السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ (39:53)
Allah Gaffar'dır, bütün günahları affedendir.
Allah Azze ve Celle ayet-i kerimede, istiğfar edildikten sonra bütün günahları affedeceğini buyuruyor.
Tabii insanın günah işlememesi düşünülemez.
Günahsız kul olmaz.
Günahsız olanlar sadece peygamberlerdir.
Onların günahı olmaz.
Allah Azze ve Celle'nin peygamberlere lütfettiği sıfatlardan biri de masumiyettir.
Masumiyet, günah işlememek demektir.
Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle peygamberler hiçbir zaman günah işlemezler.
Onların dışında herkesin hatası ve günahı olur.
İnsan bilerek ya da bilmeyerek günah işleyebiliyor.
Bir günah işlendiği vakit, ardından hemen tövbe etmek lazımdır.
İnsanın pişman olması gerekir.
Eğer "Günah işledim ama ne yapayım, ben haklıydım." diyerek mazeret uydurursan, o günah boynunda kalır ve affolmaz.
Sen her daim Allah'tan af dile, günahların için tövbe et.
İçindeki her türlü kötülüğü kalbinden söküp atman lazımdır.
Bir hata yaptıysan, o hatada ısrar etme.
Hata üzerinde ısrar etmek ve inatlaşmak, küfrün alametidir.
Hata ve günah üzerinde inat edip ısrar etmek, şeytanın en büyük özelliğidir.
Böyle yaparsan, o günah kıyamete kadar sırtına yapışıp kalır.
Kıyamet gününde pişman olursun ve o vakit cezasını çekersin.
Bunun için Allah Azze ve Celle, "Ölmeden önce tövbe edin." buyuruyor.
Her gün tövbe ve istiğfar edin, çünkü günahın yükü çok ağırdır.
İnsan günah işlediğinde pek bir şey yapmadığını zanneder ve yükünü hissetmez. Ancak ahirette o günahlar önüne dağlar gibi yığılır.
Kişi o yükü sırtına alıp da dünyadayken tövbe etmemişse, sonu çok kötü bir yer olur.
O en kötü yer de cehennemdir; Allah muhafaza etsin.
Tabii bu günahların içinde kul hakkı da olabiliyor.
Kul hakkına giren kişi, eğer imkânı varsa bu hakkı sahibine ödesin.
İnsan pişman olup "Ben bu kişilere kötülük yaptım, bulayım da haklarını helal etsinler." diye arayıp sorsa da, bazen iş işten geçmiş olur ve o kişileri bulamaz.
O vakit ne yapmalıdır?
"Ben bu kulların hakkına girdim." diyerek tövbe eder ve ödeme imkânı varsa o hakkı ödemeye çalışır.
Eğer kişileri bulamaz ve haklarını bizzat iade edemezse, onların adına sadaka vermelidir.
"Bulup da helalleşemediğim bu insanların hakkı üzerimde kalmasın, yaptığım ibadetlerin sevabı onlara ulaşsın." diyerek pişmanlığını dile getirir.
"Keşke bulsaydım da haklarını helal etselerdi." diyerek onların adına tövbe istiğfar eder, sadaka verir ve her türlü iyiliği onların niyetine yaparsa, inşaAllah Allah o vakit affeder.
Ancak hatasında ısrar eder ve imkânı olduğu hâlde o kişileri bulup helalleşmezse, o vakit işi çok zor olur.
Allah muhafaza etsin.
Kimsenin hakkına girmeyelim.
Allah, günahlarımızı affeder.
Bunda hiçbir şüphe yoktur.
Allah'ın rahmetinden şüphe etmek, imanımıza zarar verir.
Allah Azze ve Celle, "Tövbeleri kabul eden Benim." buyuruyor.
Eğer sen "Hayır, Allah benim günahımı affetmez." dersen, o vakit imanın zayıflamış demektir.
Allah muhafaza etsin.
2026-08-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ (3:185)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; dünya metaı, yani işe yaramayan şeydir.
O işe yaramayan şeyi kötüye kullanırsan hiçbir işe yaramaz.
Ancak Allah rızası için kullanırsan o vakit kıymet kazanır.
Kıymetsizken kıymetli hâle gelir.
Onun için yapılan her şeyin Allah rızası için yapılması lazımdır.
Niyet çok mühimdir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den öğrendiğimiz ilk hadis-i şerif şöyledir: "İnnemel a'malu binniyat."
Ve devamı şöyledir: "Ve innema likülli'mriin ma neva."
Yani insanın yaptığı bütün işler, niyetine göredir.
Niyet iyiyse, akıbet de iyi olur.
Niyet kötüyse, iş baştan itibaren kötü olur.
Onun için ne yaparsanız yapın; yola çıkarken, okurken, giderken veya gelirken niyetiniz daima Allah rızası için olsun.
Böyle olunca hem dünyayı hem de ahireti kazanmış olursunuz.
Aksi takdirde, niyet kötüyse ve "Milleti nasıl kandırırım, menfaati nasıl kendi tarafıma çekerim?" diye düşünürseniz, hiç boşuna yorulmayın, o işi baştan bırakın.
Çünkü bundan ne size bir hayır gelir ne de başkasına.
Onun için bu dünya metaını, dünyalık şeyleri hayra çevirmek insanın kendi elindedir.
İnsan dilerse kötülükten sakınır, dilerse iyilik yapar.
Bu yüzden niyetimiz daima Allah rızasını kazanmak ve iyilik yapmak olsun.
Niyetimiz inşallah, "Allah'ın istediği ve emrettiği gibi bir kul olayım" şeklinde olsun.
O niyet hem dünyada hem de ahirette, ilelebet sizin hayrınıza olur.
Aksi takdirde hiçbir fayda göremezsiniz.
Çok uyanık geçinenler var; "Şöyle yaparım, böyle ederim, milleti kazıklarım" diye düşünürler.
Fakat ondan sonra en büyük kazığı kendileri yerler.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
İşlerini Allah için yapmayanlar daima hüsrandadır.
Allah'a şükür, elhamdülillah bizim niyetimiz Allah'ın rızasını kazanmaktır.
Tarikat ehlinin niyeti de budur.
Bize öğretilen de budur.
Tarikat ehli, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gidiyorlar.
Diğerleri ise Allah'ı bırakıp insanlardan menfaat bekliyorlar; bu da hiçbir işe yaramaz.
Allah muhafaza etsin. Allah bizleri bu doğru ve hak yolda sabitkadem kılsın inşaAllah.
2026-08-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mübarek ayıdır Rebiülevvel.
Güzel Peygamber Efendimiz güzelliklerle yaratılmış. Her şeyi güzeldir Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in.
Onun için bu ay, Rebiülevvel, bahar ayı demektir yani.
Ne zaman gelirse gelsin bahar ayıdır; insanlara baharı, o güzelliği yaşatır.
Bu, insanlara Allah'ın büyük bir nimetidir.
Allah'ın sevgili kulu, bizim Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olmak büyük bir şereftir.
Onun kıymetini bilen kazanır.
Bilmeyen hiçbir şey kazanamaz; zararı olur, faydası olmaz.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i kendi nurundan yaratmış, bütün alemleri de onun nurundan yaratmıştır.
Onun için Peygamber Efendimiz'e hürmet farzdır, en birinci farz odur.
Bazı akılsız insanlar var.
Hadi Müslüman olmayan, Allah'a ve Peygambere düşman olur.
Ama "Müslümanım" deyip de Müslümanlara Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbetini aşılamayan, ona hürmet etmeyenler; insanlar ve ümmet için başka bir beladır.
Çünkü güzellik, iyilik, sevap ve her türlü hayrı kazanacak olan ümmeti bunlardan mahrum ediyorlar.
Onlara kötülükten başka bir şey vermiyorlar.
Vesvese veriyorlar, her türlü kötülüğü aşılıyorlar.
Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e muhabbet farzdır.
Bütün Müslümanların ona tazim etmesi farzdır.
Ona tazim etmek şirk değildir.
Zaten onlarla muhatap olmak, en başta akıl işi değildir.
Onlarla muhatap olmak bir fayda vermez.
Çünkü aklı ve mantığı olmayan insanlarla konuşmak hiçbir fayda getirmez.
Ama öğrenmek isteyen, Allah'ın hidayet vermek istediği kimseler yola gelir.
Akılla, mantıkla, düşünerek, bakarak ve araştırarak insan muhakkak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e tazim etmenin farz olduğunu bilir.
En büyük delil, Kur'an-ı Azimüşşan'da "İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne ale'n-nebiy" (33:56); yani "Allah ve melekleri Peygambere salavat getiriyor, siz de getirin" diye emir vardır.
Ondan daha büyük ne olabilir?
"Kur'an'ı biliyorum, ezberlemişim; hadisleri ezberlemişim" deyip de, ondan sonra Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in azametini ve ona hürmet etmeyi bilmeyen insanın aklı nerede, mantığı nerede, insanlığı nerede?
Allah muhafaza etsin.
Onların çoğu o yanlış yoldan giderler ama dönenler de oluyor.
Biraz aklını kullanarak düşünen kimse muhakkak doğru yola gelir.
İnsanlar onlara kanmasınlar diye biz bu nasihati veriyoruz. Allah'a şükür, bu Mevlid ayında her gün Peygamber Efendimiz'e daha fazla salavat getirmek, onun sünnetine tabi olmak ve onun yolundan gitmek bizim için çok büyük bir kazançtır.
Allah muhafaza etsin, o kazancı elimizden kaçırmayalım.
Zor da değil.
Allah Azze ve Celle'nin istediği, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e sevgi ve saygı duymaktır. Bunu istiyor yani; sana "Sırtında taş taşı!" demiyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmek bu kadar mı zor?
Yani dünyada Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemden daha fazla hürmet edilecek, tazim edilecek hiçbir mahluk, hiçbir insan, hiçbir yaratık yoktur.
Allah'a şükür, biz onun ümmetindeniz.
Son nefesimize kadar, ilelebet onun yolunda oluruz inşaAllah.
Allah'ın bereketi üzerimizde olsun.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in himmeti hazır olsun inşaAllah.
Bu güzel ay mübarek olsun inşaAllah.
2026-08-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ دَآئِبَيْنِ ۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ (14:33)
Allah Azze ve Celle güneşi, ayı ve yıldızları insanoğlu için musahhar kıldı.
Yani insanların yaşantıları üzerinde onların da bir tesiri ve hikmetleri vardır.
Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır.
Allah, bu kainatı insanoğlu için yaratmıştır.
Olan biten her şey Allah'ın rızası ve iradesi iledir.
Dün bizde görülmedi ama başka yerlerde güneş tutulması oldu.
Güneş tutulması Allah'ın bir takdiridir, bir işarettir.
Tabii ki bir tesiri vardır; bilimsel olarak da bunun bir tesiri olduğunu biliyorlar.
Bu gibi doğa olaylarının dünyaya ve insanlara tesiri olduğu bilinir.
Bunlar Allah'ın emriyle gerçekleşir, hiçbir şey tesadüf eseri olmaz.
Bazen, "Yok gökyüzünden taş gelecek, yok çarpacak, yok teğet geçti" diye konuşurlar.
Onlar bilmezler, çünkü onlar iman sahibi olmayanlardır.
İman sahibi insan bilir ki; Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de hadislerinde kıyametin alametlerini bildirmiştir. Her şey buna göre gerçekleşir.
Ancak bu gibi hallerin ve kötü durumların yaşanmaması için Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) talimatları ve öğrettikleri vardır; o vakitlerde namaz kılınır.
Bu namazda uzun uzun sureler okunur.
Fakat sadece tutulmanın görüldüğü yerlerde.
Görülmeyen yerlerde kılmaya gerek yoktur.
Tutulmanın görüldüğü yerlerde, güneş veya ay açılana kadar namaz kılınır, tesbihat ve dualar edilir.
Ancak görülmediği yerlerde buna gerek yoktur.
Çünkü gerçekleşen o hadise, başka yerler için bir işarettir.
Kılınan bu namazlar ve okunan sureler, o musibetlerin hafiflemesi için Allah Azze ve Celle'ye ibadet edip O'nun lütfunu ve merhametini dilemek içindir.
Şüphesiz ki bu ibadetler de o musibetleri hafifletir.
Fakat okunmadığı takdirde, Allah muhafaza etsin, durum çok daha zor olur.
Bu gibi haller, Allah Azze ve Celle'nin hikmetinin ve azametinin işaretleridir.
Kainatta; ayda, yıldızlarda, gökte ve yerde her dakika, her saniye olan her şey Allah'ın iradesiyle gerçekleşir.
Bütün bunların birer hikmeti vardır.
İnsanlar, yoktan kendi kendimize yaratıldığımızı ve olan biten her şeyin sıradan olduğunu zannetmesinler.
Muhakkak ki hiçbir şey Allah Azze ve Celle'nin iradesi dışında gerçekleşmez.
Bu sebeple, bütün bunlar aslında insanlar için birer uyarıdır.
Allah'ın dilediği her şeyi yapmaya kâdir olduğunu gösterir.
O dilediği vakit, gün ortasını gece gibi kapkaranlık yapar.
Yazın ortasında soğuk yapar, kışın ortasında ise sıcak yapar.
Bunların hepsi Allah Azze ve Celle'nin iradesi ve takdiriyle olmaktadır.
Bu sebeple iman sahiplerinin buna böyle iman etmesi gerekir.
Tabii işin ilmi bir boyutu da vardır, onlar da hesapla, kitapla bilinir.
Ancak bu ilim de, Allah'ın ilim verip öğrettiği kimselerde bulunur. Yoksa herkes bunların nasıl gerçekleştiğini, nasıl gelip gittiğini bilemez.
Bu yüzden Allah bizleri muhafaza etsin ve hakkımızda hayırlısını versin inşaAllah.
Hayır olsun inşaAllah, hayırlara vesile olsun inşaAllah.
2026-08-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Bugün mübarek Safer ayının son çarşambası.
MaşaAllah, bu Safer ayı da geçti.
Seneler geçiyor.
Allah Azze ve Celle'nin takdiri; hiçbir şey durmaz.
Dağlar bile yürüyor, geçip gidiyor.
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da bildiriyor; hiçbir şey olduğu gibi durmaz, hepsi değişir.
Onun için bu Safer ayı da ağır bir aydır.
Allah'ın hikmeti; her şeyde bir hikmet vardır.
Allah Azze ve Celle, bu Safer ayını ağır olarak yaratmış.
Ama şükürler olsun geçti, inşallah Allah hayrıyla geçirir.
Bugün son çarşambası olduğu için en ağır gün bugündür.
Onu da Allah'ın izniyle sadaka vererek, tesbihat ve tövbe istiğfar yaparak geçiririz.
Bu da Allah'ın izniyle selametle geçer.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) sahabelere, "Safer ayının çıktığını bana müjdeleyen müjdelensin." mealinde mübarek bir söz buyurmuştur.
Allah'a şükür bugün son gün değil, yarın son gündür; ama ağır olan bugündür.
Bunun için muhakkak vazifelerimizi yapmalı, en mühimi de sadaka vermeliyiz.
Sadaka bütün belaları ve kazaları defeder, ömrü uzatır; her şeye faydalıdır.
Onu muhakkak bugün verin ki rahat geçsin.
Allah'ın izniyle rahat geçer.
Dediğim gibi, "Bu da geçer yahu." demişler; hiçbir şey durmaz.
Tutamazsın.
Ne günleri tutabilirsin ne ayları ne de seneleri.
Allah'ın emridir; iyisiyle kötüsüyle hepsi geçecek.
Ama Allah bu günleri, seneleri, ayları ve haftaları daima O'nun sevdiği hallerde geçirmemizi nasip etsin.
İnşallah hepsini O'nun sevdiği ve istediği gibi yaşayalım.
O'nun rızasının dışına çıkmayalım.
Allah muhafaza etsin.
İnşallah bundan sonraki ay da Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ayı olan Rebiülevvel'dir.
İnşallah Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in güzel doğumu, Mevlid günleri olacak.
Onların feyzi ve bereketi, bu Safer ayının ağırlığını kaldırır.
Allah Azze ve Celle her şeyi yaratmış, güzel yaratmış.
İyiyi de yaratmış; her şey iyidir ancak insanoğlu kendisi iyiyi seçerse iyi olur.
Seçmezse, Allah muhafaza etsin, kötü olur.
Allah muhafaza etsin, Rebiülevvel'e selametle yetişelim inşaAllah.
2026-08-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَنَّ هَٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ (6:153)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: Doğru yolda olun.
Doğru yoldan ayrılmayın.
Doğru yoldan çıkarsanız şaşırırsınız.
Önünüze pek çok yol çıkar. Bunlar sonu olmayan yollardır, sizi helak eder.
Şimdi yol bellidir; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yolu bellidir.
Onun ardından gelen sahabelerin, Ehl-i Beyt'in, mezhep ve itikat imamlarının hepsi o yoldan gitmektedir.
O yoldan ayrılan insanlar helak olmuştur.
Beraberlerinde birçok insanı da yoldan çıkarıp helak etmişlerdir.
Onun için, doğru yoldaysan o yolu değiştirme.
Hak yoldaysan başkalarının seni kandırmasına izin verme, başka yollara sapma.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra pek çok yalancı peygamber ve yalancı kimseler ortaya çıkmıştır.
"Bunu yapın, şunu yapın, onu bırakın." diyen bu kişilerin hepsi kaybolup gitmiştir.
Onların peşinden gidenler de kaybolup gitmiştir.
Hak yolda olanlar ise devam ediyor. Allah'a şükür, bu yol kıyamete kadar devam edecektir.
Bazen birisi çıkıp da "Ben şeyhim, ben şuyum, ben buyum." dediğinde, onun hak yolda olduğu nasıl anlaşılır?
Namazından, niyazından... Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda giden; Ehl-i Beyt'e ve sahabelere hürmet eden, onları seven insan hak yoldadır.
Onlara karşı gelen, onlara itiraz eden kimse yoldan çıkmıştır.
Tövbe edip hak yola dönsün inşaAllah.
Çünkü günümüzde kafa karıştıran çok fazla şey var.
Kişi kitap okumaz, hiçbir şey araştırmaz.
Kulaktan dolma bilgilerle... Hatta kulaktan da değil; artık şu elindeki cihaza bakıp ahkâm kesenleri dinler.
Böylece kafası karışır.
Önce bazılarını sever, bazılarına buğz eder; daha sonra sevdiklerine de buğz edip günaha girer.
Bunun için şu husus çok mühimdir:
Sahabeye ve Ehl-i Beyt'e hürmet etmek son derece mühimdir.
Bunun dışına çıkan, yoldan da çıkmıştır.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi doğru yolda sabitkadem kılsın inşaAllah.
Allah hepimizi bu güzel yolda sabitkadem kılsın ve muhafaza etsin inşaAllah.
2026-08-11 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "اعزل الأذى عن طريق المسلمين"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Müslümanların yolu üzerinden onlara eziyet verecek şeyleri kaldır."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), yolda insanlara eziyet ve zahmet verecek ne varsa; taş, diken, demir veya çöp, bunların kaldırılmasını emretmiştir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "أمط الأذى عن الطريق فإنه لك صدقة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Yoldan eziyet verici ve kötü şeyleri kaldır, zira bu senin için bir sadakadır."
Yani Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu emri hepimize veriyor ki bize faydası olsun. Bu bir sadakadır ve Allah sadakanın ecrini (mükafatını) verir.
Günümüzde yolda yürürken bazı insanlar karşılarına çıkan engelleri umursamıyor, "Bana ne" diyerek yanından geçip gidiyor.
Hâlbuki onu kaldırsan sadaka sevabı almış ve büyük bir ecir kazanmış olursun.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "غفر الله عز وجل لرجل أماط غصن شوك عن الطريق ما تقدم من ذنبه وما تأخر"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Yüce Allah, yoldaki dikenli bir dalı kaldıran adamın geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı."
Bu çok büyük bir müjdedir; geçmiş günahlar affolunur. Bu, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bize bir ikramıdır ve gelecek günahların da affolunmasına vesile olacaktır.
Gelecek günahların affedilmesi hususu aslında Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve Bedir ashabına has bir lütuftur; ancak bu tür güzel amellerin bereketiyle inşallah bizim de gelecek günahlarımız affolunur.
Günümüz insanı kendini çok temiz sanıyor, "hijyen" diyerek yiyeceklerden bile iğreniyor, titizlik taslıyor.
İki gün önce Allah'ın yarattığı çok güzel bir doğa harikasına gittik.
Fakat yol kenarları, dağ, taş tamamen pislik içindeydi; ne yiyip içtilerse etrafa atmışlar.
Yahu mübarek, bunu yapmak sana vebaldir! Bunun günah olup olmadığını bilmiyorum ama bu yapılan vebaldir.
İşte Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) öğrettiği İslam'ın güzelliği tam da budur.
İnsanlar İslam'ı kötü göstermeye çalışsa da, İslam en güzel, en mükemmel dindir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinde hep bunu öğütler: Temiz olun, çevreyi kirletmeyin ve insanlara eziyet verecek şeyler yapmayın.
Yiyip içtiğin şeyin çöpünü ulu orta atıyorsun. Hâlbuki onu bir poşete koyup, belediyenin oraya koyduğu kocaman çöp kutularına atsan, görevliler gelip onu alacak.
Ama maalesef Müslümanı da, gayrimüslimi de, namaz kılanı da, kılmayanı da aynı duyarsızlığı gösteriyor.
"Nerede çokluk, orada pislik" derler ya, insanların olduğu yerler maalesef tam da bu duruma düşüyor.
Peygamber Efendimizin bütün hadisleri baştan sona bu tür iyiliklerden bahsederken, "Müslümanım" diyen insanlar bile bunlara riayet etmiyor.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "كان على الطريق غصن شجرة يؤذي الناس فأماطه رجل فأدخل الجنة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Yolda insanlara eziyet veren bir dal vardı. Bir adam onu kaldırdı ve sırf bu amelinden dolayı cennete girdi."
Bu insan için, onun ahireti için ne kadar da büyük bir kazançtır!
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), o kişinin insanları zarardan koruduğu ve sırf o dalı yoldan kaldırdığı için cennetlik olduğunu müjdeliyor.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "لقد رأيت رجلا يتقلب في الجنة في شجرة قطعها من ظهر الطريق كانت تؤذي الناس"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir başka hadisinde: "İnsanları rahatsız eden, yol üstündeki bir ağacı kesen kişiyi cennet nimetleri içinde yüzerken gördüm" buyuruyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) ahirete dair her şeyi gördüğü için, o kişinin durumunu da böylece haber vermiştir.
O adam, sırf yola sarkan ağacı insanlar rahat geçsin diye kestiği için cennet bahçelerinde dolaşmaktadır.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "مر رجل بغصن شجرة على ظهر طريق فقال والله لأنحين هذا عن المسلمين لا يؤذيهم فأدخل الجنة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bir kişi, yolda insanları rahatsız eden bir ağaç gördü."
Yolda giderken bir ağacın yola sarktığını ve insanların oradan zor geçtiğini fark etmiş.
Bunun üzerine: 'Vallahi, Müslümanlara daha fazla eziyet vermemesi için bu ağacı yoldan çekeceğim' demiş.
Ağacı yoldan kaldırdığı için, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) ifadesiyle, sırf bu sebepten cennete girmiş.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من أخرج من طريق المسلمين شيئا يؤذيهم كتب الله له به حسنة ومن كتب له عنده حسنة أدخله بها الجنة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim Müslümanların yolundan onlara eziyet verici bir şeyi kaldırırsa, Allah ona bir sevap yazar."
"Ve Allah kime bir sevap yazarsa, onu o sevap vesilesiyle cennete koyar."
Yani Allah (Azze ve Celle), insanlara hizmet etmeyi ve onlara faydalı olmayı kullarının cennete girmesi için bir vesile kılıyor.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من أماط أذى عن طريق المسلمين كتب له حسنة ومن تقبلت منه حسنة دخل الجنة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim Müslümanların yolundan onlara eziyet verici bir şeyi kaldırırsa, ona bir sevap yazılır."
Daha önce de dediğimiz gibi; bu eziyet verici şey ister dal, taş, diken veya demir olsun, bunu yoldan kaldıran kişiye sevap yazılır.
"Kimin de bir sevabı veya iyiliği kabul edilirse, o kimse cennete girer."
İnsanın her yaptığı amelin kabul olup olmayacağı bilinmez, ancak başkalarına fayda sağlayan bu tür ihlaslı iyilikler kabul görür ve insan bu sayede cennetlik olur.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من رفع حجرا عن الطريق كتب له حسنة ومن كانت له حسنة دخل الجنة"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine şöyle buyuruyor: "Kim yoldaki eziyet veren taşları kaldırırsa ona bir sevap yazılır ve kimin bir sevabı kabul olursa cennete girer."
Peygamber Efendimiz ayrıca şöyle buyurmaktadır:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "نح الأذى عن طريق المسلمين"
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Eziyet verici şeyleri Müslümanların yolundan kaldır."
Bu bir emirdir. Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu emrine itaat eden kişi muhakkak sevap kazanır, Allah'ın rızasına nail olarak O'nun sevgili kulu olur ve cennete girer.
Ancak maalesef günümüzde çevre kirliliği gibi meseleler Müslüman ülkelerde çok daha yaygın.
Bunun en bariz örneğini pek çok Müslüman ülkede görüyoruz; buralara defalarca gittik.
Örneğin Pakistan... "Pakistan" kelime anlamı olarak "pak", yani "temiz memleket" demektir.
Fakat maalesef sokakların durumu her yerden beter.
Yerde bir karış bile boşluk bulamazsınız ki naylon, çöp ve kirlilik olmasın.
Hâlbuki bu insanlar, inançlarını özgürce yaşamak adına "Müslümanız" diyerek Hindistan'dan ayrılmışlardı.
Oysa Peygamber Efendimizin bizlere öğrettiği gerçek Müslümanlık temizliktir.
Bunu sadece bir örnek olarak söylüyoruz; maalesef bizim ülkemiz de dâhil olmak üzere birçok Müslüman memlekette durum böyle.
Avrupa gibi yerlerde ise temizliği kurallarla, cezai yaptırımlarla zorla sağlatıyorlar.
Fakat her şeye rağmen sokakları Müslüman memleketlerinden çok daha temiz.
Allah'ın hikmetidir ki, günümüzde gayrimüslimler çevre temizliğini Müslümanlardan daha iyi yapıyor. Onların tek eksikleri Kelime-i Şehadet getirmemektir.
Bizim insanımızın ise eğer Kelime-i Şehadet'i olmasa -Allah muhafaza- onlardan çok daha beter bir durumda oluruz. Allah hepimizi muhafaza etsin.
2026-08-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
"Er-refik kable't-tarik" demişler.
Yani, yoldan önce arkadaşın mühim olduğu söylenmiştir.
Arkadaşı çok dikkatli seçmek lazım.
Doğru yolda olan bir arkadaş, senin için büyük bir nimettir.
Aksi takdirde büyük bir musibettir, beladır.
Günümüzde insanların çoğunun kötü yollara düşmesine sebep olan şey, kötü arkadaştır.
Kötü arkadaşı şeytan da sever, nefis de sever; insan bu yüzden ona meyleder, onun peşinden gitmek ister.
Bu yüzden dikkat etmek lazım. Küçüklükten itibaren çocuklara iyi arkadaş bulmalarını tembihleyin, onlara bu konuda yardımcı olun.
Çünkü bu tercih, hayat boyu sürecek bir iyiliğe veya kötülüğe yol açabilir. Hatta ahirette bile insan için kötü bir son hazırlayabilir.
Kısacası hayattaki en mühim şey, arkadaştır.
Çünkü çocuklar bazen, hatta çoğu zaman arkadaşlarını anne babasından, ailesinden üstün tutar. Onların söylediği saçma sapan her şeyi kabul eder de büyüklerinden güzel bir nasihat duymak istemez.
Fakat iyi bir arkadaşı olursa nasihati de kabul eder ve her şey çok daha güzel olur.
Aksi takdirde Allah muhafaza etsin, günümüzün şartları eskisinden çok daha beter.
Ortam her türlü kötülüğü işlemeye müsait; her çeşit günaha girmek artık çok kolay.
Eskiden böyle değildi; günah işlemek bu kadar kolay değildi.
Ayıp vardı, utanma duygusu vardı; insanlar bu sayede kötülükten kendini tutardı.
Ama şimdi Allah hepimizin, çoluk çocuğumuzun yardımcısı olsun. Hele bir de kötü bir arkadaşa denk gelirlerse, bu onları mahveder.
Geriye ne aile bırakır ne de başka bir şey... Anne babayı, "Keşke böyle bir çocuğum olmasaydı" diyecek kadar pişman eder.
Allah muhafaza etsin.
Bu yüzden işimiz gücümüz çok olsa da dikkat edip çocukların kimlerle görüştüğünü mutlaka takip etmemiz lazım.
Allah hepimizi muhafaza etsin inşaAllah.
Müslümanların çocukları inşaAllah daima aileleriyle beraber olsunlar, onlardan kopmasınlar.
Onlar çok kıymetlidir; hayattaki en kıymetli varlıklarımız evlatlarımızdır.
Çünkü vefatınızdan sonra duaları size ulaşacak olanlar onlardır; Allah'ın izniyle en büyük hediye onlardan gelecektir.
Allah onları daima hayra vesile kılsın inşaAllah.
2026-08-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Geçen cuma hutbesinde okuduğumuz bir hadis-i şerif var.
O hadis münafığın özelliklerini ve sıfatlarını çok güzel açıklıyor.
Münafığın dört tane sıfatı varmış.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Bu dört sıfatın hepsi bir insanda bulunursa o kişi halis muhlis münafıktır." buyuruyor.
Eğer sadece bir tanesi varsa, o kişide münafıklıktan bir alamet var demektir; tövbe ederse o da geçer.
Allah'a şükür, bu sıfatlardan kurtulmak o kadar da zor bir şey değildir.
Birincisi; konuştuğu zaman yalan söyler.
İkincisi; bir söz verdiğinde sözünde durmaz.
Üçüncüsü; kendisine bir şey emanet edildiğinde riayet etmez, "Bende yok" diyerek inkar eder.
Dördüncüsü; biriyle tartışıp kavga ettiğinde haddi aşıp rezalet çıkarır.
Çok bağırıp çağırır.
Aslında bu kötü huylardan kurtulmak hiç de zor değildir.
Bazen "Nefsimle mücadele edip ondan kurtulacağım." dersiniz ama nefsinizden kolay kolay kurtulamazsınız.
Ancak insan, bu tür kötü huylardan çok rahat bir şekilde kurtulabilir.
Yalan söylemez, sözünde durur, emanete hıyanet etmez, kimseyi arkadan vurmaz ve insanlarla iyi geçinir.
Ayrıca tartışma anında rezalet çıkarmaz, kavga ettiğinde fazla bağırıp çağırarak insanların üstüne gitmez.
Münafığın bu dört özelliği son derece kötü sıfatlardır.
Dediğim gibi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu özelliklerin hepsini taşıyan birinin -Allah muhafaza- halis muhlis münafık olacağını belirtmiştir.
Eğer bir kişide bu münafıklık alametlerinden sadece bir kısmı varsa, onlardan da rahatlıkla kurtulabilir.
Allah'a şükür; Allah'ın izniyle tarikat ehlinde bu kötü huyların çoğu bulunmaz.
Az da olsa bir belirti varsa, bunlardan kurtulmak da zor değildir.
Allah hepimize yardım etsin.
Bu kötü huylardan, sevilmeyen o çirkin sıfatlardan hep birlikte kurtuluruz inşaAllah.
Allah bizi muhafaza etsin, nefsimize uydurmasın inşaAllah.
2026-08-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ (9:119)
"Ey inananlar, Allah'tan korkun ve iyilerle beraber olun." diyor.
Allah Azze ve Celle, "İhlaslı olun ki hayatınız iyi ve güzel olsun." diyor.
İnsanlar ise nefisleri istemediği için iyilerle değil; ya kötülerle ya da lüzumsuz şeylerle beraber oluyorlar.
Hiç lüzumu olmayan şeylere ihlasla bağlanıyorlar.
İnsanlar kötü şeylere, daha doğrusu lüzumsuz şeylere öyle bir ihlasla bağlanıyorlar ki...
Kötü şeylere de öyle tabii ama kaç gündür düşünüyorum, en çok bağlandıkları lüzumsuz şey futboldur.
Futbol lüzumsuz bir şeydir. Hadi biraz oynar, koşar, eğlenirsin anladık; ama bir de şu futbol kulüpleri var.
İnsan o kulüplere öyle bir ihlasla, öyle bir bağlanıyor ki onu başka bir kulübe çevirmeniz imkânsızdır.
Yani adama milyonlar verseniz de kulübünü değiştirmez.
Ama iş doğru yola gelince bin defa kaypaklık yapar.
Sözünde durmaz.
Kimseye hiç güven olmaz.
Ama diğer meselede ne bir kaypaklık, ne sözünden dönmek, ne de caymak var.
Hayatının sonuna kadar o bağlılıkla gider.
İşte bunlar lüzumsuz şeylerdir; asıl lüzumlu olan, Allah yolunda sabitkadem kalmaktır.
Hakiki bir mürşit bulduğunda onun peşinden gitmektir.
Bu iş oyuncak değildir.
Hayat kıymetlidir.
Vakit kıymetlidir.
Lüzumsuz bir şey için öfkelenir, kavga eder, başkalarına sövüp sayarsın.
Hadi seversin anladık da bu lüzumsuz şeyleri yapmaya ne gerek var? İnsan biraz düşünmeli.
Hadi bunu seviyorsun tamam, anladık. Ancak o kulübe gösterdiği ihlası, sadakati ve sözünde durmayı Allah yolunda gösterse, kişi büyük evliyalardan olur.
Onun için şeytan, dediğimiz gibi insanı ya lüzumsuz şeylerle ya da günahlarla uğraştırıyor.
Allah muhafaza etsin.
Bu acayip bir hastalıktır ve ahir zamanın en büyük meselelerinden biridir.
Dediğimiz gibi, insan sevebilir ama o ihlası Allah'a yöneltmesi gerekir.
Allah yardım etsin.
Bizleri lüzumsuz şeylerle fazla meşgul etmez inşaAllah.