السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-02-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ (9:105) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki dünyada yaptığınız her şeyi Allah Azze ve Celle görüyor. Yaptığınız şeyler Allah Azze ve Celle'nin huzurunda görülecek. İyilik yaptınız mı, iyiliği Allah Azze ve Celle görür, ona göre mükafatını verir. Kötülük yaparsa, eğer tövbe etmezse, onun da muhakkak cezası vardır. Allah Azze ve Celle, bu dünya meşgaleleri için, "Dünya oyun ve eğlenceden ibarettir," diyor. Onun için bu yapılan şeyler Allah yolunda olsun. Lüzumsuz şeylere o kadar ehemmiyet vermemek gerekir. Verilen emekler, sarf edilen paralar... Bunlar lüzumsuz şeylere giderse hiçbir faydası yoktur. Kişinin kendisine de bir faydası yoktur. Peşine gittikleri bazı şeyler çok kötü olabilir. Bazıları da fazla kötü olmasa bile, vaktini kaybetmek, emeğini harcamak boşuna oluyor. Subhanallah... iki gün önce havaalanından gelirken baktık, bir kalabalık. Sorduk; bir çocuk top oynuyormuş galiba, millet onu karşılamaya geliyormuş. Ya, ne iştahla geliyorlar! Yani kimse o kadar iştahla ibadet yapamaz. Onların o koşturdukları, o iştahla koşturdukları şeye insanların... Tabii insan hacca gider, sohbet dinlemeye gelir; şeyhi, alimleri dinler ama öyle o kadar iştahlısını hiç görmedim. Dünya için, lüzumsuz bir şey için o kadar koşturmak... Onun yüzde biri bizde olsa hepsi evliya olur, hepsi havada uçar. Yani öyle Subhanallah... Şeytan insanlara öyle bir gaz veriyor ki... Bir düşünsen; nedir bu? Senin bir şey kazandığın yok. Kaybeden olur da... En azından vaktini kaybedersin, emeğini kaybedersin. Allah yolunda olsa o kadar olmaz; onun için dikkat etmek lazım. Makinenin karşısına oturup milletle konuşacaklar... Ne konuşurlarsa saatlerce, anlamam. Sabaha kadar uyumazlar. Yani insanların düşünmesi lazım; bu yaptıklarımızı Allah Azze ve Celle görüyor, bunların hesabını soracak. Zaten sonra insan pişman olur ki: "Ben bu kadar vakti boşuna harcamışım." "Allah" desem hepsi kâr kalacaktı. Öteki türlü ne kâr var? Zarardan başka bir şey yok. Onun için dikkat etmek lazım. Allah rızası olsun, Allah'ın istediği olsun. Allah'ı unutmayın en azından. Nereye giderse gitsin, oraya da gitse insan Allah'ı unutmasın. "Allah bizi affetsin," desin. "Halimizden memnun değiliz, halimiz iyi olsun," diye Allah'a yalvarsın inşaAllah. Allah hepimizi boş işlerle uğraştırmasın. Bize yarayacak işler olsun. Allah yardım etsin. Milletin zevk-ü sefadan başka bir şey düşündüğü yok artık bu aralar. Allah hepimizi ıslah eylesin.

2026-02-05 - Other

وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعٗا وَلَا تَفَرَّقُو (3:103) Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Allah'ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın, aranızda ayrılık yapmayın." Bu, Allah Azze ve Celle'nin emridir. Buna en çok tarikat ehlinin uyması gerekir; zira tarikat şeriatın kalbidir, şeriatın özüdür. Fakat bazı tarikat ehli şimdilerde bölük pörçük olmuş, birbirlerine düşman kesiliyorlar. Halbuki birbirlerine değil; Allah'ın rızasına nail olmak için küfre karşı olmaları gerekir. Şimdi ayrılık çıkarınca Allah Azze ve Celle'nin emrine karşı gelmiş oluyorlar. Bu sebeple son zamanlarda yaşananlar Allah'ın rızası dışındadır, şeytanın yönlendirmesiyle olmaktadır. Şeytan buna seviniyor. Bu durum şeytanı sevindirirken, Peygamber Efendimizi ve Evliyaları üzüyor. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "El mü'min mir'atül mü'min" yani "Mümin müminin aynasıdır" buyuruyor. O yüzden sen onu kötüler yahut ona tavır alırsan, demek ki sen de aynısın, ondan hiç farkın yok demektir. Mümin ayıpları örtmelidir. Ortada bir ayıp yokken, sırf kendine cemaat toplayacaksın diye başka bir cemaate saldırmak olmaz, güzel değildir. Bu tarikatın adabından da değildir, ahlakından da değildir. Konuştuğunu bileceksin, tartarak söyleyeceksin; lüzumsuz sözlere gerek yok. Birlik ve beraberlik için, şeytana karşı durmak için ne iyilik gerekiyorsa onu yapacaksın. Bu günlerde en çok ihtiyacımız olan şey budur. Şeytanı sevindirmeyelim, ondan uzak duralım, onun emrine girmeyelim. Üzücü hadiseler oluyor. Oysa birlik, Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in sevdiği şeydir. Bu yüzden şeytana uymak bize yakışmaz, bunu asla tasvip etmeyiz. Konuştuğunuza dikkat edeceksiniz; cübbe sarık takmakla, sakal bırakmakla alim olunmaz. Alim olan hikmet sahibidir; hikmetsiz olanın kimseye bir faydası yoktur. Onun için dikkatli olun, konuştuklarınıza dikkat edin. "Ben iyiyim, sen kötüsün" demekle olmaz. Allah Azze ve Celle herkese ayrı bir özellik vermiştir. Şeyh Efendinin dediği gibi; insan, bir Müslüman kalbi nereye ısınıyorsa oraya tabi olmalıdır. Sen kalkıp konuşarak zorla kalp kazanacağını zannetme. Kalpler Allah'ın elindedir. İnsanın kalbi kime akıyorsa oraya gitsin, "bana gelsin" diye zorla uğraşma. Allah herkese doğru yolu göstersin. Tabi olduktan sonra fark etmez; hangi tarikata tabi olursa olsun hepsi Allah'ın yoludur, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem)'in yoludur. Uğraşmayın, birbirinizle veya başkasıyla uğraşmayın. Allah muhafaza buyursun. Bu bir nasihattir; inşaAllah bir daha böyle haberler duymayız.

2026-02-04 - Other

Allahümme kun ma'ana ve la tekun aleyna, ya Allah. (Allah'ım bizimle ol, aleyhimize olma). Elhamdülillah. Bugün buradaki son günümüz. İnşallah; Allah rızası için, Peygamber aşkı ve Evliyaullah muhabbetiyle bu yoldayız. Elhamdülillah, pek çok insanla, pek çok müridimizle bir araya geldik. İnşallah bu; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) ile, Allah dostları ile ve onlar vesilesiyle Cenab-ı Hak ile kavi bir bağa vesile olur. Bir bağ, bir irtibat şart. Bu rabıta olmadan imana varmak ve İman ve İslam dairesinde sabit kalmak kolay değildir. İnsanları Resulullah Efendimiz’e, O'ndan da Allah Azze ve Celle'ye bağlamak için Tarikat manevi bir bağ teşkil eder. Belki meseleyi tam kavrayamayanlar, bunun doğru olmadığını söyleyebilirler. Bunun şirk olduğunu, gereksiz olduğunu iddia edip; kul ile Allah arasına kimsenin girmemesi gerektiğini savunuyorlar. Eğer dedikleri doğru olsaydı, Allah Azze ve Celle neden Peygamberleri —124.000 Peygamberi— gönderdi? Onları ne diye gönderdi? İddia ettikleri gibi bir vasıtaya lüzum olmasaydı, o zaman bunların hiçbirine gerek kalmazdı. Herkes kendi bildiğini okur, isteyeceğini doğrudan Allah Azze ve Celle'den isterdi. Halbuki onlar olmadan biz hiçbir şey yapamayız. Bu, Müslümanlar için; bilhassa günümüzde birbirine düşenler için mühim bir meseledir. Biz insanlarla savaşmıyoruz; biz kötü fikirlerle, batıl düşüncelerle mücadele ediyoruz. Asr-ı Saadet'ten beri Müslümanların itikadı, inancı hep bu yönde olmuştur. Devam ettirmemiz gereken yol budur ve buna sımsıkı sarılmalıyız. Böyle olmazsa, bizimle oynarlar. Tiyatrolar kuruyorlar, filmler çeviriyorlar ve siz bunun gerçek olduğunu sanıyorsunuz; hakikatten kaçıp yalana koşuyorsunuz. Asla kabul edilmeyecek işlerin peşinden gidiyorsunuz. İnşallah bu yolu takip etmeli; insanlara, çoluk çocuğa, herkese Peygamber sevgisini ve hürmetini aşılamalısınız. Bilhassa Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem). Ama aslında bütün peygamberler aynıdır; risaletleri bakımından aralarında fark yoktur. Hepsi aynı kaynaktan gelmiştir, birdir. Bazılarının yaptığı gibi "şu iyidir, bu kötüdür" diyemezsiniz. Yahut birinin hata ettiğini, bu yüzden bizim cefa çektiğimizi söyleyemezsiniz. Hayır; Peygamber'e, Allah dostlarına veya Sahabelere dil uzatmak, itiraz etmek akıl kârı değildir. Bu tür düşüncelerin hepsi safsatadır, boştur ve hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ancak zarar verir, başa bela getirirler. Dolayısıyla Tarikatta en mühim düstur, edep ve hürmettir. Herkese, bilhassa Peygamberlere, Sahabelere, Ehl-i Beyt'e, Evliyaullah'a ve Ulemaya hürmet gösterin. Allah yolunda giden herkese hürmet etmeliyiz. Kim bunların aleyhinde konuşursa edepsizdir. Allah ona itibar etmez, biz de böylelerine kıymet vermeyiz. Rabbim bizi salihlerle beraber eylesin; kötü insanlardan, kötü niyetlerden muhafaza buyursun. Allah tekrarını nasip etsin, yeniden görüşmeyi lütfetsin İnşaAllah. Her zaman dediğimiz gibi; tez zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ile buluşmayı ümit ediyoruz, İnşaAllah.

2026-02-03 - Other

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ (44:4) Leyle-i Mübareke; mübarek, bereketli bir gece. İnşallah bu gece, İslam için, hayır ve barış için açılan bir rahmet kapısı olur. İnşallah... Bu, maneviyatı çok kuvvetli, azametli bir gecedir. Hakikaten öyledir. Şu an dünyada hüküm süren iki kuvvet vardır: Biri Küfür, diğeri İman. İçinde bulunduğumuz hakikat budur. Lakin, "İnne keyde-ş şeytâni kâne daîfâ" (Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır). (4:76) Şu an Şeytan ve avanesi —Deccal'in başını çektiği o güruh— dünyadaki her şeyi kontrolleri altında tutuyorlar. Ama korkmayın, Elhamdülillah; zira Cenab-ı Hak, Şeytan ve ona tabi olanların güçlü olmadığını beyan buyurmuştur. Kudret sahibi olan, Kadir-i Mutlak olan yalnızca Allah Azze ve Celle'dir. Onlar her şeyin dizginlerini ellerinde sanıyorlar. Halbuki bir saniyede yerle yeksan olacaklar. Bu, bataklık üzerine koca bir bina dikmeye benzer; çabucak çöker gider. Siz onların ne kadar güçlü olduğunu sansanız da, onlara zeval gelmez diye düşünseniz de, temelleri ezelden beri çürüktü. Yer şer, niyet şer; onlara dair her şey şer. Dışarıdan bir darbeye hacet yok; o kendi içinden çürüyüp gidecektir. Çürüyecek, takatten düşecek, zayıflayacak ve nihayetinde başlarına yıkılacaktır. Sizin hiç endişe etmenize mahal yok. Elbette, zahirde Müslümanların bir gücü yokmuş gibi görünüyor ve Şeytan ile avanesinin tasallutu altındalar. Şu anda tüm dünyanın ahvali budur, lakin korkmayın. Allah dilerse, bir saniyede her şeyi murad ettiği şekle çevirir inşallah. Vakti saati geldiğinde —ki inşallah o vakit yakındır— Deccal ve ordusu helak olup gidecektir. Allah inşallah bizi selamete erdirecek bir kurtarıcı gönderecektir. Seyyidina Muhammed Mustafa (sallAllahu aleyhi vesellem) Efendimiz'in müjdelediği üzere, Hz. Mehdi'nin (aleyhisselam) geleceğine imanımız tamdır. Ve o ellerinde zannettikleri güce gelince; aslında hiçbir hükümlerinin olmadığını görecekler. Elleri boş, hüsran içinde bitecekler inşallah. Mevla bizi Hz. Mehdi'ye (aleyhisselam) yetişmekle, onunla buluşmakla şereflendirsin. Mevlana Şeyh Hazretleri, Mehdi'nin (aleyhisselam) zuhuru için daima dua ve niyazda bulunmamızı tembihler. Her ne kadar bu çekilen sıkıntılarda bizim için hayır ve Allah katında ecir olsa da, artık ümmetin takati kalmadı, bu hal dayanılmaz oldu. İnşallah, Hz. Mehdi'nin (aleyhisselam) gelip tüm insanlığı selamete çıkarmasını niyaz ediyoruz.

2026-02-02 - Other

Bu gece, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Bildiğimiz şudur ki; Bu gece Kur'an'da mübarek bir gece olarak zikredilmiştir. Bu gece, önümüzdeki yıl herkesin başına neler geleceği yazılır, takdir edilir. Allah Azze ve Celle, hikmetiyle ne olacağını en iyi bilendir. İnsanlara biraz ilim verilmiştir ama bizim bildiğimiz, Allah Azze ve Celle'nin ilmi yanında bir hiçtir; bir toz zerresi bile değildir. Asla kıyas kabul etmez. Bu geceyi ihya ediyor ve bu sene muhafaza olunmak için dua ediyoruz. Öncelikle küfürden, kötü amellerden ve bize zarar verecek şerlerden korunmayı diliyoruz. Kendimize veya çevremizdekilere zarar vermekten Allah'a sığınırız. Dua ettiğimiz ilk şey budur: Allah bizi kötü yola düşürmesin ve başkalarını saptırmamıza izin vermesin. İstemediğimiz şey budur; Allah'tan bizi asla bu duruma düşürmemesini niyaz ederiz. Bu husus çok önemlidir. Diğer isteklere gelince; elbette sağlıklı bir ömür gibi gönlünüzden geçenler için dua edebilirsiniz. Zenginlik istemek de iyidir, zira birçok insan bunu arzular. Ancak zenginliğe kavuştuğunuzda, yolunuzu şaşırmamaya ve harama bulaşmamaya dikkat etmelisiniz. Zira parası olmadığı için yoldan çıkanlar olduğu gibi, parası olup da aklını yitirenleri de görüyoruz. Bu yüzden Allah size verdiğinde şükredin; paranızı nasıl harcadığınıza ve nereye gittiğine dikkat edin. Harcadığınız her kuruşun, Allah rızası niyetiyle olması gerekir. Bunu unutmayın; bu çok mühimdir. Böyle yaptığınızda, hayır yolunda harcadığınız her kuruş için Allah sizi mükâfatlandırır. Eğer bu niyeti hatırlamazsanız, o parada ne bereket olur ne de bir fayda. Gerçek kazanç ve fayda Ahiret içindir. Dünya hayatını yaşarken bile, her şeyin Allah rızası için olduğunu hatırda tutun. Helal dairede dilediğinizi yapabilirsiniz, ancak niyetin Allah Azze ve Celle rızası için olması şartıyla. Allah'a şükretmeyi ihmal etmeyin. Bize bahşettikleri için Allah'a hamdolsun. O bize ibadet etmemiz, başkalarına yardım etmemiz ve Allah Azze ve Celle'nin yolundan gitmemiz için güç verdi. Ama sakın birçok insanın düştüğü gaflete düşmeyin. Şurası çok önemli: Eğer Allah Azze ve Celle size nasip etmezse, hiçbir şey yapamazsınız. Çok zeki olabilir, üniversiteler bitirebilirsiniz; ama yine de eliniz boş kalabilir. Ama Allah dilediğinde, okuma yazmanız olmasa bile size verir. Bunu iyi bilmelisiniz. Her şey sadece sizin çabanızla değil, Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla gelir. Allah Azze ve Celle dilediğine verir, dilediğine vermez. Bir nimete kavuştuğunuzda Allah Azze ve Celle'yi unutmamalı ve O'na daima şükretmelisiniz. Çünkü şükrettiğinizde O (nimetini) artırır; Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: "...Lein şekertum le ezîdennekum..." (...Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım...) (14:7) Bu çok önemlidir. Allah, bu yılı hakkımızda hayırlı ve bereketli eylesin, İnşaAllah. Mevlana Şeyhimiz de her zaman Allah'tan bize bir kurtarıcı, yani Seyyidina Mehdi'yi (a.s.) göndermesini istememiz gerektiğini söylerdi. Her şeye sahip olsanız bile yine de ona muhtacız, çünkü dünya çok kötü bir hale geldi. Her yer kaos içinde. Seyyidina Mehdi (a.s.) gelmeden kurtuluş yoktur. Bu yüzden dünyadaki zulmü bitirmesi, adaleti ve nuru hakim kılması için Allah Azze ve Celle'den hep onu göndermesini dileriz, İnşaAllah. Allah onu göndersin, İnşaAllah.

2026-02-01 - Other

Meşhur bir söz vardır: "Leyse ba'de'l-küfri zenb." Bu ne manaya gelir? Şu anlama gelir: Bir kişi iman etmediğinde, İslam dairesinde olmadığında, bundan daha büyük bir günah yoktur. Bütün günahlar nazara alındığında; eğer kişi kâfirse —yani imansızsa— yaptığı hiçbir şey, bu küfür haliyle kıyaslanamaz. Bu, İslam'ın temel bir kaidesidir. Şimdi haberlerde hep görüyoruz: "Şunu yaptılar, bunu ediyorlar, şu şöyle, bu böyle..." İnsanlar korkuyor ve soruyor: "Bu nedir?" Ama bu, Allah Azze ve Celle'ye karşı gelmekle kıyaslandığında hiçbir şeydir. "Kâfir" demek, Allah Azze ve Celle'ye muhalif olmak demektir. Allah'ı tanımamak, O'nun emirlerini kabul etmemek demektir. Hal böyle olunca, en büyük günah işte budur. En büyük cürüm budur. Bu sebeple, bir kişi İslam'a girdiğinde, Allah geçmişte yapılan her şeyi siler ve o kişi yeni bir hayata başlar. Günahsız, tertemiz bir sayfa açılır. Sonrasında... elbette beşer şaşar, günah işleyebilir; ama bu günahlar için tövbe edilir ve Allah affeder. Allah Azze ve Celle buyurur: "Eğer benden mağfiret dilerseniz, sizi bağışlarım." Ama Allah'a karşıysanız... Allah'ı kabul etmezken, yaptıklarınız için nasıl bağışlanma dileyebilirsiniz ki? Kimden af dileyeceksiniz? Ondan mı, şundan mı? Milyonlardan af dilemeniz gerekir. Kurtuluş ancak İslam'ı ve Allah Azze ve Celle'yi tasdik etmekle olur... Zira bütün peygamberler İslam üzereydi. Allah katında insanların dini İslam'dır. Hz. Adem'den (a.s.) Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem) kadar hepsi İslam'dı. "Bu Hristiyan, bu Yahudi, bu başka bir şey" demeyin. Hayır, hepsi İslam'dır; yani Allah'ın dinidir. Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem) kadar silsile halinde geldiler ve O, dini kemale erdirdi. Bundan sonra başka bir din, başka bir peygamber yoktur. Rabbim; henüz Hak yolda olmayan, Allah'ı tanımayan, O'na ve dinine harp açanlara hidayet nasip etsin. Allah, içinde bulundukları bu karanlık halden kurtulmaları için onlara hidayet versin inşaAllah.

2026-01-31 - Other

"Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz." (A'raf Suresi, 31. Ayet) Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor: "Yiyin, için fakat aşırıya kaçmayın." İsraf etmeyin; size yetecek kadarını alın, fazlasını değil. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Midenizi tıka basa doldurmayın. Belki %80, %70 veya %90'ı dolmalı, ama %100'ü değil. Günümüzde insanlar doymakla kalmıyor; ihtiyaçlarından çok daha fazlasını yiyorlar. Ve yeme adabına riayet etmeden yiyorlar. Bu da hastalıklara ve ağırlığa sebep olur; ne bedene ne de ruha iyi gelir. İnsanlar sadece midelerini doldurmayı seviyorlar. Sadece ibadetinize ve işinize güç yetirecek kadar yemelisiniz; ihtiyacınız olanı alın. Ama aşırıya kaçmayın; fazlası hastalık ve yük getirir. Bu hususta Peygamber Efendimiz'i (sallAllahu aleyhi vesellem) takip etmeliyiz. Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Biz acıkmadan yemeyen, yediğimiz zaman da doymadan kalkan bir topluluğuz." Yediğimiz zaman tıka basa doymayız. Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) sünnetidir. Yemeğe tuz ile başlamak da sünnettir. Ve ayakta değil, oturarak yemek gerekir. Aksi hâlde bu, Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) sünnetine uygun olmaz. Bir şey yerken veya içerken oturuyor olmalısınız. Bu çok önemlidir. Bugün çoğu insan her şeyi buna aykırı yapıyor... Şeytan onlara Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) sünnetinin tersini yaptırıyor. "Fast food" dedikleri şeyi ayakta yiyorsunuz. Ayakta içiyorsunuz. Hatta bazen maratonlarda veya etkinliklerde görüyorum, koşarken insanlara su veriyorlar. Bu çok kötü, çok zararlı. Özellikle yorgunsanız, yürüyüp koşuyorsanız; su içmeden önce biraz -bir iki dakika- oturup soluklanmalısınız. Koşarken içmeyin. Yiyip içmek için ayağa kalkmak mı? Kim yemek için ayakta durur? Sadece hayvanlar, çünkü onlar oturup yiyemezler. Oturamadıkları için ayakta yiyip içerler. Ama onlar bile yürüyerek yemezler; yiyecekleri zaman dururlar. İçecekleri zaman durup içerler. İnsanoğlu maalesef her türlü kötü alışkanlığı benimsiyor. Ayaküstü yemek yemek insanlar için bir alışkanlık hâline geldi. Çok az insan oturarak, tuzla, Besmele ve dua ile yemeğe başlıyor. Bitirdiğinizde dua etmeli ve sonra işinize, dersinize veya vazifenize dönmelisiniz. Ayrıca oruç tuttuğunuzda mutlaka Sahur yapmalısınız. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) Sahurda bereket ve sağlık olduğunu müjdelemiştir. İftar vaktinde orucunuzu bir hurma ile, hurma yoksa su ile açmalısınız. Bu Sünnettir, Elhamdülillah. 24 saatimiz ve 12 ayımız boyunca, Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) bize nasıl yaşayacağımızı ve onun izinden nasıl gideceğimizi öğretmiştir. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) yolunda olmak, öncelikle bereket, sonrasında sağlık ve huzur getirir. Her türlü hayır O'nun yolundadır. Allah bizi O'nun yolundan ayırmasın; Şeytan'ın ve ordusunun bu yeni adetlerinden uzak tutsun. Onlara karşı uyanık olmalıyız. Onlar her türlü kötülüğü, hastalığı, üzüntüyü ve sefaleti isterler; gayeleri budur. Ama Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) sayesinde, Elhamdülillah, Allah bizi inşallah bunlardan koruyacaktır.

2026-01-30 - Other

Davete icabet, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) bir sünnetidir. Elhamdülillah, ne zaman bizi bir yere davet etseler—evlatlarımız ve kardeşlerimizle—bir araya gelmek, Allah'ın ismini zikretmek, Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem) salavat getirmek ve Allah rızası için toplanmak üzere icabet ederiz. Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi vesellem) emirlerinden biridir. Allah böylece bizi birbirimize ısındırır; aramızdaki muhabbeti, saygıyı ve huzuru artırır. İşte bu yüzden, bu mekanlar mübarek mekanlardır. Çünkü senelerdir burada namaz kılınıyor, oruç tutuluyor, sadakalar veriliyor; çoluk çocuk, genç yaşlı herkes Kuran okusun, Hadis-i Şerif dinlesin diye dersler yapılıyor. Bu sebeple burası, Allah katında çok makbul bir yerdir. Bilhassa İslam beldesi olmayan böyle memleketlerde... Ama Allah Azze ve Celle bunu yapmamızı nasip etti. Eskiden, gayrimüslim bir ülkede hiçbir Müslüman İslam'ı böyle rahat yaşayamazdı. Ama şimdi, Sübhanallah, Allah bunun önünü açtı. Lakin bu kapı açıldığında, pek çok insan veya pek çok şerli mahluk bu durumdan hoşnut olmaz. Çünkü normalde gayrimüslim topraklarında ne Allah'ın ismi zikredilir ne de Allah'ın emrettiği gibi namaz kılınır; bu yüzden Şeytan bundan hiç memnun değildir. Fakat Şeytanı mutsuz eden şeyle biz mesut olmalıyız. Şeytanı memnun eden hiçbir şeyden biz razı olmayız. Biz Şeytan ile aynı fikirde değiliz. Biz Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) ile aynı yoldayız. Biz Resulullah Efendimiz'i seviyoruz. Biz O'nun Ehl-i Beytini ve Ashabını seviyoruz. Biz Sahabe-i Kiram'ı seviyoruz. Biz Evliyaullah'ı, o mübarek zatları, dünyanın dört bir yanındaki Allah'ın o sevgili kullarını seviyoruz. Elhamdülillah, buradaki insanlar bir ülkeye seyahat ettiklerinde, hemen bu mübarek zatların makamlarını ziyarete koşarlar. Neden? Çünkü orada da Allah, onları mübarek nuru ile kuşatır. Bu sebeple diyoruz ki, bu tür ülkelerdeki böyle yerler, Allah Azze ve Celle'nin bereketiyle etrafındakilere feyz verir ve hidayet vesilesi olur. Ayrıca kendimiz için de bir vesiledir; böylece Allah Azze ve Celle'yi ve Peygamber Efendimiz'i (sallAllahu aleyhi vesellem) unutmayız. Bu yüzden elimizden geldiğince, her türlü imkanla buralara destek olmalıyız. Sadece gelip cemaatle otursanız, Allah'ı anıp zikir yapsanız bile, bu sizin için büyük bir kazançtır. Allah için toplanılan bir meclise gelen kişinin kazanacağı manevi faydayı hayal bile edemezsiniz. Kişi oraya pek çok manevi yükle gelebilir, ama bu meclis sayesinde, bu toplanma ile o yükler atılır ve Allah ona mükafat, bereket ve huzur ihsan eder. Bu, salat ve selam ile yapılan bir meclisin bereketidir; zira Allah Azze ve Celle, müminlere Peygamber'e (sallAllahu aleyhi vesellem) salat ve selam getirmelerini emreder. Biz de gayret ediyoruz... MaşaAllah, onlar belki yirmi yılı aşkın süredir, hatta daha fazladır buradalar. İnsanlar her zaman geliyor: Cuma'ya, Bayram'a, Ramazan'a; sanırım tüm mübarek gecelerde de toplanıyorlar. Yani, bunca zamandır kimin için gayret ediyorlar? Sadece Allah Azze ve Celle için. Allah Azze ve Celle, merhametiyle muamele eder, ufak tefek şeylere takılmaz; kusur aramaz. Eğer buraya geliyorsanız, affedilmeden gideceğinizi sanmayın; Allah sizi mutlaka affedecektir. Bizi bağışlayacaktır çünkü O razıdır; bizler O'nun nazarında çocuklar gibiyiz. Hani bir çocuk yanlış bir şey yaptığında insanlar ona kızmaz ya... "Bu küçüktür, daha bebektir; bundan sorumlu değildir" derler. O yüzden ses etmeyiz; hatta bazen yaramazlık yapsa bile yaptığı şeye güler geçeriz. İşte bunun gibi, biz de buraya geldiğimizde o bebekler gibiyiz, çocuklar gibiyiz. Pek çok şeyi yanlış yapıyoruz ama Allah bizi affediyor; bize ihsan ediyor, rahmetiyle ve her türlü iyilikle bizi mükafatlandırıyor. Şu an her yerde bu maneviyata muhtacız, sadece gayrimüslim ülkelerde değil, dünyanın her yerinde. Çünkü her yerde insanlar artık tek tip bir hale büründü. Londra'daki nasılsa, Beyrut'taki de o, Berlin'deki de o. Kahire'deki biri, Bristol'deki ile aynı; Pakistan'da da aynılar. Çünkü onlara birbirleriyle aynı şekilde davranmayı öğretiyorlar. Belki nefislerinin hoşuna gidiyor ve bunun iyi olduğunu sanıyorlar, bu yüzden dünyanın her yeri aynı hale geldi. Bu sebeple, insanların iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmesi için rehberliğe muhtacız. Şimdilerde sadece kötüyü aşılıyorlar. En ücra yerlere bile gidip, insanlara yakışmayan, müminlere yakışmayan kötü şeyleri öğretiyorlar. Bırakın insanı, hayvanlar için bile iyi olmayan şeyleri... İşte bunun için, Allah Azze ve Celle, müminlerin toplandığı böyle yerler arıyor. Rahmetinden, kudretinden manevi mükafatlar yağdırıyor. Ve bu mükafat, bu dünyanın ayakta kalmasını sağlıyor. Onlar olmadan, hiçbir şeye sahip olamazsınız. Çünkü Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) bu Evliyaullah hakkında şöyle buyuruyor: "Bihim tumtarun, bihim tunsarun, bihim turzaqun." Yani bu insanlar yüzü suyu hürmetine—ki aralarında Abdallar, Evtadlar, Ahyalar vardır—Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem), bu insanların hatırına Allah'ın yağmur yağdırdığını söylüyor. Allah bu insanlarla zafer verir. Bu insanların vesilesiyle Allah rızık verir. Tüm bunlar Allah tarafından, O'nun hikmetiyle, bu insanlar vesilesiyle gerçekleşir. Ama bazı insanlar Evliyaullah'tan hazzetmiyorlar; "Onlar da bizim gibi, onlar bir hiç, veren sadece Allah'tır" diyorlar. Halbuki Allah Azze ve Celle... Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) bunu bizzat söylüyor; onları o makama O koydu. İşin hikmetine bakmıyorlar. O, yeryüzü için, müminler için bu bereketi daim kılsın diye bu hikmeti murad etti. Onlar olmasa, tamamen Allah Azze ve Celle'nin gazabı gelir ve tüm dünya yok olup giderdi. Ama bu zatlar sayesinde, Allah onların üzerine rahmet yağdırıyor ve onlar da bu rahmeti ve bereketi insanlara yayıyorlar. Bu yüzden, bu yağmuru veya diğer nimetleri göndermesi sadece müminler için değildir; tüm insanlar için, hayvanlar için, her şey içindir. Bu onların vazifesidir; bu işi Allah'ın iradesiyle yapıyorlar. Allah Azze ve Celle onları seçti; Doğu'ya, Batı'ya gönderdi ve onlar bu vazifede, bu hizmetteler. Tabii ki sonsuza kadar yaşamıyorlar; fanidirler, elbet dünyadan göçecekler. Vefat ettikleri zaman, Allah her biri için bir halef gönderir; biri vefat ettiğinde, Allah onun yerine başka birini tayin eder. Bu silsile, Mehdi Aleyhisselam ve İsa Aleyhisselam'a kadar böyle devam eder. Ve elbette, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)'ın vakti dolduğunda, tüm müminler dünyadan alınacak; geriye sadece inanmayanlar kalacak. Biz onların bereketini, bize, Müslümanlara, müminlere, özellikle Tarikat ehli insanlara olan desteklerini niyaz ediyoruz. Onlar, diğer insanlardan daha yakındır; Tarikat ehli, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem) ve Allah Azze ve Celle'ye çok yakındır. Belki soruyorsunuz, "Biz de böyle olamaz mıyız?" Eğer bu yolu seviyorsanız, buyurun gelin, kimse sizi bu yola girmekten alıkoymaz. Kimse sizi kıskanmaz; kimse sizi geri çevirmez. Gelin, bu yolda yürüyün, Allah'ın sevgili bir kulu olun, mesut olun ve kazananlardan olun. Aksi takdirde, umutsuzluğa kapılmayın ve elinizden bir şey gelmeyen durumlara öfkelenmeyin. Dün, Elhamdülillah, Peckham Camii'nde Hatm-i Hacegan Zikrimiz vardı. Ondan önce, Mevlana Şeyh'in çok eski bir müridini ziyaret ettik. Kendisi ciddi bir hastalıkla imtihan oluyor. Ve MaşaAllah, ona "Nasılsın?" diye sordum. "Elhamdülillah," dedi, "Seni gördüğüme çok ama çok memnun oldum." "Geçen hafta seni ziyaret etmek istemiştim ama nasip olmadı..." dedim. "Sorun değil. Allah ne isterse o olur; hiç mühim değil" dedi. "Bunu dert etme. Sen nasılsın? Ben iyiyim." Böbrek yetmezliği var ve pek yürüyemiyor. Ama yüzü MaşaAllah aslan gibiydi, başına gelen hiçbir şeyden zerre korkusu yoktu. Kendini tamamen teslim etmişti ve dili sürekli Mevlana'daydı. "Mevlana şöyle derdi, şunu yapardı, onunla şuraya gittik, böyle geldik" diye anlatıyordu. Hastalığından, rahatsızlığından, ağrısından sızısından bahsetmiyordu bile. Kendini tamamen Allah Azze ve Celle'ye teslim etmiş durumda. Kim böyle yapabilirse, çok rahat eder, çok huzurlu olur. Hiçbir şey onu sarsmaz. Şimdilerde, ufak bir şey için insanlar doktora koşuyor, hastaneye koşuyor; MR, röntgen, kan testleri, her şeyi yaptırıyorlar. Sonrasında, "Oh, Elhamdülillah, bir şeyimiz yokmuş" diyorlar. Sadece "kötü durumdayız" diye bir vesveseydi. Ve aslında hiçbir şeyleri yok. Ama bu adamın her türlü hastalığı var ama umurunda değil. "Allah'ın takdiri bu, O bunu istiyor, olacak olan budur, bu yüzden benim için mesele değil" diyor. Bugünlerde insanlar çok küçük şeylerden şikayet ediyorlar. Halbuki şikayet ettiğinizde... Allah Azze ve Celle şikayet edenleri sevmez. Çünkü O, "Kulum Benim aleyhime konuşuyor; halinden şikayet ediyor" der. "Onlara bunca nimeti, bunca güzelliği verdim ve kulum hala şikayetçi." Bu yüzden Allah Azze ve Celle bundan hoşnut olmaz. O sebeple ne zaman başınıza bir şey gelse şikayet etmeyin. Sadece Allah Azze ve Celle'den size sağlık, afiyet, ailenizle huzur ve güzel bir hayat vermesini isteyin. Ve en mühimi, size güçlü bir iman bahşetmesidir. Kavi bir iman, bu hayattaki en önemli şeydir. İman olmadan, hiçbir şeyin faydası yoktur. Eğer imanın yoksa, cansız bir tahta parçasından farkın kalmaz. Allah bize bu imanı versin ve bizi Allah Azze ve Celle ile, herkesle, Peygamberimizle, mümin kardeşlerimizle, ailemizle ve evlatlarımızla mutlu kılsın, İnşaAllah. Onlar çok kıymetli insanlardır; bu insanlara iyi davranın, İnşaAllah. Allah sizi mükafatlandırsın, İnşaAllah sizi her zaman korusun ve sizi inananlara, müminlere hadim eylesin. İnanmayanlar için de, İnşaAllah, Allah onları size göndersin ki Kelime-i Şehadet getirsinler ve Allah Azze ve Celle'nin yoluna girsinler, Allah'ın Cennetinde, Cennet-i Firdevs'te olsunlar, İnşaAllah.

2026-01-30 - Other

Bugün, Elhamdülillah, Cuma'dır. Bu, Allah'tan Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi vesellem) ve O'nun ümmetine bir ikramdır. Resulullah Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) Cuma'yı methetmiş ve Allah Azze ve Celle'nin günlerin bu en hayırlısını, hususi olarak Muhammed (sallAllahu aleyhi vesellem) ümmetine bahşettiğini bildirmiştir. Cuma müstesnadır ve her Cuma gecesi mübarek bir gecedir. Daha başından itibaren —yani dün akşam namazından cumartesiye kadar— bu günde her an çok kıymetlidir. Cenab-ı Hak dünyayı bu günde yaratmıştır ve Kıyamet de bu günde kopacaktır. Müslümanlar için ehemmiyeti büyüktür; zira bu gece Allah, ahirete irtihal etmiş müminlerin ruhlarına, ailelerini ziyaret etmeleri için izin verir. Bu sebeple, sizlerin de onlara bir hediye takdim etmeniz gerekir. Bu hediye, gayrimüslimlerin veya bazı inançsız grupların adetleri gibi değildir. Onlar Cuma'nın feyzini ve bereketini aramazlar; bunun yerine bazıları, bir faydası olacağını sanarak ailelerinin mezarlarına yiyecek veya içecek bırakırlar. Bu, gayrimüslimlere has bir durumdur. Müslümanlar için en hayırlı amel —Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi vesellem) de buyurduğu üzere— imkan varsa anne babanızın kabrini ziyaret etmek ve Yasin-i Şerif okumaktır. Onlar için en güzel hediye budur. Elbette, onlar niyetine sadaka da verebilirsiniz. Sevabını onlara bağışlamak niyetiyle başkalarına yardımda bulunabilirsiniz. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) ayrıca, namaz veya oruç gibi hayırlı bir iş işlediğinizde, buna anne babanız ve sevdikleriniz için de niyet etmenizi tavsiye buyurmuştur. Allah Azze ve Celle o sevabın aynısını onlara da yazar ve sizin sevabınızdan da hiçbir şey eksilmez. Bu, Allah'ın bir lütfudur. Sizden hiçbir şey eksilmez. Bilakis, kazanırsınız. Anne ve babanız ferahlar, bereket bulurlar. Bunların hepsi onlara ulaşır. Vefat ettiklerinde amel defterleri kapanır —Efendimizin (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurduğu gibi— ancak aileden veya başkalarından gelen bu güzel hediyeler müstesna. Elbette bir de Sadaka-i Cariye ve insanlara fayda sağlayan ilim vardır. İnsanları ifsat eden veya onlara zarar veren bilgi değil. Allah her şeyi kullarının hayrına yaratır. Allah Azze ve Celle onları, kendilerini kurtarmaya davet eder. Buna rağmen onlar kaçıyorlar. Bilirsiniz, normalde insan ateşten kaçar, ama bu insanlar ateşe doğru koşuyorlar. Ateş hafife alınacak bir mesele değildir; yanmak, en elim azaptır. Fiziksel bir yara bile yanmak kadar şiddetli değildir. Bu sebeple Allah Azze ve Celle bizlere Cehennemden, ateşten uzak durmamızı emreder. Cennete talip olun. Allah Merhametlidir ve Cennete girebilmeleri için herkese fırsatlar tanır, İnşaAllah. Rabbim cümlesine hidayet nasip etsin. Ve Allah bizi kötülüklerden muhafaza eylesin, İnşaAllah.

2026-01-29 - Other

Recep ayı geride kaldı, Şaban ayındayız; neredeyse Şaban'ın ortasına yaklaşmak üzereyiz. Bu mübarek bir aydır, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ayıdır. Elhamdülillah, Allah'ın rızasını kazanacak ameller işlemek büyük bir nimettir. Cenab-ı Hak bu nimeti; Kendi aşkı, Peygamber (sallAllahu aleyhi vesellem) aşkı ve Evliyaullah aşkı için bir araya gelelim diye bizlere bahşetti. Muhabbet göstermek ve insanların kalplerine neşe vermek çok mühimdir. Kin gütmeyin, içinizde kötü düşünceler beslemeyin. O'nun emrine itaat etmek ve emrinden çıkmamak Allah'tan büyük bir lütuftur, bir nimettir; en büyük saadettir. O'nun emrine uyduğunuzda selamette olursunuz. Eğer O'nun emrinden çıkarsanız isyana düşmüş olur, daima dertler ve sıkıntılarla boğuşursunuz. Sizin için hiçbir şey hayırlı gitmez. Belki de, "Gel, sana dünyaları verelim, bu yolu bırak" diyenlerin peşinden gitmeyi aklınızdan geçirirsiniz. Pek çok insan dünyanın peşine düşüp, asıl vazifelerini terk ediyorlar. Ama bu onlara hiçbir şey kazandırmaz, bilakis sefalet getirir; umduklarının tam tersini bulurlar. Ve eğer bu yoldan ayrılanlar olursa... Allah muhafaza... İnşaAllah geri dönerler. Eğer dönmezlerse, bu onlar için hakikaten büyük bir hüsran olur. Biz hep şöyle dua ederiz: "Allahümme sebbitna ale'l-hakk" (Ey Allah'ım, bizi Hak üzere sabit kıl). Allah bizi bu yolda daim kılsın, istikametimizden ayırmasın. Bu çok mühimdir; dikkatli olmalıyız, zira Şeytan hayırlı işler yapan herkesin peşine düşer. Yorulmak bilmez, asla vazgeçmez; son nefese kadar uğraşır. Bu sebeple, böyle meclislerde bulunmak —veya ihvanla nerede olursanız olun beraber olmak— elzemdir. Haftada bir, hatta iki-üç haftada bir bile olsa, en azından salih insanlarla bir araya gelmelisiniz. Böyle yapın ki... Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Sizi yoldan kaymaktan muhafaza buyursun. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin.