السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ (29:20)
فَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحۡمَتِ ٱللَّهِ (30:50)
Allah Azze ve Celle, "Yeryüzünde yürüyün, Allah'ın yarattığı şeylere bakın, ibret alın." diye buyuruyor.
Bu, Allah'ın emridir.
Yürümek iyidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıflarından biri de yürüdüğünde hiç zorlanmadan, yokuş aşağı iner gibi yürümesiydi; koşturmazdı.
Aslında koşturmak iyi değildir.
Koşturmak insanoğlu için değildir; başka mahlukat koşturur.
İnsanoğlu yürür.
Şimdi ise koşturmak moda oldu.
Her gün bir saat, iki saat koşturuyorlar.
Neden koşturuyorlar?
Boş boşuna... Sırf spor olsun, vücuduna fayda sağlasın diye.
Tam da tersi oluyor.
Zarardan ve yorgunluktan başka bir işe yaramıyor.
Hiçbir faydası olmuyor.
İnsan yürürken okuyabilir, ezberindekileri tekrar edebilir, tesbihatını yapabilir.
İşte o yürüyüş faydadır, şifadır.
Allah'a şükür, biz de nereye gitsek Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetini icra etme niyetindeyiz.
Bunu yapıyoruz; Allah'ın yarattığı güzel yerlerde, her tarafta yürüyüş yapıyoruz.
Allah'a şükürler olsun, bu sabah da yine öyle kısmet oldu.
Fakat acayip bir şey oldu.
Her gün aynı yere gideriz.
Bugün, "Bu yoldan geri dönmeyeyim, başka bir yoldan geçeyim" dedim.
Bahçenin içinden geçerken, "Acaba bahçe sahipleri bir şey der mi?" diye de biraz düşündüm.
"Herhalde bir şey demezler, yolda yürüyoruz, tarlalarını yemiyoruz ya!" derken bir bahçenin yanından geçiyordum.
Baktım, içeride gariban bir Afrikalı çalışıyor, bir şeyler yapıyor.
İleriye doğru gittim, bir araba vardı.
Beni görünce durdu.
Arabadan indi, selam verdi.
Temiz, genç bir çocuktu.
"Sen Şeyh Nazım'ın oğlu musun?" dedi.
"Evet" dedim.
"Ben Şeyh Nazım'ı çok severim, ona çok hürmet ederim... Bu tarla benim," dedi.
Boydan boya bir tarla; ben de zaten gelirken bakmıştım, ıspanak ekiliydi.
Ben bunları düşünürken, "Ben bu ıspanakları satamadım. Madem sen geldin, bunları toplayın da hayrımız olsun," dedi.
"Bizim de bir hayrımız dokunsun," dedi.
"Yoksa bunları toprağa sürecektim."
Yani traktörle sürüp toprakla birbirine karıştıracaktı.
"İsterseniz siz bunları alın," dedi.
Ben de "Allah razı olsun," dedim.
"Bu senin için de, bizim için de büyük bir hayır olur."
Demek ki Allah Azze ve Celle bize o yolu nasip etti.
Bizi yavaş yavaş o yola yönlendirdi.
Gidebileceğim kaç tane yol varken, "Şuradan gideyim, buradan gideyim" derken tam da o yola çıkardı.
İnşallah o çocuğun karşımıza çıkmasında da çok hikmetler vardır.
Çünkü, Allah affetsin, "Bizim Kıbrıslılarda böyle hayır hasenat yapacak, din iman sahibi adam kalmadı" gibisinden düşünüyorduk.
Ama Allah bu genci karşımıza çıkardı.
Demek ki bitmemiş.
Allah'ın izniyle bu hayır işleri bitmez.
Allah'ın iman verdiği bu topraklardan, bu Müslüman diyarından muhakkak hayırlı insanlar çıkar.
Onun verdiği o ıspanaklarla hem dergaha...
Ki dergaha da epey fazla geldi.
Allah'a şükür, bizim ihvanlar onları arabalara doldurup hayrına dağıttılar.
Bu Ramazan gününde hem bir hayır, hem bir bereket oldu. İnşallah insanlara da şifa olur.
Yani her şeyde bir güzellik var.
Allah'ın kısmeti işte, nereden nereye...
Biz oradan geçmeseydik, tarlaya başka bir şey ekecek diye o ıspanakları kesip, toplayıp dağıtacak hâli yoktu.
Allah'a şükür, bizde toplayacak ihvan çok.
Oraya gittiler ama daha yarısını bile toplayamadık.
İnşallah iki güne kadar orayı tamamen temizleriz.
Böylece hem onun, hem de çalışan ihvanlarımızın hayrına olur.
İnşallah insanlar yedikçe onlara hem şifa olur, hem de imanlarına nur katar.
Niyet böyle olunca, Allah bize kendi hazinesinden bol bol verir.
Kendi ihsanından, sevabından ve bereketinden inşaAllah...
Allah hayır sahiplerini çoğaltsın.
Yiyenlere de şifa ve nur-u iman olsun inşaAllah.
2026-03-08 - Lefke
Mübarek Ramazan ayının vazifelerinden biri de yapabilenler için itikaftır.
İtikaf, Ramazan'ın son on gününde yapılır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu sünneti hiç kaçırmazdı.
Zaten mübarek evi, mescidin bitişiğiydi.
Ama itikafa gireceği vakit, yatacak eşyalarını mescide getirirdi.
Zaten Peygamber Efendimizin sallAllahu aleyhi ve sellem evinde öyle pek fazla bir eşya yoktu.
Bir şilte vardı, üzerinde yatardı ve üzerine örteceği bir şey vardı.
Bir de abdest alırken kullandığı eşyaları vardı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem onları Mescid-i Nebevi'ye getirir, orada bir kenarda on gün itikaf ederdi.
Ona vacipti, farzdı; Peygamber Efendimizin sallAllahu aleyhi ve sellem vazifeleri daha farklıydı.
Ona emredilen şeyler bizim için emir olmayabilir; farzlar ve vacipler bellidir, onun yaptığı diğer şeyler ise bizim için sünnettir.
Geriye kalanlar sünnettir; dolayısıyla itikafa girmek de sünnettir.
İtikaf normalde on gün sürer; kişi Ramazan'ın son on gününde itikafa niyet eder.
Mesela bu gece başlanabilir, çünkü takvime göre bu sene Ramazan yirmi dokuz gün çekiyor.
On gün yapılacaksa bugünden, yani bu akşamdan itikafa girilmesi gerekir.
Akşam namazından sonra "İtikafa niyet ettim." diyerek niyet edilir.
Bunun için beş vakit namaz kılınan bir mescit olması lazımdır.
Hanımlar ise evde kendilerine bir oda tahsis eder ve o odada ibadetlerini yaparlar.
Ama tabii ki yine kendi günlük işlerini de yapabilirler.
Sadece zaruri olan konularda konuşabilirler.
Yalan dolan gibi şeylerden zaten Ramazan'daki herkesin uzak durması gerekir ancak itikafta olan kişinin buna çok daha fazla dikkat etmesi lazımdır.
Yemekler de normal bir şekilde yenir.
Bazıları itikafı halvet gibi zannediyor; sırf mercimek yenecek, başka bir şey yenmeyecek sanıyorlar.
Hâlbuki bu normal bir süreçtir; evde ne pişerse itikafta olan kişi onu yiyebilir.
Ancak mescidin içindeyse, avlusunda veya yemek yenilen yerdeyse bile bulunduğu yerde itikaf halini sürdürmeye devam eder.
Yani iftarını ve sahurunu mutlaka yapması lazımdır.
Çünkü sahur ve iftar berekettir.
Onları yapmazsa sevabından mahrum kalır.
Tabii ki günaha girmez, günah işlemiş olmaz ama o büyük sevaptan mahrum kalır.
Bazı insanlar sahur yapmıyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Sahur yapın." buyurmuştur.
Kalkıp bir yudum su içseniz bile bu, sahur yerine geçer.
Bu çok mühimdir; hani kalkıp da sahur yapacağım diye kendinize ziyafet çekmeniz şart değildir.
İsterseniz ziyafet çekersiniz, isterseniz bir lokma yiyecek veya bir yudum su alırsınız; o da sahur yerine geçer.
İtikaf dediğimiz gibi genelde on gün olur ama insan daha az da yapabilir.
İstediği kadar yapabilir; isterse üç gün, isterse beş gün yapar.
Hatta ehl-i tarikatte, uzun süreli itikafa giremeyen bir insan, herhangi bir camiye girdiği vakit "Bu camide durduğum sürece itikaf etmeye niyet ettim, neveytü'l-itikaf." derse, bu da itikaf yerine geçer.
Onun için herkes niyet etsin.
İster namaz için ister başka bir vakitte, her camiye girdiğinizde "İtikafa niyet ettim." diye niyet edin; bu büyük bir fayda sağlar, Allah'ın büyük bir lütfudur.
Böylece o kişiye de nasip olur ve Peygamber Efendimizin sünnetinin sevabına nail olur.
Allah mübarek eylesin.
Allah daim eylesin inşallah.
Allah bütün itikaf edenlerin ibadetini kabul etsin; zaten her memlekette birilerinin itikafa girmesi lazımdır.
İnşallah bu yerine getiriliyor, çoğu insan itikaf etmeyi seviyor ve itikafa giriyor.
Bazıları her sene girer, bazıları ömründe bir defa girer, bazıları da birkaç senede bir girer.
Ama dediğimiz gibi, girdiğiniz her camide itikafa niyet etmek çok güzel bir amel olur inşaAllah.
Böylelikle sünnetin sevabına nail olmuş oluruz inşaAllah.
2026-03-07 - Lefke
تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۘ (2:253)
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı her şeyin en faziletli olanı vardır.
İnsanlar ve peygamberler derece derecedir...
Risalet... Nebi vardır, resul vardır.
En yüksek derece onlarındır.
Onların da kendi aralarında dereceleri vardır.
Mahlukat içinde en yüksek dereceye sahip olan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir.
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı melekler, cinler ve insanlar içinde Peygamber Efendimiz en yüksek mertebededir.
O, Allah'ın en sevdiği kuludur.
Allah böyle murat etmiştir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i bizzat kendi nurundan yaratmıştır.
Onun nuru da insanların hidayetine vesile olmuştur.
Bütün bereket ve iyilikler, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bize gelmektedir.
Bu yüzden ona tazim etmek ve onu yüceltmek en büyük ibadetimizdir.
Bize en çok fayda sağlayacak olan şeydir.
Bizi kurtaracak olan şey; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti, onun yolundan gitmek, ondan olmak ve onu sevmektir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmek...
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Beni annenden, babandan, çoluğundan çocuğundan ve nefsinden daha çok sevmelisin." buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in senin sevgine ihtiyacı mı var?
Hayır, yok.
Sırf merhametinden, bize iyilik olsun ve Allah'a daha fazla yakın olalım diye onu sevmemizi emrediyor.
Yoksa Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e her şeyi vermiştir; onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Fakat doğduğu andan itibaren "ümmetim, ümmetim" demesi, kıyamette de ümmetini düşünüp onları kurtarmak içindir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem işte bu yüzden o sevgiyi istiyor.
İnsanlar ancak onunla kurtulur.
Onun şefaatiyle kurtulur.
"Şefaat istemeyiz" diyenler helak olur.
"Ben hafızım, ben âlimim, ben şuyum, ben buyum; sakın karıştırmayın, peygamber sevgisinde aşırıya gidip şirk koşuyorsunuz" diyerek bundan menedenler helâk olmuştur.
Onların kurtuluşu yoktur.
Çünkü insan sadece kendi ameliyle hiçbir şeye yetişemez.
Buradan şuraya iki adım bile gidemez.
Allah insanlara akıl fikir versin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lütfuna nail olsunlar.
Onun şefaatine nail olsunlar.
Başka türlüsü imkânsızdır, kimse kurtulamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmeti olmak en büyük şereftir.
Bütün peygamberler, "Keşke biz de onun ümmetinden olsak" diye temenni etmişlerdir.
Ancak birkaç tanesinin... Allah onların bu duasını kabul etti.
Onlar; Hazreti İsa, Hızır Aleyhisselam, İlyas Aleyhisselam ve İdris Aleyhisselam'dır...
Onlar, Peygamber Efendimizin ümmetinden olma şerefine erecek şanslı peygamberlerdir.
Çünkü onlar hâlâ yaşamaktadır.
Onlar da bu nimete kavuşacaklar.
Yani peygamberlerin, dediğimiz gibi dereceleri vardır...
İnsanlar derece derecedir ve en yüksek derece Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e aittir.
Ondan sonra resuller, nebiler gelir...
Hem peygamber olup hem risaleti olanlara Allah kitaplar indirmiş, onlar da insanlara tebliğ etmişlerdir.
Daha sonra diğer peygamberler gelir... Yüz yirmi dört bin peygamber vardır.
Onlardan sonra ise tabii ki sahabeler gelir.
Sahabelerin de kendi içlerinde dereceleri vardır ve bu dereceler zaten bellidir.
Duruma göre dereceler yükselir; daha yükseği de vardır, daha aşağısı da.
Onun için her şeyin kıymetini bilmek lazımdır.
Bize verilen her nimetin kıymetini bilmek lazımdır.
Bunlar, Allah Azze ve Celle'nin ikramlarıdır.
Hepsi birer ikramdır.
Onları sevmek, onlarla beraber olmak, onları ziyaret etmek... Hepsi bizim faydamızadır.
Bu sayede büyük derecelere nail oluruz, inşallah bizler de sevap kazanırız.
Allah hepimizi onların şefaatine nail eylesin.
Kıymet bilenlerden eylesin.
Kandırılanlardan eylemesin.
İnsanlar çok kandırılıyor.
Kâfirler zaten baştan beri kandırılmıştır, şeytan onlardan memnundur.
Fakat şeytan bu defa Müslümanları da kandırıyor.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en büyük düşmanı şeytandır; onu en sevmeyen odur.
Onu kim seviyorsa, "Hemen onu kandırayım da bu sevgiden vazgeçsin. Senin yaptığın ibadeti kimse yapmıyor, sen hafızsın, âlimsin, sakın şirke girme." diyerek onları kandırıyor ve milleti dalalete sürüklüyor.
Allah bizleri şerlerden muhafaza eylesin.
2026-03-06 - Lefke
Ramazan mübarek ay, çok güzel aydır.
İçinde de çok güzel günler, geceler vardır.
Allah'a şükürler olsun ki, Peygamber Efendimiz için bu ayda çok güzel şeyler hasıl olmuştur.
Yine bu güzel olaylardan biri de, Hazreti Hasan Efendimizin doğumunun 15 Ramazan'da gerçekleşmiş olmasıdır.
O, Peygamber Efendimizin en sevdiği, en kıymet verdiği insanlardandı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendilerimiz gelince minberden iner, onlarla şakalaşır ve onları sırtına alarak minbere çıkardı.
Yani işte bu güzel ayda, böyle güzel insanlar dünyaya gelmiştir.
Aynı zamanda bu ay, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in savaşa çıkıp gazalar yaptığı bir aydır.
Bunların en önemlisi de büyük Bedir Gazası'dır.
Peygamber Efendimiz, Medine'den aslında büyük bir savaş için çıkmamıştı.
Sadece Kureyş'in kervanlarına el koymak niyetindeydi.
Çünkü müşrikler Mekke'deki Müslümanların mallarına el koymuşlardı; bu yüzden onlara bir karşılık verilmek istenmişti.
Ancak Allah'ın takdiri ve iradesi, bunun bir savaşa, bir gazaya dönüşmesi yönündeydi.
Geri dönme düşüncesi ortaya çıkmış, "Dönelim mi?" diye istişare edilmiş ancak Peygamber Efendimiz dönmek istememiştir.
Muhacirler de dönmek istememiş; Medine ahalisi, yani Ensar Efendilerimiz de "Biz de seninle geliriz." demişlerdir.
Neticede gaza gerçekleşmiş; Allah'ın izni, inayeti ve yardımıyla İslam'ın en büyük düşmanları olan küffar teker teker temizlenmiştir.
Günümüzde buna "etkisiz hale getirildi" diyorlar.
Nasıl bir etkisizlikse; hepsi cesede dönüşmüş, kimseye zarar veremeyecek bir hale gelmişlerdi.
Onların akıbeti de işte böyle oldu.
Kureyş kâfirlerinin en büyüklerinden 70 tanesi o gazada temizlendi.
Yani yeryüzünden silinip gittiler.
Çünkü onların varlıklarını sürdürmeleri, başkalarına ve küfre kuvvet verirdi.
Küfür insanı azdırır; nitekim onlar ortadan kalkınca küfrün kuvveti de kırılmış oldu.
Böylece Müslümanlar yavaş yavaş daha geniş alanlara yayılmaya başladı.
Çünkü Peygamber Efendimiz Mekke'deyken Müslümanlar Habeşistan'a ve başka yerlere hicret etmiş, ancak tam anlamıyla bir ferahlık bulamamışlardı.
Demek ki gaza yapıldıktan sonra önleri açılacaktı.
Gaza, yalnızca Allah rızası için yapılır.
Ve insanları zulümden kurtarmak içindir.
Günümüzde "İnsanları kurtaracağız, demokrasi getireceğiz." diyenler gibi değil; zira onlar demokrasi getireceğiz derken insanları eskisinden de beter bir hâle düşürdüler.
Oysa Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in askerleri nereye ulaştıysa oraya aydınlık, nur, iman, güzellik ve insanlık götürdü.
Her türlü iyiliği ve erdemi beraberinde taşıdılar.
Fakat şeytanın askerleri bu durumu tam tersiymiş gibi gösteriyor.
Halbuki asıl ters olan kendileridir.
Asıl zalim olan onlardır.
Huzursuzluk veren ve her türlü kötülüğü yapanlar yine onlardır.
Bu yüzden İslam, ulaştığı her yere merhamet götürür; orada zulüm barınamaz.
Hakiki İslam'ın olduğu yerde asla zulüm yoktur.
Günümüzde sıkıntılar yaşayan Müslüman memleketler var; bunun sebebi, oralarda hakiki İslam'ın yaşanmıyor olmasıdır.
Yoksa Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği hakiki İslam'da ve son halifelere kadar gelen süreçte yöneticilerin her hareketi; İslam'ın hukukuna, emirlerine, usullerine ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetine göre şekillenmiştir.
Onun için hakiki bir Müslümanın gittiği her yere bereket, huzur ve güzellik gelir.
Allah onlardan razı olsun.
İnşallah Mehdi Aleyhisselam geldiğinde, Allah'ın izniyle o güzel günler yeniden geri gelecektir.
Aksi takdirde dünyada ne huzur ne de güzellik kalacaktır.
Günden güne her şey daha da kötüleşiyor; zahiri ve batıni çirkinlikler, pislikler ortalığı kasıp kavuruyor.
Allah bizleri kurtarsın ve inşallah başımıza hakiki bir sahip göndersin.
2026-03-05 - Lefke
هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ (39:9)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
Olmaz tabii ki. Allah Azze ve Celle, bu Ayet-i Kerimede manen bunu bildirmektedir.
İlim, Allah Azze ve Celle'yi bilmektir.
Ondan başkası ilim değildir.
Aslında herkesin baştan sona kadar öğrendiği her şey, Allah Azze ve Celle'nin ilmidir.
O ilim, kişiye Allah Azze ve Celle'yi bildirirse faydalıdır.
Eğer bildirmezse hiçbir kıymeti ve faydası yoktur.
O vakit ilim cehalete ve bilgisizliğe döner, hiçbir işe yaramayan bir şeye dönüşür.
"Ne kadar çok şey öğrendim" deyip iftihar eden, kendini bir şey sanan insanlar var.
Profesör oldu, makam sahibi oldu, bilmem kaç tane üniversite bitirdi diye...
Ama kişi Allah Azze ve Celle'yi ve O'nun bildirdiklerini kabul etmiyor.
"Bunlar kendiliğinden oldu" diyor. Bu, cahil demektir; cehaletin tam içindedir.
Âlim... Tabii ilmin sonu yoktur.
İlmin sonu yoktur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Müslüman için ilim talep etmek farzdır, herkese farzdır."
İnsan doğduğu vakitten ta ölene kadar ilim öğrenecektir.
Nasıl öğrenecek?
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmaya niyet edip, her gün yavaş yavaş elinden geldiğince öğrenmeye çalışacak. Bu niyetle, ilim talep etme niyetiyle yola çıkınca Allah Azze ve Celle'nin katında makbul bir insan olur.
Allah Azze ve Celle'nin bildirdiğine göre, melekler de onun ayakları altına kanatlarını sererler.
Yani cahillik iyi bir şey değildir.
Tabii dediğimiz gibi ilmin dereceleri vardır; Allah herkese bir seviye vermiştir.
Bunu şöyle düşünmek lazım: Normal bir Müslüman vaaz dinler, birinden nasihat alır; işte o, ilim almak demektir.
Onu tahsil etmek demektir.
Dediğimiz gibi, "ne kadar çok biliyorum" deseniz de her gün hiç bilmediğiniz yeni şeyler karşınıza çıkıyor.
Her gün yeni bir şeyler öğreniyorsun.
Bunu da Allah rızası için yapacaksın. "Ben bu öğrendiklerimi Allah Azze ve Celle'nin emriyle, bir ilim talebesi olarak öğreniyorum" demek lazımdır.
Tabii ilim güzelliği, iyiliği öğretir.
İyi ne varsa onu öğretir; kötülüğü öğreten şeyler ise ilim değildir.
Onlar insanı helak etmek, insanı bitirmek için var olan şeylerdir.
"Bu kadar şeyi milleti dolandırmak için, kurnazlık yapıp haksız kazanç elde etmek için öğrendim" dersen, o ilim değildir.
Veya okuyup da Allah'ın varlığını inkar ediyorsa, o da kötü bir ilimdir.
Âlimlerin de iyisi vardır.
Allah indinde âlimler en yüksek derecededir.
Onlar iyi, salih âlimlerdir.
Kendi nefsine uyan âlimler ise kötü âlimlerdir.
Normal insanın bir günahı olursa, kötü âlimin iki günahı olur; hanesine öyle yazılır.
Çünkü normal insan bilmeden hata yaparken, o bilerek tersini yapıyor. Bu yüzden onun günahı daha fazladır.
Allah muhafaza etsin.
Allah zihnimizi açsın, öğrendiklerimiz hayırlı ilimler olsun inşaAllah.
2026-03-04 - Lefke
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمٞۖ (49:12)
Allah Azze ve Celle, suizandan uzak durun diyor.
Suizan demek, yani birisi hakkında kötü düşünmek demektir.
Bu, insanı lüzumsuz yere meşgul eder.
İnsan kötü düşündüğü vakit yanlış şeyler anlar, iyiyi kötü görür.
Onun için bundan uzak durun diyor Allah Azze ve Celle.
Allah Azze ve Celle'nin bütün emirleri bizim iyiliğimiz içindir.
Hem dünya hem ahiret iyiliğimiz içindir.
İnsan, kardeşi hakkında kötü düşünmesin.
İhvan kardeşi hakkında da kötü düşünmesin.
Niyetleri halis olan o insanları Allah muhafaza eder.
Tabii şimdi çoğu insan helal haram bilmediği için bazen yanlış işler yapıyor.
Çoğu zaman böyle saf insanları kandırmaya uğraşıyorlar.
"Suizan yapma" dediysek de, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadisinde, "Lestü bi habbin ve leysel habbü yahdaunî" demiştir.
Bir diğerinde ise "Lâ yüldağu'l-mü'minü min cuhrin merrateyn" demiştir.
Birinci hadiste Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ben kandıran biri değilim, kimse de beni kandıramaz" diyor.
Ötekisinde ise; "Mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz." Delik dediği, yılan deliği. Bir defa oyununa geldin mi, ondan zarar gördün mü dikkat edersin.
İlla da gidip "Ben iyi düşünürüm, suizan yapmıyorum, bu bir defa oldu, ikinci defa olmaz" diyerek oraya tekrar elini ayağını sokup uğraşma.
Uyanık ol! Seni kandırmaya gelen biri varsa, "Suizan yapmayayım" diyerek ona aldanma.
Şöyle de: "Kardeşim, hadi güle güle. Beni günaha sokma, bana kötü düşündürme. Senin bu dediklerin benim işime gelmiyor."
"Ben Allah'a şükür Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bereketiyle iyi yolu seçmişim, iyi insanlarla olmuşum. Doğru alışveriş yaparım," de. Ona göre hareket edersin.
Bir mal alacaksan veya bir iş yapacaksan; adam sana bir mal vermiş ya da bir şey önermişse, bu senin işine gelirse alırsın, gelmezse almazsın.
Biri "Seni ben bir şeyhe götüreceğim" diyor. Kalbin o şeyhe mutmain olursa gidersin, olmazsa gitmezsin. "Suizan yapmayayım, kötü düşünmeyeyim" diyerek aldanmak başkadır; hâşâ, huzurdan dışarı, ahmaklık başkadır.
Ahmak olma. Allah sana akıl vermiş, onu kullanacaksın. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, kimsenin seni kandırmasına izin verme.
Bugün çoğu Müslüman kandırılmış; hak yolu bırakmış, Peygamber Efendimiz'in güzel yolunu terk edip kendi kafalarına göre gidiyorlar.
"Müslümanız" diyorlar ama sünnette olmayan her şeyi yapıyorlar.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) söylemediği şeyleri dindenmiş gibi kabul ediyorlar, gerçek sünnetlere ise bidat diyorlar.
Böylelerine uymamak suizan yapmak demek değildir; tam aksine uyanıklıktır, akıllılıktır.
Onlara uymak, insanın kendi kendine zarar vermesi demektir.
Bu şeyleri ayırt etmek lazımdır.
Hikmeti, iyiyi ve kötüyü ayırt edin. Allah sana hem akıl hem iman nuru vermiş. O nurla hareket ederseniz inşallah kandırılmazsınız, buna dikkat edin.
Allah muhafaza etsin, yaşadığımız zamanda her türlü şey var.
Dediğimiz gibi, iyi insanları da töhmet altında bırakıyorlar. Hangisi iyi hangisi kötü diye dikkatle bakarsanız, o kendini belli eder.
Sen hiç merak etme; "Ben iyisini kötü zannettim, kötüsünü iyi zannettim" diye endişelenebilirsin, bunlar olabilir.
Sonradan hakikati bulduğunda tövbe edersin veya bir adama haksızlık yaptıysan özür dilersin, "Hakkını helal et" dersin.
Allah muhafaza etsin.
Allah kimseyi iyi insanlar hakkında kötü düşüncelere sevk etmesin inşallah. Onlara karşı bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hatalar varsa, bu mübarek günlerin hürmetine Allah affetsin inşaAllah.
2026-03-03 - Lefke
Allah'a şükürler olsun, bu güzel günlerde yine mübarek bir yerde, Şeyh Babamızın makamında buluştuk.
Ramazan ayı güzel bir aydır, bu günler güzel günlerdir.
Tabii dünya hali malum, dünya rahat yeri değildir.
Müslüman için bir kazanç yeridir.
Bunu iyi değerlendirmek lazım.
Dünyada ne oluyorsa oluyor, Allah Azze ve Celle'nin iradesi dışında hiçbir şey gerçekleşmiyor.
Her şey Allah Azze ve Celle'nin iradesi dahilinde, O'nun istediği gibi oluyor.
Onun için sen bunlara kafa yorma, kendi işine bak.
Senin vazifen nedir?
Allah'a kul olmak, Allah'a ibadet etmek, Allah'ın verdiği nimetlere binlerce kez şükredip onları tazim etmektir.
Müslüman olarak, insan olarak da aynı şekilde Allah'ın yolundan gitmen lazım.
Yok dünyada şu şunu yaptı, bu bunu yaptı, şu vurdu, bu kırdı; bunların hepsi Allah'ın iradesiyle olan şeylerdir ve oluyor.
Onun için çok fazla kafa yormaya gerek yok.
İnsan kendi haline bakmalı, başka şeye bakmamalı.
Halin ne ise şükret.
Sen Allah yolundaysan şükret.
Sen şanslısın, şanslı bir insansın.
Milyonlarca, milyarlarca insan ise şanssız.
Bu güzel günleri bilmiyor, bu güzelliği anlamıyor, tadını alamıyorlar.
Başka yollarda koşturuyor, zevklerinin peşinde koşarak bunların kendisini mutlu edeceğini zannediyorlar.
Gerçekte mutlu olan, Allah yolunda olandır.
Bunun dışındakiler şanssızdır, onların şansları yoktur.
Yani ne kadar yakın olsan da, o yolda olmadıktan sonra bu sana fayda etmez.
O yola gireceksin, Allah'ın yoluna.
Başka insanlara özenip de dinden kaçma, İslam'dan kaçma, tarikattan kaçma.
Kaçarsan çok şey kaybetmiş olursun.
Pişman olacağın çok şey olur.
"Ben nasıl kaçtım? Ben bu yolun içindeydim, Müslümandım..." dersin.
"Müslümanlık yolundayken ben kâfire özendim, inançsıza özendim, dinsize, imansıza özendim" diye ahirette pişman olacaksın.
Onların imrenilecek hiçbir şeyi yok.
Allah herkesi aynı yaratmış, asıl imrenilmesi gereken kişi dindar olan insandır; dinden kaçana sakın imrenmeyin.
"Ne güzel giyinmiş, nasıl hareket ediyor, nasıl dans ediyor, nasıl içiyor, bilmem ne yapıyor" diye onlara imrenmeyeceksin.
Onlar gelip geçici şeyler, bütün bir hayat boyu sürmez.
Yani hayat boyu sürse bile, sonunda elde hiçbir şey kalmayacak.
Ahirette, "Keşke bu fırsatları neden kaçırdım, nasıl böyle oldu?" diye çok pişman olacaksın.
Fırsat elindeyken değerlendirmediği için cehenneme gidince pişman olacak.
En çok pişman olacak olanlar da Hazreti Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanındaki müşriklerdir.
O'nun kıymetini bilmediler, O'na eziyet ettiler, O'nunla alay ettiler, her türlü kötülüğü yaptılar ama en sonunda pişman oldular.
İnsanlar da aynı şekilde meşayihleri görüyorlar, evliyaları görüyorlar; onlara itibar etmeyip baldırı çıplak, açık saçık derler ya, işte onlara itibar edip kıymet veriyorlar.
Onların hiçbir kıymeti yok, kendilerinin de bir değeri yok.
Onun için Allah Azze ve Celle insanoğluna akıl vermiştir; insanın bu aklı kullanıp selamete çıkması lazım.
Selamet nedir?
Dünyada selamet Allah ile beraber olmaktır, ahirette de yine aynı şekildedir.
Allah ile beraber olmak bilhassa ahiret için daha mühimdir.
Dünya hayatı nasıl olsa gelip geçer ama ahiret geçmez.
Şimdi insanlar dünyada "Ne olacağız, ne kalacağız?" diye düşünüyorlar; imansız olanların korkudan nasıl ödleri patlıyor.
Çünkü onlarda iman yok, her şeyin Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle olduğunu bilmiyorlar.
Onun için, "Şimdi param kalmadı, yok şu ne yapacak, yok şu nasıl olacak" diye dünyada da rahatları yok, ahirette ise durumları daha beter olacak.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizi bu yoldan ayırmasın, bu güzel günlerin feyzi ve bereketi üzerimize olsun.
İnanmayanlara da Allah hidayet versin diyoruz.
Yani biz müminler, tarikat ehli iyilikten başka bir şey istemeyiz.
Allah hidayet versin, onlar da hak yola girsinler, Allah'ın sevdiği kullardan olsunlar inşaAllah.
2026-03-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٖ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ (2:185)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; bu mübarek ay, Kur'an'ın inzal olduğu, yani indirildiği aydır.
Bu tecellilerin hepsi bu ayda indirildi.
Sonra yirmi üç senede tamamlanıp bir mucize olarak ila yevmil kıyame sürüyor.
Kur'an-ı Azimüşşan büyük bir mucizedir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en büyük mucizelerinden biridir ki Allah Azze ve Celle'nin kelamı insanların arasındadır, elimizdedir, her tarafta okuyabiliyoruz.
Onu okumaya gelince; Ramazan ayında zaten mukabeleler oluyor, hatimler indiriliyor.
Normalde de okumak lazımdır.
Tabii okumasını bilmeyen insanlar da çok.
Onun yerini hiçbir şey tutmaz.
Bazı insanlar, "Şunu okuyacağız, bunun kitabı var, şunun kitabı var" diyorlar; ama onlar hiçbir zaman Kur'an-ı Azimüşşan'ın yerini tutmaz.
Muhakkak Kur'an'dan okumak lazımdır.
Bilmeyenler için söyleyelim, bizim günlük vazifemiz bir cüz Kur'an okumaktır.
Onu yapamayan yüz defa İhlas Suresi'ni okur.
İhlas da Kur'an-ı Azimüşşan'ın özüdür.
Üç İhlas bir hatim yerine geçer.
O niyetle, yani "Cüz okuyamadık, bari bunu okuyalım" diyerek devam etmek lazım.
Yoksa bazıları insanları Kur'an'dan men edip, "Bunu okumayın, anlamıyorsunuz; onun yerine şu adamın kitabını okuyun, bunun kitabını okuyun" diye yönlendiriyorlar.
Bu tür sözler itibarsızdır.
Onlar itibarsızdır.
Onun için bu mübarek ayın en büyük özelliği de budur.
Kur'an Kadir Gecesi'nde indirildi, onun yerini hiçbir şey tutmaz.
Onun faziletinden nasiplenmek için, o niyetle inşaAllah dediğimiz gibi; yapabilen her gün bir cüz okur, okuyamayan ise muhakkak günde yüz defa İhlas Suresi'ni cüz niyetine okur.
Allah zihin açıklığı versin. Allah'ın hikmetidir, bu da büyük mucizelerden biridir; adam bir kelime Arapça bilmez, konuşamaz ama Araplardan daha güzel Kur'an okur, hepsini ezberlemiştir.
Hatta bazıları değişik kıraatleri, tecvitleri bile öğrenip uygulamıştır.
Bu da işte Kur'an'ın, Allah Azze ve Celle'nin kelamı olmasındandır. İnsanların içine, kalplerine işlediği için kolay oluyor.
Nereden bakarsanız bakın, her şey Kur'an-ı Azimüşşan'da vardır.
Sıhhat var, iman var, bereket var.
Bütün ilimler vardır; zahiri ve batıni ilimler Kur'an-ı Azimüşşan'dadır.
Onun yerine "Şunu okuyorum, bu adam bu kadar kitap yazmış, onun kitaplarını okuyorum" derseniz, ne ondan bir bereket alırsınız ne de Kur'an'dan istifade edebilirsiniz; mahrum kalırsınız.
Allah muhafaza etsin.
İyi insanlarla beraber olun.
Hak yolda olun.
Tarikat yolu hak yoldur.
Hak yolu gösteren tarikata laf edenler, onu kabul etmeyenler insanları dalalete götürüyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimize hidayet versin inşaAllah.
2026-03-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.
Kişi hayır söylemeyecekse susması daha hayırlıdır.
Çünkü bazen bilmeden konuşan çok insan oluyor.
Böyle olunca da hayır yerine şer çıkıyor, fitne oluyor.
Onun için bazı zamanlarda susmak daha hayırlı olur.
İnsanın devamlı ne konuştuğunu bilmesi lazım.
"Hayır mı konuşuyorum, şer mi konuşuyorum, kötü mü konuşuyorum, iyi mi konuşuyorum?" diye bilmesi lazım.
Bu zaman için zaten Hazreti Ali Efendimiz galiba şöyle söylemişti: "Hâzâ zemanü's-sükût ve mülâzemetü'l-büyût".
Daha bin dört yüz sene önce, "Bu zaman, susup evlerde oturma zamanıdır." dedi.
Şimdi ise bu bize o zamankinden daha çok lazım.
Fazla konuşmaya gerek yok.
Ne hayırlıysa onu söylemek lazım.
Öteki türlü, kötü bir şey söylersen zaten sana zararı dokunur.
İyi bir şey söylersen o vakit iyi olur, hayır olur.
Ama dediğimiz gibi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolu güzel bir yoldur.
Onun öğrettikleri insanlık için hayırdır.
Yani sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için hayırdır.
İnsanların ne yapacaklarını Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den öğrenmeleri lazım.
Dünyada iyilik ve güzellik isteyenin o yoldan gitmesi lazım.
Başka yolların hepsinin sonu hüsrandır, hiçbir zaman sonu iyi olmaz.
Allah bizi o yolda sabitkadem kılsın.
Fitnelere düşmeyelim inşaAllah.
Görünen her şey doğru değil, söylenen her şey doğru değil.
Onun için sen kafanı yorma.
Ne yapacaksan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediğini yap.
Allah bizi o yoldan ayırmasın.
Allah İslam'ı ve Müslümanları muhafaza etsin.
Sahip göndersin.
Ahir zamanda yaşıyoruz.
Muhakkak ki bütün bu problemlerin ve zorlukların tek çaresi var; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği gibi Mehdi Aleyhisselam çıkınca hiçbir problem kalmayacak inşaAllah.
Allah yardım etsin, tez zamanda gelsin inşaAllah.
2026-02-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır."
İftar edenin sevabından da hiçbir şey eksilmez.
Allah Azze ve Celle'nin mübarek sıfatlarından biri de keremdir, cömertliktir.
Ondan alıp diğerine verecek değildir; Allah Azze ve Celle kendi indinden verir.
Bu fırsatlar yine Allah Azze ve Celle'nin güzel müminlere lütfettiği, "alın" ve "istifade edin" dediği nimetlerdendir.
İftar ettirmek de böyledir; yapılan her hayrın karşılığında kat kat sevap verilir.
Bugün işte Ramazan'ın onuncu günü.
Allah'a şükürler olsun.
Oruç tutmak zor değildir; gerçi insanlar bazen zor zanneder.
O güzellik başka hiçbir şeyde bulunmaz.
Oruçtaki güzelliği, oruç tutmayanlar bilemez ve tadamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi, Allah Azze ve Celle'nin indinde oruç tutanın iki sevinci vardır.
İftar vaktinde oruç tutan herkeste büyük bir sevinç, huzur ve güzellik hali oluşur.
Diğeri ise ahirette bunun karşılığında verilecek olan sevaptır ki esas sevinç de odur.
Fakat o sevincin bir nebzesi de olsa, bu iftar vaktinde oruç tutan Müslümanlara yaşatılır.
Bu yüzden oruç tutan insan şanslı bir insandır.
Şeytana aldanmamış, nefsine uymamıştır.
İnsan şeytana ve nefsine ne kadar ters giderse, kendisi için o kadar iyi olur.
Onların peşinden giderse onların kölesi olur ve öylece savrulup durur.
Sürekli onların isteklerini yerine getirmek için çabalar.
Halbuki onlar sana tabi olmalı; nefsin sana boyun eğmeli, şeytan da senden uzak durmalıdır.
Olması gereken budur.
Böyle yaparsan, hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ve saadete ulaşırsın.
Dünyada yapılan ibadetler ve hayır hasenat, insana büyük bir fayda, kuvvet ve her türlü iyiliği kazandırır.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin bize ikram ettiği nimetleri kabul edelim.
İbadetlerimizi sevinçle yapalım inşallah, Allah bizleri muvaffak eylesin.
İbadet etmeyen insanlara da hidayet versin, bu güzellikler onlara da nasip olsun inşaAllah.