السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-08-25 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in doğduğu gün mübarek olsun. Bundan bin beş yüz sene kadar önce Peygamber Efendimiz dünyaya teşrif etti. O günden sonra Ümmet-i Muhammed dâhil, o vakitki insanlar Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in ümmetine dâhil oldu. En büyük ikram olarak Allah, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’i göndermiştir. O'nun ümmetinden olmak da büyük bir ikramdır. Onu reddetmek akılsızlık sayılır. Allah’a şükürler olsun ki bugün burada toplandık. Allah rızası ve Peygamber muhabbeti için... Bugün buranın havası da mâşâallah tam Medine-i Münevvere havasına benziyor. Biraz fazla sıcak ama güzel. Ayrı bir tecellisi var. Her şeyin iyi bir tarafı vardır. Bu iyi tarafı için Allah’a şükürler olsun. Her şey bize iyi tarafıyla yansıyor. Ne oluyorsa, ne yapıyorsak Allah rızası için olduktan sonra her şeyin iyi bir tarafı oluyor. Dışarıdan ne kadar sıkıntı gelse de inşallah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolunda olanlar için bir sıkıntı yoktur. İşin içinde Allah rızası ve O'nun muhabbeti vardır. Bu muhabbet olduktan sonra hiçbir şeyin kötü tesiri olmaz. En büyük ikram şudur: Allah azze ve celle kalbimize kendi muhabbetini ve Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in muhabbetini koydu mu ondan sonrası mühim değildir. En mühimi odur. En kıymetli şey odur. Allah o kıymetli şeyi izniyle bir ikram etti mi, inşallah ilelebet kalbinizde kalır ve oradan hiç çıkmaz. Çünkü edilecek en büyük dua budur. Yemekten, içmekten veya türlü sıkıntılardan ziyade, en fazla dua etmemiz gereken şey kalbimizin o muhabbetle dolmasıdır. Bunun hiç eksilmeden çoğalarak devam etmesini istemek en büyük fazilettir. Allah yolunda olduktan sonra, O'nun yolunu takip edecek ve O'na hürmet edeceksin. O'nun istediği gibi, mübarek Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yoluna canını vereceksin. O'nun yolundan çıkmayacaksın. Başkalarına kötü örnek olmayacaksın. "Bak, bu adam kendisi için Peygamber yolundadır diyor ama ondan sonra neler yapıyor!" dedirtmek en büyük kötülüktür. Onun için Allah muhafaza etsin. Bu yol bizi muhafaza etsin. Yoldan çıkmayalım. Yoldan çıkan helak olur. Onun için, sana nasıl bir dünyalık teklif etseler de onu kabul etme. İnancından taviz verme. Allah’a ve Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e olan muhabbetten taviz verilmez. İnsan taviz vermeye bir alıştı mı, biraz oradan biraz buradan derken ne iman kalır ne de İslam. Onun için en mühim şey; Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolu, tarikat yolu, mezhepler yolu ve İslam yoludur. Ondan daha kıymetli bir şey yoktur. Bütün dünyayı sana verip "Bu yoldan çık, imanından vazgeç" deseler dahi, hatta ufak bir dünya menfaati bile teklif etseler aldanma. Sakın bunu kabul etme. Sakın taviz verme. Taviz verdikçe batar ve helak olursun. En büyük helak, ahiretini kaybetmektir. Dünya menfaati için ahiretinizi kaybetmeyin. Dünya menfaati geçicidir. Bâki olan ise ahiret menfaatidir. Dünya menfaati için ahiretini feda edersen, ahirette şeyhinin yüzüne nasıl bakarsın? Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzüne nasıl bakarsın? Bunu yapamazsın. Onun için dikkat etmek lazımdır. Nice insanlar dinlerini bırakmamak uğruna canlarını, her şeylerini feda etmişlerdir. Onun için buna çok dikkat etmek lazım. Seni yoldan çıkaracak ne varsa ondan uzak durmak, nefsine uymamak lazım. Allah bizleri bu yoldan ayırmasın. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda rezil etmesin. Allah azze ve cellenin ve meşayihin huzurunda rezil etmesin. Bu dünya menfaati uğruna ahiretinizi feda etmeyin.

2026-08-24 - Lefke

"Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn." (Enbiyâ Suresi, 21:107) Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i insanlara ve her şeye rahmet olarak göndermiştir. Bu, Allah Azze ve Celle'nin methettiği en büyük makamdır; O'nun yüzü suyu hürmetine insanlara merhamet ediyor. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ayağının bastığı yere rahmet tecelli eder. En büyük lütuf olarak, O'nun yüzü suyu hürmetine her türlü güzelliği bize ihsan ediyor. Allah'a şükür, hem Allah rızası hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti için böyle toplandınız. Dünyada en büyük kazanç, O'nu sevmektir. Kazanacağınız şeyler de Allah rızası için olacaktır. Ne kazanıyorsak Allah'tandır ve Allah rızası içindir; bunu bilmek lazımdır. Allah, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bize o fırsatı verip, iyilik yapmayı ve O'nun yolundan gitmeyi nasip ediyor. İşte bu toplantımız da yine bu vesileyle gerçekleşti. Çok uzaklardan gelen ihvanlarımız, âlimlerimiz ve meşayihimiz var. Hepsi Allah rızası için toplanmış; en büyük sebep de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbetidir. Allah'ın izniyle bizi kurtaracak olan şey de o muhabbettir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e olan sevgimiz ve muhabbetimiz, Allah'ın sevgisine vesile olur. Bazıları vesileyi reddedip "şirktir, böyle şeyler yapmayın" derler ama onsuz da hiçbir şey olmaz. Kişi sadece kendi nefsiyle hareket ederse, hayatında ne gerçek sevgi ne de muhabbet olur. Onların "sevgi" dedikleri şey sadece menfaattir. İşin içine menfaat girince o sevgi olmaktan çıkar, sadece çıkara dönüşür. Gerçek sevgi, Allah rızası için Allah'ın sevdiği kullarıyla beraber olmaktır. İşte Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti ve sevgisi de bu yoldadır. Yolumuz, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur; tarikatlar da bu yolu gösterir. "Tarikat ne içindir?" diyenler olur; tarikat lazımdır. "Lazım değil" diyenler yanılır; şeytana lazım değildir. Ancak mümine lazımdır; doğru yolu göstermek, o yolda kalmak ve sapmamak için tarikat gereklidir. Tarikat, çok büyük bir kuvvettir. İnsanın imanının korunması için elzem olan bir şeydir. Allah'a şükür, tarikat kıyamete kadar var olmaya devam edecektir. İlelebet, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunun yetiştiği kadar. Tabii esas yol gösterecek olan ve şeriat ile tarikatı kendisinde toplayacak kişi, Hz. Mehdi Aleyhisselam'dır. O gelince bütün tarikatlar o yolda birleşerek aydınlanacak ve herkes o yolda yürüyecektir. Ondan önce ise tarikatlar ve mezhepler çoktur. Mehdi Aleyhisselam gelince, hepsinin varisi olarak peşinden gidecek ve hakikati gösterdiği o yolda ilerleyeceklerdir. Böylece nihayetinde, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanında nasıl idiyse, o vakit de öyle olacaktır. Ondan sonra da zaten kıyamet kopacaktır. Kıyametten önce, bütün dünyayı hak yola getirmesi için Mehdi Aleyhisselam ve İsa Aleyhisselam'ın muhakkak gelmesi lazımdır. Ondan sonra inanmak isteyen inansın, istemeyen inanmasın; zaten başka fırsat da kalmayacaktır. Yoldan çıkan insanlar da bunun sonucunda perişan olacaklardır. Allah bu yolu hepimiz için daim eylesin. Dediğimiz gibi, bu yolda olanlar çok şanslı insanlardır. Allah bizi muhafaza etsin, bu nimetin kıymetini bilmek lazımdır. Hizmet etmek lazımdır; inşallah Allah bu yolda sabit kadem olmayı nasip eder. Allah mübarek eylesin. Bu hassas gece, Mevlid-i Şerif gecesi, akşam namazından sonra başlıyor. Yarın Mevlid günü. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in doğduğu vakit, sabah namazına doğruydu. Onun için bu mübarek gün, yani 12 Rebiülevvel, bu akşam namazından başlayıp yarın akşama kadar devam eder. Bugün de onun arefesidir. O da mübarektir, bunların hepsi mübarek günlerdir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i hatırlattıkları için bu günler çok mübarektir. Bu günlere hürmet göstermemiz lazımdır.

2026-08-23 - Lefke

"Yâ eyyuhe’llezîne âmenu’t-tekullâhe ve kûnû me’as-sadikîn." "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve sadıklarla (doğrularla) beraber olun." (Tevbe, 119) Allah Azze ve Celle, sadıklarla beraber olmamızı emrediyor. Ey iman edenler! En sadık olan Peygamber Efendimizdir: "Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resulullah, es-Sadiku'l-Va'di'l-Emîn." En başta gelen sadık, sıdk üzere olan zat Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem’dir. Emir; onunla ve onun yolunda olanlarla beraber olmaktır. Ondan uzak olanlardan siz de uzak durun. Onlara yaklaşmayın. Onlardan hiçbir zaman bir fayda gelmez. Çünkü onlar sadece nefislerine bakarlar, nefislerini büyütürler ve nefislerine laf söyletmezler. Onlar hakikatle hiç alakası olmayan insanlardır. Emniyet, emanet ve sıdk sahibi değildirler. Onun için "İyilerle ve sadıklarla beraber olun" diyor Allah Azze ve Celle. Sadık demek; yalan söylemeyen, doğru olan insanlarla beraber olun ve onlarla devam edin demektir. Ötekilerden uzak durun. Ne kadar uzak durursanız o kadar iyidir. Çünkü onların tabiatı tamahtır, hasettir ve kötülüktür; başka bir şey değil. Hiçbir zaman karşısındakinin iyiliğini istemezler. Arkadaş gibi görünürler ama esasen düşmandırlar. Gerçek arkadaşlar; Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda olanlardır, onlar iyi insanlardır. "Ve hasune ulâike refîkâ." "Onlar ne güzel arkadaştır!" (Nisâ, 69) Onlar ne güzel arkadaşlardır. Onlar güzel insanlardır; Allah'ı tasdik ederler, Allah Azze ve Celle de onları tasdik eder. Allah'ın yolunda olanlar ne güzel yoldaşlardır. Allah Azze ve Celle "Onlarla beraber olun" buyuruyor. Bu da ancak her işi Allah rızası için yapmakla, O nasıl istiyorsa öyle davranmakla ve her an Allah Azze ve Celle’yi hatırlayıp "O’nun yolunda mıyız?" diye murakabe ederek, iyi insanlarla beraber Allah’a şükrederek olur. İnsanın başına tabii ki pek çok hal gelir. İyilik de gelir, imtihan da gelir. Eğer yanında iyi bir arkadaş varsa, sana nasihat eder, ne yapman gerektiğini söyler ve sana yardımcı olur. Doğru yolda, Allah Azze ve Celle’nin yolunda gitmen için destek olur. Fakat insanoğlu bazen "Şunu yapsaydım böyle olurdu" diye zanneder. Hayır, o Allah’ın takdiridir. O takdir nasılsa, "Böylesi hayırlıdır" diyeceksin; senin esas vazifen itiraz etmemektir. Vazifen budur; Allah’ın dediği olur. Bizler de elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz. Sonuç iyi olursa Allah’a şükredeceğiz, hamd edeceğiz. İmtihan olursa, "O da Allah’tandır" deyip isyan etmeyeceğiz. Şimdi bazı yeni Müslüman olanlar ve maalesef nice eski Müslümanlar da var; "Bize niçin böyle oluyor? Bu hal neden başımıza geliyor?" derler. Senin elinde olan bir şey değil bu. Bu, Allah Azze ve Celle’nin bir takdiridir. Mümin ve Müslüman bir insana ne gelirse gelsin, onun mutlaka bir mükafatı vardır. Hiçbir şey boş değildir. Boşa gitmiyor. Bunu bilmek lazım. Tabii ki çok zor haller de olabiliyor. Onlara sabretmek zordur. Lakin ne kadar zor olursa, mükafatı da o kadar fazladır. O mükafat zayi olmasın diye sabredip Allah’a tevekkül edeceksin. Allah’ın verdiği nimetler ve sana takdir edilen ömür ne kadarsa o kadar yaşayacaksın. Sabrının karşılığı senin mükafatın olacaktır. O vakit mükafatı görürsünüz. Allah kaldıramayacağımız imtihanlar vermesin. Bu mübarek ay hürmetine, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem hürmetine... Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem de bize her güzel şeyi öğretiyor. "Sabır istemeyin" buyuruyor Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Çünkü sabır zordur. Allah’ın ihsanını isteyin. "İmtihan olalım da sabredelim" diye talepte bulunmayın buyuruyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Öyle istemeyin. Allah muhafaza etsin, zor bir şeydir. Onun için daima ihsanıyla muamele etsin bize, imtihan etmesin. Biz imtihan kulları değil, ihsan kullarıyız. O'nun ihsanına talibiz. Bu mübarek güzel ayda, Allah Azze ve Celle Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem’in yüzü hürmetine hiçbirimizi imtihan etmesin. Daima güzellik, iyilik ve ihsan nasip etsin bizlere inşaAllah.

2026-08-22 - Lefke

“İnnema bu'ihtü li-ütemmime mekârime'l-ahlâk.” Sadaka Resulullah fî mâ kâl ev kemâ kâl. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." En mühimi de edep ve ahlaktır; insanların o güzel hâllerini tamamlamak için geldi. Çünkü insanlar yavaş yavaş öğreniyorlar. Hz. Âdem (aleyhisselâm)’dan bu yana, her gelen peygamber yeni bir şeyler öğretti. Öğrete öğrete nihayetinde Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) geldi; O, insanların en mükemmelidir. Her güzel meziyet, güzel sıfat, güzel haslet ve beceri Peygamber Efendimiz’de (sallAllahu aleyhi ve sellem) mevcuttur. Görünüşte bir insandır ama her bakımdan Allah Azze ve Celle tarafından özel yaratılmıştır. İşte bu ay, O’nun doğum ayıdır. Doğduğu vakit bile secdede doğmuştu. Bebeklik hâlleri O'nda çok çabuk geçti; iki-üç aylıkken gelişimi çok ilerlemişti. Hareketleri ve konuşması çok erkendi. Allah Azze ve Celle’nin O’na yüklediği vazifeye tahammül edebilmesi için, O yaratılış olarak insanlardan çok üstündür. Manevi kuvvetine zaten erişilemez. Fakat Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) maddi kuvveti de çok büyüktür. Çünkü normal bir bünyenin Allah Azze ve Celle’nin kelamını kaldırması mümkün değildir. Sıradan bir insan bünyesi buna dayanamazdı. Allah Azze ve Celle’nin kelamını ancak O taşıyabilirdi. Peygamber Efendimiz’i (sallAllahu aleyhi ve sellem) hiç kimse bilek gücüyle yenemezdi. Zahiri kuvveti hakkında bir hadis vardır: Bir-iki kişi O'nun kuvvetinde olamazdı. Hz. Ömer’in (r.a.) naklettiğine göre; bin kişi olsa da yine Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) kuvvetine yetişemezdi. On bin kişi olsa dahi Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) hepsinden daha kuvvetliydi. Zahiri güç olarak Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) milyonlardan bile daha kuvvetlidir. Vücut kuvveti böyledir; çünkü manevi kuvvete tahammül etsin diye Allah Azze ve Celle O’nu özel yaratmıştır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) 63 yaşında dünyadan irtihal ettiğinde dahi, zahiri heyeti ve vücudu otuz yaşındaki bir genç gibiydi; sakalı siyahtı. İçinde sadece beş-on tane ak vardı. Normalde 60 yaşına geldiğimizde hepimiz bembeyaz oluyoruz. 60 yaşındaki Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) cevheri ve mahiyeti tektir. O, tek başına bütün dünyaya bedeldir. Tüm bu ağır halleri taşıyabilsin diye böyle yaratılmıştır. Allah’a şükür ki O’nun ümmetiyiz. Yani bazı insanlar hakkında, daha önce de ifade ettiğimiz gibi yine aynı şeyi söylüyoruz: Gayrimüslimleri anlarız ama bir Müslüman'ın çıkıp da "O da senin, benim gibi bir adamdır" demesi akla ve mantığa sığmaz. Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) her hâli bir mucizedir. Mucize peygamberlere hastır; keramet ise evliyalarda olur. Peygamberden sonra gelene "mucize" denilmez. Çünkü mucize, başka hiç kimsenin yapamayacağı işlerdir. O hâller peygamberlerin hepsinde vardır. Hepsinde mevcuttur. Bizim Peygamber Efendimiz’de (sallAllahu aleyhi ve sellem) de vardı. O'nun hayatında sayısız mucize gerçekleşmiştir. Bazıları çok bilinir, bazılarına ise inanmayanlar olsa da hakiki olanlar meşhurdur. Ay’ın ikiye bölünmesi gibi... Mübarek parmaklarından su akması gibi... O suyla, susamış bütün sahabe ordusunu doyurması gibi... Yanına bir ceylanın gelip konuşması gibi... Hayvanatın ve haşeratın, sahabelerin gözü önünde Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) ile konuşması gibi... Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) daha pek çok mucizesi vardır. Bu yüzden, "Müslümanım" deyip de mucizeyi inkâr edenin imanı tehlikededir. İsim olarak Müslüman olabilir. O sadece ağızdan çıkan bir sözden ibarettir. "Lâ ilâhe illallâh" diyen herkes Müslüman sayılır ama gerçek iman sahibi değildir. İman sahibi; Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolunda giden, O’na inanan, O’nu tasdik eden, tazim eden ve yücelten insandır. O’ndan daha yüce bir insan yaratılmamıştır. Ne olursa olsun, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) her bakımdan bütün dinlerin ve insanların üstündedir. İnsanlar arasında ırk ayrımı gözetmez. Herkes Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ümmetidir. Bütün insanlar O’nun ümmetidir. Cinler de O’nun ümmetidir. O’nu kabul edenler ümmetinden olur. Etmeyenler ise kendileri bilir. Günün sonunda ne yapacaklarsa yaparlar. Ama pişman olurlar. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) kapısını herkese açmış: "Gelin, bu nimetten faydalanın" demiştir. "Ben istemem" diyen de kendi bilir. Allah muhafaza etsin. Allah insanları şaşırtmasın. Özellikle Müslümanları şaşırtmasın. Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolundan gidenlere eziyet etmesinler, O’na hürmet edenlere kötü bakmasınlar. Çünkü maalesef bu devirde şeytan insanları kandırmış. Müslüman olduğunu söyleyip de Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) hürmet etmeyen çok. Allah ıslah eylesin. Allah hidayet versin inşaAllâh.

2026-08-21 - Lefke

Allah Azze ve Celle buyuruyor: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (3:132) Allah Azze ve Celle, "Allah'a ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e itaat edin ki size rahmet ve merhametiyle muamele etsin." buyuruyor. Bir hadis-i şerifte, "Kalpler paslanır." buyruluyor. Tıpkı demirin paslandığı gibi... Demir paslanınca onu temizlemek gerekir. Üzerindeki pas atılır, ondan sonra tekrar kullanılır. Paslı kalırsa yavaş yavaş çürüyüp gider, hiçbir faydası olmaz. Kalplerin de paslanmaması için... Peki, bu pas nedir? Zulmet, küfür, imansızlık ve her türlü kötü hâllerdir. Bunlar kalbi karartır; onu işe yaramaz, çalışmaz hâle getirir. Kur'an-ı Azimüşşan ise o kalbi temizler. Onu parlatır ve imanı artırır. Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e gönderilmiş ve Allah Azze ve Celle'nin kelamı onun lisanı ve vasıtasıyla bize ulaşmıştır. Günümüzde bazı insanlar, "Sadece Kur'an oku, Peygamber'in hadislerine gerek yok." diyorlar. Hâlbuki Allah Azze ve Celle açıkça şöyle buyuruyor: "Atiullâhe ve atiurrasûl." "Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin." Yani bu ayet işaret ediyor ki; dini anlamak için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in söylediği o güzel sözlere bakmalıyız. Bütün İslam'ın esası ve her şeyin gayesi oradadır. O hadis-i şerifler olmasa hiçbir şey anlaşılamaz. Esasen Allah dilediğini yapar ve böyle emretmiştir. Buna itaat edeceksiniz, başka yolu yoktur. Sen kendi kafana göre; "Hayır, Peygamber'e gerek yok, ben kendim hallederim, anlarım." dersen... Zaten bu sözü söyleyen insan baştan kendini nakavt etmiş, yani yoldan sapmış ve helâk olmuştur. Çünkü Kur'an-ı Azimüşşan da zaten Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıtasıyla ve onun lisanıyla anlatılmış, okunmuş ve yazılmıştır. Bunların hepsi Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıtasıyla olmuştur. Hâl böyleyken onu nasıl inkâr edebilirsin ki? Dinin esası, Allah Azze ve Celle'nin yolunun temeli Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir. Ona olan hürmeti eksik olan insanda zaten iman diye bir şey kalmaz. Sadece dilinde bir "Müslümanım" sözü kalır. Allah muhafaza etsin, bu saygısızlıktan dolayı o da elinden gidebilir. Bu sebeple, içinde bulunduğumuz bu ay, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mevlid ayıdır. Ona salavatlar, tekbirler ve tehliller getirelim. Onun vasıtasıyla Allah hayırlı amellerimizi ve işlerimizi kabul etsin. Çünkü tek başına ne yaparsan yap, onun bize şefaati olmadan kıldığımız namazda da yaptığımız amellerde de bir mükemmellik yoktur. Biz amellerimizi ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hürmetine Allah Azze ve Celle'ye takdim ediyoruz. Böyle olunca Allah Azze ve Celle o amelleri reddetmez. Yoksa bizim yaptığımız işler, okuduklarımız... Hiçbir ibadetimiz nefsimizden arınmış olarak gerçekleşmiyor. Amellerimizi, tıpkı bir paçavra gibi günahkâr bir hâlde takdim ediyoruz. Bazıları ise yaptıklarını bir şey zannedip; "Hayır, Peygamber'e gerek yok, ben kendi ibadetimi kendim yaparım." diyor. Hâlbuki senin yaptığın ameller paçavra gibidir, hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü sen iyi işleri kötü işlerle birbirine karıştırmışsın. Tertemiz bir şeyi necasete düşürmüş, kirletmiş ve murdar etmişsin. Bir de bu hâldeyken kalkıp Allah Azze ve Celle'nin karşısına çıkıyorsun. O amelleri senin yüzüne çarparlar. Bu edepsizlikle, bu terbiyesizlikle takdim edersen sana, "Al bunu, defol git!" derler. Allah Azze ve Celle'nin huzuruna Peygamber Efendimize hürmet etmeden çıkarsan ve amellerini değerli bir şey sanıp takdim edersen, asla kabul olmaz. Bu yüzden, yaptığımız her ameli Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bereketi ve şefaatiyle takdim etmeliyiz. Allah bu insanlara hidayet versin. Şeytan insanlarla oynuyor. Bilhassa içinde bulunduğumuz bu mevlid-i şerif ayında şeytan ve şeytanla beraber olanlar daha da kuduruyor. Peki, şeytanla beraber olanlar kimlerdir? Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmeyenler, onun kadrini ve kıymetini bilmeyenler şeytanın oyuncağıdır. Bu yüzden Allah onlara akıl fikir versin, hidayet nasip etsin. İnşaAllah doğru yola gelsinler. Bizim niyetimiz halistir; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in öğrettiği de budur. O merhametliydi; biz de onun gibi merhametle yaklaşarak onların doğru yola gelmelerini istiyoruz inşaAllah.

2026-08-20 - Lefke

Allah'a şükür, Mevlid ayındayız. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dünyaya teşrif ettiği mübarek aydır. Bu mübarek ayı kutlamamız, her gününde sevinmemiz, müminin Allah'a sonsuz hamdüsenasıdır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olmak büyük bir şereftir. Onun her yaptığını, her şeyini tazim etmek ise bizim için büyük bir nimettir. Bunu yapabilen için büyük bir fazilettir, büyük bir nimettir. Bunu yapamayan ise bedbahttır, bahtsızdır, şanssızdır. Allah ona bu fazileti nasip etmemiştir, o da bundan mahrum kalmıştır. Ondan mahrum kalmış, şeytan onu bu hasletten mahrum etmiştir. Şeytanın en büyük özelliği inatçılık, kıskançlık ve hasettir. Hasetinden dolayı Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet edenlere, yolundan gidenlere ve sünnetini yaşayanlara "Bunlar niçin tazim ediyor?" diyerek daima düşmandır. "Bunlar yaramaz, bunlar Allah'a şirk koşuyor, Allah'a iman etmiyorlar. Bu peygamber de bizim gibi bir adamdır; ona tazim edersen şirk koşmuş, Allah'a ortak koşmuş olursun." diyenler var. Şeytan onları işte böyle kandırmış. Onları kandırmış ve mahvolmuşlar. Allah muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevenler, onun yolundan gidenler çok şanslı insanlardır. Onların bu şansı ilelebettir. Yani geçici bir şey değildir; "Şimdi şanslıyım." dersin, bazen bir şey olur biter. Şanslı insanlar olur ama biraz sonra o mevzu kapanır. Ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i seven şanslı insana, Allah kendi faziletinden ikram etmiştir. O insan, Allah'a şükür, ilelebet saadette ve güzellik içinde olur. Peygamberin yolundan gitmeyen, ona hürmet etmeyen ve onu sevmeyen kişi -Allah muhafaza etsin- imanından da olur, ahirete imansız da gidebilir. Çünkü gidilmesi gereken hak yol, Peygamber Efendimiz'in yoludur. Onu bırakıp da "Ben zaten Müslümanım, peygambere tazim etmeme gerek yok." derse, o vakit başkaları onu kapar. Onu kapanlar da yoldan çıkmış insanlardır. Doğru yolu kaybetmiş insanlardır. Günümüzde böyleleri çok; Allah Müslümanlara akıl fikir versin. "Bu adam büyük âlimdi, şöyleydi, böyleydi." diyenlerin isimlerini ben burada söylemek istemiyorum. Onlara hürmet eden birçok ahmak Müslüman var. Çünkü onlar, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunu kabul etmemişlerdir. "Biz de yaparız, İslam'ı yenileyebiliriz." diyerek Peygamber'e tazim etmeyenler, muhakkak böyle kötü niyetli kişilerin peşine düşerler. Peşinden gittikleri kişi de helak olur, kendileri de helak olurlar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e her vesileyle tazim ve hürmet etmek büyük bir ibadettir. En büyük ibadet; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gitmek, ona tazim ve hürmet etmektir. İçinde bulunduğumuz bu ay da dediğimiz gibi Rebiülevvel ayı, yani Mevlid ayıdır. Eskiden Müslümanlar bu ayı büyük bir coşkuyla kutlarlardı; ama şimdi insanların kafasını o kadar karıştırdılar ki, çoğu insan ne yapacağını şaşırmış durumda. Yine de şanslı ve nasipli olanlar, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gider, onun her zerresine hürmet ve tazim eder, şefaatini diler. Bir Müslümanın yapması gereken şey de budur. Diğerlerinin ise dediğimiz gibi böyle bir şansı yoktur; şeytan onlarla oynamıştır. Şeytanın elinde oyuncak olmuşlardır. Hem kendilerine hem de başkalarına zarar verirler. Allah muhafaza eylesin şerlerinden .

2026-08-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, mübarek Rebiülevvel ayına ulaştık. İnşaAllah Peygamber Efendimizin doğum gününü, hep beraber Şeyh Babamızın huzurunda, Kıbrıs'ta kutlayacağız. Herkes görüyor ki Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bereketi, şefkati ve inayeti onu sevenlerin üzerindedir. Peygamber Efendimizi seven, Allah'ı da sever. Peygamber Efendimizi sevmeyen ise şeytanı sever, bunu bilmek lazım. Çünkü şeytanın en sevmediği insan odur. Zorla huzura getirilip doğru söylemesi emredildiğinde, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e "Ben seni sevmem." demiş. Kendisine pek çok soru sorulmuş; en sonunda "En çok kimi sevmezsin?" dendiğinde şeytan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e "Seni sevmem." demiş. Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmeyen şeytanı sever; bunun başka bir yolu, üçüncü bir seçeneği yoktur. Muhakkak kalbimizde en çok Peygamber Efendimizin sevgisi olmalıdır. Peygamber Efendimiz, "İmanınızın kâmil olması için beni dünyadaki herkesten; kendinizden, annenizden, babanızdan ve çoluk çocuğunuzdan daha fazla seveceksiniz." buyuruyor. İman kâmil olmazsa, o sevgi de o dereceye ulaşmaz. Ancak yine de kalbimizde az da olsa bu sevginin bulunması gerekir. "Müslümanım" diye geçinen bazı kimseler, "O da senin benim gibi bir insandı, öldü gitti." diyorlar. Estağfurullah! Ne yazık ki böyle şeyler söyleyenler de oluyor. Bir de "Müslümanız" diyerek diğer Müslümanların kafasını karıştırıyorlar. Şeytan, onların vasıtasıyla insanları dalalete sürükleyip yoldan çıkarıyor. Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in şefaati olmazsa hiçbir amelimiz işe yaramaz. İstersen milyon sene ibadet et; kalbinde Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sevgisi ve ona hürmet olmadıktan sonra hiçbir faydası olmaz. Allah bu günleri mübarek eylesin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in şefaatine nail olalım inşaAllah. Cennette onun civarında iskan olalım inşaAllah. Allah mübarek eylesin, hayırlı olsun inşaAllah.

2026-08-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Her şeye karışmayın." diyor. "Senin işin olmayan, seni alakadar etmeyen şeylere karışma." diyor. İslam'ın güzel ahlakına sahip olan insan bunlara karışmaz. Min husni İslâmi'l-mer'i, terkuhu mâ lâ ya'nih. Kendisine lüzumu olmayan şeylere karışmasın. Kendi işleriyle ilgilenecek, ailesine ve ahbaplarına yardım edecekse olur. Ama hiç alakası olmayan, yani karışsa da karışmasa da bir fayda çıkmayacak işlerden uzak dursun. Zaten meşgale çok, Allah Azze ve Celle'nin yolunda olduktan sonra hiç başka şeye bakmaya gerek yok. Her insanın vazifesi başkadır. Onun vazifesini yapabilmesi için, "Allah yardım etsin." diyeceksin. Sen onun işine karışıp, akıl vererek bir şey yapacağını zannedersen; o seni dinlerse iş daha berbat olur, dinlemezse daha iyi olur. Çünkü Allah Azze ve Celle herkese yapacağı bir vazife vermiş; herkesin bir işi gücü var. Birinin yaptığı işi diğeri yapamaz; bunun okuduğunu ötekisi okuyamaz. Herkesin ayrı ayrı işleri var. Herkesin haddini hududunu bilmesi lazım. "Benim sınırın buraya kadar, bundan sonrasını bilmiyorum." de. Bundan sonrası için ihtisas sahipleri var, onlar bilirler. Çünkü şimdiki insanlar hep kendilerini allame-i cihan zannediyorlar. Herkese, "Şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın." diye karışırlar. Yahut, "Ben bunu duydum, şunu işittim." diye başkalarına da tembih ederler. Senin duyduğun başka, anladığın başka, gördüğün başkadır. Onlar senin bilmediğin şeylerdir, onlara karışma. Karışmazsan rahat edersin, başkalarını da rahat ettirirsin. Onun için bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in güzel bir sözüdür. İnsanın iyiliği için, "Bilmediğin şeylere karışma." diyor. O mühimdir, gayet mühim. Kendini, nefsini zapt et. Haddini hududunu bil, onun dışına çıkma. Bildiğin hususlar varsa insanlara söylersin. Bilmediğin konularda, sırf kulaktan duydun diye başkalarına bir şey söylemeye gerek yok. Allah muhafaza etsin. Bu zaman zaten acayip bir zamandır. Onun için başının ağrımasını istemiyorsan karışma; seni alakadar etmeyen işlere karışma. Allah hepimizi fitnelerden muhafaza etsin, fitneler çoktur. Allah hıfz eylesin. Allah, iyi insanların niyetine göre verir. Onun için Allah'a şükür, şükürler olsun.

2026-08-18 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إذا أعطيتم الزكاة فلا تنسوا ثوابها أن تقولوا: اللهم اجعلها مغنما ولا تجعلها مغرما." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Siz zekâtı verdiğiniz zaman, sevabını gözeterek; 'Allah'ım sen onu makbul et, onu bizim için bir kazanç yap, bir ceza yapma' deyin." Yani "Allah sevabını kabul etsin, katında makbul olsun, bizim için bir ceza olmasın" diye dua edin. Tabii herkes zekât verirken zekât niyetiyle veriyor ama Allah kabul etsin diye dua ederek vermesi de lazımdır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إن الصدقة يبتغى بها وجه الله، والهدية يبتغى بها وجه الرسول وقضاء الحاجة." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka ile Allah rızası gözetilir; hediye ile Resûlullah'ın sünnetine uyulması ve ihtiyacın giderilmesi gözetilir." Sadaka Allah rızası içindir, hediye vermek de yine çok makbul bir ibadettir. Sadaka ve hediye, Allah rızası için ve Peygamber Efendimiz'in hürmetine verildiğinde, hacetler onun vesilesiyle kabul olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إذا تصدقت فأمضها." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka vermek istediğin zaman, o sadakayı vermekte acele davran, yani bekletme." Sadaka vereceksen ve o an verecek birisini bulamazsan, onu sadaka olarak bir kenara ayır. O günün sadakası niyetiyle, muhakkak sabah evden çıkmadan sadaka vermek lazımdır; o parayı bir yere ayırın. Peygamber Efendimiz, onu sonraya bırakmayın diyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "استتمام المعروف أفضل من ابتدائه." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Ma'ruf, yani iyilik olan bir şeye teşebbüs edip onu tamamlamak, ona sadece başlamaktan daha faziletlidir." Yani bir iyilik yapacaksan onu tamamlaman, sadece başlamandan daha hayırlıdır. Yani başlanan iş muhakkak tamamlansın diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Yani yapılan iyiliği yarı buçuk bırakmayın. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "أمسك عليك بعض مالك فهو خير لك." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka vereceğin zaman malının bir kısmını kendine ayır, bu senin için daha hayırlı olandır." Yani sadaka verirken ihtiyacın olan şeylerin hepsini verme; sana da lazım olur. Kendine ayırman da senin hayrına olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "لا تطعموا المساكين مما تأكلون." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Yoksullara kendi yediğiniz artıklardan yedirmeyiniz." Yani onlara özel bir pay ayırıp verirsiniz, ihtiyaçlarını öyle karşılarsınız. Onlar onu nasıl değerlendireceklerse öyle değerlendirsinler, diyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "ابدأ بنفسك فتصدق عليها، فإن فضل شيء فلأهلك، فإن فضل عن أهلك شيء فلذي قرابتك، فإن فضل عن ذي قرابتك شيء فهكذا وهكذا." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadaka vermeye ilk önce kendinden başla." Yani sadaka vereceksen, üç kuruşun da olsa ilk başta kendi ihtiyacını karşıla. Kendine harcamanı da sadaka say diyor Peygamber Efendimiz. Kendi ihtiyacından arta kalan bir şey olursa onu da ailene ver. Yani ailene harcayarak ilk başta onların ihtiyaçlarını gidereceksin; bu da sadaka sayılıyor. Eğer ailenden de arta kalan bir şey olursa onu da akrabalarına ver. Yani ailenden sonra paran kaldıysa, ihtiyacından fazlası varsa, ondan sonra sıra akrabaya gelir. Eğer akrabalarına verdikten sonra da bir fazlalık kalırsa, o zaman onu komşularına ve çevrende seninle ilişkisi bulunan kimselere ver. Yani yardıma en yakınından başlarsın, sonra yavaş yavaş daha uzaklara ulaşırsın. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "ابدأ بمن تعول." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Vermeye, önce bakmakla mükellef olduğun kimselerden başla." Yani bir sadaka vereceğin zaman, ilk başta geçimini sağladığın insanlardan başla. Çünkü onlardan başlamayıp onları muhtaç bırakırsan ve başkalarına verirsen bu uygun olmaz. İlk başta yakın çevrendekilerin ihtiyaçlarını karşıla, ondan sonra yardımlaşma dairesini yavaş yavaş büyütürsün. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إن الصدقة على ذي القرابة يضاعف أجرها مرتين." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Akrabaya verilen sadakanın sevabı iki kat artırılır." Yani akrabasına sadaka veren kişi, yabancıya verene kıyasla iki misli daha fazla sevap kazanmış olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "دينار أنفقته في سبيل الله، ودينار أنفقته في رقبة، ودينار تصدقت به على مسكين، ودينار أنفقته على أهلك، أعظمها أجراً الذي أنفقته على أهلك." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah yolunda harcadığın bir dinar, Allah rızası için bir köleyi azat etmek uğruna harcadığın bir dinar, bir yoksula tasadduk ettiğin bir dinar ve ailene harcadığın bir dinar arasında sevabı en büyük olanı, ailene harcadığın dinardır." Yani saydığımız tüm bu amellerde büyük sevaplar vardır ama en hayırlısı ve en makbul olanı ailene harcadığındır. Ailen fakir ve muhtaçken başkasına vermektense, ailendeki kişinin ihtiyacını karşılaman çok daha faziletli olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "صدقة على ذي الرحم، على ذي الرحم صدقة وصلة." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Akrabanın akrabaya verdiği sadaka, hem sadaka hem de sıla-i rahimdir." Yani sevabı ikiye katlanıyor. Sıla-i rahim (akrabalık bağlarını gözetmek) Allah Azze ve Celle'nin çok büyük bir emridir. Onun için akrabana yardım ettiğinde hem sadaka sevabını hem de sıla-i rahim sevabını alır, iki kat kazanç elde etmiş olursun. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "الصدقة على المسكين صدقة، وهي على ذي الرحم اثنتان: صدقة وصلة." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Yoksula sadaka vermek bir sadakadır." "Akrabaya sadaka vermek ise, hem sadaka hem de sıla-i rahim olmak üzere iki iyilik yerine geçer." Yani sevabı iki misli olur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "أفضل الدنانير: دينار ينفقه الرجل على عياله، ودينار ينفقه الرجل على دابته في سبيل الله، ودينار ينفقه الرجل على أصحابه في سبيل الله عز وجل." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Dinarların en faziletlisi..." – dinar bildiğiniz gibi paradır; eskiden altın paraydı, günümüzde de para birimi olarak kullanılıyor – "...kişinin kendi ev halkına harcadığı dinardır." Yani kişinin harcadığı ilk para ev halkına olmalıdır, en hayırlısı budur. Ondan sonra Allah yolunda cihad için bineğine (hayvanına) harcadığı dinar gelir. Yani Allah rızası için o hayvana bakıyor, onun tımarını yapıyor; bu da ikinci derecede faziletli oluyor. Daha sonra ise Allah yolundaki dava arkadaşlarına harcadığı dinardır. "Bu insanlar Allah Azze ve Celle'nin rızası için bu yoldadır" diyerek onlara yaptığı masraf da üçüncü dereceden faziletli bir ameldir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "أفضل الصدقة أن تصدق وأنت صحيح شحيح، تأمل الغنى وتخشى الفقر، ولا تمهل حتى إذا بلغت الحلقوم قلت: لفلان كذا، ولفلان كذا، ألا وقد كان لفلان كذا." Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Sadakanın en faziletlisi; sıhhatin yerindeyken, tam sağlıklı ve kuvvetliyken, dünya malına karşı aşırı istekli olduğun bir dönemde verdiğin sadakadır." Yani sıhhatliyken insan ölümü pek düşünmez; "daha çok yaşayacağım" diyerek dünya malına karşı çok arzulu olur. "Zenginliği umup, fakirlikten korktuğun bir halde verdiğin sadakadır." Yani "sadaka verirsem malım azalır" diye fakirlikten korktuğun o anda verirsen, işte en faziletli ve en makbul sadaka odur. İşte en hayırlı sadaka böyle bir durumdayken verilendir. Sadakanı; can boğaza gelip de son nefeslerine yaklaştığın, artık umutların tükendiği ve doktorların "yapacak bir şey kalmadı" dediği zamana bırakma. Eskiden birisi vefat edeceği vakit yanına gelirler, "hakkını helal et" derlerdi; o da hakkını helal etmenin şuurunda olurdu. Şimdi ise hastaneye götürüyorlar, ağzına burnuna cihazlar takıyorlar; hasta ne konuşabiliyor ne bir şey yapabiliyor, üstelik hâlâ yaşayacağını zannediyor. Peygamberimiz; can boğaza gelmiş bir halde etrafındakilere "hakkınızı helal edin" diyerek yatarken, "Şu malım filanın olsun, bu da filanın olsun" diyeceğin vakte kadar sadakanı geciktirme diyor. Dikkat et, sen o sözleri söylerken o mallar çoktan mirasçıların olmuştur. Yani dağıttığın o şeyler zaten artık onlarındır; sen sadece son nefeslerini veriyorsun. Onun için sadakayı sıhhatindeyken vermek en hayırlı olanıdır. Allah hepimize bu şuuru nasip etsin inşaAllah.

2026-08-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (49:10) Allah Azze ve Celle, müminlerin kardeş olduğunu buyuruyor. Kardeşler arasında tabii her zaman her şey yolunda gitmez; bazen kavga ya da karşılıklı anlaşmazlıklar olabilir. Allah Azze ve Celle, "O zaman aralarını bulun ki rahmetime nail olasınız." buyuruyor. İnsanoğlu tabii ki hata yapar. Hata yaptığında ise karşısındakinden af diler. Allah, başkasının hatasını affedenleri sever. İhsan edenleri sever. Allah'ın sevgili kulu olmak istersen affetmelisin; böylece hem Allah'ın rahmetine erişir hem de O'nun sevdiği kullarından olursun. İnsanoğlunun diğer mahlukatlarda olmayan bir özelliği vardır: Unutmaz. Bir olay olduğunda, "Bu adam bana böyle yaptı, ona ya söveceğim ya da döveceğim." diye aklından geçirir ve içinde kin besler. Bu durum diğer canlılarda, örneğin hayvanlarda yoktur. Sadece bazılarında vardır; mesela deve ve fil gibi hayvanlar da kendilerine yapılanı unutmazlar. Daha sonra gelip ona kötülük yapanı veya eziyet edeni bulduğunda intikam alması meşhurdur. Ancak diğer hayvanlarda bu yoktur; birbirlerine vursalar bile biraz sonra unutup giderler, kin tutmazlar. Fakat insanoğlu bir imtihanda olduğu için onda her türlü huy bulunur. İyilik de vardır, kötülük de. Allah Azze ve Celle iyilik yapmayı emreder. İyilik yapanı ve emrini tutanı sever, rahmetini onun üzerine kılar. Bunun için lüzumsuz yere, boşu boşuna Allah'ın sevmediği şeyleri yapmaya gerek yoktur. Eğer biriyle anlaşamıyor ve ondan hoşlanmıyorsan uzak durmalı, fazla muhatap olmamalısın. Hayattaki her şey gibi bu da geçip gider. Hiçbir şey sabit değildir, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bir bakarsın ki artık ortada hiçbir şey kalmamış. Onun için buna dikkat etmek lazımdır. Husumet ve küslük gibi durumlar, müminler adına Allah'ın sevmediği şeylerdir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir müminin diğerine üç günden fazla küs kalmasının doğru olmadığını buyuruyor. Hoşlanmıyorsan konuşma, sadece selam ver ve uzak dur. Ama kalkıp da içinde kin tutmak, "Kavga edeceğim, vuracağım." demek şeytanın sevdiği davranışlardır. Onun için Allah muhafaza etsin. Kin tutmak gibi kötü huylar insanın maneviyatını yorar. Maneviyat yorulunca insanın kendisi de yorulur. Böyle olunca insanın aklı başka bir şey düşünemez, sürekli bu tür olumsuzluklara takılır. Bunları düşündükçe de hem maddi hem manevi zarar görmüş olur. Allah muhafaza etsin. Nefsimizin şerlerinden Allah muhafaza etsin.