السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2024-10-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Sarhoş eden şeyin azı da günahtır." Dikkat edin, sadece içki demiyor, sarhoş eden her şey diyor. Sarhoş eden şeyler... Günümüzde bir sürü çeşidi çıktı. Ottan tut, haptan tut, iğneye kadar. Hepsi haramdır. Bazıları "Biz içki içmiyoruz da ot kullanıyoruz. Ottur, günahı yoktur" diye düşünür. Öyle bir şey yok. Hayır, öyle değil. Günahtır. Sarhoş ettiği için günahtır. Ne olursa olsun, sarhoş eden her şey günahtır. Sarhoş eden şey nedir? Aklı baştan alan, insanı deli eden. İnsan para vererek deli olmak istiyor. Allah korusun, nefsimize uymaktan bizi sakındırsın. Nefis insanı yoldan çıkarınca, insanı deli ediyor. Deli olmak istiyorsan git akıl hastanesine yat. Bu doğru değil. Allah'a şükür, Şam'da eski zamanlar pek yaygın değildi. Bir tane müptela komşumuz vardı. Allah rahmet eylesin. O da sonradan tövbe etti. İçki içerdi. İçtiğinde biz şaşırırdık. Hacı Anne derdi ki, "bunun aklı başından gidiyor". "Nasıl aklı başından gidiyor, deli oluyor?" diye sorardık. Anlatırdı, "bir süre aklı gidiyor, deli oluyor. Sonra kendine geliyor." Bu insanlar yani parayla delilik istiyor. Zaten insanın yarı buçuk. Bir de onu içince iyice sapıtıyor. Ne yaptığını bilmiyor. الخمر أم الخبائث İçki kötülüklerin anasıdır. Yani sarhoşluk, kötülüklerin kaynağıdır. Her türlü kötülüğü yaptırır. Sonra "Bir şey yapmadım, haberim yoktu. Aklım başımda değildi, sarhoştum" der. Olur mu öyle şey? Avrupa'da bile, elin gavuru, alkollü araç kullanırsan ehliyetini alırlar. Burada mübarek Müslüman ülkedeyiz güya. İçki içen o kadar insanı öldürür. Bilmem ne yapar. Kırmızı ışıkta geçmenin cezası kadar bile cezası yok galiba. Ne diyeceksin? Bu insanlara biraz nefislerine uymamaları için ceza lazım. Ceza kesinlikle gerekli. Allah nefsimizin şerrinden korusun. Çünkü bu sorun her yerde çok arttı. İslam dünyasında çok yaygınlaştı. Neden? İman kalmadı çünkü. İmanları kalmadı. "Müslümanız" diyorlar. Hatta bazı sapkın gruplar kendilerini çok Müslüman sayıp başkalarını kafir ilan ederken, bu maddeleri helal görüp kullanırlar. Sonra insanları öldürürler, ezerler. Her türlü kötülüğü yaparlar. Allah bu kötülüklerden, şeytanın ve nefsimizin şerrinden korusun. Deneme, tecrübe diye bir şey yok. Sakın! وَلَا تَقۡرَبُوا الۡفَوَاحِشَ (6:151) "Onlara yaklaşmayın" diyor Allah Azze ve Celle. O şeylere sakın, yanlarına bile uğramayın. Ne olursa olsun uzak durun, pislik uzak dursun. Allah hepimizi korusun.

2024-10-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Hz. Ali Efendimiz buyuruyor ki, رأس الحكمة مخافة الله "Allah korkusu hikmetin başıdır." Her şeyin, her ilmin başıdır. Çünkü Allah Azze ve Celle'den sakınan, korkan, utanan insan kötülük yapmaz. Her türlü kötülükten korunmuş olur. Allah'ı aklından çıkarmaz. Ne yazık ki günümüz insanları hiçbir şeyden utanmıyor, çekinmiyorlar. Allah'tan korkmuyorlar. "Allah'tan korkmayanlardan kork" derler ya. Allah korusun, Allah insanlara hidayet versin. Yani Allah'tan korkmak ayıp bir şey değil. Ama şimdiki insanlara göre ayıpmış gibi. O'na itaat etmek iyi değilmiş, nefislerine uymuyormuş. Nefislerinin istediğine engel oluyormuş. Kötülük yapmalarına engel oluyormuş. İnsanlara yardım etmelerine engel oluyormuş. Onun için Allah korkusunu istemiyorlar. Sonra işte nefislerin peşine koşup, bütün dünya "nefsinize uyun" diye, nefsine uyup her türlü rezilliği, her türlü kötülüğü yapıyor. Teşvik ediliyor. İyilikten alıkoyuyor. İnsanların gizli saklısı da kalmadı artık. Eskiden utanır, gizlice yaparlardı. Şimdi açıkça "nefsinize uyun, nefsiniz ne istiyorsa onu yapın" diyorlar. Ondan başka şey dinlemeyin. Hürriyet varmış. İstediğin gibi yap. Hürriyet, senin kötülük yapmana hürriyet veriyorlar. Ondan sonra dünya neden böyle oldu diye şikayet ediyorlar. E olur tabi. İnsan nefsine uyarsa kötülükten başka bir şey bulamaz. Bütün insanlık nefislerine uymuş. Büyüğünden küçüğüne dünya allak bullak olmuş. Onu yapmayana "yardım etmeyiz" diyorlar. "Sen bu kötülüğe müsaade etmiyorsun, sana yardım etmeyiz." Senin yardımın sana kalsın. Allah hepimize yardım etsin inşallah. Allah'ın yardımı önemlidir. Ötekiler yardım ederse eder, etmezse insan kısmetini bulur. Ama Allah Azze ve Celle sana yardım ederse o zaman kimse önüne geçemez. Bir şey verirse kimse engel olamaz. Onun için Allah'tan korkup O'nun emrettiklerini elimizden geldiği kadar yapalım. Yapamadığımız için de tövbe edelim, Allah Azze ve Celle tövbemizi kabul eder, bize yardım eder. Allah Azze ve Celle'ye karşı gelmeyin. Karşı gelmek akılsızlıktır. Allah korusun. Allah insanlara akıl fikir versin. İnsanlar deli olmak için para veriyorlar. Ne yapacaksın?

2024-10-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَكُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ وَلَا تُسۡرِفُوٓاْۚ (7:31) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "Yiyin, için ama israf etmeyin." Allah, her insanın rızkını, yiyeceğini içeceğini, hayatı boyunca ne kadar tüketeceğini önceden yazmıştır. Rızkı bitince insan ölür. Bu, normal olanıdır. Bazen keramet sahibi olanlar yemeden içmeden de yaşayabilir. Ama normalde insan yiyip içmezse rızkı bitince ölür. Başka çaresi yoktur. Onun için rızkın neyse muhakkak onu alacaksın. Rızkını alınca Allah Azze ve Celle'ye şükredeceksin. O rızkı sana verdiği için. Rızk acayip bir şeydir. İnsanın her lokmasında kimin yiyeceği yazılıdır. O lokmayı başkası yiyemez. Kendi yiyecek, muhakkak o yiyecek. Mümin olan, Müslüman olan insanın inancı böyledir. Bu yüzden, nerede olursa olsun - evde, sokakta, davette - adı yazılan lokmayı yiyecek. Bu nedenle büyüklerimiz, Meşayihler, Şeyh Babamız, Peygamber Efendimiz'in hadisine dayanarak, misafir geleceği zaman onun rızkının önceden geldiğini söylerler. Çünkü onun orada yiyeceği hazırlanır. O insan burada yiyecek. Bu yüzden misafir ağırlayan kişiye de fayda olur. Onun rızkı da gelmiş olur. Şeyh Baba misafirleri severdi, derdi ki, "Sizin sayenizde biz de rızıklanıyoruz." "Sizin rızkınız buradadır diye bize de rızık veriliyor ki biz de onu ikram ediyoruz" diye söylerdi. Büyükler böyledir. Ne varsa Allah ne vermişse, kimin rızkı varsa gelecek. Orada, o yerde olacak. Ondan da başkaları faydalanır. Onun için şimdi insanlar "Yok şöyle yapacağız, böyle yapacağız" diye telaşlanıyor. Telaş etmeye gerek yok. Allah Azze ve Celle veriyor. O rızık neyse yiyecek. Yiyen de şükredip kalkacak. "Beğenmedim" demeyecek. "Beğenmedim" diyen edep dışı davranmış olur. Nimeti kabul etmemek olur. Nimeti kabul etmeyen de nimetten mahrum olur. Onun için ne kadar şükrederseniz o kadar çoğalır. Nereye giderseniz gidin, kimsenin verdiği ikramları ondan bilmeyin. Allah'tan bilin, Allah Azze ve Celle'den bilin ki Allah'a şükredin. Bu nimet büyük nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmeyen kaybeder. Onu da bulamaz. Onun için Allah'a şükürler olsun verdiği nimetlere. İnşallah her lokma nur olur, iman olur daha fazla bedenimize. Kuvvet olur. Hak yoluna gitmeye kuvvet olur. Besmele ile başlayıp, Besmele ve Fatiha ile bitirip yiyin. O vakit kuvvet olur, iman olur Allah'ın izniyle.

2024-10-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: Yeryüzü Allah'ındır. Allah yolunda giderseniz, Allah sizinle beraber olur. Allah Azze ve Celle'nin yolundan çıkarsanız, sizin yerinize başka insanları, Allah'ı seven insanları getirir. Muhakkak onlar Allah Azze ve Celle'nin yolunda giderler. Bu böyledir. Peygamber Efendimiz'in zamanından sonra da bu durum hep böyle olmuştur. Dünya kafirlerin değil, Allah'ındır. Dünya Allah Azze ve Celle'nin olduğu için istediğini alır, istediğini koyar. Allah Azze ve Celle istediğini yapar. Bir kavim, bir millet "Biz yaparız, ederiz" derse, onların hiçbir kıymeti yoktur. Allah yolunda olmadıktan sonra hiçbir faydası, kıymeti yoktur. Allah istediğini alır. Onun için Allah yolunda olmak akıl işidir. Akılsızlık o yoldan çıkmaktır. Allah Azze ve Celle'nin yolundan çıktın mı ne sana hayır kalır, ne ailene kalır, ne vatanına kalır. Allah'a karşı gelmeyin. Allah Azze ve Celle size her şeyi vermiş. Allah Azze ve Celle her iyiliği istemiş. Siz kötülüğü istiyorsunuz. Kötülük isteyen hayır bulmaz. Tövbe edip Allah yoluna dönmek lazım. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hepimizin her gün tövbe etmemizin gerektiğini buyuruyor: En azından yetmiş kere "Estağfirullah" çekin ki Allah Azze ve Celle bizi affetsin. Çıldırmış gibi yoldan çıkmak bir fayda etmez. Hem sonu kötü, hem başı kötü, hem ortası kötü olur. Allah muhafaza etsin. Görüyoruz. Bütün İslam aleminde çoluk çocuk hepsi şeytanın eline düşmüş. İçkisinden, uyuşturucusundan, sigarasından, marifet zannedip ilk başta öyle başlıyorlar. Şeytan kandırıyor. Ondan sonra yoldan çıkarıyor. Aileler perişan oluyor. Allah muhafaza etsin. Bunlar neden? Çünkü Allah Azze ve Celle'ye karşı gelip ona iman etmemekten. İman eden bu şeyleri yapmaz inşallah. Allah muhafaza etsin, Allah ıslah etsin. Bizi başkalarıyla değiştirmesin inşallah.

2024-10-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Nefsin hastalıkları çoktur tabii. Onlardan biri de methedilmek. İnsanlar nefsi ne kadar methederse, nefis o kadar memnun olur. Pohpohlanırsa daha fazla memnun olur. Nefsin çok hoşuna gider. Halbuki büyükler demiş ki: Nefsi kötüleyen olursa üzülmemen lazım. Metheden olursa sevinmemen lazım. İkisi aynı olmalı. Yani "beni methettiler" diye sevinip "beni zemmettiler, kötülediler" diye üzülen, nefsini büyütmüş olur. Nefsi de kontrol edemez ondan sonra. Hepsi aynı olmalı. Kimse başkasının lafına, başkasının şeyine değil de kendi nefsini muhafaza etmeli. Ona fazla önem verip şımartmamalı. Çünkü nefsini büyütürsen zapt edemezsin. Devamlı küçültmen lazım. Nefsini tevazu ile "nefsim böyle, bu methedilmeye layık bir şey değil" deyip, sana kötü, nefsine bir şey kötü, zor gelirse "bu azdır, bu dedikleri doğrudur. Benim nefsim bundan daha kötüdür" diye söylemek lazım. Tarikat yolunda olan insan bunu daha fazla yapmalı ki nefsine yenilmesin. Öteki türlü nefsini büyütürsen yenemezsin. Küçültürsen yenersin. Allah yardım etsin. Bir de şu var: Bazı insanlar, senden bir şey koparmak için nefsini okşar. Herkes bilir bunu aslında. Her türlü yolu denerler, karşısındakini kandırmak için. "Sen şöyle iyisin, sen böyle muhteşemsin" diye yağ çeker. Adam utanır o vakit, verir. Neden veriyor? Nefsini okşadığı için, seni övdüğü için insan o zaman daha kolay istediğini elde edebiliyor. Öteki türlü alamıyor. Nefsine hakim olan insandan bir şey alamaz Allah'ın izniyle. Allah hepimizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin, galip getirsin inşallah.

2024-10-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ (68:4) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, Peygamber Efendimiz'in en önemli özelliği, en büyük sıfatı edeptir. O, insanların en edeplisidir. Tarikata girecek olan da Peygamber Efendimiz'in yolundan gidecek. Eğer edep yolundan gitmeyecekse, hiç tarikata girmesin. Burada yine söyleyelim, tarikatın tam tersi nedir? Vahhabilik ve Selefîliktir. Onların da en belirgin özelliği edepsizliktir. Yani "Ben tarikattayım" deyip de edebe uymayan kişi boşuna uğraşmasın. Çünkü tarikattaki birinci kural edeptir. Büyük Şeyh Efendi, Şeyh Abdullah Hazretleri, Şeyh Nazım Efendi'ye şöyle yazdırıyordu: "At-tariqatu kulliha adab" diyor. Yani "Tarikatın tamamı edep üzerinedir." Edep olmadan tarikata girmenin anlamı yoktur. Sen git, başka yerde dolaş. Hiç sana gerek yok burada. Edep olmayınca hiçbir şeyin olmaz. Yani tarikat sana fayda vermez. Edep nedir? Her şeyi kapsar. Edep, izin almaktır. Kur'an-ı Kerim'de yazıyor: Bir yere girerken kapıdan, pencereden atlamayın. Kapılardan girin. Kapıya gelin. Edep gereği izin isteyin. İzin verirlerse girin. Vermezlerse, "Neden beni içeri almıyorsun?" diye ev sahibiyle tartışmayın. Başkasıyla kavga etmeyin. İzin vermezlerse, hiçbir mazeret olmasa bile çekip gideceksiniz. Yani zorla girmek olmaz. Bu edebe uygun değildir. Her şeyi alırken, verirken izin isteyeceksin. Ne olursa olsun, başkasının malıysa izin isteyeceksin. Vermezse, hiçbir şey yapamazsın. Zorla yaparsan, sana günah olur. Emre karşı gelmiş olursun. Yani bu tarikatın edebi, dünyada en güzel yoldur. İnsanlık için bir nurdur. Buna uymayan fayda görmez. Aksine zarar görür. Allah hepimize yardımcı olsun. Edepli olalım inşallah. Peygamber Efendimiz'in sıfatıdır edep. O sıfata biz de bürünelim inşallah.

2024-10-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Tarikat ve şeriat aslında iç içedir. Şeriat herkese farz iken, tarikat zaten şeriatın bir parçasıdır. Bu yolda giden herkes, Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in rızasını kazanır. Bu yolda yürümek şeytanları kızdırır. Bu yüzden seni yoldan çıkarmaya çalışırlar. Çeşitli hilelerle insanı doğru yoldan saptırırlar. Bazen görürsün, yıllarca ibadet eden biri, ufak bir şey yüzünden küser, kızar ve her şeyi bırakır. Böyle yaparak kendine zarar vermiş olur. Onca sevabı ve fazileti, küçük bir kızgınlık yüzünden terk eder. Bu durumlar sık sık yaşanır. İnsanlar fark etmese de, çoğu kişi bu şekilde yoldan çıkar. Sanki iyi bir şey yapıyormuş gibi, Allah'a veya Peygamber'e kızıp yolu terk ederler. Oysa kaçacak yer yoktur. Eninde sonunda dönüp geleceğin yer yine burasıdır. Kızgınlığın sana zarar verdi, fayda sağlamadı. Kızmak yerine sabretmelisin. "Bu bir imtihandır" deyip o sınavı geçmeye çalışmalısın. Hani derler ya, "Papaza kızıp oruç bozar" diye. İşte tam da öyle oluyor. Papaz zaten senin oruç tutmanı istemez. Manevi açıdan senin bu yolda olmanı istemez. İslam düşmanlarının çoğu böyledir, hepsi değil ama çoğu. Yani ona kızmak onu sevindirmekten başka bir işe yaramaz. Asıl kızacak ve zarar görecek olan sensin. Başkaları senin yerine sevinecek. Bu yüzden, bu yollar küsme ya da darılma yolu değildir. Allah'ın yolu bir imtihan yoludur. Bazen imtihansız da geçer. Kimi zaman imtihanla, kimi zaman imtihansız geçer. Bu yüzden dikkatli olmak gerekir. Kızmak, öfkelenmek zaten iyi değildir. Peygamber Efendimiz "Öfkelenme" diyor, "La tağdab." Sakin ol. Allah hepimize sükunet versin. Akıl versin, fikir versin. Çünkü kızınca akıl gider. Allah hepimizi korusun. Doğru yoldan ayırmasın. Bu güzel yoldan ayrılmak kötü bir şeydir. Allah hepimizi muhafaza etsin.

2024-09-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, bir insanı doğru yola, hidayete getirmen senin için dünyadan daha hayırlıdır. Yani insanların çoğu şimdi dünyayı düşünüyor, dünya peşinde koşuyor. Ahireti unutmuşlar. Bazıları hiç inanmıyor. Onun için bu insanlardan birisine doğru yolu gösterip hidayete ermesine vesile olursan, Allah sana büyük bir kazanç bahşetmiş, nasip etmiş olur. Bu insan senin vesilenlе Allah yoluna girdi. Allah'ın sana vereceği mükâfat çok büyük. Düşün ki, şu koca dünyada küçücük bir yerin olsa bile ne kadar sevenirsin. Artık bu dünyadan daha hayırlı bir şey kazanmışsın. Allah Azze ve Celle sana bunu vaat etmiş, sana verecek. Sen bir insanı hidayete erdirdin diye, doğru yolu gösterdin diye, yola koydun diye. Onun için bunu yapan insan memnun olmalı. Başka şey düşünmemeli. Bu insan ister bir vakit, ister beş vakit kılsın, ister eksik ister tam yapsın. Nasıl olursa olsun bir yola girmiş, bu yolda gidiyor. Allah yolunda gidiyor. Allah selamet versin. Bununla memnun olacaksın. O doğru yoldan sapmadığı sürece Allah'a şükredeceksin. Bu insan Allah yoluna bizim vesileyle girdi, Allah bize nasip etti. Bu insan bu yola, bizim vesileyle girdi, Allah Azze ve Celle bu güzelliği bize nasip etti diye şükretmen lazım. Başka şey düşünme. Dünyalık çıkar sağlayacağım diye düşünme sakın. Bu yola girdi, ben bundan dünya menfaati alacağım diye aklına koyma. O iş biraz bozulur. İşin yine sevabı olur ama Allah için yapılan işin mertebesinden çok daha aşağıda kalır o zaman. Onun için elimizden geldiği kadar insanlara iyilikle, güzellikle yolu göstereceğiz. Yola gelene de yolda devam etsin diye yardım edeceğiz. Onu yoldan çıkarmamız, yoldan ayırmamız durumunda, kazandığın şeyler, Allah'ın verdiği şey senin yüzünden kaçarsa, o zaman elinden kaçırmış olursun. Bu büyük faydayı, büyük kazancı elinden kaçırmış olursun. Onun için gelsinler, sen onlara yol gösteren bir vesile ol. Sen kapı ol, kapıdan girsinler. Öteki tarafına bakma. Sen bu yolu gösterdin, bu yola girdiler. O yolda devam etsinler. Allah yolunda devam etsinler. Allah'ın yolu senin yolun olsun. Allah yardım etsin. Bu insanların ihtiyaçları var. Şeytan da bu insanların doğru yolda olmasından hiç hoşlanmaz. Elinden geldiği kadar yoldan çıkarmaya çalışır. O hayır yapan insanı da hayırından mahrum etmeye çalışır. Şeytana uymayın. Allah Azze ve Celle'ye şükredin ki bu ihsan size nasip oldu. Senin vesilenlе bir kişi, iki kişi, beş kişi, on kişi ne kadar girerse o kadar Allah sana ecir ve mükâfat verir. Allah hepinize nasip etsin. İnsanlara hidayet yolunu göstermek size de nasip olsun inşallah.

2024-09-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بسم الله الرحمن الرحيم اِنَّ اللّٰہ علیٰ کل شی ءٍ قدیر (35:1) Allah Azze ve Celle'nin kudreti hadsiz, hudutsuz, sonsuzdur. Onun için insanların aklı O'nun kudretinin yanında aciz kalır. Bazı insanlar işte "Bu niçin böyledir, bu nasıl oluyor, bu dünyada bu kadar zulüm oluyor. Nasıl Allah Azze ve Celle niçin bir şey yapmıyor, bunlara yardım etmiyor?" diye sorar. O Allah Azze ve Celle'dir, her şey O'nun iradesiyle oluyor, O'nun kudretiyle oluyor. Mümin olan, Müslüman olan insan buna da inanır. İmanın gereği Allah'ın her şeyine inanmak, Allah Azze ve Celle'nin büyüklüğüne, azametine inanmak bizim vazifemizdir. Biz onu yaparsak rahat ederiz. Öteki türlü sen kendi işini doğru dürüst yapamazsan haşa Allah Azze ve Celle'nin işine mi karışacaksın? Çok insan bilmeden cahillik yapıyor. Cahillik yapıp da bir de kendilerini akıllı zannediyorlar. Bu kadar milyon milyar insan geçmiş, mümin geçmiş, Müslüman geçmiş. Sen sırf akıllısın da bu hüküm, ahkam kesmeye mi kalkıyorsun? Onun için insanın haddini bilmesi lazım. Haddini bilmek büyük bir fazilettir, büyük bir iyiliktir. Haddini bilmeyen insan her zaman, her vakit iyi bir şey bulmaz. Dünyada da insanlar arasında haddini bilmeyene, haddini bildirirler derler. Artık o Allah Azze ve Celle insanın haddini bildirmeye tabii ki kadirdir. Şek, şüphe yok. Ama insanın içine bu vesvese geliyor. O vesvese dışarı çıkmadıktan sonra bir şey değil ama dışarıya çıkıp da millete "şu böyledir, bu böyledir" diyen insan, onun haddini tövbe etmezse Allah Azze ve Celle bildirir, pişman olur yaptığına. Onun için Allah Azze ve Celle'nin azameti sonsuz, hadsiz, hudutsuzdur. Onun hiçbir "bunu niçin böyle oldu, niçin böyle oldu" diye ağzını açıp konuşma. İçindeki vesvese sana kalsın. Bu vesvese herkeste var. Allah muhafaza etsin. Ama dışarı çıktı mı o vakit onun tövbe etmedikten sonra hesabını, cezasını bulur insan. Allah muhafaza etsin. Vesveseden ve haddimizi aşmaktan Allah hepimizi muhafaza etsin.

2024-09-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle hayrı da, şerri de yaratmış. O, her şeyin zıddını yaratmış. Gece var, gündüz var. Hayır var, şer var. İyilik var, kötülük var. Taat var, masiyet var. Aklı olan insan hayırlı olan tarafta olur. Hayırla beraber olur. Kirlilikle, pislikle değil de temizlikle, saflıkla olur. O güzellikle olur, çirkinlikten uzak durur. Çirkinlik masiyettir, kötülüktür. O da şeytandır. Güzellik, Allah'ın en güzel yarattığı insan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. Onunla beraber olan her türlü hayra nail olur. Ona karşı olan hiçbir zaman hayır görmez. Onun için insanoğluna, Allah akıl vermiş, irade vermiş. Güzel olanla olun. Güzel şeylerle olun. Çirkin, kötüyle olmayın. Onlardan uzak durun. Allah Azze ve Celle sizi cennete davet ediyor diyor. Şeytan sizi fakirliğe, üzüntüye, kötülüğe, her türlü yaramaz şeye davet ediyor. Ondan uzak durun diyor. Ama nefis iyilikten daha fazla kötülüğü, çirkinliği, pisliği ister. Nefsine uyma. Nefsini terbiye edebilirsin. Nefsine hakim olabilirsin. Onun için daima ötekisi daha nefsine hoş gelse bile sen nefsine uyma. Nefsini sen kendine uydur. Hayır yolunda, güzel yolda, güzel insan olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolundan git. Kurtulursun. Öteki türlü hayır görmezsin. Sonunda hayır olmaz. Allah muhafaza etsin. Allah hepimizi doğru yoldan ayırmasın. Güzeli görelim. Güzel olarak görelim. Çirkin olarak görmeyelim. Çünkü nefsine uyan güzeli çirkin olarak görür. Çirkini de güzel olarak görür. Allah muhafaza etsin.