki Allah size rahmetiyle muamele etsin diyor. Günümüzde bazı insanlar Müslüman oldukları halde diğerlerini kabul etmiyorlar. "Gerçek Müslüman biziz, diğerleri değil" diyorlar. Halbuki "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" diyen herkes Müslümandır. Yani günahkâr olabilirler, yoldan çıkmış olabilirler, her türlü şey olabilir ama en nihayetinde onlar Müslüman sayılır. Onları da ıslah etmek lazım. Aralarındaki ihtilaf neyse onu ortadan kaldırmak lazım. Ama bu ihtilaflar tabii ki ancak ahir zamanda Mehdi Aleyhisselam çıkınca tamamen ortadan kalkar. Hiçbir problem kalmaz. O zaman artık kıyamet çok yaklaşmış olur. Onun için, durum ne olursa olsun, Müslümanların arasını düzeltmek Allah'ın emridir; aralarını ıslah etmeliyiz ki Allah'ın rahmeti üzerimize olsun. Yani bu kişiler günahkâr veya yoldan çıkmış olabilirler. Ama mademki "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" diyorlar, o halde onlara Müslüman olarak bakılmalıdır. Allah muhafaza etsin. Şimdi bazı cahil insanlar bir şey yaptıklarını zannediyorlar. "Dinden çıktık" diyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Allah muhafaza etsin, onlar aslında çok şey kaybetmiş oluyorlar. Hiçbir şey kazandıkları yok. Nefislerini tatmin etmiş oluyorlar. Nefislerinin altında ezilmiş oluyorlar. Şeytanın kölesi olmuş oluyorlar. Allah'ın kulu olmak yerine şeytanın kölesi oluyorlar. Allah'a kul, şeytana ise köle olunur. Onun için dikkat etmek lazım. Dediğimiz gibi, insanın en azından bir Kelime-i Tevhid getirmesi lazım. Onu kabul ettikten sonra, ne kadar günahı olursa olsun gerisi kolaydır. Çünkü o insan eninde sonunda Allah'ın rahmetine kavuşur. Ama dinden çıkmış olursa, işte o vakit vay haline! Allah muhafaza etsin. Çoluk çocuk arasında cahil çok. Okudukça daha cahil oluyorlar. Bir şey yaptıklarını zannediyorlar. Şu filozofun, bu düşünürün peşine düşüp yoldan çıkıyorlar. Okudukça kendilerini bir şey zannediyorlar. Anne babalarını ve toplumu cahillikle suçluyorlar. Halbuki esas cahil onlardır. Allah Azze ve Celle'yi tanımayan kişi asıl cahildir. Okumuş cahil odur. Okudukça daha da cehalete düşüyor, daha çok bilgisizleşiyor ve yoldan çıkıyorlar. Allah muhafaza etsin. زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ (29:38) Şeytan onlara süslü gösteriyor. O yanlış şeyleri onlara daha güzel gösteriyor. Halbuki tutulacak hiçbir tarafı yok. Onun için, en azından bir Kelime-i Şehadet getirdikten sonra, gerisi Allah'ın izniyle O'nun affına girer. Allah onların kalplerine her türlü iyiliği verir. Allah'ı tanımayan hiçbir iyilik bulamaz. Allah muhafaza etsin. Yüzü kararır, kalbi kararır. Sevilmeyen bir mahluk olur. Allah cahillere hidayet versin, yoldan çıkanları doğru yola iletsin inşaAllah. Hidayet olsun.

2026-07-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, insanların sizi sevmesi için "İzhed fima inden-nasi yühibbeken-nas" buyuruyor. İnsanların elinde olanlardan, insanlarda bulunanlardan zühd et. Zühd demek; bunlara hiç aldırış etmemek, kıymet vermemek ve tamah etmemek demektir. Bunu yaparsan insanlar seni sever. Aynı şekilde Allah Azze ve Celle de seni sever. Dünyada zühd ehli olmak, parasız olmak demek değildir; parası olup da dünyaya kıymet vermemektir. Zahit olan kişi odur. Parasız bir insan zaten dünyanın peşinde koşuyorsa, o vakit zahit sayılmaz. Zahit olan, Allah'ın sevdiği insan; dünyaya kıymet vermeyen, başkasının elindeki şeylere tamah etmeyen kimsedir. İşte o vakit insanlar da sana hürmet eder, sevgi besler ve seni sever. Aksi takdirde, sen onların elindekilere tamah eder ve devamlı haset edersen sevilen bir insan olamazsın. Günümüz dünyasında insanlar hep bunun tam tersini öğretiyor ve tam tersini yaptırıyorlar. "Onda var, sende niçin yok? Onu onlardan alman yahut onlara haset etmen lazım." diye öğretiyorlar. Hâl böyle olunca da tabii kimse kimseyi sevmiyor. Herkes her şeyden, insanlardan, birbirlerinden çekinir hâle geliyor; vaziyet budur. Allah Azze ve Celle'nin sevdiği insanları, insanlar da sever. Mühim olan sevgidir. Aşk derler, sevgi derler; ancak onların bahsettiği bu sevginin, Allah Azze ve Celle'nin yolundaki sevgiyle hiçbir alakası yoktur. O; nefis sevgisidir, dünya sevgisidir, şeytan sevgisidir, başka bir şey değildir. Onun için mühim olan; Allah'ın sevdiğini sevmek, buğzettiğine buğzetmek ve ondan uzak durmaktır. Öyle olunca kişi, gerçekten insan gibi olur. Aksi takdirde insanlıktan çıkar, Allah muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hadisleri ve sözleri kısadır ama bütün insanlığa yeter. İnsanlığa huzur ve iyilik getirmek için yeterlidir. Onun tek bir kelamı bile bütün insanlık için yeterlidir. Ama insanlar onu bırakıp kendi kafalarına göre nefisleri ne istiyorsa, şeytan ne istiyorsa onun peşinden gidiyor. Allah hepimizi muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda olanlardan olalım inşaAllah. Sevilen insanlardan olalım. Sen Allah katında sevilen insanlardan olduktan sonra, bütün insanlar da seni sever. Senin yolundan gitmeseler bile insanlar; "Bu insandan zarar gelmez, bizden bir şey istemiyor, bizden alacağı yok, kendi hâlinde." derler ve sana dokunmazlar, buğzetmezler. Allah'ın sevdiği insanlardan olalım inşaAllah. Allah yardımcımız olsun inşaAllah.

2026-07-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; ahir zamanda yağan yağmur, şiddetinden dolayı belaya dönüşür. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, evlat yetiştirmenin de zor olacağını buyuruyor. İşte ahir zaman, dünyanın hali böyledir. Bu haller insanların kötülüklerinden ve imansızlıklarından kaynaklanıyor. Rahmet yağıyor fakat bazen sel olup belaya dönüşüyor. Bunun için dua etmek lazım; yağan yağmur bela değil, rahmet olsun diye dua etmeliyiz. Daima duada olmak lazım ki siz Allah'ı hatırlarsanız, Allah da sizi hatırlar ve ikramından verir. Size merhamet eder ve belaları sizden uzak tutar. Yani bu zamanlar böyledir ama inşaAllah o günlere yetişirsek, Mehdi Aleyhisselam zamanında her şey çok daha farklı olacaktır. Çünkü artık dünyanın sonu gelmiş olacak; yeryüzünde ne kadar hayır ve bereket varsa ortaya çıkacak. Gece güzelce yağmur yağacak, gündüz ise zarar vermeyen tatlı bir güneş açacak. Her şeyin bereketi ortaya çıkmış olacak. Yeryüzünün ağaçları, yeşillikleri, meyvesi ve sebzesi tıpkı eskisi gibi bereketli olacak. Çünkü günümüzdeki yiyeceklerin giderek tadı kalmadı. O eski güzel tatlardan eser kalmadı. Çünkü zulmetten ve insanların fıtratla oynayıp her şeyi bozmasından dolayı ne tat kaldı ne de bereket. Bu yüzden "Ekmek yemeyin, şunu yemeyin, bunu yemeyin." diyorlar. Niçin? Çünkü genetiğiyle oynanmış. Doğasıyla oynandığı için de yapısı değişmiş ve insana zarar verir hale gelmiş. Tabii besmele okuyarak yiyince Allah'ın izniyle bir zararı olmaz. Tabii her şeyi ölçülü tüketmek gerekir, ölçüsüz olmaz. Onun için Allah'ın bize verdiklerine şükredip, her gün Allah Azze ve Celle'yi hatırlayarak besmeleyle şu duayı etmeliyiz: "Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem hürmetine, verdiğin rızıklar nimet olsun, bela olmasın." Allah hayırlara vesile kılsın. Allah Azze ve Celle'nin verdiği bütün bu bereketli nimetler hayırlara vesile olsun. Hepimize nimet olsun, imanımıza kuvvet versin inşaAllah

2026-07-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُسۡرِفِينَ (6:141) Allah Azze ve Celle israfı sevmez. İsraf edenleri de sevmez. Günümüzde insanlar israf üzerine kurulu bir ekonomi inşa etmişler. Bu ekonomi, Allah'ın hiç sevmediği bir sistemdir. İşte bu yüzden dünyayı tüketip bitiriyorlar. "Dünya tükenmez, deniz bitmez" dersiniz ama bitiriyorlar. Çünkü insanlar, Allah Azze ve Celle'nin kurduğu nizamı ve intizamı bozuyorlar. ظَهَرَ ٱلۡفَسَادُ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ (30:41) Karada ve denizde kötülük ortaya çıktı, fesat yayıldı. Her şeyin düzeni bozuldu. Bu yüzden dünyanın artık miadı doldu. Miadı dolduğu için, Allah'ın izniyle son demlerini yaşıyor. İnsanlar ne kadar uğraşıp, "Düzelteceğiz, temizleyeceğiz" deseler de, aslında durumu daha da beter ediyorlar. Bu yüzden bu bozukluğu ancak Allah'ın vaat ettiği ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği Mehdi Aleyhisselam temizleyebilir. Her şeyi yeniden düzene sokup aslına döndürecek olan odur. Ancak ondan sonra da dünyada pek vakit kalmayacak. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ (54:1) "Kıyamet yaklaştı." Şimdi ise çok daha yakın. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kıyametle aramızdaki vaktin ikindi ile akşam vakti arası kadar kısa kaldığını bildiriyor. Bizler de artık bu vaktin son anlarını yaşıyoruz. Bunun için, "Dünyanın hali ne olacak, ne yapacağız?" demek yerine, önce kendinizi ıslah edeceksiniz. Ve sabırla bekleyeceksiniz. Allah Azze ve Celle'nin vaadinin gerçekleşmesi, inşallah fazla uzun sürmez. Çünkü Allah katında bir gün, bin sene gibidir. Allah Azze ve Celle'nin ilminde bir gün, elli bin sene gibidir. İnşaAllah o günler yakındır. Çünkü dünyanın artık iyice çivisi çıktı. Hiçbir şey doğru dürüst yapılmıyor. Hata üstüne hata, kötülük üstüne kötülük yapılıyor. Buna rağmen bir de iyilik yaptıklarını zannediyorlar. Allah Azze ve Celle bizleri muhafaza eylesin. Müslümanlar ve iman sahipleri için bu durum manevi bir ticarettir: Dine ne kadar tutunur ve Allah Azze ve Celle'ye ne kadar yönelirlerse, o kadar kazançlı çıkarlar. Allah onları hem maddi hem de manevi olarak muhafaza eder. Kalplerine huzur ve itminan verir. Ailelerine bereket ihsan eder. Allah Azze ve Celle, yayılan bu kötülüklerin içinde onları korur. Sakın ola, "Herkes böyle yapıyor, ben de yapayım" demeyin. Onlara uymak sizi kurtarmaz. Siz kendi kurtuluşunuza bakın, çünkü herkes ancak kendini kurtarabilir. Allah'ın izniyle doğru yola girdikten sonra, etrafınızda ne kadar kötülük olursa olsun Allah sizi muhafaza eder. Allah hepimizi muhafaza eylesin. Bizleri o temiz ve güzel günlere kavuştursun inşaAllah.

2026-07-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ Sadaka Resûlullah ev kemâ kâl. En hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. Allah Azze ve Celle her insana farklı bir kabiliyet vermiştir. Ancak hepsine Kur'an'ı öğrenme kabiliyetini de bahşetmiştir. Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) mucizelerinin en büyüğüdür. Çünkü o, kıyamete kadar baki kalan, her şeyi açıklayan, Allah Azze ve Celle'nin mübarek kelamı ve kitabıdır. Bu yüzden onu öğrenmek ve okumak, insanlar için çok büyük bir nimettir. Sadece Müslümanlar değil, çoğu zaman gayrimüslimler de içinde ne olduğunu merak edip onu okur ve incelerler. Hatta birçoğu onu incelerken Müslüman olur. Şimdi, Kur'an'ı öğrenirken bazı insanlar harfleri doğru dürüst çıkaramayabiliyor. Eğer çıkarabiliyorsa ne mutlu; çıkaramıyorsa da Allah Azze ve Celle yine kabul eder. Zorlaştırmayın... Allah Azze ve Celle "Yessirû" (Kolaylaştırın) buyuruyor; kolaylık verin, kolaylaştırın. Bazen insanlar, sırf "Bu harfi doğru çıkaracağım" diye uğraşırken zorlanıp okumayı tamamen bırakabiliyor. "Ben bu harfi çıkaramıyorum." diyorlar. Oysa Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki; siz harfi ne kadar çıkarabilirseniz çıkarın, melekler o harfleri düzeltir ve okuyuşunuzu güzelce takdim ederler. Böylece amel defterinize tam ve eksiksiz olarak yazılmış olur. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Kur'an-ı Azimüşşan'ı okuyun ve öğrenin; sizin en hayırlınız onu öğrenen ve öğretendir" buyuruyor. Allah'a şükürler olsun ki, bu yaz çoluk çocuk herkes Kur'an öğreniyor. Kur'an okumayı bilmeyenler de en azından onlarla birlikte öğrenirse çok iyi olur. Yaz tatili bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip; oraya buraya gitmektense -elbette istediği yere gidip gezsin tozsun ama- bir yandan da Kur'an'ı öğrensinler. Yavaş yavaş, elinden geldiği kadar okudukça her defasında daha da ilerleyip öğrenir. Biliyorsunuz, Kur'an-ı Azimüşşan'ın çok mucizevi bir yönü vardır. Hiç Arapça bilmeyen insanlar, manasını anlamasalar bile onu ezberleyebiliyorlar. Bu gerçekten çok olağanüstü ve başka hiçbir şeyde görülmeyen bir durumdur. Yani yabancı bir dil öğrenip başka şiirler ezberleyen, insanların yazdığı kitapları kendi lisanı olmasa da okuyup öğrenen insanlar elbette var. Fakat manasını hiç bilmediği ve anlamadığı halde, baştan sona eksiksiz ezberlenebilen başka hiçbir kitap yoktur bu dünyada. Dünyada böyle başka bir kitap yoktur; işte bu da Kur'an-ı Azimüşşan'ın en büyük mucizelerinden biridir. Yani dilini bilmeden, manasını anlamadan ezberlenmesi aslında bizlere çok ilginç gelir. Allah'a şükür, biz Şam'da doğduğumuz için Arapçayı az çok biliyoruz. Ancak Arapça hiç bilmeyen bir Türk'ün, bir Acem'in veya başka bir milletten insanın bunu nasıl eksiksiz ezberlediğine ben de çok şaşırıyorum. Ama işte bu, Kur'an'ın bir mucizesidir ki, Allah onu ezberlemeyi kolaylaştırıyor. Böylece insanlar, anlamını bilmeseler de onu eksiksiz bir şekilde ezberlemiş oluyorlar. Allah, Kur'an-ı Azimüşşan'ın nurunu kalplerimize doldursun. Ezberleyen çocukların da zihinlerinde kalıcı kılsın, hiç unutmasınlar inşaAllah. Hiçbirimiz okumayı unutmayalım inşaAllah.

2026-07-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَأَوۡحَىٰ رَبُّكَ إِلَى ٱلنَّحۡلِ أَنِ ٱتَّخِذِي مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتٗا وَمِنَ ٱلشَّجَرِ وَمِمَّا يَعۡرِشُونَ (16:68) Arı için "mübarek bir böcek" derler. Ayet-i kerimede Allah Azze ve Celle'nin ona vahyettiği buyrulur. Allah Azze ve Celle peygamberlere vahyettiği gibi, dilediği her şeye de vahyeder. O, mübarek bir haşeredir. Allah Azze ve Celle ona dağlarda ve ağaçlarda yuva yapmasını ve o yuvanın içinde şifa kaynağı olan güzel bir bal üretmesini emreder. O bal şifadır; insanlar için bir iyilik ve güzelliktir. Mümin de böyledir, arı gibi olmalıdır. Yaptığı her işin hem kendine hem de başkalarına faydası dokunmalıdır. Tembellik yapmamalı, kötü düşüncelere kapılmamalıdır. O küçücük hayvan yuvasını yapar, balını üretir ve durmadan çalışır. İnsanlar arasında bilinen "arı gibi çalışmak" tabiri de çok çalışkan olmak demektir. Mümin de böyle olmalı, yaptığı her şey iyilik üzerine olmalıdır. Bir kötülük gördüğünde onu engellemek için çabalar. Arı da aynı şekildedir. Allah Azze ve Celle onu öyle yaratmıştır ki; birini soktuğunda kendisi ölür ama karşısındaki tehlikeyi de uzaklaştırır. Çünkü onun zehri bile şifadır. O, Allah Azze ve Celle'nin yarattığı güzel bir canlı, özel bir haşeredir. Mümin de aynı şekilde olmalıdır. İnsanları kötülükten men etmesi bile aslında kendi faydasınadır. O, kötülük yapmak için değil, iyilik yapmak için uğraşır. Kötülüğe karşı durur; bu uğurda bazen kendine zarar verse de mücadele eder. Yalancılar, "İslam dünyaya kılıçla yayıldı" derler. Eğer kılıç kullanıldıysa, bu karşıdaki zalimi ortadan kaldırmak, güzelliği ve iyiliği hakim kılmak içindir; asıl maksat budur. Şeytanın askerleri ve ona tabi olanlar insanlara her türlü zulmü yaparlar da buna bir şey demezler. Ama İslam bu zulmü engellemeye kalkınca, İslam'ı zalim ve kötü gibi gösterirler. Halbuki İslam öyle değildir; İslam tıpkı bu arı misali gibidir. İçinde hem güzel bir şifa barındırır hem de kötülüğe karşı durur. Allah yardım etsin, bir sahip göndersin ki insanlar bu kötülüklerden kurtulsun. Hayrolsun inşaAllah.

2026-07-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا (27:69) Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Yeryüzünde yürüyün, bakın, gördüğünüz şeylerden de ibret alın." Gördüğümüz kadarıyla şu dünyanın ve insanların hâlinde, insanlığa dair hiçbir şey kalmamış. Herkes insanlıktan çıkmış. Hacı Anne derdi ki; "İnsan kendisinde ne yoksa, en çok onu metheder." "Ben dürüstüm" diyen herkes "biz dürüstüz" diyor ama onlarda dürüstlük falan yok. Maalesef bu dünyanın ve insanların hâli budur. Dürüstlük falan kalmamış, emanet diye bir şey kalmamış. Herkes nefsine uyuyor; nefsi ne diyorsa, dürüstlüğün o olduğunu sanıyor. "Benim bildiğim dürüstlük, nefsim nasıl istiyorsa odur." diyorlar. "Başka kimsenin benim hayatıma karışma hakkı yok." "Ben yine istediğimi yapacağım." Şimdiki insanlar, "Bende kimseye merhamet etmek diye bir şey yok." diyorlar. Fakirin hakkıymış, başkasının hakkıymış, şuydu buydu hiç umurlarında değil. Maalesef insanlığın şu anki vaziyeti budur. İşte bu yüzden insanlıktan çıkılmış. İnsanlık adalettir; her şeyden önce insanlık merhamettir. Bunlar olmadıktan sonra vahşi hayvanlar insanlardan daha iyidir. Vahşi hayvan yiyecek bir şey bulsa, yer, yatar, yuvarlanıp gider. Kin beslemez. "İleride nasıl daha fazla kişiyi öldüreyim, nasıl daha çok zarar vereyim" gibi bir düşünce hayvanda yoktur. İnsanda ise hem o kin var hem de asla doymak bilmeyen bir nefis var. Onun için zamanımız maalesef böyledir. Sürüye uyup gidiyoruz; sürüye uyduğumuz için de her şey insana normal geliyor. Hâlbuki normal değil. Onlar yapıyorsa da sen yapma. En büyük hüccet ve delilleri şudur: "İşte başkaları da yapıyor." Herkes yapıyorsa bile senin yapmaman lazım. Herkes kötülük yapıyorsa sen yapma. Sen kenarda dur, uzak dur; sele kapılma ki sel seni de alıp götürmesin. Sen beride dur, hakla beraber ol, dürüst ol. Nefsinin dürüstlüğü üzerine değil, Allah'ın emrettiği dürüstlük üzere ol. Nefis, "Her şey benimdir." der. Vaziyet ortada; dürüst olarak bilinen, yüceltilen insanların bile en sonunda nefislerine uydukları ortaya çıkıyor. Ama yine de "Rezil olduk, rüsva olduk." deyip utanma diye bir şey kalmamış. Utanma için "El-hayâu minel-îmân" denmiştir; yani utanmak imandandır. Utanmak güzel bir şeydir ama bu dünyanın ve insanların şu hâlinde, utanmayı artık iyi bir şey olarak görmüyorlar. "Kız utanıyor, dışarı çıkmıyor, konuşmuyor." diyorlar. Hâlbuki utanıyorsa çok iyi bir şey yapıyor. Onlara göre kişi istediğini yapacak, utanmayacak, her türlü şeyi yapacak; işte makbul insan odur. Bu zamanda utanan insan, makbul insan sayılmıyor. Allah hâlimize acısın, bize bir kurtarıcı göndersin inşaAllah. Bekliyoruz inşallah. Allah tez zamanda bu insanları yeniden insanlıklarına döndürsün inşaAllah. Kendi kendilerine dönecek hâlleri yok; Allah bize bir sahip göndersin, o bize yol gösterecektir inşaAllah.