السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
إِنَّهُمۡ فِتۡيَةٌ ءَامَنُواْ بِرَبِّهِمۡ وَزِدۡنَٰهُمۡ هُدٗى (18:13)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da o genç insanları zikrediyor.
Onların meselesini anlatıyor.
Onlar çok varlıklı, zengin ama en mühimi akıllı insanlardı.
Allah Azze ve Celle onları öyle yaratmış ki her şeyleri vardı.
Hiçbir şeye ihtiyaçları yoktu.
Onlar Allah yolu için, bu kıymetli zannedilen şeyleri bırakıp, esas kıymetli olan şeye yöneldiler.
Bu, herkesin nefsine hakim olup da bırakabileceği bir vaziyet değildi.
Kralın yanında en sevdiği insanlardı.
Para, pul, mal, mülk, kadın, kız ne derseniz, her şey vardı.
Yani adeta burada cennette yaşıyorlardı.
Dünya cennetinde yaşıyorlardı.
Ama baktılar ki hakikat bu değilmiş.
Bu cennet bunlar değilmiş, bunlar çöptür.
Allah yolunda olmadıktan, o herife taptıktan sonra bunların hiçbir kıymeti yoktur.
Bunlar biraz sonra gider.
Ya bize kızar atar, ya kafamızı keser; yaşasak bile ne olacak? Sonu yok.
Allah kalplerine hidayet verdi.
Hidayet olunca en büyük nimete kavuşmuş oldular.
Her şeyi bıraktılar, Allah yolunda devam ettiler.
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da onları ilelebet methetti, zikretti.
Bu mübareklerin Allah'a şükür birkaç yerde ziyaret makamları var.
Ama esas olan yer burasıdır.
Çünkü Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri ve Hacı Annemiz de aynı şekilde tecelli ettiler; 'Burasıdır' diye işaret ettiler. Hakiki yerleri burasıdır.
Şam'da da bizim oturduğumuz yerde var ama onun hiç alakası yok.
Ürdün'de var, o da başka ama esas burasıdır.
Kur'an-ı Azimüşşan'da vasfedilen, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve evliyaların işaret ettiği yer burasıdır, Allah'a şükür.
Burayı ziyaret etmek berekettir.
Tabii her yerden de o bereketi alabilirsiniz.
Yani bütün evliya, peygamberler ve salihlere okuduğunuz vakit, hepsine hediye etmek lazım ki her birinin sevabı size de gelsin.
Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) Allah Azze ve Celle'nin fazlı keremini, cömertliğini anlatıyor.
Her insana hediye ettiğin vakit, sana da o kadar sevap veriyor.
Demek ki Allah'a şükür bizim yolumuz; Müslüman yolu, iman yolu, tarikat yolu... Buna inanan insanların yolu en güzel yoldur.
Ama şeytan tabii onları istemez.
Bir taife çıkarmış; ne şefaat biliyor, ne evliya biliyor, ne peygamber biliyor.
"Hepsi bizim gibi insan" diyorlar. Kaba tabirle, "İstersen sen de otur kendi kendine oku yeter" diyorlar.
O da Allah kabul ederse...
Allah'a şükür biz her okuduğumuzda, her bağışladığımızda milyarlarca sevap kazanıyoruz.
Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Bire on" diyor. Dünyada gelmiş geçmiş kaç milyar Müslüman, kaç milyar mümin varsa, onların adedince sevap kazanmış oluyoruz.
Allah'a şükür bu büyük nimettir.
Şimdiki insanların dünya ahvali peşinde koşmaları akılsızlıktır.
Akılları çok ama yaptıkları akılsızlıktır.
"İşte işim yok, param yok, iş yaptım olmadı..."
Ya sen işin olmadıysa, iflas ettiysen bile yaşıyor musun? Yaşıyorsun.
Niçin yaşıyorsun? Çünkü rızkın var.
Rızkın olmasa yaşamayacaksın.
Rızkın oldukça yaşıyorsun.
O zaman şükretmek lazım.
Mühim olan bu yolda olmaktır. Allah Azze ve Celle'nin yolunda olduktan sonra hiçbir şey kaybetmezsin.
Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Mümin kişinin işine taaccüp ettim (şaştım)."
Onun her şeyi hayırdır.
İyi de gitse hayırdır, kötü de olsa mümin için hayırdır.
Yani hiçbir şeyi boşa gitmiyor.
Kötü olursa sabreder ecrini alır. Fakirdir, Allah ona fakirliğinin sevabını verir.
Hastadır, onun da sevabını alır.
Yani her türlü sıkıntı varsa, onun muhakkak bir ecri, sevabı vardır.
İyilik olursa, şükretmesinden dolayı yine sevap ve hasenat kazanmış olur.
Onun için bu dünya, şimdiki düzen, insanları sırf dünya peşinden koşturuyor.
"Yok şu sana böyle yaptı, bu böyle yaptı..."
Aslında insanlar da hak ediyor.
Allah Azze ve Celle'nin nimetini bırakıp, nimeti başkalarının yanında umuyorlar.
"Bu bana iyilik yapacak, bu bana iş verecek, bu benim maaşımı artıracak, bu benden alacak..." diye bekliyorlar.
Allah Azze ve Celle'yi bırakıyorlar, rızkı verenlerin insanlar olduğunu zannediyorlar.
Rızık veren Allah'tır.
Onun için bu mühim bir meseledir.
Bütün insanları kandırmışlar.
Yani eski insanlar kalmamış.
Eski insanlar Allah'a daha çok tevekkül eden insanlardı.
Adamlar aç kaldılar, susuz kaldılar ama gene de yaşadılar.
Allah'ın rızkıyla geçindiler.
Şimdikiler hem yiyip içiyorlar hem her şeyleri var, gene de kanaat yok.
Kanaat, Allah'ın verdiği en büyük hazinedir, definedir.
Başka şey değil.
Gerisi lüzumsuz şeylerdir.
Allah muhafaza etsin, öyle bir şey ki... Karşılıksız veren kimdir?
Bakan mıdır, başbakan mıdır, patron mudur, Amerika mıdır, Afrika mıdır? Kim karşılıksız veriyor?
Bu dünyada karşılıksız bir şey veren kim var?
Hiç kimse karşılıksız vermez.
Muhakkak bir şey alacaksan, onun karşılığını az veya çok vermen lazım.
Nasıl olursa olsun.
Tek karşılıksız veren Allah Azze ve Celle'dir.
Onun için Allah'a tevekkül edin.
Bu dünyanın sıkıntısından kurtulun.
Tevekkül edenin, Allah yanındadır.
Hasbünallah ve ni'mel vekil.
Hasbünallah demek Allah'a tevekküldür; "Bana yardımcı olan Allah'tır" demektir.
Onun hazineleri bitmez.
"İstediğiniz kadar isteyin" diyor.
Şimdi diğerleri istiyor; sana reklam yapıyorlar, "Şu şu kadar verecek, sen bu kadar kazanacaksın" diyorlar.
Halbuki karşılığında hiçbir şey yoktur.
Sonra bakıyorsun elinde avucunda ne var ne yok, hepsi sömürülmüş gitmiş.
Ufacık bir şey karşılığında senin bütün iliğini sömürmüşler, hiçbir şeyini bırakmamışlar.
Onun için dikkat etmek lazım, buna dikkat edin.
Hele bugünlerde tamah (açgözlülük) zirveye ulaşmış.
Herkes de biliyor bu vaziyetleri.
Bir şey çıkıyor, birisi "Ben kazandım" diyor; bin kişi atlıyor ona, hepsi kaybediyor.
Her neyse, biz de burada yine bu üç gün bir yolculuk yaptık.
Bu işler, insanların saflığını kullanıyor.
Saf olmasa bile en akıllı insanı dahi kandırıyorlar.
Hiçbir şey karşılıksız değildir.
Ona dikkat edin, "Bir vereceğim, bin kazanacağım" diye bir şey yok.
Hele bugünlerde öyle bir şey hiç yok.
Sen malını mülkünü muhafaza et.
Hele bu son senelerde insanlar oturduğu evi, malını mülkünü satıp "Bir ev satacağım, üç yüz tane ev alacağım" hayaliyle kandırılıyor, sokakta kalıyor.
Bugünlerde zaten en büyük problem, bize gelen en çok şikayet: "Ev sahibi bizi evden atıyor."
Neymiş efendim; oğlu geliyormuş, kızı geliyormuş.
Aslında kirayı beğenmiyor, daha fazla kira istiyor.
Akıllı olun. Ölüm kalım meselesi olmadıkça, isterse dünyanın hazinelerini önüne koysunlar, sakın "iş yapacağım" diye evinizi satmayın.
Oturduğunuz ev, başınızı sokacak bir yeriniz olsun.
Onu başka türlü sakın elden çıkarmayın.
Atalarımızın dediği gibi; dünyada mekan, ahirette iman.
Yani bu iki şey çok mühimdir Müslüman için.
Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in de hadis-i şerifi var; dünyada üç şey mühimdir diye.
Birisi oturacağı ev, birisi saliha hanım, biri de hayırlı rızık diyor Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Yani bunlar mühim şeylerdir.
Burada bu nasihati dikkate alın.
Çünkü "kanmam" diyen çok insan var ama kanıyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Allah müminleri kötülerin şerrinden korusun, hayırlara ulaştırsın.
Birbirlerine destek olsunlar, nasihat etsinler.
"Din nasihattir" diyor Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Yani bir iş yapacaksanız, aman sakın dediğimiz gibi evinizi, oturduğunuz yeri bırakmayın, satmayın.
"Daha çok iş yapacağım, güç kazanacağım" diye kanmayın.
Burada da inşallah bu nasihat herkese faydalı olsun.
Mübareklerin bereketiyle hayırlı olsun.
2025-12-01 - Other
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ (5:2)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Birbirinize iyilikte yardım edin."
"Nerede iyilik varsa, birbirinize yardımcı olun" diyor Allah Azze ve Celle.
İyilikten iyilik doğar.
وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ (5:2)
"Kötülük ve düşmanlık yapma konusunda yardımlaşmayın" diyor Allah Azze ve Celle.
Bunu kim yapar?
Tarikat ehli yapar. Dünyadayız ama ahiret için, Allah rızası için yardım ederler.
Ellerinden geldiği kadar maddi veyahut manevi yardımda bulunurlar.
Mesela bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur; herkese gösterdiği yoldur.
Elinden ne geliyorsa... Bir şey gelmiyorsa, insanın yüzüne gülümsersin; o da bir iyiliktir.
O da bir güzelliktir.
İnsana sert, kötü kötü bakacağına güzel baksan, o bile bir iyiliktir.
Tarikatın emirleri budur.
Tarikatın emri, Peygamber Efendimiz'in yoludur.
Yol... "Tarikat" yol demektir; Peygamber Efendimiz'in gösterdiği yolda gitmektir.
Başka bir şey değil. Günümüzde insanlar öyle bir hale getirdiler ki, "tarikat" denildiğinde insan kötülük zannediyor.
Halbuki tarikat demek; iyilik demektir, güzellik demektir.
İnsanlara faydalı olmaktır, yardım etmektir.
En azından Allah Azze ve Celle'yi hatırlatmaktır.
İçinde kötülük yoktur, emirlerinin hepsi insanlığın özüdür.
İslam zaten insanın özüdür, tarikat da insanın özüdür.
İnsan nedir?
İnsanla hayvanın farkı nedir?
"İnsan insanlık yapar" derler.
İnsanlık demek; kötülük yapmak değil, iyilik yapmaktır.
Tarikat işte budur.
İnsanları doğru yola sevk edip "Kamil İnsan" yetiştirmektir.
Kamil insan demek; güzel, iyi insan demektir.
Allah'ın sevdiği insan...
İnsanların sevdiği; kimseye zarar vermeyen, kandırmayan, kötülük yapmayan insandır.
Tarikat budur.
Allah'a şükür, inşa'Allah Allah yardımcımız olsun.
Bu yola ne kadar çok insan gelirse, herkese o kadar faydalıdır, zarar gelmez.
İnsanlığa, topluma, millete zarar verenler yoldan çıkanlardır.
Yolda olanlar faydalıdır.
Yol demek "tarik" demek, "tarikat" demektir.
Allah'ın izniyle bunun için, Allah rızası için yola çıkmışız.
Buraya da, başka yerlere de...
Bugün buraya geldik işte, senede bir geliyoruz Allah'a şükür.
Allah, ömrümüz yettiği sürece bu yolda olmayı, buralara gelmeyi daim etsin.
İnşallah faydalı olur. Allah hepinizden razı olsun.
Bu saatte erkenden gelmişsiniz. Bu da Allah rızası içindir, başka bir şey için değil.
Ne yemek, ne içmek, ne de para için gelmişsiniz.
Halis muhlis Allah rızası için... Allah hepinizden razı olsun.
Mükafatını versin.
Bizim bereketimiz, etrafınızdakilere hidayet vesilesi olsun.
Ailenize, komşularınıza, akrabalarınıza...
Türk, Kürt, Arap, İngiliz... Ne kadar Müslüman varsa hepsi Allah'ın kuludur.
Onun için bu meclisler onlara fayda olsun inşa'Allah.
Herkes kendi ailesini, çoluk çocuğunu, akrabasını iyi insanlar olarak görmek ister.
Allah bunu nasip etsin inşa'Allah.
Hem onlara hidayet olsun, hem biz hidayetlerine vesile olalım inşa'Allah.
Allah bize de hidayet versin, doğru yoldan ayırmasın.
Şeytana ve nefsimize uydurmasın inşa'Allah.
2025-12-01 - Other
Erken geldik, her sene yaptığımız bir yolculuktur.
Hacı teyze, Neslihan teyzenin vesilesiyle... İnşallah bu toplantılarımıza kim vesile olmuşsa, onun sevabı ona da nail olur.
Allah için toplanıyoruz.
Allah Azze ve Celle'nin, Peygamber sallAllahu aleyhi ve Sellem'in hürmetine toplanıyoruz.
Bizim başka maksadımız yok, hele bugün erken geldik.
Bu gelen ihvanların başka hiçbir maksatları yok.
Allah rızası için toplanmışlar.
Olay budur, insan için faydalı olan şey budur.
Her şeye Allah rızası için niyet edeceksiniz ki faydası olsun, sevabı size kalsın.
Aksi takdirde dünya için toplanıldığında, en sonunda herkes dünya peşinde koşar ama dünya onlardan kaçar.
Sırf menfaat için olan, özellikle de dünya menfaati üzerine kurulan işlerin sonu iyi olmaz.
Çünkü insan tabiatında enaniyet vardır, benlik vardır.
"Her şey benim olsun" ister. Ne verirsen doymaz, ne yaparsan memnun olmaz.
Onun için toplantılar dünya namına olunca hiçbir zaman faydası olmaz.
Dünya için toplanılsa bile, onu Allah rızasına çevirerek niyet edeceksin.
Yani "Bu toplantı dünya toplantısıdır ama sonu Allah rızası için olsun, Allah bana yardım etsin, O'nun yolunda kazandıklarımızı Allah rızası için harcayalım" diye düşünmek lazım.
Çoğu insan geliyor, dünya menfaati için milleti kandırıyorlar.
Hem millet kanıyor hem de kandırıyor.
O onu kandırıyor, öteki berikini kandırıyor derken bütün dünya birbirini kandırmış oluyor.
Hiçbir fayda elde edilmiş olmuyor.
Dünyanın hali, bilhassa Osmanlı'nın son zamanlarından başlayarak şimdiye kadar kötüden daha kötüye gidiyor.
Niçin? Hükümetlerden mi, devletten mi? Yok! İnsanlardan; çünkü insan ne yapıyorsa onu buluyor.
Devlet sana ne yapsın, hükümet ne yapsın?
Sen de onlar gibisin, onlar da senin gibi.
Yani bu insanları aydan güneşten getirdikleri yok, hepimiz bu dünyanın ahalisiyiz.
Dünyada yaşıyoruz.
Osmanlı'dan sonra... Çünkü Osmanlı Allah yolundaydı; en son zamanlarda onu yıkan insanlar her şeyi berbat ettiler.
Osmanlı'dan sonra diyorum ama Osmanlı'nın son zamanında da idare onların eline geçti, ondan sonra günden güne daha berbat ettiler.
Niçin? Çünkü Allah korkusu yok.
Utanma yok, arlanma yok, hiçbir şey yok.
E, nasıl olacak bu insanlar?
İnsanın kıymeti insanlığıyladır.
İnsanlık da nedir? Utanmaktır, kötülük yapmamaktır, insanlara eziyet vermemektir.
İnsanın hali budur.
İnsan olmayan ise tersini yapar.
Utanmaz, arlanmaz, her türlü kötülüğü yapabilir, mahluk olur.
İşte bu yaşadığımız senelerde onu gördük.
Onun için sen "Ben iyiysem ama ötekisi iyi değilse ben ne yapayım?" deme.
Sen Allah'ı bilirsen... Allah var, Allah Azze ve Celle var; hiçbir şey kaybolmaz.
Zerre kadar bir şey kaybolmaz diyor Allah Azze ve Celle.
Miskal zerre kadar yaptığın hayır da unutulmaz, şer de unutulmaz.
Şerri Allah affeder; af dilersen, tövbe istiğfar edersen.
Hayrı da... Allah Azze ve Celle onun ecrini verir.
Kim bir iyilik yapsa Allah ona on misli sevap verir.
On mislinden binlerce misline kadar sevap verir Allah Azze ve Celle.
Kötülük yaptın mı da bir tane kötülük yazar.
Kimseye zulmetmez Allah.
Yani sevabı on tane yazdı diye günahı da on tane yazmaz; bir tane.
Yaptığın bir günahsa, onun günahı bir tanedir.
İyilik yaptın mı on misli, bin misli, on bin misli sevap verir; Allah Azze ve Celle'nin kapısı açık.
Onun için bir şey yapacağımız vakit "O kötülük yaptı, bu kötülük yaptı, bak o kazandı, ben de onlar gibi yapayım" dersen...
Sen de onun gibi yaparsan bir defa kazanırsın, iki defa kazanırsın.
Hadi bin defa kazan, yakalanmadım dersin ama ahirette de dünyada da o sana fayda vermez.
"Yakalanmadım" diye sevinip de kazandım zannetme.
Onun kötülüğü dünyada da insana dokunur.
Muhakkak ne istirahat eder, ne rahat eder, ne huzur görür o insan.
Onun için dediğimiz gibi her şey Allah rızası için olsun.
Allah'ın istediği gibi olsun, O'nun yolundan çıkmayalım.
O'nun yolu hak yoldur, gidecek başka yerimiz, başka yolumuz yok.
Allah Azze ve Celle'nin yolu selamettir.
Başka yol helaktır, insan helak olur.
Hiçbir faydası olmaz.
Kaçacak yeri de yok insanın.
Hadi dünyada üçkağıtçılık yaparsın, hırsızlık yaparsın, buradan başka memlekete, başka şehre, uzaklara gidersin.
İnsanların görmeyeceği yerlere kaçsan, dünyada paçayı kurtardığını zannetsen bile...
Ahirette öyle bir şey yok.
Kaçacak yerin yok, sığınacak yerin yok.
Ancak Allah Azze ve Celle'nin mağfiretine sığınabilirsin.
Allah Azze ve Celle'nin rahmetine, merhametine sığınıp o yola dönersen Allah seni affeder, muhafaza eder.
Dünyada işin kötü tarafı; insanlar birbirini görünce, başkasının yaptığı kötülüğü marifet zannedip aynısını yapmaya çalışıyor.
Çoğu insan bu yoldan helak olmuş, mahvolmuş.
Dünyanın kendine fayda etmediğini görmüş ama sonradan görmüş, sonradan pişman olmuş.
Sonradan her şey bittikten sonra yeniden başlamak zor. Allah Azze ve Celle insana çoğu zaman dünyalık bir fırsat verir.
O fırsatı kaybetmemek lazım.
Allah sana hayır kapıları açmış, rızık kapıları açmış, ailecek hayırlı bir yaşam vermiş.
Bu fırsat çoğu zaman bir defa gelir, kaçırdın mı ikincisini bulamazsın.
Allah'a şükür biz yaş yetmişe yaklaştık.
Bu zamana kadar gördüklerimize göre, insana nadiren ikinci bir şans veriliyor.
Onun için bunu bilip, kıymetini bilip değerlendirmek, kaybetmemek lazım.
Kaybedersen dediğimiz gibi ikinci defa bu şeyi kazanmak zor.
Onun için dikkat etmek lazım, şeytana kanmamak lazım, nefsine kanmamak lazım.
Eskiler "Azıcık aşım ağrısız başım" derlerdi.
Ailecek yaşarsın; "Fazla kazanayım, şöyle kazanayım, böyle kazanayım" diye tamah edip de bilmediğin yerlere, bilmediğin yollara girme.
"O yaptı kazandı, ben de kazanırım" deme. O kazanır; bin kişi kazanmaz, bir kişi kazanır.
Onun için öyle şeylere girme.
Kanaat sahibi ol, Allah'la beraber ol; senin en büyük kazancın odur.
Burada ikinci defa söylüyoruz.
Hacı Anne de söylerdi; "Şans tek gözlü şeydir, gözü yukarıdadır" derdi.
Seni kaldırır kaldırır, yükselir yükselir... Ta bakar, gözü o vakit görür kendisini; iyiyse ne âlâ.
İyi değilse, tak diye bir attı mı artık hayır etmez.
Onun için dikkat edin, tamah etmeyin.
Onun bunun sözüne kanmayın.
Çünkü şimdiki insanlar her şeyi unutmuş.
"Para kazanayım, daha fazla kazanayım" diye elindekini de kaptırıyor, ondan sonra cascavlak kalıyor ortada.
Onun için dikkat edin, bu nimetler Allah'ın size verdiği bir nimettir.
O nimetleri kaybetmeyin.
Dikkat edin, nimetten sonra sorguya çekilirsiniz.
"Sana bu kadar verilmişti, sen bunu ne yaptın, ne ettin?"
"Nasıl harama gitti, nasıl elinden kaptırdın, ailenin, çoluk çocuğun rızkını nereye harcadın?" diye sorulacak ondan sonra.
Allah muhafaza etsin.
Burası için, hepsi için mühimdir.
Allah'a şükür bu alet edevat var ama bunlar çok kötülüğe de kullanılıyor.
Her türlü pislik, her türlü dolandırıcılık yapılıyor bu şeylerle ama Allah'a şükür ufak tefek de olsa bu nasihatler vesile oluyor.
Dindara, dindar olmayana; ister namaz kılsın ister kılmasın, herkes bu nasihati dinlesin.
Çünkü insanlarda kanaat yok, rıza yok, şükür yok.
Verilen şeylerin kıymetini, nimetin kıymetini bilmek yok.
Allah muhafaza etsin, Allah yoldan ayırmasın inşa'Allah.
Allah sizden razı olsun.
2025-11-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle müminleri muhafaza etsin, inşa'Allah kalplerimizi sağlam tutalım.
Çünkü ahir zamanda yaşıyoruz, ahir zamanın fitneleri çoktur.
Her şey zorlaşır yani.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) ahir zaman hakkında: "Yekûnu'l-mataru kayzan ve'l-veledu gayzan," (ev kema kal) buyuruyor.
Yani ahir zamanda yağmur felaket olur.
Yağmaz yağmaz, ondan sonra sel gelir her tarafı götürür.
Bunu dünyanın her tarafında görüyoruz; sellerle insanlar telef oluyor.
Arazileri, mahsulleri, evleri yıkıp gidiyor.
Ahir zamanda yaşadığımız için, işte bunlar hep ahir zamanın işaretleridir.
Ondan daha kötüsü "ve'l-veledu gayzan"; yani çocuklar aksi olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem); aksi, huysuz, anasına babasına eziyet veren çocuklar olur, diyor.
Bu da ahir zamanın işaretlerindendir.
Tabii bu terbiyeden kaynaklanır. Çocuklar İslami olarak terbiye edilmediği için bilmeden yoldan çıkar; ailesine eziyet eder, insanlara sıkıntı verir, o vakit kendine de zarar verir.
Ahir zamanda yaşadığımız için Allah’a daima şöyle dua etmelisiniz: "Allah hayırlı yağışlar versin, çocuklarımız da hayırlı evlat olsun."
Şimdiki insanlar iş işten geçtikten sonra, "Oğlumuz bize eziyet ediyor, kızımız dinlemiyor" diye söylenip duruyorlar.
Baştan tedbir alacaksınız. Onları çok şiddetle değil, güzellikle terbiye edip yolu göstereceksiniz. Adabı, ahlakı, İslam adabını, Peygamber Efendimiz'i öğretip o yoldan gitmelerini Allah’tan niyaz edeceksiniz.
Dediğimiz gibi en mühim mesele çocuklardır. Yağmur, sel vs. bunlar da felakettir ama insanların hayırlı evlat olmaması daha büyük bir felakettir.
Bu sırf aile için değil, bütün toplum için mühimdir.
Çocuklar anasını babasını beğenmez, beş para etmeyen insanların peşinden koşar, kendini de telef eder, başkasına da eziyet verir.
Onun için Allah Müslümanların, İslam’ın çocuklarını muhafaza etsin.
Bir de o şeytanlaşmış insanlar var; çocukları maddelere alıştırırlar. O maddeye alışınca da Allah muhafaza etsin...
Onun için çocuklara karşı ölçülü olunmalı, her istediği önüne konulmamalıdır.
Çocuk biraz çalışsın, biraz çabalasın. Varlıklı olsanız bile hemen vermeyin, bekletin.
Çocuğun anneye babaya hizmet etmesi lazım.
Şimdi tam tersi oluyor; "Çocuk ne yapacak? Çocuğumuz ne ister?" diye insanlar varını yoğunu önüne seriyor.
Sıkıntıda olduğu halde özel üniversitede okutuyor.
Ya okumasın, üniversite şart değil; çalışsın, bir şeyler yapsın, adam olsun. Allah’a iman eden, ailesine hürmet ve hizmet eden bir insan olsun.
Üniversiteye gönderiyorsun, durum daha beter oluyor. Çocuk ne yapacağını şaşırıyor, oraya gidince büsbütün bozulup geliyor.
Onun için okuyacak çocuğu gönderin. Okumayacak olan evde oturmasın, çalışsın.
Okumayınca evde oturur, sonra çıkıp kahvelerde orada burada kötü arkadaşlarla, kötü fikirlerle dolup taşar. Ondan sonra da hayırlı evlat olmasını beklersiniz.
Allah muhafaza etsin.
Bu mühimdir, çünkü şimdiki insanlarda en büyük hastalık budur. "Çocukları okutacağım" diye nerelere kadar gönderirler, ne yapacaklarını bilmezler, ondan sonra da şikayet ederler.
Allah hepimize akıl fikir versin, Allah doğru yoldan ayırmasın.
2025-11-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul
فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ (18:29)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "İsteyen iman etsin, isteyen küfürde kalsın."
Bu bir gönül meselesidir.
Zorla kimseyi Müslüman yapamazsın.
Yani fetihler yapıldığında bile, kimseyi dinini değiştirmeye zorlamazlar; bunun için bir baskı yapmazlardı.
Müslüman olmak isteyen olur; olmazsa kendi dininde kalır, vergisini verir ve bir vatandaş gibi aynı muameleyi görürdü.
Bunu ne için söylüyoruz?
İşte bugünlerde, Hıristiyan aleminin en büyük adamı olan Papa burayı ziyarete gelmiş.
Onun ziyaret maksadı da; bin yedi yüz sene önce İznik'te toplanan papazların dini değiştirme meselesidir. Çünkü putperest Romalılar, İsa Aleyhisselam'ın yolunda gidenlere "Nasrani" diyorlardı.
Onlara eziyet eder, öldürür ve hiçbir yerde rahat bırakmazlardı.
En sonunda kendi kafalarına göre putperestlikle Hıristiyanlığı birleştirdiler. 1700 sene önce, yani Hazreti İsa'dan 325 sene sonra "Biz de Hıristiyan olduk" deyip anlaştılar.
Ama dini haşa; "Tek bir Tanrı olmaz, O'nun ailesi olması lazım, çocuğu olması lazım" diyerek değiştirdiler.
Tabii hakiki ehl-i kitap olan, İsa Aleyhisselam'a tabi olanlar bunu kabul etmeyince; seslerini kısmak için hepsini topladılar. İznik'teki toplantıda "Hıristiyan olan bunlardır, bunlar dışında kabul etmiyoruz" dediler.
Bunların dışındakileri kabul etmeyip tasfiye ettiler.
Kaçanlar kaçtı, kalanlar ise ya onların istediği dine girdi ya da öldürüldü.
İşte mesele budur.
1700 sene önce olan hadise budur.
Onların ilan ettiği dinin dışında kalan pek çok taife vardı.
Birisi de "Nasturi" denilen taifeydi.
Hazreti Selman-ı Farisi de İslam'dan önce onlara tabi olmuştu. Rahipler hak dini birbirlerine devrederek, biri öldükten sonra onu diğerine gönderdi.
En sonunda da "Peygamber Aleyhisselam çıkacak" diye onu Medine'ye gönderdiler.
O da Medine'de Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i buldu.
O taifeden, o silsiledendi.
Yani çoğu Allah'ı bir bilip, O'na ibadet edenlerdi.
Sonradan bu Romalı taife çıkınca; hem uydurma İncil yazdılar hem de baskıyla, öldürerek bütün Hristiyan alemini yoldan çıkarıp şirk yoluna soktular.
İşte olan hadise budur.
Ama inşa'Allah bu yapılan toplantı, insanların hak yolu görmesine bir vesile olur.
Bizim insanlar korkuyor; "Acaba büyü mü yapılacak, bir şey mi yapılacak?" diye.
Hayır, hiç korkmaya gerek yok.
Burası evliyalar yurdu, şehitler yurdu, sahabeler yurdudur.
Onun için kim gelirse gelsin, hiçbir şey yapamazlar, bir şey olmaz.
Misafire de ikram etmek lazım.
İyilikle davranalım ki Allah kalplerine iman nuru versin, hakikati görsünler inşa'Allah.
Bundan iki önceki Papa, ansızın Şeyh Baba ile görüştü ve ondan sonra Papalıktan istifa etti.
Tarihte olmayan bir şeydir bu.
Şeyh Efendi'ye "Niçin böyle yaptı?" diye sorduk.
Şeyh Baba: "Hakikati gördü" dedi.
Hakikati görünce bıraktı.
Millete de saçma sapan bir sebep sundular; "Hastalıktan dolayı devam etmek istemiyor" dediler.
Zaten hiçbir Papa ölmeden yerine başkasını koymazlar.
İstifa eden olmamıştı.
Hasta da olsa ölene kadar kalırdı.
Allah isterse bu ziyaret, insanların hidayetine vesile olur.
O olmasa bile etrafındaki pek çok papaz ve rahip, hakikati görüp vazifelerine devam etseler de gizli Müslüman oldular. Böyle binlercesi, yüz binlercesi var ve şimdiye kadar da hep vardı.
Onun için korkmaya, endişe etmeye gerek yok.
وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ (17:81)
"Hak geldi, batıl zail oldu." Hak gelince batılın hiçbir kıymeti ve itibarı kalmaz.
Onun için milletimizin "Ne olacak, şöyle mi oldu, böyle mi yaptı?" diye korkmasına gerek yok.
Korku yok.
Allah bizimledir, Hak olan Allah Azze ve Celle'dir.
Hak zahir olacaktır.
Şimdi olmasa bile, Papa'nın geldiği gibi Hazreti İsa da gelecek.
Allah'ın izniyle bütün bu batılı kaldıracak.
Allah hayırlara vesile etsin.
İnşa'Allah hidayete vesile olsun.
Batıldan hak dine dönen çok ihvanımız var, çoğu öyledir Allah'a şükür.
İnşa'Allah bu vesileyle Allah Müslümanlara da uyanıklık versin, hakka sarılsınlar.
2025-11-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٞ (36:60)
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
"Şeytan apaçık bir düşmandır."
Ve "Şeytanın peşinden gitmeyin." diye buyuruyor.
Şeytan dost olmaz; hiçbir zaman dost olmaz.
Onun tuzakları çoktur; insanın attığı her adım şeytanın tuzaklarıyla doludur.
"Şeytanla biraz arkadaş olayım, böylece beni kandırmasın." diye düşünürsen, kendini kandırmış olursun.
Onun peşinden bir adım bile gidersen, seni helak eder.
O, senin iyiliğini hiçbir zaman istemez.
Düşman olan hiç insana iyilik ister mi? Asla istemez.
Devamlı onu kahrü perişan etmek ister.
Şeytan da aynı şekildedir.
Şimdiki insanlar onun peşinden gidiyor ve "Biz biraz gidelim, sonra döneriz." diyorlar.
Fakat dönen az oluyor.
Çünkü bir kere peşinden gittin mi, seni aşağı çeker... Zarar üstüne zarar verir, insanı perişan eder.
İnsanın hayatını da ahiretini de mahveder.
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا (4:76)
"Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır."
İnsan tövbe istiğfar etse, şeytanın bütün çabası boşa çıkar.
Onun için Allah Azze ve Celle insana merhamet etmiştir.
Hem şeytanı yaratmış hem de kuluna tövbe kapısını kapatmamıştır.
Tövbe kapısı sayesinde yapılan günahlar affolunur, hatta yerine sevap yazılır.
Bunun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Her gün tövbe istiğfar edin." buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Ben günde yetmiş defa tövbe istiğfar ederim." diyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in günahı olmadığı halde, yine de tövbe istiğfar ederdi.
Bizim artık her daim tövbe istiğfar etmemiz lazım.
Bu yoldaki tuzakları bozmak ve şeytanın hilelerini boşa çıkarmak için tövbe istiğfar etmek gerekir.
Yine de onun tuzaklarına düşmemek için dikkatli olmak lazım.
Allah yardımcımız olsun. Allah nefsimizin ve şeytanın şerrinden muhafaza eylesin.
Allah hepimizi korusun inşa'Allah.
2025-11-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; iki mevzu vardır, onlar Allah'ın ilmindedir.
"Ben bunu bilirim, şunu bilirim" diyen insana inanmayın.
Birisi; ruhtur.
Ruh Allah'ın emrindedir, onu ancak O bilir.
Şimdi bazen kendilerini "alim, ulema" diye ortaya çıkaran insanlar var; ruhu tarif ediyorlar, şöyle yapıyor, böyle yapıyor diye.
Onlar alim değil, onlar cahildir.
Çünkü Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Er-rûhu min emri rabbî" (17:85). O, Allah'ın emrindedir, Allah'ın ilmindedir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem de aynı şekilde... Zaten Allah'ın emirlerini Peygamber Efendimiz söyler.
Onu kimse bilmez; nasıldır, mahiyeti nedir... Onu Allah'tan başka kimse bilmez.
İkincisi de kaderdir.
Kaderi de Allah'tan başka kimse bilmez.
Nasıldır, hayır mıdır... Kader dediğimiz bizim hayatımızdır; kaderimiz neyse o tecelli eder, onunla yaşarsın, onunla ahiretine gidersin.
Kader de Allah'ın sırlarından bir sırdır.
Onun için bir şey olunca kadere boyun eğmek lazım.
İyi ise iyi, kötü ise yine aynı şekilde... "Kaderin neyse onu çeker insan" derler.
Kaderin önüne geçilmez.
Geçilirse Allah'ın izniyle... Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sadakayla bunun olabileceğini belirtmiştir ama olan olacaktır.
Olduktan sonra da... Yani bir hayat yaşıyorsun; evleniyorsun, boşanıyorsun, gidiyorsun, geliyorsun... Bunların hepsi kaderindir.
O kader tecelli ettikten sonra itiraz etme, başkasına kabahat atma, başkasına suç bulma.
Bu Allah'ın takdiridir, kaderidir; olmuş bitmiş.
Sen artık ne yapsan da onu değiştiremezsin.
Ona boyun eğ, "Allah'tan geldi" de.
Ona rıza göster, bu daha iyidir.
İsyan edersen hem sevabın gitmiş olur hem kendine eziyet etmiş olursun.
Bir şey olmuş... Bu tarikatın esasıdır, bütün insanlara da lazım olan şey budur. Ama "avam-ı nas" dediğimiz, tarikattan, dinden, imandan haberi olmayan insanlar başkalarına kabahat bulur.
Şimdiki dünyada en çok "demokrasi" denen şeyin işidir bu; isyan etmek, insanları hiçbir şeye razı etmemek.
Siyaset var, başka şeyler var; top var, futboldu şuydu buydu... Onlar üzerinden isyan etmek.
Ya hu, bir şey yapılmış, geçmiş. Sen istediğin kadar isyan et, istediğin kadar uğraş, kendinden başkasına eziyet vermezsin.
Senin kaderin odur. Ona razı ol, boyun eğ.
Allah'a itaat et. "Bu Senden gelmiş, bunun ecrini, sevabını Sen bize ver, Allah hayırlısını versin" diye dua etmek lazım.
Budur yani. Bu meseleler mühimdir, insanoğlunun yaşantısı böyledir.
Ruh var, kader var; onlara karışmayacaksın.
Onların Allah Azze ve Celle'den olduğunu bileceksin, boyun eğeceksin.
Allah hepimize yardım etsin.
Kaderimiz hayırlı olsun, sonumuz hayırlı olsun; mühim olan budur.
2025-11-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ (51:58)
Rezzak olan, Allah Azze ve Celle'dir.
İnsanlar şimdiyi değil, ileride ne olacağını düşünüyor ve bunu soruyorlar.
Diyorlar ki: "Bundan birkaç sene sonra insan gücüne ihtiyaç kalmayacak."
"Bütün işleri makineler, alet edevat yapacak."
"Kafayı çalıştırmaya bile gerek yokmuş; yapay zeka diye bir şey çıkarmışlar."
"Her şeyi onunla yapacaklarmış."
"İnsan ondan sonra ne iş yapacak, nasıl geçinecek?" diye soruyorlar.
Bunu soranın sıradan bir insan olması lazım.
Ancak tarikat ehlinin, müminin, iman eden insanın; Rezzak'ın Allah Azze ve Celle olduğunu bilmesi lazım.
İsterse bütün dünya bakır kesilsin; yer demir, gök bakır olsun; yine de rızkı Allah Azze ve Celle verir. Çünkü Rezzak O'dur.
Rızkın geleceğine iman etmek lazımdır.
Bir damla su bile olmasa, rızkın yine de gelecektir.
Ne var ne yoksa hepsi Allah Azze ve Celle'in ilmindedir, kudretindedir ve O'nun iradesindedir.
Bu sebeple şüpheye düşmek imanın zayıflığındandır. Allah muhafaza etsin.
Onlar istedikleri kadar uğraşsınlar; rızık onların elinde değil, yine Allah Azze ve Celle'in elindedir.
Sen rızkın neyse onu alacaksın.
Rızkın bittiyse, bütün dünya senin olsa da bir lokma fazla yiyemezsin.
Bir damla fazla su içemez, bir nefes dahi alamazsın.
Bu, Allah Azze ve Celle'in takdiridir.
Bu yüzden "Bu hayatı nasıl yaşayacağız, ne yapacağız?" diye şüpheye düşmek gerekmez.
Gerekmez, çünkü Allah Azze ve Celle'in garantisi var; senin rızkın neyse onu alacaksın.
Buna kimse mani olamaz.
Ne yapay zeka ne de başka bir şey... Eskiden pamuğa, iğneye falan "yapay" derlerdi; şimdi zekaya "yapay" diyorlar.
Onun için kaygı çekmeye gerek yok.
Allah'a inanın, Allah'a yönelin.
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ (51:50)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Kaçacaksanız Allah'a kaçın, O'na yönelin."
Mümin olanın içi rahat olur.
İmanı olmayan ise devamlı kaygı içindedir, ne yapacağını şaşırmış vaziyettedir.
Allah Azze ve Celle hepimize bu güzel imanı versin, imanımızı kuvvetlendirsin inşa'Allah.
2025-11-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّـٰكِعِينَ (2:43)
Allah Azze ve Celle namazı baş kılmıştır; İslam'ın emirlerinin başı namaz kılmak ve zekât vermektir.
Şimdi bazı insanlar var, kendi kafalarına göre dini yaşamak isterler.
İyi yaptıklarını zannederler.
Namazın yerini hiçbir şey tutmaz.
Yani farz namazın yerine hiçbir şey geçmez.
Onu mutlaka kılman lazım.
Başka ne yaparsan yap, onu telafi edemezsin.
Onun faziletini ve sevabını kazanamazsın.
Eğer namazı kılmazsan, ahirette her bir vakit namaz için seksen sene namaz kılarsın.
Seksen sene, insanın bütün hayatıdır; bir insan ancak seksen sene yaşar.
Onun için bazı insanlar "Ben riyazat yapacağım" diyor. Peki, namaz kılıyor musun?
Yok.
E o vakit riyazatın sana ne faydası var?
Ne riyazat, ne tesbihat, ne sadaka; hiçbir şey namazın yerini tutmaz.
İslam'ın ve Allah Azze ve Celle'nin emri, dinin direği namazdır.
Namazı kılmadıktan sonra istersen yüz sene tesbihat yap, yüz sene oruç tut.
Yüz sene ne yaparsan yap, istersen amuda kalk, yine de bir vakit namazın yerini tutmaz.
Şimdi bazı insanlar...
Bazıları kendi kafasına göre "Ben yaparım" der.
Bazıları da başkalarının sözüyle bir şeyler yapar ama o da onlara bir fayda vermez.
Fayda vermez, aksine zarar verir; çünkü farzı bırakmış, nafileyle uğraşıyorsun.
Nafile, tesbihat... Bunların da ayrı sevabı var ama namazın yerine geçmez.
Yani muhakkak namazını kılacaksın.
Tesbihatını ondan sonra yaparsın.
Nafileleri de ondan sonra yapabilirsin, istediğin her şeyi yapabilirsin.
Oruç da aynı şekildedir.
Önce farz orucu tutacaksın.
Ondan sonraki oruçlarda istediğin kadar nafile tut.
"Yok, Ramazan'da tutmayayım da başka vakit tutarım, onun yerine geçer" deme.
O vakit yerine geçmez.
Kaza olarak tutarsan, sevabı vaktinde yapılanın binde biri, milyonda biri bile olmaz.
Ama vaktinde, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği vakitlerde yaparsan, ondan sonra istediğin nafileyi yapabilirsin.
Nafileler ondan sonra yapılır.
Farzdan sonra nafileler yapılır.
Farzdan önce yapılan, farzın yerine geçmez.
Bu yüzden insan kendi düşüncesine göre değil, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmelidir.
Farzı yaptıktan sonra, dediğim gibi, istediğini yapabilirsin; istersen bütün gün, bütün sene tesbihat yap, sorun değil.
Riyazat yapacaksan, onun da bir usulü var.
Kendi kafana göre yaparsan bir faydası olmaz.
Nasıl yapılacağını bir mürşitten, bir şeyhten öğrenecek yahut izin alacaksın.
Aksi takdirde, kendi kafana göre riyazat yapmak tehlikeli olabilir.
Allah bizi kendi nefsimize bırakmasın.
Nefis "iyilik yapayım" derken insana kötülük yaptırabilir.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-25 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Âdemoğlunun gecenin son bölümünde kıldığı iki rekât namaz, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır."
"Eğer bu ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, bunu onlara farz kılardım."
Yani bu teheccüd namazı, sadece bu mahalle değil, bütün dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır; o kılınan iki rekât namaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ümmetinin bu namazı kılmasını o kadar çok istemiş ki, "Ağır gelmeyecek olsaydı farz olarak emrederdim" buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e bazı şeyler farz idi, bize farz değildi; O'na mahsustu.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Müminin şerefi, gece vakti kıldığı namazdır."
Yani iman sahibi, mümin olan Müslüman, Allah katında yüksek şerefe sahip olan insandır. Onun şerefi, gece vakti kıldığı namazdır.
İzzeti ise Allah'ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememesidir.
Yani insanların elinden bir şey beklememek, yalnızca Allah'tan istemek; işte bu müminin izzetidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece kalkıp dört rekât olsa bile, hatta iki rekât olsa dahi namaz kılınız."
Yani gece teheccüd vakti; yatmadan önce kılınan kıyâmü'l-leyl ayrıdır, o teheccüd değil, yatmadan önceki namazdır.
"Gece vaktinde namaz kıldığı bilinen hiçbir ev halkı yoktur ki, bir münadi onlara 'Ey ev halkı, namaza kalkın!' diye seslenmesin."
Yani Allah Azze ve Celle katından, gece namazına kalkan ev halkına bir melek gönderilir; onları uyandırmak ve namaza kaldırmak için.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir."
Yani dört rekât değil, ikişer rekâtta selam vermek gece namazının usulüdür.
"Sizden birisi sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsa, son olarak bir rekât kılar. Bu, daha önce kılmış olduğu rekâtları tek yapmış olur."
Yani bu vitir namazıdır. Şâfiîlerde evet, tek rekât olarak kılınır.
Onun için iki iki kılınır, sabah namazı yaklaştığı vakit Şâfiîlere göre bir rekât kılınması gerekir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişer kılınır, iki rekât iki rekât."
"Sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsan, son olarak bir rekât kıl. Allah tektir, teki sever."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece ve gündüz nâfile namazları ikişer ikişerdir."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, iki rekât iki rekât. Gecenin ortasında kılınması daha uygundur."
Veya sabah namazından önce kılınması; işte bu teheccüd, yani gece namazıdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir. Vitir namazı ise gecenin sonunda tek rekât olarak kılınır."
Yani bunlar başka mezheplere göredir. Bizim mezhepte zaten yatsıdan sonra vitir kılınır.
Daha sonraya bırakılırsa olabilir ama insan uyuyakalır, kılamaz. Bunlar mezheplere göre değişir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, her iki rekâtta bir teşehhüd vardır."
Yani teşehhüdü muhakkak yapmak gerekir.
Allah'a tevazu ederek, vakarla ellerini kaldırıp "Allah'ım beni bağışla" diye dua edersin, yalvarırsın.
Böyle yapmayan kişinin namazı noksandır.
Yani namazdan sonra tabii ki "Allah kabul etsin" diye ellerini kaldırıp dua etmek lâzımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir rekât olsa bile gece namazına devam edin."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazına devam edin."
"Zira o, sizden önceki sâlih kimselerin âdeti olduğu gibi, Allah'a yaklaştırıcıdır."
Yani bu gece namazı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den önceki insanların da âdetiydi; geceleyin kalkıp ibadet ederlerdi. Bu da insanı Allah'a yaklaştırır.
Günahlardan sakındırıcıdır; günahlardan uzak tutar insanı.
Kötülüklere keffârettir; yapılan kötü şeyler ve günahlar varsa, onlara keffâret olur bu gece namazı.
Bir de bedenden hastalığı kovucudur.
Yani gece kalkıp namaz kılan kişinin hastalığı varsa, muhakkak ki o hastalık kendisinden gider.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece nâfile namazının gündüz namazına olan üstünlüğü, gizli verilen sadakanın açıktan verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir."
Yani gece namazı, gizli verilen sadaka gibi çok daha faziletli ve sevaptır. Kimsenin görmediği bir vakitte kılınan namaz, insana o kadar çok sevap kazandırır.