السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-03-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنّٗا وَلَآ أَذٗى (2:262) Allah Azze ve Celle buyuruyor: Allah için verip de ondan sonra başa kakıp minnet etmeyen müminler, makbul insanlardır. Allah rızası için verilmişse, o makbul bir şeydir. Onun için onu bozmaya gerek yok. Nasıl bozulur? İşte "Ben verdim, şöyle yaptım, böyle verdim" dersen, tabii sevabın yine vardır ama işte o kadar iyi değildir, yüksek değildir. Onu minnet etmeden, "Allah bize nasip etti" deyip sevinerek verirsen, o vakit sevabın, minnet edip vermekten kat kat daha yüksektir. Gizli verilen sadakalar ve benzeri şeyler daha makbuldür. Bazen de başkalarını teşvik etmek için açıktan verilebilir ama o mühim değil; mühim olan minnet etmemektir. "El-Minnetü Lillah" derlerdi eskiden tabelalarda, minnet Allah'ındır. بَلِ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ (49:17) Allah size minnet eder. أَنْ هَدَاكُمْ لِلْإِيمَانِ (49:17) İmana hidayet ettiği için minnet Allah'ındır. Allah'tan başka kimsenin minnet etmesi makbul değildir, güzel bir şey değildir, güzel bir hareket değildir. Minnet etmek, insanları birbirine kötü baktırır yahut düşman eder. O minnet Allah'a mahsustur. O bize bu nimetleri nasip etti diye O'na minnet duymamız lazım. İnsanlara minnet etmek değil, Allah Azze ve Celle'ye minnet duymalıyız; minnet O'nundur. Allah Azze ve Celle bize bu güzel nimetleri nasip etti diye O'na minnettarız. Kendimize veya başkasına verilen her şey için Allah'a minnettarız. Allah Azze ve Celle bize verdiğinde, O'na minnettar olmaktan kimse gocunmaz. Ama insanlar birbirine minnet ederse... Bazı sıfatlar ve özellikler Allah'a aittir. Bazıları insanoğluna da nasip oluyor; cömertlik, güzellik gibi Allah'ın sıfatları insanlarda da bulunur. Ama bazı sıfatlar vardır ki; mesela kibir, Allah'a mahsustur. Kibriya, Sahib-i Kibriya Allah'tır. Sen kibirlenemezsin; kibirlenirsen bu seni alçaltır. Minnet Allah'ındır. Sen minnet edersen amellerin makbul olmaz, işin zorlaşır. Onun için Allah'a şükürler olsun, Allah'a minnettarız. Allah bize her türlü iyiliği, her türlü hayrı yapmayı nasip etsin; kimseye minnet etmeyelim inşaAllah.

2026-03-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, seferden döndük. Bereketli, Allah rızası için bir seferdi inşaAllah. Hadis-i şerifin buyurduğu gibi; kim Allah için severse, kim Allah için buğz ederse, Allah için verirse, Allah için alırsa, her şey Allah için olursa iman sahibi olur insan. Her şey Allah rızası için olsun. Bizim de seferimiz, oturmamız, gelmemiz, gitmemiz hep Allah rızası için olunca Allah'ın rızasını kazanmış oluruz. En mühim şey bu hayatta odur. Hayatta gördüğümüz gibi, insanlar birbirlerine düşman olmuşlar, birbirlerini çekemezler. O güzel bir şey değil. Çünkü nedir? Allah'ın rızasını unutmuşlar. Dünyaya dalmışlar. Sevdiği şeyi kendi nefsi için seviyor. Buğz ettiği şeyi, sevmediği şeyi de kendi nefsi için seviyor. Allah'ın sevdiğini sevmiyor, sevmediğini seviyor. Onun için herkes rahat değil. "Ne olacak, ne kalacak?" diye nefsini düşünerek hareket ediyor. Kendine de eziyet veriyor, başkasına da huzur vermiyor, ailesine de huzur vermiyor. Onun için Allah'ın rızasını isteyen insan; Allah ondan razı olur, hayatı iyi olur. Her şeyi kabul etmiş olur. Olanın bitenin Allah Azze ve Celle'den geldiğini bilir. Onun için ne ona söver ne de bununla kavga eder. Hayat zaten geçip gidiyor işte. Ramazan da geçti, bayram da geçti. Neredeyse bir iki ay sonra hac da gelecek. Yeni sene, hicri sene de gelecek. Geçiyor işte. Onun için hayatı güzel yaşayalım. Hayatı Allah Azze ve Celle'nin istediği gibi yaşayalım. Allah'ın dediği gibi yaşayalım. Cahil insanlar "Hayata bir defa gelmişiz." derler, "Biz eğlenelim." Eğlendiğinin bir fayda verdiği yok. Allah rızası olmadıktan sonra eğlenemezsin, hiç huzur olmaz, mutlu olamazsın. Allah'la beraber olan mutlu olur. Öteki türlü battıkça batarsın. Allah rızasına talip olan, o da yükseldikçe yükselir Allah'ın izniyle. Mühim olan odur. Onun için Allah bize, O'nun rızasına nail olmamızı nasip etsin hepimize inşaAllah. Allah mübarek eylesin; günlerimizi, aylarımızı, her saatimizi inşaAllah. Mübarek olmak, Allah'ın rızasına nail olmak demektir. Allah razı olsun.

2026-03-27 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bize yol gösteriyor. "Allah için seven, Allah için buğzeden, Allah için veren, Allah için nikah eden iman sahibidir," diyor. O ne demek? Allah her güzel şeyi vermiş, o güzelliği seveceksin, iyiliği seveceksin. Ondan uzak durmayacaksın. İman kâmil olunca insanın her türlü sıkıntısı gider. İman sahibinin sıkıntısı olmaz, daha doğrusu dünya umurunda olmaz. Hiçbir şeyden umuru olmaz. Onun için Allah için seveceksin. Onu ne için seviyorsun? Çünkü Allah için çalışıyor, Allah'ı seviyor, biz de onu seveceğiz. O sana hayır getirir, ondan şer gelmez. Allah için buğzedeceksin. Şimdiki insanlar hümanist diyor, insanları seveceksin diyor; seversin ama Allah'ı sevmeyen insanı sevemezsin. Çünkü o zarardan başka bir şey değildir, sana zarar verir; kendine zaten başta zarar vermiş. Onun için buğzetmek demek uzak durmak demektir. Ona muhabbet etmemek, onunla oturmamak, onu dinlememek, fazla yaklaşmamaktır; buğzetmek budur. Allah için vereceksin, Allah için alacaksın. Allah rızası için verirsin, Allah rızası için alırsan o da sana fayda olur. Yani alışveriş hep Allah rızası için olursa o vakit hak hukuk gitmez. Kimsenin hakkı yenmez. Sen hakkını verirsin, helal edersin, o da Allah rızası için olur. Allah için nikah edersin, yani helalinden evleneceksen nikah edip helal evlilik yaparsın. Bunu yapan insan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediği gibi iman sahibidir. İman sahibi her şeyi Allah'tan bilen, her şeyi Allah'a tevekkül eden insandır. Öyle olunca insanoğlu rahat eder. Başka türlü devamlı kaygılıdır; ne olacak, ne kalacak diye. Ne olacak, ne kalacaksa Allah bilir. Sen kendi işine bakıp hayırlı yolda devam etmelisin. Hayırla alıp vermen, hayırla sevmen, hayırla buğzetmen; senin vazifen odur. Başka şeylere kaygılanmaya gerek yok. Seni yaratan Allah sana rızkını verir, her türlü ihtiyacını verir, ne zaman ne olacağını O bilir. Onun için Allah'a sığınıp iman eden kişi iman sahibidir. Allah'a inanan, iman eden, her türlü iyiliği yapan insan iman sahibidir. İman sahibi, dediğimiz gibi, en iyi insandır, en rahat insandır. Onda kaygı yoktur. Hakiki iman sahibinin dünya yıkılsa umurunda olmaz. Çünkü bu Allah'ın takdiridir; "Allah böyle istemiş, böyle murat etmiş, böyle olmuş" der, mesele yapmaz. İman sahibi budur. Allah için sevip her türlü işini Allah rızası için yapan insan rahat eder. Allah o imanı hepimize versin inşaAllah. Çünkü bugünlerde herkes tesir altında kalıyor. İmansız, dinsiz, ahlaksız insanlar her tarafı doldurmuş. Onlar da insanlara tesir ediyor, Allah Azze ve Celle'yi unutturuyorlar. İnsanlara öyle bir korku salıyorlar ki, zannedersin korkunun bir faydası var. Allah'tan kork, yeter. Allah hepimize yardım etsin inşaAllah. Hakiki iman versin, bu sıkıntılar içimizden kalksın inşaAllah.

2026-03-26 - Lefke

ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةٖ مُّعۡرِضُونَ (21:1) "Hesap günü yaklaştı." diyor Allah Azze ve Celle. İnsanoğlu gaflet içinde. "Gaflet içinde, bir de onu görmeden, öyle bir şey olmayacakmış gibi kendi hallerinde, kendi zevküsefasında, Allah'ın kelamından ve kurallarından uzak yaşıyorlar." diyor Allah Azze ve Celle; Kur'an-ı Azimüşşan'da bu vasfı gösteriyor. İnsanlar gaflet içinde, hiç nasihat dinlemiyor, iyi söz dinlemiyor, ondan kaçıyorlar diyor. Gaflet içinde kaçıyorlar. Şimdiki zamanda bu meseleler daha da fazla. Kimse nasihat istemiyor. Eskiden insanlar nasihat isterdi, şimdikiler hiç nasihat falan istemiyor. Kendi kafalarına göre neyi iyi zannettilerse onun peşinden koştular. İyi dedikleri de nefsine hoş gelendir. Nefsine iyi gelen, sana iyi gelmez. Sana iyi gelen de nefsine iyi gelmez. İki türlü de; ona iyi gelen sana iyi gelmez, en sonunda ikiniz için de iyi olmaz. Onun için bu gafletten uyanmak lazım. "Hesap günü yaklaşıyor." diyor Allah Azze ve Celle. Şimdi tabii ahir zamandayız, olacaklar var ama o herkes için aynı şekildedir. Yani insanların hesabı, bin sene önce de yaklaşmıştı. İnsan gözünü yumdu mu hesap gününe kalkar, uyanır. Ne yaptı ne ettiyse, onun kıyameti o vakit kopar. Yani insanın, "Kıyamet uzaktır." diye gaflete devam etmemesi gerekir. Gaflet yaramaz, gaflet zarardır; hiçbir faydası olmayan bir şeydir. Onun için uyan! Uyanmak lazım. Bazen söylüyorlar işte, "Müslümanın uyanık olması lazım." Dalga geçerler ama o dalga geçilecek bir şey değil, hakikattir. "Seni kandıracaklar" diye uyanık olacaksın. Tabii Müslüman kandırılmaz. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: "Müslüman bir delikten iki defa sokulmaz." Onun için Müslüman uyanık olacak. Dünya için değil de ahireti için, ahiretini muhafaza etmesi lazım. Kimsenin onu kandırmaması lazım ki günaha girmesin; başkasının hakkına girmemek için uyanık olacak. Gaflet iyi değil; hesap var, hesap sorulacak bir gün var. Yine aynı şekilde söyleyelim; Allah Azze ve Celle'nin hesabında, istiğfar edersen Allah affeder. Fakat başkasının hakkına girdin mi, o vakit ancak o hak sahibi sana hakkını helal ederse kurtulursun. Helal etmezse yandın, Allah muhafaza etsin. Hayat kısadır; ne kadar uzun yaşasan da sonunda bütün hayat sana bir gün gibi gelir. Onun için gaflette olmayın, kimseye zarar vermeyin, kimsenin hakkına girmeyin. Allah Azze ve Celle'nin söylediklerini, emrettiklerini yapalım inşaAllah. Allah yardım etsin hepimize. Bu dünyadaki daha fazla zenginlik, daha fazla alet edevat; bunlar gafleti daha da artırdı. Daha önce bu kadar şey olmadığı için insan yine kendini biraz daha muhafaza ediyordu. Şimdi bu şeylerden dolayı, gece bile uyumayan çok kişi var. Bu gaflet, insanı "gaflet uyanığı" yapıyor. Uyumuyor, gafletten uyanık kalıyor. "Bu ne oldu, ne kaldı, şuna bakayım, buna bakayım" diye hep lüzumsuz şeylerle uğraşıyor. Allah gafletten uyandırsın hepimizi inşaAllah.

2026-03-25 - Lefke

إِنَّمَا ٱلۡخَمۡرُ وَٱلۡمَيۡسِرُ وَٱلۡأَنصَابُ وَٱلۡأَزۡلَٰمُ رِجۡسٞ مِّنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَٱجۡتَنِبُوهُ (5:90) Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor ki; içki, kumar, putlar şeytanın işindendir. Şeytanın icatlarıdır. Şeytanın amelleridir. Allah Azze ve Celle, "Onları yapmayın, onlardan uzak durun." diye buyurmaktadır. Bunlar insanlara sadece zarardır. Müslüman olsun ya da olmasın, bu zarar bütün insanlar için umumidir. Ancak buradaki asıl mesele, Müslüman olan bir insanın haramdan uzak durması gerektiğidir. Müslüman olmayanlar için "Küfürden sonra günah yoktur (Leyse ba'del küfri zenb)" kaidesi vardır. Çünkü küfürden daha büyük bir günah olamaz. Onların ne yaptığı önemli değil; zira en büyük günahları zaten küfür ve şirk içinde olmalarıdır. O yüzden oynadıkları kumar, içtikleri içki onlar için ayrıca sayılmaz. Müslüman olduklarında ise bütün bu günahlar temizlenir. Aksi takdirde zaten küfür üzere ölürlerse ebediyen cehennemde kalırlar, Allah muhafaza etsin. Fakat Müslümanların bu tür haramlardan kesinlikle uzak durması lazımdır. Çünkü bunlar; kişiyi, ailesini ve toplumu mahveden şeylerdir. İçki, günahların anasıdır derler. Kumar da aynı şekilde büyük bir hastalıktır. İnsan ona bir bulaştı mı, kurtulması neredeyse imkânsızdır. Kumarı bırakabilen insan sayısı çok azdır. Kumarı ancak nasıl bırakabiliyorlar? Ancak parası bittiğinde, varını yoğunu tüketip geriye hiçbir şey bırakmadığında mecburen oynayamaz hâle gelir. Mesele budur. Yoksa eline para geçse yine oynayacaktır. Para bulamayınca olduğu yerde kalır, başka bir şey yapamaz. Fakat yaşadığımız bu ahir zamanda şeytanların hükmü sürüyor. İyilik yapmaya kalksanız size yasak koyarlar, "Sakın iyilik yapma!" derler. "Sürekli günah işle, sakın iyilik veya ibadet yapma; namaz kılma, oruç tutma." diyerek her türlü hayrı engellerler. Günah işlediğinizde kimse bir şey söylemez, her türlü kötülüğü yapmak serbesttir. İşte bu kumar da o sistemin bir parçasıdır. Bugün telefonlarımıza bile mesaj geliyor: "Sayın bilmem ne herif, en güzel kumarhane bizdedir, oturduğunuz yerden kumar oynayabilirsiniz." diyorlar. Evden çıkmadan kumar oynayabiliyorsunuz. Ben de "Allah müstahakınızı versin." diyorum. Allah size hak ettiğinizi versin. Çünkü sizler artık muzırsınız, insanlara zarar veriyorsunuz ve o zarar dönüp sizi de bulacaktır. Siz başkasına zarar verirseniz, o zarar eninde sonunda size de gelir. Çoluk çocuğun, kadınların ve genç kızların oturduğu evlerin içine kadar kumarhaneyi sokuyorsunuz. "İstediğin kadar oyna." diyorlar. "Paranı nasıl alacağımızı biz biliriz; sen yeter ki bunu kabul et. Bir yere gitmeden, evinin rahat ortamında kendi kafana göre kumar oyna." diyorlar. Bak ne güzel hizmet getiriyoruz! Ayağına kadar şeytanın hizmetini getiriyoruz. Cehennemin hizmetini getiriyoruz. Kötülüğün hizmetini getiriyoruz. Mahvediyoruz sizi. Allah'ın belasını üzerinize getiriyoruz. Bunun başka bir izahı yoktur; onların "hizmet" dedikleri şey tam olarak budur. İllallah ettik artık! Gerçekten dünya son raddesine geldi. İnsanları mahvettikleri yetmiyormuş gibi, "Daha da dibe vuralım, insanları daha çok ezelim." zihniyetindeler. "Nefes aldırmayalım." "İnsanlıktan çıksınlar, bize köle olsunlar." istiyorlar. Tek istedikleri budur. Allah muhafaza etsin, Allah insanlara yardım etsin. Sakın bu tuzaklara düşmeyin. Üstelik şikâyet edecek bir merci de kalmadı. Bir iyilik yapmaya kalksanız hakkınızda bin tane şikâyet yapılır. Polis kapınıza dayanır, "Sen şöyle yapmışsın, resmini çekmişler." derler. Ama "Adamlar evimin içine kadar kumar getiriyor." dediğinizde herkes susar. İşte ahir zamandayız. Allah yardım etsin, Allah bizi kurtarsın. Sahip göndersin artık. Mehdi Aleyhisselam gelsin artık, çünkü bunun başka bir kurtuluş yolu kalmadı.

2026-03-23 - Lefke

إِنَّا عَرَضۡنَا ٱلۡأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡجِبَالِ فَأَبَيۡنَ أَن يَحۡمِلۡنَهَا وَأَشۡفَقۡنَ مِنۡهَا وَحَمَلَهَا ٱلۡإِنسَٰنُۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومٗا جَهُولٗا (33:72) Allah Azze ve Celle buyuruyor: Bu emaneti dağlara, yere, göklere teklif ettik; onlar "Biz bu emaneti kaldıramayız" dediler. İnsanoğlu ise "Ben kaldırırım, ben talibim" dedi. Ama bunu cahilliğinden dolayı söyledi. Allah Azze ve Celle onun için "Şüphesiz o çok zalim, çok cahildir" buyuruyor. Yani insan, "Bize bu ikramı ver, biz her şeyi yaparız" diyerek emaneti kabul etmiş. Dağlar, taşlar "Biz o yükü kaldıramayız" demişler. Yani Allah'ın teklif ettiği emanet ağır bir yüktür. Normalde taşınması kolay bir şey değildir ama insanoğlu kolay sanıp yüklendi. Onun için çoğu zaman insanlar büyük işler almak, büyük şeyler yapmak isterler. "Nasıl daha yükseğe çıkarım" diye birbirleriyle kavga eder, birbirleriyle yarışırlar. Ama o yapmaya talip oldukları şey zordur, hiç kolay bir iş değildir. Başkasının hakkı, hukuku hep onların boynuna emanettir. İnsanların hak ve hukukunu vermeden, sırf kendin yükseleceksin diye onları alet etmek tam bir zalimlik ve cahilliktir. Çünkü bu emanet yarın sana sorulacak: "Bunu istedin, aldın, peki ne yaptın?" "Adaletle mi hükmettin, iyilik mi yaptın, insanları gözettin mi? Ne yaptın, göster bakalım, söyle" denilecek. Onun için cahillik işte buradadır. Zalimlik ise başkalarının sırtından yükselmeye uğraşmaktır. Şimdi bütün dünyada insanlar, en ufak bir işte bile "Ben yükseleyim" diyerek birbirleriyle yarışıyorlar. Haklı haksız dinlemez; sadece kendi nefsi yükselsin, tatmin olsun ister. Aslında tatmin de olmaz. Biraz yükselse daha fazlasını ister, daha da ister. Ne yaparsa yapsın, insanoğlu nefsini tatmin edemez. Onun için Allah Azze ve Celle'nin yolunu o güzel insanlardan, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi ve sellem) öğrenmek lazımdır. Sahabelerden, âlimlerden, şeriat ve mezhep imamlarından öğrenmek lazımdır. Onlar hep bu tür makamlardan kaçmışlardır. O makamları hiç istememişlerdir. İmam-ı Âzam Ebu Hanife Hazretleri görevi kabul etmeyince, onu fetva vermekten ve insanlara nasihat etmekten men ettiler. Bu yasak haberi kendisine ulaşmış. Haber gelince yüzü aydınlanmış, gülümsemiş. Allah'a şükrederek iki rekat şükür namazı kılmış. Halife, haberi götüren elçiye "Git bak bakalım, bu duruma ne yapacak, nasıl üzülecek?" demiş. Elçi halifeye dönüp durumu haber verince halife şaşırmış. "Biz onu fetva vermekten men ettik, o niçin buna sevindi?" demiş. Ebu Hanife Hazretleri ise şöyle demiş: "Fetva vermek, insanlara yön göstermek en zor iştir, ağır mesuliyeti olan bir görevdir." "Allah razı olsun, beni bu mesuliyetten kurtardınız." "Eğer yasak emri olmasaydı bunu mecburen yapmam lazımdı." "Çünkü üzerinde ilim var, âlim ilmini saklayamaz." Hakiki âlim, insanlar istifade etsinler diye ilmini saklayamaz. Onun için âlim, devamlı fetva soranlara cevap vermek zorundadır ama bunun da ağır bir mesuliyeti vardır. Mesuliyet taşımak kolay değildir. İşte ülül emrin, yani hakimin, sultanın yasak emri gelince bu mesuliyet ortadan kalkıyor. Çünkü ülül emre itaat etmek lazımdır. İtaat etmezsen o vakit günaha girmiş olursun. "Bu vesileyle sorumluluktan kurtuldum" diye çok sevinmiş Ebu Hanife Hazretleri. Ona büyük makamlar, rütbeler teklif ettiler ama hiçbirini kabul etmedi. En sonunda kabul etmediği için onu hapse attılar ve hapiste vefat etti. Hapiste ona işkence ettiler, dövdüler ama yine de görevi kabul etmedi. Çünkü o kimseden menfaat beklemek istemezdi; kendi ticaretini yapar, helalinden yerdi. Kalkıp da hakimlik, kadılık yapmaktan hep kaçardı. O ne kadar kaçtıysa da onu yakalayıp zorla yaptırmak istediler. Kabul etmeyince de döverek şehit ettiler. Allah makamını âli eylesin. Eskiden insanlar işte böyleydi. Şimdiki insanlar ise "Her şeyi ben yapayım, ben de yaparım, ben de ederim" diye makam hırsına kapılıyorlar. Onun için buna dikkat etmek lazımdır; mesuliyet taşımak kolay değildir. Makamı talep etmeyin; eğer görev size verilirse alın, verilmezse de hiç peşinden koşmayın. O makamlardan, rütbelerden kaçının; onlara hiç yaklaşmayın. Çünkü mesuliyeti çok büyüktür. Allah muhafaza etsin, nefsine uyup da rütbe ve makam peşine düşenler, bütün hayatları boyunca o hevesin ardından koşturuyorlar. Sabah akşam hiç durmadan harcadıkları o çabayı Allah yolunda harcasalar evliya olurlar, ama onu yapmazlar. Rütbe ve makam peşinde bütün hayatını boşuna harcayan nice insan var. Allah onları da, bizi de muhafaza etsin; aklımızı başımızda tutsun. Kimseye kanıp da kendimizi boş yere harcamayalım inşaAllah. Çünkü durup dururken geliyorlar; "Seni şöyle yapacağız, gel bize, biz seni yükselteceğiz" diyorlar. İnanmayın. Sen Allah'a inan, Allah'ın yolunda ol; seni ancak Allah yükseltir. Asıl makbul olan makam O'nun katındaki makamdır; dünya makamı makbul değildir.

2026-03-22 - Lefke

Allah'a şükür, bayramın üçüncü günü oldu. Hayırlı, bereketli geçti Allah'a şükür. Ta Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanından şimdiye kadar nice bayramlar geçmiş; hepsini Allah, Müslümanların faydası için ikram etmiş. Allah'ın ikram ettiği nimetlere şükretmek lazım. Allah Azze ve Celle, "Şükürle nimetler çoğalır." diyor. Şimdiki insanlarda şükür pek kalmamış. Şükür hiç yok deseniz yeridir. Biriyle konuştuğunuz vakit, şükretmeyi bırakın hiçbir şeyden razı değil. İnsanlar razı gelmeyince de bereket kalmaz, nimetler çoğalmaz, sıkıntı olur. Şükürle nimetler çoğalır. Nimet nedir? Nimet, Allah'ın verdiği ikramdır. Sana verdiği nimetlerin haddi hesabı yok. Anlatılır ki; âlim biri çok ibadet edermiş. "Ben ibadetime güveniyorum, başka bir şeye ihtiyacım yok, her şeyi tam yaptım." dermiş. Bir gün rüyasında kıyametin koptuğunu görmüş. Hesaba çekilmiş, terazi kurulmuş. Bakmış ki; bir gözünün görme nimetini terazinin bir kefesine koymuşlar, diğer kefesine de kendi yaptığı bütün ibadetleri koymuşlar. O bile yetmemiş. Yani Allah Azze ve Celle'nin nimetinin o kadar kıymeti var ama insanlar bunun kıymetini bilmiyor. Nimetin kıymetini hiç bilmiyorlar. Allah'a şükretmiyorlar. Ondan sonra başlarına bir şey gelince de ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Allah muhafaza etsin. Onun için bu nimetler Allah'ın lütfudur; Allah Azze ve Celle'nin bize lütfudur. O'nun verdiği bütün nimetlere şükürler olsun. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki; insanın vücudunda Allah Azze ve Celle'nin yarattığı 360 eklem vardır ve her gün bunların her biri için bir sadaka verilmesi gerekir. Sahabe-i Kiram, "Ya Resulallah, bizim bu kadar paramız yok, bunu nasıl yapacağız?" demişler. Efendimiz de, "Sadaka sadece para değildir; senin iyilik yapman da bir sadakadır." buyurmuş. "Yoldan bir taşı kaldırman sadakadır, yere çöp atmaman sadakadır, Müslüman kardeşine tebessüm edip güler yüz göstermen sadakadır." Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ekliyor: "Eğer bunlar yetmezse, kılınacak iki rekat kuşluk namazı o sadakaların hepsinin yerine geçer." Onun için verilen nimetlere şükür mahiyetinde, her günün sadakası olarak bunu unutmamak lazım. Parası olmayan, dediğimiz gibi kardeşine güler yüz göstersin; insanlara iyilik yapsın, yardım etsin. Onu da yapamıyorsa, en azından günde iki rekat kuşluk namazı kıldı mı bütün günün sadakası verilmiş oluyor. Sadaka, işte dediğimiz gibi Allah'a şükürdür, Allah'a imandır. O sadakayı vermek, verilen o nimetlere karşılık bizim için az bile. Bizim yolumuz, dediğimiz gibi Peygamber Efendimizin şefaat yoludur. O'nun yolundan giden insan, O'nun şefaatine nail olur. İşlediğin amele o güzel niyeti koymazsan, amelinin bir kıymeti, bir ağırlığı olmaz. Ama bir ameli "Peygamber Efendimizin şefaatine, O'nun hürmetine, O'nun şanına" diyerek yaparsan, o en ufak şey bile bütün amellerden daha ağır gelir. Allah hepimize büyük bir nimet vermiş. En büyük nimet, iman nimetidir. Peygamber Efendimizin ümmetinden olmak da en büyük nimetlerden biridir. Allah mübarek etsin, bu bayramlar hayırlara vesile olsun. Rabbim bizi şerlerden ve nefsimizin kötülüklerinden korusun. Bereketli geçsin inşaAllah. Çoluğumuza çocuğumuza da iman nasip etsin. Allah'a şükür; çocuklar, aileler gelip ziyaret ettiler. Allah ziyaretlerini kabul etsin. Onlar da şerlerden muhafaza olsunlar. Çünkü bu zamanda şerler çok fena, çok kötü bir devirde yaşıyoruz. İnsan şerrin nereden geleceğini bilemiyor. Onun için muhakkak bu sadaka meselesini yahut iki rekat kuşluk namazı kılmayı unutmamak lazım. Allah yardımcımız olsun inşaAllah.

2026-03-21 - Lefke

"El kanaatü kenzün la yefna" diye bir söz vardır. "Kanaat, bitmeyen bir hazinedir." der. Millet hazine arar; para bulsun, bir şeyler elde etsin diye. Bir tane bulsalar, bir tane daha isterler. Onu da bulsalar daha fazlasını isterler. Kanaat olmadıkça insanın gözü asla doymaz. Hep daha fazlasını ister. Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem diyor ki, "İnsanoğluna bir vadi dolusu altın verseler bile doymaz." "Yine ister," diyor Peygamber Efendimiz. İnsanın gözünü doyuracak olan altın değil, topraktır. Toprağa girince, toprak atarlar üzerine, o vakit tamam der, artık başka bir şey isteyemez. Yani hayattayken insanoğlunun içinde hep bu tamah duygusu vardır. Onun için nefsi zapt etmek, ona uymamak gerekir ki kanaat olmadıktan sonra hayatı insanın hiç rahat olmaz. Rahat etmez, sürekli daha fazlasını ister. Bir versen iki ister, iki versen beş ister. Ne verseniz doyuramazsınız o insanları. Allah gözlerini doyursun inşaAllah. Böyle yaparak insanoğlu aslında sadece kendine eziyet etmiş olur. Onun için kanaat çok güzel bir şeydir. Kanaat sahibi olan kimseye muhtaç olmaz Allah'ın izniyle. "Kanaat tükenmez bir hazinedir" dediği bu mübarek güzel söz, hadis değildir de Arapça bir atasözüdür zannedersem. Dünyadaki tüm hazineler tükenir ama kanaat sahibi olunca o hazine asla tükenmez. İnsanı rahatlatır. Böylece insan Allah'a tevekkül etmiş olur. Zaten kanaat demek, Allah'a tevekkül etmek demektir. O'na tevekkül eden eli boş dönmez. Ona zarar gelmez; rızkı eksilmez, aksine Allah'ın izniyle artar. Bu dünya hali şimdi; her tarafta, küçüğüne büyüğüne kanaatsiz olsunlar diye öğretiliyor. "Kanaatsiz ol" diyorlar insanlara, "kabul etme." Maaşına zam yapılıyor; "Yok bu yetmedi, bir ay sonra bir zam daha istiyorum." diyor. Hâlbuki o zam verildiği vakit, verilenin iki misli senin cebinden geri çıkıyor. O insanlar kanaat sahibi olsa, "Biz zam falan istemiyoruz." derler. "Bu bize yetiyor, sakın zam yapmayın, biz kanaat ediyoruz bununla," diyerek geçinip gitseler çok daha güzel olur. Ama "Yok, illa daha fazlasını isteyeceğiz!" diyorlar. Çünkü şeytanın sistemi, milletin huzurunu kaçırmak ve onları rahatsız etmek üzerine kuruludur. Hiçbir işleri rast gitmesin, onlar batsın, devlet batsın, herkes batsın, şeytan sevinsin. İşte kanaatsizliğin sonucu budur. Zerre kadar aklı olan bir insan bu gerçeği görür. Görüyor ama elinden bir şey gelmiyor. Aslında yapabileceği bir şey de yok. Çünkü o güya akıllı geçinen insanlar, istedikleri zam verilmeyince ortalığı yıkıp geçiriyor, sövüp sayıyor, hiçbir şey bırakmıyorlar yapmadık. En sonunda zammı alıyorlar, ama o zaman da ayrı bir kıyamet kopuyor. Ve böylece bir şeyi hallettiklerini zannediyorlar. Hâlbuki hemen ardından, aldıkları o zammın iki misli ceplerinden çıkıp gidiyor. Oysa kanaat etseler; hem kendileri, hem aileleri, hem memleket, hem de hükümet rahat edecek ve ortada bereket olacak. Onun için Allah insanlara akıl versin, hallerine rıza göstermeyi nasip etsin. İnşaAllah herkes kanaat sahibi olur. Allah hiçbirimizi kanaatten mahrum etmesin ki eziyet çekip üzülmeyelim inşaAllah.

2026-03-20 - Lefke

İnşaAllah bu mübarek Ramazan Bayramı -ki Şeker Bayramı gibi güzel isimleri de var- hepinize mübarek olsun. Bugün Cuma [20.03.2026]; hem bizim haftalık bayramımız olan Cuma hem de Ramazan Bayramı. Mübarek olsun. Hayırlı olsun inşaAllah. Allah hepinize ferahlık versin; ne sıkıntınız varsa derman olsun, şifa olsun, hayırlı muratlarınız hasıl olsun. Bugünler mübarek günlerdir. Dün gece ve bugün, sayılı mübarek günlerden ve duaların kabul olduğu günlerdir. Onun için bu günlere hürmet edip herkes ibadetini zaten yapıyor. Bu bayram namazları insanların nezdinde meşhurdur ve çok kıymetlidir. Bazı insanlar bayramdan bayrama namaz kılar. Gerçi o eskidendi, şimdi onu da çoğu insan yapmıyor. İnsanlar eskiden cumadan cumaya kılardı, sonra onu da bayramdan bayrama bıraktılar. Bayramdan bayrama kılanlar da çok azaldı; neredeyse kılan kalmadı. Hâlbuki eskiden hiç namaz kılmayan insan bile erkenden kalkıp çoluk çocuğuyla bayram namazına camiye giderdi, camiler dolardı, ibadetlerini yaparlardı. Bu büyük bir nimetti; hiç olmazsa senede bir iki defa camiye gelinmiş, çoluk çocuk o gün tertemiz bir şekilde camiye gitmiş oluyordu. Güzel bir âdetti ancak çoğu insan bundan mahrum oldu. Bu çok büyük bir kayıptır, büyük bir eksikliktir; pişmanlık duyulacak bir durumdur. Senede bir yahut iki defa bile camiye gitmemek çok kötü. Kimin için kötü? Yapmayanlar için kötü. Yapanlara değil elbet. Tabi bir Müslüman, başkaları için de herkes için de hep hayır ve iyilik ister. Onun için isteriz ki başkaları da en azından senede bir iki defa camiye gitsin, alınları secde kılsın. İnsanın ömrü boyunca camiye sadece bir defa, o da cenaze namazı için cansız olarak gitmesi büyük bir kayıptır, büyük bir hüsrandır. Bundan daha büyük bir hüsran olamaz. Çünkü insan camiye gittiğinde bir tövbe istiğfar eder, Allah'ı hatırlar. Öteki türlü sadece isyanda ve tuğyanda kalır. Tuğyan, Allah'a çok büyük karşı gelmektir demek; bu vaziyette olan insanlar çok pişman olurlar. Hem dünyada pişmanlık çekerler hem de ahirette. Sonra da "Bu olanlar ne için başımıza geliyor, ne oluyor?" diye kendi kendilerine dövünüp dururlar. Onun için bu bayramlar, hem maddi hem de manevi olarak Allah Azze ve Celle indinden çok büyük bir ikramdır. Allah bizi bu nimetlerden mahrum etmesin. Bizi nasipsiz yapmasın. Onlar nasipsizdir. Eski zamanda gençlik başkaydı, yaşlılık başkaydı. Gençliğimizde oruç tutmayan insanları görünce biraz kızardık, tepki gösterirdik; ama şimdi kızmıyoruz. Allah'a havale ediyoruz, çünkü onlar bu güzellikten, bu nimetten zaten mahrum olmuşlar. Bir de marifet yaptıklarını zannederek oruç tutmadan aşikar şekilde, başkalarına nispet olsun gibisinden dolaşanlar var. Onlar nasipsiz, zavallı insanlardır. Manevi güzellikten nasibini almamışlardır; içlerinde o manevi güzellik yoktur. Manevi güzellik olmayınca, dünyanın güzelliği de hiçbir işe yaramaz. Bütün dünya onların olsa bile yine de bir fayda vermez, bir işe yaramaz. Bırakın ahireti, bu dünyada bile hiçbir işlerine yaramaz. Nefislerinin emrinde esir olmaktan başka bir şeye yaramazlar. İnsan, "Nefsim ne diyorsa onu yapayım" der. Nefis "Bunu yap, bak nasıl olacak" der. Onu yapar, yok yine bir fayda vermedi. Sonra nefis "Yok, bunu değil de bak sana daha kötüsünü göstereyim, bunu yap daha mutlu olacaksın" der. Onu da yapar, o yine olmadı, gider başkasını yapar. Bu iş böyledir; nefsinin emrinde olan insan hiçbir zaman mutlu olamaz, hiçbir zaman hayır etmez. Onun için Allah bizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin. Her türlü kötülükten muhafaza etsin. İnşaAllah bu mübarek günlerin hürmetine, Allah'ın emrinden dışarı çıkmayalım. Çoluk çocuğumuz da inşaAllah başkalarına özenip, "Bunlar ne güzel yaşıyor" diyerek onlar gibi yapıp da sonradan pişman olmasınlar. Allah muhafaza etsin.

2026-03-19 - Lefke

Tarikatımız, Allah'a şükür Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimiz'in yolu demektir. O'na giden yoldur. O'nun ne gibi güzel hasletleri, ahlakı varsa, onu taklit etmeye, O'na benzemeye uğraşıyoruz. Allah kabul etsin. Bugün de işte arefe günü [19.03.2026], yarın... Normalde aya bakmak lazım ama artık nereye bakacaksın, nereye edeceksin belli değil. Onun için artık hükümet ne diyorsa ülü'l-emre tabiyiz. Bugün arefe sayılıyor. Ramazan'ın son günüdür. İnşallah bereketli geçmiştir, bereketli olsun. Ondan sonraki Ramazanlar da daha güzel olsun inşaAllah. Daha güzel olması için dünyada adalet, iyilik olması lazım. Allah'a ibadet etmek lazım, edenler hepsi olsun, olması lazım ki dünya güzel, daha güzel olsun. O da ancak Mehdi Aleyhisselam'la olur. İnşallah şeyh babamızın, Şeyh Nazım Hazretleri'nin dediği gibi bekliyoruz. Beklemek de bir ibadettir. O da boşuna gitmiyor, onun da sevabı çoktur. Ama inşaAllah gönülden herkes istiyor artık bu zulüm bitsin, dünyanın hali değişsin. Her türlü yolu denediler, her türlü sapıklığı yaptılar. Bir işe yaramadı. Yarayacak olan ancak İslam'dır, Hak yoldur. Onun için bu Ramazan mübarek, geldi geçti. Kaç tane Ramazanlar geçti. İnşallah fazlası Mehdi Aleyhisselam'la olur. Çünkü artık tam dünyanın, zamanın sonuna geldik. Her şeyin bir zamanı var. Allah Azze ve Celle bu dünya için, her şey için bir zaman koymuş. Gezegenler, hatta güneşler bile... Her şeyin zamanı bitti mi onlar da kayboluyor. Yeniden Allah yaratıyor. Bu Allah Azze ve Celle'nin sünnetidir. Kur'an'da O'nun için "Hallâk" buyuruluyor, demek ki O, devamlı yaratandır. İnsanlar "acaba başka yerde mahlukat var mı?" diyor. Var tabii. Allah Azze ve Celle'nin mahlukatının haddi hesabı yok. Allah kendi bilir, biz bilmeyiz. Onun için mübarek olsun inşaAllah bu, bereketli olsun. Bayramın güzelliği şudur ki; Müslümanlar, aileler, kardeşler ve ihvanlar birbirlerini bağışlasınlar. Yaptıkları hatalardan dolayı birbirlerini affetsinler. Yapılan büyük şeyler varsa, onları da Allah bilir. Allah muhakkak onun cezasını verir, iyiliğini verir. Her şey Allah'ın elinde, hiçbir şey boşuna gitmez. Onun için büyük ihtilaf olmasın. Küçük şeyleri bayram dolayısıyla birbirlerine bağışlayıp barışmak çok iyi olur Allah'ın izniyle. Allah onun ecri sevabını da verir. Bu da bayramların bir faydasıdır. O da boşa gitmiyor, onun da ecri sevabı çoktur. Allah nice bayramlara yetiştirsin bizi. Kimseye eziyet vermeden, kimseye darılmadan, kimsenin kalbini kırmadan Allah bize nasip etsin bu gibi bayramları. Kalbi kırılan varsa da Allah ona muhabbet versin, o affetsin hepimizi inşaAllah.