السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-04-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: إِنَّمَا ‌الْعِلْمُ ‌بِالتَّعَلُّمِ، وَالْحِلْمُ بِالتَّحَلُّمِ İlim öğrenmek.... İlim nasıl öğrenilır? Tabii ki öğrenerek. Talebe olmak demek, adım adım öğrenmek demektir. Hepsi birden olmaz. İnsan her işi bir çırpıda başaramaz. Birden alim olunmaz. Birden bilgin insan olunmaz. Yavaş yavaş öğrenerek oluyor. Bir gün, iki gün, beş gün, on gün... Ne kadar sürer? İlmin sonu yoktur. Ne kadar öğrensen de, öğrenecek daha çok şey vardır. Sonu yok ilmin. وَالْحِلْمُ بِالتَّحَلُّمِ Halim olmak nedir? Halim demek, öfkeni zapt etmek, öfkeni kontrol etmek. Bu da nasıl olur? Elbette yavaş yavaş, adım adım. Her öfkelendiği vakit ben bu öfkeden kurtulmam lazım demelisin. "Bugün halimiz bu. Yarın, daha iyi olacağız, öteki gün daha da iyi olur" diyerek kendini geliştirmelisin. İnsanlar gelip bize soruyorlar: "Çok öfkeliyim, ne yapmalıyım?" İnsan boya küpü değil ki, indirip çıkaracaksın öfken bitecek. Yok, olmaz. Yavaş yavaş, zamanla zamanla öfkeni kontrol ede ede o öfkeden kurtulursun. Böylece kendini zapt edersin, kendini kontrol edersin. Öfkeyle kalkan zararla oturur derler. Bu aynen böyledir. Yavaş yavaş insan öfkesini kontrol edebilir. Başkaları senin için dua edebilir elbette. Dua ile de öfkeni ancak yavaş yavaş yenersin, o da birden olmaz. Hayır dua isteyebilirsin, inşalAlah faydası olur. Ama en mühim kendi gayretin ve öğrenmeye olan isteğindir. Her gün biraz daha çalışarak, sürekli daha fazla şey öğrenirsin. Öfkeni kontrol etmeyi de zamanla başarırsın inşaAllah. Her gün üzerinde çalışarak, gün be gün daha da gelişirsin Öfke her zaman vardı ama şimdilerde, daha beter. Şimdi şunu dayatıyorlar ki: "Ne kadar öfkelenirsen, ne kadar kızarsan o kadar daha iyi olur senin için." Şeytanın talimatıdır bu! Başka bir şey değil. "Herkesle kavga et!" 'Ananla, babanla, kardeşinle, karınla, kocanla... Kim olursa olsun kavga edin.' "Susma!" diyorlar. "Susarsam ne olurum?" diye düşünme. Yok, susacaksın! Susmazsan ya dayak yersin ya daha kötü şeyler olabilir. Allah muhafaza etsin. Onun için öfke iyi değil. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vasiyetidir bu. Bir Sahabe Efendi gelmiş, Peygamber Efendimize sormuş: "Bana bir nasihat söyler misiniz?" "La tağdab!" demiş. "Öfkelenme!" Bir nasihat daha sormuş. "La tağdab!" Yine "öfkelenme" demiş Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. O Sahabe Efendi diyor: "Ben sabaha kadar sorsaydım, Peygamber Efendimiz'in aynı şeyi söyleyeceğini anladım." Onun için beş defadan sonra bir şey dememiş artık. Peygamber Efendimiz. "Bana daha bir şey deme" deyince, o sahabe gitmiş. Bütün ümmet içindir bu nasiaht. Öfke iyi bir şey değil. Hiçbir şeye yaramaz. Hele lüzumsuz şeylere öfkelenirsen, boş boşuna kendini yemiş olursun. Allah muhafaza etsin.

2025-04-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Bugünü Allah Azze ve Celle mübarek eylesin. Bazı günler mübarek günlerdir. Mübarek günler de hicri takvime göre mübarektir. Miladi takvimde ise sadece bir tarih olarak geçer. Diğer yönlerden bakıldığında miladi takvimin bir kıymeti yoktur. Öyle şeyler vardır ki, insanların kafasını karıştırmak için bazıları gereksiz şeylere değer verdirir. Bugün 20 Nisan. 20 Nisan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in miladi olarak doğum günüdür. Doğum günüdür. Ama bugün Mevlid değil. Mevlid ayı başkadır. Mevlid ayı Rebiyülevvel'dir. Rebiyülevvel ayı her sene aynı zamana denk gelmiyor, miladi takvimde sürekli değişiyor. Bu nedenle o mübarek gün bugün değildir. Bugün sadece takvimsel bir tarihtir. Müslümanların imanlarını zayıflatsınlar diye miladi takvime göre kutlamayı öne sürerler, işte doğum haftası, doğum günü diye. Şeyh Baba bunu hiç kabul etmedi. Miladi takvime göre hiçbir gün dini açıdan özel bir gün olamaz. İslam dininde hepsi hicri takvime göre, kameri takvime göre belirlenir; güneş yılına göre değil, ay yılına göre. İslam'ın işareti hilaldir, aydır. Ona göre emirler yerine getirilir, ona göre ibadet edilir. İslam'ın usulü ve edebi hicri takvime göredir. Hac da aynı şekilde, Ramazan da aynı şekilde. Mübarek günler de aynı şekildedir. İşte bunu, İslam'ı değiştirmek isteyen kötü niyetli kişiler, Ramazan'ı da kışın tutturmaya çalışan bir tayfa var. İnsanlar belki duymamıştır bunu. Böyle bir anlayış da var. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in miladi doğum günü, doğum haftası diye Nisan'ın bu günlerini kutlarlar. Allah'a şükür onlar bir fayda sağlamadı. Zarardan başka bir sonuç vermedi. Bu yüzden günlerin ve vakitlerin doğrusuna dikkat etmek gerekir. Müslüman, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yaptığını yapmalıdır. O'nun söylediğini söyleyecek. O'nun yapmadığını kabul etmeyecek. O'nun kabul ettiğini kabul edecek. O'nun nurlu yoludur. O'nun yolu Hak yoludur. Başka yola giden, yoldan çıkar. Allah muhafaza etsin. Yol da tarikattır. Tarikat, o yolu muhafaza eden tarikattır. Başka türlü planları olanlar da var. Peygamber Efendimiz zamanında bile yalancı peygamberler ortaya çıktı. Onlar def olup gitti. Ondan sonra da gelenler oldu. Kıyamete kadar şeytan boş durmaz. Kendi kafasına göre insanların zihinlerini karıştırır, imanlarını yok eder. Bu yüzden tarikat yolu sağlam bir yoldur. Buna dikkat etmek lazım. Tarikat yolunda olan insan başka yollara sapmaz. Doğru yolda, istikamette, Allah'ın izniyle Peygamber Efendimiz'in izinden gider. Allah sabit kadem kılsın, yoldan şaşırtmasın inşaAllah. İnsanlar şaşırıyorlar. Kötüyü iyi sanıyorlar, iyiyi kötü sanıyorlar. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru zannediyorlar. İnsanların kafasını karıştıran çok şey var. Allah muhafaza etsin, Müslümanları doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.

2025-04-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: المعدة بيت الداء والحمية رأس الدواء Mide, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediği gibi, hastalıkların evidir. Perhiz de, ilaçların başıdır. Yemek yerken ne yediğine dikkat edeceksin, faydalı olanı yiyeceksin, sana dokunacak şeylerden uzak duracak ya da az yiyeceksin. Senin için fazlası, her şeyin fazlası zarardır. "Azı karar, çoğu zarar" derler ya. Eskiden bu kadar çok yemek imkanı yoktu. İnsanlar bu kadar fazla yiyecek bulamıyordu. Şimdi bulunca da sınır tanımıyor kimse. Nefsi istedikçe yiyor insan. Günde normalde bir öğün yeterli olsa da, iki öğün meşayihlerin sünnetidir. Üç öğün normal insanlar için yeterliyken, üçle yetinmiyor insanlar, sürekli bir şeyler atıştırıyorlar. Yediklerine de dikkat etmiyorlar. Şimdi "et çok pahalı oldu" diye şikayet ediyorlar. Her zaman et yemek gerekmez ki. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: سيد الطعام اللحم Yemeklerin en kıymetlisi, en iyisi ettir diyor, ama insan sürekli et yiyemez, bulamaz da zaten. Sebze yemeli. Allah Azze ve Celle'nin bize helal kıldığı her şeyde şifa vardır. Her şeyden yemek gerekir. Günümüzde insanlar alıştıkları tek tip gıdayla besleniyorlar, başka bir şey yemek istemiyorlar. Sebze desen, pek rağbet eden yok. İlla et olacak diyorlar. Oysa vücudu dengeleyecek çeşitli besinler tüketmek lazım. Et yenecekse bile fazla yemeye gerek yok. Sebzesinden, her şeyden yemeli insan. Eski insanlar her şeyden yemek yaparlardı, sofralarda çeşitlilik vardı. Osmanlı sofrasında, sultanların sofralarında en az elli çeşit yemek olurmuş. Daha fazla da olurmuş, en azından elli çeşit. Hem de hepsi birbirinden farklı. Tabii şimdi o kadar çeşidi herkes yapamaz, ama günümüzde insanlar evde yemek yapmaya bile üşeniyorlar, dışarıdan söylüyorlar. Dışarıdan alınan yemeklere ne konulduğu belli değil, ne yediğimiz belli değil. Üstelik bir hayli acayip şeyler de çıkmış piyasaya. Tadını güzelleştirmek adına çeşitli katkı maddeleri koyuyorlar. O maddeler insan vücudunu zehirliyor. İç organları mahvediyor. İçecekler ise daha da kötü. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi, hastalığın yeri midedir. Oraya ne koyduğuna, ne yediğine dikkat et. Tadı güzel diye her şeyi yememeli, her şeyi ölçülü ve dengeli tüketmek lazım. Elinizden geldiği kadar çoluk çocuğunuza evde yapılan yemekler yedirin. Bu onlara hem fayda sağlar, hem sıhhat verir. Allah bize nice nimetler vermiş. Her şeyin bir şifası var, her yiyecek bir şifa kaynağıdır. Bunların vücuda ve ruha sağladığı faydalar vardır. Sadece beden için değil, ruh sağlığı için de mühimdir beslenme. Bu yüzden dikkat edin. Yediğinize dikkat edin. Çoluk çocuğunuza ne yedirdiğinize dikkat edin ve çocuklarınızı küçüklükten her şeyi yemeye alıştırın. Bugünün çocukları dört ayaklı mahluklar gibi olmuş. Hayvanlar bile sürekli aynı şeyi yemez. Onlara saman verdiğinde samanı yer, arpa verdiğinde arpayı yer, ama dışarı çıktıklarında otları, yaprakları daha çok severek yerler. Allah Azze ve Celle hayvanlara bile bu özelliği verdiyse, insanoğlu daha mühimdir, daha akıllıdır. İnsanı çeşitli besinlere alıştırmak lazım. Her şeyi yesinler, şifa olsun, nur ve iman olsun diye niyet etsinler. Yemek yerken ellerini yıkayıp besmele çeksinler. Günümüzde çoğu insanda el yıkama alışkanlığı bile yok. Besmeleyi zaten çoğu bilmez. Sonra da hastalıklar neden çoğaldı diye soruyorlar. Allah yardım etsin. Yediğimiz şifa olsun, nur ve iman olsun inşaAllah.

2025-04-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

لَاهِيَةٗ قُلُوبُهُمۡۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَى (21:3) İnsanın kalbi bir yerde, düşüncesi başka yerde olur. İnsan çoğu zaman gaflet içinde yaşar. Günümüzde gaflet daha da fazla; eskiden insanların zamanlarını böyle oyalacak bu kadar çok şey yoktu. Herkes işiyle gücüyle ilgilenirdi. Okuyan okurdu. Okumayan çalışırdı. Allah Azze ve Celle herkesi farklı yaratmışken, insanlar diğerlerini tek tip hale getirmeye çalışıyor. Herkesi bir kalıba sokmak istiyorlar. Kalıba sokuyorlar. Sonra bakıyorlar ki kalıp işe yaramıyor. Peki bu kadar insan ne olacak? Kalıba girmeyen herkesi de zorla kalıba sokmaya çalışıyorlar. Hiçbirinden hayır gelmesin diye. İnsanlar artık ne zeka kaldı, ne de akıl. İnsanlar her şeyi makinelere devrettiler. "Yapay zeka" diyorlar. "Bizim işimizi o halledecek." "Biz sadece eğlenelim, oyun oynayalım, yeter." "Keyfimize bakalım." "Başka bir şey istemiyoruz." "Varsın makineler bizim yerimize çalışsın." "Aklımızı kullanmaya bile gerek yok artık." "Makine her şeye bakıyor zaten." Büyük küçük, çoluk çocuk herkesin eline tutuşturmuşlar bu aleti. Onunla vakit geçirmekten başka hiçbir şeye bakmıyor kimse. Okuyanlar da aynı durumda. Okurken ne anlıyor ne öğreniyor. Yıllar boşu boşuna geçip gidiyor. Sonra da hayır bekliyorlar. Mesele şu ki, öğrenci olan kişi kendi dersine odaklanmalı. Bu makine senin yerine düşünmemeli. Eğer makine düşünürse senin bir faydanı görmez. Sen de hiçbir işe yaramazsın. Çocuklar bu aletlere bağımlı hale gelmiş. Bu aletler onları esir almış. Bu makineye hiçbir sınır koyulmamış. Oysa her şeyin bir sınırı vardır. Bir haddi vardır. O sınırı aşmamak gerekir. Bir şeyden faydalanacaksan bunun bir ölçüsü olmalı. Sürekli o sınırı aşarsan sonunda ona köle olursun. Ya nefsine köle olursun ya da alet edevata. Bu yüzden dikkatli olmak lazım. Eskiden insanlar çok farklıydı. Talebe okumaya gittiğinde ailesinden uzakta olurdu. Şimdiki gibi değildi durum. Şimdi her dakika annesi arıyor. Her dakika kardeşi, arkadaşı arıyor. "Ne oldu, ne bitti?" O zamanlar ne araba vardı ne uçak. Bir mektubun gelmesi altı ay sürerdi. En büyük alimlerden ve velilerden biri olan İmam Gazali Hazretleri diyor ki: "Ben ilim tahsiline gittim." "Altı ay sonra ailemden bir mektup geldi." "Mektubu açmadım" diyor. Daha sonra başka mektuplar da geldi. Hepsini üst üste biriktirdi. Yedi sene sonra ilk gelen mektubu açtı. Mektupta "annen vefat etti" yazıyormuş. "Eğer o mektubu açsaydım, bu ilimleri öğrenemezdim" diyor. "Aklım karışırdı." "Hiçbir şeyden fayda göremezdim." Düşünün, altı ayda bir gelen mektubu bile açmamış. Bir de şimdiki insanların haline bakın. Bunlar nasıl okuyacak, nasıl faydalı olacak? Allah muhafaza etsin. İnsanlar tamamen esir olmuş, bu aletlerden kopamıyorlar. Çocuklar da aynı durumda. Bunlara mutlaka bir sınır getirmek gerekiyor. Özellikle medresede okuyan talebelere sormak lazım: "Telefon mu istiyorsun, medrese mi?" "Telefonu mu istiyorsun? Hadi Kardeşim, telefonunu al, evine git, istediğin kadar oyna, bak" "Ama medrese istiyorsan, telefonunu bırakacaksın." "Artık telefon yok." Telefon haftada bir, on beş yirmi dakika, sadece ailenle görüşmek için kullanılabilir. Bu şartı koymak lazım. Bu kural medreseler için de diğer öğrenciler için de geçerli olmalı. Onlara da "haftada bir" deyin, günde on dakika yirmi dakika yeter. Acımak yok. Acıyorum diyorsan, bu senin acınası durumundur sonra. Buna dikkat etmek gerekir. Ailelerin muhakkak çocuklarına bu kuralları uygulaması lazım. Bu sınır çok mühimdir. Sınırsız hürriyet olmaz. Sınırsız hürriyet olduğunda her şey kötüye gider. Başkasının hakkına girersin, başkasının sınırlarını ihlal edersin. Bu yüzden nefsini kontrol etmek için her şeye sınır koyman gerekir. Nefsine de sınır koymak lazım. Nefsinin hakkı olan şeyler var. Hakkı olmayan şeyler de var. Buna dikkat etmek lazım. Allah yardımcımız olsun. Gerçekten çok zor bir dönemde yaşıyoruz. Her taraf tehlike dolu, her taraf kötülük içinde. Özellikle bu aletlerin içinden bir sürü kötü şey çıkıp çocukların karşısına geliyor. Eskiden insanlar evlenecekleri zaman ancak o tür şeyleri öğrenirdi. Şimdi 2-3 yaşındaki çocuklara bile gösteriyorlar. Allah yardımcımız olsun. Allah muhafaza etsin. Allah sahip göndersin inşaAllah.

2025-04-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Tarikat ehli olmak, Allah Azze ve Celle'nin insanlara bir ikramıdır. İnsanlar tarikata sadece Allah rızası için girer. Hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in rızasını kazanmak için girer. Onların düşmanı çoktur. En büyük düşman tabii ki şeytandır, nefistir, hevadır. Bunlar tarikata girenlere daha çok saldırırlar. Daha fazla hücum ederler çünkü bunlar onların baş düşmanlarıdır. Normal insana bazen o kadar saldırmazlar. Çünkü nasıl olsa o kendi yolundan gidiyor. İstedikleri gibi yaşıyor, hareket ediyor. Onun için böylelerine artık ihtiyaçları yok. Kötü arkadaş, kötü insan zaten yeterince zarar veriyor. Bunlar şeytandan bile beterdir. Çünkü şeytanın yapamadığını, kötü insan yapabiliyor. İnsanlar canavar gibi olabiliyor. وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (81:5) "Canavarlar haşroldu" diyor Ayet-i Kerime. Ahir zamandayız. Hakikaten öyle. Onların yolu şeytanın yoludur. Şeytan ne ister? İyilik mi ister? Hayatta iyilik istemez. Kötülük ister, herkes kötü olsun der. Onun için bütün insanların kötü olmasını ister. Bu sebepten tarikat ehline daha fazla hücum eder. Onun için tarikat ehli çok dikkatli olmalıdır. "Ne yapalım, nasıl davranmalıyız?" diye sorar tarikat ehli. Zanneder ki tarikata girmekle hemen yükseleceğiz. "Derecemiz ne oldu?" diye bazıları soruyor. Derece filan yok. Sen düşmanla savaş halindesin. Bu savaşı kazan, bu sana yeter. "Ne kadar derecede oldum" diye düşünme. Bazı sahtekâr tarikat ehli de var, hiç alakası olmayan. İnsanları "tarikat ehliyim" diye kandırıp "Senin derecen şu kadar oldu, bu kadar oldu" diyenler. Böyle yapıp aralarında menfaat sağlayanlar da var. İşte dediğimiz gibi tarikat ehli çok dikkatli olmalı. Tarikata girdiğinde sen Allah rızası için, Peygamber Efendimiz'in yolunda gitmek için giriyorsun. Başka bir şey düşünme. Tarikat nedir? Tarikat İslam'ın bütün emirlerini yapabildiğin kadar yerine getirmektir. Gücün yettiği kadar. "Ne kadar ilerledim, nefsim ne kadar gitti, ne kadar kaldı" diye düşünmeye gerek yok. Sen daima nefsinle mücadele edersin. Cihattasın, nefsinle savaş halindesin. Onun için nefsine "Bir ödül vereyim" deme. "Ben kazandım" deme. O dediğin an sen nefsine yenilmiş olursun, şeytana yenilmiş olursun. Onun için tarikat beş vakit namaz, oruç, zekât, hac demektir. İşte bunlardır tarikat. Yani İslam'ın dışında bir şey değildir. Fazladan yapabildiğin sünnetleri, hayır hasenatı yapabilirsen yaparsın. Ama esas olan budur. Bundan fazlası Allah'ın bir ikramıdır. Bazıları tarikata girince çok fazla şey yapacağım diye düşünür. Sonra onu da yapamaz. Yarı yolda kalır. Ecellü'l-kerâmât, kerametlerin en büyüğü: Devam etmektir. O yolda sebat edip sağa sola bakmamaktır. Nefsin ne kadar oldu, ne kadar kaldı, ne kadar çoğaldı diye düşünme. Sen Allah'a tevekkül et, bu yolda devam et. Yoksa şeytan kafana girer, vesvese verir. Ya vesvese verir ya da "Sen çok büyük oldun artık" diye seni kandırır. O zaman yaptığın işler de boşa gider. Allah muhafaza etsin. Tarikatın adabı budur. Bunu devam edelim inşaAllah.

2025-04-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Müslümanlara tavsiyesi:

إِفْعَلُوا الْخَيْرَ

Her zaman hayır yapınız.
Secde ediniz, rükû ediniz.

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, iyiliği asla bırakmayın diyor.

Peki Müslüman kimdir?

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların onun elinden ve dilinden zarar görmediği, güvende olduğu kişidir.

Müslümandan kötülük sadır olmaz.

Ondan iyilik çıkmalı, daima iyilik yapmalıdır.

Müslüman olmayan kişi her türlü şeyi yapabilir.

لَيْسَ بَعْدَ الْكُفْرِ ذَنْبٌ

En büyük günah küfürdür.

Ondan sonrası artık kolaydır.

En büyük günah küfürdür.

Müslüman her türlü iyiliği yapmalıdır.

İnsanların ve Müslümanların her türlü ihtiyacına ve yardımına koşmalıdır.

Elinden geldiğince, yapabildiği kadarıyla.

Yapamadıklarını ise Allah niyetine göre değerlendirir.

Bütün insanlara yardım etme niyeti taşıyan kişiye, Allah niyetine göre sevap verir.

Kötülük yapmaya niyet edilmez.

Kötülüğün niyeti olmaz.

Nefis zaten her türlü kötülüğe meyillidir.

Bu sebeple Müslüman olan, nefsini koruyacak.

Nefsine yol vermeyecek.

Nefsinin üstüne binecek.

Nefsi üstüne binmemesi lazım.

Aksi takdirde Müslümanlıktan uzaklaşmış olur.

İslam olmayan veya İslam'a tabi olmayan insanların yolundan gitmiş olur.

Yaptığımız her şey Allah rızası için olmalıdır.

Bizim ne yapmamız gerektiğini Allah bize göstermiştir.

Şeriat vardır.

Tarikat vardır.

Müslümanın yapacağı şeyler bellidir.

Fakat en önemli şey hayır yapmaktır.

İyilik işlemektir.

Kötülükten uzak durmaktır.

Günümüz insanları haset olmuştur.

"Bende yoksa başkasında da olmasın" diye düşünür.

Başkasının malına zarar verir.

Başkasının huzurunu bozar.

En azından bu açıdan.

Bu yüzden Müslüman kesinlikle bunlardan uzak durmalıdır.

Başkalarına uyup "İnsanlara yaptığım bu kötülük aslında iyidir" diye düşünmesin.

Hiçbir kötülük iyi olmaz.

Allah rızası için yaşamak gerekir.

İnsanlara faydalı olmak gerekir ki Allah ecrini, sevabını versin.

Allah kötülüğe ecir ve sevap vermez.

Sadece iyiliğe verir.

Kötülüğe engel olmak gerekir.

Kötülüğü güzel göstermemek gerekir.

Allah yolunda olanlarla birlikte olun.

Allah yolundan uzak olanlarla olmayın.

Onlardan uzak durun ki size de kötülük bulaşmasın.

Allah muhafaza etsin.

Allah bizi şerlerden, belalardan ve kötü insanlardan korusun inşaAllah.


2025-04-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

İnsanlar kendilerini akıllı sanıp, kendilerine zarar veriyorlar. Bu zamanın insanı kadar kendine zarar veren insan gelmemiş. Tam ahir zaman vakti. İnsan her türlü zarar veriyor, hem başkasına hem kendisine. Allah Azze ve Celle'nin sevemdiği insanlar bunlar. Şimdi mesele şu, dikkat etmek lazım: Yalancılar çoğaldı, sahtekarlar çoğaldı, hırsızlar çoğaldı. Haramı, helali tanımayanlar çoğaldı. İnsan kendisine zarar veriyor. İnsanın dikkat etmesi lazım. Bir iş yapacaksanız, bir yere gidecekseniz meşveret yapın. Meşveret sünnettir. Meşveret demek başkasından akıl almak demektir. Başkasından akıl almak, başkasına sormak: "Bu iş nedir, olur mu, olmaz mı, iyi midir, kötü müdür?" diye sormak gerek. Zaten sahtekar olan ya da kandıran insanlar "Acele et, hemen yap" der. Sen bir iş yapacaksan acele etme. Hele para vereceksen, bir de başkasına iş yaptıracağım diye para vermeyin. Yüz kere söylüyoruz, bin kere söylüyoruz. Kazık yedikten sonra geliyorlar: "Ne olacak? Senedin var mı?" - "Yok." "Tanıyor musun?" - "Tanıyorum." "İşte benim gördüğüm, güvendiğim adam Müslümandır, hali güzeldir." Müslümansa Allah Azze ve Celle'nin emrini yerine getirir. Her şeyi yazacaksın. Kendini garantiye alacaksın. Hele başkasını alıp da "İş yapacağım" deyip, bir de başkasından borç alınca iş tam katmerli kazık yemiş olursun. Onun için dikkatli olun. Bu para, sana Allah'ın verdiği bir nimettir. Onu başkasına, yalancıya, sahtekara filan yedirmeyin. Müslümanım diyorsan uyanık olacaksın. Bu iş meselesi. Kendi yapabildiğin kadarını yap. Başkasına güvenme. "Battım şimdi çıkacağım" diye biri gelip de sana "Çok güzel bir iş var, hemen kazanacağız" derse, "Dur bakalım kardeşim" de. "Benim danışacağım yerler var." Böyle olmaz, aceleye gelmez. "Şimdi yap, kaçıracağız." - Kaçsın! Kaçacaksa kaçsın. "Benim param, yolda bulmadım paramı" de. Öyle geleni azarla, görünüşüne de kanma. Sarıklı, sakallı, cübbeli olup da buna aldanma, o da başka bir tezgâhtır, milleti kandırmak içindir. "Ben şunun müridiyim, şunun vekiliyim" diye söyleyene de kanmayın. Kimseye kanmayın ki ne kendiniz günaha giresiniz ne başkasını günaha sokasınız. Vermezsen hem senin malın kurtulur hem başkası günaha girmemiş olur. İnsanlarda bu aralar vicdan diye bir şey kalmamış. İnsanları kandırıyorlar, türlü oyunlar çeviriyorlar. "Ben şuyum, ben sofuyum, ben Müslümanım" diye kandıran çok olur. Her türlü bakımdan kandıran var. En çok da bu şekilde, Müslüman diyerek saf, masum insanları kandıran çok olur. Müslüman olmadan kandıran da çoktur. Onun için dikkatli olun. Sadece burası değil, dünyanın her tarafında sahtekarlar, namussuzlar, vicdansızlar çok. Onun için onlara yedirmeyin. En önemli şey de meşveret. "Bu adam bu işi yapacak." "Bana çok güzel bir teklif verdi, şöyle yapacağız, böyle yapacağız" diye. "Bu nasıl?" - "Sakın" diyeceksin. Gelen tekliflerin yüzde doksan dokuzu yalandır. Yalan olmasa bile aptallıktır. Kendi kafasına göre bazen insanlar "İş yapacağım" diye başkasından para alıp "Kazandıracağım" derken hem kendisi batıyor hem başkası batıyor, sahtekarlık yoksa bile rezil oluyor. Allah'ım ne yapacaksın bu tür insanlarla. İş işten geçtikten sonra gelip sormayın. "Ne yapacağız?" - Hiçbir şey! Bir bardak su iç üstüne. Önceden tedbir al. Acele ettin, pişman oldun. Artık ne dua fayda eder ne bir şey. Hem de günaha girmiş olur insan. Allah bilir nerede zıkkımlanmış olur, nerede harcamış olur o paraları. O sahtekar, namussuz, vicdansız insanlar. Allah şerlerinden korusun. Allah muhafaza etsin.

2025-04-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimuşşan'da buyuruyor ki, kazanç muhakkak iman edenlere nasip olacaktır. Bu O'nun vaadidir, sözüdür. Bu yer Allah Azze ve Celle'nindir, bütün kâinat Allah Azze ve Celle'nindir. Burası bizim, insanoğlunun yaşadığı yerdir. Burada her türlü insan var; kâfir var, Müslüman var, iman eden var, iman etmeyen var. Onların arasında Allah Azze ve Celle iman edenlere söz vermiştir. Onlara demiştir ki, yeryüzü onların olacaktır. Bu yeryüzü Allah'ın izniyle tamamen onların olacaktır. Azze ve Celle'nin vaadi haktır. İşte bu yüzden müminlerde ümitsizlik olmaz. Bu yer, adı üstünde, "yer" demek, "yemek" demektir. O da insanları yer. Bu nedenle hiç kimse zannetmesin ki burası kendisine kalacak, kendisinin olacak. Kalıcı olan sadece Allah Azze ve Celle'nin istediği kimselerdir. Ve onlar gerçekten kazançlı olacaklar. Bu yer, bu toprak her şeyi temizler. Bu yüzden üzerindeki kirli, pis şeyler önemli değildir. Önemli olan Allah Azze ve Celle ile beraber olmaktır. Gerçekten kazançlı olanlar işte onlardır. Diğerleri ise yiyip içip hiçbir şey kazanmadan giderler. Dün yediğin bugün içinde kalmaz, geçer gider. Ve insan yine ister. Dün dünya kadar, patlayana kadar yedin. Peki nerede şimdi? Yok. Her türlü kötülüğü yaptın. Onlar nerede? Keyif yaptın, kötülük yaptın, her şeyi yaptın. Bugün yine hiçbir şey kalmadı. Bu yüzden var olana bakmak gerekir. Var olan, Allah Azze ve Celle ile beraber olmaktır; gerçek varlık budur. Bunun dışındakiler hiçliktir. Hiçbir şey fayda vermez. Yaptığın işler sana fayda getirecek işler olsun. Fayda getirmeyen, zarar verecek şeylerden uzak dur. Bunlar sana yalnızca pişmanlık getirir. Ve o pişmanlığın da faydası olmaz. Aklı olan, baki olana tabi bakacak, baki olana bakacaktır. Baki olan Allah Azze ve Celle'dir, O'nun yoludur. Bütün dünya senin olsa bile yiyeceğin yine de az bir şeydir. O da vakti geçince hiçbir değeri kalmaz, lezzeti kalmaz. Dün yediğinin bugün lezzetini alamazsın. Yaptığın kötülüklerin lezzetini alamazsın. Baki olan yalnızca Allah Azze ve Celle'nin yoludur. Buna bakmak lazım. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ لَيَسۡتَخۡلِفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ (24:55) Allah Azze ve Celle vaat etmiştir ki iman edip sabredenler, doğru yolda olup güzel işler yapanların mertebesi bakidir, yüksektir. Onların yaptıkları asla boşa gitmez. Allah bizi de onlardan eylesin, bu yolda sabit kadem kılsın inşaAllah.

2025-04-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

عَسٰۤى اَنۡ تَكۡرَهُوۡا شَيۡـئًا وَّهُوَ خَيۡرٌ لَّـکُمۡ (2:216) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: Bazen sevmediğiniz şeyler başınıza gelir. Şer zannedersiniz ama hayırlı olur. Yani bu dünyada Allah'ın izniyle mümin için her şey hayırdır. Şer görünen de aslında hayırdır. İyisi de kötüsü de inşallah hayra vesile olur. Çünkü bu dünya cennet olmadığı için sıkıntılar da olur, zorluklar da olur. Her türlü durumla karşılaşabilirsiniz. Size düşmanlık eden insanlar da olabilir. Size kötü söz söyleyenler de çıkabilir. Bunların hepsini hayır vesilesi olarak göreceksin. Sana itibar etmeyen, aleyhinde konuşan biri olduğunda, o aslında senin nefsine konuşmuş oluyor. Sen de "doğrudur" diyeceksin. "Benim nefsim daha da kötüdür." "Bu adam ne söylüyorsa doğrudur." İşte o zaman Allah Azze ve Celle seni savunur. إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓ (22:38) Allah Azze ve Celle müminleri koruyandır. Böyle bir durumda kendini müdafaa etmeye gerek yoktur. Nasıl olsa Allah Azze ve Celle seni müdafaa ediyor. Daha ne istersin? İstediğin kadar konuş. Durum daha da kötüleşir. Sana hiçbir faydası olmaz. Bir taraftan Allah Azze ve Celle sizi müdafaa etmiş oluyor, diğer taraftan sevap kazanıyorsunuz. Sabrettiğiniz için, karşılık vermediğiniz için sevap kazanıyorsunuz. Günümüzde insanlar bir şey yaptıklarını sanıp konuşuyorlar. Birilerinin hakkını müdafaa ettiklerini düşünüyorlar. Hakkı cahillerle konuşarak müdafaa edemezsin. Cahille konuştuğunda onu daha büyük günaha sokarsın. Sen de günaha girersin, bir faydası da olmaz. Onun için demişler ki: "Cahile verilecek en iyi cevap susmaktır." Cahile en güzel cevap susmaktır. Şimdilerde bir hayli şeyler çıkmış, "şu bana böyle dedi, bu böyle dedi" diye hemen yazıyorlar. Allah'tan biz o şeyi yazamıyoruz,cevap veremiyoruz. Görmüyoruz ki zaten Allah'tan. Hiç görmeyin, bakmayın. Görseniz bile cevap vermeyin. Cahile verilecek cevap budur. Onun cevabını da Allah Azze ve Celle verir. Bu yüzden üzülmeye gerek yok. Müslüman Allah'a hamd edecek, şükredecek ki bu insanlar bize değil kendilerine zarar veriyorlar. Eğer sen karşılık verirsen, zarar sana da gelir. Bu yüzden onlara cevap vermeye gerek yok. Hakikati öğrenmek isteyen varsa onunla konuşursun. Ama sadece sana saldırmak isteyenlerle uğraşma, onları Allah'a havale et. Allah hepsinin hakkından gelir. Her şey Allah Azze ve Celle'nin elindedir. Allah muhafaza etsin. Cahillerden çok var, tam ikinci cahiliyet zamanı şimdi. Cahiliye, cehalet: bir şeyi bilmemek demektir. Şimdi okumuş cahiller var. Gerçekten okuduğunu bile anlamıyor. Emek harcamadan, beleşten elde ettiği bilgilerle dolaşıyor, her yer cahillerle dolmuş, hem de okumuş cahiller. Eskiden ilkokul mezunu bir insan daha akıllıydı, daha fazla ilmi vardı. Şimdi üniversite bitiriyorlar. İki lafa kanıyorlar, sonra da övünüp duruyorlar. Bu devir Peygamber Efendimiz'in mucizesidir. "İkinci cahiliyet olacak" buyurmuştu. İşte tam bu zamanın ortasındayız. Allah, o cahillerle muhatap olmaktan muhafaza etsin. Bırakın, istedikleri kadar konuşsun. Allah onlara gereken cevabı verir. Allah muhafaza etsin.

2025-04-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle'nin en çok sevdiği kullar, genç olup da ibadet eden insanlardır. Onları çok sever. Yaşlılardan daha fazla sever çünkü yaşlıların geçmişi artık netleşmiş, gençliklerinde ne yaptıkları belli değil. Ama gençlerin ibadet etmeleri Allah Azze ve Celle'nin en sevdiği şeylerdendir, bu sebeple onları çok sever. Gençlerin nefislerini zapt etmeleri, kontrol altında tutmaları zordur ama bunu yapabilen kişi çok büyük bir mertebeye erişmiş olur. Allah'ın en sevdiği kullarından olur. Allah Azze ve Celle'nin sevmediği kullar ise yaşlı olup da kötülük yapanlardır, özellikle de zina yapanlardır. Maalesef şimdilerde her yerde bu tür insanlar çoğaldı. Çünkü her yer ahlaksızlığa, rezalete bulaştı. İnsanlar istediklerini kolayca yapabiliyorlar. Bu nedenle Allah Azze ve Celle'nin en sevmediği insanlar da işte bunlardır. Yani hem yaşlı olup hem de bu rezilliği yapanlardır. Bundan dolayı Allah Azze ve Celle'nin gazabına, öfkesine maruz kalırlar. Hiçbir işleri yarar getirmez, kötülükten başka bir şey kazanamazlar. Onların sonu dünyada fakirliktir. Ahirette de azaptır. Bu yüzden yaşlı insanların dikkat etmesi gerekir. Kolayca işlenen günahlar fayda değil, kazanç değil, menfaat değildir. Bunlar kişiye sadece azap getirir. Kötülük getirir. Allah muhafaza etsin. İnsanın nefsini terbiye etmesi şarttır. Eğer gençliğinde nefsini terbiye ederse, yaşlandığında da aynı doğru yolda devam eder. Ama gençliğinde nefsine her şeyi mübah görürse, ömrünün sonuna kadar böyle gider. Bu da büyük bir kayıp olur. "Hayatını kaybetti" derler ya. İşte hayatını gerçekten kaybedenler bunlardır. Ölenler, "Allah yolunda ölenler hayatını kaybetti" diyorlar. Hayır, Allah yolunda ölenler hayatını kaybetmez, yeni ve güzel bir hayata kavuşmuş olurlar. Ötekiler ise hayatlarını kaybetmiş olurlar. Hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybederler. Allah muhafaza etsin. "Yaşlıyım artık" diyerek nefsine yenik düşme. "Bir şey olmaz" deme. Allah muhafaza etsin. Nefsimize hiç fırsat vermeyelim inşallah.