السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-12-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحۡسَنُ ٱلۡخَٰلِقِينَ (23:14) Allah Azze ve Celle her şeyi güzel yaratmıştır. O'nun ismine tazim ediyoruz; "Tebârek" diyoruz. O'ndan daha yüksek, daha iyi olamaz. Her şeyin en güzelini O, Allah Azze ve Celle yaratmıştır. Fakat insanoğlu beğenmiyor, değiştirmek istiyor. Değiştirince de güzel olmuyor; güzel görünse bile sonradan insana zarar veriyor. İşte bu, ahir zaman dediğimiz dönemde insanlar zannediyor ki; "Biz daha iyisini yaparız, her şeyi daha güzel yaparız." Halbuki "Daha iyi yapayım" derken daha beter hale getiriyorlar. Sonra da eskisine dönmek isterler ama artık mümkün olmaz. Bir defa bozmuşsun, yeniden düzeltemezsin; Allah Azze ve Celle'nin yarattığını sen yapamazsın. Onun için fazla karışmamak lazım. Allah Azze ve Celle ne verdiyse ona kanaat edip, şükredip yaşayıp gitmek gerekir. Hani "Ben daha güzel olayım" diye lüzumsuz işlere girmeye gerek yok. Tabii bazı zaruri ihtiyaçlar olur, onlar yapılır. Sıhhat için gereken bazı müdahaleler olabilir ama sırf keyif için yapmak doğru değildir. فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلۡقَ ٱللَّهِۚ (4:119) "Allah'ın yarattığını değiştirirler." Ufak tefek şeyler olduğu gibi, daha sonra gelen büyük müdahaleler de var. Hâşâ; bu ahir zamanda erkekler kadına, kadınlar erkeğe benzemeye çalışıyorlar. Bunun dışında yüzlerini, gözlerini, boylarını; uzatmaya, kısaltmaya veya değiştirmeye uğraşıyorlar. Yaparlar yapmasına ama sonradan bunun zararı yine kendilerine dokunur. Onun için Allah Azze ve Celle'nin yarattığına kanaat getirip şükretmek lazımdır. Zaten hayat ne kadar ki? İlelebet yaşayacak değilsin. Elli sene, yüz sene... Ne kadar yaşasan da seni herkes olduğun halinle biliyor ve kabul ediyor. Sen niçin kalkıp da kendini değiştirmeye uğraşıyorsun? Bunlar son derece lüzumsuz işlerdir. Sen bir şeyi değiştireceksen kendi nefsini değiştir, daha iyi bir insan ol. Nefsine uyma, nefsin sana uysun. Allah bize bu şekli şemaili takdir etmiş. Ey nefis, sen buna razı ol. Sen kendini düzelt. Kendine ameliyat yap. Kötü huylarını söküp at. Allah'ın yarattığı vücudu beğenmiyorsan; asıl sen değişmelisin ki Allah senden razı olsun. Yoksa dış görünüş mühim değildir. Şekil değil, insanın özü, insanlığı mühimdir. İnsanlığın iyi değilse sen onu değiştir. Allah'tan razı değilsen bu halini değiştir, O'ndan razı ol. Allah'ın verdiği şeye şükret, kanaat et. Mühim olan budur. Dış görünüş önemli değildir. Beden en sonunda toprak olup gidecek, geriye bir şey kalmayacak. Ama senin nefsin ve ruhun baki kalır; asıl onların faydasını görürsün. Allah insanlara bu bilgiyi verdiği gibi, akıl ve fikirlerini kullanmayı da nasip etsin ki huzur bulsunlar. Aksi takdirde insanlar rahat edemez, hiçbir şeyden memnun olmazlar. Hiçbir şeye kanaat etmezler. Allah insanlara yardım etsin. Şeytanın ve nefsin şerrinden muhafaza eylesin.

2025-12-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle'nin bu mübarek ayı yaklaşıyor. Aslında tüm aylar Allah Azze ve Celle'nindir; ancak O, bu ayı öyle tahsis etmiştir ki... "Recep ayı Allah'ın ayı, Şaban Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ayı... Ramazan ise ümmetin ayıdır" buyuruluyor. Bu aylar çok mübarek aylardır. Hazırlık yapmak, onları unutmamak ve daima hatırlamak lazım. Şimdi yılbaşı yaklaşıyor, bakıyorsunuz her tarafı süslemişler. Güya büyük bir halt varmış gibi... Yılbaşı gelince ne olacak sanki? Maalesef insanlar böyle faydasız işler için çok emek sarf ediyorlar. Kendisine ve ahiretine zerre kadar faydası olmayan lüzumsuz şeylere büyük ehemmiyet veriyorlar. Esas ehemmiyet verilmesi gereken şeyler ise akıllarına bile gelmiyor. Bu yüzden devamlı hatırlatıyoruz: Bu aylar mübarek aylardır. Eskiden günah işleyenler bile bu aylara hürmeten günahlarından vazgeçerlerdi. İçkiye müptela olanlar dahi bu üç aylarda o haram şeyi ağızlarına sürmezlerdi. "Bu aylar mübarektir" diyerek hürmet ederlerdi. Şimdi ise bırakın bunu, Müslüman geçinen bazıları "bu üç aylara gerek yok, lüzumsuz şeyler" diyerek insanların kafasını karıştırıyorlar. Hâlbuki bunlar çok mühim meselelerdir. "Mühim değil" diyenlere karşı her fırsatı değerlendirmeli; Allah Azze ve Celle'nin bize açtığı bu güzel manevi kapıları ve manevi ziyafetleri unutmamalıyız. Onlardan istifade edelim, onlara hürmet ve tazim gösterelim. Allah'a şükredelim, bizi Müslüman yarattı. Müslümanlığın güzelliklerini bize bahşetti; o güzelliklerden istifade edelim. Diğer dünyevi süslemeler ve kutlamalar lüzumsuz işlerdir. Başka insanlara benzemek de güzel değil. Allah sana en güzelini vermiş; neden başkalarına benzeyeceksin? Onlar sana benzesin. Başkasına, hele ki kâfire benzemek güzel bir şey değildir. Onların yaptığı her şey sadece görünüştedir, kabuktan ibarettir. Her yerleri, binaları, hatta mabetleri bile dışarıdan süslü püslüdür ama içeriye gelince... Sarayları da aynı şekildedir. Krallarının saraylarına gitseniz dışarıdan çok güzel görünür; fakat içine girdiğinizde kasvetten başka bir şey bulamazsınız, hiçbir şey yok. Oralarda İslam'ın saraylarındaki o huzur ve güzellik yoktur. İslam'dadır güzellik; onun için başka yerde huzur, güzellik ve iyilik arama. Allah hepsini zaten sana vermiş. Allah nimetlerini ziyade etsin, Müslümanlara uyanıklık versin inşa'Allah.

2025-12-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah’a şükür, üç aylar geliyor. Aradan koca bir sene geçti. Günler geçiyor, seneler geçiyor, ömür bitiyor. Bu yüzden bu manevi mevsimlerden istifade etmek lazım. Ahiret için lazım olan azıklar bunlardır. Tarikat ehli, yani Peygamber Efendimiz’in yolunda olanlar, bunların kıymetini bilir ve istifade eder. Ama ondan nasipsiz olan insanlar buna kıymet vermez. Hiçbir şeyden istifade edemezler. Dediğimiz gibi; Şeytan her zaman müminin zararını ister, faydasını istemez. İyi bir şey varsa onu devamlı kötüler. Sanki nasihat verir gibi; "Ondan uzak durun, o yaramaz, siz bunu yaparsanız yoldan çıkarsınız, şirk koşarsınız, bu sünnet değildir" deyip durur. Halbuki Allah Azze ve Celle buyurmuştur ki; sene on iki aydır, dördü haram aydır. Birincisi Receb’dir. Recep ayı mübarek bir aydır. Şaban ayı da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en çok oruç tuttuğu ve ibadet ettiği aylardan biridir. Ramazan ise zaten apayrıdır, onun mübarek olduğunda şüphe yoktur. Bu yüzden bu üç aylara hürmet etmek, bu aylarda daha fazla ibadet etmek büyük faydadır; bu fırsatı kaçırmamak lazım. Bu aylarda oruç tutulur. İki ay (60 gün) kefaret orucu borcu olanların, Recep ayı girmeden iki gün önce başlamaları gerekir ki o altmış bir günü tamamlasınlar. Çünkü aylardan biri, ya Recep ya Şaban, yirmi dokuz çekebilir. O yüzden Recep girmeden, iki gün önceden başlamak lazım. Oruç tutmayan veya bozan bir insanın, hayatında bir defa kefaret ödemesi gerekir. İster bir gün tutmamış olsun, ister yüz gün; o tek kefaret hepsine yeter. Kefaretten sonra borçlarını kaza etmeye uğraşsın. Böylece senenin herhangi bir zamanında kefaret bitmiş olur. Ardından farz olan kaza oruçlarını tutmaya başlarlar. Birincisi bu; çünkü dediğimiz gibi üç aylarda sevaplar daha fazladır, daha çoktur. Bu konuda çok Hadis-i Şerif var ama onları inkar eden şeytan ahalisi de çok. Onları dinlemeyin. Tarikat, Allah’a şükür en güzel yolu gösteriyor. Tarikat; Peygamber Efendimize giden yoldur, O'nun sünnetini ve yaptıklarını yapmaktır inşa'Allah. Bunun yanında riyazet ve halvet vardır. Normalde dervişlere kırk günlük halvet olurdu. Ama bu zamanda tam halvet gerekmez, çünkü zor olur, tahammül edilmez. Başka sıkıntılara vesile olabilir. Onun için kırk gün boyunca; sabah namazından bir saat önce kalkıp güneş doğana kadar ibadet eder, Kuran’ını okur, tesbihatını yapar. Kazası varsa sabah namazından önce onu kılar. Tabii gece namazlarını hepsini kılar. İşrak vaktine kadar buna devam eder. Sonra oruçluysa orucuna devam eder, değilse kahvaltısını yapar. Veyahut bu ibadeti ikindi ile akşam arası ya da akşam ile yatsı arası yapabilir. Bu, riyazet ve halvet niyetine yapılır, Allah da kabul eder. Dervişin hayatında bir defa yapması gereken halvet burada yapılır. Burada yapmazsa, derviş onu kabirde yapmak zorunda kalır. Ama burada yapması çok daha faziletlidir ve daha rahat olur. Allah bu günlerimizi, aylarımızı mübarek eylesin; kıymet bilenlerden eylesin inşa'Allah. Allah'a şükredip verdiği bu nimete teşekkür etmek lazım. Allah nimetlerini üzerimizde daim etsin inşa'Allah.

2025-12-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفۡسِهِ (29:6) Cihad, nefsimizledir. Çünkü insan, cihadı tek başına yapamaz. Onun için Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) savaştan, cihaddan dönünce; "Biz küçük cihaddan büyük cihada döndük" buyuruyor. Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu sözüyle; düşmanla savaşmanın, nefisle savaşmaktan daha kolay olduğu manasını kastediyor. İnsanın, nefsinin her istediğini yapmaması lazım. Ona karşı gelmesi lazım. Bunun için çok sebepler var. İnsanın nefsine karşı gelip onunla savaşması, kendi nefsine harp etmesi için pek çok sebep var. Onlardan birisi de; kötü olduğu ve hiçbir faydası olmadığı için... Büyük Şeyh Efendi, Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri; "Şeytanın pisliğinden yapılmıştır" derdi. O da bu tütün mamulleri; sigaraydı, şuydu buydu; ondan çıkan her türlü şeyler. Zerre kadar faydası olmayan bir bitkidir o. Kötülükten başka bir şey değildir. Her türlü hastalığa yol açarak, etrafa rahatsızlık vererek; hem kendisine hastalık getiriyor hem de başkasına zarar veriyor. Yani etrafında bulunanlara da kötülük dokunduran bir şeydir bu. Allah muhafaza etsin; ona müptela olan, onun esiri oluyor. Kurtulması çok zordur. Ondan kurtulan az oluyor. Ama nefis terbiyesi için... Allah'ın emri olan cihad, müminin şiarıdır; İslam'da yapılması gereken bir şeydir. Tabii şimdi cihadı tek başımıza yapamadığımız için, bu cihadı kendimize karşı, hiç olmazsa nefsimize karşı yapmamız lazım. Bundan kurtulmaya uğraşmalıyız. Ondan kurtulalım. Hiçbir şey yok ki faydası olsun diye söylensin; onun bir faydası var diyecek hiçbir insan yok. Yani ekildiği yerlerde bile toprağı mahvediyor. O yerin kendine gelip yeniden başka bir bitki bitirebilmesi için aradan birkaç sene geçmesi lazım. Allah'a şükür, eskiden binlerce, yüz binlerce dönüm araziye bu pis bitkiyi ekerlerdi. Sonra toplayıp depolara koyar, çiftçiye parasını verirlerdi. Birkaç sene sonra da kullanışlı olmadığı için denize dökerlerdi. Allah'tan o işten vazgeçtiler. Onun yerine hiç olmazsa daha faydalı, insana yarayan bitkiler ekildi. O mesele ortadan kalktı Allah'a şükür. Dediğimiz gibi her taraftan zarar; ekilmesi zarar... O mazot parasına, alet edevat parasına, depolara, masraflara yazık. O kadar arazi, boşu boşuna zararlı bir bitki ekmek için kullanılıyor. Allah'tan ondan kurtulduk. İnşallah insanlar da bu illetten kurtulur. Ama ne hikmetse şeytan hiç yorulmuyor, durmuyor. Bakarsın çoluk çocuk sigaraya başlar; güya dünyayı kurtarmış gibi bir sigara yaktı mı böyle tavırlara girer. Tuvalette de içilir o. Sigara içenlerin en çok sevdikleri yer, tuvalette içmektir. O pis kokuların içinde bu koku da onları bastırıyor galiba; çünkü bu daha pistir. Onun için, en çok orada memnun oluyorlar. Allah muhafaza etsin. Tabii bazı insanlara tesir etmiyor gibi görünse de çoğuna tesir ediyor. Yüzde doksan dokuzuna muhakkak bir zarar veriyor. Zarar görmeyen yüzde bir olabilir. Mesela bundan seneler önce Kıbrıs'ta bir camide abdest alıyorduk. Yaşlı bir adam vardı orada, sigara içiyordu. Bizim rahmetli Ahmet Salman Efendi -ki o da eskiden çok içermiş, bırakmış- Adama söyledi: "Amca sen bunu içme, bu zarar verir. İçmezsen uzun ömürlü olursun." Adama sordu "Kaç yaşındasın?", "Doksan beş yaşındayım" dedi. "Ne zamandır içiyorsun?", "Küçüklüğümden beri içerim" dedi. Bazılarına bir şey olmuyor ama çoğuna zarardır; etrafına da zarar. Adamın üstüne o pis koku siniyor, her tarafa yayılıyor. İnsanlar yanlarından uzaklaşmaya çalışıyor. Yanınıza gelince külhan gibi kokarlar. Yani zararlarını, kötülüğünü saymakla bitmez. Allah kurtarsın. Allah insanları bu kötü hale düşmekten muhafaza etsin. Allah kurtarsın, Allah yardım etsin. Çoğu insan bize geliyor, "Dua et kurtulalım bu illetten" diye. Dua edeceğiz inşa'Allah. Allah bu şeytan tuzağından kurtarsın.

2025-12-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ (12:52) Allah Azze ve Celle hainlerle beraber olmaz. Onun için şimdilerde acayip bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar birbirlerini kötülemek, birbirlerine zarar vermek için her şeyi yapıyorlar. İftira atıyorlar. İftira atılan insan korkuyor. Ne derler? "Korkan kimdir?" Hain olandır. Yani içinde sakladığı bir şey vardır da, o açığa çıkacak diye korkar insan. Bu devirde menfaat sağlamak için her türlü yola başvuruyorlar. Korkutup para istiyorlar, tehdit edip başka şeyler yaptırmak istiyorlar. Her yolu deniyorlar. İnsan temiz olduktan sonra korkmasına gerek yok. Allah onunla beraberdir. Ama içinde, yaptığı bir kötülük varsa; o vakit korkar, üzülür. "Acaba bir şey yaptım da mı bu insanlar bana musallat oldu, bana zarar verecekler?" diye endişelenir. Korkutup, "Biz senden şunu istiyoruz, bunu istiyoruz" diyorlar. Sen temizsen, kendini biliyorsan, bir hatan veya kusurun yoksa asla korkma. İstedikleri kadar iftira atsınlar, istediklerini yapsınlar. Allah indinde temizsen, kalbini temiz tutuyorsan Allah'a sığınacaksın. Allah seni korur. Ancak bir hainlik varsa, kendinde bir kötülük varsa; o kötülüğü düzelt. Doğruya dön, doğru yola gel. Kul hakkı varsa, hak sahiplerine haklarını ver. Başka türlü kurtulamazsın. Dünyada kurtulsan, ahirette kurtulamazsın. Çünkü o haklar muhakkak alınacak. Onun için dünyadayken helalleşirsen hem sen kurtulursun. Öteki türlü hayat boyu korkuyla, endişeyle yaşarsın. Pek çok insanı, haberleri bile olmadan bir şeylerle itham ediyorlar; "Sen şöylesin, sen böylesin" diye. İnsanlar da korkuyor. Bir şeyin yoksa, hatan ve günahın yoksa korkma, Allah'a tevekkül et. İsterse bütün dünya sana karşı gelsin, sen korkma. Ama hatan varsa, onu düzelt. Hak hukuk meselesi varsa onları hallet. Allah ile aranda bir günah varsa tövbe istiğfar et, Allah seni korur. Çünkü yaşadığımız zaman hakikaten zor bir zamandır. İnsanlık kalmamış, vicdan kalmamış; ar, utanma, hiçbir şey kalmamış. Yüzsüzlük desen, haddi hesabı yok. Onun için sen kendini muhafaza et, Allah Azze ve Celle seni korur. Yoksa bütün hayatın zor geçer; ondan korkarsın, bundan korkarsın. "Ne yapacağım?" diye şaşırıp kalırsın. Allah'la beraber olan korkmaz Allah'ın izniyle. Allah hepimizi muhafaza etsin. Şerlerden, nefsimizin şerrinden Allah muhafaza etsin.

2025-12-16 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

[Hadis-i Şerif] Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Geceleyin kıldığınız en son namaz, vitir olsun. Tabii, kılınan namazların sonuncusu vitir olmalıdır. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Ben vitir ve duha (kuşluk) namazı kılmakla emrolundum. Ancak bunlar size farz kılınmadı. Yani bunları kılan kimse, Peygamber Efendimizin yolunda fazilet kazanır. Vitir bizde vaciptir, kuşluk namazı ise sünnettir. Kuşluk namazını kılan, bütün günün sadakasını vermiş gibi olur. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Ben vitir namazı ve iki rekat kuşluk namazını kılmakla emrolundum. Ancak bunlar size farz kılınmadı. Yani bu emir Peygamber Efendimiz içindir. Bize farz değildir; vitir bize vaciptir. Duha (kuşluk) namazı da sünnettir. Kişi, iki rekattan on iki rekata kadar kılabilir. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Vitir namazı gece kılınır. Yani o üç rekat namaz, bir gece namazıdır. Yatsıdan sonra kılınan namazdır, gündüz kılınmaz. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Şüphesiz Yüce Allah Azze ve Celle beş vakit namazınıza bir namaz daha ilave etti. Bu namaz sizin için kızıl develerden daha hayırlıdır. O dönemin en kıymetli malı kızıl develerdi. Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) o namazın onlardan daha hayırlı olduğunu belirtiyor. Bu vitir namazıdır. Allah onu sizin için yatsı ile sabah namazı arasına yerleştirmiştir. Yani yatsıdan sonra sabaha kadar, sabah namazı vakti girmeden önce kılınabilir. Ama yatmadan önce kılmak daha faziletlidir. Yatıp kalkınca kılarım derseniz uykuya dalabilirsiniz. Bu sebeple kıldığınız son namaz vitir olsun. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Şüphesiz Allah tektir ve teki sever. Allah birdir; O'nun tek dediği, tek rakamlardır: 1, 3, 5, 7, 9... Allah (c.c.) bunları sever. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Şüphesiz Allah tektir ve teki sever. Ey Kur'an ehli, (tek rekatlı) vitir namazını kılın. Bütün namazlar genellikle çift çift olur; iki rekat, dört rekat gibi... Vitir ise Allah'ın sevdiği bir namaz olduğu için, en son kılınan üç rekatlık namazdır. Şafiilerde uygulama farklıdır, onlarda da vitir vardır. Onlar iki rekat kılıp selam verir, sonra tek rekat daha kılarlar. Hanefi olarak bizim kıldığımız ise, tek selamla üç rekattır. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Vitir namazı ancak gece kılınır. Yani gündüz olmaz, vitir namazı geceleyin kılınır. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sabah namazı girmeden vitir namazınızı kılın. Sabah ezanı okunmadan, vakit girmeden vitri kılın. En iyisi de işi sabaha bırakmadan, yatsıdan sonra kılmaktır. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Sabah namazı olmadan önce vitir namazını kılmakta acele ediniz. Çünkü sabah vakti girdikten sonra artık vitir kazaya kalmış olur. [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Üç şey vardır ki bunlar bana farzdır, size ise nafiledir. Buradaki nafileden kasıt; Efendimize farz olanın size sünnet veya vacip olmasıdır. Birincisi, vitir namazı. Efendimize farzdır, Hanefi mezhebine göre bize vaciptir. Diğer mezheplerde vacip olmadığı için sünnettir, ama sünnet-i müekkededir. İkincisi, iki rekat kuşluk namazı; bu da nafiledir. Üçüncüsü, sabah namazının iki rekat sünneti. Bu da sünnet-i müekkededir. Onu muhakkak kılmak lazım. Hükmü vacibe yakındır, terk etmemek gerekir. [Hadis-i Şerif] [Hadis-i Şerif] Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Gece namazı ikişer ikişerdir. İki rekat iki rekat kılınır. Sizden biri sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsa, son olarak bir rekat kılar. Bu, onun daha önce kılmış olduğu rekatları tek yapmış olur. Tabii hadis-i şerifleri okuduğumuz vakit, ben bunu okudum, kafama göre yapacağım olmaz. Mezhep imamları ve alimler bunun manasını izah etmiş, yolunu göstermiştir. Bu son bir rekat ifadesi Şafiiler içindir. Hanefiler için vitir namazı, üç rekat bütün olarak kılınır.

2025-12-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: Siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseniz, Allah rızkınızı verir. Hiçbir şey yapmasanız bile; kuşlar nasıl sabah aç gidip akşam tok dönüyorsa, tevekkül ederseniz size de rızkınızı öyle verir. Tabii Müslümanlarda bile tevekkül yok; nerede kaldı ki imansızlarda, Allah'a inanmayan kâfirlerde olsun? Onlarda hiç yok. Onun için bu dünya haline büyük bir kötü daire, fasit daire derler. Şimdiki insanlar, "Bize daha fazla para lazım, bu yetmiyor," diye kavga ediyorlar, uğraşıyorlar. Para verilir ama o verilenin karşılığında daha fazlası geri alınır. Verilenden fazlası geri alınır. Niçin? Çünkü insanın yapabileceği budur; veren ise Allah Azze ve Celle'dir. İnsanlar O'na tevekkül etse, aldıkları para da rızık da kendilerine yeter. Ama yok; "Ben kıyameti koparır yine de isterim," der. Hadi verdiler diyelim; sana yüz verir, senden iki yüz alırlar. Herkes de bunu biliyor. Sen Allah'a tevekkül et; paranın bereketi olur, sana yeter. Aksi halde döner dolaşır aynı yere, hatta daha beterine gelirsin. Bu yüzden insanoğlu, Allah Azze ve Celle'nin verdiğine kanaat etmedikçe hiçbir fayda görmez. "Fasit daire" derler buna... Şimdi yeni dilde ne diyorlar bilmiyorum ama... Yani döner dolaşır daha beter hale gelirsin; bir şey alırsın ama durumun daha kötü olur. İşte buna şimdilerde "enflasyon" diyorlar, bilmem ne diyorlar. Bu da nereden kaynaklanıyor? Allah'ın gösterdiği yoldan uzak durmaktan. Allah bu dünyayı ve içindeki her şeyi yaratmış. Daha fazlasını alamazsın, belirli bir miktar var. O haddi aşarsan yine aynı yere dönersin, hatta daha kötüsüne gidersin. Onun için dikkat etmek lazım. İnsan elindekine kanaat etsin, o zaman bereketini görür. Öteki türlü, seni sürekli kandırırlar. Herkes de kandırıldığını biliyor. "Bize şu kadar veriyorlar, zam geldi, maaş aldık," diyorlar ama aldığı maaşın iki misli zam, diğer taraftan gelmiş oluyor. Onun için buna dikkat etmek lazım. İnsanların; yaptıkları işi ne için yaptıklarını, kimin için yaptıklarını, her şeyin kimden gelip kime gittiğini bilmeleri lazım. Allah uyanıklık versin, bereket versin inşa'Allah. Allah muhafaza etsin, rızkımızı eksiltmesin inşa'Allah.

2025-12-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, hepimiz Ümmet-i Muhammed'iz. Bu büyük bir şereftir, büyük bir nimettir. Bu nimetin kadrini bilmek lazım. Bunun için Allah Azze ve Celle'ye şükretmek lazım. Bu dinden, bu ümmetten olduğumuz için... Peygamber Efendimizi sevmeyen şeytandır. Şeytan insanları yoldan çıkarmak, kendisine benzetmek ister. Onun için insanları nefisleriyle kandırıp, Peygamber Efendimiz sallAllâhu aleyhi ve sellem'e düşman eder. Yahut düşman etmese bile en azından hürmet ettirmez. Düşman olanlar zaten kâfirlerdir. Hürmet etmeyenler ise kandırılmış Müslümanlardır. Onlar da kimdir? Çoğu zaman bir mürşidi olmayan, şeyhi olmayan insanlardır. Allah'a şükür bizimkisi, en güzel yol olan İslam yolunu takip eden tarikatlardır. En iyisi de, üzerine hiç toz kondurulmayan tarikat, Nakşibendi tarikatıdır, Allah'a şükür. Bütün tarikatlarda muhabbet vardır, hürmet çoktur. İnsanlar bazen değişik görse de, tarikat olmadan Peygamber Efendimiz sallAllâhu aleyhi ve sellem'in kadri kıymeti bilinmez. İnsan O'nun azametini bilemez. O'na hürmet eden, O'nu en çok seven tarikat ehlidir. Ötekiler ne kadar sevse de, şeytan yine kalplerine bir şüphe koyar... "Yok o da sizin gibi insandır", "yok şöyledir böyledir" derken o muhabbeti azaltır. Peygamber Efendimiz sallAllâhu aleyhi ve sellem'in azametine, hürmetine, kadrine ve kıymetine dair en ufak bir şüphe olmaması lazım. Onun için, sünnetine tabi olmak O'na tazimdendir, O'nu yüceltmektendir. Allah'a şükür tarikatımız sünnetlerin çoğunu, hatta hepsini yapmaya gayret eder; herkes gücü yettiğince yapar. Allah indinde her bir sünneti yapmak, yüz şehit sevabı gibidir. Sünnetleri terk etmiyoruz, ne varsa yapıyoruz. Onun için tarikatta olan "Ne yapayım?" diyor. İşte beş vaktini kılıyorsun, tesbihatını yapıyorsun... Bunların hepsi sünnettir. Yani yapılan bu ibadet daha kolay oluyor. Tarikat dışında olan ise bir yapıyor, iki yapıyor; sonra "Bunu yapmayayım" diyor. Tarikatta olan, Allah'a şükür o yolu takip ediyor; ta ki Allah'ına kavuşana kadar. O güzel yoldur. Allah'a şükür, buna şükretmek lazım; bu, Peygamber Efendimizin yoludur. Tarikat zaten "yol" demektir. O yol Peygamber Aleyhisselam'ın yoludur. O'na kavuşana, O'nunla beraber olana kadar, ilelebet o yolda gidilir inşa'Allah. Allah hepimizi sabit kadem kılsın. Bu yolda olmayanlara da Allah nasip etsin inşa'Allah.

2025-12-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

كُلُّ نَفۡسٖ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۖ ثُمَّ إِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ (29:57) Ölüm herkesin tadacağı bir şeydir ama insan yaşarken hiç ölmeyecekmiş gibi zanneder. Bu, Allah Azze ve Celle'nin bir hikmetidir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki; kıyamet günü hesaplar bittikten sonra ölüm getirilip cennet ve cehennem arasında bir yerde kurban gibi kesilir. O kesilince, işte o vakit sonsuzluğa kadar ölümsüzlük başlar. Hem cennet ehline hem de cehennem ehline aynı şekilde artık ölüm yok. Dünya ölümlü bir yerdir. Dünyada olan insan muhakkak o ölümü tadacak, ondan sonra ise ölüm ebedi olarak kalkacak. Cennet ile cehennem arasında ölüm kesilmiş olur; artık ondan sonra ölüm yoktur. Ölüm dünyadadır; ahirette, cennette ise... Şimdi insanlar bazen "İlelebet ne yapacağız?" diye düşünüyor. Halbuki yaşarken bile sen kendin hiç ölmeyecekmişsin zannediyorsun. Üstelik buradaki zahmet ve eziyet o kadar çok olduğu halde insan yine de ölmek istemiyor, ölümü düşünmüyor. Ahirette ise durum değişiktir. Orada bu dünya hali yoktur; cennete girip Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Kevser havuzundan içince, dünyanın bu üzüntüsü, sıkıntısı ve kötülüğü insanda kalmaz. İnsanda ne kıskançlık kalır, ne de kötü bir düşünce. Ne eziyet verecek bir kimse kalır, ne de korku; hiçbir kötü şey kalmaz. Onun için bu düşünce, yani ahiretin ve cennetin hali, dünyadaki gibi değildir. Bazı kendilerini alim zanneden insanlar bile var ki, "orada ne yapacağız" diyerek ebediyeti kabul etmezler. Halbuki Allah Azze ve Celle'nin vaadi haktır. Cennette ilelebet rahat ve güzellik içinde yaşanır. Orada hiç öyle "Yarın ne olacak, ne kadar zam alacağım, ne kadar para kazanacağım, nasıl geçineceğim?" diye bir şey yoktur. Orada rahatlık vardır, ilelebet sevdikleriyle beraberdirler. Artık orada sevdiklerinden ayrılık da yoktur. "Ayrılacağım", "bu yaşlandı ölecek", "hasta oldu", "kaza geçirdi", "saldırdılar", "şunu yaptılar" gibi hiçbir kaygı, hüzün ve endişe yoktur. Onun için insan ahiret için çalışsın ki... Bu dünya geçicidir; sıkıntılar da mümin için faydadır, rahatlık da mümin için faydadır. Mümin olmayan içinse ne kadar rahat olsa da hiçbir faydası yoktur; asıl fayda ahirettedir. Allah bizi imandan ayırmasın. Bu sapık, kendilerini alim zanneden, alim diye geçinen birçok insan, milleti yoldan çıkarıyor; garipleri, çoluk çocuğu da yoldan çıkarıyorlar. Onların ahiretlerini mahvediyorlar. İlelebet mahvolmuş oluyorlar, Allah muhafaza etsin. Allah şerlerden muhafaza etsin. İman kuvveti versin bize inşa'Allah.

2025-12-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sall'Allahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Günahtan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir." Yani bir kişi tövbe ettikten sonra, Allah Azze ve Celle onun tövbesini kabul eder. Allah insanları hata ve günah işlemeye meyilli yaratmıştır; çünkü onların tövbe etmesini istemektedir. Bir kimse, "Ben günah işledim, nasılsa affolunmaz, yapmaya devam edeyim" derse hata etmiş olur. İnsan günah işler ve ardından tövbe eder; Allah Azze ve Celle de o günahı affeder. Mühim olan tövbe ve istiğfar etmektir; bu Allah'ın kullarına bir lütfudur. Tövbe kapısı açıktır. Ta ki ahir zamanda kıyamet yaklaşınca o kapı kapanır; işte o vakit tövbeler kabul olmaz. Günahlar cezasını bulur o vakit. Ancak şu an, o vakit gelene kadar tövbe kapısı hep açıktır. Bu yüzden her gün işlediğimiz günahlara, hatalara ve kusurlara karşı Allah'tan af dileyip tövbe etmek büyük bir nimettir. Allah'a şükürler olsun; O, büyük bir fazilet olarak merhameti ve rahmetiyle günahlarımızı affeder. Allah hepimizi affetsin. Çünkü günahsız, küçük veya büyük hatası olmayan insan yoktur. Hatasız olanlar sadece peygamberlerdir. Son Peygamber Efendimiz (sall'Allahu aleyhi ve sellem) günahsız ve hatasız olan yegâne insandır. Onun dışındaki herkesin hatası ve günahı vardır. Fakat tövbe ve istiğfar edildikten sonra Allah affeder. Allah hatalarımızı ve günahlarımızı affetsin inşa'Allah.