السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Allah Azze ve Celle'nin mübarek kıldığı yerler ve zamanlar vardır.
Ümmeti Muhammeddiye'ye, insanlara vermiştir.
O mübarek yerlerden ve zamanlardan faydalansın, istifade etsin diye güzel şeyler vermiştir.
Hem beden hem ruh için.
Beden için zahmetli olabilir ancak ruha ferahlık ve güzellik verir, bedene de faydalıdır.
Bu ibadetler; namaz, oruç, hac ve umre...
Hac vakti, tabii, senede bir defa oluyor.
Eskiden de herkes hacca gidemezdi.
Zorlukları başkaydı.
Şimdiki zamanın zorluğu daha farklı.
Çeşitli sebeplerden dolayı herkese nasip olmuyor.
Bir hikmet var, Allah'ın hikmetidir, sorgulanamaz.
Eskiden, sırf umre için insanlar gidemezdi. Hacca giderlerdi, hacdan sonra umrelerini yaparlardı.
Haccı ancak bir defa yapabilirlerdi.
Ama şimdi yapabiliyorlar, gidebiliyorlar, umre için daha da kolaylık oldu.
İsteyen gidebiliyor.
Hac için mühim olan, umreden önce haccı yapmak.
İşte sıra bekliyoruz.
"Çıkmadı" diyorlar.
"O zamana kadar biz umre yapalım" diyorlar.
Hac için ayırdığın parayı umreye harcarsan ve sonra sana hac çıktığında gidemezsen, bu doğru olmaz.
Ama kâfi miktarda para hac için ayırmışsan, umreye gitmek olur ve daha sonra hac nasip olursa haccını da yaparsın.
Zaten o niyet mevcuttur.
Her sene Allah'ın izniyle sana o sevap yazılmış oluyor.
Bazı insanlar var, 14 yıldır hac için bekliyorlar. Her sene ümitleniyorlar, "Bu sene gideceğiz" diye.
Niyet yapmış oluyorlar. Olmayınca Allah Azze ve Celle onları boş çevirmiyor.
O sevaba nail olmuş oluyorlar. İkinci sene de aynı şekilde, ta ki onlara hac nasip edilene kadar.
O parayı ziyan etmeden bir kenara koyup, imkânı olursa umreye gitsin ki görsün.
Hem Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i ziyaret etmiş olur, hem Kâbe'yi görmüş olur.
Çünkü insan hayatında hiç görmemiştir; onları görmek, onların faziletinden almak önemlidir.
Kâbe'de her ibadetin 100 bin kat sevabı vardır.
Her rekâtın 100 bin rekât, her namazın 100 bin namaz sevabı vardır.
Onların hepsi faydalı olur o insanlara.
Ama "Şimdi umreye gittim, seneye veya sonra haccım çıktı" deyip gidemezsen, o vakit büyük bir sevabı kaybetmiş oluyorsun.
Allah'a şükür, hacılarımız umreye gidiyor.
Bizim hemşire Rukiye Hanım, Hacı anneniz ve Sultan Anne, Hacı Mehmed, Şeyh Bahauddin Efendi, onlara umre nasip oldu Allah'a şükür.
Allah kısmet edince güzel oluyor. Böyle yerler insan için hakiki fayda sağlıyor.
"Londra'ya gittim, Paris'e gittim, oraya buraya gittim" demenin hiçbir kıymeti yoktur.
Dünya için yaptıktan sonra bunların faydası olmaz. Ahiret için olan o güzel yerler, faydalı olan yerlerdir.
Allah kısmet etsin. Allah kabul etsin.
İnşaAllah onların bereketi, sevabı bize, buralardakilere ve dinleyenlere de yazılsın, inşaAllah.
Allah daha nice defa hacca gitmeyi ve gitmeyenlere de gitmek nasip etsin.
2025-01-25 - Lefke
Allah Azze ve Celle'nin mübarek kıldığı yerler ve zamanlar vardır.
Ümmeti Muhammeddiye'ye, insanlara vermiştir.
O mübarek yerlerden ve zamanlardan faydalansın, istifade etsin diye güzel şeyler vermiştir.
Hem beden hem ruh için.
Beden için zahmetli olabilir ancak ruha ferahlık ve güzellik verir, bedene de faydalıdır.
Bu ibadetler; namaz, oruç, hac ve umre...
Hac vakti, tabii, senede bir defa oluyor.
Eskiden de herkes hacca gidemezdi.
Zorlukları başkaydı.
Şimdiki zamanın zorluğu daha farklı.
Çeşitli sebeplerden dolayı herkese nasip olmuyor.
Bir hikmet var, Allah'ın hikmetidir, sorgulanamaz.
Eskiden, sırf umre için insanlar gidemezdi. Hacca giderlerdi, hacdan sonra umrelerini yaparlardı.
Haccı ancak bir defa yapabilirlerdi.
Ama şimdi yapabiliyorlar, gidebiliyorlar, umre için daha da kolaylık oldu.
İsteyen gidebiliyor.
Hac için mühim olan, umreden önce haccı yapmak.
İşte sıra bekliyoruz.
"Çıkmadı" diyorlar.
"O zamana kadar biz umre yapalım" diyorlar.
Hac için ayırdığın parayı umreye harcarsan ve sonra sana hac çıktığında gidemezsen, bu doğru olmaz.
Ama kâfi miktarda para hac için ayırmışsan, umreye gitmek olur ve daha sonra hac nasip olursa haccını da yaparsın.
Zaten o niyet mevcuttur.
Her sene Allah'ın izniyle sana o sevap yazılmış oluyor.
Bazı insanlar var, 14 yıldır hac için bekliyorlar. Her sene ümitleniyorlar, "Bu sene gideceğiz" diye.
Niyet yapmış oluyorlar. Olmayınca Allah Azze ve Celle onları boş çevirmiyor.
O sevaba nail olmuş oluyorlar. İkinci sene de aynı şekilde, ta ki onlara hac nasip edilene kadar.
O parayı ziyan etmeden bir kenara koyup, imkânı olursa umreye gitsin ki görsün.
Hem Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i ziyaret etmiş olur, hem Kâbe'yi görmüş olur.
Çünkü insan hayatında hiç görmemiştir; onları görmek, onların faziletinden almak önemlidir.
Kâbe'de her ibadetin 100 bin kat sevabı vardır.
Her rekâtın 100 bin rekât, her namazın 100 bin namaz sevabı vardır.
Onların hepsi faydalı olur o insanlara.
Ama "Şimdi umreye gittim, seneye veya sonra haccım çıktı" deyip gidemezsen, o vakit büyük bir sevabı kaybetmiş oluyorsun.
Allah'a şükür, hacılarımız umreye gidiyor.
Bizim hemşire Rukiye Hanım, Hacı anneniz ve Sultan Anne, Hacı Mehmed, Şeyh Bahauddin Efendi, onlara umre nasip oldu Allah'a şükür.
Allah kısmet edince güzel oluyor. Böyle yerler insan için hakiki fayda sağlıyor.
"Londra'ya gittim, Paris'e gittim, oraya buraya gittim" demenin hiçbir kıymeti yoktur.
Dünya için yaptıktan sonra bunların faydası olmaz. Ahiret için olan o güzel yerler, faydalı olan yerlerdir.
Allah kısmet etsin. Allah kabul etsin.
İnşaAllah onların bereketi, sevabı bize, buralardakilere ve dinleyenlere de yazılsın, inşaAllah.
Allah daha nice defa hacca gitmeyi ve gitmeyenlere de gitmek nasip etsin.
https://www.youtube.com/@MawlanaSheikhMehmedAdil.Transl
2025-01-24 - Lefke
Allah'a şükür mübarek Recep ayının içerisindeyiz. Bu mübarek ay sonuna yaklaşıyor.
Haram aylardan birisidir.
Başında da mübarek gecesi var.
Sonunda da mübarek gecesi var.
Bu ayın başında Regaip Kandili var.
Sonunda da İsra ve Miraç Kandili var ki, bunu hiç kimse inkâr edemez.
Kendisine Müslümanım diyen birisi Peygamber Efendimizin İsra ve Miraç gecesini inkâr ederse, imanından olur.
Çünkü Allah Azze ve Celle bunu Kur'an-ı Kerim'in tam ortasına yerleştirmiş ki, farklı yorumlara yer kalmasın diye.
İsra demek gece yolculuğu demektir.
Cebrail Aleyhisselam, Mekke'ye Burak isimli mübarek bineği getirdi.
Bu mübarek hayvanın bir benzeri dünyada yoktur.
O bir adım attı mı bir dakikada bir yerden bir yere gidiyor.
Yolculuk boyunca Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem beş kutsal mekanda durdu.
Her birinde iki rekat namaz kıldı.
Miraç'a çıkmadan önce en son Kudüs-ü Şerif'e vardı.
Peygamberlerle namaz kılıp oradan da Miraç'a çıktı.
Miraç demek yükselme demektir.
Gökyüzüne yükseldi.
Allah Azze ve Celle, insanların yetişeceği en uç noktaya, en yüksek mertebeye Peygamber Efendimizi yükseltti.
Zaten Peygamber Efendimiz yüksekti, ama Allah Azze ve Celle insanlar görsün diye onu bedenen olarak da en yüksek mertebeye çıkardı ve bu şeref Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nasip oldu.
Allah Azze ve Celle, bizim idrak edemeyeceğimiz bir şekilde Peygamber Efendimize hitap buyurdu.
O Miraç'ın tecellisi Peygamber Efendimizden başkasına nasip olmadı.
Neden bunu söylüyoruz ki?
Bazı kimseler, Müslümanların imanını zayıflatmak için İsra ve Miraç hadisesinin sadece bir rüya olduğunu iddia ederler.
Bunu diyen de güya sözde alim, okumuş.
Üniversite bitirmiş.
Doktora yapmış, master yapmış.
Bilmem yüksek tahsil yapmış.
Bunları söyleyen kişiler.
"Bu sadece bir rüyaydı" diyorlar.
Rüya görmek sıradan bir şey, herkes görüyor.
Eğer sadece bir rüya olsaydı, bunun mucizevi yönü nerede kalırdı? Onların bu boş sözlerinin hiçbir değeri yok.
Mühim olan hakikat.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizelerine ve gayba iman etmek, bizim birinci iman şartlarımızdandır.
Gayba iman, görmediğimiz şeye imandır.
İnsanlar görmediler, 'Bu mümkün değil' dediler.
Bu kırk günde gidilen yer nasıl bir gecede gidip gelinir?
Daha gökyüzüne çıkma meselesine gelmeden, dünyadaki mesafeyi bile akılları almıyordu.
Oysa bugün bu mesafe çok kolay aşılıyor.
İşte o gayb artık açıldı şimdi.
Miraç hadisesine inanmak imanımızın şartıdır.
Allah Azze ve Celle, son peygamberi ve en sevgili kulu olan Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i en yakın mertebeye, kendi huzuruna yükseltti.
O makamda zaman ve mekan kavramları yoktur.
Bu hitabın nasıl olduğunu yalnız Allah Azze ve Celle bilir.
Buna iman ediyoruz.
Buna iman etmemekten Allah muhafaza eylesin.
Bunu inkar edenin hem imanı hem dini gider.
Mübarek İsra ve Miraç gecesi bereketli bir gecedir.
İnşallah iki gün sonra idrak ederiz.
Onun bereketi üzerimize olur.
O mübarek gecede yapılan ibadetler bizi Allah Azze ve Celle'ye daha da yakınlaştırır.
Bu mübarek geceler bize Allah Azze ve Celle tarafından Peygamber Efendimiz hürmetine hediye edilmiş gecelerdir.
Güzel gecelerdir.
Bu gece vesilesiyle imanımız daha da kuvvetlenir.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimize öyle şeyler gösterdi ki, zaman ve mekan açısından bunları görmek için insanoğlunun milyonlarca yıla ihtiyacı olurdu.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, iki saatte bütün o yerlere, o güzel şeylere nail olup dönüp insanlara bu müjdeyi verdi.
Müjdeyi kabul eden insanlar imanlı insanlardır.
Müjdeyi kabul etmeyenler kafirdir.
Kafirler bunu duyunca alay edip sevindiler.
Artık bundan sonra kimse bu insana tabi olamaz dediler.
Haşa! Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nübüvvetini kabul etmedikleri için kendisini ya inkar ediyor yahut türlü uygunsuz sözlerle itham ediyorlardı.
Peygamber Efendimiz'in en yakın dostu Hazreti Ebubekir'e anlattıklarında, o 'Gerçekten mi? Bizzat kendi mübarek ağzından mı söyledi?' diye sordu.
O söyledi dediler alay ederek.
"Başkasından değil, bizzat kendisinden duyduk" dediklerinde Hazreti Ebu Bekir "Ben de tasdik ederim" diye karşılık verdi.
Onlar şaşkınlık içinde kaldılar.
Kaçıp gittiler.
Bu durum, Hazreti Ebubekir'in Peygamberimize ne kadar yakın olduğunu gösteriyor.
O kadar ki, Allah'ın 'yaklaş' buyruğu sırasında Hazreti Ebubekir'in sesi duyulmuş.
Allah'ın bir lütfu olarak ve ünsiyeti için, en yakın dostu olduğundan, Allah
onun sesini Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e işittirmiş.
Bu şeyler, Allah'ın bize bahşettiği güzelliklerden, Ümmeti Muhammed'den olmamızın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu gösteriyor.
O mübarek anda bile Peygamber Efendimiz yine ümmetini düşündü.
"Ümmetim" diye bize af diledi Allah Azze ve Celle'den.
Mağfiret diledi Allah Azze ve Celle'den.
Allah'a şükür onun ümmeti olmamıza milyonlarca kere şükrediyoruz.
Allah onun civarında iskan etsin bizi cennetlerinde inşaAllah.
Bu güzel günlerin hürmetine inşaAllah.
2025-01-22 - Lefke
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki;
الصدقة ترد البلاء وتزيد العمر
أو كما قال
Sadaka mühimdir, çok mühimdir.
İnsanoğlunun üç yüz altmış azası vardır.
Vücuttaki azalar - kemikler, parmaklar, ayaklar, boyun ve diğer organlar - üç yüz altmış tanedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, bunların hepsi için sadaka vermek lazımdır.
Sahabe-i Kiram sordu: "Sadaka vermeye imkanımız yoksa nasıl olacak?"
Onun yerine yerdeki pislikleri, çöpleri, yoldaki engelleri, taşları kaldırmak da sadakadır.
Yani sadakanın illa parayla olması gerekmez, her türlü iyilik sadaka yerine geçer.
İnsan her gün sadaka vermeli çünkü her bir aza için Allah'a şükür borcu vardır.
O da bu şekilde olur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sadaka verin" diye buyuruyor.
Hatta yarım hurma bile olsa, bir hurma bile değil.
O vakit fakirlik vardı.
Yarısını kendine ayırıp diğer yarısını sadaka olarak vermen bile seni cehennem ateşinden korur, diye buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).
Bu çok mühimdir.
İnsanlar sadaka vermek istemiyor.
Nefisleri istemiyor.
Sadaka vermeyi zor bir şey zannediyorlar.
Hele parası olan daha da fazla cimrileşiyor.
O da kendi nefsine yapıyor.
Çünkü sadakanın az bir miktarı bile çok büyük belaları, kötülükleri insandan uzak tutar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, hem belayı, kazayı uzak tutar, hem ömrü uzatır.
Yani bu insanoğlu için çok mühim bir şeydir.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) verdiği güzel bir nasihattir.
Sadaka insanoğlu için farz değildir ama mühimdir.
"Ne sadaka vereceğim, işte zekat veriyorum" diyor bazıları.
Zekat veriyor mu, vermiyor mu, o da belli değil.
Sadakayı hiç vermek istemezler.
Ama başka yerlere, lüzumsuz yerlere tonlarca para verirler.
Sadakaya bunun binde birini bile vermezler.
Sadaka çok mühim bir şeydir.
Sadaka kaza ve belanın önüne geçer.
İnsanlar sadaka vermekle muhafaza olur.
Onun faydasını bilseler, insanlar her gün paralarının yarısını sadakaya verirler.
O kadar mühimdir.
Bu, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ümmetine nasihatıdır.
Pintileşmeyin.
Pintilik güzel değildir.
Allah pinti insanı sevmez, cömerdi sever.
Günahkar cömert, cimri abidden Allah indinde daha makbuldür.
Onun için bunu, kendi faydanız için ihmal etmeyin.
"Her hafta veriyorum" diyor.
Hayır, öyle olmaz.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, her günün sadakası başkadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, güneş her çıktığında o günün sadakası başkadır.
"Şimdi kalkıp dilenci, fakir mi bulacağım o sabah?"
Bir kutu koy, o kutunun içine sadakanı koy.
Daha sonra, istediğin yere verirsin sadakayı.
Başka türlü gerekmez yani, kalkıp da telaşlanmaya gerek yok.
O günün sadakası orada makbul olur o kutunun içine koyarsan.
İhtiyaç olduğu vakit bozukları tamamlattırırsın.
Çünkü bazı aklı evveller, sadakayı koyunca onu bir daha ellemez.
Hayır, ihtiyaç olduğunda paranı bozdurur, tamamlattırır, öyle yaparsın.
Öyle verebilirsin yani, bunun bir mahzuru yoktur.
Mühim olan sadakadır, sadaka oradadır.
O sana faydadır.
Nasıl şimdi sigorta yaptırırlar.
Sigortasını mecburen öderler.
Bu da günlük sigortadır.
En iyi sigorta budur, sadakadır.
İnşallah herkesin her gün bu sigortayı yapması lazımdır.
Allah yapanlardan eylesin.
Sadaka, fakirden önce senin faydanadır.
Oraya koyduğun her sadaka senin hayrınadır.
Allah kazadan, beladan muhafaza etsin.
Ahir zamanda yaşıyoruz, insanın başına ne geleceği belli değil.
Ne zaman, başına ne geleceği belli değil.
Onun için sadakanı koy, rahat çık.
Allah rızası için bu sadakayı bugün koydum.
Fakir fukara için, başımızın, gözümüzün, çoluk çocuğun, ailemizin sadakasıdır diye her gün sadaka ver, Allah seni muhafaza eder.
Peygamber Efendimiz'in hürmetine, onun mübarek sözüne inanarak yaptın mı, o gün rahatsın inşaAllah.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
2025-01-21 - Lefke
اِنۡ هٰذَاۤ اِلَّاۤ اَسَاطِيۡرُ الۡاَوَّلِيۡنَ
(8:31)
"Bunlar eski hikayelerdir" diye söylüyorlar.
Kur'an-ı Azimüşşan'da, peygamberler bir şey söylediğinde, onlar "eski hikayelerdir" diye itiraz ederlerdi.
Şeyh Babamız da bu insanların yaptıklarına, söylediklerine, yazdıklarına çok gülerdi...
Onun gözünde, bunların hepsi gülünç şeylerdi.
"Çağdaş" derler, Şeyh Baba da onlara "çağdaş" değil "çaydaş" derdi.
Yani öyle dalga geçerdi.
Çaydaş demek, yani hiçbir alakası olmayan.
Çağdaş dediği, modern demek.
Modern olmak demektir.
Bu yeni bir şey değil.
Eskiden beri var işte.
Peygamberlerin hepsine, "Siz eski hikayeleri anlatıyorsunuz, eski şeyleri söylüyorsunuz" diye itiraz ediyorlardı imansızlar.
Kafirler, onların yaptıklarını beğenmiyordu.
Ama maalesef, Allah bütün insanları aynı yaratmış.
İki yüz seneden beri İslam
alemi içine şeytanın soktuğu şey:
"Siz geri kaldınız, kafanız geride
kaldı, bakın kafirler sizi geçti."
Onlar modernler diye.
Sizi geçti.
"Siz dininizi, hele eski usulü bırakın" diyor.
"O dini yenileyin."
"Yeni, yenilikçi olun."
"Yani o eskileri kabul etmeyin."
"Bakın işte, Avrupalılar nasıl yaşıyor, nasıl yapıyor."
Bir hayranlık vardı; Avrupa denildi mi, kafirlere hayranlık had safhadaydı.
Onlar ne yaparsa, onların yaptıkları insanların gözüne çok güzel gelirdi.
İnsanlar yapa yapa ta bugünlere geldik.
En sonunda baktılar ki hiçbir fark yok.
Ama yine de insanlar, onların fikirleri doğrultusunda, onların yanında olsunlar diye, para vardır diye gidiyorlar.
İnsanı, Allah Azze ve Celle yaratmış.
Nerede olursa olsun, onun rızkı gelecek.
Kimse kimseden üstün değil.
Kimsenin ona tabi olmasına hiçbir lüzum yok.
Ve buna tabi ola ola haysiyetlerini kaybettiler, şahsiyetlerini kaybettiler.
Onurlarını kaybettiler.
Bölük pörçük oldular.
Onlar istedikleri gibi oynuyorlar.
Yani çağdaşlık bir marifet değil.
Çağdaşlık dediğin, sen akıllı değilsen, istersen bin tane çağdaş ol, hiçbir faydası yoktur.
Faydası yok, zararı var.
Çağdaşlık diyerek seni soydular, soğana çevirdiler, memleketlerini aldılar, öldürdüler, kestiler, biçtiler.
Sen hala bunların peşinden "çağdaşlık" diye gidiyorsun.
Normal halk bir yana, ama asıl tehlikeli olanlar şunlardır: kendini alim ve ulema diye tanıtıp da meşayihleri sevmeyen ve küçümseyen kişiler.
"Bunlar gerici, geri kafalı."
"Bunlar da bizim gibi aydın değil."
"Bak Avrupa'daki bu oryantalistlere bakıyoruz, onlar ne güzel söylüyor."
"Ne kadar güzel fikirleri var."
Fikirleri de onların, insanı imansız yapmak, İslam'dan uzaklaştırmak.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabelerin hepsine düşman olmak, başka bir şey değil.
Bu modernist dedikleri insanlar budur.
Avrupa'nın hayatına hayranlıktan daha tehlikeli.
Çünkü bunlar toplumu doğrudan bozmaya niyet edip, bozmak için uğraşıyorlar.
Başka bir şey değil.
Hiçbir şeyleri yok.
Onlara tabi olanlar ya ahmaktır ya haindir.
Başka türlü değil.
İkisinden birisi.
Üçüncüsü yok.
Onun için dikkat edin.
Bizim yol olan Meşayihlerin yolu, doğru yol odur.
Onun peşinden ayrılmayın.
Ona sıkı sıkı tutunun ki, sizi ellerinde oyuncak yapıp oynatmasınlar.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
2025-01-20 - Lefke
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azim'de birçok yerde "Efelâ ta'kilûn" diye buyurmuştur.
"Aklınız yok mu?" diye sorar.
"Aklınızı kullanmıyor musunuz?"
"Akıllanın" diye buyurur.
Allah Azze ve Celle insana akıl vermiş ki iyiyi kötüyü ayırt edebilsin.
Faydalıyı faydasızı görebilsin.
Zararlıyı zararsızı ayırt edebilsin diye akıl vermiştir.
Hayvanda akıl yoktur ama Allah ona bazı kötü şeylerden uzak durma içgüdüsü vermiştir.
Tehlikeli bir şey görünce kaçar.
Allah ona kendisini idare edecek kadar bir beyin vermiştir.
O kadarıyla idare eder gider.
Ama insan öyle değildir; insanın iyiyi kötüyü görmesi gerekir.
Çünkü hayvan ölünce kıyamette toprak olup gider.
Onun cennete veya cehenneme gidecek hali yoktur.
Tek tük haşerat, hayvanat var.
Onlar cennete gidecektir.
Geri kalanlar, başkasına eziyet etmişse, kıyamet günü bunun hesabını verecektir.
Bir hayvan diğerini vurmuşsa, kıyamet günü o hayvan da onu vuracaktır.
Isırmışsa aynısını yapacaktır.
Ondan sonra onlar da toprak olup gidecektir.
Fakat insanoğlu böyle değildir.
İnsanoğlu dünyada yaptıklarının karşılığını ahirette sonsuza dek çekecektir.
Bu yüzden imansız kâfirler "Keşke ben de toprak olsaydım" diye temenni edeceklerdir.
"Keşke" diyecekler, "ben de bunlar gibi cezamı çekip toprak olup gitseydim." Ama bu mümkün değildir.
Neden?
Çünkü Allah ona akıl vermiştir ki, bu akılla ne olacağını, tehlikeleri bilsin ve uzak dursun.
İyiyi görsün ve ibadetlerini yapsın.
İbadetler zordur.
Çalışsın, geçimini kazansın diye ona akıl vermiştir.
Her şey kolay olmaz.
Dünya için çalışanlar da zahmet çeker.
İş yapıp para kazanmak için uğraşır.
Ahiret için de aynı şekilde olması gerekir.
Bu Allah'ın hikmetidir, Allah dilediğini yapar.
Şimdi, kışın en soğuk vakitlerinde, günlük güneşlik olunca akılsızlar "Oh, ne güzel!" derler.
"Günlük güneşlik!"
"Üşümedik, zorluk çekmedik" derler.
"Karanlık olmadı."
"Yağmur yağmadı üstümüze."
"Çamura batmadık."
"Oh, ne güzel! Kışı geçirdik." Peki sonra ne olacak yazın kıtlık olunca?
Kışta akıllı insanlar Allah'a dua eder: "Allah'ım yağmur gönder, çamur olsun, kar olsun, soğuk olsun ki ekinlerimiz yetişsin.
Her şey suya bağlıdır.
Allah her şeyi sudan yaratmıştır.
Su olmazsa hiçbir şey olmaz.
Akıllı olanlar bu günlük güneşliği Allah'ın hikmeti olarak görür ve razı olurlar, diğerleri gibi "Bu ne güzel!" demezler.
"Oh! Çok güzel gün."
"Günlük güneşliktir."
"İşte dolaşıyoruz" diye konuşan çok insan vardır.
Ahiret için de aynı şekilde, çok insan günlük güneşlikte dolaşır gibi yaşar.
Ne ibadet eder, ne hayır işler, ne hasenat yapar, ne taat eder; kendi keyfince yaşar.
Ama keyif sürenler bilmeli ki kışın sonu yazdır, kıtlıktır.
Su bulamayacaklar.
Çare bulamayacaklar.
Sonra çırpınmaya başlarlar, "Ne yapalım?" diye. Ahiret daha da zordur.
Ahiret için bu dünyada bir şey yapmadın.
Sefa sürdün, gününü gün ettin, alem ettin, yiyip içtin, bilmem ne yaptın.
Sonra da ahirette bunun karşılığını çekeceksin.
Onun için her şeyin bir adabı, usulü vardır.
Buna talip olacaksın:
Dünyada ibadetini yapacaksın.
Bunun meyvesini ahirette toplayacaksın.
Bu yüzden Allah Azze ve Celle "Aklınızı kullanın" diye buyuruyor.
İyiyi bilin, kötüyü bilin.
Nedir?
Vaktinde yapılan işler hayırlı olur.
Vakti geçtikten sonra ikinci bir fırsat bulamazsın diye Allah Azze ve Celle bize akıl vermiştir.
Allah hepimizin aklını kullanmayı nasip etsin, aklı olup da kullanmayanlara da nasip etsin inşallah.
Dünyada akıllı insan neredeyse kalmamış.
Ver, ver, ver.
Sen vereceksen sonra ne olacak?
Hiç.
Verdikçe öbür taraftan alıyorlar.
Sen istiyorsun, öbür taraftan gidiyor.
Allah sahip göndersin.
Artık bu durumu düzeltsin.
İnsanlar iyice zıvanadan çıkmış, derler.
Artık paranın da kıymetini bilmiyorlar.
Malın da kıymetini bilmiyorlar.
Sağlığın da, hayatın da kıymetini bilmiyorlar.
Allah'ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmiyorlar.
Allah kıymet bilenlerden eylesin inşaAllah.
Allah muhafaza etsin.
Bize hayırlı yağışlar göndersin inşaAllah.
Günlük güneşlik yaza kalsın.
Şimdi yağmur olsun, fırtına olsun, kar olsun inşaAllah.
Allah bereket versin inşaAllah.
2025-01-19 - Lefke
En-nezâfetü min-el îmân.
İslam dini temizlik üzerine kaimdir.
Temizlik İslam'ın esasıdır.
Temizlik olmazsa hiçbir ibadet kabul olmaz.
Bu sebepten dolayı fıkıh kitaplarında ilk bölüm, Kitâbü't-Tahâre'dir.
Yani taharet, temizlik bahsi üzerinedir, bunu işaret eder.
İlk kısımda suyun temiz olmasını, suyun nasıl temiz olduğunu, kaç çeşit su olduğunu gösterir.
Her şey sudan olmuştur, su da temizlik için gerekli olan şeydir.
O olmazsa olmaz.
Mecbur kalındığında teyemmüm edilir.
O başka mesele ama esas olan, daha sonra muhakkak su olacak ki temizlik olsun, üstün başın temizlensin.
Bu zahiri temizliktir.
İç temizlik de gereklidir.
İçi de temiz olsun.
İç temizliği nasıl olur? İç temizliği ihlasla, Peygamber Efendimizin yolundan gitmekle olur.
Onun yolu bellidir, açıktır.
Onun yolunu gösteren zatlar vardır.
Şeriat vardır, tarikat vardır.
Ona tabi olmak lazım ki, onun yolunda temiz olarak hayatını devam ettirsin.
Zahiri temizlikten sonra, iç temizliği de böyle olur.
Aksi takdirde, temizliği dikkat etmezsen, suyuna pislik karışması gibi, nasıl ki kirli suyla abdest geçerli olmazsa, o yolda giderken de kalbine başka şeyler karıştırırlar.
O karıştırdıkları şeyle senin imanın gider.
Allah muhafaza etsin.
İşte bu meseleler Peygamber Efendimizden sonra, dini bozmaya şeytanın avenesi çok uğraşmıştır.
Her defasında yeni bir şeyler çıkarıyor, yeni bir şey yapıyor.
Ama Allah'a şükürler olsun ki, mezhep imamları ve tarikat meşayihleri onların bu şeylerini temizliyor.
İnsanları bunlardan temizliyor.
İnsanlar da bunlara itibar etmiyor.
Ama şimdi maalesef son zamanlarda daha fazla bu şeytanlar ortalığı karıştırıyor.
Sana bir şey söylüyor, hepsi iyi, çok güzel görünüyor.
Ama en sonunda içine bir pislik karıştırıyor, senin içini kirletiyor.
Yaptığın işler faydasız oluyor.
O işler sana fayda vermiyor, zarar veriyor.
Onun için muhakkak, insanın Peygamber Efendimizin gösterdiği yolda gitmesi lazım ki, ahireti mamur olsun.
Ahireti tamam olsun.
Şimdi yeni moda çıkmış: "Yok mezhep gerekmez, yok tarikat gerekmez."
Onlar en başta gereken şeylerdir.
Zaten tarikat, mezhep, şeriat aynıdır, başka şey değildir.
Bunu bazı insanlar bir türlü anlamıyor.
Onun için kandırılıyor.
Kandırılınca da yaptığı işlerin faydası çok az oluyor.
İslam'dır, hepsi tamam da o zaman günahları da oluyor.
Nasıl günah oluyor? Buğz ediyorlar, bazı sahabelere buğz ediyorlar, ehl-i beyte buğz ediyorlar.
"Onlar bizim gibi, onların hiçbir itibarı yok," diyorlar.
Bu gibi şeyler, bazen bundan daha hafif, içeriden daha kurnaz olanlar yavaş yavaş insanı şüpheye düşürüp imanını yok ediyor.
düşürüp imanını götürüyor.
İman herkeste yok.
İslam var, iman mertebesi daha yüksektir.
İslam, Müslümanın mertebesidir, o vardır ama imanı olan insanlar daha fazla itibarlıdır, Allah'ın sevgili kullarıdır.
Allah muhafaza etsin.
Allah şerlerden, kötülüklerden, pisliklerden hepimizi muhafaza etsin inşaAllah.
2025-01-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ
(5:2)
Bu, Allah Azze ve Celle'nin mübarek emridir:
Birbirinize iyilikte yardımcı olun.
İyilik yapın.
Hayır yapın.
Kötülük yapmayın.
Düşmanlık yapmayın.
Birbirinize yardımcı olun.
Bu işte insanların güzel yaşaması için İslam'ın, Allah Azze ve Celle'nin emridir.
İyilik yapın.
Yardımcı olun.
İyilik yapamıyorsan bari kötülük yapma.
İnsanlar bunu uygulasa, hem dünyada cennet gibi yaşar, hem de ahirette aynı güzelliği bulur.
Ama şeytan bırakmaz insanları.
İyilik yapmayın der.
Niçin iyilik yapıyorsun bunlara?
Ne fayda var, ne istifade ediyorsun?
İyilikten faydan oluyor mu?
Olmuyor der şeytan.
Nasıl olmuyor, oluyor tabii ki!
Ama şeytan o iyiliği görmüyor, göstermiyor.
İyiliği zarar olarak gösteriyor.
Kötülüğü iyi, faydalı zannediyor.
İnsanları aldatarak veya zulmederek elde ettiğini kazanç sanıyor.
Halbuki kazanç değil, doğrudan kendisine en başta zarardır.
Başkasından önce, kendine zarardır.
Ne kadar kötülük yapsa, kendine o kadar zarar etmiş oluyor.
Ne kadar iyilik yapsa insan, o iyilik kendisinedir.
Her iyiliğin karşılığını Allah Azze ve Celle zerresine kadar verir, mertebesini yükseltir.
Kim kötülük yaparsa, yaptığı her kötülüğün zararı zerresine kadar kendisine döner.
Allah muhafaza etsin.
Uyanıklık versin.
Allah Azze ve Celle insana akıl vermiştir ki düşünsün.
Düşünse bu şeyi, hiç kimseye zarar vermez.
Muhakkak iyilik yapmak ister.
Ama aklını kullanmıyor insanlar.
Aklı bırakmışlar bir yere.
Şeytan ne diyorsa onu yapıyorlar.
Allah şerrinden muhafaza etsin.
Hayırlara vesile olsun inşaAllah.
2025-01-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
المُؤمِنُ يَألَفُ وَيُؤْلَفُ
Mümin, kendisiyle iyi geçinilen ve başkalarıyla iyi geçinen insandır.
İşte bu, makbul bir Müslümandır.
İnsanlara eziyet etmeyen, insanlarla iyi geçinen kimsedir, Müslüman.
Aksilik, Müslümanlıkta yok.
İnsanlara eziyet etmek diye bir şey yok.
Allah Azze ve Celle'nin sıfatı merhamettir.
Müminin de sıfatı, Allah Azze ve Celle'nin sıfatından olması lazım.
Merhametli olmalı, cömert olmalı, insanlara yardımcı olmalıdır.
İşte Müslümanlık budur.
Müslümanlık, kötü gösterilen şey değildir.
Münafıklardır, Müslüman olmayanlardır bunları yapanlar.
Merhametsiz olan, merhameti olmazan münafıklardır.
Bir yandan merhametliymiş gibi görünür.
Öteki taraftan acımadan insanlara her türlü kötülüğü yapar.
Bu sebeple Müslüman, onlara benzememeli.
Müslümanın örnek alacağı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sahabeler, alimler ve evliyalardır. İnsanların faydalanması için onların yolundan gitmeli, onlara benzemeli.
Yoksa kafire, merhametsizlere benzerse ne faydası kalır? Kalmaz.
Mühim olan, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dir, bize yolu gösteren odur.
En güzel insan odur.
Bütün mahlukatın içinde en şereflisi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir.
Ona tabi olmamız, ona benzememiz lazım.
Elimizden geldiği kadar.
Onun için insanlarla iyilikle geçinmek gerekir.
Aileyle, çoluk çocukla, herkesle iyi muamele edip, iyilikle yaşamak gerekir.
Bu, peygamber efendimizin emri, güzel emirdir.
Bütün vakit aksi bir vaziyette yaşayacağına rahat rahat güzel yaşar.
Hem insanlara güzel olsun, aranız.
Hem senin hayatın da güzel olur.
İşte İslam budur.
İslam, iyilikten, güzellikten başka şey emretmiyor.
Allah, nefsimize uydurmasın.
İslam'ın ve Peygamber Efendimizin emrettiği yolda olalım inşaAllah.
Daim olsun inşaAllah.
2025-01-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَالشَّمۡسُ تَجۡرِىۡ لِمُسۡتَقَرٍّ لَّهَا ؕ ذٰلِكَ تَقۡدِيۡرُ الۡعَزِيۡزِ الۡعَلِيۡمِؕ
(36:38)
وَالۡقَمَرَ قَدَّرۡنٰهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالۡعُرۡجُوۡنِ الۡقَدِيۡمِ
(36:39)
Allah Azze ve Celle bize, insanoğluna ve cinlere, aklı olan herkese hitap ediyor.
Çoğu insan ot gibi yaşar derler ya, işte öyle ot gibi yaşayan insanlar var.
"Nereden geldin, nereye gidiyorsun?" diye hiçbir alakaları yok, umurlarında değil.
Nereden geldik?
Bazı insanlar sorar.
"Nereden geldik, nereye gidiyoruz?"
Allah Azze ve Cellenin katından geldik.
O'na gidiyoruz.
O'ndan O'na.
"Haydan huya" derler.
İnsanlar bazen yanlış anlar, "haydan gelen huya gider" derler.
Yani "boş yerden geldi, boşa gidiyor" demek isterler.
Öyle değil.
Hayy olan Allah Azze ve Celle'dir.
Hu da O'dur.
O'ndan O'na.
Başka gidilecek yer yok.
Bu bütün kâinat O'ndan geldi, O'na gidiyor.
Kur'an-ı Azimüşşan'da "koşturuyorlar" diyor.
Bütün ay, yıldız, güneş hepsi bir yere doğru gidiyor.
Allah bazı ilimleri insanlara vermiş.
İşte dünya şu kadar bin kilometre hızla hareket ediyor.
O'nun güneşle beraber bilmem kaç yüz bin kilometre, galaksi ile bilmem kaç milyon kilometre hızla ilerliyor.
Nereye ilerliyor?
Nereden geldi, nereye gidiyor?
İnsanlar bunu soruyor.
Allah Azze ve Celle'nin kudretinden geliyor, yine kudretine gidiyor.
Hiç durmadan ilerliyor.
Bazı eski, güzel sözler de var.
Derler ki: "Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete." İşte kıyamet de Allah Azze ve Celle'nin huzuruna gitmektir inşaAllah.
Ona göre hazırlıklı olsun insanlar.
Ona göre bilsinler ki boş değil, "hay huy" öyle bir şey değil.
"Hayy" ve "Hu"dur.
"Hay-Huy" değil de "Hayy" ve "Hu".
O'ndan geldik, O'na gideceğiz.
Onun için boşuna hayatlarını harcamasınlar, günlerini telef etmesinler.
İnsanlara eziyet vermesinler, kendilerine eziyet vermesinler, ailelerine eziyet vermesinler.
Bunlar sorulacak, cevap verilecek şeylerdir.
İman mühimdir.
İman en güzel şeydir, Allah Azze ve Celle bize ihsan etmişse, Allah'a milyonlarca kere şükretmemiz lazım.
İnsan, hayvan değildir.
Hayvan bile bazen insanlardan çok daha yüksek mertebede olur ki o, Allah Azze ve Celleyi bilir, tesbihini yapar.
Her şey Allah Azze ve Celle'yi tesbih eder.
O'nun azametine boyun eğer.
Bu dünya Allah Azze ve Celle'ye gidiyor.
Her şeyin bir sonu var.
Bunun sonu Allah Azze ve Celle'nin katında olacak.
Allah hepimize iman versin, akıl versin inşaAllah.