السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle'nin en çok sevdiği kullar, genç olup da ibadet eden insanlardır.
Onları çok sever.
Yaşlılardan daha fazla sever çünkü yaşlıların geçmişi artık netleşmiş, gençliklerinde ne yaptıkları belli değil. Ama gençlerin ibadet etmeleri Allah Azze ve Celle'nin en sevdiği şeylerdendir, bu sebeple onları çok sever.
Gençlerin nefislerini zapt etmeleri, kontrol altında tutmaları zordur ama bunu yapabilen kişi çok büyük bir mertebeye erişmiş olur.
Allah'ın en sevdiği kullarından olur.
Allah Azze ve Celle'nin sevmediği kullar ise yaşlı olup da kötülük yapanlardır, özellikle de zina yapanlardır. Maalesef şimdilerde her yerde bu tür insanlar çoğaldı.
Çünkü her yer ahlaksızlığa, rezalete bulaştı.
İnsanlar istediklerini kolayca yapabiliyorlar.
Bu nedenle Allah Azze ve Celle'nin en sevmediği insanlar da işte bunlardır.
Yani hem yaşlı olup hem de bu rezilliği yapanlardır.
Bundan dolayı Allah Azze ve Celle'nin gazabına, öfkesine maruz kalırlar.
Hiçbir işleri yarar getirmez, kötülükten başka bir şey kazanamazlar.
Onların sonu dünyada fakirliktir.
Ahirette de azaptır.
Bu yüzden yaşlı insanların dikkat etmesi gerekir.
Kolayca işlenen günahlar fayda değil, kazanç değil, menfaat değildir.
Bunlar kişiye sadece azap getirir.
Kötülük getirir.
Allah muhafaza etsin.
İnsanın nefsini terbiye etmesi şarttır.
Eğer gençliğinde nefsini terbiye ederse, yaşlandığında da aynı doğru yolda devam eder.
Ama gençliğinde nefsine her şeyi mübah görürse, ömrünün sonuna kadar böyle gider.
Bu da büyük bir kayıp olur.
"Hayatını kaybetti" derler ya.
İşte hayatını gerçekten kaybedenler bunlardır.
Ölenler, "Allah yolunda ölenler hayatını kaybetti" diyorlar.
Hayır, Allah yolunda ölenler hayatını kaybetmez, yeni ve güzel bir hayata kavuşmuş olurlar.
Ötekiler ise hayatlarını kaybetmiş olurlar.
Hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybederler.
Allah muhafaza etsin.
"Yaşlıyım artık" diyerek nefsine yenik düşme.
"Bir şey olmaz" deme.
Allah muhafaza etsin.
Nefsimize hiç fırsat vermeyelim inşallah.
2025-04-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Tarikat, İslam edebi üzerine kurulmuştur.
أَدَّبَنِي رَبِّي فَأَحْسَنَ تَأْدِيبِي
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, İslam'da en önemli şey edeptir.
İnsan için de edep en önemli şeydir.
İnsanı hayvandan ayıran şey edeptir.
Hayvan, adı üstünde, ondan edep beklenmez.
Nereye isterse gider, her şeyi yapabilir.
Onun sorumluluğu yok, mükellef değildir o.
Yani mükellef demek ibadetle mükellef, temizlikle mükellef, yapması gereken şeylerle mükellef demektir.
Hayvan her türlü şeyi yapabilir, onun mazereti vardır.
Allah ona akıl vermemiştir.
Ona bir teklif yoktur.
Deli de aynı şekildedir.
Deli, aklı olmayan insandır, o da mükellef değildir.
إِذَا أُخِذَ مَا وَهَبَ، أَسْقَطَ مَا أَوْجَبَ
Bu, İslam fıkhının bir kuralıdır.
Yani insanı ibadet ettiren şey akıldır. Allah akıl verdiyse, o aklı kullanmak lazım.
En önemli şey de işte edeptir.
Edep her türlü şeyi kapsar.
Sadece utanmak değil, her türlü iyiliği, güzelliği, insanlığı kapsayan şeydir edep.
Edebi kim öğretiyordu? İslam devleti.
En son Osmanlı'da kaldı.
Ondan sonra gördüğümüz gibi dünyada ne edep kaldı, ne saygı kaldı, ne hürmet kaldı.
Herkes sanki mükellef değilmiş gibi dolaşıyor ortalıkta, canının istediğini yapmaya çalışıyor.
Başkasını dinlemiyor, başkasına saygı göstermiyor.
Sadece kendisinin, nefsinin istediğini yapmaya çalışıyor.
Karşı taraf da ona öğretmek için bir şeyler yapıyor.
O öğrettikleri de insanları insanlıktan daha da uzaklaştırıyor.
İşin özeti şu: İnsanlığın özü, Allah Azze ve Celle'nin verdiği aklı kullanarak insan olmaktır, edepli olmaktır. Edep ve saygıyla.
Sadece kendi nefsine değil, başkalarına da saygı göstererek güzel yaşanır.
Ancak bu, şeytanın istemediği bir şeydir.
Onun için dünya her taraftan kaynıyor, her yerden kötülük akıyor.
Allah muhafaza etsin.
Ama tabii her şeyin bir sonu vardır.
Allah Azze ve Celle muhakkak kurtaracak insanı gönderecektir. Bu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesidir.
İnşaAllah Mehdi aleyhisselam geldiğinde bütün sorunlar, sıkıntılar hepsi bitecek Allah'ın izniyle.
Başka türlü bu insanların öğrendikleriyle durum daha da kötüleşir.
Allah yardım etsin.
Ümidi kesmemek lazım.
Ümitsiz olan insanlar hüzün ve kaygı içindedir.
İmanı olan ümitsiz olmaz. Allah Azze ve Celle ümitsizliğe düşmeyin diye buyuruyor.
Muhakkak o gün gelecektir.
Allah'ın dediği her zaman gerçekleşiyor, vaad ettiği de gerçekleşecektir inşaAllah.
En kısa zamanda inşaAllah, bu cuma hürmetine.
Çünkü dünyanın iyiye giden hiçbir yönü kalmadı.
Allah bizi korusun, selamete kavuşalım inşaAllah.
2025-04-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor:
Beş vakit namaz kılın, oruç tutun, cennete girin.
Namaz, oruç, bunlar İslam'ın rükünlerindendir.
Bunları yerine getiren kazanır.
Aslında zor bir şey de değil.
İnsanlara zor gelir.
İnsanın nefsine ağır gelir.
Müslümanlar arasında çok çeşitli insanlar var.
Türlü türlü insanlar var.
Bazıları namaz kılmayıp "Ben zikir çekiyorum" diyor.
"Zikir yapıyorum, şunu yapıyorum, bunu yapıyorum" diye kendi kafasına göre hareket ediyor.
Ama namazı yok.
Niçin yok? "Bu şey yeterli" diyor işte.
Sen 24 saat hiç durmadan zikir çeksen bile, bir namazın tek bir tekbirinin sevabını, faziletini alamazsın.
24 saati bırak, bir ay, hatta 24 yıl yapsan bile yine bir tekbirin sevabını alamazsın.
O namaz senin boynunda borç olarak kalır.
Bu yüzden sürekli hatırlatıyoruz.
Çünkü çoğu insan kendi kafasına göre davranıyor, bu olmaz.
Din, Allah Azze ve Celle'nin dinidir.
Nasıl emretmişse öyle yapmak lazım.
"Ben bunu yaparım" demekle olmaz.
Sen dünya işlerini bile kendi kafana göre yaparsan hiçbir şey elde edemezsin.
Ya da boşuna uğraşmış olursun; kolayı varken çok daha zor şeyler yapmışsın ama hiç faydası olmamış.
Dünya işlerinde bir dereceye kadar olabilir.
Bir şeyler yapabilirsin.
O da çok zor.
Ama ahiret için hiçbir şey olmaz.
Allah Azze ve Celle'nin emrettiği, Peygamber Efendimiz'in gösterdiği şeyleri yapmazsan sana bir faydası olmaz.
O ibadet boynunda kalır, borçtur.
Namaz kılmayan, borcunu ahirette öder.
Her namaz için 80 sene, tam 80 sene.
Onun ahiretteki kazası 80 sene sürer.
Sen bütün hayatında belki 80 sene yaşarsın ya da yaşamazsın, ama her namaz için ahirette 80 sene kaza yapacaksın.
Onun için dünyadayken kılalım inşaAllah.
Allah yardımcımız olsun.
Nefsimize uymayalım.
Nefsimize kapılıp da kendimize güvenip namazı, orucu bırakıp "Ben Müslümanım, ben şu tarikattanım, ben şöyleyim böyleyim" diyen kişinin hiçbir kazancı olmaz.
Üstelik bu tür insanlar çoğu zaman etrafındakilere de zarar verirler, onlar da namaz, oruç gibi ibadetleri önemsemez olurlar.
Halbuki kolaydır, çok kolay.
Hem insana maddi olarak da, bedeni için de çok faydalıdır.
Allah Azze ve Celle'nin emrettiği, sadece ruhani değil, bedenin için de hayırlı, sağlıklı, güzellik ve nurdur.
Allah hepimize nasip etsin.
Nefsimize uymayalım inşaAllah.
2025-04-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükürler olsun, Ramazan da geçti, bayram da geçti, mübarek olsun.
Ahiret için hayırlı olan şeylerdir bunlar.
وَلَلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ
(6:32)
Ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
Bu muhakkaktır.
İnsanlar bunu anlayamıyor.
Dünya için birbirlerini telef ediyorlar, birbirlerine eziyet çektiriyorlar, zarar veriyorlar.
Halbuki dünya ne sana kalır ne de bana kalır.
Baki olan ahirettir.
Ahiret için çalışmak lazım, onun için gayret etmek lazım.
Dünyaya harcanan gayretin yüzde biri bile yapılsa yeterli olur, hatta fazla bile gelir insana.
Ama onu da yapmıyorlar.
Ona da şeytan engel oluyor.
Yolları kötü olarak insanları yanlış yöne sürüklüyorlar.
Ahiret için Allah Azze ve Celle insana her türlü imkanı vermiş.
Şimdi Allah'a şükür Ramazan geçti, ibadetle geçti, bayram da geçti.
Şimdi bundan sonra Şevval ayı var, bu ay.
Bu ayda altı gün oruç tutan kişi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi, bir sene oruç tutmuş gibi olur.
Her gün on güne bedel, üç yüz altmış gün oruç tutmuş, yani bir sene boyunca hiç ara vermeden oruçlu gibi sayılır.
Hatta bazı hadislerde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ömür boyu oruç tutmuş gibi olur diye buyuruyor.
Onun için bu ahiret meselelerine önem vermek lazım.
Dünya yıkılsa umurumuzda olmasın.
Hiç.
Dünya kelimesinin kendisi aşağılık demektir.
Adı üstünde, manası budur.
Deni demek, alçak demek.
Alçaklık, dünya alçaklık demektir.
Siz yüksek şeylere bakın.
Yüksek şeyler ahirettedir, ahirete dair olan şeylerdir.
Dünyaya üzülen hiçbir fayda görmez.
Ahiret için üzüleceksin, yapamadıysan ona üzülürsün.
O zaman Allah Azze ve Celle senin üzüntüne karşılık, sana ihsanda bulunur.
Sevabından ihsan eder.
Yapamadığın şeyi sana ikram eder Allah Azze ve Celle.
Dünya için böyle değildir.
Dünya için ne kadar üzülsen de bir şey kazanamazsın.
Onun için dünya karmakarışıktır.
Müminlere, Müslümanlara diyoruz ki dünya için üzülmeyin.
Allah'ın dediği oluyor, başka bir şey değil.
Bu yüzden ahirete bakın.
Boş yere kendinize eziyet etmeyin.
Allah hayırlısını versin.
Allah bizi sabit imanla, sabit kadem kılsın, mühim olan budur.
2025-04-07 - Lefke
Bu yaşadığımız zaman ahir zamandır.
Allah'a şükür ki bizi bu zamanda yaratmış.
Allah'ın istediği gerçekleşiyor.
Hiçbir şey senin istediğin gibi olmuyor.
Bu yüzden teslim olman gerekiyor.
Allah Azze ve Celle'nin iradesine teslim ol. "Şu zamanda olsaydık, bu zamanda olsaydık" demekle bir şey değişmiyor.
Sen bu zamanda yaşıyorsun.
Bu zamanın tecellisi sana geliyor.
O tecelli ahir zaman tecellisi, biraz karmakarışık.
Bu bir fitne zamanı tecellisidir.
İnsanoğlu her gün yeni bir şeyler çıkarıyor.
Her taraftan bir şey çıkıyor, ne yapacağını şaşırırsan yapman gereken şey belli.
Teslim olacaksın.
Allah Azze ve Celle'nin bize emrettiğini yapacaksın.
Geri kalanına karışmayacaksın.
Şu oldu, bu oldu deme.
Olan her şeyde Allah Azze ve Celle'nin isteği gerçekleşiyor.
Başka bir şey değil.
Bu yüzden Şeyh Baba ahir zaman için derdi ki: "Evden dışarı çıkmamak daha iyidir."
Çünkü dışarı çıkınca bir fitne oluyor, bir şey oluyor, tehlikeler var.
Bu nedenle evinde otur, ihtiyaç olursa işe güce gidersin ama "Acaba ne oldu?" diye dışarı bakmaya kalkma diyor.
Meşayihler bunu söylerdi.
Başını çıkarıp "Ne var acaba?" diye bakan tehlikeye davetiye çıkarıyor.
Şeyh Baba, Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri'nin zamanında bile şimdiki gibi değildi.
Şimdi her şey çok daha fazla oldu.
Fitneler, karışıklıklar arttı.
Bu nedenle hikmet sahibi insan, bir şey yapacağı zaman sonunu düşünür.
Hikmetsiz olanlar ise düşünmeden her şeyi yapabilirler.
Sonra da pişman olurlar.
En çok pişmanlık getiren şey Allah Azze ve Celle'ye karşı gelmektir.
O pişmanlığın sonradan telafisi olmaz.
Sadece hayattayken telafi edilebilir.
Hayattayken yaptığın her şeyin Allah Azze ve Celle'nin karşısında bir çaresi var.
Tövbe edersin.
Hakkını yediğin insanın hakkını geri verirsin.
Kavga ettiğin insanla barışırsın.
Zulmettiğin insandan helallik dilersin.
Bunların hepsi mümkün.
Ama ahirete gittiğinde, işler zorlaşır.
Bu nedenle içinde bulunduğumuz zaman, şeytanların ortalıkta dolaştığı bir zamandır.
Ufacık bir şeyle insanları birbirlerine düşürürler.
Bir şeyleri bozarlar.
Şöyle bir hikâye var:
Şeytan bir yerde oturuyormuş.
Demiş ki: "Burada artık yapacak fazla bir işimiz kalmadı."
Oğluyla berabermiş.
"Buradan gidelim, başka bir yere gidelim.
Orada da insanları birbirlerine düşürüp fitne çıkaralım" demiş.
"Oğlum" demiş, "Tamam, orada bir iki dakikalık bir iş var, bunu yapıp geleyim" demiş.
Bir kadın ineğini sağıyormuş.
Şeytan ineğin kuyruğunu çekmiş.
Kuyruğunu çekince...
İnek, sütü sağılırken tepmiş.
Süt yere dökülmüş.
Kocası gelip: "Sütü neden döktün?" diye kadını dövmüş.
Kadın kabilesine gitmiş.
Kabilesi de adama saldırmış.
Dövdü diye adamı öldürmüşler.
Öldürünce iki kabile birbirine düşmüş.
Ölüler, yaralılar ortalığa saçılmış.
Her yer karmakarışık olmuş.
Şeytanın oğlu, baba şeytana sormuş: "Ne yaptın sen?" O da: "Bir şey yapmadım.
Sadece ufacık bir hareket yaptım.
Başka hiçbir şeye karışmadım.
Bunların hepsini onlar kendileri yaptı."
İşte böyle bir şey oluyor.
Bu yüzden dikkatli olmak lazım.
İnsanlar her yaptıklarına, her hareketlerine çok dikkat etmeli ki bir musibet veya bela çıkmasın.
Allah yolunda olan insanlar zaten dünya işine karışmaz.
Dünyanın halini dünya ehline bırakmışlar.
Dünya işlerini dünya ehline bırakmışlar.
Onlar da zaten her şeyi karmakarışık etmişler.
Şu anda bütün dünya alt üst olmuş durumda.
Ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Sen otur ve seyret, başka bir şey yapma.
Senin harekete geçmene gerek yok.
Allah'ın yapacaklarını seyret.
Sen sonucu biliyorsun.
Bu durumun sonunda, Allah'a şükür, dünyanın sonunda kim kazanacak?
وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلۡمُتَّقِينَ
(28:83)
Akıbet takva sahiplerinindir.
Kazanan onlar olacaktır.
Bu yüzden hiçbir şeye üzülme.
Allah Azze ve Celle ile beraber olduktan sonra kimsenin peşinden koşturma, kimseyle çekişme.
Çünkü her şeyin bir vakti var.
Susma vakti var, konuşma vakti var.
Bu nedenle şimdi en iyisi susmaktır.
Bin sene önce bir mübarek demiş ki:
Hâzâ zemânu's-sükûti ve mülâzemetü'l-büyût.
Yani bu zaman susmak zamanıdır, evde oturmak zamanıdır.
Bu bin sene önce söylendiyse, şimdi o hesaba göre hiç evden çıkmamak lazım.
Bu nedenle Müslümanların yapması gereken şey: kötü bir şey gördüğünde kalbinde buğz ederek "Bu, Allah'ın sevmediği bir şeydir" demek.
"Bunu Allah'a havale ediyorum."
Allah Ahkamül Hakimin'dir, O en adaletli olandır.
O'nun hükmü kesindir.
Allah'a şükür.
2025-04-07 - Lefke
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ
وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
(2:277)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: İman eden ve Allah'a inanan insanlar için korku yoktur, üzüntü yoktur, keder yoktur.
Doğru yolda olmamız lazım.
Doğru yol, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'ın zamanından bugüne kadar tek bir yol vardır.
Daim olan sadece O'nun sallAllahu aleyhi ve sellem yoludur.
O'na sallAllahu aleyhi ve sellem karşı veya O'nun sallAllahu aleyhi ve sellem yoluna uymayan birçok uydurma şey ortaya çıktı.
Hepsi tükendi gitti.
Sadece isimleri kalan, ama cisimleri olmayan, etkileri kalmamış şeyler var.
Böyle şeyler var ama tabii şeytan hiç yorulmaz.
Sürekli "işte doğru yol budur" diye yeni şeyler çıkarılır.
Oysa Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem yolu sabittir, sağlam yol O'nun sallAllahu aleyhi ve sellem yoludur.
O yol devam ediyor.
Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem yolu kıyamete kadar devam edecek.
O yola giren insan selamete erer.
Yoldan çıkan insan geri dönmezse helak olur.
Böyle bir insanın yaşamasının, hayatının hiçbir kıymeti yoktur.
Zarardan başka bir şey getirmez.
Kıyamette de derler ki:
يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا
(78:40)
"Keşke toprak olsaydım da bu yaptıklarımı yapmasaydım."
Ama orada artık toprak olmak bir defaya mahsustur.
Ondan sonrası ilel ebed hüsrandır.
Bu yüzden Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem yolunu sıkıca tutun.
وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعٗا وَلَا تَفَرَّقُو
(3:103)
Bu, Allah Azze ve Celle'nin emridir.
"Bu kurtuluş ipine sıkıca sarılın" diye buyuruyor.
Öyle sıkı tutun ki, sular sizi alıp götürmesin, seller sizi sürüklemesin.
Onu sağlam tutarsanız kurtulursunuz.
Tutmazsanız nefsimiz, heveslerimiz, şeytan ve dünyanın her türlü cazibesi sizi yoldan çıkarır.
O zaman helak olursunuz.
Allah Azze ve Celle muhafaza etsin.
Daima bu yol; şeyhlerin, evliyaların, sahabelerin, ehli beytin ve Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem yoludur.
Bunların hiçbiri bu yoldan dışarı çıkmamıştır.
Hepsi bu yol üzerinde yürümüşlerdir.
Bu yoldan çıkanlar ise hüsrana uğramıştır.
Onların yolu bitmiş, tükenmiştir.
Bu yüzden Allah Azze ve Celle, bize bu yola girmemizi nasip ettiği için bize büyük bir ikramda bulunmuştur.
Allah Azze ve Celle, iradesiyle bu nimeti daim etsin.
Yolumuz inşaAllah güzel bir yoldur.
Nur yoludur.
Allah Azze ve Celle'nin, Peygamber'in ve evliyaların yoludur.
İnşaAllah bu yolda sabit kadım kalırız.
Öyle ki Mehdi aleyhisselam geldiğinde ona kavuşalım inşaAllah.
Bunun için dua ediyoruz.
Bu da bizim yolumuzun itikadıdır.
Ehli sünnet, Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem yoluna tabi olan, ona inanan insanlardır.
Onu kabul etmeyenler ise yoldan çıkmış olurlar.
2025-04-05 - Lefke
Tarikatımız Allah'a şükür Nakşibendi tarikatıdır ki o şeriatın özüdür, İslam'ın özüdür Allah'a şükür.
Tarikat deyince şimdi insanlar yanlış anlıyor, başka bir şey zannediyorlar, öyle kandırılıyorlar.
Oysa tarikat Müslümanı İslam'a daha fazla bağlar, tarikat İslam'ın özüdür.
Tarikat ve şeriat ikisi bir arada olmayınca insan, Müslüman noksan kalıyor.
Müslüman, Allah'a nasıl yaklaşır? Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: İbadetlerle, nafilelerle! Ne kadar çok ibadet ederse, Bana o kadar yaklaşmış olur.
O zaman ben onun vurduğu eli olurum, yürüdüğü ayağı olurum, gözü benim nurumla görür diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Buna ulaşmak için de nefsi terbiye etmek, nefsi tezkiye etmek, arındırmak gerekir.
Kötülüklerden, kötü huylardan, kötü sözlerden, kötü işlerden temizlemek lazım.
İşte tarikatımızın amacı budur.
Öncelikle, 41 tarikat vardır.
Her birinin yöntemi, usulü farklıdır.
Hepsi hak tarikattır.
Onların pirleri, kutupları vardır.
En yüksek mertebelere ulaşan bu insanlara Allah Azze ve Celle özel hususiyetler vermiştir.
Allah Azze ve Celle onları kaynak kıldığı için, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda insanlara hidayet vesilesi olmaları sebebiyle, onların manevi kuvvetleri de çok büyüktür."
Bu yüzden onları ziyaret edip faydalanılır.
Şeytanın milleti kandırdığı gibi değildir bu.
Onlara "ölü" denmez.
Ölü olan, onlara ölü diyendir, kendisi ölüdür.
Onun hayatı yoktur.
Hayat onlardadır.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundadır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunu gösteren zatlardır, mübareklerdir.
Yüzlercesi vardır.
En büyüklerinden yüzlerce şeyh, meşayih vardır.
Bu tarikatların şeyhleridir onlar.
Her birinin kerametleri meşhurdur.
Sözleri meşhurdur.
Onların yolu Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e giden yoldur.
İşte insanlar da herkes kendi meşrebine göre bir yol tutar.
O yol gereklidir.
Her Müslümanın o yolda gitmesi lazımdır.
Ama gitmeyenler de olur.
Onlar da kendi hallerine göre idare ederler.
Ama onlara karşı gelmek doğru değildir.
Çünkü Allah'ın, Allah Azze ve Celle'nin dostlarına düşmanlık etmek, Allah Azze ve Celle'ye düşmanlık etmektir.
Hadis-i Kudsi buyuruyor ki:
Men âdâ lî veliyyen fekad âdeytüh
Kim benim sevdiğim bir kuluma düşmanlık ederse, ben ona düşman olurum diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Allah Azze ve Celle'nin düşman olduğu kimse iflah etmez.
Bu yüzden şeytan çoğunlukla Müslümanları dinden çıkarmak için uğraşır.
Bunu yapamadığında, dindar olanları faziletlerden uzaklaştırır.
Birbirlerine düşman etmeye çalışır.
Bu düşmanlığı yapanlar da genelde tarikat dışındaki insanlardır.
Tarikat içindeki insanlar herkes için merhamet eder, dua eder ki Allah ıslah eylesin.
Onlar doğru yolu bulsunlar.
Başkalarına da zarar vermesinler.
Kandırılmış insanlar, zavallı insanlardır onlar, tuttukları yol doğru değildir.
Ne kadar yoldan çıkmış olsalar bile, yani şer'i hüküm olsa çoğunun imanından, İslam'dan şüphe doğacak olsa bile, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu mübarek söz: La ilahe illAllah Muhammedun Resulullah diyen Müslümandır.
Ona kâfir diyemezsin.
Ama bazen, maazAllah, küfre varan sözler söylenebiliyor.
Öyle olsa bile, biz "La ilahe illAllah" dedikten sonra ona ne müşrik deriz ne kâfir deriz.
Fakat maalesef onlar en ufak bir şeyde insanlara müşrik der, kâfir der, küfre itham eder.
Bu nedenle tarikat, herkesin nefsini terbiye etmesi için muhakkak gereklidir.
Kendi halini düzeltmesi için lazımdır.
İnsanlara, insanlığa, bahusus Müslümanlara faydalıdır.
Tarikatta olan kişi kendini daha fazla terbiye etmelidir.
Kendine dikkat etmesi lazım ki, "ben tarikattayım" diyerek başkaları "bu ne biçim tarikat" demesin sonradan.
Bu değişim yavaş yavaş olur, birden olmaz.
Birden kalkıp da, boya küpü değil ki batırıp çıkarasın da başka türlü olasın.
Yavaş yavaş olur inşaAllah.
Elimizden geldiği kadar bu yolda ilerliyoruz.
Nefsimizi terbiye etmek için çalışıyoruz.
Allah niyetimize göre verir inşaAllah.
Tarikatın güzel taraflarından biri de her şeyi iyi olarak görmektir.
Her şeyi güzel olarak değerlendirmektir inşaAllah.
2025-04-04 - Lefke
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
Unutmayın, herkes geldiği yere geri dönüp Allah Azze ve Celle'nin huzuruna çıkacak.
Orada dünyada yaptıklarının hesabını verecek.
Her insan ne yaptıysa karşılığını görecek; iyilik yaptıysa iyilik bulacak.
Kötülük yaptıysa bunun hesabını verecek.
"Sen neden kötülük yaptın?"
"Neden insanlara eziyet ettin?"
"Neden kendine zulmettın? Neden?"
Yani gideceğimiz yer, Allah Azze ve Celle'nin huzurunda hesap verme yeridir.
İşte bu yüzden dünya kalıcı değildir.
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyuruyor:
"Dünyada bir garip, yani kimsesiz bir insan gibi yaşa."
"Yolcu gibi ol" diyor.
Çünkü bu dünya bizim vatanımız değil, asıl vatanımız ahirettir.
Dünya sadece ahiretimiz için iyi işler yapacağımız bir yerdir.
Burası ahiret için hazırlık yapacağın yerdir.
Ahiret için toplayacağın hayırlar, hasenatlar ve iyilikler bu dünyadır.
Ahirete gittiğinde artık hiçbir şeyin kalmaz.
Eğer ardında hayırlı evlat, hayır hasenat veya sadaka-i cariye bırakmazsan sana hiçbir sevap gelmez.
Bu yüzden dünyadayken her şeyi düşünüp ahiretini planlamalı ve ona göre işlerini düzenlemelisin.
Dünya işleri ahiret için olmalıdır.
Dünya işi sadece dünya için olursa, her şeyi bırakıp gidersin.
Ama ahiret için olursa karşılığını bulursun.
Bu karşılığı ahirette bulursun.
Orada faydasını görürsün.
Ama sadece dünya için çalışanın ahirette hiçbir faydası olmaz.
Özellikle küfür yoluna giden insanın pişmanlığı cehennemden bile beter olur.
Cehennemde yanması bile o pişmanlığın yanında sıfır kalır.
Ahiret hedefimiz olmalıdır.
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem kendini ölü gibi say diye buyuruyor.
Hakikaten de insan Allah Azze ve Celle'nin kudretiyle yaşıyor ve hareket ediyor.
Allah Azze ve Celle o emaneti aldığında insan hiçbir şey yapamaz.
Bütün dünya onun olsa bile, bir nefesi satın alamaz.
Artık her şey bitmiştir.
Bu yüzden Müslüman daima ahireti düşünerek dünyadaki işlerini ona göre yapmalıdır.
Dünya için de çalışabilirsin.
Bunda mani yok.
Ama niyetin Allah Azze ve Celle'nin rızasını kazanmak olmalıdır.
O'nun yolunda olmalısın.
O'nun bereketine nail olmalısın.
Bu, Müslümanlar için bir haktır.
Bunun sonucu ya fayda ya da zarar olur.
Fayda, Allah yolunda olmaktır.
Zarar yolu ise şeytanın yoludur.
Allah Azze ve Celle'nin yolunu bırakıp değer vermemek büyük bir yanlıştır ve pişmanlık getirir.
Allah bizi muhafaza etsin.
Allah bizi doğru yolundan ayırmasın.
O ne güzel bir yoldur.
Çünkü yaşadığımız zamanda insanı kandıran çok kişi var.
İnsan şeytanları şeytandan daha beter olmuşlar.
İnsanlar şeytana kolayca kanmaz.
Ama diğer insanlar tarafından kandırılır.
İnsanlar insanı kandırır.
Şeytandan daha beter.
Hiç olmayan şeyleri hakikatmış gibi gösterir.
Gerçeği de yok sayarlar.
Allah insanları şerlerden korusun.
2025-04-03 - Lefke
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e çok ikramlarda bulunmuş.
Başka peygamberlere verilmeyen nimetler Peygamber Efendimiz'e verilmiş ki, her biri tek başına bile bütün peygamberlere verilen hediyelerden daha kıymetlidir.
Her birisi ayrı ayrı değerli.
Allah Azze ve Celle bunların hepsini Peygamber Efendimiz'e mahsus kılmış; ümmetine, O'na tabi olanlara hediyedir.
Allah'ın bir ikramıdır.
"Alın" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle, "bu Benim ikramımdır".
Peygamber Efendimiz'in hürmetine hepinize ikramdır.
Herkes alsın, herkes faydalansın diye.
Ama insanlar bunu bırakıp zibili, çöpü, kötü şeylere tamah ediyorlar.
Ona itibar etmiyorlar.
Bu nimetlerden birisi de Fatiha Suresi, Elhamdü Suresi, Seb'al Mesani'dir.
"U'tītu Seb'al Mesani"
Allah Peygamberimiz'e bu yedi güzel ayeti vermiş.
Kıymeti ölçülemez.
Her hayra vesiledir.
Kur'an-ı Azimüşşan'ın başlangıcıdır, girişidir.
Onunla girilir.
Namaz da onsuz olmaz.
Namaz Fatiha okumadan olmaz.
Bilerek terk edersen namazın olmaz.
Unutarak olursa sehiv secdesi yapılır, ama Fatiha'sız namaz geçerli olmaz.
Fatiha'sız Kur'an'ın girişi düşünülemez.
Her türlü hayra vesiledir, şifadır, nurdur, imanı güçlendirir.
Yani sayısız kerametleri var, ölçülemez kıymeti var.
Allah Azze ve Celle bize bunu bahşetmiş.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e tabi olanlara büyük bir ikramdır.
Onun kıymetini bilene ikram daha büyüktür.
Kıymetini bilmeyen kendi kaybeder.
Kendisi bir faydaya nail olamaz.
Eğer Fatiha'yı okumazsa, Fatiha'ya itbar etmezse zaten hiçbir ameli kabul olmaz.
Dualardan sonra da Fatiha okunuyor ki o dualar kabul olsun.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e Allah Azze ve Celle'nin Ümmeti Muhammed'e verdiği bu büyük ikram şifadır.
Her güzelliğe vesiledir.
Bu nedenle Fatiha okumak insanın mutlaka yapması gereken bir ibadettir.
Namaz da zaten onsuz geçerli olmaz.
Bunun dışında da her fırsatta Fatiha'yı okuyup, kırk Fatiha okuyup suya üflenirse şifa olur.
Yani kitaplar yetmez Fatiha'nın bereketini anlatmaya.
Allah Azze ve Celle'ye şükürler olsun ki bizi Ümmeti Muhammed'den yaratti.
O'nun ikramına nail olduk.
Allah daim etsin.
Daim etsin inşaAllah.
Bilmeyene de öğretsin, nasip etsin.
Herkese nasip olsun inşallah.
python3.9 04_into_all_txt.py
2025-04-02 - Lefke
يٰۤاَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡۤا اِنۡ جَآءَكُمۡ فَاسِقٌ ۢ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوۡۤا اَنۡ تُصِيۡبُوۡا قَوۡمًا ۢ بِجَهَالَةٍ فَتُصۡبِحُوۡا عَلٰى مَا فَعَلۡتُمۡ نٰدِمِيۡنَ
(49:6)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki bir haber duyduğunuzda, bir şey işittiğinizde, onu iyice araştırın.
Yanlış olmasın, size yanlış bilgi vermiş olmasınlar.
Sonra bir iş yaparsınız ve pişman olursunuz.
Bu yüzden yapılacak her şeyi muhakkak iyice araştırmak lazım.
Kendi işin olsun, başkasının işi olsun, cemaatin işi olsun, tarikatın işi olsun, her şeyi iyice emin olduktan sonra insanlara "şu böyledir, bu böyledir" diye söylersin.
O vakit mesuliyet kalmaz.
İşte tarikat meselesi de budur; insanlar Allah rızası için tarikata geliyorlar.
Dünyadan uzak dursunlar diye bir kapı buluyorlar.
O kapıya sarılayım diye geliyorlar.
Saf niyetle gelenler bazen içeride cahil insanlara rastlıyorlar.
Onlar da bunları bir şey zannedip peşlerine takılıyorlar.
Halbuki onları sorup soruşturmak lazım.
Ama o insanların kabahati yok, çünkü Allah'ın kapısına gelmek için gelmişler.
Dergâha gelmişler, medreseye gelmişler, camiye gelmişler.
O yerler Allah rızası içindir.
Lakin orada bir şey olmaz deme.
Orada da olabilir.
Her yerde olur.
En kutsal yer Kâbe'dir, Mescid-i Haram'da bile oluyor.
Orada yapılan her sevap yüz bin kat olur.
Günah da yüz bin kat olur orada.
Hacerü'l-Esved'i etrafında hırsızlık yapıyorlar.
İnsanların parasını çalıyor.
Orada da oluyor.
Dergâhlarda da olur.
Onun için dergâha geldik deyip dikkatsiz olma.
İnsan ehemmiyet ile baksın, bu kişi kimdir, nedir, orada ne iş yapar.
Bunun sözüne güvenilir mi, güvenilmez mi?
Onu araştırmak lazım ki faydalanabilsin.
Biz de burada herkesin faydası için, Allah rızası için bulunuyoruz.
Emirle duruyoruz burada.
Kötü niyetli yahut niyeti iyi olmayan yahut aklı tamam olmayan insanları dinleyip başka yola gidince üzülüyoruz.
Bu yüzden ara sıra ikaz ettiğimiz halde düzelme olmayınca, insanların korunması için bazen isimlerini açıkça söylüyoruz, bu da teşhir olmak anlamına geliyor.
İnsanların korunması için yapılıyor bu.
Bir takdir var, bir tekdir var.
Takdirden anlamayanın hakkı tekdirdir.
Takdir; güzel sözle anlatmaktır.
Ama anlamayınca sert
sözle anlatacaksın.
Onu cezalandıracaksın ki gelen insanlara zarar vermesin.
İnsanların faydası için her şey yapılabilir.
Şeriatta ceza da var.
Mükâfat da var.
Bu yüzden dışarıda zaman zaman orada burada insanların resimleri, isimleri açıklanıyor.
Bu şey değil yani sevinerek, hoşumuza giderek değil bu yapılan şeyler.
Mecburen yapıyoruz ki hem o herife zarar gelmesin, başkasına zarar vermesin, günaha girmesin.
Hem de insanlar zarar görmesin diye yapılıyor bunlar.
Bu nedenle dikkat etmek lazım.
Bir dergâha girdin mi, oradakiler kimdir, nedir, buna dikkat etmek lazım ki fayda göreceğim derken zarara uğramamak için.
Bu mühim bir konudur.
Peygamber Efendimiz'in zamanında da Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu gibi, Peygamber Efendimiz Mekke'deyken böyle durumlar yoktu.
Çünkü Mekke zor bir yerdi.
Medine'ye gelince münafıklar çoğaldı.
Münafık, Müslüman olmasa kendisine sıkıntı olacak.
Müslüman gibi görünüp İslam'a düşman olan insanlardır bunlar.
Onun için vardı yani, her yerde her zaman var.
Peygamber Efendimiz bunları biliyordu.
Sahabeler de çoğunu tanırdı.
Onların isimlerini bazen söylerlerdi, bazen söylemezlerdi.
Kur'an-ı Azimüşşan'da da onların halleri açıklandı.
Bu nedenle sahabeler de dikkatli olsunlar diye uyarılmıştı.
Bu yüzden dergâhlarda dikkatli olmak lazım.
Münafık da olabilir, akılsız da olabilir, ahmak da olabilir, kötü niyetli de olabilir.
Bu sebeple geldiğinizde sorup soruşturmak lazım.
Şüpheli kişilerden uzak durmak lazım.
Yani zararı olmasa, bugün bunları söylemeyecektik.
Ama insanlara zarar olarak yaptığı çok şeyler var.
Nasihatten de anlamıyor.
Hiçbir şeyden anlamıyor.
Onun için dikkat edin.
Allah muhafaza etsin.
Bu insanları Allah ıslah eylesin.
Burası tarikattır.
İnsanlar ıslah olmak için geliyor.
Bazıları da ifsat olsun diye yapıyor.
Allah yardımcımız olsun.
Biz hakikati söyleyeceğiz, hakkı söyleriz.
Kimseden gücenmeyiz, kimseden de sakınmayız.
Onun için Allah yardımcımız olsun.
Allah doğruyla beraberdir.
Kötü niyetliler hakkında Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۦۚ
(35:43)
Kötü niyeti olanın kötülüğü kendine makûs olur.
Kötülüğü kendine makûs olur.
Allah yardım etsin, ıslah eylesin ki o kendine makûs olmaz.
Tövbe etsin, istiğfar etsin inşaAllah.