السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Allah'a şükür, bugün Hicri yılın son cumasını kıldık, burada eda ettik.
İnşallah pazar gününden itibaren yeni Hicri yıl başlayacak.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek hicretinin 1446. yılı oluyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicretinden dolayı Allah, bu takvimi, Allah'ın istediği usul üzere, Ümmet-i Muhammed'e vermiş.
Onunla ibadetlerimizi yapıyoruz ve ibadetlerimizi onunla yerine getiriyoruz.
İbadetlerdeki vacipler, farzlar ve müminlerin diğer ihtiyaçları hep bu takvime göre belirlenmiştir.
Neden mi? Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in şerefine ve bereketine verilmiştir.
Ona tabi olan ve onun istediği gibi yaşayan insanlar inşallah hayıra, hayırlara vesile olurlar.
Bugün, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti büyük mucizelerle doludur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in tüm hayatı boyunca insanlar birçok mucizeye şahit olmuştur.
Nasibi olan iman etmiştir.
Nasibi olmayanlar ise, en yakını olsa bile, bu nimetten mahrum kalmışlardır.
Bazıları kâfir olarak gitmiş, bazıları ise mümin olmuştur.
Burada mühim olan, Allah insanlara nasıl kısmet ettiyse, o kısmetin iyi olup imanı üzerinde olursak o vakit kazançlı çıkarız.
İman olmadıktan sonra, kim olursa olsun hiçbir faydası yoktur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti de mucizelerle doludur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in birçok mucizesi vardır.
Herkes duymuştur ve bilmiştir, ama yine de bazılarını hatırlatmakta fayda var.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o mağarada gizlendiği vakit, Allah Azze ve Celle'nin emriyle orada bir örümcek ağ yapmıştır.
Kumru kuşu da oraya yuva yapmış, böylece müşrikler bunu görünce, "Burada olması imkansız, eğer burada olsaydı, bunlar burada olmazdı" demişler.
Ama bu sadece zahiri olarak görünen bir şeydir.
Şeyh Efendimizin dediğine göre, oraya yaklaşsalar yanıp kül olurlardı.
Peygamber Efendimiz'e yaklaşamadan kül olurlardı. Ancak bu, ileride bir şeylerin olacağının işaretiydi.
İnsanlara ders olması için bu mucizeler gösterildi.
Ondan sonra da onu takip eden ve daha sonra sahabi olan Süraka adında biri vardı.
O da atıyla izini takip etti.
Onlar mahir insanlardı.
Peygamber Efendimiz'e yaklaşamadan atının ayakları batmaya başladı.
Birinci, ikinci ve üçüncü defasında atının ayaklarının battığını görünce korkmaya başladı.
"Beni kurtarırsan iman ederim" deyip kurtuluyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona da bir müjde veriyor.
"Sen Kisra'nın hazinelerinden alacaksın" diyor.
O vakit Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yanındaki bir kişi ile çölde ilerliyorlardı.
"Aklıma ve hayalime sığmayacak bir şey duydum" diyor.
Ama daha sonra bu söz hakikat oluyor.
O zaman hatırlıyor ve diyor ki, "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in peşinden giderken bana böyle demişti."
İşte şimdi mucize tahakkuk etti.
Kisra'nın hazinelerinden payını almış.
Tabii ki Allah'ın dediği şeyler muhakkak tahakkuk eder.
İnsanın aklının ve fikrinin bir sınırı vardır.
Bu sınırın ötesinde daha büyük bir sınır vardır.
Allah Azze ve Celle'nin ilminde bir sınırsızlık vardır.
Ona sınırsızlık bile diyemeyiz artık.
Öyle ki insanın hayal gücünün ötesinde bir şeydir.
Bu yüzden, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti inşallah bize yeni hayırlar getirir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjde verdiği şeyler, o zamandan beri tahakkuk ediyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Kıyamete az kaldı" buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bütün söyledikleri, özellikle son 50-60 yılda neredeyse hepsi gerçekleşti, yani tamamlanmasına çok az kaldı.
Tahakkuk etmeyen çok az şey kaldı.
Bunlar da büyük işaretlerdir ve onlar da ortaya çıktığında artık kıyamet başlamış olur.
Şimdi ortalık çok karmakarışık, ama mümin ve iman sahibi olan için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediklerine inanmak içini rahatlatır, ferahlatır.
Ne kadar kötü şey olursa olsun, sonunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesi vardır.
İslam bütün dünyaya yayılacak.
Bütün dünya Müslüman olacak.
Ne kadar zulüm varsa hepsi bitecek.
Adalet hakim olacak.
İyilik ve güzellik hakim olacak inşallah.
İnşallah bu yeni yıla giriyoruz.
İnşallah bu yeni yılda, ümit ederiz ki daha fazla gecikmeden Mehdi aleyhisselam'a yetişiriz.
Dünya selamete kavuşur.
Çünkü gördüğümüz gibi, "Vururum, kırarım, atarım" diye konuşan büyük güçler birbirine düşmüş durumda.
Normal bir insan bunu duyunca, "Bize ne olacak? Şimdi bir şey yaparlarsa tüm dünya patlayacak" diye düşünür.
Her şey Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesiyle, sonunda İslam hakimiyeti ile sonuçlanacak Allah'ın izniyle.
Biz bekleriz.
Bizim kimseye bir şeyimiz yok.
Kimseye eyvallahımız yok.
Hepimiz Allah yolundayız.
Allah Azze ve Celle'nin iradesine tabiyiz, inşallah.
Ona teslimiz, başka hiç kimseden hayır beklemeyiz.
Allah'tan başkasından bir şey beklemeyiz.
"Ben sana yaparım, ederim" diyenlerden bir şey beklemeyiz.
Allah yolunda olanlarla beraber ol.
İhlaslı insanlarla beraber ol.
Allah seninle olur, inşallah.
2024-07-04 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ ۖ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسًۭا
(17:83)
صدَقَ الله العظيم
Allah Azze ve Celle buyuruyor, insanoğlu iyiliği bulunca nankörlük yapar.
İyilik yapan insandan, iyilik yapılan yerden uzak durur, yaklaşmaz.
Ona teşekkür etmez.
Ondan sonra ona bir zarar geldiği vakit çok ümitsiz kalır.
Ümitsiz kalmasının nedeni, çünkü yardım aldığı yere nankörlük yapıp o yardımın devamı gelmez tabii.
Nankörlük yapıldığında Allah Azze ve Celle her şeyi bilen, gören'dir.
Onun için nankörlük yapan, tövbe etmedikten sonra hesabını verir, cezasını bulur.
Cezası dünyada da olur, ahirette de olur.
Dünyada Allah'la beraber olmayan insan, devamlı ümitsiz bir vaziyettedir.
En ufak bir şeyde bütün ümidi kırılır, hayalleri kalmaz.
Düşünceleri kötü olur.
Çünkü iyilik yapmamış o insan.
Bu hepimiz için de geçerli.
Nefsine ne kadar iyilik yapayım dersen, ondan bir teşekkür edecek diye bekleme.
Onun için onu daima meşgul edeceksin.
Allah yolunda, maişet yolunda, okumada, ibadette, hepsiyle devamlı meşguliyet olması lazım.
Boş olan insan, şeytanın ve nefsinin emrinde olur.
Yapacak bir şey yok.
Şeytanın ve nefis boş insanın vaktini doldururlar hemen.
Şimdi bütün dünya aynı şekilde.
Eskiden vaktimiz çok derlerdi.
Şimdi vakitleri boş olsa bile insanlar esir olmuş bir halde bir alet, edevat, ne olduğu belirsiz şeylerle uğraşırlar.
Onlar Allah yolunda değil, Allah'ın sevmediği şeylerdir.
İnsanlar bunlarla vaktini dolduruyor.
Vaktimizi Allah'ın zikriyle, Allah'a tefekkür ederek, ibadet ederek doldurmak lazım.
İbadet etmezsen bile, Allah'ın o verdiği şeylere şükredip de Allah'a teşekkür etmek lazım.
Ne verdiyse, Allah'a şükretmek, O'na hamd etmek vazifemizdir.
Boş durana nefis zarar verir.
Onu boş bırakmayacaksın.
Daima iyilik yaparak, iyiliği öğreterek meşgul edeceksin.
İşe de gideceksin, iş de yapacaksın.
İş yapıyoruz dünya için, dünyalık oluyor diyorlar.
Yok, dünyalık olmaz.
Allah rızası için yaptın mı işini, Allah sana onun ecrini de verir, ibadet yapmış gibi olursun.
Çünkü maişet için, helal rızık kazanmak için vaktini harcamış olursun.
Her bakımdan sana fayda olur.
Hem maddi fayda olur.
Maddi faydadan daha çok manevi fayda mühimdir.
Onun için boşluk, tembellik, boş durmak şeytanın sıfatındandır.
Şeytanın sıfatı değil, şeytana tabi olanların sıfatındandır daha fazla.
Şeytan onlara çalışmayın, etmeyin diye tavsiye eder.
Sen çalışacağın, başkasına fayda olacak.
Sen ne iş yapıyorsun, yoruluyorsun, sen rahat ol.
Tatile git, oraya git, buraya git.
Kendini eğlendir.
Bu senin kazancındır.
Dünyaya kaç defa geleceğiz diyorlar.
Bundan sonrası yok diyorlar, ikinci defa dirileceklerine akılları ermiyor.
Ahireti kabul etmiyorlar.
Ama o vardır.
O gelince boş vakit geçirenler pişman olur.
Allah muhafaza etsin.
Tembellik peygamberlerin, sahabelerin, evliyaların sıfatı değildir, hiç değildir.
Hiçbir zaman tembel yoktu.
Peygamberler bütün vakit irşad ile meşgul olup kavimlerine göstermek için durmadan uğraşırlardı.
İbadet ederlerdi.
İnsanlarla görüşürler, insanlara yardım ederdi.
Onun için Allah onların sıfatlarını bize de nasip etsin, inşa'Allah.
Tembellik üzerimizden kalksın.
Miskinlik üzerimizden kalksın, inşa'Allah.
2024-07-03 - Lefke
وَهُمْ فِى غَفْلَةٍۢ مُّعْرِضُونَ
(21:1)
صدَقَ الله العظيم
Allah Azze ve Celle, insanların gaflet içinde olduklarını buyuruyor.
Gaflet sebebiyle, iyilikten uzak dururlar.
Gafletten uyanmak istemezler.
Gafletleri içinde zannederler ki hayatları hiç bitmeyecek.
Bu dünyadan başka bir şey yok zannederler.
Ama ahiret geldiğinde, şaşkınlık içinde kalacaklardır, der Hazreti Ali Keramallahu Veche.
İnsanlar uykudadır.
İnsanların hayatı uyku gibi geçer.
Ne zaman uyanırlar?
Öldüklerinde uyanırlar.
Her sabah uykudan uyanmak farklı bir şeydir.
Esas uyku, gaflet dünyasındadır.
"Sonra yaparım", "ederim" yahut "hiç böyle bir şey yok" deyip, insanlar hayatlarını gaflet içinde geçirirler.
Dünya durmuyor.
Sen ister gaflette ol, ister uyanık ol.
Bu dünyada gafletinden uzak olarak kazanırsın.
Gaflet içindeysen bir bakarsın, gözünü açmışsın kıyamet olmuş yahut gözünü kapatmışsın, "Allah'ım ne oldu?" diye.
Bu şeyler doğruymuş, şimdi hakikat meydana çıktı.
Her şey ayan beyan, zahir oldu.
Şimdi bir şey yapacağım diyorsun.
Yok, artık geç, diye insan pişman olur, nedamet getirir.
Ama o pişmanlık artık fayda etmez.
Hayır yapan der ki, keşke daha çok yapsaydım.
Yapmayan ise, keşke yapsaydım.
İmansız olanlar da, "bu insanların söyledikleri hakikaten doğruymuş" derler.
Ama "hadi, bir şey yapayım" dese, artık geç, yapamaz.
Çünkü artık o fırsat bitmiş, bitmiş!
Hayat geçmiş.
Hayat durmaz.
Hayatta faydalı olan şey nedir?
İnsanlar için hayatta neyin kıymeti var?
Ahiret için yaptığı işler!
İnsan, yapamadıklarını da Allah'tan af, merhamet ve ihsan dilemelidir.
Bu olması lazım.
Ama bu zamanın insanları kibirlerinden bu şeylere hiç yaklaşmıyorlar.
Şeytandan daha fazla kibirli olmuşlar.
Şeytan dahi Allah'ı tanır.
Ama bu insanlar Allah'ı tanımaz.
Allah'ı kabul etmezler.
Gaflette, kandırılmış olarak yaşarlar.
Gözlerini kapattılar mı, o vakit her şeyi ayan beyan görecekler.
O vakit de iş işten geçmiş olur.
Hiçbir şey fayda etmez.
Allah muhafaza etsin.
Gaflette olmayalım.
Gafil insan zarardadır.
Müslümanın uyanık olması lazım, derler.
Türk, Müslüman uyanık olacak derler ama uyanıklık demek, Allah'a itaattir.
Yoksa dünya için uyanıklık fazla fayda etmez.
Çok tilki var, çok kurnaz var.
İster uyanık ol, ister yat, seni her halde soyup soğana çevirirler.
O mühim değil!
Mühim olan esas:
Ahiretini çalmasınlar.
Ahiretin sağlam olsun.
Gözlerini kapattın mı, Allah'ın rahmetine ve rızasına kavuşmaktır esas olan.
Allah hepimizi gafillerden eylemesin.
Kalbimizde Allah ve Peygamber olsun.
Gaflette olmayalım inşa'Allah.
2024-07-02 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ تُوبُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ تَوْبَةًۭ نَّصُوحًا
(66:8)
صدَقَ الله العظيم
Allah Azze ve Celle tövbeyi kabul edendir.
Yaptığınız günahlardan dolayı tövbe edin diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Tövbe edenin tövbesi makbuldür.
Tövbe edenin günahları affolunur Allah Azze ve Celle'nin katında.
Allah Azze ve Celle'nin af kapısı, mağfiret kapısı açıktır.
Ta kıyametten biraz önceye kadar açıktır.
Kıyamette o kapı kapanınca tövbe artık olmaz daha, şimdi bu vakit tövbe kapısı daima açıktır.
İnsanoğlu, hataları ve günahlarından dolayı Allah'tan af dileyerek o günahlardan kurtulur.
Kurtulur, hafifler.
Günahın yükü ağırdır.
Günah işleyen insan bir ağırlık yok diyor, ama o günahın ağırlığını aslında hissetmiyor.
Günahın manevi ağırlığı vardır.
Ne kadar büyük bir yük altına girdiğinin farkında değil.
O günahın yükü çok büyük.
Beni İsrail Sina'ya geçtikten sonra, Musa aleyhisselam, Tur Dağı'nda Allah Azze ve Celle ile konuşmak üzere kaldı ve O'nun hitabına muhatap oldu.
Dönünce, kavmi, sapık bir adamın yüzünden öküze tapmaya başladı.
Altın buzağı yapmış, onlara taptırıyordu.
Bu sapkınlıklarından dolayı af dilediler.
O vakit bizim zamanımızdaki gibi kolay değildi af olunmak.
İsrailoğulları'nda af olunmak için ölüm gerekmekteydi.
Yani günah işleyen günahından kurtulmak için öldürülecekti.
Günah işleyen muhakkak af olunmak için kendini feda edecekti.
Oraya başını koyup o başı kesilecekti.
Başka türlü af yoktu.
O şartla Allah Azze ve Celle “af edeceğim sizi” diye buyurdu.
Onlar da tabi af olunmak için öldürülecek olsalar bile kabul ediyorlardı.
Çünkü bir Peygamber vardı.
Günahlarını kabul edip affolunacağız madem ölelim dediler.
“Başımızı kessinler yeter ki af olalım,” dediler.
Şimdiki gibi kolay değildi, “estağfirullah” deyip de günahtan affolunmak.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'in hürmetine bize kolayca tövbe etmemizi nasip etti.
O gün başlıyorlar bu günahı işleyenleri kesmeye.
Kese kese yetmiş bin kişi kesildi o gün İsrailoğulları'ndan.
“Tamam bu kadar,” dediler, “bunlar affolundu.”
Ondan sonra Allah Azze ve Celle, Musa aleyhisselam'a, “Sen ve yetmiş kişi Tur Dağına gelin daha muhakeme bitmedi,” buyurdu.
Oraya gittikleri vakit o dağ üstlerine kalktı, onları ezecekti.
O vakit Musa aleyhisselam, Allah Azze ve Celle'ye, “Bizim günahımız yok,” diye seslendi.
Diğerlerin günahından dolayı ezileceğiz?
Bizim günahımız yok,” deyince Allah Azze ve Celle affetti.
Oradaki o dağın ağırlığı işte bu bizim günahlarımızın ağırlığıdır.
O kadar ağırdır.
İnsan hissetmez.
Yaptığı günahlardan fazla pişmanlık duymaz, çünkü o kadar fazla bir ceza yoktur.
Rahat affolunuyoruz.
Rahat affolunduğumuz halde daha insanlar onu bile yapmak istemiyorlar.
Yapmazlar.
“Biz ne yaptık ki, bizim günahımız nedir?”
Günahın, nefsine uydun, şeytana uydun.
Sen Allah'tan af dile.
İstiğfar et ki seni affetsin.
Kafa tutma Allah Azze ve Celle'ye.
Karşı gelme Allah Azze ve Celle'ye.
Karşı geldin mi sen, kendin değil, bütün dünya değil, bütün kainat toplansa da seni Allah Azze ve Celle'nin muhakemesinden kurtarmaz.
Onun için boynunu bük, Allah Azze ve Celle'den af dile.
Ondan mağfiret dile ki bu ağırlıktan, yüklerden kurtulasın.
Allah Azze ve Celle o kadar merhametli ki günahlarını da sevaplara dönüştürüyor, tebdil ediyor.
Yaptığın günahtan dolayı af istediğin vakit hem günahtan kurtulmuş oluyoruz hem sevap kazanmış oluyoruz.
Bundan daha güzel bir şey olur mu?
Ama insanoğlu nankördür.
Kıymet bilmez.
İyilik bilmez.
Kötülük yapanı sever.
İyilik yapandan uzak durur.
Allah muhafaza etsin.
Nefsinize uydurmasın.
Allah doğru yoldan ayırmasın, inşa'Allah.
Allah, bizi ve hepimizi affetsin.
2024-07-01 - Lefke
Hadis-i Şerif‘te Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur.
الحَيَاءُ مِنَ الإِيمَانِ
Haya etmek imandandır.
Bir insanın haya sahibi olması, yani Allah'tan ve insanlardan utanması imandandır.
Peygamber Efendimiz’e sallallahu aleyhi ve sellem, "Senden sonra Cebrail aleyhisselam inecek mi? Vahiy sona erdi mi?” sorulduğunda şöyle buyurmuş:
Birkaç defa inecek.
Ama vahiy getirmek için değil, bir şeyler almak için inecek.
Bir defasında da hayayı almak için inecek.
Yani insanların içindeki utanmayı, hayayı almak için inecek.
Yani o güzel huyu alacak.
Sonuç olarak, insanlar hayasız hale gelip utanmayı bırakacaklar.
Utanma diye bir şey kalmayacak.
İşte bu zaman tam da o zamandır işte.
Artık utanan insana iyi gözle bakılmıyor.
Utanıyor, geri duruyor, konuşamıyor.
Özellikle kızlar utandıkları için, kimseye karışmadıkları için kötü gözle bakılıyor.
Haya, insanların arasında makbul bir özellik olarak görünmüyor.
Neden? Çünkü insanların içindeki haya, fazilet alınmış durumda.
Artık hayayı kötü bir şey olarak biliyorlar.
Utangaç olan ya da utanan bir insanı görünce, hemen doktora git diyorlar.
Bir ilaç alsın da iyileşsin diyorlar.
Utanmak kötü bir şeymiş gibi, utanmayı bırak diyorlar.
Günümüz böyle bir hale gelmiş.
Dahası, her türlü pisliği yapıyorlar.
Ve utanacaklarına, bunu iftiharla söylüyorlar.
"Ben şöyle edepsizim, ben şöyle hayasızım, ben böyle utanmaz bir insanım" diye övünüyorlar.
Kimse bana karışamaz diyorlar.
Eğer birine 'Sen ne yapıyorsun? Utanmıyor musun?' dersen.
Hemen sana saldırırlar, bu bize müdahale ediyor diye.
Hemen seni rezil etmeye çalışırlar.
Şeytanlarını sana musallat edip, seni rezil ederler.
Başka ülkelerde olsa hapse bile attırırlar.
Utangaç insanları göz önünde küçük düşürmek istiyorlar.
Bu insan utangaç ve haya sahibi bir adam.
Bizim gibi utanmazlara, bizim gibi kötü örnek olan insanlara laf söylüyor, onun dilini keselim, sesini çıkarmasın diye bu zamanın insanlarının şaşırtıcı bir durumu var.
Eski zamanların insanları bırak, bizim zamanımızdaki insanlara bunu anlatsak inanmazlardı.
Böyle olacağını, bu hale geleceğini kimse inanmazdı.
Bu kadar kötülük içinde bir insan utanırdı.
Kimsenin duymasını istemezdi.
Ama şimdi herkesle paylaşmak istiyor, dünyaya duyurmak istiyor.
Herkesi kendi gibi yapmak peşinde.
Oysa bunlar Allah’ın razı olmadığı, sevmediği şeylerdir.
Allah’ın sevmediği şey asla iyi olamaz.
Allah’ın sevdiği şey insana iyilik getirir, her türlü güzelliği getirir.
Allah’ın sevmediği şey ise her türlü kötülüğü, her türlü çirkinliği, iğrençliği getirir.
Allah muhafaza etsin.
Müslümanları ve bütün insanları bu durumlardan Allah korusun.
Çünkü bu haller insanlığa yakışmıyor.
Allah Azze ve Celle insanı güzel bir şekilde yarattı.
İnsanı en mükemmel olarak yaratmış.
İnsanları yükseltmek için yaratmış.
Ancak günümüzde insanlar alçalmak için yarışıyor.
Ne kadar daha alçak olursam o kadar memnun olurum diyorlar.
Şeyh Baba onları lağım farelerine yani sıçanlara benzetirdi.
Bu hayvanlar Allah’ın hikmeti gereği lağımı sever.
Her şeyde bir hikmet var.
Bu hayvan da belki örnek olsun diye lağım içinde dolaşır.
Herkes bilir bunu.
Bilmeyen yok.
Hatta bazı filmlerde gösterirler.
Lağımın içinde insanlar yürüyünce.
Fareler birden pisliğin içine atlar ve yüzerek karşı tarafa geçerler.
Öteki taraftan çıkıyor.
Pislikmiş, umurlarında değil.
İnsanlar da böyle olmuş.
Pisliğin içinde olunca memnun oluyorlar.
Dışarıda durunca memnun olmuyorlar.
Pisliğin içinde, iğrençliğin içinde oldukları zaman keyifleri yerine geliyor.
Memnun oluyorlar.
Başkalarının da pisliğin içinde olmasını istiyorlar.
Eh, başkaları olmaz tabi.
Sen temiz kediyi, tavşanı ya da kuzuyu alıp lağımın içine atamazsın.
O pisliğe atamazsın.
Onlar temiz mahlukatlardır.
Temiz olmayanlar ancak o pisliğin içinde yaşayabilir.
Temiz olan, o pislikten uzak durur.
Allah bizi pislikten uzak eylesin, muhafaza etsin, inşallah.
2024-06-30 - Lefke
İnsan için her zaman bir öğretmen, öğretecek, ona yol gösterecek bir insan lazımdır.
İnsanoğlu gün geçtikçe öğrenir.
Kendi kendine öğrenmek yerine bir öğretmenden veya öğreten birinden öğrenirsen, çok daha çabuk öğrenirsin.
Daha fazla bilgili olursun.
Her şeyde bir usul vardır.
Öğrenmenin makbul usulü budur.
Her şeyi erbabından öğreneceksin.
Eğer bir iş yapacaksan, işin ustasının yanında durup ondan öğrenmen lazım.
Ondan öğrenip mükemmel sanatkâr olursun.
Kendin de mükemmel öğretmen olursun.
Mükemmel hoca olursun.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin bir kanunudur.
Tek başına öğrenen tek kişiler Peygamberlerdir.
Onların da öğretmeni Allah Azze ve Celle'dir.
Yani onların da tek başına öğrendikleri denmez.
Allah Azze ve Celle öğretiyor onlara.
Allah, peygamberlerine yol gösteriyor ki ümmetlerine öğretsinler diye.
Ondan sonra gelenler, Peygamberlerin sahabeleri yahut onlarla beraber olan insanlar, onlar da Peygamberlerden öğrendikleri yolu devam ettirir.
Aynı şekilde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in yolu da aynıdır.
Peygamber Efendimizin yolu sahabeler tarafından ve sahabelerden sonra alimler tarafından gösterilmeye devam etmiştir.
Peygamber Efendimiz'in yolunu gösteren kişi, Peygamber Efendimiz'e tabi olması lazım.
Bağlı olan alimler, sahabeler hepsi Peygamber Efendimiz'e bağlıydı.
Onun yolunda gidiyorlar, onun yolunu gösteriyorlar.
"Hangi birine tabi olursanız hidayet bulursunuz," diye buyurur sahabeleri hakkında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem.
Ondan sonra gelenler de onların yolundan giderlerse tamam olur.
Ama onları beğenmeyip başka yola sapınca, yoldan çıkmış oluyorlar.
Peygambere doğrudan intisaplı olan, yani bağlantısı olan evliyalar, meşayihler, sahabelerden sonra Efendimiz'in yolunu devam ettirdiler.
Böylece bu zamana kadar geldi.
Bu zamanda fitneler çoktur.
"Buna gerek yok," diyorlar.
"Böyle bir şey yok," diyorlar.
Onun için insanlar şaşkın halde, dinde olmayan şeylerin peşinde yahut sünneti, vacibi bırakıp onları dinleyen insanlar çok.
Halbuki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in gösterdiği yol daimdir.
Kıyamete kadar devam eder.
Tarikatlar doğrudan Peygamber Efendimiz'e bağlıdır.
Şeyhten şeyhe ta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e bağlıdır.
Kırk bir tane tarikat var.
Hepsi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e bağlıdır.
Onların yolu hiç değişmez.
Tabii ki böyle kimselere mütemmeşşih derler. Yani tarikatla alakası olmayan, "Ben de şeyhim," diye ortaya çıkanlar var.
Hakikilerden onlar çok daha fazladır.
İnsanlar onlara kanıyor çünkü bilmiyorlar.
Ama ne diyeceksin?
Allah'ın nasip ettiği insan doğrusuna rastlar.
Nasip olmayınca doğru olmayana rastlar.
Doğru olanlar kimlerdir?
Onların sıfatları bellidir.
Birincisi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in yolunda olup, ona en büyük hürmet etmek.
Ondan sonra Dört Halife'yi, Ehli Beyt'i ve Sahabelerin hepsini sevmek.
Şimdi çıkıyor, tarikattayım diyor, sahabeleri kabul etmiyor.
Bazılarını kabul ediyor, bazılarını kabul etmiyor.
İşte onlar hakiki olmayanlardır.
İnsanların istediklerine uymak istiyorlar.
"Böyle yaparsak daha fazla mürit toplarız, daha fazla insan toplarız," diye düşünüp o yola girince zaten bir bağlantısı yok.
Bu davranışla büsbütün bağlantı diye bir şey kalmaz.
İnsanlara faydadan fazla zarar verir.
Allah muhafaza etsin.
Allah doğru yoldan ayırmasın.
Doğru insanlara rastlamamızı, karşılaşmamızı nasip etsin hepimize, inşa'Allah.
2024-06-29 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ
(114:4)
صدق الله العظيم
Bu Ayet-i Kerime, vesvese yapan şeyden, şeytanlardan, cinlerden Allah Azze ve Celle'ye sığınıyoruz diye buyuruyor.
Demek vesvese yapmak şeytanın işidir.
Vesvese ne demektir?
Herhangi bir iş yapıyorsun, en mühimi de ibadet yapıyorsun, kabul oldu mu olmadı diye zorluk sorun çıkarıyorsun.
Size Allah Azze ve Celle kolaylık göstermiş.
Kolaylık yapın diye emretmiş.
İnsan, şeytanın hilesiyle güya yaptığım kabul olmadı diye vesvese yapıyor.
Sıkıntıya düşüyor.
Üzüntüye düşüyor.
Kendini harap ediyor.
Daha sonra da hiçbir şey kazanmış olmuyor.
Vesvese şeytandandır.
Allah Azze ve Celle herkese yapabileceği şeyleri söylemiş.
يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا
يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا
Kolaylık gösterin, zorluk yapmayın.
Zorluk yaparsanız insanlar bir sınıra kadar yapar, ondan sonra o yaptığı ibadeti de yapmaz.
Benim yaptığım zaten olmadı diye ondan vazgeçer.
Şeytanın istediği olmuş olur.
Onun için bu bazı şeytanın grupları diyeceğiz artık.
Müslüman kisvesi altında oluyor.
İnsanlara güya iyilik yapıyoruz diye onlarıın hayatlarını allak bullak ediyor, mahvediyor.
Ne arkadaş kalıyor, ne akraba kalıyor.
Hepsi birbirlerine düşman kesiliyor.
O da neden?
İslam'da olmayan şeylerden dolayı, İslam'da varmış gibi gösterip halis Müslüman olan insanı kafasını bulandırıp başkalarına düşman ediyor, kendine de düşman yapıyor.
O insan mahvolmuş olur.
Bu vesvese hiç iyi değil.
Bazı insanlar da vesvese hastalığı var.
Onu daha beter ediyorlar.
Müslüman'ı beğenmezler.
Müslüman'ın yaptığını, ettiğini beğenmezler.
Halbuki her şeyi kabul eden Allah Azze ve Celle'dir.
Haşa! Onlar kendilerini Allah Azze ve Celle'nin yerine koyup hüküm verirler.
Onlara tabi olan, muhakkak o kötü şeylere mazhar olur.
Kötü şeylere dûçar olur.
Hayatı da mahvolur.
Müslümanların arasında da düşmanlık yaparlar.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Şeytanın hileleri çok.
Sana doğrudan kafir gibi gelip söylemez.
İyilik yapıyorum gibisinden yaklaşır, lakin o iyiliğin içinde zehir oluyor.
O zehirle seni öldürüyor.
Senin bütün hayatını mahvediyor.
O yaptığın eziyette de hiçbir şey kazanmıyorsun.
Bilakis sana vebal oluyor.
Harcadığın vakte, harcadığın emeğe, harcadığın suya, harcadığın her şey hepsi yazılıyor Allah'ın indinde.
Onlar vebal olarak yazılır.
Abdest alırsın kusur yaparsın, ibadet yaparsın noksandır, Allah affedicidir, sana o kusurlu abdestin her damlası için Allah sevap verir.
Vesvese yaptığında, her damla için sana israf olarak vebal olmuş olur.
Allah muhafaza etsin.
Bu insanların şerrinden Allah muhafaza etsin.
İslam dini kolaylıktır.
Zordur diyen, oldu olmadı diyen insanı dinlemeyin.
Yapabildiğiniz gibi yapın.
Sana 'Senin yaptığını beğenmedim' diyene, ben de yaptığımı beğenmedim de.
Sana 'Senin namazın olmadı, beğenmedim' diyene ben de beğenmedim de Allah beğensin de.
Allah beğenir.
Allah ufak, küçük şeylere bakmaz.
Allah insanın niyetine göre verir.
Allah Azze ve Celle niyete göre vereceğini hayırlı düşünüyoruz.
Vesvesesi olan insanlar şöyle der:
Allah bize kızacak.
Allah bizi yakacak.
Allah bizim yaptığımız amelleri kabul etmeyecek.
Onun için yeniden yapmamız gerekir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanın Allah Azze ve Celle hakkında nasıl düşünüyorsa, o şekil muamaele göreceğini bildirmiştir.
Allah bizi affedecek, Allah bize mağfiret edecek diye düşünüyoruz.
Bizim yaptığımız amellerimizi de kusuruyla kabul eder.
Onun için hiç telaş etmeye gerek yok.
O şeytanın istediği vesvese yoluna gitmeye de hiç gerek yok.
Allah muhafaza etsin hepimizi.
2024-06-28 - Lefke
Allah'ın hikmetine binaen, insanoğlunun nefsi nankördür, kıymet bilmez.
Nefis, Rabbisini tanımak istemeyip her şeyin kendi kendiliğinden olduğunu söyleyip şükür bilmez, hesap kitap bilmez.
Onun yaratılışı öyledir.
İnsanoğlu hamdır.
Eğer Allah Azze ve Celle bu insanı terbiye edip, iyi sıfat sahibi yaparak hidayete erdirirse, bu insan hem dünyada hem de ahirette büyük fayda görür.
Bunun faydası insanın kendisine olur.
Allah Azze ve Celle, her şeyi verendir.
Veren'in, kimseye muhtaç olmaz.
Veren, Allah Azze ve Celle'dir. O, senden ödünç beklemeden sana vermiştir.
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
(51:56-57)
İnsanları, cinleri ibadet etsinler ve sevap kazansınlar diye yarattım, buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Ne rızık isterim onlardan ne yiyecek isterim diye buyuruyor.
Allah Azze ve Celle'nin ihtiyacı yok.
Allah Azze ve Celle hiçbir şeye muhtaç değildir.
Sıfatı, ihtiyaç sahibi olmamasıdır.
İnsanlar şükredecektir.
İnsanın nimetin kıymetini bilmesi için Allah Azze ve Celle Kur'an'da birçok yerde örnek göstermiştir.
Bu Yemen tarafında Sebe diye bir yer var.
Oranın her şeyi boldu.
Yiyecek, içecek, meyvesi, sebzesi.
Onlar Allah'a karşı geldi.
Küfrettiler.
Kafir oldular.
Öyle olunca da Allah Azze ve Celle onlara gazap etti.
Allah onlardan hoşlanmadı.
Onların o güzel hayatlarını korku, açlık, sefillik ile değiştirdi.
Çünkü onlar nimetin kadrini bilmediler.
Nimete hürmet etmediler.
Ona her vakit olacakmış gibi baktılar.
Ama nimeti takdir etmeyince o nimet elden gider diye buyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Hadis-i şerif'te, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Hazreti Âişe annemizin evinde böyle bir küçük ekmek kırıntısı gördüğü anlatılır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ekmek kırıntısını almış, üzerinden tozun gitmesi için üflemiş, mübarek ağzına alıp yemiş.
Bu Hadis-i şerif bize talimdir.
Nasıl, ne yapacağımızı gösterir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Bir de hikmetini de açıklamış.
Dikkat edin, nimetin kadrini bilin diye buyurdu.
Nimet bir defa gitti mi geri gelmesi zordur.
Nimet, zenginlik veya herhangi değer, çok az, çok nadir olarak gelir.
Elden bir gitti mi onun geri gelmesi zordur.
Onun için nimetin kıymetini bilirsen o nimet sende kalır.
Yok, bilmezsen, bir gitti mi artık hayat boyu arkasından koştur.
Binlerce zengin insan var.
Hepsi zenginlikleri devam edecek diye harman savurdular.
Nimetin kıymetini bilmediler.
Ona hürmet etmediler.
Ona yakışacak gibi bir muamele etmediler.
O elden gitti.
Sonra bakıyorsun bu adam zengindi.
Zengindi de hani, şimdi yok.
Eh, ne yapıyorsun şimdi?
İşte bir iş peşinden koşturuyorum.
Bu işi yaparsam, çok para kazanacağım, edeceğim.
Eh, geçmiş olsun sana!
Artık kazanacağın yok.
Allah bir defa açtı.
Sen onun kıymetini bilmedin.
Onu elinden kaçırttın mı yakalaması zor artık.
Bu, Peygamber Efendimiz'in bize açıkladığı hayattaki başarının büyük bir sırrıdır.
Nimete dikkat edin, kaçırmayın elinizden.
Atalarımız derlerdi ki, çeşme açıkken kapanmasını bekleme.
Doldurabildiğince bu çeşmeden doldur.
Hiçbir erteleme.
Sonra doldururum deme.
Doldurdukça gelir, doldurdukça gelir.
Doldurmazsan kuruyup gider.
Onun için bu nimetin kadri kıymeti mühimdir.
Dünya halini görüyoruz zaten.
O kadar bolluk bereket vardı ki, kimse kadri kıymet bilmeyince, şimdi herkes geçim sıkıntısından, her türlü şeyden şikayetçi.
Neden oluyor bu?
İşte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dediği gibi, nimeti takdir etmeyip elimizden kaçırdığınızdan dolayı oluyor bu şeyler.
Allah kıymet bilenlerden eylesin.
Kıymet bilen, o nimeti verenin kıymetini bilmiş olur.
Nimet kıymetlidir.
Onu yaratan kıymetli, en kıymetli O'dur.
Ondan dolayı kıymet vermek lazım.
Allah hepimizi kıymet bilenlerden eylesin inşallah.
2024-06-27 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle'ye yalvarıyoruz ki fazla yük yüklemesin bize.
Kaldıramayacağımız şeyleri bize yüklemesin diye, Allah bize yardım etsin diye bu güzel Ayet-i Kerime'yi Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'e Miraç gecesinde hediye etmiştir.
Bu ayette Allah Azze ve Celle, sadece insana kendisinin kaldırabileceği şeyleri teklif ettiğini beyan etmektedir.
Allah'ın insanlara teklif ettiği yükümlülükler ibadettir, hayır hasenat yapmaktır.
Onları insan yaşadıkça hayatta yapması lazım.
Boşuna gelmemiş dünyaya insan.
Allah Azze ve Celle'nin, insana yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler, Allah'ın hikmetiyle insanların kaldırabileceği işlerdir.
İnsanoğluna ibadet ve hayır hasenat yükümlülük olarak teklif etmiş.
Onları yapacak.
Onların dışında yapmaya gerekmez.
İnsan bunların dışında bir şey yapabilirse, tabii ki yapar, ama onlar Allah'ın bize yükümlülük olarak teklif ettiği şeyler değildir.
Allah Azze ve Celle'nin emrinin dışında bir şey yapan kendi bilir.
Yapacağı bir iyilik de olsa, kendisi yapabildiği kadar yapsın.
İnsan yapamayacağından yükümlü değildir.
Allah Azze ve Celle insana kaldıramayacağı yükler yüklemez.
Dünyada çekeceği varsa, o kadar çeker ancak.
Sabrederse, ondan sonra onun ecrini alır.
Sabretmezse, yine iman sahibiyse ecrini alır ama tabi sabreden gibi değil.
Onun ecri daha az olur.
Allah Azze ve Celle'ye inanmıyorsa, o vakit hiçbir şey elde etmez.
Boş! Hem dünyada eziyet çeker hem ahirette eziyet çeker.
Allah Azze ve Celle'nin emirlerini yapmak lazım.
Yapabildiğimiz kadar, Allah yardım etsin, yapalım.
Yapamadığımızı da Allah affeder, inşa'Allah.
Tövbe istiğfar edip, Allah'tan mağfiret dilersek, bilmemiz lazım ki Allah Azze ve Celle'nin mağfireti deryadır.
Bu mağfiret deryası, küçük büyük şeylere bakmaz.
İnsan tövbe ettikten sonra, affeder Allah Azze ve Celle.
Bazı insanlar bu kadar çekemeyiz diye şikayette bulunuyor.
Ama çoğu zaman görüyoruz ki dünya insanın kendi istediği gibi olmuyor.
Çoğu zaman çok zorluklar oluyor.
Ta ki insan, Adem aleyhisselam'dan beri zorluk var.
Hiç rahata erdik diye bir şey yok.
Zahiri zorluk olabilir.
Ama manevi olarak, bu zorluklar karşısında insan çok büyük güzellikler elde etmiş oluyor.
Dünya hali budur. İnsana zorluk olarak görünür.
Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olmak sana fayda olur.
Allah'a bize çekemeyeceğimiz şeyleri yükleme diye dua ederiz.
Allah Azze ve Celle merhametlidir.
İnşa'Allah o duayla sıkıntı olmadan, rahat olarak dünya hayatını yaşayıp ahirette de saadetle yaşarsın.
O dua makbuldür.
Ona bir itiraz yok.
Her şeyde bir hikmet olduğunu bilip, daima Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp daima, kolaylık vermesi için diye dua etmek güzeldir, sevaptır.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
Kaldıramayacağımız yük vermesin, inşa'Allah.
Allah muhafaza etsin.
Çok zor şeyler var.
Allah muhafaza etsin, inşa'Allah.
2024-06-27 - Lefke
بسم الله الرحمن الرحيم
مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌۭ صَدَقُوا۟ مَا عَـٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ عَلَيْهِ
(33:23)
صدق الله العظيم
Allah Azze ve Celle sözünde duran müminleri methediyor.
Sözünde durmak müminin sıfatlarındandır.
Sözünde durmak, yani insan birine bir şey dedi mi, o sözün arkasında durmak müminin sıfatlarındandır.
Sözünde durmak, müminin özelliğidir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem müminler hakkında böyle buyurur:
Konuştuğu vakit doğru konuşur.
Söz verdiği vakit sözünde durur.
Emanet verildi mi, o emanete sadıktır.
Bu müminin sıfatıdır.
Müminler bu sıfat üzerine olmaları lazım.
Tabii ki bütün müslümanlar böyle olması lazım, ama mümin olan daha fazla dikkat etmelidir.
Müminler kimdir?
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolunda gidenler, ona daha yakın olmaya çalışanlar, tarikat ehli olanlar daha fazla bu sıfatta olması lazım.
Bu sıfatı hiçbir şekilde ihlal etmemeleri lazım.
Sözüne sadık olmak müminin özel, en belirli sıfatıdır.
Ben tarikattayım deyip yalan söyleyen, sözünde durmayan, emanete hıyanet eden olamaz.
O kimse tarikat ehli değil, doğrudan münafık sıfatında olan insandır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sifatı üçtür diye buyuruyor.
Konuştuğu vakit yalan konuşur.
Söz verdiği vakit sözünde durmaz.
Emanet versen, o emaneti geri vermez.
İnsan iki türlüdür.
Ya münafıksın, yahut müminsin.
İki türlü var.
Onun için bu sözde durmak mühim şeydir.
Her bakımdan.
Sana güvenip de sana yardım eden insanlar oluyor.
O insanları da yalancı duruma düşürüyorsun.
Onları da utandırıyorsun.
Çünkü seni adam yerine koyup, sana yardım ettiler, sana bir iyilik yapalım diye uğraştılar.
Sen kalkıp da bu sözünde durmayıp, yalan söyleyip her türlü hıyanet yaparsan artık mümin değil de resmen münafık sıfatındasın.
Daha sonra, Allah muhafaza etsin, tam münafık olursun.
Münafıklar da cehennemin en derin yerindedir.
فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ
(4:145)
Cehennemin en derin yeri.
Cehenneminde dereceler var.
Ne kadar alçalırsan o kadar daha derine gidersin.
Daha kötü olur.
Onun için dünya için yalan söyleme.
Dünya için söz verme.
Dünya için hıyanet etme.
Emanete riayet eyle.
Tarikat ehli olanlar bahusus dikkat etmelidir.
Tarikat olanlara insanlar daha fazla güveniyor.
'Bu adam müslüman adamdır, tarikat sahibidir, ona güvenilir.'
İnsanlar, tarikat ehli hakkında bu şekil düşünebilir.
Sözüne sadık olmayıp emanete riayet etmezsen, sen hem tarikata, hem Peygamber'e, hem Allah'a ihanet etmiş insanları kandırmış olursun.
Allah muhafaza etsin.
Allah, nefsinin şerrinden ve bu durumlara düşmekten muhafaza etsin.
Bu zamanda kendilerini uyanık zannedip de bu şeyi yapanlar çok var.
Ama uyanıklık değil, ahmaklık yapmış olurlar o vakit.
Faydadan daha fazla zarar görürler.
Dünyada da kazanılacak şeyde bereket olmaz.
Ahirette de onun vebali var, suali, cezası var.
Allah muhafaza etsin.