السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-08-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul

"Yessiru vela tuassiru." Allah Azze ve Celle, "Kolaylaştırın," diyor. "Zorluk çıkarmayın," diyor. Din yüsürdür, din kolaylıktır. Allah, İslam dinini insanın tabiatına uygun olarak insanlığa göndermiştir. İnsanların Allah yolunda ilerlemeye devam edebilmeleri için bu dinin kolay olması lazımdır. İnsanlar bazen, "Tarikat nedir?" diyerek korkarlar. Tarikat kelimesini duyunca, sırtlarına taş yüklenip taşıyacaklarını zannederler. Hâlbuki öyle bir şey yoktur. Bizler de normal bir Müslümanın yaptığı şeyleri yapıyoruz. Yaptığımız tek farklı şey bir mürşide bağlanmaktır. Çünkü tarikat, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e uzanan ve onun zamanından günümüze gelen bir yoldur. "Tarik" kelimesi zaten "yol" demektir. O doğru yoldan giden insan, zorlanmadan ve kötülük yapmadan Allah'ın izniyle cennete gider. Allah'ın izniyle o yol güzel bir yoldur, zorluk içermez. Her Müslüman namazını kılar, orucunu tutar. Tarikat ehli de aynı şekilde ibadetlerini yapar, ilaveten sünnetlere daha fazla riayet eder. Allah Azze ve Celle'nin gösterdiği yolda, sünnete uyarak başkalarına da hakkı bulmaları için yardımcı olur. Kendi kafasına göre hareket etmez; İslam'ın edebi ve usulü neyse o yolda devam eder. İşte tarikat kısaca budur. Bazı insanlar tarikat ismini duyunca korkunç bir şey zannedip uzak durmak isterler. Oysaki tarikat insanı muhafaza etmektir. Tarikat ile cemaat arasındaki fark çok büyüktür. Bir cemaatin nasıl kurulduğu, ne yaptığı, niyetinin eğri mi yoksa kötü mü olduğu pek belli olmaz; bunu en iyi Allah bilir. Çoğu nefsani duygulara dayandığı için cemaat oluşumlarında muhakkak bir sakatlık bulunur. Bu yüzden tarikat mühimdir. Tarikat yolunda olan insan, Allah'ın izniyle hak yoldadır ve haktan ayrılmaz. Hak yol, Allah'ın yoludur. Allah hepinize mübarek etsin inşallah. Başkalarına da nasip etsin; çünkü bu büyük bir nasiptir, nasip meselesidir. Allah herkese nasip etsin inşaAllah.

2026-08-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Ed-dâllü ale'l-hayri ke fâilihi." Hayır yapmak için uğraşan yahut başkasına hayrın yolunu gösteren kişi, o hayrı bizzat yapmış gibi olur. Her türlü güzelliği gösteren, insanlar arasında buna vesile olan, insanlara yardım eden yahut kendisi edemese de başkasının yardım etmesini sağlayan kişinin sevabı, o işi bizzat yapanınki gibi olur diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Çünkü Müslümanın esas gayesi insanlara faydalı olmaktır. İslam'ın esas gayesi; bütün insanlığa iyilik ve hayır yapmaktır. Sırf insanlara değil; hayvanlara, yaşanılan çevreye, her tarafa hayır getirsin diye Allah Azze ve Celle İslam'ı göndermiş, insanlara İslam'ı emretmiştir. İslam'da kötülük yoktur, İslam'da güzellik vardır. Bu yüzden İslam'da, yol gösterene de o işi öğrenen yahut yapan kadar sevap vardır diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Onun sözü mübarektir. Bazı insanlar bu güzellikleri yapmak isterken tabii ki şeytan rahat durmaz, işine gelmez; ne hayır gösterilmesini ne de hayır yapılmasını ister. Hep kötülük olsun, kavga kıyamet kopsun, hiç huzur olmasın ister şeytan. Bu yüzden hayır yapanlara eziyet eder, onlara saldırır. Ama Allah yolunda olan insan bunu kâle almaz, yoluna devam eder. Kimseden teşekkür beklemez. Kimseden övgü dolu güzel bir söz de beklemez. Yaptığı her şeyi sadece Allah rızası için yapar. "Biz Allah rızası için yaparız; isteyen beğensin, istemeyen beğenmesin." der. Allah Azze ve Celle razı olduktan sonra gerisi mühim değildir. Allah'ın rızası daima üzerimize olsun. Daima hayırlara vesile olalım inşaAllah.

2026-08-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي عِنْدَ فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ Ev kemâ kâl. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, ümmetim yoldan çıkıp yollarını şaşırdığı vakit sünnetimi ihya eden için, her bir sünnet adına yüz şehit sevabı vardır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünneti, onun yaptığı şeylerdir. Onu unutmamak lazım. Tarikat ehli elinden geldiği kadar o sünnetleri takip ediyor. Fakat sünneti sevmeyen bazı insanlar var. Müslümanız diyorlar ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem için, "Peygamber de bizim gibi insandır, onun sünnetlerini takip etmeye gerek yok." diyorlar. Kıyafetlerine baksanız Müslüman zannedersiniz; fakat Müslüman kıyafetiyle alakası olmayan bazı şeyler yapıyorlar. Sünnet olmayan şeyleri sünnet gibi gösteriyorlar. Herkes de onu sünnet sanarak taklit ediyor, öyle yapmaya uğraşıyor. Bunun en belirgin örneği; bu insanlar namaza durdukları vakit ayaklarını çok fazla açıyorlar, yanındakinin ayağına değmesi lazım diyerek böyle bir şey yapıyorlar. Bunun sünnetle hiç alakası yoktur. Namazda sünnet olan, ayakları değil omuzları birbirine değdirmektir. Hanefi mezhebine göre ayakların arası en fazla beş, on santim açık olmalıdır. Şafilerde biraz daha açık olabilir ama hâşâ abdest bozar gibi büsbütün açılmaz. Öyle olmaz, o sünnet değildir, yakından uzaktan alakası yoktur. Bu, sünneti sevmeyen insanların en belirgin özelliğidir. Bunu sünnet diye takdim etmek, insanlara öyle göstermek günah olur. Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu yapmamıştır, yapılmasını da emretmemiştir. O'nun emrettiği şey, cemaatle namaz kılarken safta omuzların birbirine değdirilmesidir. Cemaat dışında buna gerek yoktur, herkes ayrı ayrı yerlerde durabilir. Ama farza durulduğu vakit maksat ayakları birbirine değdirmek değil, omuzları birbirine değdirmektir. Sünnet diyorlar, milleti kandırıyorlar. Sünnet, başı örtülü tutmaktır. Hanımlar zaten başörtülü olmalıdır; erkeklerin de kafasında bir takke bulunması lazımdır, sünnet olan budur. Daha kuvvetli olan sünnet ise sarıktır, fakat onlar hayatta sarık diye bir şey takmazlar. Taksalar taksalar, bazıları kadınlar gibi başlarına bir örtü atarlar, onu da sünnet diye takdim ederler. Sünnet, başta bir takkenin olmasıdır. Peygamber Efendimiz "kalansöve" diyordu, bu takke demektir. Sarık sarmak ise sünnetin daha çok sevabı olan halidir. Sünnete uyan insan bunları yapar. Sünnet diyerek ayaklarını alabildiğine açıp acayip bir görüntü sergilemek sünnet değildir. Kafa açık, sakal bir karış, bıyık yok, pantolon desen dize kadar... Bu, sünnet değildir; sünnet böyle olmaz. Sünnet, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği en güzel yoldur. Onu takip edenin zaten başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Kalkıp da helali haram gibi göstermek, o da büyük bir günahtır. Onun için bakıyorum da bazen, hatta bizim ihvanlardan bile ayaklarını açanlar oluyor. Umreye, hacca gittiler; orada görüp "Demek ki Müslümanlık buymuş, ayağını böyle açman gerekiyormuş." sandılar. Öyle olmaz, kesinlikle olmaz. Dikkat edin. Neyin sünnet olduğuna, neyin olmadığına iyi bakın. Bu bilhassa sünneti sevmeyenlerin, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet gözetmeyen insanların yoludur. Onlara tabi olmayın, onlardan uzak durun. Onlara benzemeyin, Peygamber Efendimize benzemeye çalışın. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ "Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır." Allah muhafaza etsin, bizleri onların şerlerinden korusun. Şeytanın şerri büyüktür; iyiyi kötü gösterir, kötüyü iyi gösterir. Allah muhafaza etsin, hepimize uyanıklık versin.

2026-08-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

İsmeu ve'u... fenteffiu. Duyun ve anlayın. Anladığınız vakit istifade edersiniz. Hadis değil de galiba Hazreti Ebubekir yahut Hazreti Osman'ın sözlerindendir. Çünkü insanlar duyuyorlar ama anlamıyorlar. Sırf konuşuyorlar, konuştuklarından istifade etmiyorlar. Onun için bu mübarek söz, "Duyun ve anlayın," diyor. Anlamadan hiçbir şey yapmayın. Anlarsanız, duyduğunuz şeylerden ona göre istifade edersiniz. Çoğu insan gelir, kafasında ne varsa onu söyler. Karşısındakinin ne söylediğini ne anlar ne de ondan istifade eder. Onun için insanlardan bir nasihat, bir ilim yahut bir fikir isterseniz; ona dikkatle bakın, anlayın. Anlamak işi kolaylaştırır. Kendi istediğinize değil, ne lazımsa ona bakmanız gerekir. İnsanlar artık kendilerini bir kalıba sokmuşlar, karşısındakinin de aynı şeyi söylemesini bekliyorlar. O aynı şeyi söylerse tamam. Hâlbuki ne söylediğini kendi anlar; ne istediğini, ne sorduğunu, ne de aldığı cevabı anlar. Kendi fikri bile olsa, o fikrin ne anlama geldiğini kendi de bilmiyor. Onun için dikkat etmek lazım. Konuşulanı anlamak lazım. Anlayınca istifade edilir, anlamayınca hiçbir faydası olmaz. Onun için bu dersler vardır. Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'ı indirmiştir; o mübarek ve kutsal bir kelamdır, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır. Onu anlamak için de muhakkak bir şeyhe yahut bir hocaya ihtiyaç vardır. Onu kendi kafana göre anlayamazsın. Şimdilerde bazı aklıevveller çıkmış, "Biz okuyup kendimiz anlarız, mezhebe gerek yok, tarikata gerek yok, biz bunları kendimiz anlarız," diyorlar. Anlayamazsın. Dediğimiz gibi, ne sorduğunu anlarsın ne de aldığın cevabı anlarsın. Ortaya "Anladım" diye bir şeyler çıkarırsın, o da şeytanın sana verdiği vesveselerden ibarettir. Allah muhafaza etsin. Allah bizi hakkıyla anlayanlardan eylesin. Zihnimiz açılsın, kalbimiz açılsın. Sadece zihinle, akılla, kafayla değil; kalple de anlamak lazım. Allah hepimizin kalbini açsın, hakikati görelim inşaAllah.

2026-08-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فِي كُلِّ ذَاتِ كَبِدٍ حَرَّى أَجْرٌ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; susamış olan her canlıyı sulamak, yani ciğeri yananı -Arapçada susuzluktan insanın ciğeri yanar derler ya- işte onu sulamak bir sadakadır. O da büyük bir sadakadır. En büyük sadaka su sadakasıdır. Yani sadece insan değil; hayvan, haşerat ne varsa iyi kötü hepsine su vermek sadakadır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ سُلَامَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ تَعْدِلُ بَيْنَ الِاثْنَيْنِ صَدَقَةٌ، وَتُعِينُ الرَّجُلَ عَلَى دَابَّتِهِ فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ، وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ خُطْوَةٍ تَخْطُوهَا إِلَى الصَّلَاةِ صَدَقَةٌ، وَتُمِيطُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; insanın her bir mafsalı (eklemi) için, güneşin doğduğu her gün bir sadaka vermesi gerekir. Şimdi çoğu insana "sadaka ver" dediğimizde, "Ben işte veriyorum, her ay veririm, haftada bir veririm, bin lira veya beş bin lira veririm." falan derler. Oysa her gün için vermek lazımdır. Beş bin vermeyeceksin, ama her gün için yüz lira vereceksin. Veremezsen, işte Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; o sadakayı (başka yollarla) vermek lazımdır. İki kimse arasında doğrulukla hükmetmek sadakadır. Yani iki kimse senden hakemlik istiyorsa; kim haklı, kim haksız diye doğru olan neyse ona hükmetmek ve doğruyu söylemek sadakadır. O da sadakadır. Yani sadece para vermek sadaka değildir, bu bile sadakadır. Birine atına binmesi için yardım etmek... Eskiden ata binmek bazen zor oluyordu, ona yardım etmek, eğerini veya dizginini tutup atına binmesini sağlamak bile senin için sadaka sayılır. Ya da onunla birlikte yükünü yüklemek sadakadır. Atına, hayvanına yük yüklerken tek başına zor olur; çünkü bir taraftan yükleyip tutmak, diğer taraftan da bir başkasının tutması gerekir. İşte buna yardım etmek de bir sadakadır, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Güzel bir söz sadakadır. Yani birine selam vermek, güzel söz söylemek, hal hatır sormak; bunlar da sadakadır diyor. Bu da işte vücudunun mafsalları için verilmesi gereken sadakalardan sayılıyor. Namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yani mescit ister yüz adım yakında olsun ister iki yüz adım uzakta olsun, atılan o adımların bütünü sadaka sayılıyor. Her adım sadaka sayıldığı için; o attığın üç yüz, dört yüz veya beş yüz adımın ne kadarsa hepsi sadakadır. Birine yol göstermek sadakadır. Biri sana adres sordu, ona yolunu göstereceksin; bunu da güzelce anlatır ve söylersen, o da sadakadır. Eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmak sadakadır. Ne gibi? Taştı, topraktı, dikendi yahut başka bir şeydi... Onları yoldan kaldırmak da sadaka sayılıyor, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ قَرْضٍ صَدَقَةٌ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; her ödünç verme bir sadakadır. Hani "karz-ı hasen" derler ya; Allah rızası için verilen güzel borç. Geri alacak olsan bile, yani karşılıksız verilen sırf sadaka olmasa bile, borç vermek de yine sadaka sayılır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; her iyilik bir sadakadır. Yani iyilikler çoktur. Her türlü iyilik yapmak; anneye, babaya, çocuklara, komşuya, insanlara iyilik yapmak sadaka sayılıyor. Yani boşa giden hiçbir şey yoktur. Bir Müslüman, bir mümin için hiçbir şey boşa gitmez; hepsi Allah indinde sadaka, hayır, hasenat ve sevap olarak yazılır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ مَعْرُوفٍ صَنَعْتَهُ إِلَى غَنِيٍّ أَوْ فَقِيرٍ فَهُوَ صَدَقَةٌ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; zengin olsun, fakir olsun insanlara karşı yaptığın her iyilik bir sadakadır. Yani "O zengindir, ona iyilik yaptım, bu sadaka sayılmaz" diye bir şey yok, o da sadaka sayılıyor. Yapılan her iyiliğin karşılığı sadaka olarak kabul olunur. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ، وَالدَّالُّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ، وَاللَّهُ يُحِبُّ إِغَاثَةَ اللَّهْفَانِ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; her iyilik bir sadakadır. İyiliğin yüzlerce, binlerce şekli vardır. Onların her birisi birer sadakadır, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Hayra yol gösteren, o hayrı işleyen gibidir. Yani yapılacak olan bir hayrı, Allah rızası için kılınan bir namazı, duayı veya yardımı sen başkasına da göstersen, o hayrı yapan kadar sen de ecir alırsın. Allah, ne yapacağını şaşırmış birine yardım edilmesini sever. Zor durumda olan, ne yapacağını şaşırmış, büyük bir imtihanda olan insana yardım edeni Allah sever, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ مَنَحَ مَنِيحَةَ وَرِقٍ، أَوْ مَنِيحَةَ لَبَنٍ، أَوْ أَهْدَى زُقَاقًا، فَهُوَ كَعِتْقِ نَسَمَةٍ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; sütünden istifade etmesi için hayvanını ödünç veren, ihtiyacı olan kimseye borç para veren veya yolunu kaybetmiş bir kişiye yol gösteren kişi, köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Yani eskiden (şimdi tabii kimse süt sağmıyor, hazır kutularda alıyor), o vakitler hayvanı ödünç veriyorlardı. Allah rızası için fakir biri o hayvana bakıyor, sütünden istifade ediyor, sütü bitince de sahibine geri veriyordu. İşte böyle birine veya ihtiyacı olana borç para verenin ya da yolunu kaybetmiş bir kişiye yol gösterenin alacağı sevap o kadar büyüktür ki; adeta bir köle azat etmiş gibidir. Köle azat etmek en büyük sevaplardan birisidir. Tabii burada şimdiki zamanın insanları, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin bu sadaka meselesinin en başında buyurduğu gibi hareket etmelidir. İlk başta kendi rızkına, ailesinin ve çoluk çocuğunun rızkına dikkat etmesi, ihtiyaç fazlasını -ondan bundan borç alıp da kendisini sıkıntıya düşürmeden- vermesi lazım. Eğer bundan arta kalan olursa ve karşı taraf da hakikaten muhtaç durumdaysa, o zaman verilir. "Yok ben borç parayı alıp çok para kazanacağım, başkalarından da alıp ona vereceğim, o da gidip 'koyun' alacak." gibi düşüncelerle hareket edilmez. Koyun dediğimiz bizim o bildiğimiz dört ayaklı koyun değil. Bu yeni çıkan 'coin' (kripto para) işleriyle uğraşan iki ayaklı insanlar ailelerini perişan ediyorlar. Gidip başkasından borç alıyorlar. Böyle kişilere borç vermek gerekmez. Kumar oynayana, borsa veya 'coin' gibi lüzumsuz şeylerle uğraşanlara para verilmez. Keçilere bir şey demiyorum, gidip keçi alabilirsiniz; ama uyuşturucu ve hap müptelası olan kişilere de kesinlikle borç vermeyin. Gelip soruyorlar "Ne yapalım?" diye. "Para vermeyin." diyorum. Para vermeyince ne yapacak? Gidip de o mereti alamaz bu adam. "İşte o zaman da bize kızıyor." diyorlar. Bırakın, kızsın. "Ölecek" diyorlar. Ölsün, daha iyi. Hiç olmazsa günaha girmeden temiz gider. Yani bunu buradan herkese söyleyelim; sırf bizim Türkiye değil, dünyanın her tarafı aynı duruma geldi. Bu tür konularda insanın nefsine ne kadar taviz verirseniz, durumu o kadar beter edersiniz. Zaten kendisi perişan olmuş, bari sen de onunla birlikte perişan olma kardeşim. İşte bu sadaka meselesi tamamen Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin başından beri buyurduğu gibidir; ilk olarak kendine ve ailene harcadığın her şey zaten sadakadır. İlk önce onlara bak, ondan sonra başkalarına bakarsın. Kendi ailen muhtaçken kalkıp da lüzumsuz yere "Bu çocuk bağırıyor, ağlıyor, ona yardım edeyim" diyerek başkasına yardım edip kendini de perişan etme. Buna dikkat edelim. Çok berbat bir zamanda yaşıyoruz, artık eski zamanlar gibi değil. Eski zamanın insanlarında söz vardı, halden anlarlardı, merhametten anlarlardı. Utanma ve arlanma duygusu vardı, şimdi ise hiçbir şey yok. Gençler utanmadan gelip annesine, babasına ve ailesine musallat oluyor, "Ben para kazanacağım, siz bana para verin" diye. Allah ıslah etsin. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ مَنَحَ مَنِيحَةً غَدَتْ بِصَدَقَةٍ وَرَاحَتْ بِصَدَقَةٍ صَبُوحُهَا وَغَبُوقُهَا.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; sütünden istifade etmesi için hayvanını ödünç verenin hayvanı, sabah akşam sadaka ile döner gelir. Yani dediğimiz gibi koyundur, keçidir; onu sütünden istifade etmesi için ödünç veren kişi, o hayvan kullanıldıkça sabah akşam sadaka sevabı kazanır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «خَيْرُ الصَّدَقَةِ الْمَنِيحَةُ، تَغْدُو بِأَجْرٍ وَتَرُوحُ بِأَجْرٍ.» Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; sadakanın en hayırlısı, ödünç verilen süt hayvanıdır. "Ecirle gider, ecirle (sevapla) geri gelir." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Yani bu yine bahsettiğimiz gibi ödünç verilen hayvandır; koyun, keçi veya inek olabilir. Fakir fukara o hayvana bakar, sütünden istifade ederdi ve bu onların her türlü ihtiyacına yeterdi. Eskiden bir veya iki ineği olan kişi zengin sayılırdı. Şimdi ise iki yüz ineği olan insan sırf o gübrenin içinde uğraşıp duruyor ama hiçbir şey de kazandığı yok. Dünyayı berbat ettiler, hiç bereket bırakmadılar, hiçbir şey kalmadı. Allah sahibini göndersin. O eski bereket yeniden gelsin. Güzellikler gelsin inşaAllah.

2026-08-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُ (40:9) Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da şöyle buyuruyor: Bizi günahlardan koru. Günahlardan koruduğun kişi, rahmetine kavuşmuş insandır. O, Allah'ın rahmeti içindedir. Çünkü günah, herkesin işleyebileceği bir şeydir. Kimisi küçük, kimisi büyük günahtır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Küllü benî Âdeme hattâun" buyuruyor. Yani her ademoğlunun bir günahı, bir yanlışı vardır. Fakat onların en hayırlısı; tövbe eden, istiğfar edendir. Dışarıya, oraya buraya gittiğinizde günah işleyen insanlar görürsün. Kendini onlardan üstün görme. Melek değilsin. Allah dilerse seni korur; bu yüzden daima Allah'ın koruması altında olmak için dua ederiz. Allah bizi affetsin, çünkü biz de günahkârız. Bizleri günahlarını bilip de tövbe ve istiğfar edenlerden eylesin. Başkalarının yaptıklarına bakıp da "Ben onlardan daha iyiyim" demeyin. Allah muhafaza etsin. İnsan yaşadıkça başına türlü türlü haller gelir. Atalarımız, "Ben şuyum, ben buyum diyerek fazla büyük konuşma," derler. Büyük konuşan kimse, başına bir musibet geldiğinde bunun nereden geldiğini bilemez ve o gafletle gider. Allah muhafaza etsin, gaflete düşmeyelim. Biz kendi halimizi bilelim ki nefsimize mağlup olmayalım. "Ben çok namaz kılıyorum, geceleri ibadete kalkıyorum; bak bu insanlar hep oyun ve eğlencede, ben onlardan daha iyiyim" demeyin sakın. Çünkü bu, Allah'ın size bahşettiği bir lütuftur. Allah Azze ve Celle, o lütfu onlara da verebilir. Sizin halinizi onlarla tebdil edebilir. Allah muhafaza etsin. Bu yüzden herkes hataları için devamlı tövbe ve istiğfar etsin. Kendi haline baksın, başkalarının haliyle fazla ilgilenmesin. Allah hepimizi affetsin. Kendinizi kimseden üstün görmeyin ve kimseye karşı kibirlenmeyin. Allah muhafaza etsin. Allah bizi günahlardan korusun. Günahlardan korunan kimseler kurtuluşa ermiştir. Allah, Ümmet-i Muhammed'e yardım etsin. Bize bir sahip göndersin ki bu hallerden kurtulalım inşaAllah.

2026-08-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Cemiyetimiz hayırlı ve bereketli olsun. Bu, mübarek bir topluluktur. Allah'ın sevdiği şekilde, Allah rızası için toplanıyoruz. O'nun rızası da üzerimizde oluyor. Bunlar ilim meclisleridir. Burada Allah'ın rızasını talep etmek için bulunuyoruz. Nasihat istersin, nasihat alırsın. Nasihat, Allah rızası için verilir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ed-dinü nasîha" buyuruyor; din tamamen nasihattir. Doğru yolu ve iyiliği göstermek içindir. Bu sebeple bu meclislere katılmak ve ilim talep etmek farzdır. Her Müslüman için farzdır. Beşikten mezara kadar ilim talep etmek insanlara farzdır. İster meclislerde bulunun, ister insanlardan nasihat alın; bunlar ilim talebesi olmak demektir. İlim talebesi olmanın büyük bir fazileti vardır. Buna niyet etmek lazımdır. Niyet etmeden hiçbir şey olmaz. Niyetimiz; Allah rızası için iyiliği ve dinimizi öğrenmek olmalıdır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i, sahabesini ve ehl-i beytini sevmek; bunların hepsi ilimdir. Kötülüğün ve haramın ne olduğunu bilmek de ilimdir. Elimizden geldiğince nasihati kabul etmek lazımdır. Nasihat, Allah rızası için verilen bir şeydir. Nasihati sevmeyen çok insan var. Niçin sevmiyorlar? Çünkü nefis, nasihati ve iyiliği pek sevmez. Nefis yabanidir; terbiye edilmediği için devamlı nasihatten kaçar. Ne söylerseniz söyleyin, kabul etmez. Ancak o da terbiye edilebilir. Nefsin terbiyesi mümkündür. Şeytan terbiye edilmez ama nefis terbiye edilebilir. Her insanda şeytan, nefis, dünya hevesi ve heva vardır. Bunların peşine düşmemek lazımdır. Şeytan vesvese verir, onu hiçbir zaman dinlememek gerekir. Ne kadar uğraşsan da şeytanı terbiye edemezsin. Ama nefsini terbiye edebilirsin. Nasıl mı? İyi olmayan şeylerden uzak durdukça, nefis de yavaş yavaş terbiye olur. Tabii terbiye olur ama nefis yine de fırsat kollar. Yeniden sana karşı gelmek ve kötülük yapmak isteyeceği için daima tetikte olmak lazımdır. "Nefsim terbiye oldu, artık nefsim kalmadı," deyip de kendine güvenirsen, anında seni alaşağı eder. Allah muhafaza etsin. Allah hepimize nasihat dinleyip onunla amel etmeyi nasip etsin inşaAllah. Nefsimizi alt etmek için nasihati kabul etmek lazımdır. Allah yardımcımız olsun inşaAllah. Hepimiz bu yolda sabitkadem olur, başkalarının da hidayetine vesile oluruz inşaAllah.

2026-08-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ (٣٧) وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (٣٨) فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَىٰ (٣٩) (79:37-39) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; kim dünyayı ahirete tercih ederse onun sonu cehennemdir. Dünya geçicidir. Ahiret ise sonsuzdur, ilelebettir; ahiretin sonu yoktur. Onun için dünyayı ahirete tercih eden, nefsine uymuş olur. Nefis, insanı helak eder. Çünkü insan dünyada ne kadar eziyet çekse de dünyadaki her şeyin bir sonu vardır. Ahiretin ise sonu yoktur. Cennete giren orada ilelebet kalacaktır. Cehenneme giren de -Allah muhafaza etsin- orada ilelebet kalacaktır. Ahiret hayatı sonsuzdur. Bazı insanlar bunu kabul etmezler. Kendi kafalarına göre "Sonsuzluk yok" diyerek, dünyadaki başka şeylere sonsuz derler. Allah Azze ve Celle'nin gösterdiği ve buyurduğu hakikati kabul etmezler. Oysa sonsuzluk vardır. Bu mühim bir meseledir. Mühim olan dünya değil, ahirettir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Dünya, göz açıp kapayıncaya kadardır" buyuruyor. Hakikaten de öyledir; seneler geçer de insan "Sadece bu kadar mı yaşadım?" diye hayret eder. İnsan, "Vakit ne ara bu kadar oldu, ne kadar da çabuk geçti!" diye söylenir. İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Dünya, göz açıp kapayıncaya kadar bile değildir" buyuruyor. Yani ahiretle mukayese edildiğinde dünya hiçbir şeydir. Ne yaşanırsa yaşansın, gelip geçiyor. Mühim olan ahirettir. Tabii ki cahil insanlar çoktur. Bazı insanlar "Hayat nasıl olsa geçiyor, boş durmayalım; yapabildiğimiz kadar nefsimizi kabartalım, nefsimizin her istediğini yapalım" diye düşünürler. Hayat bir anda geçip gidiyor. Bu yüzden ne kadar eğlenirlerse, nefislerini ne kadar yüceltip ona ne kadar hizmet ederlerse kendileri için o kadar iyi olacağını zannederler. Böylece vaktin "boş geçmemiş" olacağını söylerler. Halbuki böyle yaparak hayatlarını çok boş yaşarlar; daha doğrusu hayatlarını boş değil, kötü şeylerle doldurmuş olurlar. Ahirete elleri boş gitseler yine iyi, ancak oraya boş da gitmezler. Çünkü işledikleri günahların, haramların ve yaptıklarının hesabı ahirette sorulacaktır. Eğer bu dünyadan küfür üzere ayrılırlarsa -Allah muhafaza etsin- bunun ilelebet sürecek bir cezası vardır. Eğer küfür üzere değillerse cezalarını çekip sonunda yine cennete gireceklerdir; ancak buradaki kısacık bir vakit, oranın bir ömrüne bedeldir. Burada kaybedilen boş bir vakit, ahirete kıyasla koca bir ömrü kaybetmek gibidir. Bu yüzden çok dikkatli olmak ve nefse ne zor geliyorsa onu yapmak lazımdır. Nefse tabi olmamak lazımdır. Kötü yoldan geri dönmek lazımdır. Kötülüklerden uzak durmak lazımdır. Günümüzde insanlar, nefisleri daha hoşnut ve mutlu olsun diye kötü alışkanlıklara yöneliyor, kötü insanlarla beraber oluyorlar. Sırf nefislerini tatmin etmek için kötülük yapıyorlar. Bunun ise hiçbir faydası yoktur. Aksine, zarar üstüne zarardır. Allah muhafaza etsin; nefsimize uymaktan ve kötülük yapmaktan Allah hepimizi korusun. Allah hepimizi korusun inşaAllah.

2026-07-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَهُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ (36:81) Yaratan, Allah Azze ve Celle'dir. Her şeyi bilen O'dur. Dilediğini yapan O'dur; Allah Azze ve Celle'dir. Onun için her insan, her canlı bu dünyada Allah'ın izni ve muradıyla yaratılmıştır. Bazı insanlar, "Beni niçin yarattın?" diye sorgular. Sen, Allah öyle istediği için yaratıldın. Sen bu dünyaya kendi keyfinle değil, Allah'ın iradesiyle gelmişsin. Bazı insanlar, "Çok çocuğumuz oldu, daha fazla yapmayalım, korunalım" derken bir de bakıyorlar ki çocukları olmuş. Kızıp sinirlenmeye gerek yok; demek ki Allah Azze ve Celle onun dünyaya gelmesini istemiş. Sen ne kadar korunursan korun, istemezsen isteme; o insan dünyaya gelecek, doğacak ve büyüyecek. Hayırlı mı yoksa hayırsız mı olacağı da yine Allah'ın takdiridir. Ama gelecek olan mutlaka gelecektir; Allah'ın yaratacağı bir cana kimse engel olamaz. Onun dünyaya gelmesine kimse mâni olamaz. Çünkü günümüz insanlarında iman çok zayıflamış, adeta sıfırın altına inmiş. Bu yüzden beklenmedik bir durum olduğunda, "Ne yapacağız, bu çocuğa nasıl bakacağız?" diye telaşa kapılırlar. Oysa asıl Rezzak olan, Allah Azze ve Celle'dir. Dünyaya gelenin rızkı, ne zaman doğacağı ve ne zaman öleceği Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle belirlenir. Sen bunları düşünerek kafanı yorma. Allah'a tevekkül et; bir şey olacaksa olur, olmayacaksa da bu yine Allah Azze ve Celle'nin takdiridir. Ancak bir şey gerçekleşmişse buna boyun eğeceğiz. Allah'a şükredip dua edeceğiz ki o iş hakkımızda hayırlı olsun, hayırsız olmasın. Allah muhafaza etsin, günümüzde hayırsız insanlar çok çoğaldı. Dünyadaki insanların ekseriyeti, yani büyük bir çoğunluğu maalesef hayırsız ve yaramaz insanlardır. Onun için bolca dua etmeliyiz ki dünyaya gelecek olan can hayırlı olsun. Allah'a hakkıyla kul olsun, Allah'ın sevdiği kullardan olsun; bunun için dua etmek lazımdır. Yoksa "Acaba okuyacak mı, geleceği ne olacak?" diye dünya telaşına düşmemek gerekir. Asıl mühim olan, iyi bir insan ve Allah'ın sevdiği bir kul olmasıdır; en önemlisi budur. Günümüzde insanlar adeta tek tip, tek kalıp olmuşlar. Sanki hepsi mutlaka okuyacak, hepsi aynı şeyleri yapacak... Okulda öğrendikleri üç beş şey de zaten hep aynıdır. Onu da ittire kaktıra, zorla okuyorlar. Eğer her şey sadece okumakla kazanılsaydı, o zaman okumayan hiç kimse yaşayamazdı. Her şey Allah'ın iradesiyledir; bir kulun rızkı ne kadarsa, Allah katında o kadar yazılmıştır. O rızıkla yaşıyor, bu dünyada o şekilde idare ediyoruz. Mühim olan, dediğimiz gibi hayırlı insanlar olabilmektir. Allah bizi o hayırlı insanlardan eylesin. Bütün zürriyetimizi ve tüm Müslümanların çoluk çocuğunu hayırlı insanlar yapsın inşaAllah. Hepimizi hayırsızlıktan çıkarsın inşaAllah.

2026-07-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ahir zamanı anlatıyor. Fitne o derecede olacak ki, "...ka kıta'il leylil muzlim," yani "karanlık gece gibi..." Karanlık gece gibi parça parça fitneler çok olur diyor Peygamber Efendimiz. "Nasıl böyle şeyler olur!" diye insanı hayrete düşürüyor. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu mübarek sözleriyle ifade etmiş. Nübüvvet demek, ileride ne olacağını söylemek demektir. Peygamber Efendimiz'in bütün buyurdukları, söyledikleri zahir oldu, ortaya çıktı. Son olarak işte bu yaşadığımız zamanı da anlattı. Bu fitneler, bu karışıklıklar, dünyanın hali, insanların hali insanı gerçekten hayrete düşürüyor. Her tarafta fitne var. Yani fitne olmayan hiçbir yer yok. İster Müslüman olsun ister olmasın, her memlekette bu fitne var. Onun için, "Bu, ahir zamandır" deyip dikkat etmek lazım. Mübarekler ta bundan bin, bin seneden fazla bir zaman önce, "Haza zemanüs sükut ve mülazemetül büyut" demiş. "Susup evde oturmak lazım," diyor. Yani ancak evde fitneden kurtulursun diye. Onun için insanlara, etrafa çok dikkat etmek lazım... Hiç ummadığın bir anda her taraftan bir şey gelebilir. Bu, ahir zaman fitnesidir. Allah'a sığınıp onun şerrinden kurtulursun inşaAllah. Muhakkak ki Allah'a sığınan yardım görür, Allah Azze ve Celle ona yardımcı olur. Onun için yaşadığımız zamanın fitnelerinden ve şerlerinden Allah muhafaza etsin. Allah insanlara akıl fikir versin. Nefislerini kontrol etsinler. Şeytana uymasınlar. Her duyduklarına inanmasınlar. İnanılacak yol; şeriat yoludur, tarikat yoludur. Bunların dışında olanlara itibar etmesinler ki fitneye düşmesinler. Allah muhafaza etsin. Büyük küçük, çoluk çocuk herkes... Yani "Ben büyüğüm, fitneden kurtuldum, şeytan beni kandıramaz" diyemezsin. Şeytan herkesi kandırır. Onun için Allah'a sığınmak lazım. Allah'a sığınan, Allah'ın izniyle kurtulur. Allah hepinizi muhafaza etsin; bu fitnelerden, şerlerden Allah muhafaza etsin.