السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dün okuduğumuz hadisleri güzel, çok güzel.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in söylediği her söz, paha biçilemez birer hazinedir.
O'na itaat eden; gösterdiği yoldan giden, verdiği nasihatlere ve güzel sözlere tabi olan kimse hem dünyada hem de ahirette mutlu olur, saadet ehli olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu güzel yolu, içinde hiçbir kötülük barındırmayan bir yoldur.
Dün okuduğumuz üzere Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Sadaka vermekle hiçbir mal eksilmez," buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu yemin ederek söylüyor; sadaka vererek malının eksildiğini söyleyen insan yalan söylüyordur.
Sadaka malı bereketlendirir, kazayı ve belayı defeder; her türlü iyiliğe ve Allah'ın rızasına vesile olur.
Onun için dün okumuş olduğumuz bu hadis, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in çok güzel bir sözüdür.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yemin ederek söylediği için bunda hiçbir şüphe yoktur; kimse "Sadaka verirsem malım eksilir" diye düşünmesin.
İnsan sadaka vererek hem kendini korur, hem Allah'ın rızasına vesile olur, hem de Peygamber Efendimizin sözünü tutmuş olur.
İkincisi, haklı olsan bile sana kötülük yapan birini affedersen Allah katında aziz olursun, izzet sahibi ve makbul bir insan olursun.
Aksine, nefsine yenilip o kişiyle kavgaya tutuşsan yahut münakaşa etsen, o fazilet elden gitmiş olur.
Bu da mühimdir, zira insanın kendi nefsini zapt etmesi kolay bir iş değildir.
Haklı olduğun bir durumda uğradığın haksızlığı Allah rızası için affetmek... İnsanlar bazen "Böyle şey olmaz, hakkını ara" diyerek karşı çıkabilirler ama sen bunu Allah rızası için bırakırsan, Allah seni kendi indinde aziz ve yüce kılar.
Bu da çok mühimdir.
Üçüncüsü ise insanlardan para istemek, yani dilenmektir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, bunun da hiç iyi bir davranış olmadığını söylüyor.
Bunun fakirliğe sebep olacağını buyuruyor.
Sen istemeden verilirse, Allah gönderirse alırsın; fakat kalkıp da sürekli insanlardan "Bana verin" diye istersen, o vakit sende fakirlik baş gösterir.
Allah muhafaza etsin.
Bu üç husus, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in çok güzel öğütleridir.
Bunlar, insanın hayat boyu iyiliğine, güzelliğine, mutluluğuna ve saadetine vesile olur.
Hem dünyada hem de ahirette...
Allah bizleri O'nun yolunu takip edenlerden eylesin inşaAllah.
Nefsimize uymadan bu güzel sözleri kabul edip onlarla amel etmeyi hepimize nasip etsin inşaAllah.
2026-06-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul
İnşaAllah Muharrem'in birinci günü bereketli ve hayırlı olsun.
İnşaAllah bu sene, Peygamber Efendimizin müjdesini verdiği zuhur senesi olsun diye dua ediyoruz.
Kıyamet yakındır.
İnsanlar gaflet içinde, kıyametten hiç bahsetmiyorlar.
Onu uzak zannederler.
Halbuki yakın; günler, seneler bir anda geçip gidiyor.
Ahiret yaklaşıyor.
Tabii herkesin kendi kıyameti gözünü yumduğu andır; çünkü insan gözünü bir açtığında kendini mahşer gününde bulur.
Onun için bu çok mühimdir; zamanın kıymetini bilen, ahiret için hazırlık yapmış olur.
İşte bugün ayın biri, Muharrem'in biri.
İnşaAllah yaşarsak, seneye bugüne kadar bir sene göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olacak.
Geçen sene hacdaydık, üstünden bir hac mevsimi daha geçti; günler gerçekten bir anda geçiyor.
Allah yolunda olduktan sonra geçen her an faydalı olur; ahiret için azık olur derler.
Ahiret yolculuğu uzundur.
Onun için bu seneler, bu günler boş geçmesin; hep Allah yolunda geçsin.
Allah'ı hatırlamak lazım; çünkü Allah'ı zikretmek, Allah'ı hatırlamak demektir.
İlla ki dille Allah'ın adını telaffuz etmek de bir zikirdir ama zikir; O'nu hatırlamak ve daima kalpte tutmaktır.
Günler, saatler, saniyeler boş geçmesin diye devamlı Allah'ı hatırlayacaksın ki ahiretin mamur olsun.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin şefaatine nail olmak için bunu muhakkak hatırlamak lazım.
Her dakika, her saniye; "Allah bizimle, Allah bizi görüyor, Allah yaptıklarımıza şahittir" diye düşünmeliyiz.
Buna göre hareket eden insanın günleri boşa geçmiş olmaz.
"Sene birden geçti" diyorsun; evet geçti ama dolu dolu geçmiş oluyor; boş değil, günahla değil.
Elbette günahlar var, herkesin günahı vardır.
Ancak tövbe ve istiğfar ettikten sonra onlar da Allah'ın izniyle silinir.
Allah senemizi mübarek eylesin; inşaAllah hayırlı bir sene, ümit ettiğimiz o sene olur.
İslam'ın nusret bulduğu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin müjdelediği Mehdi Aleyhisselam ve İsa Aleyhisselam'ın geleceği sene olsun inşaAllah.
Bunu murat ediyoruz.
Ona nail olursak, Allah'ın vaadine de mazhar olmuş oluruz inşaAllah.
Çünkü dünyanın şu halinde kurtuluş diye bir şey görünmüyor; günden güne daha da batıyor.
Ancak Mehdi Aleyhisselam gelince inşaAllah bu durum düzelecek.
Başka türlü düzeleceği de yok.
Allah muhafaza etsin, yeni yılımız bereketli ve hayırlı olsun inşaAllah.
2026-06-16 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
ثَلَاثٌ أُقْسِمُ عَلَيْهِنَّ: مَا نَقَصَ مَالٌ قَطُّ مِنْ صَدَقَةٍ فَتَصَدَّقُوا، وَلَا عَفَا رَجُلٌ عَنْ مَظْلَمَةٍ ظُلِمَهَا إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا عِزًّا فَاعْفُوا يَزِدْكُمُ اللَّهُ عِزًّا، وَلَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ مَسْأَلَةٍ يَسْأَلُ النَّاسَ إِلَّا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ بَابَ فَقْرٍ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Üç şeyin gerçekliğine yemin ederim."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu üç şeyin gerçekliğine yemin ediyor.
Birincisi; hiçbir mal, sadaka vermekten dolayı eksilmemiştir.
Yani, "Sadaka verdim, malım ve param eksildi." diyen kişi yalan söylemiştir.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sadıktır, doğrudan başka bir şey söylemez ve sadaka vermemizi emreder.
"Bir kul kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, Allah mutlaka onun izzetini artırır."
Yani bir haksızlığa uğradığınızda onu affeder ve Allah'a havale ederseniz, Allah sizin izzetinizi artırır.
Affedin ki Allah sizi aziz kılsın.
Yani siz affederseniz, aziz olursunuz.
Affetmezseniz, o kişinin yaptığı haksızlık kendi boynunda kalır.
"Bir kimse kendisine dilencilik kapısı açarsa, Allah da mutlaka ona bir yoksulluk kapısı açar."
Yani başkasından para dilenmek ve istemek, kişinin daha da fakirleşmesine sebep olur.
ثَلَاثَةٌ أَعْلَمُ أَنَّهُنَّ حَقٌّ: مَا عَفَا امْرُؤٌ عَنْ مَظْلَمَةٍ إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا عِزًّا، وَمَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ مَسْأَلَةٍ يَبْتَغِي بِهَا كَثْرَةً إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا فَقْرًا، وَمَا فَتَحَ رَجُلٌ عَلَى نَفْسِهِ بَابَ صَدَقَةٍ يَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ تَعَالَى إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ كَثْرَةً.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Şu üç şeyin gerçek olduğunu bilirim."
"Birincisi; kişi kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, Allah bundan dolayı mutlaka onun izzetini artırır."
Yani haklı olduğu hâlde kendisine zulmedildiğinde, bunu dert etmez ve affederse; muhakkak derecesi yükselir ve aziz olur.
"Kişi malını artırmak niyetiyle kendisine bir dilencilik kapısı açarsa, Allah da bu yüzden mutlaka onun fakirliğini artırır."
Yani parası olduğu hâlde daha fazla kazanmak için ondan bundan dilenirse, bu durum fakirliğe sebep olur.
"Kişi Allah rızasını gözeterek sadaka vermek için kendisine bir kapı açarsa, Allah da mutlaka onun malını artırır."
Yani kişi sadaka vermeye niyetlenirse, o mal sadakayla eksilmez, aksine artar.
Onun için sadaka çok mühimdir.
İnsanın kendi ihtiyacı, faydası, Allah'ın rızası ve sevabının artması için her gün muhakkak sadaka vermesi lazımdır; sadaka her türlü güzellik için mühimdir.
ثَلَاثَةُ نَفَرٍ كَانَ لِأَحَدِهِمْ عَشَرَةُ دَنَانِيرَ فَتَصَدَّقَ مِنْهَا بِدِينَارٍ، وَكَانَ لِلْآخَرِ عَشَرَةُ أَوَاقٍ فَتَصَدَّقَ مِنْهَا بِأُوقِيَّةٍ، وَالْآخَرُ كَانَ لَهُ مِائَةُ أُوقِيَّةٍ فَتَصَدَّقَ مِنْهَا بِعَشْرِ أَوَاقٍ فِي الْأَجْرِ سَوَاءٌ، كُلٌّ تَصَدَّقَ بِعُشْرِ مَالِهِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Üç kişiden birinin on dinarı vardı."
On dinar; altın veya başka bir şey olabilir, toplam on dinarı vardı.
"Bir dinarını tasadduk etti."
Yani bu adamın bütün malı on dinardı, bir dinarını tasadduk etti, yani onda birini verdi.
"İkinci kişinin on ukiyyesi vardı ve bir ukiyyesini tasadduk etti."
Ukiyye dediğimiz ölçü birimi yaklaşık iki yüz gram gibi bir ağırlıktır; beş ukiyye bir kilo eder.
Bu kişi de malının onda birini tasadduk etmiştir.
"Üçüncü kişinin ise yüz ukiyyesi vardı ve on ukiyyesini tasadduk etti."
Yani bu kişilerin hepsi malının onda birini vermiş oluyor.
"Hepsi de malının onda birini tasadduk ettiği için sevapta eşittirler."
Yani biri miktar olarak fazla, diğeri az vermiş olsa da hepsi malının onda birini verdiği için aynı sevaba nail olmuşlardır.
خَيْرُ النَّاسِ مُؤْمِنٌ فَقِيرٌ يُعْطِي جُهْدَهُ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "En hayırlı sadaka, fakir müminin gücünün yettiği kadar verdiğidir."
Yani fakir olmasına rağmen kendi hâline göre sadaka vermesi, sadakaların en hayırlısıdır.
Sürekli olarak imkânı ölçüsünde muhakkak sadaka vermeye gayret ettiği için, bu fakirin verdiği sadaka en hayırlı sadakadır.
خَيْرُ أَبْوَابِ الْبِرِّ الصَّدَقَةُ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İyilik kapılarının en hayırlısı sadakadır."
Yapılacak pek çok iyilik vardır ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sadakanın en iyisi olduğunu buyuruyor.
خَيْرُكُنَّ أَطْوَلُكُنَّ يَدًا.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sizin en hayırlınız, sadaka vereniniz, yani eli en uzun olanınızdır."
Burada Peygamber Efendimiz "hayrukünne" diyerek özellikle hanımlara hitap ediyordu.
Bu hitap doğrudan hanımlara olsa da aslında herkes için geçerlidir.
Burada "eli uzun" demek; çokça sadaka veren, cömert olan demektir.
سَبَقَ دِرْهَمٌ مِائَةَ أَلْفِ دِرْهَمٍ. رَجُلٌ لَهُ دِرْهَمَانِ أَخَذَ أَحَدَهُمَا فَتَصَدَّقَ بِهِ، وَرَجُلٌ لَهُ مَالٌ كَثِيرٌ فَأَخَذَ مِنْ عُرْضِهِ مِائَةَ أَلْفٍ فَتَصَدَّقَ بِهَا.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir."
Yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, bir dirhem sadaka verenin, yüz bin dirhem verenden daha fazla sevaba nail olabileceğini söylüyor.
"Çünkü birinin sadece iki dirhemi vardı ve birini tasadduk etti."
Yani malının yarısını tasadduk etmiş oldu.
"Diğerinin ise çok malı vardı ve malından yüz bin dirhem alıp tasadduk etti."
Yüz bin dirhem verdi ama geride daha milyonlarca dirhemi vardı.
Onun için o bir dirhemi veren kişi, yüz bin dirhem verenden daha çok sevaba nail olmuş olur.
صَدَقَةُ السِّرِّ تُطْفِئُ غَضَبَ الرَّبِّ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gizli olarak verilen sadaka, Rabbin gazabını söndürür."
Yani sadakayı gizli vermek, insanları rencide etmeden ve gösterişten uzak bir şekilde vermek daha hayırlıdır.
صَدَقَةُ الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ تَزِيدُ فِي الْعُمْرِ، وَتَمْنَعُ مِيتَةَ السُّوءِ، وَيُذْهِبُ اللَّهُ تَعَالَى بِهَا الْفَخْرَ وَالْكِبْرَ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Müslüman kişinin verdiği sadaka ömrü uzatır."
"Ve kötü ölümü önler."
Bu ikisi de çok güzel müjdelerdir.
Sadaka ömrü uzatır ve insanı kötü ölümden muhafaza eder. Çok korkunç ölümler var, Allah hepimizi kötü ölümden muhafaza etsin.
"Ayrıca bundan daha da mühim olanı, Allah sadaka vesilesiyle kişiden övünme ve kibir duygusunu giderir."
Yani o kişi artık kibirlenmez ve övünmez.
Bunlar kötü hasletlerdir, Allah'ın sevmediği huylardır. Allah, sadaka veren kişiyi bu huylardan uzak tutar.
الصَّدَقَةُ تَسُدُّ سَبْعِينَ بَابًا مِنَ السُّوءِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka, kötülüğe giden yetmiş kapıyı kapatır."
Yani her türlü bela, dert ve kötülük kapısını kapatır ve mümini bunlardan muhafaza eder.
الصَّدَقَةُ تَمْنَعُ مِيتَةَ السُّوءِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor ki: "Sadaka kötü ölümü önler."
Allah inşaAllah hepimizi kötü ölümden muhafaza etsin.
الصَّدَقَةُ تَمْنَعُ سَبْعِينَ بَابًا مِنْ أَنْوَاعِ الْبَلَاءِ أَهْوَنُهَا الْجُذَامُ وَالْبَرَصُ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka; en küçüğü cüzzam ve baras, yani alaca hastalığı olmak üzere yetmiş bela kapısını kapatır."
Evet, sadakanın faydası çok büyüktür ama insanlar buna yeterince ehemmiyet vermiyor.
Lüzumsuz şeylere para harcarken, hayır için bir kuruş verecek olsa "Bunu neden verdim, ne işe yaradı?" diye ince hesap yapar.
Allah muhafaza etsin. İnşaAllah sadaka verenlerden eylesin.
2026-06-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Bugün Allah'a şükür, muteber olan İslami senenin, Hicri takvimin son günüdür.
Akşam ezanıyla beraber yeni seneye gireceğiz.
İslami takvimin işleyişi, diğer takvime göre çok daha farklıdır.
Bütün ibadetler bu takvime göre yapılır.
Onun için mübarek olsun, hayırlara vesile olsun inşaAllah.
Allah İslam âlemini baş göndersin, bütün dünyayı selamete eriştirsin.
Başka türlü selamete erişilmez.
Bu günler mübarek günlerdir, Muharrem ayıdır.
Dediğimiz gibi bu akşamdan itibaren başlar, yeni senenin başı olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hicretinden dolayı Hicri sene olarak anılıyor.
Allah ona mahsus olarak bu fazileti vermiştir.
Her şeyin, her günün ayrı bir tecellisi ve ayrı bir ihsanı vardır.
Ramazan orucu farz kılınmadan önce, farz olan oruç bu Muharrem ayında tutulurdu.
Ayın birinden onuna kadar tutulurdu.
Şimdi de aynı şekilde bu orucu tutanlar büyük sevaplara nail olur.
Allah Azze ve Celle'nin ikramına nail olmuş olurlar.
Ama en mühimi dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günleri tutmaktır; insan ne kadar tutabilirse tutmalıdır.
Ancak o Aşure gününü kesinlikle kaçırmamak lazımdır.
İnsanlar bu mübarek günlerden faydalanıp bunu birbirlerine hatırlatsınlar.
Miladi yılbaşı olunca birbirlerini tebrik eder, "Ne yapacağız, nasıl kutlayacağız?" telaşına düşerler.
Ancak Hicri yılbaşını çoğu zaman unutur, ona pek itibar etmezler.
Fakat Allah'a şükürler olsun ki Aşure günü var, Müslümanların çoğu en azından onu hatırlıyor.
Çünkü o, çok mühim bir gündür.
Bu günler, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in itibar ettiği ve bizlere tavsiye ettiği günlerdir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, o günlerde Yahudilere muhalif olmak adına bir gün değil, iki gün oruç tutulmasını buyurmuştur.
Yani ya dokuzuncu ve onuncu, yahut onuncu ve on birinci günleri.
Allah mübarek eylesin, bereketli kılsın inşaAllah.
Hayırlara vesile olsun, bütün insanlığın selamete çıkmasına sebep olsun inşaAllah.
İçinde bulunduğumuz bu günler, Mehdi Aleyhisselam'ın gelişinin yaklaştığı günlerdir.
Allah tez zamanda onun hükmünün, İslam'ın ve selametin hâkim olduğu bir dünyayı nasip etsin inşaAllah.
Allah mübarek eylesin, bu bereketler tekrar tekrar üzerimize olsun.
2026-06-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden unutarak, hataen veya zorla bir şey yapanları Allah affetmiştir.
Bu, diğer ümmetlerde böyle değildi.
Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e verilen bir ikramdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olmak büyük bir şereftir.
Allah, bu ikramı Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e ve O'nun vasıtasıyla ümmetine bahşetmiştir.
Çünkü Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Ümmetim" diyerek doğmuş, kıyamette de "Ümmetim" diyerek onlara şefaat edecektir.
Ümmeti için Allah'tan af dileyecektir.
O'nun ümmetinden olmak büyük bir şereftir.
Bunun kıymetini bilen kazanır.
Bilmeyen ise kaybeder.
Başka şeylerin peşine düşenler, sadece dünya için yaşayanların izinden gidenler hiçbir fayda göremeyecek, zarardan başka bir şey elde edemeyeceklerdir.
Dünyada sıkıntı çekeceklerdir.
Ahirette ise daha büyük bir sıkıntıya düşeceklerdir.
Bunun için, Peygamber Efendimizin ümmetinden olduğumuzdan dolayı Allah Azze ve Celle'nin bu nimetine her gün şükür namazı kılarak şükrediyoruz.
Bir şeyi unuttuğun için sana günah yazılmıyor.
Zorla yaptırılan şeylerden dolayı da günaha girilmiyor.
Çünkü geçmişte de günümüzde de insanlara zorla yaptırılan, dine uymayan pek çok şey olmuştur.
Bazen hâlâ da oluyor, insanoğlunun olduğu yerde bunlar devamlı yaşanır.
Zalim, başkasına zulmedip istediğini zorla yaptırarak bir şey kazandığını zanneder; oysa Allah Azze ve Celle zulme uğrayanı affeder.
Günümüzde pek görünmese bile, özellikle Osmanlı'dan sonra her tarafta insanlara zorla yaptırılan kötülükler vardır; Allah o zorla yaptırılanları affetmiştir.
Çünkü bunlar istemeyerek yapılmıştır.
Ancak isteyerek yapanlar, elbette bunun hesabını verecektir.
"Yapmazsan seni öldürürüm, vururum, keserim, hapsederim" gibi zorbalıklarla suça sürüklenen insanlar, bu durumlarından dolayı affedilmiştir.
Allah bizleri şerlerden ve kötülüklerden muhafaza eylesin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olduğumuz için Allah'a sonsuz şükürler olsun.
İnşallah bizler de bu ümmetin kıymetini bilenlerden olalım.
Allah hepimizi affetsin.
Bizleri O'nun şefaatine nail eylesin.
O'nun şefaati olmasa hâlimiz haraptır; ne ibadetimizin bir değeri kalır ne de yaptığımız işlerin bir faydası olur.
Bunun için en büyük arzumuz, inşallah Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in şefaatine nail olmaktır.
O da Allah'ın izniyle ancak isteyene verilir.
"Benim ibadetim yeterli" deyip O'nun şefaatini istemezsen, büyük bir hataya düşersin.
Allah muhafaza, ahirette durumun çok zor olur.
Allah hepimizi muhafaza eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
2026-06-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür, bu sene Hicri senemiz; asıl yılbaşı dedikleri bizim bu vakittir.
İslam takviminde hesabımız Hicri takvime göre tutulur.
Bütün ibadetlerimiz de ona göre yapılır.
Onun için bu günler, mübarek günlerdir.
Zaten Ramazan orucu farz olmadan önce Muharrem ayında oruç tutulurdu.
Günümüzde de bu ayın birinden onuna kadar oruç tutmak faziletlidir.
Ama bu orucu tutup da Ramazan orucunu tutmamak olmaz.
Farz olan, Ramazan ayındaki oruçtur.
Bu Muharrem orucu ise sünnettir.
Muharrem'in dokuzuncu ve onuncu günleri, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bizzat tutacağını söylediği günlerdir.
Bu mübarek senenin başlangıcını galiba Pazartesi veya Salı olarak tam tespit edemedik.
Normalde tabii ki aya bakılır.
Fakat artık aya bakan yok; nereden çıktı, nereden battı bilen kimse yok.
Biz de ülü'l-emr ne derse ona tabi oluyoruz.
İbadetlerimizi ona göre yapıyoruz.
Ama mühim olan bu manevi günlere itibar göstermektir.
İnsanlar ise başka lüzumsuz şeylere itibar ediyorlar.
Miladi yılbaşında "şöyle yapacağız, böyle yapacağız" diyerek hiç kıymeti olmayan bir vakti kıymetli hale getirirler.
O gece ne kadar günah varsa hepsini işlerler.
Bizim için asıl yılbaşı olan bu Hicri yılbaşını ise duayla ve namazla ihya etmek lazım.
Bu hayırlı, güzel ve mübarek günlerden faydalanmak, onları iyi değerlendirmek lazım.
O günleri unutmamak lazım.
Ahireti, Allah Azze ve Celle'yi ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i hatırlatan her şeyi tazim etmek, hürmet göstermek lazım.
Tabii Hicri takvim demek, Peygamber Efendimizin hicreti demektir.
Mekke'den Medine-i Münevvere'ye yapılan hicret, İslam tarihinin en büyük dönüm noktalarından biridir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kendisi için çok zor olmasına rağmen vatanını ve sevdiği yeri terk edip Allah rızası için hicret etmiştir.
Bu olay da Allah'a şükürler olsun ki İslam'ın yılbaşı olmuştur.
İslam tarihinin başlangıcı olmuştur.
O vakitten itibaren tarihler ona göre yazılmış, icraatlar ona göre yapılmıştır.
Allah bu günleri mübarek eylesin.
İnşaAllah bizleri daha nice güzel senelere eriştirsin.
İslam'ın şanı yeniden yücelsin.
Nasıl ki Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke'den çıkıp dünyaya açıldıysa, inşaAllah İslam yeniden dünyaya açılacak; muhakkak o günler gelecektir.
İslam'ın azameti inşaAllah yeniden gelecektir.
Allah hepimizi o günlere tez zamanda yetiştirsin inşaAllah.
2026-06-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Nakşibendi tarikatı, Allah'a şükür, insanların ahlakı daha güzel olsun diye güzel insanları toplayan bir tarikattır, bir yoldur.
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği, Peygamber Efendimizin yoludur.
Şeriatın özüdür.
Şeriattan taviz vermeyen bir şeydir bu; bir tarikattır, bir yoldur.
Bu yola giren, bu yoldan nasibi olanlar Allah'ın sevgili kullarındandır inşaAllah.
Onun için meşayihler, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den beri insanların hizmeti ve Allah rızası için bu yoldan gitmişlerdir.
Allah onların makamlarını âli eylesin.
Himmetleri hazır olsun.
Himmetleri daimdir... Bu himmet olmasa dünya ayakta durmaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"O mübarek insanların yüzü suyu hürmetine size yağmur ve bereket gelir, onlarla zafere ulaşırsınız."
Her türlü iyilik onların yüzü suyu hürmetinedir.
Çünkü onların özü ihlastır.
İhlas, bir menfaat karşılığı değildir.
Hiçbir şey karşılığında değildir.
Onların her gün dedikleri şudur: "İlahi ente maksudi ve rızake matlubi."
"Maksudum sensin, yâ Allah.
İstediğimiz şey Senin rızandır."
Başka bir şey değildir.
İnsanlar bunu yapmakta zorlanırlar; sırf Allah rızası için yapmaları zordur.
Çoğu zaman menfaat için yaparlar.
Onun için onların himmetleri olmasa insanlar kurtulamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in daima "ümmetim" diyerek Allah'tan şefaat dilemesi, bu ümmet için büyük bir lütuftur.
Onun himmeti ve şefaati olmasa işimiz zordur.
Maalesef bazı insanlar kendileri şaşırmış, başkalarını da şaşırtmak için büyük bir gayretle insanları yoldan çıkarmaya uğraşıyorlar.
Onlar tam evliyaların tersidir.
Onlarda ihlas yok, iyilik yok, güzellik yok.
Onların yolu, yol değildir.
Hakiki yol, inşaAllah Peygamber Efendimizin izinde olanların yoludur.
Ona tabi olanlar saadete kavuşmuştur.
Onların sonları güzeldir, hayatları güzeldir, insanlarla beraber olmaları güzeldir.
Bereketlidirler, etraflarına bereket saçarlar.
Bu bereketle inşaAllah insanlara da himmetleri ulaşır, Allah'a şükür.
Allah bizi doğru yoldan ayırmasın.
İnsanların da hidayetine vesile olsun inşaAllah.
Mühim olan ihlastır.
Allah rızası için ihlaslı olmak, en mühim şeydir.
Allah Azze ve Celle'ye ortak koşmaya şirk derler.
Halbuki ihlas olmadıktan sonra...
İbadet halis olmayınca, işte o vakit şirk olur.
Sen kalbinde menfaat güder, başkalarına zarar vermek istersen...
Bunu ihlasın içine karıştırdın mı, işte şirk odur.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi bu yolda sabit kadem kılsın inşaAllah.
Tüm insanlara, herkese hidayet nasip olur inşaAllah.
2026-06-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Allah'ın cennet bahçelerinin yanından geçtiğinizde oraya girin ve nimetlerinden faydalanın." buyuruyor.
Sahabeler, "Nedir o cennet bahçesi, dünyada nasıl cennet bahçesi olur?" diye sorunca;
"İlim meclisidir; ilim öğreten bir yer varsa oraya gitmek cennet bahçesine girmek gibi olur." buyurmuştur.
Ancak hakiki ve doğru ilmin olduğu yere bakmak lazımdır.
İlim gibi görünen ancak ilimle alakası olmayan, kendi kafalarına göre uydurdukları çok şey var.
"Kur'an'dan öğretiyoruz." derler; ancak Kur'an-ı Azimüşşan, sünnet ve hadis olmadan anlaşılamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifleri Kur'an'ı açıklar; hükümlerini gösterir ve neyin yapılıp neyin yapılmayacağını.
Bu hususta bir mümin için en mühim şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gitmektir.
O ne yaptıysa ona benzemeye çalışmak ve sünnetini elinden geldiğince uygulamak; bir mümin, Müslüman ve tarikat ehli için gereklidir.
Kişi yapabildiği kadarını yapsın.
Yapamadığını da Allah affeder.
Farz olmadıktan sonra sünnetleri veya diğer nafile ibadetleri yapmamanın bir günahı yahut cezası yoktur.
Ancak farzı terk ederse o vakit cezası olur ve onu mutlaka kaza etmesi gerekir.
Sünnet, nafile ve müstehap olan diğer ibadetleri ise yapmak çok iyi olur.
İşte Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in "Faydalanın." dediği dünyadaki cennet bahçesi budur.
Oradan ne kadar faydalanıp bir şeyler öğrenir ve buna devam edersen, o manevi rızıktan o kadar nasiplenmiş olursun.
Bu, insana hem manevi hem de bedeni bir kuvvet verir; maneviyat güçlenince beden de kuvvet bulur ve kişi dünya ve ahirette fayda görür.
Allah bizlere hayırlı ilim meclisleri nasip etsin.
Çünkü bu yolda, yani Peygamber Efendimiz'in yolunda giden insanlar Ehli Sünnet Vel Cemaat olarak bilinir.
Bunun dışındakiler, yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunu kabul etmeyenler Ehli Sünnet Vel Cemaat'ten sayılmaz.
Onlar kendilerini öyle gösterseler bile hakikatte hiçbir alakaları yoktur.
En doğru yol, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
O yola tabi olmak kurtuluştur.
Allah hepimizi bu yolda sabitkadem eylesin inşaAllah.
2026-06-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükürler olsun ki bu sene de güzel bir sene oldu.
Nasıl güzel olabilir? İnsanlar "güzel değil" diyor.
Allah'ın verdiği her şey güzeldir.
Allah'ın dilediği olur; her şeyi olduğu gibi kabul edip iyiye yormak lazım.
İşin iyi tarafını göreceksin; kötü tarafını görmenin sana bir faydası olmaz.
Allah ne yaptıysa güzel yapmıştır, bu yüzden şikayet etmek doğru değildir.
Şikayet etmek yerine her vaziyete uyum sağlamak, her şeyi olduğu gibi kabul etmek gerekir...
Bunun insana, bilhassa da Müslüman ve mümin olana büyük faydası vardır.
Mümin veya Müslüman olmasa bile, insan olan biteni kabullenirse rahat eder.
Aksi takdirde bütün vaktini kendi nefsiyle ve başkalarıyla çatışarak geçirir, herkese aksilik yapar.
Herkes de ona karşı aksi olur; ortada ne huzur kalır ne de güzellik.
Onun için, Allah Azze ve Celle'nin izniyle bu mübarek sene de geride kaldı, çok şükür.
Hacca gidenler oldu, bu ibadet onlara da nasip oldu.
Hacları mübarek olsun, Allah kabul etsin.
Bayramlar da geçti; inşaAllah hepimiz için Allah'ın bereketiyle geçmiştir.
Allah mübarek eylesin, bizleri bu yoldan ayırmasın.
Kendi hikmetinden bizlere de nasip etsin.
Hikmet sahibi olan insan, bütün hayırlara da kavuşmuş demektir.
Hikmetten yoksun insan ise şanssız insandır.
Daima hayır yerine şer ister; daha doğrusu olanı şer zanneder.
Hayrı şer zanneder, hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmez.
Allah bizi onlardan eylemesin inşaAllah.
Allah hepimize huzur versin.
2026-06-08 - Lefke
وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم (63:10)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"Size verdiğimiz rızıklardan infak edin."
Hem size faydası olsun hem de başkalarına faydası dokunsun buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Bu sürekli karşılaştığımız bir durum olunca, ihvanlar soruyor:
"Evde erzak bulunduralım mı, ne kadar bulunduralım, ne yapalım?" diye.
Şeyh Baba her zaman, "Evde mutlaka erzak bulunsun." derdi.
Allah muhafaza, her türlü hal başa gelebiliyor.
Onun için insan evinde devamlı kırk günlük veya iki aylık bir erzak bulundursun.
Buna karşılık, "Sonra erzak bozuluyor." diyenler olabilir.
Zaten bozulmasın diye onu fakir fukaraya vermelisiniz.
Böylece hem kendinizi garantiye almış olursunuz hem de sizin ihtiyaç duymadığınızı bekleyen çok fakir fukara var.
Ona muhtaç olan çok olur.
Onun için bu her bakımdan güzel bir iş olmuş olur.
Şeyh Baba'nın bu mübarek sözüyle, insan rızkını muhafaza etmiş olur.
Eskiden köydeki insanlar mesela ununu, tuzunu, yağını sene sonunda, seneden seneye alırlardı.
Mahsulünü sattıkları vakit alırlardı ve bu insanlara bir sene boyunca yeterdi.
Şimdiki gibi her gün alışveriş yapılmazdı.
Şimdi ürünlerin üstünde tarih yazıyor; tarih ne zaman bitecek diye bakıp, bitti mi hemen atıyorlar.
Bu da tabiri caizse ayrı bir saçmalık.
Tuzun üstüne bile son kullanma tarihi yazıyorlar.
Hâlbuki tuz bin sene bile kalsa bozulmaz.
Bal da aynı şekildedir.
Bazı şeylere öyle tarihler yazıyorlar ki lüzumsuz yere israfa sebep oluyor.
Siz de onu tarihi bitmeden verin; çünkü günümüzde fakirler, maşallah zenginlerden daha fazla tarih bitmiş mi diye bakıyorlar.
Gözünün yaşına bakmadan çöpe atıyor, kullanmıyorlar.
Oysa insan onu kullanabilir. Üzerinden bir sene, iki sene bile geçse o ürünlere bir şey olmaz.
Çoğu üründe bir mahsur yoktur; sadece vakti geçtiğinde bozulan çok nadir şeyler vardır.
Ama günümüzde buna israf ekonomisi diyorlar; tamamen israf.
"Ne kadar israf ederseniz ekonomi o kadar canlanır." diyorlar.
Sürekli bir alım satım döngüsü kurmuşlar.
İyi ama işin içinde israf olunca bunun hiçbir iyi tarafı kalmıyor, israf hiçbir zaman iyi değildir.
Bereket kalmaz; insanların da memleketin de rızkı azalır.
Bugün enflasyon ve yaşadığımız bütün sıkıntılar hep bu israftan kaynaklanıyor.
Hâlbuki insan sadece ihtiyacı olduğu kadarını alıp israf etmese, bütün memleket rahata erer, muhtaçlık ve fakirlik olmaz.
"Ekonomi canlanacak" şeklindeki o söylemler, Avrupa'nın ve Batı'nın bir uydurmasıdır.
Sadece, "Sürekli alacaksın, tüketeceksin, atacaksın." diyorlar.
Böyle yapa yapa fiyatlar kontrolden çıktı, her şey aşırı pahalandı.
Kimsede para kalmadı. Artık insanların ne yapacağını kimse bilmiyor.
Fakat Allah'ın izniyle bunun bir çaresi geliyor.
Bu gidişat ancak Mehdi Aleyhisselam'ın gelişiyle düzelir.
Çünkü ekonomiyi de diğer her şeyi de maalesef berbat ettiler.
Her taraf perişan olmuş durumda, nereyi tutsanız elinizde kalıyor.
Düzelecek diyorlar ama ortada ne düzelen bir şey var ne de düzeltecek bir adam var.
Onun için, başta da dediğimiz gibi; Allah yolunda hayra infak edin.
Dünyanın ne olacağı belli değil.
Bu yüzden bir iki aylık rızkınızı her zaman kenarda bulundurun.
Tarihi yaklaşınca da fakirlere verin ki onlar da faydalansın.
Böylece hem siz sevap kazanırsınız hem de onların rızkı sizin elinizden geçmiş olur.
Allah Rezzaktır; ancak rızkı insanlara ulaştırırken sana da sevabı dokunsun diye seni vesile kılar.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin çok büyük bir lütfudur.
Başkasının ihtiyacını karşılaman senin için büyük bir fayda ve Allah'ın sana bir lütfudur.
Hadis-i Şerif'te de daima belirtildiği gibi: "Veren el, alan elden üstündür."
İnşallah bizler de daima o veren el olalım.
Allah bereketimizi daim eylesin.
Hizmetimizi daim eylesin.
Şeyh Babamızın keremi, fazlı ve cömertliği her tarafa yayılsın inşaAllah.