السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
(10:62)
Allah Azze ve Celle'nin evliya kulları, onlara korku yoktur, üzüntü yoktur.
Onlar Allah'ın himayesinde, insanlara hidayet olsunlar diye.
Evliyalar, Allah'ın sevdiği, Allah'ın emirlerini yerine getiren kullarıdır.
Büyük evliyalar var, ancak evliyalık sadece keramet sahibi olmak demek değildir.
Keramet sahibi olan evliyalar da var, büyük evliyalar da var, fakat herkes Allah'ın sevgili kulu olabilir.
Allah'ın emirlerini yerine getirenler, O'nun sevdiği kullardır.
Allah'ın istediğini yapan kullar, O'nun sevdiği kullardır.
Herkes soruyor: "Nasıl evliya olabilirim?" diye.
Allah'ın emirlerini yerine getirmekle başlar.
İlla keramet göstermek değil mesele, asıl büyük keramet nedir?
أجلُّ الكراماتِ دوامُ التوفيقِ
En büyük keramet, başladığın güzel amellere sebatla devam etmektir.
Namaz kılıyorsan, namazına devam et.
Hayatın sonuna kadar yaptığın iyilikleri daimen sürdürmek, işte asıl keramet budur.
Nice büyük evliyalar vardır ki, insanların hidayetine vesile olmuşlardır.
Meşayih, sahabe, âlimler ve ulema, hepsi öyle büyük evliyalardandır.
Bunların en büyüklerinden biri de şüphesiz Mevlana Hazretleri, Şeyh Celaleddin-i Rumi'dir.
Onun sayesinde milyonlarca insan faydalanmış.
Kimi hidayete ermiş, kimi İslam'a girmiş, kimi de yoldan çıkmışken doğru yola dönmüş.
Onun güzel nasihatleri ve öğütleriyle bütün dünya, Müslüman ve gayrimüslim, onu kabul etmiş, sözlerini okuyor.
Onun nasihatlerini, kitaplarını okuyor.
Onun vesilesiyle insanlar hakikati öğreniyorlar.
Hakikat de Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmaktır.
Odur.
Yani bazı insanlar Mevlana'yı başka türlü gösteriyorlar.
Mevlana'nın gayesi, insanlar İslam'a girsin, imana gelsin ve tövbe etsin diye kapıları açık tutmaktır.
O meşhur mübarek sözlerinden birisi:
"Tövbeni bozsan yine gel. Yüz defa bozsan yine gel, yine gel."
Bu kapı açıktır.
Bir insan bir defa kötülük yapsa, hata yapsa, günah işlese kapı kapanmaz.
Kapı açıktır.
Yeter ki sen şu kötülüğü bırak.
Kötülüğün peşinden koşma, kapı açıktır sana.
İnsan hata yapar, hatasız insan olmaz.
Bazı insanlar nefislerine hakim olamıyorlar.
Bir günah işleyince, "Artık ben günahkarım, hiçbir şeye yaramam, beni kabul etmezler. O zaman daha da kötüsünü yapayım" diye düşünüyor bazı insanlar.
Öyle değil, merhametinden dolayı davet etmeye devam ediyor: "Sen yine de gel. Bir kere olsun, iki kere olsun, beş kere, on kere, yüz kere olsun... En sonunda inşallah vazgeçersin bu günahlardan, bu kötülüklerden."
Mevlananın güzel sözüdür bu.
Bunun gibi binlerce nasihati var, yazdığı muazzam kitabı var, o Mesnevi'dir.
İnsanın halini anlatıyor, en ince teferruatına kadar onu gösteriyor insanlara.
Mevlana Hazretleri büyük evliyalardandır.
Tabii, büyük evliyalar insanlara hidayete vesile olsun diye çok güzel şeyler yapmışlar.
Onların bereketine, milyonlarca insan hidayete ermiş, dine girmiş, dinde Müslüman olan da tövbe etmiş.
Günahlarından arınmış.
O mübarek zatların vesilesiyle tertemiz olarak Allah'ın huzuruna varmışlar.
Onların vesileyle hidayete erenlerin fazileti de o evliyalara yazılmıştır.
Allah onların bereketini üzerimize eylesin.
O güzel halleri, o güzel sözleri bize de olsun inşaAllah.
2024-12-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul
نَصۡرٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَتۡحٞ قَرِيبٞۗ
(61:13)
Allah Azze ve Celle müjde veriyor.
Allah'la beraber olanlar daima zafere ulaşır.
Dünya elbette bir imtihan yeridir.
İmtihan yeri olduğu için zorluklar da olacaktır.
İnsan imtihan edilecektir.
Ne kadar iyilik yapabilirse, hangi hayırlı işleri gerçekleştirebilirse, Allah ona göre mükâfatını verecektir.
İnsanlar dünyada her şeyin çok rahat ve kolay olmasını isterler.
Lakin dünya hayatı bir imtihandır.
Allah dilediğini yapar.
İstediğine verir, istediğine vermez.
Bu yüzden Allah'la beraber ol ki nefsine karşı daima zafer kazanasın.
Nefis, seninle sürekli savaş halindedir.
Bu savaşın ne zaman biteceğini soracak olursan, ancak kabre girdiğinde son bulur.
Bu sebeple daima Allah'la beraber ol, çünkü en büyük düşmanımız olan nefsimize karşı zafer ancak böyle gelir.
Bu zafere nail olmak için Allah'la beraber olmak gerekir.
Allah Azze ve Celle her şeye kadirdir.
O'nu unutan mağlup olur.
İnsan böyle kazanamaz.
O'nu unutmayan kazanmıştır.
Allah Azze ve Celle zaferi vaat etmiştir.
Bu yüzden, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) buyurduğu gibi: "Küçük cihattan döndük, şimdi büyük cihada, nefisle olan cihada gidiyoruz."
Allah yardımcımız olsun.
Nefsimize uymayalım.
İnşallah nefsimize galip gelelim.
2024-12-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Elhamdülillah, ala din el-İslam.
İslam dininde bizi yaratan Allah'a hamd-ü senalar olsun.
Peygamber Efendimizin hürmetine bu din, olduğu gibi hiç değişmeden aynı şekilde devam ediyor.
Bundan önce gelen insanlar, kendilerine gönderilen ve aslı İslam olan dini değiştirdiler.
Kendi kafalarına göre, hoşlarına nasıl gidiyorsa, dinle alakası olmayan şeyleri yaptılar.
Her şeyi bozdular.
Her şeyi sahte yaptılar.
Onun için Müslümanların yaptığı ibadetler, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibidir.
Ötekilerin ise, hiçbir şeyleri doğru değil.
Her şeyi kendi kafalarına göre yaptılar; kitapları bile değiştirip bozdular.
Dinle hiç alakası olmayan şeyler eklediler.
Hatta bunu kendi ağızlarıyla bile söylerler.
Hazreti İsa'nın doğduğu güne 24 Aralık diyorlar.
Onunla alakası yok.
Başka bir zamanda, başka bir vakitte doğmuş.
O zamanı 24 Aralık olarak kabul etmeleri, putperestlikten kalma bir gelenektir.
Onu da eklediler. Putperestlikten kalma ne varsa Hristiyanlığa eklediler.
Dinden diye eklediler halbuki dinle alakası olmayan şeylerdir.
Onun için insanlar bir şey yaptıklarını zannederler.
Hiçbir faydası, kıymeti olmayan şeyler yaparlar.
Allah'a şükürler olsun ki İslam'a giren insan, Allah Azze ve Celle'nin lütfuna erişmiş insandır.
Çünkü yaptığı her şey ona hayır, sevap ve ecir getirir.
İnşaAllah, ahirette ona verilecek makamlar da yaptığı bu güzel şeylerle olacaktır.
Ama öteki türlü, 'bir şey yapıyoruz' diye yılbaşı kutluyorlar, şunu bunu yapıyorlar.
Onların zaten sevap kazanmak gibi bir dertleri yok.
Allah Azze ve Celle'nin rızasını kazanmak gibi bir dertleri yok.
Onun için yaptıkları boş ve zararlı işler.
Allah muhafaza etsin.
İnşaAllah Allah bu yolda bize ecir ve sevaplarımızı versin.
Doğru yolda olduğumuz için Allah'a şükürler olsun.
Şükretmek lazım.
Boş yere yorulup hayatını harcayan çoktur.
İnşaAllah onlardan olmayız.
İnşaAllah onlara da hidayet nasip olur.
2024-12-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
(51:55)
Hatırlat diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Hatırlatmak insanlara, müminlere fayda verir.
Bazen aynı şey tekrarlanır.
O tekrarlama insanı hatırlatır, unuttuğu şeyleri, yapmadığı şeyleri aklına getirir.
Onun için devamlı nasihat edilir; bir şey bir kez söylenir, ikinci kez söylenir, bazen yüz kez söylenir ve her söylenişinde bereket olur.
İnsan yine hatırlar çünkü bir defa söyleyince insan unutur.
İnsan kelimesi unutmaktan gelir, nisyandan gelir.
Onun için devamlı hatırlatmak lazım, devamlı aynı şeyi yapmak kötü bir şey değil, iyi bir şeydir.
Bazen insanlar "aynı şey daha önce de söylendi" diyor.
Meşayihler, evliyalar ve ulema sürekli hatırlatır, kıssalar ve hikâyeler anlatır. Âlimler bunları dinlediklerinde 'Ben bunu biliyorum' demez, dikkatle dinlerler.
Dinleyince fayda olur, sevap olur.
O meclis zaten Allah rızası için olan bir meclistir.
Bir şeyi daha önce bilse de, öğrenmiş olsa da, yine dikkatle dinleyince sevabına nail olur.
Allah Azze ve Celle'nin rızasına nail olmuş olur.
Onun için bu meclislerde dinlemek ve hatırlamak büyük sevaptır.
Kur'an'ı, hadisi ve yapılması gereken şeyleri hatırlamak çok güzel olur inşaAllah.
Allah daim etsin, böyle güzel meclisler daim olsun.
Bunlar ilim meclisleridir ve bu ilim meclislerini dinleyen, işiten kişi Allah Azze ve Celle'nin sevgili kulu olur.
Allah Azze ve Celle onlar için meleklerin kanatlarını yere serer ve onlar bu kanatların üzerinde yürürler.
İlim talep etmek farzdır bütün Müslümanlara, yani tek kişiye değil, herkese!
Bunlar ilim meclisleridir.
Ne zaman bu meclise katılsa, Allah'ın rızası onun üzerinde olur.
Allah bu meclislerden mahrum etmesin inşaAllah.
2024-12-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:
من تشبه بقوم فهو منهم
Kim bir insanlara, bir kavme benzemek isterse, o da onlardandır.
Bazı lüzumsuz şeyler yapıyor insanlar haberi olmadan.
Giyim kuşam konusunda herkes aynı şekilde giyiniyor artık.
O ayrı bir mesele ama bundan daha lüzumsuz şeyler de var:
Yılbaşı.
İşte oraya buraya süs asıyor, her yeri süslemeye kalkıyor.
O hiç lüzumu olmayan bir şey.
Faydası olmayan bir şey.
Bereketi kaçıran, huzuru kaçıran, imanı kaçıran şeylerdir onlar.
Onlar Hristiyan değil de tam putperest adetleridir.
Bu adetleri Hristiyanlığa sokmuşlar.
Hristiyanlıkla alakası olmayan bir şeydir.
Onu da Müslümanlar bir şey zannedip süslüyorlar, püslüyorlar.
Süsleyip de ne olacaksın?
Sen mi evleneceksin?
Yoksa ev mi evlenecek?
Yani hiç mantıkla alakası olmayan bir şeydir.
Her sene bakıyorum ne yapıyorlar diye.
Yapan boş boşuna bir meşgale yapıyor.
Zerre kadar faydası olsa dersin ki iyi bir şey yaptı.
Yok hiç faydalı değil.
Zarardan başka bir şey değil.
Onu da insanlar bir şey zannedip, başkaları da onlara özenip yapayım diye uğraşıyor.
Her yerde yapılan bu şeylerin ne faydası var? Ne yani, geçen seneyi geri mi getirecek, kaybettiğin günleri geri mi döndürecek?
Yahut yeni sene için fayda mı olacak?
Allah insanlara akıl vermiş, düşünce vermiş.
Yaptıkları lüzumsuz masrafları, lüzumsuz işleri yapmamaları lazım.
Faydalı olan şeyleri yapmak lazım.
Onun yerine yapılacak bin tane iş var.
Bin tane güzel yapılacak şey var.
Onlarla meşgul olmak lazım.
Kendine bak diyorlar.
Hakikaten kendisine bakması lazım insan.
Yaptığım işler iyi midir, kötü müdür?
Kendine bakmak derken, aynada yüzüne, kılığına kıyafetine bakmak değil; yaptığın işlerin, davranışların faydalı mı, değil mi ona bakmak gerek.
Ona bakması lazım insan.
Devamlı kendisine bakması, kendini kontrol etmesi, nefsini kontrol etmesi lazım.
Her şeyde insanlar davar gibi biri yaptı diye hep beraber yapalım diye düşünmesin.
Sürüden bir davar uçurumdan atlayınca, diğerleri de peşinden gider; yüzlercesi, beş yüzü birden düşüp helak olur.
Bizim onlara benzemek akıl işi değil.
Onlarda akıl yok garibanlarda ama bize Allah akıl vermiş.
Allah aklınızı kullanın diye buyuruyor.
Allah yardım etsin, gafletten kurtarsın insanları.
Boşuna işler yapmasınlar inşaAllah.
2024-12-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَمَا يَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَلَن يُكۡفَرُوهُۗ
(3:115)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
Bir hayır yaptığınızda, o hayır size saklı kalır.
Asla kaybolmaz.
Allah katında yapılan hayır muhakkak kalıcıdır.
Kişi niyetine göre, neye niyet ettiyse o hayrı bulur.
Ahirette o hayır karşısına çıkar.
Dünyada kaybolsa bile Allah katında yok olmaz.
Hayrın sevabı ve fazileti bakidir, mahfuzdur.
Allah Azze ve Celle'nin mübarek kelamı haktır.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanından bugüne kadar yapılan birçok hayır var, çoğu kaybolmuş.
İnsanlar vakıflar kurmuş, özellikle son yüz yılda nice vakıflar talan edilmiş.
O insanlar vakfiyelerini ebediyen sürsün diye yapmışlar.
Allah Azze ve Celle katında onların bu niyeti bakidir.
Dünyada insanlar zayi etseler bile ahirette bakidir.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki:
Farz namazları tabii kılmak gerekir.
Ama bunun yanında nafile namazları var, Teheccüd namazı ve benzeri nafile ibadetler gibi.
Hasta olup da yapamadığı zaman, Allah Azze ve Celle onun özründen dolayı aynı ecri verir.
Yapmasa bile yapmış gibi sayılır.
Bu da aynı şekilde geçerlidir.
Yapılan hayırlar asla boşa gitmez.
Allah rızası için yapılan sadaka-i cariye ve hayırlar, Müslümanların faydalanması için yapılan bütün işlerin ecri Allah katında bakidir.
Bu büyük bir müjdedir.
Çoğu insan "Acaba yaptığım hayır ne olacak?" diye düşünür, ama hepsi sevap defterine yazılır.
Bu yüzden hayır yapmaktan geri durmayın.
İnsan elinden geldiğince hayır yapsın.
Çünkü dünya işleri dünyada kalır.
Ahiret için yapılan işler gerçek kazançtır.
Allah yardımcımız olsun.
Şeytanın vesvesesinden korusun.
İnsanların dedikodusundan muhafaza etsin inşallah.
Hayır yapınca insan mutlaka ecrini alır.
Dünyada da faydası olur.
En büyük fayda ahiret içindir inşaAllah.
Allah hayırlarımızı kabul etsin.
Hayır yapmaya da muvaffak etsin inşaAllah.
2024-12-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لِّكَيۡلَا تَأۡسَوۡاْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ
(57:23)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki geçmişe takılıp kalmaya, üzülmeye gerek yok.
Olan olmuş, biten bitmiş.
Artık oraya bakmayın, önünüze bakın.
Daha yaşıyorsunuz, günah işlemişseniz de telafisi var.
Günah değil de başka konularda, "Şöyle yapsaydım, böyle etseydim," diye geçmişin peşine düşmek, hiçbir fayda sağlamaz.
Geleceğe bakın, ileriye bakın.
Geçmiş artık geçmi. Geçmişe "kader" derler.
Kader, Allah Azze ve Celle'nin sırlarından bir sırdır, onu O bilir.
Geçmiş için "kader böyleymiş" deyip geçin.
Gelecek içinse durum başka; Allah Azze ve Celle sana imkân vermiş.
Sen ona çalış, kazanmaya, ileriyi kazanmak için çabala.
Hayattaysan, o işlere bak.
Geçmişte günah işlediysen, onun telafisi için de imkan var.
Tövbe edip Allah'tan af dilersen, Allah Azze ve Celle günahları sevaba çevirir, değiştirir.
Bu, Kur'an-ı Kerim'de Hak kelamıdır, Peygamber Efendimiz de aynı şekilde buyurmuştur.
Onun için birçok insan geçmişte yaptığına pişman olur, için için yanar durur:
"Keşke şu kadar mal alsaydım, şu araziyi alsaydım, bu işi yapsaydım, şununla evlenmeseydim, bunu etmeseydim!"
Artık bunlara üzülmeye gerek yok.
Allah Azze ve Celle o an öyle takdir etti, olan oldu, biten bitti.
Bu, çok mühim bir şeydir.
İnsan bunu anlarsa hem rahat eder hem de ilerisi için iyi şeyler yapar kendine.
Allah kuvvet versin.
Kolay değil bu işler.
Peygamber Efendimiz'in, sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüdür:
"Keşke şunu bunu yapsaydım" demeyin.
"Keşke" dediğin, artık geçmişte kalır.
O yüzden geçmişe takılmaya gerek yok.
Mevlana Hazretleri de buyurmuş, "Dünya üç gündür, dün, bugün, yarın. Dün geçti, bugün bugündür. Yarını da Allah bilir, sana yaşamak nasip olur mu."
Onun için geçmişi bırak, şimdi hazır olduğun vakte bak.
Hazır olduğun vakte bak, onu değerlendir, onun kıymetini bil.
Allah kıymet bilenlerden eylesin, yardım etsin bize inşaAllah.
2024-12-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, her şey Allah Azze ve Celle'nin yedi kudretindedir.
Kalpleri istediği gibi değiştirir, çevirir.
İyi eder inşallah.
Bu insanların kalpleri dünyaya dalmış.
Bütün iyilikleri unutmuşlar.
Sırf dünya için yaşıyorlar.
Şu an kalpleri böyle.
Daha sonra herşey değişebilir. Herşey Allah'ın istediği gibi olur.
Ama şimdi bu zamanın hali böyledir.
İstediği vakit değiştirir.
Her tarafta küfür, inançsızlık, imansızlık var.
Ama Allah Azze ve Celle'nin iradesi karşısında hiçbir şey duramaz.
Şeytanın kurduğu mekr, hile hiç sökmez.
Allah Azze ve Celle hidayet verdi mi, kimse mani olamaz.
Onun için Müslümanlarda ümitsizlik olmasın.
Her şey Allah Azze ve Celle'nin elindedir.
Her şeyin bir vakti, zamanı var.
Vakti geldiğinde Allah Azze ve Celle istediğini yapar her zaman.
Her vaktin bir hikmeti, bir anlamı var.
Ona göre insan Allah'a itaat etmesi, Allah'a yalvarması lazım ki, yanındakilere, çoluk çocuğuna, ailesine, akrabasına, vatandaşı olduğu yerlere Allah hidayet versin diye.
Her şeyin sahibi Allah Azze ve Celle'dir.
Allah'la beraber olan kurtulur.
Allah Azze ve Celle'nin karşısına giden helak olur.
Allah muhafaza etsin.
Allah'la beraber olalım inşallah.
Kalplerini iman ile değiştirsin bu Cuma hürmetine.
Bu insanların, bu kötü yolda olanlara Allah hidayet versin.
Kalplerimizi de sabit kılsın.
İman üzere olalım inşaAllah.
2024-12-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
Minnet, Allah Azze ve Celle'nindir.
Minnet ettirmek ne demek?
Bir şey yapıp da bunu insanın kafasına kakmaktır.
"Ben bunu sana yaptım."
"Bu iyiliği yaptım" diye.
İyilik yapıp da sonra o iyiliği mahvetmek için şeytan insana minnet de yaptırır.
Bir iyilik yaptın mı Allah'a şükredeceksin, "Allah nasip etti" diye.
"Bu iyiliği yapabildik."
Kalkıp da "Ben sana şunu verdim, bunu verdim" diyerek fakir fukaraya karşı övünmek, o aldığın sevabı yok eder.
Sana sevap bırakmaz.
Onun için bu dünya bir imtihandır.
Ne kadar iyilik yaparsan yap, nefsine uyup da böbürlenme.
"Ben verdim, ben yaptım."
Veren de Allah'tır.
Verdiren de Allah Azze ve Celle'dir.
Sen değilsin.
Buna göre hareket etmek lazım.
Müslüman olan, tarikat ehli olan insan daha dikkatli olmalı.
Tarikat ehli olan insanın bu konuda daha fazla dikkat etmesi lazım.
Kimseyi incitmesin, bir şey verdiyse onu verip de o kişiyi üzmesin.
Verdi mi verdi artık.
Eski zamanlarda insanların edebi vardı.
Hatta İstanbul'da, İslam beldelerinde sadaka taşları vardı.
Sadakayı oraya bırakırlardı.
Kimin koyduğu bilinmez, kimin aldığı bilinmezdi.
Öyle güzeldi.
Edep vardı.
İnsanlara Allah'ın verdiğini verip, ona şükrederlerdi.
Allah insanlara bu güzel ahlakı tekrar versin ki, bunu yapınca insana da bereket olur, ülkeye de bereket olur.
Herkese bereket olur.
Öteki türlü sevap da kalmadıktan sonra, bereket de kalmaz.
Allah muhafaza etsin.
Allah insanlara yardım etsin, fakir fukaraya inşaAllah.
2024-12-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الۡقُوَّةِ الۡمَتِيۡنُ
(51:58)
Rezzâk olan Allah Azze ve Celle'dir.
Allah Azze ve Celle rızkı verendir.
Bunu insanlar unutmuş.
Rızkı başkasının yanında arıyorlar.
Başkası da bir elden veriyor, öteki elden alıyor.
Fasit daire derler buna eskiler.
Şimdikiler de kısır döngü derler.
Yani ben daha fazla para istiyorum, karşı taraf pazarlık yapıyor ve sonunda biraz zam yapıyor.
Sonra bu aldığım parayı, çakallar, kurtlar görüyor. "Bu paraya konalım" diyerek, sana verilen paranın iki katını elinden alıyorlar.
Sonra yine aynı döngü başlıyor: "Bana para ver, bu para yetmiyor" diye.
Zorla da olsa yine para veriliyor, ama yine o çakallar, tilkiler, hırsızlar, sana verilen paranın iki katını geri alıyor.
Bu defa daha kötü hale düşüyorsun.
Daha kötü vaziyete düşüyorsun.
Onun için Allah'a yalvarmak lazım.
Allah'tan istemek lazım.
Kuldan istersen, kulun vereceği bir taraftan veriyor, öteki taraftan iki misli alıyor senden.
Sen kendini kazanmış zannediyorsun, seviniyorsun.
Ondan sonra bir bakıyorsun hiçbir şey yok, daha beter vaziyette olmuş.
Lübnan halkı bundan dört beş sene önce hükümet çalıyor diye kıyamet kopardılar, milyonlarca insan sokaklara indi, yürüyüş yaptı, bankalara karşı çıktı.
Ondan sonra bir baktık bankalar bunlara hiç para vermemeye başladı, para yok dedi.
Üç kuruş alıyorlardı.
Dünyanın en kötü vaziyetine geldiler şimdi.
Yani her zaman Allah'tan isteyin ki Allah kaldırsın bu pahalılığı.
Fakirliği kaldıran, rızık veren Allah'tır.
Kuldan bir şey istediğinde, bir yandan alıyorsun öbür yandan uçuyor. Geldiği gibi gidiyor ve her şey başa dönüyor - işte kısır döngü budur.
Fasit daire demek budur.
Başka çıkış yok.
İnsanların biraz akıllı olması lazım.
Akıllı insan Allah'a inanan insandır.
Rızkı veren Allah diye O'na yönelen, O'ndan isteyendir.
O'ndan isteyelim, Allah rızkımızı versin, kimseye muhtaç etmesin.
Bu insanların eline oyuncak etmesin bizi.
Allah muhafaza etsin.
İmanı olan insanın rızkını Allah verir, bereket verir.
Berekettir mühim olan.
Bereketi hırsızlar, yüzsüzler, çakallar, tilkiler senden alamaz.
Malını alabilirler belki, ama bereket varsa ve bereket Allah'tan dileniyorsa, o bereketi asla alamazlar.
Allah yardım etsin insanlara.
Allah akıl fikir versin hepimize inşaAllah.