السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ
(14:4)
Allah Azze ve Celle dilediğini hidayete eriştirir.
Dilediğine nasip etmez.
İstemediğine hidayet nasip etmez.
Allah Azze ve Celle'nin lütfu, keremi ve hikmetleri sonsuzdur.
Sırları sonsuzdur.
وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ إِلَّا قَلِيلٗ
(17:85)
"Size ilimden ancak pek az bir şey verdim" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Bu ilimler sonsuz deryalardır.
İnsanlar iki üç şey yapıp, kendilerinin en akıllı, en bilgili olduklarını zannediyorlar.
Öyle bir şey yok.
Allah Azze ve Celle'nin ilmi hudutsuzdur, sınırsızdır.
Bu yüzden hidayet en mühim şeydir.
Allah Azze ve Celle, hidayette olan kullarına değer verirken, kibirlenip de Allah'ı tanımayan ve dini kabul etmeyenlere hiç kıymet vermemiştir.
Kim olursa olsun, bütün dünya onun elinde olsa bile, onun kıymeti beş para etmez.
Bu sebeple Allah'ın hidayet verdiği insan büyük bir nimete erişmiştir.
Allah'ın büyük ve güzel bir hediyesidir.
Hidayet Allah'ın insanlara hediyesidir.
Hidayete ermiş insanlar için bundan daha büyük bir şey olamaz.
Allah'ın hikmetine akıl ermez.
Allah'ın işlerine akıl ermez.
Bazı insanlar atıp tutarlar. Meczup olanlar başka, meczup istediğini konuşur; ama kendini akıllı zannedip de insanlara "şöyledir, böyledir" diyenler...
"Allah Azze ve Celle böyle yapar, şöyle yapar" diye kendi kafasına göre söyleyenlerin faydası yok.
Zararı var, faydası yok.
Allah muhafaza etsin.
Mühim olan hidayette olan insanın, Allah'ın lütuf ve keremine eriştiği, O'nun merhametine nail olduğu için şükretmesidir.
Bu en büyük şeydir.
Allah'a şükretmek lazım.
Allah sabit kadem eylesin.
2025-01-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ اللَّهَ لا يَظْلِمُ النَّاسَ
(10:44)
مَّنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ ۖ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا
(41:46)
Allah Azze ve Celle hiç kimseye zulmetmez.
Hâşâ.
Zulüm, Allah Azze ve Celle'nin sıfatlarından değildir.
Allah Azze ve Celle'nin sıfatları; iyilik, rahmet, sabır ve her türlü güzel vasıftır.
Zulüm ve diğer kötü sıfatlar, hâşâ, Allah Azze ve Celle'ye yakışmaz.
İtikat kitaplarımızda Allah Azze ve Celle'ye vacip olan ve olmayan sıfatlar açıkça yazılıdır.
Zulüm, şeytanın sıfatıdır.
Ona tabi olanların sıfatıdır.
En büyük zulüm de insanın kendi nefsine yaptığı zulümdür, başka bir şey değil.
Allah Azze ve Celle insanlara ikram etmiş, ibadet etsinler diye yaratmıştır.
Onlar ise bunu bırakıp kendilerine ibadet eder, kendilerine taparlar.
Allah Azze ve Celle'ye tapacaklarına kendi nefislerine taparlar.
Bu yüzden zulüm yaparlar, kendi kendilerine zulüm ederler.
Allah Azze ve Celle'nin kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Çünkü yaratan O'dur.
Bu kâinatı yaratan O'dur.
Biz bu kâinatın içinde toz kadar bile değiliz.
Ve ikram etmiş, "ve lekad kerremna beni Adem" (17:70) buyurmuştur Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Kerim'de.
"İnsanoğluna ikram etmişiz, onu yükseltmiş, yüceltmişiz."
Halbuki bu kâinatta dünya bile toz kadardır.
O yüce Allah Azze ve Celle'nin mülkünde o toz bile sayılmaz.
Allah bize bu kadar ikram etmiş, bu kadar yüceltmiştir.
Ama biz bunu görmezden geliriz.
Sanki Allah Azze ve Celle'nin bizim ibadetimize ihtiyacı varmış gibi.
Bir de namaz kıldıklarında veya başka bir iş yaptıklarında, insanlar kendilerini beğenir, büyük bir iş yaptıklarını zannederler.
Allah Azze ve Celle sana ikram etmiş, sen onu yapacaksın.
Nefsin ister sevsin ister sevmesin, sana faydalı olsun diye yapacaksın.
Bunun faydası senden başkasına değil, Allah Azze ve Celle'nin hiç ihtiyacı yok. Hâşâ!
Her şey O'nun elindedir.
Allah bu ikramı vermiştir.
Bunu yapmayan kendi nefsine zulmetmiş olur.
En büyük zalim, kendi kendine zulmeden insandır.
Ve maalesef çoğu insan bunu yapar.
Ahkâm keser.
"Şöyledir, böyledir" diye hüküm vermeye kalkar.
"Biz akıllıyız, her şeyi biliriz" derler.
Sen kimsin ki kendini bu kadar büyük görüyorsun?
Dünya bile bu kâinatta toz kadar değildir.
Sen nesin ki? Allah Azze ve Celle'ye yönelen yücelir.
O'ndan uzaklaşan alçalır.
İşte Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu ayetler bunlardır.
İnsan zulmederse kendine zulmeder.
Allah muhafaza etsin.
Allah insanlara hidayet versin.
Kendilerini akıllı zanneden insanların, akılları Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmadıkça, akıl diye bir şeyleri yoktur.
Allah muhafaza etsin.
2025-01-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى
(89:24)
İnsanoğlu, yapmadığı şeyler için, "Keşke şunu yapsaydım." diye pişman olur.
İki şey vardır insanın pişman olduğu.
Dünya ehli olan herkes, yani Müslüman olsun, inanan veya inanmayan olsun, "Keşke şunu yapsaydım, şimdi daha iyi bir yerde olurdum." der.
"Şu beş sene önce şu araziyi alsaydık, bu kadar kazanacaktık."
"Borsaya yatırsaydık, şu kadar kazanacaktık."
Şimdi koyun diye bir şey çıkmış, "Keşke alsaydık, bu kadar kazanacaktık." diye pişmanlık duyarlar.
O pişmanlığın hiçbir faydası yoktur.
Çünkü senin kısmetin değilmiş.
Şimdi aklın başına geliyor, o vakit başka şeyler düşünüyordun.
İnsanoğlunun bunu düşünmesi lazım.
O saat sana söyleseler, "Şunu yap, bunu yap." desen yapmazsın.
Ondan sonra da "Öyle yapsaydık, böyle yapsaydık." demek boş pişmanlıktır.
Hiçbir faydası yoktur.
Faydalı olan pişmanlık şudur: "Keşke dünyaya bu kadar bağlanmasaydık, daha fazla ibadet etseydik, namazlarımızı kaçırmasaydık, oruçlarımızı kaçırmasaydık." diye pişman olmak.
Allah'ın emrettiği şeyleri yapmadığın için veya kötülük yaptığın şeyler için pişman olursan, Allah Azze ve Celle seni affeder.
Tövbe istiğfar edince affeder.
O fayda eder.
Dünya için pişman olursan, "Şunu yapmadık, bunu yapmadık." dersen, bu seni daha çok üzer, daha çok perişan eder.
"Ah!" dersin.
"Keşke yapsaydık.
Bak, adam ne kadar kazandı, neler yaptı." diye.
İstediğin kadar pişman ol, artık sana gelmez, o fırsat dönmez.
Dönüşü olan şey, yaptığın kötülükler varsa onlara pişman olup, kul hakkı varsa helallik istemektir.
Eğer kul hakkı yoksa, Allah'tan mağfiret dile.
Günahların için tövbe edersen, o zaman faydası olur.
Onlar silinir.
Onların yerine sevaplar yazılır.
Bu da Allah Azze ve Celle'nin insanoğluna gösterdiği bir merhamet ve lütuftur ki, aklı olan buna dikkat eder.
Kendini dünya için üzmez.
Olmamış şeyler için artık "Geçmiş olsun." derler.
Bizim rahmetli Ahmet amca ne derdi: "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye."
Artık o pazar geçti, başka yere git. Başka yerden kazanacaksan kazan, ama ahiret için fırsat daima vardır.
Onun için pişman ol, Allah'tan af dile, Allah affeder.
Allah hepimizi affetsin inşaAllah.
2025-01-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
اللَّهُمَّ لَا تُؤَاخِذْنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاءُ مِنَّا
Bu güzel bir sözdür. Kötülerin yaptıklarını kabul etmiyoruz.
Bize onlar gibi azap verme.
Allah'a yalvarıyoruz.
Çünkü Musa Aleyhisselam zamanında bir kişi memlekette bir günah işlediğinde, Allah katından hepsine azap gelirdi.
Allah'a şükür, şimdi Peygamber Efendimiz'in hürmetine öyle bir şey yok.
Ama yine de yapılan kötülüklerden dolayı zulmet çöker.
Bizim yapmamız gereken nedir? Yapmamız gereken, kötülüğü kabul etmemektir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem buyuruyor ki, elinle değiştirebiliyorsan onu değiştirmen gerekir.
Yok, o kadar güç yetiremiyorsan, nasihat edeceksin, "Bu iyi değil, bunu yapmayın." diye.
Onu da yapamıyorsan, kalbinden "Bu kötülüktür, ben bunu kabul etmiyorum, bunu istemiyorum." diye düşünmen gerekir, rıza göstermemen gerekir.
Tabii, elle müdahale etmek şimdi imkânsız.
Konuşarak, söyleyerek anlatsan da, kabul edecek durumda değiller.
Çünkü kendi yaptıkları kötülükleri iyilik zannediyorlar.
Onların Allah Azze ve Celle'ye karşı, insanlığa karşı yaptıkları kötülükleri iyilik sanıyorlar.
Bu yüzden onlarla konuşulmuyor bile.
En azı kalbinden reddetmek, gördüğün şeyi kabul etmemen gerekir.
Çünkü öyle bir hale getirmişler ki, normal bir şeymiş gibi, yavaş yavaş insanlar da alışıyor.
Halbuki herkesin bu görünen kötülüğü, kötü olarak bilmesi gerekir.
İyiliği, iyi olarak bilmesi gerekir ki Allah'ın rızasını kazansın.
Yani bu, en zayıf mertebe.
İnsanın, Müslümanın söylemesi gereken şey: "Bu kötüdür, bu haramdır, bu doğru değildir." Bunu bilmesi gerekir.
Haramı, helali bilmesi gerekir, ayırt etmesi gerekir.
Haramı kabul etmemesi gerekir.
Allah muhafaza etsin.
Allah ıslah eylesin.
İnsanlar her türlü kötülüğü yapıyor, üstelik bununla övünüyor.
Allah akıl fikir versin.
Allah ıslah eylesin.
Allah muhafaza etsin, hepimizin imanını muhafaza etsin inşaAllah.
Allah o hallere düşürmesin.
2025-01-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle insanı yarattı.
Onun ahlakı ve terbiyesi için peygamberler gönderdi.
O yabaniliği kalksın ve güzel ahlaklı olsun diye peygamberleri gönderdi.
Yabanilik nedir?
Yabani ağaç gibidir, onu düzenlemek, tertiplemek lazım ki işe yarasın.
Eğer bunu yapmazsa, nefis insanın kendini bir şey zannetmesi için her türlü şeyi yapar.
Firavun, "Ben sizin en büyük tanrınızım," dedi.
Demek ki ötekileri de ufak ufak tanrılar zannediyordu ki "Ben büyüğünüzüm," dedi.
İşte nefis böyledir, insanın nefsi kendini tanrı zanneder.
Şeyh Baba derdi ki: "Nefse o fırsat verilse, herkes aynı Firavun gibi 'Ben sizin en büyük tanrınızım' diyebilir."
Yani ona imkânlar verildi, bunlara imkân yok, onun için yapamıyorlar.
Yoksa fırsat olursa nefis, herkese Firavun'un yaptığı gibi yaptırabilir.
Onun için nefsini terbiye etmek lazım.
Şimdiki yaşadığımız zamanda ise bilakis, nefsini ne kadar yükseltse, ne kadar övse, az diyorlar.
"Benden daha iyisi yok."
İşte her yerde kendini göstermek ister.
Ne yaparsa millet görsün ister.
Ey akılsız adam, ey akılsız insan, görseler sana ne faydası olacak?
Fayda olmayacak, zararı olacak sana.
Senin gösterdiğin şeyler işe yaramaz şeylerdir; hem sana, kendine nazar olacak, bela olacak.
Hem başkasına üzüntü getirecek, haset, kıskançlık olacak.
Başka bir şey getirmez.
Onun için insan nefsini ne kadar terbiye ederse, kendisine o kadar faydalı olur.
Nefsini ne kadar yüceltirse, büyüttükçe büyütürse o kadar zarar görür.
Bütün millet "Sen şöylesin, sen böylesin" dese ne fayda?
Sen ölüp gittiğinde, sana bir fayda gelmez.
Sana zarar gelir.
Onun için Allah bizi nefsimizin şerrinden korusun.
Gördüğünüz kişilerin bir şeyler yaptıklarını zannedip de onlara özenmek, akılsızlıktan başka bir şey değildir.
Akıllı insan kendi hacmini, kendi sınırlarını bilir.
Allah'ın elinde biz zayıf kullarız.
Ne kadar kuvvetli olsa da insan yine zayıftır.
Bunu bilmek gerekir.
Allah'a kul olmak gerekir.
Allah Azze ve Celle'nin elindedir boynumuz.
İstediği saat alır, istediği yere götürür, istediği yere getirir.
Allah yardımcımız olsun.
Nefsimize uyup da maskaralık yaparak gülünç duruma düşmeyelim.
Bir de bizi O'nun yolundan çıkarmasın inşaAllah.
2025-01-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ
(24:35)
Allah Azze ve Celle'dedir nur.
İman edenlere nur verir.
O'nun nurundan alır.
Peygamber Efendimiz'in nurundan, bu kâinatı Allah Azze ve Celle yaratmıştır.
Nur imandır, imanı olmayan insanda nur yoktur.
İnsanlar arasında nur, imanın alametidir.
İmanın göstergesidir yani.
İmansız olan insanda onu bulamazsın.
Beyaz olsun, siyahi olsun, kim olursa olsun, mümin olursa siyahi bile olsa onun yüzü parıl parıl parlar.
Allah Azze ve Celle'nin nuruyla.
Allah bu nimeti dünyada iman edenlere vermiştir, ama iman etmeyenler bunun farkında değildir.
Müminler ancak bunun farkındadır.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem vasıtasıyla bildirmiştir ki nur, iman edenlerdedir.
İman etmeyenler nurdan nasıl haberdar olsun? Hiçbir şeyden haberleri yoktur.
Sadece yaşıyorlar, onlara kısmet olmamış.
Kısmet olan şükretmesi lazımdır.
İman edenlere benzemek iyidir.
İman edenlere benzemeye çalışan o nurlardan nasiplenir.
Onların nurundan alır.
O nur insanı saadete eriştirir.
Allah her şeyin yaratıcısıdır. Allah Azze ve Celle'dedir hikmet.
Her şey O'ndadır.
İnsanları gayba iman etsinler diye yaratmıştır.
Gayba iman eden insanlara imanın nuru verilir.
O nur, ahirette onu karanlıkta muhafaza eder.
Dünyada da Allah'ın izniyle muhafaza eder.
Allah Azze ve Celle herkesi iman etsin diye yaratmış ve dilemiştir; lakin insanlara cüz'i irade bahşedilmiştir.
Bu da Allah'ın hikmetinin sırlarındandır.
Allah'ın sırlarına, ilmine hayalimiz bile yaklaşamaz.
Allah kimseye zulmetmez, isteyene verir.
İrade vermiş ki, o iradesiyle nuru istemelidir insan. Bundaki hikmetin sırrını, nasıl olduğunu biz bilemeyiz.
İsteyen alabilir.
"Şöyleydi, böyleydi" deyip mazeret gösteren insanlar vardır.
Onların mazeretleri batıldır.
Kıymeti yoktur.
"Nur isteyin" diye buyuruyor.
Şeyh Baba da son zamanlarda da derdi, "Nur isteyin!"
Allah nur versin.
Nur demek iman demektir, iyilik demektir, en güzel şey demektir.
Allah hepimize o nurdan versin inşAllah.
Kalbimizi nurlandırsın hepimizin.
2025-01-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ
(3:185)
Dünya hayatı, Allah Azze ve Celle buyuruyor ki sadece dünya oyun ve eğlenceden ibarettir.
Dünyanın kıymeti yoktur.
Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu gibi, biz dünyada yaşıyoruz ama onun kıymeti yoktur.
Çünkü dünya kalıcı değildir.
Kalıcı olmayan şeyin kıymeti olmaz.
Dünya için insanlar savaşır, birbirlerini öldürür, birbirlerine kötülük yapar.
Bunun da hiçbir kıymeti yoktur.
Kıymet ahiretindir.
Dünyada kıymetli olan şeyler, Allah Azze ve Celle'nin evleridir.
Kâbe, Mekke, Medine-i Münevvere ve Kudüs.
Başka nerede mescit var, cami var, onlar Allah indinde kıymetlidir.
Dünyanın içindeki kıymetli şeyler bunlardır.
Bunların dışında dünyanın hiçbir kıymeti yoktur.
İtibarı yoktur.
Dünyaya ait olan bu yerler aslında dünyalık değil, ahiretliktir.
Allah Azze ve Celle'nin, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mescidi, mescitler, camiler, dünyada Allah rızası için olan yerler, dergâhlar, türbeler, bunlar Allah rızası içindir.
Bunlar dünya için olmadığından, yeryüzünde kıymet bunlar teşkil eder.
Ne gökdelenler, ne şehirler...
Ne de saraylar...
Bunların hiçbirinin Allah Azze ve Celle indinde kıymeti yoktur.
İnsanların indinde de olmaması gerekir.
Fakat insanlar tersine, kıymet verilecek şeye kıymet vermiyor.
Kıymet verilmeyecek şeye kıymet veriyor.
İnsanlar yurtlarını, mecbur olmadıkları halde bırakıp başka yerlere gidiyorlar, sadece dünya peşinde, dünya için.
Ancak, eğer bulunduğunuz yer dininize mani oluyorsa, o zaman Allah Azze ve Celle'nin yeri geniştir, başka yere gidebilirsiniz.
Fakat daha lüks bir hayat için, dünya menfaati için bırakıp gitmek, dünya peşinden gitmektir.
Bunların bir faydası olmaz.
Allah bundan razı olmaz.
Allah rızkı her yerde verir.
Nerede olursa olsun rızkını verir.
Bu yüzden ahiret için olan şeylere dikkat edin.
İnsan yaşadığı yerden gitmek isteyip, "Rızık peşinden şuraya gideceğim" der.
Allah, Rezzak'tır.
O, rızkını nerede olursan olsun verir.
Yine de bir yere göç edeceksen dikkat etmek lazım.
"Dinim kalır mı?"
"Bende din kalır mı?"
"Çocuklarımda din kalır mı?"
"Çocuklarımda kaldı, torunlarımda kalır mı?" diye dikkat etmek lazım.
İnsan nereye giderse gitsin, Allah Azze ve Celle'nin sevdiği yerlerde daima olması lazım.
Mescitler, dergâhlar, camiler... Dünyanın neresinde olursa olsun onlara sığınması lazım.
Allah yardım eder.
Allah muhafaza eder, inşaAllah.
Allah, tüm Müslümanlara yardım etsin, inşaAllah.
Dinimizi muhafaza edelim.
Çoluk çocuğumuzun dini muhafaza olsun, inşaAllah.
2025-01-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
(51:56)
مَاۤ اُرِيۡدُ مِنۡهُمۡ مِّنۡ رِّزۡقٍ وَّمَاۤ اُرِيۡدُ اَنۡ يُّطۡعِمُوۡنِ
(51:57)
Bazı insanlar, hatta çoğu insan, Allah Azze ve Celle'nin bizi neden yarattığını ve yaratılış hikmetini bilmez.
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki "İnsanları ve cinleri ibadet etsinler diye yarattım."
Hikmet budur.
Bunu bilen kafasını yormaz, sıkıntıya düşmez.
Bunu bilmeyen, hiçbir faydası olmayan bir hayat yaşar.
Bazen de canına kıyar, 'Ben bu hayatın hikmetini bilmiyorum, ansızın dünyaya geldim' diye düşünüyor ve sanki geldiği dünyada hiç kimse, hiçbir şey yokmuş gibi dolaşıyor.
Bilmiyor ki Allah Azze ve Celle var.
Allah'a inanması lazım.
Allah'a inanınca bütün hayırlar ona gelecek.
Ama imansız olan, hiçbir şeyden haberi olmayan, inkârcı olarak ortaya çıkıyor ve sonra da hayır bekliyor.
Sana nereden hayır gelecek? İsterse bütün dünya senin olsun, yine o sıkıntıdan kurtulamazsın.
Sıkıntıdan kurtulmak için ibadet edeceksin.
İbadet, Allah Azze ve Celle'ye tazim etmektir.
Peygamber Efendimiz'e tazim edeceksin ki hikmetle yaşayasın.
Hikmetsiz bir hayatta hiçbir şey yoktur.
Çoğu insan da annesine babasına "Niçin beni bu dünyaya getirdin?" der. Estağfurullah!
Anne baba değil ki seni getiren, Allah Azze ve Celle seni yarattı.
Onları vesile kıldı.
Onlara yapacağın tek şey, hürmet etmektir.
Onlara Allah rızası için hizmet edeceksin.
Dünya için yaşayan insanlar annesine, babasına zulüm eder, hakaret eder.
Kabahat kendilerindedir.
Allah Azze ve Celle yaratmasa, annen baban seni nereden getirecek?
Kolay mı insan yaratmak?
Allah Azze ve Celle'den başka yaratıcı yok.
Allah Azze ve Celle istediği vakit yaratıyor, sen dünyaya geliyorsun.
Bundan başkası yoktur.
Allah, "Yok" deyince olmuyor.
Allah "Yok" deyince olmuyor, "Ol" deyince oluyor.
Bunu da bilmek lazım.
Hayattaki hikmet de budur: biz ibadet için yaratıldık.
Allah Azze ve Celle'ye ibadet için.
Dünya meseleleri mühim şeyler değil.
Mühim olan, insanın 'Niçin yaratıldık? Allah Azze ve Celle'ye ibadet için yaratıldık' diye itikat etmesidir ki rahat etsin.
Başka türlü rahatlık yok.
Oraya koşturur, buraya koşturur.
Oraya bir şey yapar, buraya bir şey yapar.
Bakar ki yine bir rahatlık yok, kalbinde bir itminan yok.
İtminan nasıl elde edilir?
اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ
(13:28)
İtminan, Allah Azze ve Celle'yi hatırlamakla, O'nu daima zikretmekle olur.
Allah hepimize, bütün insanlara da hidayet versin.
O güzel yolu takip etsinler; Allah herkese açmış bu yolu.
Sana var, bana yok değil de, herkes, isteyen girsin bu yola, huzura kavuşsun inşaAllah.
2025-01-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Hadis-i Şerif var:
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
Allah Azze ve Celle sizin suretinize, yüzünüze, gözünüze bakıp da ona göre sevabınızı vermez.
Sizin yaptığınız işlere, hayır ve Allah Azze ve Celle'ye olan itaatinize göre bakar Allah Azze ve Celle.
Şimdiki insanlar - gerçi daha önce de öyleydi ama şimdi daha fazla - suretlerine, yani tiplerine ve şekillerine önem veriyor.
İçlerine hiç önem vermiyor.
İçleri daha berbat oluyor.
Dışları kendi kafalarına göre güzel oldu zannediyorlar.
Nefisleri için eziyet çekiyorlar.
Her türlü sıkıntıya giriyorlar.
Ama bunların hiçbiri bir şey değil.
Allah rızası için iki rekat namaz kıl desen, onu bile yapmazlar.
Çeşitli şeyler yapıyorlar.
Yok yemek yemiyor, yok bilmem şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar, koşturuyorlar.
Ameliyat yapıyorlar. Yüzlerini, gözlerini değiştiriyorlar.
Nefisleri için.
Hepsi çürüyecek bir ceset için.
Ne kadar güzelleştirsen, ne kadar uğraşsan da, bir süre sonra yine değişiyor.
Yine tekrar yaptırmak zorunda kalacaklar.
Ondan sonra ikinci, üçüncü, dördüncü derken hayat bitmiş oluyor.
Dışarısı gerçekten güzel mi olmuş, değil mi - onu da Allah bilir.
Kendi kafalarına göre güzel sanıyorlar ama içlerine hiç bakmıyorlar.
Dışınla uğraşıyorsun ama kendi dışını zaten kendin görmüyorsun.
Başkası görüyor.
Allah sana gözünü vermiş, kulağını vermiş, her şeyini vermiş.
Sana bunları etrafını göresin diye vermiş.
Başkası sana baksın diye değil.
Allah Azze ve Celle seni yarattı.
Allah'a şükret.
Allah seni ahsen-ül halikin - en güzel şekilde - sana yakışacak biçimde yarattı.
Gözümüz, burnumuz, her şeyimiz...
Allah Azze ve Celle'nin istediği gibi olmuş.
Onu değiştirmeye gerek yok.
İçine bak sen.
O eziyet yapacağına onun içine, kalbine, ruhuna onun binde birini yapsan en yüksek mertebelere erişirsin.
Dış görünüşe önem vermemek lazım.
Dünya için önem yok.
Bu yapılan şeyler Allah rızası için değil.
Hiç kimse "Allah Azze ve Celle beni sevsin" diye burnumuzu düzeltelim, dudaklarımızı şişirelim demiyor.
Gözümü böyle Allah için börtleyim demiyor.
Yani hepsi dünya için.
Nefis için.
İnsanlar beni sevsin diye.
Ama bu sevgi değil, şehvetle bakmak oluyor işin sonunda.
O daha beter oluyor, Allah muhafaza etsin.
Şeytan her şekilde kandırıyor.
Ahir zaman fitneleri çok daha büyüktür.
Eskiden bu kadar yoktu.
Şimdi herkes bırakmış içini.
Dışına bakıyor.
Kendi edebine, terbiyene, ahlakına bakacağına, millet sana şehvetle baksın diye dış görünüşünle uğraşıp duruyorsun.
Allah muhafaza etsin.
Allah nefsimize uydurmasın.
Allah'ın verdiğine razı olalım inşaAllah.
2025-01-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٞ
(33:21)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
Sizin için en güzel örnek, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'dir.
Sadece Müslümanlara değil, bütün insanlığa, en güzel örneği Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem gösteriyor.
Onu takip eden insan olur.
İnsan gibi davranır.
Elinden geldiği kadar.
Bu sebeple bütün tarikatlar, özellikle de Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in davranışlarını, sözlerini ve eylemlerini uygulamaya çalışıyor.
Tabii ki hiçbir insan Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem gibi yüzde yüz olamaz.
O'nun yaptığı şeyler sünnettir.
Tarikat olarak bizim vazifemiz sünneti terk etmemektir.
İnsanlık açısından da O, insanların en yücesidir.
Allah Azze ve Celle'nin insanlara örnek olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'dir.
O'dur yani.
O'nu takip eden yerde zulüm olmaz, kötülük olmaz.
İyilikten başka bir şey olmaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in yolu budur.
Bazıları Müslümanlara saldırıp 'bu caiz değil, şu yapılmaz' diye hüküm vermeye kalkışıyor.
Allah'a şükür, bizim tarikatımız Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in her söylediğini gösteriyor.
O'nun yolundan gidiyor.
Tarikat şeriat dışı değildir.
Tarikat şeriatın kalbidir, özüdür.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in yolu, insanlığa nurdur, hidayettir, iyiliktir.
O'nu takip eden saadete erişir.
Dünyada da güzel yaşar, ahirette daha da güzel olur, Allah'ın izniyle.
Allah hepimizi O'nun yolunda muvaffak eylesin.
Allah, O yolda gitmemizi nasip etsin, yardım etsin inşaAllah.
Nefsimize uymaktan korusun inşaAllah.
O güzelliğe erişelim inşaAllah.