السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-05-11 - Lefke

وَلِبَاسُ التَّقۡوٰى ۙ ذٰ لِكَ خَيۡرٌ (7:26) İnsanlar gösterişe bakıyor; ne giydin, ne giymedin. Eski zamanda da böyleydi ama şimdi daha çok giyim kuşam, moda nedir, hangisi bana yakışır, hangisi yakışmaz diye bakılıyor. "Hangisi öyle ucuz mal istemem, pahalı olsun, millet görsün benim üstümde" diye düşünülüyor. Bu şeylerin, insanın, bu zamanın insanının düşüncesi, merakı budur. Elbise güzel olsun. Ayakkabımdan, bilmem, şapkamdan, gömleğimden, her türlü şey illa bir marka olacak. İşte eskiden "güzel, iyi olsun" derlerdi, marka falan yoktu. Şimdi hem iyi olacak hem marka olacak. Peki bu ne için bunu yapıyorsun? Allah rızası için mi yapıyorsun? Allah rızası içinse, Allah bunu, hiçbirini istemez. Allah Azze ve Celle'nin istediği şey, senin üstünde giydiğin takva elbisesidir. Takva elbisesinde Allah'tan korkmak vardır. Allah'tan korkan insan için o en hayırlı elbisedir. Onu, insanı sitr eder. İnsanı Allah indinde güzel gösterir. Senin o yaramaz, seni kandırdıkları çaputlarla Allah indinde makamın yükselmez, güzel olmazsın. Senin yapacağın şey, Allah Azze ve Celle'nin emrettiğini yapıp yasaklarından korkmaktır. Takva odur demek. Takva demek; Allah'tan korkmak, Allah'tan utanmak, Allah'tan haya etmektir. Yani beni görüp de böyle kötü vaziyetlerde, iyi olmayan şeyler yaparsan, sen istediğin kadar en pahalı elbiseyi giy, onun hiçbir faydası yok. Faydalı olan, işte dediğimiz gibi, takvadır. Sen yırtık elbise bile giysen, takva sahibi isen Allah indinde en güzel insan sensin. Yok, takva olmadıktan sonra, "Şimdi şu kadar bin dolar, bin euro" diyor bir elbise. Allah Allah, ne bin dolar, olur mu öyle bir elbise? "Ne bin doları, sen ne diyorsun?" diyorlar. "10.000 dolar var, 100.000 dolara elbise var" diyor. Yani nedir bu, şey mi, motoru mu var, uçuyor mu adam? "Öyle, sen anlamazsın" derler. Bu şeydir, güzel elbise, onu herkes ister ki giysin. İstersin ama Allah ondan hoşnut olmaz. Hele Allah'ı tanımayan insanlar, istediği kadar, istese 100.000 değil, 100 milyonluk elbise giysin, Allah indinde hiçbir kıymeti yok. Kıymet işte içindekiyle kıymettir. İçinde olanla kıymettir. Nasreddin Hoca, Allah makamını âli etsin. Komşular demiş: "Ya Nasreddin Hocam, dün akşam senin evde bir gürültü koptu, paldır küldür bir şey, ne oldu, ne vardı? Bir şey mi oldu?" demişler. Demiş: "Ya ben, şey, benim cübbe düştü." "Ya cübbe düşünce o kadar paldır küldür ses çıkmaz." "Ben de içindeydim." diyor. İşte hani, içindeki mühim olan, dışındaki mühim değil. Dışındaki düşse de düşmese de bir şey olmaz, içindeki mühim olan. Onun için içine bakacaksın. Dışına bakmak mühim değil. Onlar çöptür, hiçbir işe yaramaz. Takva sahibi olalım inşa'Allah. Allah yardım etsin bize inşa'Allah.

2025-05-10 - Lefke

اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِين (23:14) Yaratanların en güzeli, en mükemmel yaratan Allah Azze ve Celle'dir. Her şeyi en mükemmel şekilde yaratmıştır. Onun için mümin insan itiraz etmeyecektir. Allah Azze ve Celle'nin sana verdiğine, sana kısmet ettiğine, hiç bir şeye itiraz etmeyecektir. Her şey Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle olduğu için telaş etmemek lazımdır. Hakiki mümin olan insan böyledir. Tabii, Müslümanların imanları zayıftır. Çoğu insanın imanı zayıf olduğu için bir şey olduğunda telaşa kapılır. O, iman noksanlığındandır. Allah Azze ve Celle dünyayı yarattı. İnsanlardan önce başka haşerat, hayvanat, çeşitli türlü mahlukat yarattı. Yarattığı mahlukatın haddi hesabı yoktur, ancak Allah Azze ve Celle bilir. Her şeyin bir ömrü vardır. O ömür dolunca geçip gider. Dünyanın da ömrü vardır. Her fani şey yok olup gidecektir. Dünya da aynı şekildedir. Allah'ın vaat ettiği şey dünya değil, ahirettir. "Dünyaya gelip de rahat edeceksin, ilelebet kalacaksın" diye dememiş Allah Azze ve Celle. "Dünya geçici bir yerdir" diye buyurmuş Allah Azze ve Celle. Ama insanoğlu hiç ölmeyeceğini, bütün vaktin hep böyle kalacağını zannediyor. Ortalık güllük gülistanlık olacak, her türlü istediğini yapacak, herkes ondan sonra da öyle kalacak diye düşünüyor. Yok öyle bir şey. Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri şakadan derdi: "Ve hulika'l-insanu mecnunen" diyordu. İnsan akılsız, deli yaratılmış dedi. Yani o, çünkü insan aklını kullanmadığı vakit, görünen şeyi kabul etmediği vakit demek akıllı değil, deli demektir. Onun için bu dünyada savaş var, burada bilmem ne var. Burada iyilik var, burada kötülük var. Dünyada içilecek temiz su kalmadı, yer kalmadı insanlara, çoğaldılar. Herkes oradan oraya koşturuyor. Onlar işte kendi imanlarının azlığındandır. Herkes Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olsa, herkes rahat geçinir. Hiçbir sıkıntı olmaz, kavga kıyamet olmaz. Ama insanoğlu işte kısmetine razı olmuyor, kendi kendine eziyet veriyor. Allah muhafaza etsin. Allah Azze ve Celle'nin verdiğine inşallah itiraz etmeyelim. Orada şu oluyor, burada bu oluyor. Allah eziyet çekenlere yardım etsin. Allah muhafaza etsin. Onlar, herkesin, imanı olan insanların ecri sevabı vardır. Yoksa boşuna eziyet çekmiş olurlar, helak olmuş olurlar. Allah insanlara akıl fikir versin inşallah.

2025-05-08 - Lefke

Allah Azze ve Celle buyuruyor: يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفٗا (4:28) Allah Azze ve Celle, insanın zayıf yaratıldığını buyuruyor; Allah Azze ve Celle, insanın yükünü hafifletmek ister. Allah'ın verdiği emirlerle insanın yükü hafifler. Bu sebeple, Allah insanın zayıflığını kuvvetlendirir. İnsan, Allah Azze ve Celle ile beraber olunca, zayıflığı kuvvete dönüşür. Allah Azze ve Celle'ye karşı gelirse, kuvveti zayıflığa dönüşür, zayıf olur; bir faydası olmaz. İnsanoğlu, mahlukat arasında bedenen en zayıf olanıdır. Yani herhangi bir hayvan veya haşarat, insanın yaptığından kat kat fazlasını yapabilir. Mesela en basitinden bir karınca dahi, kendi ağırlığının on misli yükü taşıyabilir. İnsanoğlu ise kendi ağırlığının yarısını taşısa, yarım kilometre, yani 500 metre dahi gidemez. Karınca o küçücük cüssesiyle, insanınkine kıyasla sanki günde yüzlerce kilometre yürümüş gibi bir mesafe kat eder. Allah, hayvanlara o kadar kuvvet vermişken, insanı ise zayıf yaratmıştır. Koşan, atlayan, zıplayan diğer hayvanlar da böyledir; Allah Azze ve Celle onlara kuvvet vermiş, insanı ise zayıf bırakmıştır. Zayıf yaratıldığı halde insan ortalığı bu denli karıştırabiliyorsa, Allah'ın hikmetinden sual olunmaz. Demek ki Allah insanı diğer mahlukat gibi kuvvetli yaratsaydı, dünyada ne cin ne de hayvan kalırdı. Bu yüzden Allah Azze ve Celle insanı zayıf yaratmış, ancak ona bu zayıflığını telafi edecek akıl vermiştir. İnsan bu aklını kullanırsa, kendisine faydası olur. Ancak çoğu insan, aklını iyilik için değil, kötülük ve zarar için kullanıyor. Bu yüzden dünya sonuna geldi. Eğer bir kurtarıcı olmasa, insanlar birbirini yiyip bitirirdi. Ama Allah'a şükür ki, Allah Azze ve Celle, "Lâ taknetû min rahmetillâh" buyurarak Müslümanlara ümitsizliğe kapılmamalarını söylüyor. Ümidimiz, Allah'a şükür, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in şu mübarek ve doğru sözüdür: "Ahir zamanda benim neslimden bir zat çıkacak. Bütün dünyayı temizleyecek. Adalet hâkim olacak. Bütün bu kirli pislikler ortadan kalkacak, her yer tertemiz olacak. Problemler, savaşlar, harpler, kötülükler ve sapıklıklar kalmayacak." O muhakkak yakındır inşaAllah. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in nübüvvet kuvvetiyle verdiği haberler -ki nübüvvet, ileriyi görüp haber vermek demektir- büyük ölçüde gerçekleşti. Çok az bir kısmı kaldı. inşaAllahh o günlere yetişiriz. Fazla sürmez. Çünkü "Zulüm zirveye ulaştı" diyoruz ama görüyoruz ki her geçen gün daha da artıyor, daha da yükseliyor. Ancak ne kadar yükselirse yükselsin, sonunda her yükselişin bir inişi vardır. Bu da inşaAllah gerçekleşecektir. Allah, tez zamanda o güzel günlere ulaşmayı bizlere nasip etsin inşaAllah.

2025-05-07 - Lefke

Allah rızası için burada toplanmışız. Allah'ın sevdiği kullarıyla, onlarla beraber o yolda devam etmek için burada toplanmışız. Her zaman toplanırız, ama bu seferki toplanmamızın sebebi, Evliyaullah'tan olan Şeyh Nazım Hazretleri'nin irtihalinin yıl dönümüdür. İrtihal etti ama, Allah'a şükür, O bizi bırakmadı. Zahirde bırakmıyor. Bütün ihvanlara mededini veriyor. Onlara kuvvet, manevi kuvvet aşılıyor. Çoğu zaman müritler soruyor: "Rabıta nasıl yapacağım?" "Rabıtada nasıl ses duyacağım?" Rabıta; Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhabbet, meşayihe muhabbet etmek, onları sevmektir. Rabıtamız odur. Rabıta, "Bunu yapsam mı, yapmasam mı?" demek değildir. "Rabıta için, oğlum/kızım, şunu yap, bunu yap" diye bir emir gerekmez. Böyle bir şey bekleyen, işin usulünü, adabını biraz bilmiyor demektir. Sen tarikata girdin mi, teslim olacaksın. Mürşide teslim olacaksın. Hakiki mürşid buldun mu, Allah'a bin kere değil milyon kere şükretmen lazım. Ama Allah muhafaza etsin. Başka maksatlarla insanları kandıran sahte mürşitlere takılırsan, Allah yardım etsin. Çünkü onların yolu nefslerine hizmet ediyor; yol nefse hizmet ettiği için bir faydası olmuyor. Ama mürşidin yoluna girdin mi, Allah'a şükür, hayat boşa olmaz. Hayat geçip gidiyor. O vakit boşa gitmez. Dolu olur. Sevapla, bereketle, güzellikle dolmuş olur. Boş boş gezeceksen, "Bugün ne yapalım, nerede eğlenelim?" diye düşünürsün. "Nasıl para kazanalım, nasıl kafayı bulalım, nasıl insanlara kendimizi beğendirelim?" diye uğraşırsan, bunlar boş işlerdir. Boş iş budur. Türkler "boş iş" derler, güzel bir sözdür. Boş iş; dünya için, menfaat için, nefsin için yaşamaktır. Hayatın dolu olacaksa, Allah Azze ve Celle'nin yolunda, meşayihin yolunda gidip teslim olacaksın; bunu boş zannetme. O doludur Allah'ın izniyle. Boş olan ise, dediğimiz gibi, "Dünyada ne kadar kazandım?" diye düşünen insanlardır; onların hayatları boş geçmiştir. Allah muhafaza etsin, bu boşluk bir de kötülükle, günahlarla dolu oluyor. Allah muhafaza etsin. Onun için meşayihlerle beraber olmak, onlardan himmet talep etmek, yardım istemek faydadır. Onlarla o yolda olmak muhafazadır. Hayatın kıymet görür. Faydalı olur. Bu adam ot gibi yaşıyor. Evinden işine, işinden evine. Ne borç alıyor, ne hükümete sövüyor, ne ona kızıyor, ne laf ediyor. O, ot gibi yaşamıyor. Ot gibi yaşayanlar, daha doğrusu zararlı, zehirli ot gibi yaşayanlar ötekilerdir. Kendilerini bir şey zannedip herkese kızan, herkesten menfaat bekleyen, kendi nefsini tatmin etmek için her türlü pisliğe bulaşan insanlar, işte onlardır boş olanlar. Ot gibi olalım; ot iyidir, ot pis değildir. Onların otu başka, zararlı ot var, zararsız ot var. Şimdi ot deyince herkes manasını biliyor. Bizim yolumuz inşallah nur-u iman yoludur; Allah'ın sevdiği kullardan olalım. Onların içtiği kötü otlardan değil; biz ot gibi faydalı olalım da, içilen kötü ot olmayalım inşallah. Allah muhafaza etsin. Zaten şeytan dünyayı eline geçirmiş. Kimseyi bırakmak istemiyor. Kurtulanlar ihlas sahibi olanlardır; Allah ihlas sahibi insanları kurtarır. Ötekiler kendilerini kurtulmuş veya kazanmış zannederler ama hiç öyle bir şey yoktur. Onun için meşayihlerle beraber olmak, onlara tabi olmak en büyük kazançtır insan için. Onların yolunda olmamak büyük tehlikedir. Allah muhafaza etsin. Her an, her lahza şeytan ayağını kaydırıp, insanın kendini bir şey zannetmesini sağlayıp tuzağına düşürebilir. Allah muhafaza etsin. Şeyhimizin himmeti hazır olsun. Bugün Şeyh babamız Mevlana Şeyh Nazım irtihal edeli 11 sene oldu ama Allah'a şükür, her dakika O'nun nazarı altındayız. O'nun himmetindeyiz. O'nun himmetini talep edene muhakkak yetişiyor, bırakmıyor. Bir de inanmayan insanlar var; evliyaya, kerametlere, mucizelere inanmayan taife var. "Müslümanız" diyorlar ama Peygamberlerin mucizelerine, evliyanın kerametlerine inanmak da Müslümanlığın, itikadımızın esas şartlarındandır. Onun için Allah'a şükür buradasınız. Gelenlerden Allah razı olsun; gelemeyenler de çok var. Onların da kalpleri beraberdir. Şeyh Efendi onlara da hepsine yetişiyor Allah'ın izniyle. Allah razı olsun. Allah bu dünya halini değiştirsin. Sahip göndersin. Şeyh babamızın dediği Mehdi aleyhisselam inşallah çıksın artık. Dünya nereye baksan şeytanın elindedir. Yüzde yüz şeytanın elinde. Şeytanın elinden kurtulmak ancak Mehdi Aleyhisselam ile olur. Başka türlü olmaz. Ne derlerse desinler.

2025-05-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ (10:62) ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ (10:63) Allah Azze ve Celle'nin sevdiği kullarına korku yoktur, hüzün de yoktur. Çünkü onlar Allah'tan korkarlar. Allah'a itaat ederler. Bu böyle olunca, onlarda bir korku veya endişe olmaz. Çünkü Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz. Geldiğimiz yer de belli, gideceğimiz yer de belli. O evliyaullahın kalpleri bu hakikat ile mutmain olur. İşte bu yüzden onların korkuları da yoktur, hüzünleri de yoktur. Onlar hakkı söylerler. İyiliği emrederler ve kendileri kötülükten sakınırlar. Milleti de kötülükten sakındırmak için uğraşırlar. İşte böyle Allah'a şükür, pirimiz, şeyhimiz, babamız Şeyh Nazım Hazretleri 90 küsur sene bu yolda ilerledi. Ve sonunda o temiz yolda ilerleyerek Allah'ın huzuruna vasıl oldu. Ömür sanki bir gün gibi, çabucak geçti. İşte böyle seneler geçip gidiyor. İnsan bunu düşünmeli ki bu dünyada yaptığı işler boşa gitmesin. Ona göre amel etmelidir. لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِىۡ رَسُوۡلِ اللّٰهِ اُسۡوَةٌ حَسَنَةٌ (33:21) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, Peygamber Efendimizin hayatında ve kendisinde sizin için en güzel örnek vardır. Onun yolundan giden sahabeler, evliyalar, meşayihler de aynı şekilde örnektir. Güzel bir insan olmak için onlara benzemek gerekir. Onlara ne kadar benzersek, o kadar iyi, o kadar güzel insanlar oluruz. Onlara benzemek istemeyenler ise tuhaflaşır. Biraz değil, çok tuhaf bir hale gelir. Çünkü böyle yaparak kendi kendine eziyet etmiş olur. Kötülük yapmış olur. Allah makamlarını âli eylesin inşallah. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Sevdiğinizle beraber haşrolacaksınız" buyurmuştur. Biz de onları seviyoruz. İnşallah, dünyadaki bu kısa aradan sonra, ilelebet onlarla beraber oluruz.

2025-05-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ (84:7) فَسَوۡفَ يُحَاسَبُ حِسَابٗا يَسِيرٗا (84:8) وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورٗا (84:9) Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi: Kıyamet günü, insan kitabını, yani amel defterini, sağ elinden alınca memnun olacaktır. Ailesine güzelce ferahla döneceği bildiriliyor. İşte bu, Müslümanın olması gereken halidir. Bu nasıl olacak? Allah Azze ve Celle'nin verdiği ömrü, O'nun taatında, kimseye zarar vermeden, kendi halinde yaşayarak geçiren Müslümanlar çoktur. Böyle insanlar çok var. İşte dün de bizim dayıoğlu rahmetli oldu. Nureddin Efendi, Allah rahmet eylesin. Bu adamcağız, küçüklüğünde okudu, yani ilkokulu bitirdi ve sonra çalışmaya başladı. İşini yapar, akşam olunca ailesiyle, annesiyle, babasıyla, çoluk çocuğuyla birlikte olur, geçinip giderdi. Sanat sahibiydi, Allah rahmet eylesin. Onun yaptığı işler alın teriyleydi. İşini yapardı, kazandığı parasıyla geçinip giderdi. Ne başkasını dolandırdı, ne üçkağıtçılık yaptı, ne de varlık peşinde koştu. Bu hayatı böyle 60-62 yaşına kadar sürdü. Allah rahmet eylesin, hastalanıp vefat etti. Müslümanın hayatı budur. Yani başkalarını dolandırmak, hükümete karşı gelmek, çıkıp bağırıp çağırmak gibi işleri yoktu. Gerekmez. Hiç gerekmez. Bağırsan da, çağırsan da, rezillik yapsan da, yine aynı yaşta aynı vakit gideceksin. Mühim olan şudur: Ahirette kitabın, yani amellerinin yazılı olduğu defter, sağından mı yoksa solundan mı verilecek? Sağdan verildiyse tamamdır. وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهۡرِهِۦ (84:10) فَسَوۡفَ يَدۡعُواْ ثُبُورٗا (84:11) وَيَصۡلَىٰ سَعِيرًا (84:12) إِنَّهُۥ كَانَ فِيٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورًا (84:13) Ama kitabı, yani amel defteri, sol elinden verilirse, işte o vakit o kişi yandı demektir. 'Vay haline!' denilecek. Yanıp gidecek. Dünyada iyi de kötü de aynı ecele tabidir. Daha fazla yaşasa da -ister 100 sene, ister 1000 sene- sonuç yine aynıdır. Değişmez. İnsanın amel defteri sol tarafından verilirse, dünyada yaşarken ne kadar kendine güvenmiş, ne kadar kendini beğenmiş olursa olsun, milleti dolandırsa da ne yaparsa yapsın, yaptıklarından hiçbir fayda görmeyecek ve cehenneme gidecektir. Onun için insanoğlu fazla tamah etmemeli. Müslüman, hayatını güzel yaşamış ve zorlaştırmamışsa, fakirse haline sabretmiş, zenginse Allah'a şükretmişse, huzurla geçinip gider. Allah Azze ve Celle dünyayı ahiret için yaratmıştır. İnsan, dünyada ahiret için yaptığı güzel işlerden dolayı ölürken kalbi mutmain olarak gider. Ölümden de korkmaz, hesaptan da korkmaz. Ölüm zor değil de, ölümden sonrası zordur. İnsanlar bunu bilmiyor. Onun için, kötü yaptığını kâr zannediyor. Kâr değildir. Kâr olan, iyilik yapmak, iyi yaşamaktır. Kimseye zarar vermeden, kimseyi ezmeden, kimseye zulüm etmeden, kimseyi kandırmadan yaşamak, müminin yaşantısıdır. Onun için ölümü kolay olur, ahiret hesabı kolay olur. Sonu güzel olur. Allah muhafaza etsin, insanlara hidayet versin. Bu yoldan çıkmasınlar inşaAllah.

2025-05-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "El helâlü beyyinun vel harâmu beyyinun ve beynehumâ umûrun muştebihât." Allah Azze ve Celle helal olanı beyan etmiş, bildirmiştir. Allah Azze ve Celle haram olan şeyleri de bildirmiştir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyuruyor. Haramı bilmek ve ondan uzak durmak lazımdır. Helal olanı yapmak da sevap olduğu için lazımdır. Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ikisinin arasında şüpheli olan şeyler de vardır, buyuruyor. Yani zamana, mekana, duruma göre bazı şeyler insanları şüpheye düşürebilir. Onlardan uzak durmak lazımdır. Onları yapmamak lazımdır. Onun için, bu zamanda helal zannedilen bazı şeyler bazen haram olabiliyor. Bazen de haram olan şeyler yanlışlıkla helal sayılabiliyor. Onun için dikkat etmek lazımdır. Bir şüpheye düştüğünde ya ondan uzak duracaksın ya da bir âlime, hocaya, müftüye soracaksın. Sormadan, kendi kafana göre iş yaparsan, bilmeden günaha girmiş olursun. Harama helal dersen, bu sana vebal ve günah olur. Bazen de helal olan şeylere haram denilebiliyor. Böyle yapmakla da yine günaha girersin. Onun için dikkat etmek lazımdır. Bizim itikadımız, mezhebimiz bellidir. İtikadımız Ehl-i Sünnet vel Cemaat'tir; mezhebimiz de dört hak mezhepten biridir. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî. İtikatta ise Mâtürîdî veya Eş'arî'dir. Bunların dışında olmamak lazımdır. Bunların usulüne devam etmek lazımdır. Bu zor bir şey değil; yaptıklarımız temelde aynıdır, ama bazen şüpheye düşüren şeyler olur. Onları sormak lazımdır. Hem kendini boş yere helalden mahrum etmemek, hem de bilmeden harama düşüp günaha girmemek için sormak gerekir. İşte bunun için, şüpheli bir durumla karşılaştığında muhakkak sor. "Sormak ilmin yarısıdır," derler. Onun için sormak lazımdır. "Bu iyi midir, kötü müdür, nasıldır?" diye her şüpheli şeyi sormak lazımdır. Sormadan yapmayın. Yani şüpheye düşülen şeyleri sormadan yapmayın. Bunun dışındaki, her zaman yaptığımız şeyler Allah'a şükür bellidir tamamdır. Çünkü bizim yolumuz/cemaatimiz Ehl-i Sünnet vel Cemaat'tir. Zira Ehl-i Sünnet vel Cemaat'ten olmayan insanların çoğu helali haram yapıyor. Haramı da helal sayıyor. Dinle hiç alakası olmayan şeyleri, insanlara zarar vermek için –Allah muhafaza- bilerek veya bilmeyerek yayıyorlar. Allah bizi bu şerlerden muhafaza etsin. Doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.

2025-05-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allahümme inneke Afuvvun Kerîmun tuhibbul afve fa'fu annâ. Allah Azze ve Celle kerem sahibidir. Affedicidir. Bizi affetsin. Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in duasıdır. İnsanlar yapsın diye bunu tavsiye eder. Allah affedeni sever. Çünkü Kendisi de affedicidir. Onun için, insanlar birbirlerine karşı bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hataları affederse, onun ecri Allah katındadır. Ecri büyüktür. Bunu niçin söylüyoruz? Çünkü vefat eden insanlar oluyor. Onların ardından helallik isteniyor. Cenazede helallik istenir. Orada helallik verilir. Bazen uzakta olanlar oluyor. Ufak tefek de olsa, büyük de olsa, bunlar olabiliyor. O başka. Çok zarar vermiş bir şey bile olsa, onu da affederse, Allah yine ona ecir ve sevap verir. Ama ufak tefek şeyler olur. İnsan bilerek veya bilmeyerek, insanlık haliyle, bunları yapabilir. Allah affedicidir. Biz de affederiz. Hakkımız varsa "helal olsun" deriz. Mesela yakında olanlar affeder. Uzaktakiler de duyarsa bir şeyler olmuşsa, onları affederler. Onların da affetmesi Allah katında büyük bir güzellik olur. Allah Azze ve Celle sevinir. Allah, kulunun günahsız olmasını ister. Affedene de büyük ecirler verir. Bunu niçin söyledik? Bizim aramızda Allah rahmet eylesin, aklı fazlı olmayıp, biraz hoş olup dünyadayken patavatsız olan insanlar oluyor. Bilerek veya bilmeyerek bir şey yapıp insanları gücendirmiş olabiliyorlar. Böyle şeyler olabiliyor. Onları affetmek gerekir. Allah rahmet eylesin, iki-üç ay önce vefat eden merhum Mustafa Pala'nın oğlu dün geldi, rüyasında babasını görmüş. Halinden memnunmuş ama yine de ihvandan helallik istiyormuş. Çünkü kendisi iyi bir insandı, Allah rahmet eylesin. Ama bazen patavatsızlığı çoktu. Onun için helallik istemiş. Ben de dedim ki, "Bizim tarafımızdan helal olsun." Ben helal ettikten sonra, ihvanlar da hepsinin yerine ben helal ettim. Allah affetsin. Hepimizi affetsin. Bizim de arkamızdan, biz başkalarını affettiğimiz gibi, başkaları da bize haklarını helal etsin inşaAllah. Hepinize helal olsun. Allah kin tutmaz. Mümin de kin tutmaz. Mümin Allah'ın sevdiği şeyleri sever, sevmediği şeyleri sevmez. Allah affı sever. Biz de affediyoruz. Allah hepimizi affetsin inşaAllah.

2025-05-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle insanoğluna özellikler vermiştir. İnsanın mesuliyetleri vardır. Onları yapınca kendisine faydası dokunur. Kendisi için büyük bir fayda elde etmiş olur. Eğer yapmazsa, yine zararı kendisine dokunur. Allah Azze ve Celle'nin bizim yaptıklarımıza ihtiyacı yoktur. Allah Azze ve Celle'nin kimsenin hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur. Ne ibadetine, ne sadakasına, ne zekatına, kulun yaptığı hiçbir ameline Allah'ın ihtiyacı yoktur. Asıl muhtaç olan bizleriz. İhtiyaçlarımızı veren Allah Azze ve Celle'dir. Allah bize iyilik ediyor ve yol gösteriyor: "Bunu yapın, bu sizin için iyidir." "Size lazım olan, faydalı olan budur." diyor. Sizin maneviyatınız yükseldikçe huzur bulursunuz. Ahiretiniz hayırlı ve güzel olur. Allah hiçbir zorluk çıkarmamıştır. Allah, insanoğlunun kolayca yapabileceği şeyleri emretmiştir. O emirleri yerine getiren kazanır. Yerine getirmeyen kaybeder. Hatta büsbütün kaybeder. Ebediyen kaybeder. Allah muhafaza etsin. Bazıları ise eziyet çektikten sonra rahata kavuşur. Ama ahirette o eziyetleri çekmeye hiç gerek yoktur. Dünyadayken Allah'ın emirlerini yaparak ahireti kazanmak gerekir. Ahireti kaybetmek akılsızların işidir. Allah Azze ve Celle hazinelerini açmış, "Gelin, alın" diyor. İnsan ise "Hayır, ben istemem." diyor. "Hazine istemiyorum. Bana lazım olan gübredir, kanalizasyondan çıkan pisliktir." diyor insanoğlu. Allah Azze ve Celle ise, "Sen onu bırak." diyor. "Temiz ve güzel şeylere, mücevherlere, hazinelere gel." diyor. İnsan yine, "Yok, yok, ben onu istemiyorum." diyor. "Bak bütün arkadaşlarım, insanların çoğu bu gübreyi seviyor." "Gübreyi ve kanalizasyondan çıkan şeyleri seviyorlar." "Biz de onları tercih ederiz, onlarla memnun oluruz." diyorlar. Memnun olurlar sanırlar ama gerçekte memnun olamazlar. İnsan bu şekilde gerçekten memnun olamaz. İnsan ancak ruhaniyeti memnun olunca gerçekten memnun olur. Öteki türlü dünyalıklarla hiçbir şey insanı memnun edemez. Ne kadar dünyalık elde etse de yetinmez, tatmin olmaz. Tuzlu su içenin susuzluğu gitmez. Susuzluğu giderecek olan tatlı, iyi, güzel ve temiz şeylerdir. İşte bunun için Allah Azze ve Celle bize iyi ve temiz olanı emretmiştir. Allah Azze ve Celle, "Kötüyü bırakın, iyiye gelin." diyor. "Cehennemi bırakın, cennete gelin." diyor. Bundan daha güzel nasihat var mıdır? Yoktur. Ama insanoğlu nefsinin ve şeytanın peşinden koşarsa, ondan başkasını bulmaz. Onun için nefsini terbiye edeceksin, şeytandan uzak duracaksın. Allah hepimize yardım etsin inşaAllah.

2025-05-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ (17:70) Allah Azze ve Celle insanı tekrim etmiştir. Onurlandırmıştır. İnsanoğlu Allah indinde mükerremdir. Kıymetli bir varlıktır. İnsanoğlu bu kıymetini bilmiyor. Bunun için kıymetsiz işler yapınca, kendisinin de kıymeti kalmıyor. Faydasız hale geliyor. Allah Azze ve Celle'nin yolunu bırakıp başka yollara gidince, başka yerlerde kendisine ikram edileceğini veya değer verileceğini düşünerek gittiğinde, orada hiçbir şey bulamaz. İnsanoğlu orada aldatılmaktan ve kandırılmaktan başka bir şey bulmaz. Eğer Allah Azze ve Celle'nin doğru yolunda olsa, işte o zaman ikram görür, güzelliklere nail olur. Allah'ın yolunu bırakıp başka yollara giderek kendisine ikram edileceğini, değer verileceğini umanlar vardır. Bütün bunlar menfaat için yapılır. Menfaatten başka bir şey değildir. İslam dini insana hürmet göstermiş, ona saygı duymuş, emeğinin kıymetini bilmiştir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Çalışanın teri kurumadan ücretini verin." Yani o zamanlar, bundan 1400-1500 sene önce, insan emeğinin pek bir kıymeti yoktu. İnsanlar köle olarak alınır, çalıştırılır, hakları gözetilmezdi. Sadece boğaz tokluğuna çalıştırılır ya da belki hiçbir karşılık verilmezdi. O zaman bile, Allah Azze ve Celle'nin insanlar için ezelden beri var olan kanunu aynıydı. İnsan ikrama layık görülmüştür. İnsanoğlu mükerrem bir varlıktır. Bunun kıymetini bilmesi gerekir. Yaratan'a şükretmesi gerekir. O'nun verdiği her şeye şükretmek gerekir. Senede bir gün değil, her gün şükretmek gerekir. Senede bir gün şükretmek yeter demek milleti kandırmaktır. Başka bir şey değildir. Allah Azze ve Celle insana her zaman ikram etmiştir; insanoğlu kıymetini bilmelidir. Başka insanların lafıyla yoldan çıkıp isyan etmemesi gerekir. Doğru Yolda olan yolunu bulur. Yoldan çıkan tehlikeye düşer. Allah muhafaza etsin. Dünyaya düşkün olanlar daima menfaat peşinden koşar. Bir yerde dünyevi bir menfaat söz konusu olunca, "bu bize zarar verir" diye kıskançlık başlar. Birbirlerini mahvetmeye, ortadan kaldırmaya çalışırlar. Birbirlerini yerler. İslam ise böyle değildir. İslam kardeşliktir, paylaşmaktır, hak ve hukuka riayet etmektir. Hak ve hukuk İslam'da çok mühimdir. Kul hakkı Allah indinde çok büyüktür. Kul hakkı Allah'ın hakkından daha büyüktür. Allah kendi hakkını affedebilir ama kul hakkını ancak hak sahibi affeder. O kişiden helallik almak gerekir. Allah Azze ve Celle Gafur'dur, Rahim'dir. Ama insanoğlu öyle değildir. İnsanoğlu ise seni affetmeyebilir, hakkını helal etmeyebilir. O zaman senin işin zordur. Allah Azze ve Celle'ye tövbe istiğfar edersen ve kul hakkına girmemişsen, kurtulursun. Ama kul hakkına girdiysen, o zaman durum tehlikelidir. Allah muhafaza etsin. Kimsenin hakkını yemeyelim, kimsenin emeğini boşa çıkarmayalım inşaAllah. Allah bizim emeğimizi muhafaza etsin, kıymetlendirsin inşaAllah.