السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
إِنَّكَ لَا تَهۡدِي مَنۡ أَحۡبَبۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ
(28:56)
Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:
"Sen sevdiğin kişiye hidayet veremezsin."
Bu sözü Peygamber Efendimiz'e bile söylüyor.
"Allah istediğine hidayet verir."
Allah'ın hidayetine eriştirdiği kişiler seçilmiş insanlardır.
Onlara hidayeti Allah lütfuyla bahşetmiştir.
Sen ne kadar uğraşırsan uğraş, Allah vermedikçe hidayet nasip olmaz.
Allah hidayet verdiyse, bu O'ndan gelen büyük bir nimet ve ikramdır.
Bu yüzden Allah'ın yolunda olan, hidayete ermiş kişilerin şükretmesi gerekir:
بالشكر تدوم النعم
"Şükürle nimetler devam eder."
Şükretmezsen nimet elinden gider. Allah muhafaza etsin!
Her türlü nimet için bu böyledir.
Ama en büyük nimet iman nimetidir ki, bu hem dünyada hem ahirette insana huzur ve kurtuluş sağlar.
İnsan her türlü sıkıntıdan kurtulur.
İşte bu yüzden iman en büyük nimettir.
Kişi fakir olsa da, hasta olsa da, zulüm görse de imanı varsa bunlar tesir etmez.
İman yoksa, en ufak bir şeyde bile huzursuz ve rahatsız olur.
Kendini hiç iyi hissetmez.
Bu yüzden nimetlerin devam etmesi için şükretmek gerekir.
Dediğimiz gibi, en büyük nimet iman nimetidir.
Diğer nimetler ise rızık, sıhhat, zürriyet ve dünya işleridir.
Şükredince hepsi hem çoğalır hem daha güzelleşir.
Bu mübarek günlerde Allah bize hidayet verdiği için şükretmeliyiz.
Çünkü bu herkesin nasibine düşmüyor.
Müslüman ülkelerde bile Müslümanlara itibar eden yok.
Çoğu dünya ehline kanıp onlara itibar ederler.
Ne söylerlerse bir kanun gibi peşinden koşarlar.
Oysa Allah onlara o hidayet şansını vermemiştir.
O nimeti onlara bahşetmemiştir.
Bize verdiği nimetlere şükredelim inşaAllah.
Dünya için başkalarına gıpta edip onlar gibi olmak için Allah'tan temennide bulunmayın.
Allah'tan sadece bu doğru yolda sabit kadem kalabilmek için dua edin.
Allah yardımcımız olsun.
Allah nimetleri daim olsun, inşaAllah çoğalsın.
2025-03-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰۤأَیُّهَا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ ٱصۡبِرُوا۟ وَصَابِرُوا۟ وَرَابِطُوا۟ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
(3:200)
Hayır yapın, sabredin!
Allah Azze ve Celle bu Ayet-i Kerime'de birlikte sabretmeyi, iyilik yapmayı emrediyor.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin emridir.
İslam dini nedir? İyilik dinidir.
Şerleri uzak tutsun diye iyilikler vardır. İyilik dediğimiz, her türlü güzelliktir.
Bu emir Allah Azze ve Celle'nin emridir.
Gerçek Müslümanlardan zarar gelmez.
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olan insandan zarar gelmez.
Zarar veren kişi kendi nefsine uymuş olur.
İslam'da böyle bir şey yoktur.
İslam'da herkese iyilik vardır, herkese merhamet vardır, herkese her türlü güzelliği sunmak esastır.
Allah Azze ve Celle'nin yolu budur.
Bunun karşıtı da var; şeytanın yolu kötülük yoludur.
Şeytan herkese kötülük ister, iyilik istemez.
Zarar verir, insanlara düşmanlık yapar.
İşte o yol, şeytanın yoludur.
O yolda giden, şeytana tabi olmuş olur.
Allah'ın yolu güzellik yoludur.
Hem kendine hem başkasına fayda sağlar.
Yani iyilik yaptığın zaman önce kendine yapmış olursun.
Başkasından önce sen kendi nefsini yenip iyilik yaptığında, o iyilik sana her türlü güzellik ve huzur verir.
Allah indinde mertebin yükselir, ahiretin mamur olur.
Şer yaparsan bunun tersi olur.
Şer yapanı da affeden Allah Azze ve Celle'dir.
Yani onu da Allah Azze ve Celle'den af dilersen bağışlanırsın.
Eğer kul hakkı varsa, hakkı olan insanlardan özür dilemek, onların haklarını vermekle yine kendine iyilik yapmış olursun.
Çünkü her şeyin hesap verilecek bir günü vardır.
O güne bir şey bırakmayın.
Allah yardımcımız olsun.
Kimsenin hakkını yemeyelim.
Kimseye zulmetmeyelim inşaAllah.
İslam'ın güzelliğiyle yaşayalım inşaAllah.
2025-03-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وهُوَ على كُلّ شَيءٍ قَدير
Allah Azze ve Celle'nin kudreti akıl ve hayal sınırlarını aşar.
Allah Azze ve Celle her şeye kadirdir, her şeye gücü yetendir.
Bunu gerçek müminler bilir.
Müminler bunu bilir, mümin olmayanlar, imansız olanlar ise kendi kafalarına göre bir şeyler düşünürler.
Bazıları "Ben olsaydım bütün dünyayı Müslüman ederdim" diyor.
Allah Azze ve Celle isterse bunu yapardı.
Sen kendi haline bak.
Bazen "Çok ibadet edeceğim" dersin, yapamayacağın kadar bir ay, iki ay devam edersin.
Namazları, sünnetleri fazla fazla kılarsın.
Sonra işin zor olduğunu görüp birden bırakırsın.
Onun için her şeyin ortası iyidir.
خير الأمور أوسطها
diye buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Peygamber Efendimiz'in vasat dediği orta yoldur; işlerin en hayırlısı orta halli olandır.
Fazla yorulmadan, fazla tembellik etmeden aynı düzen üzerinde devam etmelisin ki hayatın düzgün olsun, ahiretin de hayırlı olsun, kurtuluşa eresin, cenneti kazanasın.
Yapamadığın, yapamayacağın şeylere kalkışma.
Dediğimiz gibi, Allah Azze ve Celle her şeye kadirdir.
İsterse kimseyi imansız bırakmaz.
Herkesi Müslüman edebilir.
Bu dünya bir imtihan dünyasıdır.
Herkes hak ettiğini alacaktır.
Allah kimseye zulmetmez.
"Niçin" ve "nasıl" diyerek Allah Azze ve Celle'nin işine karışılmaz, buna dikkat etmek gerekir.
İnsan bilmeden küfre düşebilir.
Allah bizi korusun.
Sen kendi halinden memnun ol.
Allah'a şükret.
Allah seni sabit kadem kılsın.
Allah sana yapamayacağın şeyleri yaptırmasın inşallah.
Allah, bu Ramazan hürmetine imanımızı korusun, hepimize mübarek olsun inşallah.
2025-03-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً
(4:73)
Pişmanlık, bazen vakit geçmiş olur, pişmanlık için.
Ama insanlar yaşadıkça pişman olup yaptıklarından tövbe ederse, Allah Azze ve Celle onlara güzel şeyler vadetmiştir.
Bu Ayet-i Kerime, ahirette "Keşke ben de onlarınla beraber olsaydım ki büyük bir kazanç elde etmiş olurdum." denileceğini ifade ediyor.
Bu durum, ahirette artık pişmanlığın fayda etmediği bir noktada pişman olmaktır.
Ahirette istediğin kadar pişman ol, hiçbir faydası yok.
Dünyada nefes alırken pişman olursan, o pişmanlık sana yarar sağlar.
Ahirette hiçbir şeye yaramaz.
Sen istediğin kadar pişman ol, hiçbir işe yaramaz.
Dünyada pişman olursan, o zaman kazanırsın.
Yaptığın kötülüklerden pişman olup Allah Azze ve Celle'ye tövbe edersen, sana fayda eder.
Ama bazı pişmanlıklar var ki, onlar dünya için olan pişmanlıklardır ve zaten hiçbir işe yaramazlar.
"Bunu yapsaydım, şunu vursaydım, şunu dövseydim, şunu çalsaydım, bunu yapsaydım" desen, hiçbir faydası yok.
Çünkü onun sana bir fayda getireceği yok.
Zararı da dokunmaz, hatta yapmamış olman belki daha iyi bile olabilir.
Yapmadığın kötülüklere pişman olursan, fayda etmese de zarar vermez.
Çünkü Allah Azze ve Celle, yapılan iyiliklere sevabını verir.
İyilik yapmaya niyeti olana da sevap vardır.
Ama kötülük yapmamışsa ve "keşke yapsaydım" dese, ona bir şey yazılmaz.
Çünkü Allah Azze ve Celle, yapılan eyleme göre karşılık verir.
Onun için dünyada yaşarken, şimdi insanlar bakıyor, çoğu insan, "Nereye gitsek oruç tutan yok, her taraf yiyip içiyor" diyor.
Hiç umursama.
Pişman olacak olanlar onlardır.
Allah sana manevi gıda veriyor, manevi güzellik veriyor, manevi iyilik veriyor.
O yenen abur cuburlar ise insanlara zehir oluyor.
Hele hele Ramazan vaktinde. Allah ıslah eylesin, diyoruz.
Eskiden Ermeni, Hristiyan, Rum komşular olurdu.
Onlar bile Ramazan'da "Sen oruçlusun" diye senin önünde yemezdi.
Şimdi, Allah ıslah eylesin, Müslümanım diye geçinenler yiyor.
Onlara zararlıdır, iyi değildir.
Onların yedikleri her lokma haramdır ve vücutlarına zehir olur.
Allah muhafaza etsin.
İşte onun için pişman olup da doğru yola gelseler, hepsi affolunur.
Önemli olan pişmanlıktır.
Ama böyle yapıp da bir fayda kazandım zanneden insanın, hiçbir faydası olmaz; zararı kendisinedir, başkasına değil.
Başkasına bir şey olmaz.
En büyük zararı insan kendi nefsine, kendine yapmış olur.
Allah muhafaza etsin, Allah ıslah eylesin, onlara da hidayet versin.
Dediğimiz gibi, sen oruçlu olana, Allah'ın verdiği manevi gıdalar daha hayırlıdır.
O, insanlara hem şifadır, hem güzelliktir, hem huzurdur inşallah.
Allah daim etsin, Ramazan'ımızı mübarek etsin.
2025-03-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ
(49:10)
Müminler kardeştir, diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Kardeşlerin arasını bozmayın.
Kardeşlerin arasını ıslah edin.
Çünkü İslam nefis için değil, Allah rızası için olması lazım ki hakkı teslim edip o yolda gitmek lazım.
Şeytan ve onunla beraber gidenler, İslam'ın birliğini istemezler.
Müslümanların bir olmasını istemez, birbirlerini tutmasını istemez.
Devamlı fitne yapar, aralarını açmak için.
Onun için o yolda gidenler, başkalarının, herkesin bir usulü var, adabı var.
Doğru yolda gittikten sonra ona muhalefet etmek, ona karşı gelmek gerekmez.
Beğenmiyorsan başka yol var.
Ama başka yola gireceksin diye, yani aynı Allah yolu olduktan sonra kardeşine düşman olmak, düşmanlık yapmak iyi değil.
Allah Azze ve Celle'nin sevmediği şey, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sevmediği bir şeydir.
Fitne, kargaşa, kavga, küslük, hepsi yasaktır.
Üç günden fazla bir mümin, mümine küs kalamaz, diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Onun için bu Allah yolunda olan insanlar, zaten düşmanlar sizi bitirmek isteyenler çok var.
Bu yolu kapatmak isteyenler çok oluyor.
Onlara fırsat vermeyin, diyor Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Nefsine ağır gelse bile, dediğimiz gibi ağır geliyorsa orada uzak durursun.
Ama o uzak durup da hücum etmezsin, kötülük yapmazsın.
Selam verirsin, selamı alırlar.
Yani küslük, kavga, ne Peygamberimizin emrinde, ne de Allah Azze ve Celle'nin emrindedir.
Emir tam terstir.
Birbirinizin arasını ıslah edin, birbirinize eziyet etmeyin, birbirinize destek olun, diyor.
Çünkü şeytanın en çok istediği şey, Müslümanların birbirlerine düşman olmasıdır.
Allah muhafaza etsin.
Nefsimize uymayalım.
Nefis de aynı şekilde ıslah olmadıktan sonra devamlı kötülük yapmak ister.
Onu ıslah edersen o vakit güzellik olur.
Allah muhafaza etsin hepimizi.
2025-03-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in güzel dualarındandır bu dua:
اللهم أيقظني في أحب الساعات إليك يا ودود
Bizi sana en sevdiğin saatlerde uyandır diye Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem Allah Azze ve Celle'ye duasında niyazda bulunuyor.
Her gün biz de takip edip bunu tekrar ediyoruz.
Bizim virdlerimiz zaten Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadislerinden, onun güzel sözlerindendir.
Bunu da söyleriz ama manasını anlamadan söylüyoruz.
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği saatler, gece saatleridir.
Bizi uyandır diye Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem niyazda bulunuyor.
Gece hiç uyumadan uyanık kalmak değil, yatmadan önce iki rekât namaz kılıp, sonra uyuyup tekrar kalkarak namaz kılmaktır kıyamü'l-leyl.
Yatmazsan teheccüt olmaz.
Teheccüt için önce uyuman gerekir ki, sonra kalkıp
teheccüt namazını, yani gece namazını kılabilesin.
İşte bu, en kıymetli ibadetlerdendir.
İki rekât teheccüt namazı hakkında Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki elli rekâttan daha büyük sevabı var.
Bu yüzden gece vakitlerinde yatıp sonra kalkıp ibadet
etmek, nefsimize zor gelse bile çok değerlidir.
Hatta nefsimize ne kadar zor gelirse, o kadar kıymetli olur.
Allah indinde sevimli ameldir.
Allah Azze ve Celle bu ibadeti sever.
Günümüzde insanlar çeşitli şeylerle oyalanıyor. Eskiden bu kadar dikkat dağıtıcı şey yoktu.
Rahat yatıp, rahat kalkardı.
Şimdi çoğu insan, "Ben sabah namazına kalkamıyorum. Sabah bir türlü uyanamıyorum. Sabahları çok uykum geliyor," diye şikâyet ediyor.
Uykusu geliyor çünkü nefis bastırıyor.
Büyüklerimiz derler ki: "Şeytan, sabah vakti insanın kulağına abdest bozar." Bu yüzden insan uyanamaz.
Ondan, zorluk oluyor.
Ona ne kadar muhalif olursan, o kadar Allah Azze ve Celle'nin rızasına nail olursun.
Bu sebeple, sabah namazına rahatça kalkabilmek için, geceleyin çok geç vakte kadar oturmayın.
Gece yarısı olmadan, yani saat 10'da veya en geç 11'de yatmalısınız ki, ibadetlerinizi düzgünce yapabilesiniz.
Sabah erken kalkmak da, iş için de berekettir.
Günün bereketi, sabahtadır diye buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Erken kalkmanızda, bereket olur.
Allah yardım etsin.
Bu âdeti edinmek lazım. Eskiden vardı o âdet.
Şimdi, kalmadı.
Eskiden saat 7 oldu mu bakıyorsun, her taraf dolu. İnsanlar işe gidiyor, güce gidiyor.
Şimdi öyle değil, sabah çocuklar bile saat 9'da okula gidiyor.
Biz gittiğimiz vakit, saat 7'de gidilirdi okula.
Mektep... Okul, Şeyh Efendi sevmez okul demesini.
Mekteplere saat 7'de, 7.30'dan geç gidilmezdi.
Öğlen biterdi.
Ondan sonra, herkes işine bakardı.
Şimdi yok, sabahtan kalkacak rahat rahat.
Ondan sonra, gidip bütün gün çocuğu hapsedecek.
Ondan sonra da, hayır bekleyecek. Allah hayır versin inşaAllah.
2025-03-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Her şeyin bir karşılığı vardır.
Her şey bu dünyada karşılıksız kalmaz.
Her yapılan işin ya iyidir ya kötüdür.
Bir şey yapmazsak o da insanın vaziyetine göre yani 24 saat insan kötülük yapamaz.
Ama 24 saat iyilik yapar Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle.
İbadetini yaptıktan sonra Allah'ın Azze ve Celle'nin rızasını talep edip de biz her nefes aldığımız vakit O'nun merhametini, O'nun şanını yükseltmek için bu nefesi alıyoruz diye niyet ederse 24 saat O'na nail olur o sevaplara, ihsanlara nail olur.
Yok sabah kalkıp da bugün ne yapacağız, nereye nefsim ne istiyor bugün diye acaba nereye gideyim, kendimi nefsimi tatmin etmek için ne yapayım derse o vakit yapmadıktan sonra bir şey olmaz.
Yani bir sevap kazanmaz, günah da kazanmaz.
Yaparsa o vakit günah işlemiş olur.
O'nun cezasını tövbe etmese çeker.
Yani bu Allah Azze ve Celle'nin merhameti.
İyilik yapacağım deyip de yapmazsın, niyetin varsa gene niyetine göre Allah Azze ve Celle sana ihsan eder.
Sevabını yazar, ecir verir sana.
Yaparsan daha fazla ecir almış olursun.
İşte bu Allah Azze ve Celle'nin merhametini gösteriyor ki insanoğlu O'nun kıymetini bilmiyor.
Zannediyor ki keyfime bakayım, başka şey gerekmez diyor.
Halbuki yani keyfin kötülük yapmadıktan sonra, niyetin kötülük yapmak olsa bile yapmadıktan sonra o niyetine kötülük için bir şey olmuyor yani.
Ceza olmuyor da iyilik yapacak da yapmasan o vakit sana Allah Azze ve Celle sevap yazıyor.
Yani budur Allah Azze ve Celle'nin büyüklüğü, merhameti, sonsuz merhameti var Allah Azze ve Celle'nin.
Yapsan bile kötülük Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp da tövbe istiğfar etsen kötülüğü de iyilik olarak, sevap olarak sana döndürür.
Yani bu insanlar bunu anlamıyor.
Onun için çoğu Allah'a isyan ediyordur, isyandadır.
Kötülük yapmaktadır.
Bunun için bu büyük lütfu bilenler şanslı insanlardır.
Ona nasip olan büyük insanlardır.
Bazıları felsefe yapar, Allah işte böyle yaptı, şöyle yaptı.
Sen haşa Allah, işine mi karışacaksın? Senin ilmin nedir? Sen kimsin? Bu dünya bile, kainatın içinde toz kadar bile değil.
Sen kalkıp da Allah Azze ve Celle'ye kafa tutacaksın.
Yok lisedeyim, yok üniversitedeyim, yok profesörüm, yok neyim, şuyum, buyum.
Senin Allah Azze ve Celle'ye karşı geldin mi hiçbir kıymetin yok.
Dediğimiz gibi dünya bile kıymeti yok.
Koca dünya toz kadar bile olmaz.
Bu okumuş olanlar, onlar iyi bilir bu meseleyi.
Onun için tövbe edip bu güzel günlerde Allah Azze ve Celle'nin verdiği nimetlerden, ihsanlardan istifade etmek lazım.
Allah hidayet versin, Allah sabit kadem kılsın insanları bu yolda olanlar.
2025-03-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bize yol gösteren, her güzel şeyi ve iyiliği öğreten O'dur.
Ramazan'ın adabını, usulünü, farzını, sünnetini, hepsini Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bize en güzel şekilde tarif etmiştir.
Bu güzel şeylerden birisi de sahurdur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Sahur yapmak berekettir" diye buyuruyor.
Çünkü bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetine mahsustur.
Daha önceki ümmetler de oruç tutardı. Akşam olduğunda orucunu açar, niyet eder ve ertesi gün yine akşama kadar tutarlardı.
Başka bir şey yoktu.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hürmetine bize bu ikramı vermiştir.
Böylece sabah ezanına, imsak vaktine kadar yiyip içebiliyoruz.
Teravih namazını kıldıktan sonra yatıp, sonra kalkıp sahurda bir şeyler yemek sünnettir.
Bu bize bereket getirir.
وَلَوْ بِشَرْبَةٍ مِنْ مَاءٍ
diye buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Bir damla su içsen bile sahur niyetiyle, o da sana bereket olur.
Çoğu insan şimdi geç yattığı için, yemek yiyip yatıyor ki acıkmasınlar diye.
Oysa bu şekilde daha beter acıkırsın.
Ne kadar yediğin mühim değil. Normal ye. Mühim olan, sahur yapmak.
Sahurda birşey yemeyecksen, kalkıp biraz teheccüd namazı kıl.
Bir su iç, sonra teheccüd kıl.
O zamana kadar sabah namazı vakti gelmiş olur.
Namazı kılıp sonra yatarsın.
Eğer bunu da yapmayacaksan yine de kalkıp bir damla, bir bardak su iç.
Sahur niyetiyle içersen, hem Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emrini yerine getirmiş olursun.
Hem sana fayda sağlar, sıhhat verir, bereket getirir.
Hem rızkına bereket olur, hem sağlığına, hem de ömrüne bereket katar.
Bu bereket dediğimiz şey, Allah Azze ve Celle'nin sırlarındandır.
Çünkü bereketsiz olunca, insan ne kadar biriktirir, ne kadar çabalarsa çabalasın, elinde bir şey kalmaz.
En bereketsiz şey de haram maldır.
Görüyoruz ki, insanlar birbirini kandırıyor.
Halbuki Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
وَمَا يَخۡدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ
(2:9)
"Onlar sadece kendilerini kandırıyorlar."
Kendilerini kandırırken, insanlar tarafından "Bu adam sahtekâr, bu adam hırsız, bu adam yalancı" sözleriyle suçlanarak rezil edilmeye maruz kalıyorlar.
Kazandıkları şeyde hiç bereket olmuyor, bir anda ellerinden gidiyor.
Onların hem sağlığı gidiyor, hem de kendileri gidiyor.
Allah muhafaza etsin.
Onun için nerede bereket duyarsanız, onu istemeli, ona talip olmalısınız.
Sahur da işte o bereketlerden biridir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bize, fazla eziyet olmasın diye "Su bile içseniz sahur niyetiyle, o da bereket olur" buyurmuştur, inşaAllah.
Allah kabul etsin.
2025-03-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةٞ
(8:28)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Malınız, mülkünüz ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır."
Bu imtihan, onları doğru kullanmanız veya doğru yetiştirmeniz içindir ki hem Allah katında makbul insanlar olsunlar, hem de size fayda sağlasınlar.
Hem size de faydası olur.
İnsanlar çocuklarını çok sever, tabii çocukları sevmekle onları terbiye etmek farklı şeylerdir.
Bazı insanlar çocuk ne yaparsa yapsın onu haklı görür veya kabul eder, hiçbir şey söylemez.
Ancak biraz terbiye etmek gerekir çünkü herkesin nefsi vardır.
Nasıl yetiştirirsen öyle büyür, öyle yetişir, öyle iyi insan olur.
Sen çocuğuna bakmazsan, çocuğunu başkası senin yerine yetiştirir, kötü olarak yetişir.
Nasıl yetiştireceğiz? Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz'in sevgisiyle, onların emirlerini yerine getirmek için çocukları eğiteceksiniz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Yedi yaşından sonra çocuklara namazı öğretin," buyurmuştur.
Tabii daha küçükken, bir-iki yaşındayken ailesi namaz kılıyorsa, çocuk onlara özenip onlar gibi yapmaya çalışır.
Yedi yaşına kadar çocuklar akıl-baliğ olmadığı için günahları Allah'ın indinde sayılmaz.
Günahsızdırlar onlar, masumdur çocuklar.
Onlara yavaş yavaş dini öğretmek gerekir.
Yedi yaşında "namaz kıl" diyeceksin.
On yaşından sonra da daha sıkı takip edeceksin, namazını kılsın diye.
Şimdi mübarek Ramazan ayındayız.
Oruç için de geçerlidir. Siz oruç tutarken çocuklar da "biz de tutalım" derler.
Eskiden yarım gün tutarlardı.
Bazen arada bir gün tutarlardı.
Onları teşvik etmek lazım.
Orucu sevdirmek lazım.
Şimdiki insanlar, "El bebek gül bebek" derler çocuğa.
"Sakın acıkmasın, hemen yedirelim, içirelim, istediğini verelim.
Emredersiniz efendim. Kulunuz burada, size hizmet ediyor."
Böyle yetiştiriyorsun.
Sonra büyüyünce şaşırıp kalıyor insanlar.
Hatta akıl-baliğ olduktan sonra bile, 14-15 yaşından sonra bile onlara oruç tutturmaya kıyamıyorlar, "şimdi küçüktür, sonra tutar" diye.
Halbuki akıl-baliğ olduktan sonra, bilerek orucu bozan büyük günaha girmiş olur.
Oruç ve namazı bırakmak büyük günahlardan sayılır.
Küçük günahlardan değil, büyük günahlardandır.
O fazileti başka şeyle yerine koyamazlar.
Sen çocuğuna, kızına burada acıyorsun.
Acıma değil, ona zulmetmiş oluyorsun.
O kadar sevaptan onu mahrum ediyorsun.
O sevaptan mahrum ediyorsun.
"Bugün imtihan var.
Çocuk oruç tutmasın, sonra dersini iyi yapamaz."
Yaptığı dersin de faydası yok.
Zaten bir şey yapsa da hiçbir faydası olmayacak.
Yapmasa da aynı şekilde.
Bilakis, Allah yolunda olan, oruçlu ve namazında olan çocuklara Allah yardım eder.
Allah kesinlikle onlara daha fazla yardım eder.
Onun için, günümüz insanları terbiye vermeyi bilmiyor.
Aileler çocuklarını terbiye etmeyi bilmiyor.
Çocuğun eline makineyi, telefonu veriyor, "Sen bununla ders çalış" diyor.
Çocuk "Ne dersi?" diyor.
Berbat şeyler çıkıyor, şeytan dolu her tarafta.
Ders çalışırken bilmem ne zıkkımlar çıkıyor, kafasını karıştırıyor.
İyice kafasını karıştırıyor, ahlakını bozuyor.
Biz din için yaşıyoruz.
Çocuklarımızı da din için yaşatmak lazım.
Bu terbiye, İslam terbiyesi üzerine olmalı.
Sıkmadan, bunaltmadan ama bazı noktalarda da sağlam durmak gerekir.
Ramazan ayı mübarektir.
Çocukları oruç tutmaları için teşvik edin.
Tutanlara da engel olmayın.
Tutanlara da engel olmayın.
En önemli şey, akıl-baliğ olduktan sonra oruç bozarsa, kefareti vardır.
Sadece kaza değil, kefaret gerekir ve sonra da kazalarını yapması lazım.
Sonra da kazalarını yapması lazım.
Bu çok önemlidir.
Allah bize hayatımızı O'na ibadet etmek için verdi.
Bunu boşuna harcamamak gerekir.
Allah insanlara akıl versin, öğrensinler.
Öğrenmek ayıp değildir.
İnsan öğrenir.
İlmin sonu yoktur.
Öğrenmenin sonu yoktur.
Her gün yeni bir şey öğrenebilir insan.
Onun için dikkat edin.
Ramazan ayı daha başlangıçtadır.
Çocuklar sevinsin.
Bu günlerde zaten oruç çok uzun değil.
Yapabildiği kadar yapsın.
Allah makamını âlî eylesin - Hacı Anne, biz küçükken orucumuz satın alırdı.
Eski insanların güzel adetleri vardı
"Her gün için senin orucunu satın alacağım" diye bir para verirdi.
Çocukları her türlü hediye ve ödüllerle güzelce teşvik edin.
Zaten iftar sofrası, sahur çocuklar için güzel bir neşe, değişiklik oluyor.
Ramazan'ın bereketiyle inşallah hayırlı nesiller yetişsin.
Duyuyoruz, Allah muhafaza etsin, çocuklarda iman kalmamış, dinden çıkmalar çok fazla.
Ama Allah için yapılan her şeyi, Allah muhakkak muhafaza eder.
Allah korusun şeytanların, kötülerin ve sapkınların şerrinden inşaAllah.
Her yer sapkınlıkla dolmuş.
Sapkınlığı da güzel bir şeymiş gibi gösteriyorlar. Allah korusun.
Allah korusun.
Allah şeytanın şerrinden muhafaza etsin.
2025-03-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجٞ
(24:61)
Allah Azze ve Celle hasta olanlara izin veriyor.
Neye izin var? Hasta olan kişi namazını oturduğu yerden kılabilir.
Hastaysa ve oruç tutamıyorsa, ona da müsaade var.
Tutamadığı oruç için fidye verebilir.
Günümüzde birçok insanda çeşitli hastalıklar var.
Oruç bazı hastalara iyi gelir.
صوموا تصحوا وترزقوا
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Oruç tutun, sıhhat bulun," buyuruyor.
Bazı hastalıklar var ki gerçekten onlar için oruç uygun değil.
Çünkü durumları öyle ki oruç tutarlarsa vücutları daha büyük zarar görebilir.
Onlara müsaade var.
Zaten oruç öyle güzel bir ibadet ki, onu tutan insan tutamadığı zaman "tutamadım" diye çok üzülüyor.
Bu yüzden mecbur kalınca oruç tutmaması daha uygun oluyor.
Yani vücut zarar görecek duruma gelirse, oruç tutmaması gerekiyor.
Ama bazı hastalıklar var ki...
Doktorlar şimdi kendi düşüncelerine göre "sen tutamazsın" diyorlar.
Eğer vücuda zarar vermeyecekse, aksine oruç tutmak hastalara da Allah'ın izniyle iyi gelebilir.
Ama dediğimiz gibi, bazı durumlar var ki, susuz kalınca o insanın zaten yarım yamalak olan sağlığı ya da mesela böbrek rahatsızlıkları olanların organları mecburen çok az çalışıyor.
Susuz kalırsa büsbütün kötüleşir.
Bu durumda izin vardır.
Şimdi bazılarında şeker hastalığı var, bazılarında çok ileri seviyede.
Bazıları için ise oruç faydalı olabilir.
Yani insanın vücuduna göre değerlendirmesi lazım.
Tutabilirse, tutmalı.
Tutamazsa yine müsaade var.
Ama Allah Azze ve Celle sana sağlıklı, afiyetli bir vücut vermişse, ufak şeylerden dolayı vazgeçme.
Orucunu bozma.
Bazıları grip olur, soğuk algınlığı olur...
Ve orucunu bozar.
Bunlardan dolayı orucunu bozmana gerek yok.
Ama dediğimiz gibi, ciddi durumlar olunca mecbur kalırsın.
Allah bu güzel ibadeti insanların hem maddi hem manevi faydası için vermiş.
Hem vücudumuza hem ruhumuza faydalı.
Allah Azze ve Celle bizi yaratan O'dur.
Bizi bizden daha iyi bilen O'dur, Allah Azze ve Celle'dir.
Onun için Allah hepimize hayırla dolu bir ömür ve ömrümüzün sonuna kadar oruç tutmayı nasip etsin inşaAllah.
Bu güzel ibadeti bırakmayı nasip etmesin.
Bıraktırmasın.
Dediğimiz gibi, ancak hasta olup sağlığımız bozulduğunda bırakabiliriz.
Onun için Allah hem sağlık ve afiyet versin, hem de ömrümüzün sonuna kadar inşaAllah bu güzel ibadeti devam ettirmeyi nasip etsin.
Bütün ibadetleri de inşaAllah.