السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Tarikatımız, Allah'a şükür Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimiz'in yolu demektir.
O'na giden yoldur.
O'nun ne gibi güzel hasletleri, ahlakı varsa, onu taklit etmeye, O'na benzemeye uğraşıyoruz.
Allah kabul etsin.
Bugün de işte arefe günü [19.03.2026], yarın...
Normalde aya bakmak lazım ama artık nereye bakacaksın, nereye edeceksin belli değil.
Onun için artık hükümet ne diyorsa ülü'l-emre tabiyiz.
Bugün arefe sayılıyor.
Ramazan'ın son günüdür.
İnşallah bereketli geçmiştir, bereketli olsun.
Ondan sonraki Ramazanlar da daha güzel olsun inşaAllah.
Daha güzel olması için dünyada adalet, iyilik olması lazım.
Allah'a ibadet etmek lazım, edenler hepsi olsun, olması lazım ki dünya güzel, daha güzel olsun.
O da ancak Mehdi Aleyhisselam'la olur.
İnşallah şeyh babamızın, Şeyh Nazım Hazretleri'nin dediği gibi bekliyoruz.
Beklemek de bir ibadettir.
O da boşuna gitmiyor, onun da sevabı çoktur.
Ama inşaAllah gönülden herkes istiyor artık bu zulüm bitsin, dünyanın hali değişsin.
Her türlü yolu denediler, her türlü sapıklığı yaptılar.
Bir işe yaramadı.
Yarayacak olan ancak İslam'dır, Hak yoldur.
Onun için bu Ramazan mübarek, geldi geçti.
Kaç tane Ramazanlar geçti.
İnşallah fazlası Mehdi Aleyhisselam'la olur.
Çünkü artık tam dünyanın, zamanın sonuna geldik.
Her şeyin bir zamanı var.
Allah Azze ve Celle bu dünya için, her şey için bir zaman koymuş.
Gezegenler, hatta güneşler bile...
Her şeyin zamanı bitti mi onlar da kayboluyor.
Yeniden Allah yaratıyor.
Bu Allah Azze ve Celle'nin sünnetidir.
Kur'an'da O'nun için "Hallâk" buyuruluyor, demek ki O, devamlı yaratandır.
İnsanlar "acaba başka yerde mahlukat var mı?" diyor.
Var tabii.
Allah Azze ve Celle'nin mahlukatının haddi hesabı yok.
Allah kendi bilir, biz bilmeyiz.
Onun için mübarek olsun inşaAllah bu, bereketli olsun.
Bayramın güzelliği şudur ki; Müslümanlar, aileler, kardeşler ve ihvanlar birbirlerini bağışlasınlar.
Yaptıkları hatalardan dolayı birbirlerini affetsinler.
Yapılan büyük şeyler varsa, onları da Allah bilir.
Allah muhakkak onun cezasını verir, iyiliğini verir.
Her şey Allah'ın elinde, hiçbir şey boşuna gitmez.
Onun için büyük ihtilaf olmasın.
Küçük şeyleri bayram dolayısıyla birbirlerine bağışlayıp barışmak çok iyi olur Allah'ın izniyle.
Allah onun ecri sevabını da verir.
Bu da bayramların bir faydasıdır.
O da boşa gitmiyor, onun da ecri sevabı çoktur.
Allah nice bayramlara yetiştirsin bizi.
Kimseye eziyet vermeden, kimseye darılmadan, kimsenin kalbini kırmadan Allah bize nasip etsin bu gibi bayramları.
Kalbi kırılan varsa da Allah ona muhabbet versin, o affetsin hepimizi inşaAllah.
2026-03-18 - Lefke
فَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٍ خَيۡرٗا يَرَهُۥ (99:7)
وَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ شَرّٗا يَرَهُۥ (99:8)
İnsan, yaptığı her şeyin muhakkak karşılığını görecektir.
Allah Azze ve Celle bunu buyuruyor.
Hayır yaparsa, buna karşılık bir ecri ve sevabı olacak, ahirette saadete erecektir.
Öyle ki, en ufak bir hayır, zerre kadar bile olsa karşılığını bulacaktır.
Kişi onun faydasını muhakkak görecek.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve azameti.
Allah indinde hiçbir şey, hiçbir iyilik kaybolmaz.
Şer yapsa da durum yine aynı.
Kötülük yapsa, günah işlese, onun da bir karşılığı ve cezası var.
Yeter ki insan, yaptığı kötülüğün yahut günahın affını Allah'tan dilesin.
Kul hakkı olmadıktan sonra Allah Azze ve Celle onu affeder.
Kul hakkı olduğunda ise o hak, ancak o kuldan helallik alınırsa affolunur.
Öteki türlü o hak, kıyamete kadar kalır.
Dünyada olan şeyler dünyada hallolur.
Ama insan gözünü yumup ölürse artık telafisi zordur; arkadan affederlerse affederler ama çoğu zaman o af olmaz.
Onun için dikkat etmek lazım.
İnsanların hakkına girmemek lazım.
İnsanlara yapılan kötülük, ancak onların affetmesiyle af olur.
Allah Azze ve Celle'ye karşı işlenen hata ve günahlar ise, kefaretle yahut eksik bırakılan ibadetlerin kazasıyla af olur.
Fakat öteki türlü, insana yapılan kötülüğün cezasını, hak sahibi affetmedikten sonra muhakkak o kötülüğü yapan çeker.
Onun için dikkat etmek, kul hakkına girmemek lazım.
Herhangi bir hayvan için de aynı şey geçerlidir.
Hayvana durup yerde kötülük yapmak ve eziyet etmek de aynı şekilde onun hakkına girmek demektir.
Allah muhafaza etsin, kimsenin hakkına girmemek lazım.
Haklar, Allah Azze ve Celle'nin insanlara verdiği şey; kötülük yapıp da o hakkı ellerinden almak yakışmaz, olmaz.
Dediğimiz gibi, onun cezası muhakkak var.
Onun için hak yiyenin, hak sahibine hakkını vermesi ve ondan helallik istemesi lazım.
Kötülük yapmaktan, başkasının hakkına girmekten Allah muhafaza etsin.
Allah yardımcımız olsun inşaAllah.
2026-03-17 - Lefke
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ (50:38)
وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقۡوَٰتَهَا (41:10)
"Allah Azze ve Celle'nin kudretini düşünmek lazım" buyuyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
"Allah Azze ve Celle'nin zatını düşünmeyin" buyuyuruyor.
"Nasıldır, nerededir?" gibi şeyleri değil; O'nun yarattıklarını düşünün.
Onlardan ibret alın.
"Yaratılanlar vasıtasıyla Allah'ın azametini bilin" diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Yani bu dünyayı, yeri göğü yaratan Allah Azze ve Celle her şeyi hesabıyla kitabıyla yapmış.
İnsan aklının kavrayabileceği bazı şeyler var.
Tabii bunlar oldukça azdır; varlıkların çoğunluğu insan aklının ermeyeceği şeylerdir.
İnsan aklının ermediği şeylere karışırsa, o vakit ya imanı gider ya da aklı gider.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, "Allah Azze ve Celle'nin zatını düşünmeyin" der.
Zatını düşünmeyi bir kenara bırakın, bazı insanlar çok ileri gidip lüzumsuz şeylere "Tanrı" diye ibadet eder, tapar.
Ondan daha ileri gidenler var; hâşâ, Allah sanki bir başkasının vücuduyla insanların arasına girmiş gibi inanırlar.
Bunlar o kadar mantık dışı, mantıkla alakası olmayan şeylerdir ki...
Sen insansın, Allah sana bir akıl vermiş.
Ancak bu aklın da bir sınırı var.
Bazı şeylerde sınırlar vardır, onlara yaklaşma.
Yaklaşırsan helak olursun.
Yaklaşırsan mahvolursun.
Onun için o sınırları bilmen lazım.
Allah Azze ve Celle yeri göğü yaratmış; insanların anlayacağı dilde "altı günde yarattı" diyor.
O altı gün kaç milyon, kaç milyar senedir Allah bilir.
Onu sen bilmezsin ama insanlar bir şeyleri bilsinler diye hâlâ uğraşıyorlar.
"Bu kâinat ne kadardır?" diye uğraşıp duruyorlar, ucunu bucağını bulamıyorlar.
Bu bile Allah'ın azametini gösteriyor.
Nasıl yarattı, nasıl bir hesap, ne hesabıyla yapılmış...
Milyarlarca, trilyonlarca yıldız var; birbirine çarpmadan, yörüngesinden sapmadan yaşıyor. Tıpkı her şey gibi onların da bir ömrü var.
Ömrü bittikten sonra başka bir şey olur, ne olacağını Allah kendi biliyor.
Şimdi sıra bizde.
Sıramız gelince selametle Allah'a kavuşmamız lazım.
Onu düşünün.
O'nun verdiği emirleri, bize ihsan ettiği bu güzel ibadetleri yapalım.
Ondan sonrasını, tam bir imanla Allah'a kavuşacağımız günü bekleyelim ki, en mühim gün odur.
İmanla çıkıp, imanımızı kurtarıp ahirete gitmektir mühim olan.
Allah kabul etsin hepimizin ibadetlerini.
İbadetlerimiz noksandır tabii.
Bazı insanlar var, herkesin işine karışır.
"Sen iyi yaptın ibadetini, sen iyi namaz kıldın kılmadın" diye karışan çok insan var.
Oysa biz biliyoruz ki bizim yaptığımız ibadetler noksandır.
Allah noksanıyla kabul eder.
Allah affetsin, Allah kabul etsin inşaAllah.
Cennetine yetiştirsin hepimizi inşaAllah.
2026-03-16 - Lefke
Bugün Ramazan'ın kimilerine göre 27'si, kimilerine göre 28'i, kimilerine göre ise daha farklı bir günü.
Allah mübarek eylesin, kabul eylesin inşaAllah.
Her sene insanlar 27. geceyi bekler. Bu gece, yarına bağlayan 27. gece sayılıyor.
Kadir Gecesi ekseriyetle bu tarihe rastladığı için Müslümanlar da bu geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ibadetle ihya etmeye çalışıyorlar.
Bunlar güzel münasebet tabii. İnsanların ibadetlerini daha büyük bir şevkle yapmaları için muhakkak bir münasebet olması lazım.
Onun için Allah muhakkak niyetlerine göre verir.
Bu da hayırlara vesile olur inşaAllah.
Bu Kadir Gecesi, yine aynı şeyi söylüyoruz, bin aydan daha hayırlıdır.
Yani bir gece, bir ömre bedeldir. Bin ay demek, galiba 80 seneye muadil oluyor.
80 sene normal bir insanın aşağı yukarı ömrüdür; bazen daha az, bazen daha çok olur.
O civarlarda oluyor.
Allah Azze ve Celle'nin kelamı Kur'an-ı Azimüşşan'da hiçbir şey boşuna değildir; her şeyin binlerce, milyonlarca manası vardır.
İşte Kadir Gecesi de insanın bir ömrüne bedeldir. Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla, bir gecede bütün bir ömür boyu yaptığın ibadetlerin sevabını kazanmış olabiliyorsun.
Onun için niyetimiz bu yöndedir.
Allah bize nice Kadir Geceleri nasip etsin.
Niyetimizi ona göre halis tutarsak, o ecri ve sevabı alırız.
Allah Azze ve Celle, "İsteyin, vereyim" diyor.
Yani hiç korkmayın; Allah bu gece bir ömürlük sevap verdiyse, daha sonra vermeyecek diye bir şey yok.
Muhakkak verir.
Allah'ın izniyle bin tane Kadir Gecesi de verir.
İnsan o bin gecede de bir ömürlük sevap kazanır.
İman sahibi bunu kabul eder, bilir ve itiraz etmez.
Bilmeyenler ise her şeye itiraz eder.
Namaz kılarsın, "Çok fazla kıldın" diye itiraz ederler.
Hayır yaparsın, "Fazla yaptın" derler.
Salavat getirirsin, "Olmaz" derler.
Oruç tutarsın, "Tutamazsın, olmaz" derler.
"Yeter, fazla yapma" derler.
Hayra mani olmak için uğraşanlar çok oluyor.
Onun için mürşidi olan insan yoldan şaşmaz.
Mürşidi olmayan ise düz yolda şaşar.
Mürşitleri olmadığı için çoğu insan bunlara kanıyor; bunların yüzünden dini de, imanı da, İslam'ı da bırakıyor.
Dini o kadar zorlaştırıyorlar ki insanlar bırakıp kaçıyor.
Yani fayda yerine zarar veriyorlar.
Onun için daima güzelliği ve iyiliği anlatın.
Allah Azze ve Celle ne büyük ihsan sahibidir... Bütün ihsanlar O'nun elindedir.
O ihsanı dilediği kadar verir; Allah Azze ve Celle'nin hadsiz, hesapsız ihsanı vardır.
Allah bu geceleri mübarek eylesin.
İnsanlar için de hayırlı ve bereketli olsun.
Dünya hali malum; dünya kuruldu kurulalı rahat bir yer olmamıştır.
Bugün de durum aynı şekildedir.
"Ne olacak?" diye çok soruyorlar.
Çoğu insan "Bu vaziyet ne olacak?" diye sorar.
Vaziyet tam da Allah'ın dilediği gibi oluyor; hiç endişe etmeyin, üzülmeyin, kaygılanmayın.
Senin üzüntüyle ve kaygıyla düşünmen hiçbir fayda sağlamaz.
Sadece Allah'ın dediği olacaktır.
Onun için siz Allah ile beraber olun; Allah'ın izniyle kazanırsınız.
Allah bu gecelerin sevabını ve ihsanını hepimize nasip etsin inşaAllah.
Allah mübarek eylesin.
2026-03-15 - Lefke
وَجَعَلۡنَا مِنَ الۡمَآءِ كُلَّ شَىۡءٍ حَىٍّ (21:30)
وَاَنۡزَلۡنَا مِنَ السَّمَآءِ مَآءً طَهُوۡرًا (25:48)
Allah Azze ve Celle bu ayetlerde, "Her şeyi sudan yarattık, suyla her şeye hayat verdik," buyuruyor.
Gökyüzünden indirdiğimiz o sular da tertemiz sulardır.
İslam'ın esası temizliktir.
Abdest için, gusül için su olmazsa olmazdır.
Suyla hem zahiri hayat hem de manevi hayat var olur.
Zahiri hayatta elbette hiçbir şey susuz olmaz; suyun olmadığı yerde hiçbir şey olmaz, yani hayat olmaz.
Bunun için o yağmurlar ancak Allah'ın kudretiyle iniyor.
Tabii O, dilediği zaman yağdırır, dilemediği zaman yağdırmaz.
"Yok şöyle olur, böyle olur" demek, tabii o başka meseledir.
Allah dilerse suyu buharlaştırır, bulut yapar; senin şehrine indirmez, denizin ortasına yağdırır, sana yağdırmaz.
O vakit sen ne yapabilirsin ki? Hadi bakalım.
Bunun için Allah'a şükretmek, bu nimetlerin kıymetini bilmek lazımdır.
Suyu ve her şeyi Allah'ın bir nimeti olarak bilmek lazımdır.
O nimeti takdir etmek lazımdır.
O nimete hürmet etmek lazımdır.
Bu hususta Allah'a şükretmek lazımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem mübarek hadis-i şeriflerinde; dereye, nehre işeyene, yani suya abdest bozana lanet etmiştir.
Bu hafife alınacak bir şey değildir, doğrudan lanet edilmiştir.
Onun için su büyük bir nimettir.
Allah'a şükürler olsun, bu ayların ve günlerin bereketi hürmetine Allah Azze ve Celle bu nimeti bize ihsan etti.
Manevi açıdan ise namazda, abdestte ve her türlü ibadette temizlenip Allah Azze ve Celle'nin huzuruna çıkmak bu mübarek suyla olur.
Su olmadan olmaz.
Kalkıp da benzinle veya mazotla yıkanamazsın.
Alkolle yıkanamazsın.
Onlar seni temizlemez, tahir (temizleyici) değillerdir; onlarla taharet alamazsın.
Ancak bu mübarek suyla abdest de alınır, gusül de edilir.
O vakit manevi rızıklar da sana ulaşır.
Abdest ve gusül olmadıktan sonra o maneviyat gelmez.
Bazen, "Ben abdest almadım ama temizim, kalbim temiz" diyorlar.
"Namaz kılıyor musun?" diye sorunca, "Hayır, kılmam," diyor.
"Niçin kılmazsın?" deyince, bahaneler üretiyor.
Abdest de yok, gusül de yok. Çoğu insan artık bunlara dikkat etmiyor.
Böyle olunca da başlarına iyi bir şey gelmiyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Suyu israf etmeyin," buyuruyor.
Kendisi de çok az bir suyla abdestini ve guslünü alırdı.
Şeyh Babamız da aynı şekilde yapardı.
Ufak bir kapla, bir bardak suyla abdest alabilirdi.
Bir kovayla değil, ufak bir şişe suyla gusül alırdı; suya o kadar hürmet ederlerdi.
Maalesef şimdiki insanlar bunun farkında değil.
Suyu israf ediyorlar, kirletiyorlar; ondan sonra da bereketi kalmıyor.
Allah bereketini artırsın, bu nimetleri için Allah'a şükürler olsun.
2026-03-14 - Lefke
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ (2:82)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; iman edip iyi işler, hayırlar yapan insanlar cennette ilelebet kalacaklardır.
Cennet nedir?
Bu zamanın insanının aklının almayacağı; ne akıldan geçen, ne görülmüş ne de duyulmuş bir yerdir.
Cennetin hali işte budur.
İnsanlar dünya haline benzetip de "Orada ne yapacağız, ne edeceğiz?" diye düşünüyorlar. Çoğu zaman akıllarına "Acaba ne yapacağız?" sorusu geliyor.
Allah Azze ve Celle cennet için "Dârüsselâm" ve "Dârüssürûr" buyuruyor.
Orası güzellik yurdudur, kavga kıyametin olmadığı bir yerdir.
O cennete girmeden önce, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin Havz-ı Kevser'inden içen insanın içinde dünyadaki o kötü hallerden hiçbir şey kalmaz.
Ne kıskançlık, ne kötü niyet, ne arsızlık, ne de yüzsüzlük kalır; o vakit insanın içinde kötü huylardan hiçbir eser kalmaz.
Cennete o halde giren kişi, oradaki insanlarla güzelce geçinir.
Onların davranışlarından dolayı kendisine hiçbir huzursuzluk gelmez.
O insanlara hiçbir kötülük dokunmaz ve onlar cennette ilelebet yaşarlar.
Orada ne korku, ne endişe, ne üzüntü ne de can sıkıntısı diye bir şey vardır.
Cennet budur.
İnsanlar dünyada cenneti arıyor; cenneti burada aramayın.
Burası imtihan yeridir.
Allah size dünyada da saadet verebilir.
O da yine Allah'ın takdiri ve lütfuyla olur.
Ama ne kadar güzel olursa olsun, dünya yine de cennetle mukayese edilemez.
Asla kıyaslanacak bir şey değildir.
İnsanın dünyada hanımı, çoluk çocuğu, etrafı iyi insanlar olunca, o da cennetin bir parçası gibi olur.
İtaat eden bir hanım, salih çocuklar ve etrafındaki iyi insanlar da cennetin birer yansımasıdır, Allah'ın lütfudur.
Yok, eğer hanım kötüyse, itaat etmiyorsa, dinle imanla alakası yoksa ve çocuklar da aynı şekildeyse, onlar da dünyadaki cehennemin bir parçasıdır.
Onun için Allah muhafaza etsin.
Şimdi bu dünyada yaşıyoruz, ahir zamanın öyle bir halinin içindeyiz ki herkesi aynı kalıba sokmuşlar.
Sen dünyanın bir ucunda olsan da, öteki ucundaki insanla seni aynı düşünce yapısına sokmuşlar.
Filmlerle, yazılarla ve daha nicesiyle herkesi aynılaştırdılar; herkes aynı şeyi yiyecek, aynı şeyi okuyacak, aynı şekilde yaşayacak.
Ahiret için de aynı şekilde, "Orada ne yapacağız, ne edeceğiz?" diye düşünüyorlar.
İslam'da böyle bir düşünce yolu yoktur.
Herkesin kendi fikri, kendi tefekkürü olması ve herkesin Allah Azze ve Celle'ye yönelmesi gerekir.
Bu dünya nimetleri, ahireti mamur etmek için birer vesile ve araç olarak kullanılmalıdır.
Bunlar ise dünyayı sadece dünya için mamur etmek istiyorlar.
Bu yüzden onların çabaları boşa çıkar.
Ne elde ederlerse etsinler, ne yaparlarsa yapsınlar yine de tatmin olmaz, memnun kalmazlar.
Fakat Müslüman bir insan, Allah'ın izniyle dünyada da mutlu olur, ahirette de.
Allah bize iki cihanın da cennetini yaşatsın inşallah.
İyi insanlarla beraber olduktan sonra, Allah'ın izniyle devamlı cennettesin demektir.
Hem dünyada cenneti yaşarsın, hem ahirette.
Bu meclisler cennet meclisleridir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah yolunda olan insanların meclislerinin cennet bahçelerinden olduğunu buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir cennet bahçesine rastladığınızda oraya girin, nasibinizi alın ve huzur bulun."
"O neresi?" diye sormuşlar.
İşte ilim meclisleri, sohbet meclisleri ve Allah yolundaki insanların toplandığı yerler dünyadaki cennet bahçeleridir.
Allah bu cennet meclislerimizi çoğaltsın inşaAllah.
İnsanlar dünyadaki bu cennetlere gelsinler; zira burası ahiretteki cennete bir köprüdür.
İnşaAllah Allah hepimize kuvvet versin.
Allah'ın izniyle cennette de hep beraber olacağız, buna hiç şüphe yok.
Allah Azze ve Celle bir hadis-i kudside Peygamber efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıtasıyla şöyle buyuruyor: "Ben, kulum beni nasıl düşünüyorsa öyleyim."
Biz de hep Allah'ın bizi cennete koyacağını umut düşünüyoruz.
Allah Azze ve Celle bizi reddetmez.
Çünkü O, cömertlerin en cömertidir.
2026-03-13 - Lefke
Allah'a şükür yine bu mübarek günlerdeyiz; Ramazan'ın son günlerindeyiz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an-ı Azîmüşşan'ın indiği o mübarek gecenin en çok bu günlerde olduğunu buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bunun ekseriyetle yirmisinden sonraki son on günde olduğunu belirtiyor.
Özellikle tekli gecelerde daha çok rastlanabileceğini söylüyor.
Allah'ın hikmeti ki bu Kadir Gecesi'ni gizlemiştir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: İnsanlar Kadir Gecesi'ni kesin olarak bilselerdi, sadece o gece ibadet eder, başka ibadet yapmazlardı.
Bu sebeple Kadir Gecesi, bütün bir senenin herhangi bir gününde veya gecesinde olabilir.
Ama ekseriyetle Ramazan ayında ve Ramazan'ın son on günündedir.
Onun için son on günde itikafa girilir, ibadetler daha da artırılır.
Ramazan'ın bereketi, o son on günde daha fazladır.
Zekâtını veya fitresini vermeyenler, bu ibadetlerini o on günde tamamlarlar.
Böylece sevabını da daha fazla almış olurlar.
Günler boş geçmesin diye, "Her geceyi Kadir bil," demişler büyüklerimiz.
"Her insanı da Hızır bil, Hızır Aleyhisselam olarak gör," demişler.
Çünkü o da gizlidir ve insana değişik şekillerde gelebilir.
İnsan bilmeden birine hürmetsizlik veya edepsizlik yapmasın diye, ne kadar zor olsa da tahammül edip insanlara hürmet etmelidir; bu, Allah rızası için olunca Allah katında makbul olur.
Kadir Gecesi de aynı şekildedir.
Kadir Suresi'nde de belirtildiği gibi, Kur'an-ı Azîmüşşan o gecede indirilmiştir.
Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem o gecede inmiştir.
Şüphesiz ki Kur'an-ı Azîmüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kadim kelamıdır.
O kelam, Allah'ın hikmetiyle bölüm bölüm indirilmiştir.
Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem inmesi yirmi üç senede tamamlanmıştır.
Fakat Kur'an'ın bütün tecellisi, Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem o gece indirilmiştir.
Ondan sonra da peyderpey arkası gelmiştir; ta ki bütün din, yani İslam tamamlansın.
Allah Azze ve Celle'nin dini olan İslam tamamlanmış ve ondan başka bir din olmadığı ilan edilmiştir.
Zaten Âdem Aleyhisselam'dan beri tek din İslam'dır.
Günümüzde bazen bu bilgisiz insanlar "dinler arası diyalog" diyorlar.
Hristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık; aslında hepsinin özü tek bir dindir, yani diyalog diye bir şey yoktur.
Tüm peygamberlerin semavi dini İslam'dır.
Allah Azze ve Celle "İnneddine indallahil-İslam" (3:19) buyuruyor; İslam'dan başka din yoktur.
Allah Azze ve Celle, din tamamlansın diye peygamberleri peyderpey göndermiştir.
Hepsi aynı hakikati söylemiştir.
Çünkü menba birdir, farklılık yoktur; başka bir din de yoktur.
Diğer inanışlar zaten hak din değildir; kendilerini tatmin etmek için kendi kafalarına göre uydurdukları şeylerdir.
Çünkü Allah Azze ve Celle, insanı kul olarak ve Rabbini bilsin diye yaratmıştır.
Hakiki din üzere olanlar Rablerini bilirler.
Dini olmayanlar ise başka şeylere yönelmektedirler.
"Başka şeylere tapalım; puta, taşa, heykele, böceğe, hayvana tapalım" diye uğraşırlar.
Onun için hak din, muhakkak Allah'ın insanlara lütfettiği bir hakikattir.
İnsanların o dini bulmaları ve kabul etmeleri lazımdır.
Günümüzde "çok akıllıyız" diye geçinen milletler var; başkalarını beğenmezler ama kendileri de acayip haller içindedirler.
Yani içinde bulundukları durum, akıllı insan halleri değildir.
Akıllı insan; Allah Azze ve Celle'ye yönelir, O'nu tanır, O'na ibadet eder ve O'nun emirlerini yerine getirir.
Allah'a şükür, bu mübarek Ramazan ayı çok bereketlidir.
Pek çok mucize bu ayda gerçekleşmiştir.
En büyük mucize de şüphesiz Kur'an-ı Azîmüşşan'dır.
Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem en büyük mucizesi odur.
Allah Azze ve Celle'nin kelamı, hak kelam olan Kur'an-ı Azîmüşşan bu ayda indirilmiştir.
Allah, onun bereketini üzerimizden eksik etmesin.
Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem buyurduğu gibi: Kim Ramazan'da bir oruçluya helal malından iftar ettirirse, Allah ve melekleri ona ikramda bulunur.
Kadir Gecesi'nde de Cebrail Aleyhisselam, Allah Azze ve Celle'den onun affını diler ve ibadetlerinin kabul olduğu müjdesini verir.
İnşaAllah Allah, bizleri de onlardan eylesin.
2026-03-12 - Lefke
لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا (9:40)
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da bildiriyor. Hazreti Ebubekir, hicret yolundayken, mağarada darda kaldıklarında ve yakalanacaklarını düşündüklerinde kaygılanmış.
Tabii kendisi için değil, "Peygamber Efendimize ne olacak?" diye.
Peygamber Efendimiz demiş ki: "Sen hüzünlenme, kaygılanma, Allah Azze ve Celle bizimledir."
Allah insanla beraber olduktan sonra, mümin bunu bildikten sonra ona hüzün, gam ve kasvet tesir etmez.
Tabii bu tür hisler gelebilir ama insanın hemen Allah'a yönelmesi lazım.
Bu güzel bir söz. Kur'an-ı Azimüşşan baştan sona güzeldir; her şeyin iyisini de kötüsünü de gösteriyor.
Peygamber Efendimizin o güzel yolu, bizim için saadettir, iyiliktir.
Ahir zamanda yaşadığımız için etrafımızda her türlü zulüm ve kötülük var. Her tarafta var ve herkesin başına gelebiliyor.
Onun için şunu düşünmek lazım: Allah bizimledir ve Allah bizimle olduktan sonra hiçbir şey sana tesir edemez.
Hazreti Bilal-i Habeşi, o yakıcı güneşte, kavurucu sıcakta, sırtına koca taşlar koymalarına rağmen hiçbir taviz vermeden "Allah Ehad" diyordu, "Allah tektir, Allah tektir" derdi.
Çektiği o eziyetler onun gözünde hiçbir şeydi.
Ona hiçbir tesiri olmazdı.
O Allah ile beraber olduğu için bu eziyetler ona tesir etmezdi. Ona asıl tesir eden şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ayrılığı oldu.
Çünkü Allah Azze ve Celle, ona sevdiği kulunun yanında olmayı nasip etti.
Bu yüzden Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in irtihalinden sonra Medine'de duramadı ve Şam'a gitti.
Ve Şam'da vefat etti.
Yani dünyada mümine asıl tesir edecek şey iman meseleleridir.
İmana bir zarar gelmediği sürece gerisi mühim değil. Allah korusun, imanımızı muhafaza edelim inşaAllah.
Günümüzde her türlü zulüm var.
Müslüman geçinenler bile kafirden beter zulmediyor insanlara.
Kafirin ne yapacağı zaten bellidir.
Peki bizim yapacağımız nedir?
Bizim yapacağımız Allah'a sığınmak ve O'nunla beraber olmaktır; çünkü Allah galiptir.
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰ أَمْرِهِ (12:21)
"La galibe illAllah."
Allah'la beraber olduktan sonra, Allah'ın izniyle hiç kimse sana dokunamaz ve sana eziyet edemez.
وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ (40:44)
Bu da Hazreti Yakup Aleyhisselam'ın söylediği bir sözdür.
Onun için bu zor zamanlarda Allah'la beraber olduktan ve bu sahabeleri, peygamberleri hatırladıktan sonra bizim çektiğimiz sıkıntılar hiçbir şeydir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "En çok eziyet çeken peygamber benim" buyuruyor.
O, bütün bu sıkıntıları Allah rızası için ve ümmeti için çekmiştir.
Bu yüzden, sen O'nun ümmetinden olmakla zaten en büyük nimete kavuşmuşsun.
Allah muhafaza etsin, bizi ağır imtihanlardan geçirmesin.
Çünkü imtihan kolay değildir.
Bazı insanlar bilmeden imtihan ister veya zorluk talep eder. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Sakın bunu istemeyin" diyor.
Meşayıhımız da imtihanın zor olduğunu söyler.
İmtihan öyle kolay bir şey değildir.
Onun için biz imtihana dayanamayız; siz Allah'ın ihsanını isteyin.
Allah Azze ve Celle'nin kullarına muamelesi iki türlüdür: Biri ihsan, diğeri imtihandır.
Onun için kendinize daima ihsanı isteyin, Allah Azze ve Celle'nin ihsanını talep edin.
Allah inşallah hepimize kendi ihsanından nasip etsin.
Bu mübarek Ramazan ayı hürmetine, kötü insanları da bizden uzak tutsun, onlarla imtihan olmayalım.
Şerleri kendi aleyhlerine dönsün inşaAllah.
Çünkü etrafta şerli insan çok; insanlara eziyet etmek isteyen pek çok kimse var.
Madem öyle, o insanların eziyetleri kendilerini bulsun.
Biz başka bir şey istemiyoruz, biz sadece Allah'tan rahmet ve merhamet istiyoruz.
Allah'ın bereketini istiyoruz inşaAllah.
2026-03-11 - Lefke
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوۡلَىٰنَاۚ (9:51)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: Bize, Allah'ın yazdığından, ezelden takdir ettiğinden başka hiçbir şey olmaz.
Onun için şimdiki vaziyette, bu halde insanlar "ne olacak, ne kalacak" diye telaşa düştü.
Her şey Allah'ın istediği gibi olacak.
Başka bir şey olmaz.
O'nun istemediği hiçbir şey olmaz.
Onun için Allah'a tevekkül edeceksiniz.
Başka kaçacak yer yok.
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ (50:51)
"Ne yapacaksınız?" Allah Azze ve Celle, "Allah'a kaçın." diyor.
Allah'a sığının.
Başka sığınılacak hiçbir yer yok.
İşte dünya hali allak bullak, ne olacağı belli değil; millet "ne yapacağız" diye telaş ediyor.
Hiç telaş etmeyin.
Allah'la beraber olan telaş etmez.
Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz.
Başka bir şey değil.
Nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmeyenler telaş etsin.
Bizim telaşımız yok Allah'ın izniyle.
Allah rızkımızı ne kadar verdiyse, nerede takdir ettiyse her şey O'nun elindedir.
Bizim vazifemiz O'na tevekkül edip işimize, ibadetimize, ailemize, çevremize ve insanlara hizmet etmeye devam etmektir.
Yaptığımız işler Allah rızası için olsun ki boşuna gitmesin.
O vakit ne çekilen eziyet boşa gider ne de yapılan iyilik.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Müminin hali ne güzeldir." diyor.
Durumu iyi de olsa kazançlıdır, sıkıntılı da olsa yine kazançlıdır.
Yani boşa giden, kötüye giden hiçbir şey yoktur.
Yapmamız gereken en mühim şey; Allah Azze ve Celle'ye sığınmak, O'na güvenmek ve O'na tevekkül etmektir.
Bu da iman şartlarından biridir.
Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi... ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ.
Her şeyin Allah'tan olduğuna; hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine inanmak lazım.
Böylece bunun ecrini alırsın.
Öteki türlü imansızlık olur. Şimdi millet bir halt ediyormuş gibi "Ben inanmıyorum, etmiyorum." diyor. İnanmazsan, çekersin.
Bunun sıkıntısını hem burada çekeceksin hem de ahirette daha beter çekeceksin.
Bugünlerde yeni yeni adetler çıkıyor; çoluk çocuk arkadaşına inanıyor ama babasına, dedesine, hocasına inanmıyor.
Ondan sonra da ne yapacağını şaşırıyor.
Onun için kötü yola düşmeyin, kötü düşünmeyin.
Allah Azze ve Celle herkesin rızkını, her şeyi, herkesin yaşayacağı zamanı belirlemiş.
O olacaktır.
Onun için nefsinize uymayın.
Nefsinizi kötülükten ve haramdan muhafaza edin.
Kendinizi her türlü kötülükten ve kötü yerlerden muhafaza edin.
Allah'a tevekkül edin.
Zaten dünya hali belli.
Dünyanın iyileşeceğine dair bir durum yok.
Günden güne daha da kötüye gidiyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "En hayırlı zaman, benim zamanımdır."
"Ondan sonra halifeler dönemi, ondan sonra da..." yani kendisinden iki yüz sene sonrasını kastederek, "her gelen gün bir öncekinden daha kötü olacak." der Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Şimdi bozulma daha da hızlandı; her gün bir öncekinden daha kötü.
Onun için bu dünyada rahat edeceğiz diye ümit etmeyin.
Ümidiniz ahiret olsun.
O vakit Allah size dünyada da rahatlık verir, ahirette de rahatlık verir.
Allah muhafaza etsin hepinizi inşaAllah.
Güzel günler de gelecek.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği Mehdi Aleyhisselam günleri gelecek; o da Asr-ı Saadet gibi kısa bir müddet olacak.
Ondan sonra o da geçecek.
Dünyada hiçbir şey baki değildir.
Beka ahirettedir, devamlılık ahirettedir.
Dünyada her şey muvakkattir, geçicidir.
Allah muhafaza etsin.
2026-03-10 - Lefke
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ (27:3)
Allah Azze ve Celle iman edenleri, namaz kılıp zekâtlarını verenleri methediyor, onlara ihsanda bulunuyor.
Zekât tabii ki seneden seneye verilmesi gereken bir şeydir; Allah Azze ve Celle'ye olan bir borçtur.
Borçtan kaçmak olmaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "İnsan borç alıp da vermemek niyetiyle alırsa zaten hiç ödeyemez; ancak geri ödeme niyetiyle alırsa, ödemesi kolay olur." buyuruyor.
Onun için bu, Allah Azze ve Celle'ye olan bir borçtur.
Bunu ödemek mümin için kolay olmalıdır, zor gelmemelidir.
Zekât ve sadaka vermekle para ve mal eksilmez.
Sakın öyle zannetmeyin; "Benim param azdır, verirsem azalacak" derseniz, biliniz ki hiç azalmaz.
Verirseniz azalmaz, asıl vermezseniz o vakit azalır.
Onun için zekât meselesi, İslam'ın esaslarındandır, rükünlerindendir.
Bunu yerine getirmeyen büyük günaha girmiş olur ve zararı da ancak kendisine dokunur.
Çünkü Müslümanlar günümüzde bunu vermiyorlar, çoğu zekât falan vermiyor.
Zaten kimsede namaz niyaz da yok. Onu da geçtik, namaz kılanlar bile zekâtlarını vermiyor, çoğu vermiyor.
Hile yapar, şunu yapar, bunu yapar; yahut zekât vermek hiç aklına bile gelmez.
Bu yüzden zekâtını vermez ve bir şey kazandığını zanneder.
Hâlbuki neler kaybettiğinden haberi yoktur.
Hem maddi kaybı vardır hem de manevi; yani her ikisi de mevcuttur.
Sırf "kâr ettim" zannedip de sevinen adam, aslında kendini kandırmış ve akılsızlık etmiş olur.
Onun için zekâtı, sevabının daha fazla olmasından dolayı Ramazan ayında vermek daha iyidir.
Böylece insan zamanını da kaçırmamış olur, Ramazan'dan Ramazan'a verir.
Çünkü zekâtın müddeti bir sene olmalıdır, üzerinden bir sene geçmesi gerekir.
Peki, bir sene geçmeden nasıl olur?
O da olur; insan öteki zekâtıyla beraber verebilir.
"Ben onu zekâtım olarak şimdiden veriyorum" diyerek peşin verse, o da kabul olur.
Çünkü seneye yaşayıp yaşamayacağımız belli değildir.
Bir de vakti gelmişken onu vermek çok iyi olur.
Tabii her şeyin zekâtı farklıdır.
En mühimi para, altın gibi birikimlerdir ve bunların zekât oranı bellidir; yüzde iki buçuktur.
Ekin, hayvan ve benzeri malların ise farklı hesapları vardır.
İnsanın onlara göre bir hesap yapıp zekâtını vermesi, borçtan kurtulması manasına gelir ve kişiyi rahatlatır.
Allah size razı olarak bakar.
"Kulum zekâtını vermiş, verdiğim emri yerine getirmiş ve beni hoşnut etmiş" diyerek Allah Azze ve Celle o insana sevinerek nazar eder.
Onun için zekâtın Ramazan'da verilmesi çok faziletli olur.
Böylece hem süre olarak Hicri takvime denk gelmiş hem de kat kat sevap kazanılmış olur.
Allah üzerimizde borç bırakmasın, bizi kimseye borçlu yaşatmasın.
Allah Azze ve Celle'ye karşı borçlu kalmak zordur.
Bazı insanlar maalesef borç almayı çok sever.
Geri vermemek niyetiyle alanlar, bir şey kazandıklarını zanneder.
Hâlbuki hayat boyu o borçtan kurtulamazlar ve aldıkları da onlara bir fayda sağlamaz.
Onun için insanın Allah'a veya insanlara karşı bir borcu varsa onu derhal ödemelidir.
Eğer fakirse ve ödeyemiyorsa, insanlardan "Bunu zekât yerine sayın" diyerek helallik istemelidir.
Bu da mümkündür.
Böylece hem alacaklı zekâtını vermiş sayılır hem de borçlu borcundan kurtulmuş olur.
Onun için borç meselelerinde, insan daha alırken ödemeye niyet etmelidir.
Allah kimseyi borç almaya muhtaç etmesin.
Kişi, "Geri ödeyeceğim" niyetiyle alsın ki, Allah o vakit kendisine kolaylık ihsan etsin.
Allah hepimize yardım etsin.
Allah, kendi emirlerine itaat etmeyi inşaAllah bizlere kolay eylesin.
İlahi emirlere itaat etmek bazen zordur.
Çünkü işin içinde hem nefis var, hem şeytan var, hem de dünya hevesi var.
Bunların hepsi insanı o emre karşı gelmeye sevk ediyor.
Siz onları elinizin tersiyle itin ve Allah'ın emrine itaat edin.
Allah hepimizin yardımcısı olsun.