السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-06-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Helal olan şeyler bellidir, haram olan şeyler de bellidir. İkisi arasında bazı şüpheli şeyler vardır, onlara da dikkat edin." Bunu neden söylüyor? Çünkü bazen ibadet zannedilerek yapılan bazı şeyler vardır; bunlar aslında ibadet değildir ama insanlara bunları yapmak sünnet yahut farzmış gibi gelir. Bunları ibadet zannederek yapan insan, haram işlemiş ve günaha girmiş olur. Peki, bu nedir? Matem tutmaktır. Matem iki üç gün tutulur. Her sene tekrar tekrar matem tutulmaz. Matem için sürekli ağlayıp feryat etmek doğru değildir. Çünkü bu, Allah'ın emridir. Ölüm de haktır, şehadet de haktır. Bunun için senelerce matem tutmak ve bütün milleti de bu mateme sürüklemek doğru olmaz. Matemi ne için söylüyoruz? Çünkü dün Aşure günüydü; Hazreti Hüseyin'in şehadet günü. Bir kısım insanlar var; ağlarlar, dövünürler ve buna benzer şeyler yaparlar. İçimizde "Biz de en azından bugün matem tutalım" diye düşünen insanlar olabilir. Bu tamamen lüzumsuz ve gereksiz bir şeydir. Eğer matem tutulacak olsaydı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vefatının ardından bütün sahabeler matem tutardı. Biz onlara tabiyiz. Onların gösterdiği yoldan gittiğimiz için biliyoruz ki, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu men etmiştir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu baştan beri yasaklamıştır. Onun yolu bellidir. Bu yüzden kendi kafamıza göre böyle adetler çıkarıp bütün milleti peşinden sürüklemek vebaldir, günahtır. Günah işleyenler, tövbe istiğfar ettiklerinde kurtulurlar, günahlarından arınırlar. Ancak o günahta ısrar edenler, daha büyük bir vebale girmiş olurlar. Bu sebeple Allah'ın emri vaki olduğunda, dediğimiz gibi üç günlük taziye süresi vardır; ondan fazlası gerekmez buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Taziye süresi üç gündür. Daha fazlasına gerek yoktur. Neden? Çünkü insanın hayatta yapacağı başka işleri vardır. Bu durumda kendini yıpratmaya gerek yoktur; "Allah'ın emridir, başımızın üstüne" deyip hayata devam edeceksin. Allah muhafaza etsin. İyilik yaptığımızı zannederek haram işlemekten bizi korusun. İyilik yaptığımızı zannederek boş yere kendimize eziyet edip üstüne bir de günaha girmeyelim inşaAllah. Allah muhafaza etsin. Hayatımıza doğru yolda, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği o güzel yolda devam edelim inşaAllah. Ahirette de ilelebet o sevdiklerimizle, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin efendilerimizle beraber olmak, onların ve şehitlerin yanında bulunup şefaatlerine nail olmak için Allah bizi muvaffak eylesin inşaAllah. Mühim olan da budur. Onların durumu için de, "Allah öyle takdir etmiş ve öyle olmuştur" demeliyiz. Böylece makamları daha da yükselmiş, daha yüce olmuştur. Ahirette onlarla beraber olabilmek için niyet edip dua edelim inşaAllah.

2026-06-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Bugün mübarek Aşure günüdür. Bu güzel günü Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) tazim etmiştir. Bize de onu tazim etmemizi; bereketine nail olmak için oruç tutup dualar etmemizi, tesbihatlar yapmamızı emretmiştir. Aşure, işte bu mübarek günlerden biridir. Muharrem ayının 10. günü Aşure'dir. Aşure, onuncu gün demektir. O gün tek başına oruç tutulmaz. Tabii bunu kimisi biliyor, kimisi bilmiyor. Oruçları iki gün tutmak her zaman daha iyidir ama Aşure orucunun hususi olarak iki gün tutulması, tek gün tutulmaması lazımdır. Ya dokuzuncu ve onuncu gün yahut onuncu ve on birinci gün tutulmalıdır. Bu günde Allah azze ve celle tarafından pek çok şey ihsan edilmiştir. Peygamberlerin ve ümmetlerin kurtuluşu, evliyaların makamca yükselişi, şehitlerin şehadete ermesi; hepsi bu mübarek günde olmuştur. Bu güne hürmet eden, onu tazim eden inşaAllah bu bereketlerden nasiplenir. Bu mübarek günler, Allah azze ve celle'nin Müslümanlara, Ümmet-i Muhammed'e verdiği hediyelerdir. Onları tazim etmek, onlardan faydalanmak lazımdır. Yapmazsak olur mu? Olur, yapmamak günah değildir ama yapsan senin faydana olur, ahiretin için çok büyük bir kazançtır. Bu fırsatı kaçırmak akıl kârı değildir. Allah'a şükürler olsun ki bizi Ümmet-i Muhammed'den eylemiş. Bütün ikramlarını Peygamber Efendimiz'in hürmetine, onun ümmetine de bahşetmiş. Çünkü Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), doğduğu andan kıyamete kadar daima "Ümmetim, ümmetim" diyerek hep ümmetini düşünmüş ve dua etmiştir. O, Allah azze ve celle'nin en sevdiği kulu olduğu için, O'nun yüzü suyu hürmetine ümmetine de ikramlarda bulunmuştur. Bu ikramları isteyen alır. İstemeyene de zorla verilmez. Fakat sonunda kişi pişman olur. "Ben onca fırsatı kaçırdım." der. "Akılsız insanlara uydum." "Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e hürmet etmedim, tazim göstermedim, onun yolundan gitmedim." der. Halbuki dünyadayken sağında, solunda, her tarafta onun faziletini ve ona tabi olanları görmüşsündür. Ama sen, "Ben kendi kafama göre bu şeylere inanmıyorum." deyip yüz çevirmişsin. Ondan sonra da lüzumsuz insanların peşine düşmüşsün. Her türlü gereksiz insanın ardından gitmişsin. Sonra da dünyadan bir şey kazandığını zannederek göçüyorsun. Sonra bir uyanıyorsun ki: "Allah Allah, biz ne halt ettik ya!" diyorsun. "Keşke geri dönüp denesem" diyorsun ama nafile, o fırsatı artık kaçırdın. Sen artık dünyada sevdiğin o insanlarla berabersin; onlar da senin gibiyse yandın demektir. İnsan sevdiğiyle beraberdir. Sevdiği kişi cehennemdeyse o da cehennemde olur. Ama Peygamber Efendimiz'i severse kurtulur. Mesele budur, başka bir şey değil. Çünkü onu seven, ona tabi olur ve ona hürmet eder. Saçma sapan insanların sözlerine kanıp kendini cehenneme atmaz. Cehennem haktır, cennet haktır. Bu iş oyun veya oyuncak değildir. İnsanlar buna çok dikkat etmeli. Bu ahir zamanda çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden, bilip bilmeden İslam'a ve Peygamber Efendimiz'in yoluna dil uzatıyorlar. Neymiş efendim, güya insanlar yolu bilmiyormuş da onlar biliyormuş. Binlerce senedir insanlar Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in peşinden gitmiş, bir tek sen mi akıllısın? Allah onlara akıl fikir ve hidayet versin. Küfrü marifet zannediyorlar. Yoldan çıkmayı, sapkınlığı marifet sanıyorlar. Allah ıslah eylesin. Bu mübarek günün hürmetine hak yola dönsünler; bu nimetten faydalanıp istifade etsinler. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Cennet bahçelerine uğradığınızda ondan istifade edin." Sahabeler, "Cennet bahçesi nedir?" diye sormuşlar. O da: "İlim meclisleri, Allah’ı zikredenlerin ve Allah’ı sevenlerin meclisleridir." buyurmuştur. O meclisler dünyada birer cennettir; ahiretteki esas cennet de bu sayede kazanılır. Allah hidayet versin diyoruz, çünkü pek çok aile gelip "Çocuğumuz şöyledir, böyledir." diye dert yanıyor. O çocuklar da işte böyle başkalarına uyarak yoldan çıkmışlar. Eğer şimdi pişman olurlarsa kurtulurlar. İnsan dünyadayken pişman olursa kurtulur; ahiretteki pişmanlığın ise hiçbir faydası olmaz. Allah bugünün hürmetine çoluk çocuğumuza hidayet; hepimize kuvvet ve iman versin inşaAllah. Bizleri Allah yolunda sabitkadem kılsın inşaAllah. Bu mübarek günün, bütün şehitlerin, şehitlerin efendisi Hazreti Hüseyin'in ve onunla beraber olanların hürmetine cümlemize hidayet nasip olsun inşaAllah. Bizler de onların yolunda olalım inşaAllah.

2026-06-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bir hadisinde şöyle buyuruyor: Haksızlığa uğradığı hâlde affeden insanı Allah aziz kılar. Allah'ın izzet verdiği insan zelil olmaz. Mühim olan da budur. Allah indinde aziz ve kıymetli olmak, bir insanın, bir Müslümanın istemesi gereken şeydir. Tabii haksızlık eskiden beri var, her zaman vardı ama ahir zamanda çok daha fazla. Artık bütün dünyada aynı şekilde iyiyi kötü, kötüyü ise iyi diye öğretiyorlar. Haksız olan haklı, haklı olan ise haksız sayılıyor. Ama bu mühim değil. Ahirette, mahşer ve hesap günü geldiğinde her şey zahir olacak, her şey belli olacak. Haksız cezasını bulacak, haklı ise hakkını alacak. O vakit haksız olan zelil olacaktır. Haklı olan ise Allah indinde aziz olacaktır. Onun için bu dünyada daima haklının yanında olmak lazım. Haksızlık yapmak bir beceri değildir. Marifet değildir; yani "Ben bunu yaptım, artık tamam" diyebilirsin, dünyada seni yakalayamayabilirler ama ahirette kaçacak yerin yok. Onun için muhakkak haklı olanla beraber, haklının yanında olmak lazım. Tabii dünyada pek çok haksızlık oluyor; şeytan da bunu kullanıp senin iyi işlerini ve sevaplarını bitirmek ister. Sen o haksızın yanında olunca hiçbir şey kazanmazsın. "Şuna yardım edeyim de onunla beraber ben de kazanayım..." Öyle bir kazanma şekli yoktur. Asıl kazanç Allah indinde olan şeylerdedir; Allah'ın sevdiği işlerde bulunursan kazanmış olursun. Dünya tabii ta en başından beri bir imtihan yeridir. Bu imtihan için Allah Azze ve Celle peygamberler göndermiş; âlimler yol göstermiş, öğretecek kişiler aracılığıyla her şeyi bildirmiştir. Bütün bunlar, insan iyiyi ve kötüyü bilsin diyedir. İnsan da ona göre muhasebeye çekilecek, bunun hesabını verecek. İyi biriyse akıbeti iyi olacak; kötüyse ve "Dünyada kimse beni yakalayamadı, yaptığım yanıma kâr kaldı" sanıyorsa ahirette mutlaka yakalanır, Allah muhafaza etsin. Bu durum Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanından bugüne kadar hep aynı şekilde gelmiştir ve günümüzde daha da çok olmaktadır. İnsanları kandıranlar çok olur, insanları yoldan çıkaranlar çok olur. Ama Allah Azze ve Celle doğru yolda olanlarla beraberdir. Allah, haklı olanın yanında durana ve doğru yolda ilerleyene yardım eder. Ötekisi istediği kadar "Ben kazandım, ettim" desin, hiçbir faydası yoktur. Allah muhafaza etsin. Haktan uzaklaşmayalım, hakkı teslim edenlerden olalım inşaAllah. Allah bizleri nefsimize uydurmasın, doğru yoldan şaşırtmasın inşaAllah.

2026-06-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَن يُعَظِّمۡ شَعَـٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقۡوَى ٱلۡقُلُوبِ (22:32) Allah'ın tazim ettiği, yücelttiği şeylere tazim gösteren insan takva sahibidir ve Allah'ın sevdiği kullarından olur. Allah Azze ve Celle'nin tazim ettiği şeyler nelerdir? Başta kâinatta en çok yücelttiği Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ve ashabı gelir; ondan sonra mübarek günler, mübarek yerler ve yapılacak ameller vardır. Bunların hepsi tazim ve hürmet edilecek şeylerdir. Bu zamanların kendine has ibadetleri, müstehap ve sünnet olan amelleri vardır. Bunları elinden geldiği kadar yapmasının insana, her Müslümana büyük bir faydası vardır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde bu günler için, "Muharrem ayının birinden onuna kadar oruç tutan insan, Firdevs-i Âlâ'da cennetin en yüksek makamlarına nail olur." buyuruyor. Bu yüzden bu günleri tazim etmek bizim faydamızadır. Allah'a şükür, günümüzde memleketimizde bu günleri tazim edenler ve bilenler çoktur. Ama başka yerlerde bu duruma biraz farklı bakılıyor. "Siz başka bir mezhepten misiniz, nesiniz?" diyerek insanların kafasını karıştırıyorlar. Halbuki sünneti ihya etmek, sünnete tabi olmak ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği yolu takip etmek, insanın yapabileceği en yüce ibadetlerdir. İnsan bunları elinden geldiği kadar yapmalıdır. Yapamadıklarını da Allah affetsin. Fakat başka yerlerde bu meseleleri farklı yönlere çekerler. Bunu yaparsan sana tuhaf gözle bakarlar, "Acaba bu Şii midir, nedir, niçin böyle şeyler yapıyor?" derler. Halbuki Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetlerini yerine getirmek, Allah Azze ve Celle'nin bir emridir. Ona tabi olmak, Allah'ın sevgili kulu olabilmek için en mühim şeydir. Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da şöyle buyuruyor: قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ (3:31) "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin." Ona tabi olmazsan, onun yaptığını yapmazsan ve kendi kafana göre hareket edersen, o vakit Allah seni sevmediği kullarından eyler; Allah muhafaza etsin. O zaman ne kadar ibadet edersen et, ne yaparsan yap, bunun hiçbir faydası olmaz. Onun için Allah'a şükür Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyurmuştu, Aşure günü Muharrem'in onuncu günüdür. Bunun için tek gün oruç tutulmaz, Yahudiler tek gün tutuyor. Onun için onlara muhalefet olarak dokuz ve on, yahut on ve on bir, yahut dokuz, on ve on bir de olabilir. İsteyen hepsini tutabilir. Onuncu günde kılınacak dört rekat namaz vardır. İkindiden önce kılınsa iyi olur çünkü akşam olunca artık on birinci güne giriliyor ve Aşure günü geçmiş oluyor. İkindiden önceye kadar sabahtan ne zaman kılabilirseniz, dört rekat, her rekatta on bir İhlas suresi ile kılıp, sonra dualarını yaparsınız. Bir de o gün için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yine tavsiyesi, boy abdesti almak, gusül yapmaktır. Böylece sıhhat bulur, bütün seneyi sıhhatle geçirir. Bu çok mühimdir, bu zamanda Allah muhafaza etsin kötü hastalıklar, bilinen ve bilinmeyen pek çok hastalık var. Onun için o gün yıkanmak, bütün seneyi sıhhatle geçirme niyetiyle olur. İnsanlar o niyetle yapsınlar ki sıhhat ve afiyet bulsunlar; böylece Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mübarek sözünü yerine getirmiş oluyoruz. Ondan sonra da tasadduk etsin, sadaka verip evine erzak alsın ve ailesine güzel ikramlarda bulunsun. Gözüne de sürme çekebilirse yapsın. Yani illa da siyah sürme olması gerekmez, başka güzel şeyler de sürebilir. Bu günün yapılacak amelleri bunlardır. Bir de tabii mühim olan oruçtur; dokuz ve on, veya on ve on birinci günleri oruçlu geçirmek Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mühim bir tavsiyesidir. Peygamber Efendimiz, "Seneye yaşarsam... [dokuzuncu günü de tutacağım]" dedi. Zaten eskiden, İslam'ın ilk yıllarında oruç Muharrem ayında tutulurdu. Ramazan ayında değildi, daha sonra Ramazan'a tebdil oldu. Onun için o mübarek günü muhakkak böyle ibadetle ve duayla geçirmek kendi faydamıza olur. Allah o günleri ve geceleri mübarek eylesin. Allah'ın yücelttiği şeyleri inşaAllah biz de elimizden geldiği kadar yüceltelim, inşallah bu bize nasip olsun.

2026-06-23 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الصدقة على وجهها واصطناع المعروف وبر الوالدين وصلة الرحم تحول الشقاء سعادة وتزيد في العمر وتقي مصارع السوء. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Sadakayı tam olarak hakkıyla vermek, iyiye de kötüye de iyilikte bulunmak, anne babaya iyilik yapmak, sıla-i rahim yapıp akrabayı gözetmek, bedbahtlığı saadete çevirir. Yani insanın kötü halini düzeltir, saadete çevirir ve ömrü uzatır; iyilik yapmak kötülük kapılarını kapatır. İnsanlar dünyada mutsuz; mutlu olmak için sadaka verecek, anne babaya iyi bakacak, akrabalarıyla irtibatı kesmeyecek. Bu da mutsuzluğu mutluluğa çevirir, diyor. Ömrü de uzatır, kötü ölümden de korur, diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الصدقات بالغدوات يذهبن بالعاهات. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Sabah vaktinde verilen sadakalar afetleri bertaraf eder. Yani sakatlık gibi, insana gelebilecek kötü şeyleri önler. Onun için biz çoğu zaman söyleriz; bu, Şeyh Efendi'nin insanlara vasiyeti ve nasihatidir. Çok verdiğini söyleyip "Haftada bir veriyorum" diyenlere, her gün vermeleri gerektiğini söyleriz. Her gün sabah oraya bir kutu koy; içine üç koy, beş koy, on koy... Elinden ne kadar gelirse, o günün sadakasıdır. Sen hepsini toplayıp daha sonra istediğin zaman verebilirsin ama o günlük sadakayı ihmal etme. Sadaka seni korur, her türlü kötülükten muhafaza eder. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: قال الله عز وجل: أنفق أُنفق عليك. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: İnfak et, ver ki sana vereyim. Sen vermezsen, O da vermez. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: قبضات التمر للمساكين مهور الحور العين. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Yoksullara verilen bir avuç hurma, hurilerin mehirleridir. Tabii eski zamanda şimdiki gibi bolluk yoktu; yola çıksan hiçbir şey bulunmazdı. İki üç tane hurma bulan insan memnun olur, Allah'a şükrederdi. Onun için birkaç tane hurma versen bile, bunlar cennetteki hurilerin mehirleri olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: كل امرئ في ظل صدقته حتى يقضى بين الناس. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Kıyamet gününde halk arasında hüküm verilinceye kadar herkes kendi sadakasının gölgesindedir. Kıyamet gününde gölge yoktur; ancak sadaka veren kişi, sıra ona gelene kadar o gölgenin altında olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: كم من حوراء عيناء ما كان مهرها إلا قبضة من حنطة أو مثلها من تمر. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Nice ahu gözlü huriler vardır ki, mehirleri sadece bir avuç buğday veya o kadar hurmadır. Yani dünyada milyonlar versen bulamazsın ama bir avuç buğday veya hurma onların mehirleridir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليتق أحدكم وجهه عن النار ولو بشق تمرة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Her biriniz yarım hurmayla da olsa yüzünü cehennemden korusun. Bu sadaka hem ahirette seni cehennemden kurtarır hem de dünyada belalardan korur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لأن يتصدق المرء في حياته بدرهم خير له من أن يتصدق بمائة عند موته. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Kişinin hayatta ve sağlıklıyken bir dirhem tasadduk etmesi, öleceği zaman yüz dirhem tasadduk etmesinden daha hayırlıdır. Tam vefat edecekken "Şunu şuraya verin" demektense, sağlıklıyken verilen bir dirhem ondan yüz kat daha hayırlıdır. Onun için insan sağlıklıyken iyilik yapmalı. "Elinle ne verirsen, o seninle gider" derler. Bu da öyledir; sağlıklıyken verin. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لو مرت الصدقة على يدي مائة لكان لهم في الأجر مثل أجر المبتدئ من غير أن ينقص من أجره شيئا. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Bir sadaka yüz kişinin elinden geçse bile, hiçbir eksilme olmaksızın her birine o işi ilk başlatanın sevabı kadar sevap vardır. Yani birisi sadaka verdi, diğeri ötekine verdi, o da başkasına derken sadaka yüz kişiden geçti. Bütün o insanlar aynı ecri, aynı sevabı almış olur. Iskat olunca da böyledir; herkes "Aldım, kabul ettim, hibe ettim" diyerek yanındakine verir. Böylece hem onlara ecir yazılır hem de meyyitin eksik bıraktığı şeylerin günahı üzerinden düşer. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليتصدق الرجل من صاع بره وليتصدق من صاع تمره. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Kişi bir sa' bile olsa buğdayından sadaka versin. Sa' dediği bir ölçüdür; ona göre sadaka versin. "Bir sa' bile olsa hurmasından sadaka versin" diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما نقصت صدقة من مال، وما زاد الله عبداً بعفو إلا عزاً، وما تواضع أحد لله إلا رفعه الله. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Sadaka hiçbir malı eksiltmemiştir. Yani "Ben sadaka verdim, malım eksildi" diye düşünme; sadaka malı hiç eksiltmez. Kişi kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, Allah bundan dolayı mutlaka onun izzetini artırır. Yani biri sana eziyet etti, haksızlığa uğradın diye beddua etmen gerekmez. Allah'ın vereceği izzet daha efdaldir, insanlara beddua etmekten daha iyidir. Allah için alçakgönüllülük gösteren bir kişinin, Allah mutlaka derecesini yükseltir. Yani tevazu gösteren, Allah rızası için kibirlenmeyen insanın derecesi Allah ve insanlar indinde yükselir. Müslümanlara karşı tevazu edip kibirlenmemek gerekir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما يخرج رجل شيئاً من الصدقة حتى يفك عنها لحيي سبعين شيطاناً. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Kişi vereceği sadakayı, yetmiş şeytanın iki çenesini sökmedikçe çıkaramaz. Yani adam sadaka verecekken şeytan sadaka vermesin diye köpek gibi ısırıp çenesini sıkmış, ona her taraftan sarılmıştır. Sadaka veren insan o şeytanın ağzını açmış, sadakasını vermiş olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: مناولة المسكين تقي ميتة السوء. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Yoksula sadaka vermek kötü ölümü önler. Yani kişi fakirlere sadaka verirse o sadaka onu, Allah muhafaza, her tarafta olan kötü ölümlerden korur.

2026-06-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir. Bizim vazifemiz budur. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Allah için yaşamak ve her şeyi Allah rızası için yapmak gerekir. Eksiklerimiz için üzülmek lazım; kulun yapamadığını Allah affeder. Yaptığı hatalardan dolayı da tövbe istiğfar eder, affolunur. Ama şimdiki insanlar hiç lüzumsuz şeyler için üzülüp kahroluyorlar. Bunu neden böyle yapıyorlar? Çünkü Allah Azze ve Celle'nin yolunu bırakıp şeytanın yoluna sapmışlar. Şeytanın yolu hiçbir zaman iyiye çıkmaz, hiçbir zaman fayda vermez. Belki para kazandırır, her türlü imkânı sunar ama asla iyilik getirmez. Şeytanın peşinden giden daima hüsrandadır; durum iyi görünse bile hüsrandadır. İnsanlara, "Bakın bu adam şeytanın yolundan gitti de başarılı oldu." derler ve insanlar da onun peşinden gider. Bir diğeri de onun peşine takılır. Sonunda hepsi o yoldan gider. Tabii bu yolda hepsinin birden başarılı olma ihtimali yoktur. Allah Azze ve Celle'nin yolunu bırakır ve unuturlar; o yanlış yoldan giderler. Ondan sonra da başlarına bir iş geldiğinde kahrolurlar. Dünyada tek bir yol var zannederler; o başarı dedikleri yol da aslında şeytanın yoludur. Güzel yolu bırakıp, yaramaz bir yola girerler. Allah'ın yolunu bırakıp, şeytanın yoluna saparlar. Allah Azze ve Celle her insana ayrı bir meziyet vermiştir. Oysa şimdiki sistem herkesi tek bir kalıba sokuyor. O kalıp da tamamen boş ve hiçbir işe yaramayan bir yaşam tarzıdır. Senelerce bir yerde boşu boşuna bekleyip sonunda bir şey başaracaklarını zannederler ama en nihayetinde hüsrana uğrarlar. İşte bahsettiğimiz şey bu; geçenlerde yine gördük. Millet koyun gibi aynı şekilde sadece "Oku da oku." diyor. Sanki hayatta okumaktan başka hiçbir şey yok. Yahu bu kadar okutuyorsunuz tamam da bir akıl, mantık var. Milyonlarca kişi okuyup aynı işi yapacaksa, bunun sonunu düşünmek lazım. "Vay efendim, bu sene imtihanlar çok zor oldu, birçok insan sınıfta kaldı." diye sızlanıyorlar. E hepsi sınıfı geçse ne olacak? Hepsine nerede iş bulacaksınız? Yani hayatta başka işler de var; illa herkesin okuması gerekmiyor. Ama bu, bütün dünyayı kontrol etmek ve istediklerini dayatmak için kurdukları şeytani bir hiledir: "Oku da oku." On iki sene, yirmi sene durmadan okurlar ama en sonunda hiçbir işe yaramazlar. O saatten sonra zaten bir iş de yapamazlar. Bir işe koysan çalışamazlar, çünkü hazıra alışmışlardır. Aileleri onların yemesine içmesine bakar; onlar da evde kral, kraliçe gibi yaşarlar. Ondan sonra hayata atılıp işe başlamaları gerektiğinde hiçbir şey yapamazlar. İşte bu sistem tam da bu yüzden şeytanın yoludur. Hâlbuki Allah'ın yolunda herkese uygun bir meziyet, Allah Azze ve Celle'nin takdir ettiği bir iş vardır. Fakat onlar bütün bu fıtri yetenekleri kenara atıp, kendi menfaatleri uğruna insanları kontrol edebilmek için on iki, on beş sene okuturlar. Ve "Dünyada bu yoldan başka bir çıkış yok" diyerek insanları kontrol altında tutarlar. İnsanları bir dakika bile serbest bırakmazlar. İnsanlar başta zorla, sonraları ise kendi istekleriyle bu yolda devam ederler. Onun için diyorum; Allah'ın yolu en güzel yoldur. Rahattır, huzurludur; her türlü güzellik o yoldadır. Allah'ın yolunu bırakıp bu şeytani yola girince de her türlü kötülük ve olumsuzluk ortaya çıkar. Sapkınlık, ahlaksızlık ve her türlü kötülük baş gösterir. Çünkü insanlara Allah korkusu değil; gelecek kaygısı ve maişet korkusu aşılıyorlar. "Okumazsa, üniversiteyi bitirmezse geçimini nasıl sağlayacak, hâli ne olacak?" diye korkutuyorlar. Devlet mekanizmaları da aynı şekilde; diploma olmazsa kimseye iş vermiyor, işe almıyor. Peki bu diploma ne işe yarıyor? Okuduğunun onda birini geçtim, yüzde birini bile anlasa öpüp de başına koyarsın. İnsanları öylesine sınıf geçiriyorlar, bir yandan da paralarını alıyorlar. Ondan sonra da "Toplum niye böyle oldu, bu hâle nasıl geldik?" diye birbirlerine soruyorlar. Hâlbuki her şey ortadadır. Sistem falan hepsi bahane; her şey tamamen dünyaya yönelik. Sadece burası değil, bütün dünya bu hâlde. Globalleşme adı altında bütün insanlığı tek bir kalıba soktular. İnsanları, "Bu yoldan çıkamazsın, çıkarsan mahvolursun!" diyerek korkutuyorlar. Hâlbuki bu sistemin dışına çıkanlar; yani o çarkın içinde okumayanlar, çok daha aklı başında oluyorlar. Kendi mantıklarını ve akıllarını kullanabiliyorlar. Allah muhafaza etsin. Bu kadar okutuyorlar ama ortada ne edep kalıyor, ne hürmet; hiçbir değer kalmıyor. Allah yardımcımız olsun. İnşaAllah bizlere hakiki bir sahip göndersin. Bizleri bu durumdan kurtarsın inşaAllah.

2026-06-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ ٱعْمَلُوا۟ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ (9:105) Allah Azze ve Celle, "Boş durmayın." buyuruyor. Çalışın, Allah çalıştıklarınızı görecektir. Demek ki tembellik; dinde, İslam'da sevilmeyen bir haslettir. Peygamberler, meşayıhlar ve sahabeler durmadan hizmetteydiler. İnsanlara ve Müslümanlara hizmet etmek için devamlı çalışırlardı. Yani hem helal rızıklarını kazanmak hem de İslam'a hizmet etmek için... Onun için İslam'da tembellik yoktur. Tembellik onların şanından değildir. Peygamberlerin, sahabelerin ve evliyaların işi devamlı hizmettir. Ömürleri boyunca ellerinden geldiği kadar hizmet ederler; kendilerinden sonra da insanlara faydalı olmak isterler. Tarihte buna dair pek çok örnek, pek çok alim vardır. Eskiden insanlar en fazla kırk elli yıl yaşardı. Ancak onların o kırk elli yıllık ömürlerinde yaptıkları hizmeti, normal bir insan iki yüz senede yapamaz. Peki bu nasıl oluyor? Allah Azze ve Celle onlara keramet lütfetmiş ve onların vasıtasıyla insanlara hizmet edilmesini sağlamıştır. Onun için tembellik onların şanından olamaz. Tembel insanın ne kendisine faydası vardır ne de başkasına. Bir de insan avare olunca, hiçbir şey yapmayınca şeytan ona daha fazla musallat olur. Bir hileyle, "Ne yapacaksın? Şunu yap, bunu yap." diyerek onu günaha da sokar. İnsan çalışırsa, hiç olmazsa şeytanın bir şey yapmasına fırsat kalmaz. Onun için başka bir ayette de şöyle buyrulur: فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ (94:7) "Bir işi bitirince, hemen başka bir işe koyul." Yani namaz olsun veya dünyevi işler olsun; hepsi Allah rızası için yapıldıktan sonra sana sevap olarak yazılır. Çalışıp çabaladığın şeyler Allah rızası içinse; "Rızkımı kazanacağım, insanlara yardım edeceğim." niyetiyle yaparsan, bunların hepsi sana hayır ve hasenat olarak yazılır. Allah bizi tembellerden eylemesin. Çünkü hayatı boş yere harcamak israftır. Allah israfı da sevmez. Allah hepimize kuvvet versin, bizi şeytana oyuncak etmesin inşaAllah.

2026-06-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَإِذَا ٱلۡبِحَارُ فُجِّرَتۡ (82:3) Allah Azze ve Celle kıyamet gününü bize anlatıyor. İnsanlar her şeyin böyle sürüp gideceğini, hiçbir şey olmayacağını zannediyor. Oysa kıyamet var; Allah Azze ve Celle gökyüzünün yarılacağını, yıldızların saçılacağını ve denizlerin patlayıp taşacağını söylüyor. Bundan seneler önce İtalya'ya gitmiştik, orada bir yanardağ patlamıştı. Koca dağın yarısı yok olmuştu. Onlar, "O da bir şey mi, asıl burada bu deniz var." diyorlar. Bunu bilim insanları söylüyor. İçinde büyük bir volkan, bir yanardağ var. O patlasa dünyayı havaya uçurur, geriye hiçbir şey kalmaz. Onlar asıl bundan korkuyorlar. Oysa korkacak bir şey yok. Zaten her şey Allah'ın emrini bekliyor; Allah Azze ve Celle'nin emri gelmedikçe hiçbir şey olmaz. Vakti gelince o da gerçekleşecek. Bunu Kur'an-ı Azimüşşan'da da bildiriyor; denizler patlayacak. Kıyamet kopacak, geriye hiçbir şey kalmayacak. Yeryüzünde dağ tepe kalmayacak, her yer dümdüz olacak. Bunlar yaşanacak şeyler. Bunlar Allah Azze ve Celle'nin haber verdiği şeyler olduğu ve bunu bildikleri hâlde, sadece bazıları imana geliyor; çoğu ise umursamıyor. "Bu doğa olayıdır, elimizden bir şey gelmez." deyip geçiştiriyorlar. Allah'tan korkuları yok; sadece "Gökten taş gelip yeryüzüne çarpacak." gibi şeylerden bahsediyorlar. Buna inanan bazı Müslümanların da imanları zayıftır. İman; vakti gelince bunların hepsinin olacağına, Allah Azze ve Celle'nin dediklerinin gerçekleşeceğine inanmaktır. Onun için sen kendi hâline bak. Başka şeye bakma, hiçbir şeyden korkma; Allah'ın dediği olur, başka bir şeye lüzum yok. Sen korksan ne olacak, korkmasan ne olacak? Korkacaksan Allah'tan kork, başka hiçbir şeyden korkma. Allah bizi ve imanımızı muhafaza etsin. Önemli olan budur, başka bir şey değil. Yok göktaşı çarpmış, yok yanardağ patlamış, yok deprem olmuş... Bunların hepsi yalnızca Allah Azze ve Celle'nin emriyle oluyor. Bunu bilmek lazım. İman işte budur. İman, her şeyin Allah Azze ve Celle'nin emrinde olduğuna şüphesiz inanmaktır. Aksi takdirde, seni bir oyuncak gibi oynatırlar. "Şöyle oldu, böyle olacak" diye bir haber çıkar, insanlar hemen ona inanır da Allah Azze ve Celle'nin mübarek sözlerine inanmazlar. Allah hepimizi ıslah eylesin ve hepimize iman versin inşaAllah.

2026-06-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Hamd ve şükür Allah'a mahsustur. Hamd yalnızca O'na mahsustur. Onun için Kur'an'ın başında "Elhamdülillâhi rabbilâlemîn" buyrulur. Hamd Allah'a mahsustur. Hamd Allah'adır, şükür ise herkese olabilir. Herkese teşekkür edebilirsiniz. Fakat hamd, yalnızca Allah Azze ve Celle'ye mahsustur. "Elhamdülillâhi rabbilâlemîn" diyor. Yani hamd; bizi yaratan Allah'adır. Hamd, her şeyin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Şükretmek, her daim şükretmek lazımdır. İnsanlara teşekkür etmek, şükran duymak; bunu yapmak lazımdır. Fakat hamd, yalnızca Allah Azze ve Celle'ye has bir ibadettir. Nitekim Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in isimleri olan Muhammed, Ahmed, Hâmid, Mahmud; O'nun mertebesinin yüksekliğini gösterir. Allah, hamd kökünden gelen bu isimlerle; hamdeden ve övülen olarak, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ismini kendi isminin yanına koymuştur. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem. Bize bu nimetleri bahşettiği için Allah'a şükürler olsun. Ayrıca her durumda hamdetmek gerekir. İyiye de kötüye de şükredince, insan Allah'a olan minnetini göstermiş olur. O'na olan itaatini göstermiş olur. Böylece nimetler ziyadeleşir, her şeyin fazlası verilir. Bu yüzden her şeye hamdetmek lazımdır. "Lâ yuhmedu alâ mekruhin sivâh" denmiştir. Yani Allah ne verirse versin hamdedeceksiniz. İyi durumlara da kötü zannettiğiniz şeylere de; başınıza ne gelirse her şeye hamdedeceksiniz. Bir şeyin iyi veya kötü olması tamamen sizin zannınıza göredir. Her koşulda Allah'a hamdetmek size fayda sağlar. İyi zaten iyidir; kötü zannettiğiniz şeylere ise sabredip Allah'a hamdederseniz, Allah mertebenizi yükseltir ve ecrinizi verir. Böylece o sıkıntı da zail olur inşallah. Allah bizi hakkıyla hamdedenlerden ve şükredenlerden eylesin. Şikâyet edip takdirini kabul etmeyenlerden eylemesin. Buna muhakkak dikkat etmek lazımdır. İnsanların bunu akılda tutması ve her koşulda hamdeden kullardan olması lazımdır. Allah bizi hamdedenlerden yazsın inşaAllah.

2026-06-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَإِن تُطِعۡ أَكۡثَرَ مَن فِي ٱلۡأَرۡضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ (6:116) Dünyadaki insanların çoğu hak yolda değil. Sen onlara tabi olursan hak yoldan ayrılırsın. Hak olan yol azdır; insanlar nefislerinin, hevalarının peşinden koşuyor. Sen de "Herkes böyle yapıyor, ben de aynı şekilde yapayım, böylesi daha kolay ve rahat" dersen yoldan çıkıp helak olursun. Onun için hak olan şeye bakmak lazım. Bu insanlar hak yolda mıdır, eğri yolda mıdır? Yaptıkları cezasız kalacak mı? Buna göre hareket et; başını ağrıtma, kendini helak etme. Sana yol gösteren kişi zaten kendisi de yolu bilmiyor, yolunu şaşırmış; sen onun peşinden gitme. "İşte bunca insan o kişinin peşinden gidiyor, demek ki hak yoldadır" deme. Bak, hak yol bellidir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Helal bellidir, haram bellidir; bir de şüpheli olanlar vardır." Şüpheli olan şeylerin peşinden gitme. Helal yoldan, haramdan sakınılan yoldan git. Çünkü bu zamanda -gerçi insanlar daha önceden de böyle yaratılmıştır- nefislerine uymak insanlara daha kolay geliyor. İnsan için haramdan sakınmak daha zordur. Onun için sen kendine hakiki yolu bul ve o yoldan çıkma. "Bu insanların hepsi bu yoldan gidiyor, demek ki bu yol doğrudur" derler. Sürü gidiyor diye herkes o sürünün peşinden gidiyor. Biri uçurumdan atlıyor, arkasındakiler de hiç durmadan kendilerini uçurumdan aşağı atıyor. Allah Azze ve Celle sana akıl vermiş, seni uyarmış; sen onların peşinden gitme. "Onlar böyle bir yol çizmiş, biz de bu yoldan gidelim" deme. Senin güzel yolun bellidir; kötü yoldan uzak dur. İsterse bütün dünya o yoldan gitsin; bunun bir faydası olmaz, sana zarardan başka bir şey getirmez. Allah muhafaza etsin, bizleri doğru yoldan ayırmasın. Nefsimizin emrine girmeyelim inşaAllah.