السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-05-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسٗا (78:10) وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا (78:9) Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Geceyi sizin istirahat etmeniz için yarattık. Uykuyu da vücudunuz dinlensin diye size lütfettik." Allah Azze ve Celle her şeyi güzel yaratmıştır. İnsanların veya diğer mahlukatların neye ihtiyacı varsa, onu vermiştir. Dünyada insanlar ve hayvanlar yaşar. Bunlardan bazıları geceleyin yatarken, bazıları yatmaz, gece dolaşır. "Gece hayatı" diyorlar. İki türlü gece hayatı vardır. Bir gece hayatı vardır ki, kişi yatıp istirahat ettikten sonra kalkıp Allah Azze ve Celle'nin rızası için teheccüd namazı ve diğer nafile namazları kılar, sabah namazını eda eder. Ondan sonra dilerse yine istirahat eder. Bu, makbul olan gece hayatıdır. Ahmed Bedevi Hazretleri'nin de belirttiği gibi, bu şekilde kılınan her bir rekat, gündüz kılınan bin rekattan daha efdaldir. Bu, müminler için büyük bir fırsattır. Sabah namazından 5-10 dakika önce bile kalkılsa, yine o teheccüd yerine geçer. İster 10 dakika, ister bir saat, isterse iki saat önce kalkabilsin. Çoğu insan tabii kalkamıyor. Neden kalkamıyor? Çünkü vaktinde yatmıyor. Gelip soruyorlar: "Neden teheccüde kalkamıyoruz?" Çünkü vaktinde yatmıyorsunuz. Vaktinde yatsanız kalkarsınız. Bu o kadar zor bir şey değil. Söylediğimiz şaşılacak bir şey değil. Saat 12'de, 1'de yatarsanız elbette 3'te kalkmak zor olur. Halbuki insan en geç saat 11 civarında yatsa, yine rahat kalkar. Gecede kılınan namaz, belirttiğimiz gibi, gündüz kılınandan çok daha faziletlidir. Allah Azze ve Celle katında çok daha makbul bir ibadettir. Bahsettiğimiz ikinci tür gece hayatına gelince; Allah muhafaza etsin, Allah ona müptela olanları da kurtarsın. O kişi yatmaz. Onlar hiç yatmazlar. Ezan okunana kadar veya sabahın ilk ışıklarına dek türlü taşkınlıklar yapar, içer, eğlenirler. Ardından, ezan okunacağı sırada yatarlar. İşte bu, Allah muhafaza etsin, iyi olmayan bir gece hayatıdır. İnsanın hem vücuduna hem de ruhuna, ruhaniyetine zarar veren bir hayattır. Çünkü uykunun faydalı olduğu zamanlar olduğu gibi, faydalı olmadığı zamanlar da vardır. Böylece, uykunun faydalı olduğu saatlerde uyumayıp, en kıymetli vakitlerini kötü bir şekilde geçirirler. Bu durum hem vücutları için iyi olmaz hem de ruhaniyetleri için daha beter sonuçlara sebep olur. Sevap kazanacakları yerde, o ölçüde günah kazanmış olurlar. Allah muhafaza etsin. İnsanın vücuduna dikkat etmesi gerekir. Allah Azze ve Celle, insana ne kadar yapabileceğine dair bir ölçü ve imkan vermiştir. Allah Azze ve Celle, insanoğlunun ne yapacağını, ne edeceğini bilerek, vücudunu da ona göre yaratmıştır. "Yapamam" diyenler, iş şeytanın yolunda olmaya gelince o tür işleri yaparlar. Allah yolunda olmaya gelince ise şeytan onları men eder. Bu yüzden gece ibadet için kalkmak veya sabah namazına kalkmak onlara zor gelir. Hatta biraz değil, insanlar için çok zor olur. Allah muhafaza etsin. Allah yapamayanlara da nasip etsin. Vakitleri boşuna geçmesin. Hem vücutları için sıhhatli, hem de ruhaniyetleri için makbul olsun inşaAllah.

2025-05-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Tarikat, Allah'a şükür, ahiret içindir. Ahireti mamur etmek içindir. Dünyadan uzak durmak, dünyayı kalbinize koymamak içindir. Kalpten çıkarmak içindir, kalbe koymak için değil. Bu nasihatlar, müminlerin amellerinin dünyadan ziyade yalnız ahiret için olması gayesiyledir. Ahireti mamur olanın dünyası da rahat geçer. Geçmese de mühim değil. Mühim olan, ahiretinin mamur olmasıdır. Tarikatta pek çok nasihat vardır; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Ed-dînu nasîha" (Din nasihattir) buyurmuştur. Nasihat nedir? İyi şeyleri göstermektir. Onları yapan yapar, yapmayan kendi bilir. Bu nasihatlardan biri de uzak durulması gereken işte bu politika, yani siyasettir. Bizim bu gibi şeylerle işimiz olmaz. Politika, siyaset... Bunların siyaset ve politika adamları vardır. Onlar bu işi, bu ilmi bilirler; bu, ayrı bir ilimdir. Bize, tarikat ehline gerekmez. Tarikat ehli, Allah ne takdir ettiyse onun olacağını bilir. Bu sebeple dünya işlerine fazla girilmez, zira siyaset de bir dünya işidir. Allah bu işler için özel insanlar yaratmıştır, onlar yapar. Fakat şimdiki zamanda insanlar, her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini, en iyi kendilerinin yaptığını sanarak, dağdaki çoban bile siyaset ve politika yapmaya yeltenir olmuş. Bizim için ise bunu yapanınki boş bir iştir. Dediğimiz gibi, yapacak olan özel insanlar var. Allah herkesi farklı kabiliyetlerle, ona göre yaratmıştır. Bunu bilmek lazım. Mürid için en tehlikeli şey, siyasete girdi mi veya bulaştı mı, pek çok insanın yaptığı gibi ahireti, Allah Azze ve Celle'yi ve O'nun emirlerini unutmasıdır. Siyaset dediğimiz, politika dediğimiz şeyle meşgul olur. Aklı fikri, kalbi hep onda olur. Bu yüzden ondan uzak durulur. Pek çok meşayih, müridlerine bu tür şeylerle uğraşmayı yasaklamıştır. Çünkü bu siyaset sevdası insanın kalbine girince, başkanlık sevdası, riyaset tutkusu -ki buna 'hubb-u riyâse' denir- kalpten en son çıkan nefsanî hastalıktır derler. Ta son nefesine kadar insan bu hastalıkla uğraşır. İnsanlar bunu hastalık değil, büyük bir iş, yapılması gereken mühim bir vazife zanneder. Halbuki yapacağın iş belli, olacak şey belli. Tarikat ehlinin bilmesi gerekir ki, Allah Azze ve Celle ne dilerse o olur, başka bir şey olmaz. Bu yüzden kalkıp "ben şunu yapacağım, bunu yapacağım" demeye gerek yoktur. Sen işine bak, gücüne bak, ibadetine bak, ahiretine bak. Dünyana, çoluk çocuğuna bak; sana yeterse onları ıslah etmeye çalış. Allah yardım etsin. İnsanlara Allah akıl fikir versin ki herkes kendi bildiğini yapsın, bilmediğine karışmasın inşaAllah.

2025-05-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَٰوَيۡلَتَىٰ لَيۡتَنِي لَمۡ أَتَّخِذۡ فُلَانًا خَلِيلٗا (25:28) لَّقَدۡ أَضَلَّنِي عَنِ ٱلذِّكۡرِ (25:29) Cehennemden bahsederiz; insanlar nefislerine, 'istediğini yapsın' diye hürriyet vermiştir. O hürriyetle beraber de, kendi iradelerini kullanmayıp başkalarının iradesini kullanıp onlara tabi olurlar. O gittikleri yolun sonunda da cehenneme varmalarına sebep olur. Kur'an-ı Azimüşşan'da bu hallerini anlatıyor. İnsan orada ah çekiyor kendi kendine: "Keşke şuna tabi olmasaydım." "Keşke bunun yolundan gitmeseydim." "Ben doğru yoldayken beni yoldan çıkarttı." "Beni güzel yoldayken yoldan çıkarttı." "Vay halime!" diyor. Bu hal, bundan daha kötü bir hal olamaz. "O yolda gittim diye yolumun düzgün olduğunu sandım, ama o beni yoldan çıkarttı." Şimdiki hal böyledir; insanlar doğru yolda gideni, Allah yolunda gideni kabul etmiyorlar. Kendi kafalarına göre başka şeyler söylüyorlar; yok şuydu, yok buydu. Küçükleri fazla değil de, o biraz aklı başına gelip baliğ olunca, Şeytan daha fazla musallat olur. Şeytandan beter de Şeytan'ın adamları, arkadaşlarıdır; 'şuydu buydu' derler. "Yok, sen bunu dinleme, şöyle yapma." Tamam, dinlemezsen onun karşılığında ne alacaksın? Hiçbir şey. Onları dinlemezsen, o vakit her şey senin olur. Kimsenin fikriyle, "O yaptı." diye, "Ben de yaparım, iyi olur." diye düşünmek, bu düşünce adamı helak eder. Sonunda, telafisi olmayan bir yere gitmiş olur ki Allah muhafaza etsin. Dünyadayken insan hepsini telafi edebilir. Her kötülüğü için Allah'tan af diler, Allah Azze ve Celle'den af diler, mağfiret diler. Yoluna devam eder; o yol kendisini cennete götürür. Yok, onu beğenmezse, "Bunlar kafaları eski kafa, yeni kafa." derken, bir bakar ki kendi aklı gitmiş. Onun için dikkat etmek lazım. Bu yol, gittiğin yol, sana gösterilen yol doğru mudur, değil midir? Ona iyi bakmak lazım. İyi baksın. Çoluk çocuk, en çok onlar, "Yok inanıyorum, yok inanmıyorum." derken yoldan çıkıp yanlış yollara sapabilirler. Akıl baliğ olduktan sonra mesuliyet var. Şimdiki gibi değil; 18 yaşında mesuliyet diye bir şey yok. Aklın baliğ olduğu vakit, o vakit senin mesuliyetin var. O mesuliyet, "Küçüksün, büyüksün" demekle kalkmaz. Küçük büyük değil de, bir "akıl baliğ" olma durumu var; ondan öncekiler çocuk sayılır. Çocuğun hesabı başka. Onun hesabını Allah Azze ve Celle bilir. Hesap, esas hesap, akıl baliğ olduktan sonradır. 13, 14, 15, ne zaman olursa, o zaman başlar; hesap odur. Şimdiki gibi işte, "17 buçuk yaşında adam vurdu, o çocuktur, bir şey yapılmaz" denilemez. Yok, öyle bir şey yok. Allah'ın indinde, tabii çocuksa, yanlış bir şey yapsa yine cezası var ama esas olan, akıl baliğ olduktan sonraki hesabıdır. Büyük bir insanla aynıdır; yani hiç değişiklik, bir şey yoktur. Onun için, "Ben çocuğum, ben küçüğüm." demek yok. Sen akıl baliğ olduktan sonra, sana adam muamelesi yapılır. Kadınsa, kızsa, o vakit ona da kadın muamelesi yapılır. Onun da cezası, yaptırım kuvveti var. Onun için dikkat etmek lazım. Aklını kullansın insan. Aklı boşuna vermemiş Allah Azze ve Celle. Aklını kullanan, dünyada da kurtulur, ahirette de kurtulur. Allah aklımızı kullanmayı hepimize nasip etsin. Aklımızdan mahrum etmesin

2025-05-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

رِجَالٞ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَٰرَةٞ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ (24:37) Allah Azze ve Celle bu dünyada bize yol göstermiş ve O'na giden yolu emretmiştir. O yoldan ayrılıp da başımızın oyun ve eğlenceyle karışmamasını buyuruyor. İbadetten ve Allah Azze ve Celle'nin emrinden başka emirlere uymayanlara 'rical' der. Bu 'rical' diye anılanlar, insanların en üstünleridir. Onlar nefslerine hâkim olan kimselerdir. Ne ticaret, ne oyun eğlence, hiçbir şey onları Allah Azze ve Celle'nin zikrinden ve yolundan alıkoymaz. Onlar, Allah yolunda sabitkademdirler. Kim ne yaparsa yapsın, ne kadar dünya malı, mülkü, oyunu veya eğlencesi karşılarına çıkarsa çıksın, kalpleri bunlara meyl etmez. Allah yolunda sebat gösterenler, Allah katında işte o 'rical' yani gerçek, kuvvetli ve erdemli insanlardır. Bu insanlar nefsine uymayan, nefsine hâkim olmuş kişilerdir. Bütün dünya yoldan çıkmış olsa bile, onlar buna aldırmaz. Hiç onlara (yoldan çıkanlara) bakmaz, kendi yolunda, Allah yolunda yürümeye devam eder. Onlar, Allah'ın sevgili kullarıdır. Onlar, Allah'ın evliyalarıdır. Evliya demek, herkesin sandığı gibi sadece keramet gösteren kişi demek değildir. Evliyalık illa kerametle olmaz. Allah yolunda sabitkadem olmak, en büyük keramettir. Allah yolunda sebat edip yolunu şaşırmayan insan, Allah'ın sevdiği kuldur, Allah'ın evliyasıdır. Evliya, Allah'ın sevgili kuludur. O sevgili kullardan olmak istersen, sen de dünya bakma, ona buna bakma. Allah Azze ve Celle'nin yolunu takip et. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yolunu izle ki Allah Azze ve Celle'ye ulaşabilesin. Dünyada ne varsa hepsi geçicidir. Dünyada hiçbir şey ilelebet değildir; ebediyet ancak ahirettedir. Bu dünya bile kalıcı değildir. Hal böyleyken, dünyada neyin ebedi olmasını bekleyebilirsin ki? Allah muhafaza eylesin. Doğru yoldan şaşırmasın. Doğru yolu bilelim inşaAllah. Allah hepimize hidayet versin, kendi yolundan ayırmasın inşaAllah.

2025-05-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da Cehennem ehlinin halini tasvir ediyor. Dünyada kötü insanların peşinden gidenler, ahirette, en sonunda cehennemde buluşurlar. Gidecekleri yer orasıdır. Kötü insanlar, Allah Azze ve Celle'ye karşı gelenlerin sonu muhakkak cehennemdir. Cehennemde olunca, o vakit, Allah Azze ve Celle'ye karşı olanlara, Allah'a düşman olanlara tâbi olanlar da onlarla beraber cehennemde olurlar. Orada bunları görürler. Tâbi olanlar derler ki: "Bunlar bizi yoldan çıkardı." "Bunlar bize yanlış yol gösterdi." "Bize bu kadar kötülük yaptıkları için onlara iki misli ceza olsun!" derler. "Bunlar bize kötülüğü, yanlış yolu gösterdi, eğriyi doğru diye gösterdi." "Biz onlara tâbi olduk, en sonunda son durağımız cehennem oldu" derler. Cehennem kolay değildir. Pişmanlık da fayda etmez. "Ceza olarak onlara iki misli verilsin, çünkü bunlar bizi yoldan çıkardı" derler. هَـٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا (7:38) "Bizi dalalete sürükleyen bunlardır." "Bunların cezası iki kat olsun" derler. Onlar da yani saptıranlar da cevap verir: "Siz kendi iradenizle bize tâbi oldunuz. Bize ne?" Dünyadayken böyle adamların peşinden koştunuz; onlar size yol gösterip, 'Biz erbabıyız, biz şuyuz, biz buyuz, biz ilericiyiz, biz her şeyi biliriz' dediler, siz de aldandınız." Onlar size "Allah yolundan gitmeyin; öyle bir şey yok" dediler. Siz de "kafamız nasıl olsa çalışıyor" diye düşündünüz, onlar da sizi böyle kandırdı ve en sonunda son durak cehennem oldu. O vakit işte birbirlerine kızarlar, birbirlerine söverler; ama sövseler de sövmeseler de fark etmez. Dünyadayken bil ki Allah Azze ve Celle'nin yolundan gideceksin. Allah'ın gösterdiği yolda gideceksin. Anan baban bile sana "Bu Allah'ın yolundan gitme" dese, onlara iyilikle muamele et, kötü söz söyleme ama sen Allah yolundan ayrılma. Kim olursa olsun, ne olursa olsun, Allah yolundan ayrılma. Allah Azze ve Celle her şeyin sahibidir. O'nunla olan kurtulur. O'nunla olmayan, O'na düşman olan perişan olur. Son pişmanlık fayda etmez işte. Onun için dikkat etmek lazımdır. Sürüyle giderken tehlikelidir. Sürü seni kötü yere sürükleyebilir. Onun için dikkat edin. Her şeye, her insana kanmayın. Hele şu ahir zamanda yalancı, dolandırıcı insanlar çoktur. Sana siyahı beyaz, beyazı siyah gösterirler. İyiyi kötü, kötüyü iyi gösterirler. Onun için hak, Allah Azze ve Celle ile beraber olanlardadır. O'nun dışında, O'na karşı olan yolların hiçbiri fayda etmez, hiçbir işe yaramaz. Allah, ümmeti de insanları da muhafaza etsin, doğru yoldan ayırmasın inşallah.

2025-05-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

ذِ الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ (40:71) Allah Azze ve Celle, "Boyunlarında demirden zincirlerle ateşe sürüklenirler" diye buyuruyor. Peki, kimdir onlar? Cehenneme gidenler. Onların boyunlarında yularlar, demirden zincirler olacak. İşte bu zincirler, onların günahlarıdır. Günahlar insanın boynuna dolanır. Boynunu tutar, her tarafını sarar. Ufak tefek günahlarına tövbe etmezse, Allah muhafaza etsin, en sonunda o günahlar koca bir zincir olup kıyamet günü hakiki olarak zahir olur, belli olur. Kıyamet günü bir bakarsın, bazı insanlar, hani hayvanları, köpekleri nasıl tasmayla bağlarlar, işte o şekilde bağlanmışlardır. Ama bu defa demir zincirlerle. Peki niçin? Ondan kurtulmak da hayattayken kolaydır. Tövbe istiğfar edersen, o ufak tefek, boynuna dolanan şeyleri Allah kaldırır. Allah'a yalvarıp tövbe istiğfar ederek zincir olarak boynuna dolanan günahlar kalkacak. Yani bu senin elindedir. O tasmalardan, günah zincirlerinden kurtulmak senin elindedir. Allah Azze ve Celle affı sever, af dileyeni affeder. Onun için, "Ufak tefek bir şey, bir şey olmaz" demeyin. Zaten bütün günahlarımız için tövbe istiğfar edersek, o günün günahlarını Allah Azze ve Celle affıyla temizler. Yok, günahta ısrar edip de kendi kafana göre "Ben günahı, haramı tanımam, etmem" dersen, o vakit Allah muhafaza etsin, ahirette bunun sıkıntısını ebediyen çekersin. Kolay değildir. Dünyada ufacık bir sıkıntı için millet ne yapacağını şaşırıyor. Peki, niçin? Çünkü Allah Azze ve Celle'yi unutmuşlardır. O sıkıntıyı gidersin diye başka yollara saparak, boyunlarına daha beter tasmalar takıyorlar. Dünyadaki tasmalar da vardır. Onlardan kurtulmak bazıları için zor oluyor. Mesela bir alışkanlık edinirsin. O alışkanlık senin vücuduna da zarar verir. Maddi olarak da, aile hayatına da zarar verir. Onu bırakmak zor olur. Onun için o tasmayı boynuna geçirmeden önce, o günaha götüren şeylerden uzak durmak lazımdır. "Bir defa deneyeyim, bir şey olmaz; bir defa daha, bir defa daha" derken, tasma iyice boynuna dolanmış olur. Ondan sonra kurtulamazsın. Her türlü günah, devamlı yapıldığında alışkanlık haline gelir. Öyle bazı alışkanlıklar vardır ki, vücut için de zararlıdır ve onlardan kurtulamayan çok insan vardır. Hafifi vardır, ağırı vardır; ama iyisi yoktur tabii. Tasma tasmadır. Onun için günahtan elinden geldiği kadar uzak durmak lazımdır. Günah iyi bir şey değildir, kötü bir şeydir. Onun için Allah Azze ve Celle affeder ama kendimize de eziyet olmasın diye o günah tasmalarını boynumuza takmayalım inşallah. Allah muhafaza eylesin.

2025-05-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ (49:13) Allah Azze ve Celle, insanları değişik değişik çeşitlerde yarattı. Bazıları siyah, bazıları beyaz, bazıları sarı, kırmızı. Huyları da değişiktir. Allah Azze ve Celle, hikmetiyle, istediğini yapar. Hikmetini kendi bilir. İnsanlar kendi aralarında, 'En iyisi kim?' diye kıyas yapar. Önemli olan, Allah indinde kimin en iyi olduğudur. İnsanların kendi aralarında iyi olarak istedikleri şey, insana en çok menfaat sağlayandır. Allah indinde de takvadır. Takva demek; kötülükten sakınmak, iyilik yapmak, iyi bir insan olmaktır. O, Allah indinde en iyi insan odur. Allah indinde en iyi olan insan, insanların arasında da iyi olur. Allah indinde kötü olan ise, insanların yanında istediği kadar adamları da olsa, sevenleri de olsa, hiçbir faydası olmaz. Çünkü o sevgi, menfaat sevgisidir. Allah rızası için olan sevgi başkadır, menfaat için olan sevgi başkadır. Menfaat için olan sevgi ise, sonunda menfaat kalkınca ne sevgi kalır, ne hürmet kalır, ne vefa kalır; hiçbir şey kalmaz. Allah yolunda olan, Allah'ın sevdiği insanda o iyilikler muhakkak olur. Kötülük çıkmaz ondan. Kötü olan; Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmayan, nefsi için çalışan, kendini tatmin etmek için her şeyi yapan insandır. O, yaramaz bir insandır. Öyleyse, burada terazi Allah Azze ve Celle'nin korkusudur. Allah'tan sakınmaktır. O sakınan insan, hiçbir kötülük yapmaz. Sakınmayan insan, her türlü kötülüğü yapabilir. Onun için Allah muhafaza etsin. Allah indinde sevilen insan olmak değerlidir. Sadece başkalarının yanında menfaat için sevilen türden insan ise yaramazdır. Böyle biri bir dakikada seni bırakır, yüzüstü bırakır ya da sana zarar verir. Menfaat olunca, böyle yapabilir. Allah yolunda olan insan, hiçbir zaman kötülük istemez, kötülük yapmaz. Çünkü imanı var. Allah seninle beraberdir. Allah beni görüyor. Ne yaptığımı biliyor. Bu imandır işte. İman olmayınca, Allah muhafaza etsin, Allah onların şerlerinden korusun inşaAllah. Dünya öyle insanlarla dolmuş. Dünya menfaati her tarafı kaplamış. Allah ıslah eylesin. Allah muhafaza etsin.

2025-05-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Hastalık gelmeden önce tedavi olmalı, hastalık geldiğinde de tedavisi vardır. Fakat en mühim şey, insanın yediğine içtiğine ve nasıl yaşadığına dikkat etmesidir ki tedavi mümkün olsun. Tedavinin iki yolu vardır. Bu yollardan birini artık sanırım nadir kişi uyguluyor. El hicame ve'l key. Hacamat yapmak ve dağlama yapmak. Yani demiri kızdırıp vücudun belli bölgelerine uygulamak, ama bunu yapacak kişinin işin erbabı olması gerekir. Hacamat işini herkes yapabilir, zaten yapıyor da. Onunla ilgili bir sorun yok. Diğer yöntem maalesef artık pek görülmuyor. Özellikle ameliyatlık hastalar ve durumu ümitsiz hastalar için o da çok faydalı bir yöntemdi. Ama şimdi biliyorum deyip ortaya çıkan çok olabilir. Herkesi yakıp zarar verebilirler. Bu nedenle şimdi pek gerekmiyor. mühim olan hacamattır. Hem sünnettir, hem de şifadır. Vakti de şu andır. Nar ağacı çiçek açtığında hacamat vakti girmiş olur. En faydalı zaman bu zamandır. Başka zamanlarda da elbette hacamat yapılabilir, ihtiyaç olduğunda. Ama asıl faydalı olan zaman bu dönemdir. Nar çiçeğinin açtığı dönemdir. Allah'ın izniyle büyük bir faydası vardır. En büyük faydası da tansiyon konusunda görülür. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem o zamanlar bile söylemiş. İnsanlar o zamanlar bunu bilmezlerdi. "Kanın hücum etmesi" diyor. Kanın hücum etmesi aslında tansiyon demektir. Buna çok faydalıdır. Başka birçok rahatsızlığa da faydalıdır. Ama şimdi bu işi ticarete dönüştürmüş kişiler var. Para kazanmak için neredeyse her gün bile hacamat yaptırmak isteyen, yaptırmak isteyen veya insanlara tavsiye eden bazı kişiler var. O kanın alınması kolay bir şey değildir. Bu nedenle bunun vakti var, zamanı var. Her gün, her ay yapılmaz. Senede bir defa yaptırmak aslında yeterlidir. Ama ihtiyaç olduğunda iki defa da olabilir. İlkbaharda bir kez yaparsın, ikinci kez yapacaksan sonbaharda yaparsın. Şimdi bazıları diyor ki, "Git bir de pompayla yaptır." O pompayla olmaz. Pompa normal kanı çekiyor. Isıtmayla, bardakla alındığında kirli kanı almış olursun. Bu nedenle buna da dikkat etmek gerekir. Günlerine de dikkat etmek gerekir. En mühim şey de hijyen, temizliktir. Bu çok mühimdir. Kan, Allah muhafaza etsin, şifa yerine hastalık getirebilir. İşin ehli olmayan, bilmeyen kişiler yaptığında böyle olur. Şimdi de kolayını bulmuşlar. Pompayı vuruyor, kanı alıyor, çekiyor, kanı boşaltıyor. Dediğimiz gibi normal kanı almış oluyor. Bir faydası olmuyor. bilakis vücudu zayıflatabilir bile. Allah, Allah'ın hikmeti her şeye bir usul vermiş, gününü vermiş, saatini vermiş. Ne zaman yapacağını, nasıl yapacağını bilen insanlarla yaptırmak gerekir. Allah şifa versin. Allah hem kabul etsin, sünnet olarak da yapmış olursunuz. İhtiyacı olan insanlar hem şifa bulur. Bu yüzden bu mühimdir. Vakti de işte şimdi güzel bir zamandır. Arabi ayın 15'inden sonra yapılması daha faydalıdır. Ama yine de ihtiyaç olduğunda ayın başlarında da yapılabilir. Gün olarak da işte Çarşamba ve Cumartesi hariç her gün yapılabilir. Allah razı olsun. İnşallah şifa olsun.

2025-05-13 - Lefke

وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الۡبَيۡتِ مَنِ اسۡتَطَاعَ اِلَيۡهِ سَبِيۡلًا (3:97) Hac ibadetleri başlamıştır. Allah, nasip ettiğine bu ibadeti lütfediyor. Hacca gitmek her zaman zordu. Bu senelerde de yine zor. Yani oraya gitmek, oraya girebilmek, oraya yetişmek; eskiden çeşitli vasıtalarla, develerle, yayan gidilirdi. O da zordu. Şimdi her şey daha kolay olduğu halde, bu defa da içeriye girmek zorlaştı. Allah'ın hikmetidir. Herkes hacca gidemese bile; gücü yeten, yapabilen niyet etsin ki, hiç olmazsa o mesuliyet, farz mesuliyeti üzerinden düşsün. Gidenler, oranın adabını, haccın adabını, sünnetlerini, müstehaplarını, vaciplerini, farzlarını yerine getirebildikleri kadar yapsınlar. Çünkü o da başka bir problem haline gelmiş. Hacca gidiliyor ama insanlar zaten sünnetten bir şey yapamıyorlar. Vacibi de ya yapılıyor ya yapılmıyor. Onun için, hacca imkân olduğu vakit insanın ona dikkat etmesi lazım. Yapabildiği kadar, yani vacip olan şeyi yapması lazım. Yapamadığı vakit, kendi kusurundan olursa onun da cezası var. Yok, eğer başkasının imkân vermemesi sebebiyle yapamamışsa, o zaman Allah'tan af dilemesi, tövbe istiğfar edip "Ben bunu yapmak istedim ama yaptırmadılar" demesi lazım ki, inşaallah mesuliyet onda kalmasın. Ondan sonra hacda ne yapılırsa; tavaf yapılır. En mühim şey, hac bittikten sonra boş durmamaktır. Kâbe'de, namaz vakitlerinde, bütün namazları Kâbe'de kılması lazım. Ki o namaz Mescid-i Haram'dadır; Mescid-i Haram denince Kâbe ve etrafındaki o saha, yani camisi kastedilir. Şimdi oradakiler bunu abartıp, yine onu bile farklı yorumluyorlar. Mescid-i Haram'ın Mekke'nin tamamı olduğunu söylüyorlar. Öyle değildir. Mekke başkadır, Mescid-i Haram başkadır. Mekke'de bir hayli camiler, mescitler var. Ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle Kâbe için "Mescid-i Hâzâ (bu Benim mescidimdir)" demiştir. "Beled-i Hâzâ (bu belde)" demiyor, "Mescid" diyor; yani bu ev, şehir değil, Mescid kastediliyor. Onun için o Mescid'de kılınan namaz, yüz bin namaza bedeldir. Yüz bin; günde beş vakit kılsan, beş yüz bin namaz kılmış olursun. On gün kılsan, beş milyon namaz kılmış olursun. Beş milyon namazı sen hayatın boyunca kılamazsın. Onun için oraya, ona dikkat etmek lazım. Onu kaçırmamak lazım. Çünkü her zaman fırsat olmuyor. Oraya gitmek, gelmek zordur. Kolay bir şey değil. Onun için ona dikkat etmek lazım. İkincisi de Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Mescidi'dir. Orada bütün namazları kılmak daha kolaydır. Vakit namazlarında bulunmak, namaz kılmak orada kolaydır. Her yer çok geniş, büyük yapılmış. Orada kılınabilir. O da bin namaza bedeldir. Yani günde beş bin namaz kılmış gibi oluyorsun. On günde elli bin namaz kılmış oluyorsun. O da insanın senelerce kılabileceği namazın sevabı kadardır. On günde yapacağı ibadet - gerçi orada on gün bırakmıyorlar ama ne kadar yapabilirse; nafileler de, sadakası da, hepsi diğer yerlere göre bin defa daha faziletlidir. Hem faziletlidir hem de sevabı bin defa daha fazladır. İşte orada dünya kelamından ziyade tesbihatla, Kur'an okuyarak meşgul olmalı; yardım edilecek veya sorulacak şeyler varsa, orada ilim de kazanmış olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda oturmanın her dakikası; o rahmet ve bereket içerisinde yıkanmak gibidir. O mübarek yerde, Allah Azze ve Celle'nin en sevdiği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda oturmak, kesintisiz rahmete vesiledir. Allah herkese nasip etsin. Gidemeyenlere de inşaAllah Allah yardım etsin ki gitsinler. Kapı açılsın, inşaAllah girebilsinler.

2025-05-12 - Lefke

إِنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةٞۚ (64:15) فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ مَا ٱسۡتَطَعۡتُمۡ (65:16) Allah Azze ve Celle buyuruyor: Mallarınız, aileniz, çoluk çocuğunuz, dünya size bir imtihandır. Yani onları Allah yolunda sabit kadem kılması için, Allah yolunda olmaları için Allah'a yalvaracaksınız. Onları hayra vesile olsunlar diye yetiştireceksiniz. Hayırlı evlat, insan için en kıymetli hazinedir. Hayırlı evlat olmadıktan sonra, isterse bütün dünya onun olsun, sonunda, en sonunda arkasından ne bir Fatiha okur ne de bir hayır hasenat yapar. Bütün biriktirdiğin şeyleri kötü yollarda harcar gider. Sana da sadece bunun günahı vebali kalır. Onun için hayırlı evlat yetiştirmek, bir Müslümanın en iyi yapacağı iştir. Nasıl yetiştireceksin? Hayırlı evladı helal parayla; iyi dinini, imanını, Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in sevgisini onlara aşılayarak yetiştireceksin. Baştan, çocukken, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor: "Çocuğa ilk öğreteceğiniz şey, konuşmaya başlayınca 'Allah' demeyi öğretin." "Allah, Allah" diye ilk ağzından çıkan sözü o olsun ki, hayatının sonunda da o sözle Allah'ın huzuruna kavuşsun. Allah'ın sevgili kullarından olsun. Allah'ın sevgili kullarından oldu mu, sen kazanmışsın demektir. Hem dünyada sana hayrı dokunur, hem de ahirette kendisi için hayırlı olur. Çünkü insanlar çocuğunu terbiye ederken ne yapacaklarını bilmiyorlar. Zannediyorlar ki çocuğu terbiye etmek, ona istediği her şeyi vermek, iyi okullarda okutmak, kısacası dünya metaından ne varsa önüne sermektir ki iyi evlat olsun. Öyle iyi evlat olmaz. Onlardan bu şekilde olan nadirdir. Nadir olan da iyi değildir. Çünkü nefis, ne versen doymaz, daha fazlasını ister. Onun için çocuğu terbiye ederken, dediğimiz gibi, her şeyi vermek de iyi değildir. Lazım olanı vereceksin. Tasarrufu öğreteceksin. Cömertliği öğreteceksin. Hangisinin cömertlik, hangisinin tasarruf olduğunu da bilmesi lazımdır. İslam'ın gösterdiği, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öğrettiği çok şey vardır. Sert de olmayacaksın, büsbütün yumuşak da olmayacaksın. Bir sınırı vardır. "Buradan buraya sana müsaade, buradan ötesi ise senin iyiliğin için dur; daha sonra alırsın" diyeceksin. Yani çocuğa, bugün istediği bir şeyi hemen değil, "Bir hafta sonra, bir ay sonra sana bunu vereceğim" diyerek sabretmeyi öğreteceksin. "Sen bu arada güzel bir şeyler yap ki onu hak edesin" diyeceksin. Beleşten aldığı vakit hiçbir şeyin kıymeti olmaz. Yani kıymeti olmaz. Kıymeti olan şey, biraz beklemekle, sabırla, isteyerek elde edilendir. İstemeden verilen şeyin hiçbir kıymeti olmaz. O, ne ona fayda sağlar ne de sana fayda sağlar. Onun için İslam terbiyesi mühimdir. Şimdikiler İslam terbiyesinden çok uzaktır. Ondan sonra da "Niçin bizim çocuklarımız böyle oldu, niçin şöyle oldu?" diye çok şikayet ederler. Bir de bazıları çok katı oluyor. Çok fazla katı oluyorlar. O kadar da bu zamanın insanına olmaz. Bu zamanın insanına katı davranırsan, bir kırıldı mı onu artık bulamazsın. Mesela, Allah iyiliklerini versin, bazıları der ki: "Benim kızım açıldı." "Hafızdı, örtülüydü, çarşaflıydı" filan. Çarşafı ona zorla giydirdiğin için, fırsatını bulunca hemen o da açıldı. Onun için o kadar da katı olmamak gerekir. Orta halli olmalıdır. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ümmeten vasatâ" diye buyuruyor. Orta halli olunca idare eder gider. İyiyi de bilir, kötüyü de bilir. Kıymet de bilir. Onun için Allah muhafaza etsin. Yaşadığımız devir, hakikaten dünyanın en kötü devirlerinden birisidir. Ahir zamandır. Onun için hayırlı evlatları iyi yetiştirip, onların ne için yaratıldıklarını bilmelerini sağlamak lazımdır. Bazı çocuklar da "Niçin bu dünyaya geldim?" gibisinden isyan edip anne babaya kabahat bulur. O senin ne ananın, ne babanın, ne de dünyanın isteğiyle olmadı; bütün dünya istemese bile sen yine gelecektin. Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle o ruhun senin bedenine gelecekti. Ta ezelden takdir edilmiş bir şeydir o. Onun için kimseye kızmasınlar; bu da çoluk çocuğa, gençlere de bir hitaptır ki, anneye babaya kötü davranmasınlar. Onların bir kabahati yoktur. Kimsenin kabahati yoktur. Allah'ın iradesiyle sen dünyaya gelmişsin. Sen onlara teşekkür edeceksin ki Allah da sana istediklerini versin, iyi bir Müslüman olasın, Allah'ın sevgili kullarından olasın. Allah hepimizi muhafaza etsin. Bu, şeytanın en çok musallat olduğu bir devirdir. Her tarafta, şarkta, garpta, dünyanın her tarafında gençler adeta şeytanın oyuncağı olmuşlardır. Allah yardım etsin inşallah. Allah hepsini korusun, muhafaza etsin.