السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-01-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Leyse ba'del küfri zenb." "Küfürden sonra (daha büyük) günah yoktur." Yani en büyük günah kâfir olmaktır. En büyük günah odur, ondan daha büyüğü yoktur. Bir kâfire; "Sen içki içtin, zina yaptın, domuz eti yedin" diye ayrıca günah isnat edemezsin. Çünkü zaten günahların en büyüğü işlenmiştir. Küfür öyle bir şeydir ki; ancak küfür bittikten sonra diğer günahların bir hükmü kalmaz. Bu sebeple sonradan Müslüman olanlar, geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar yeniden doğmuş gibi olurlar. Allah Azze ve Celle her şeyi affetmiş olur. Onun hayatı o saatten itibaren başlar ve Allah yolunda devam eder. Dünyada görüyoruz; şunu yaptı, bunu öldürdü, şunu vurdu... Kâfir bunları yapar ama hepsi ayrı ayrı değerlendirilmez. O zaten küfre girmiştir. İstediğini yapsın, Allah indinde en büyük suç o inkârıdır. Eğer İslam'la şereflenirse; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "El-İslâmü yecübbü mâ kableh" buyuruyor. Yani, "İslam kendisinden önce yapılan her şeyi siler, affeder." Tabii şimdiki insanların düzeni, dünyanın kendi kafasına göre koyduğu kanunlar, bu fiillerin hükmünü ister. Ama o kişi Allah katında İslam'a döndü mü, Müslüman oldu mu; hepsi silinir, yeniden doğmuş gibi olur. Onun için hüküm Allah'ın hükmüdür; hak olan odur. İnsanın hükmü manevi açıdan bir işe yaramaz, problemden başka bir şey değildir. Ama tabii dünya var oldukça, mevcut düzene de mecburen tabi olacaksın. Sen kendi kafana göre hüküm veremezsin, mutlak hüküm Allah'ındır. Allah'ın Azze ve Celle hükmü ayrı, dünyanın hükmü ayrıdır. İslam'la müşerref olduktan sonra, Allah katında yeniden doğmuş gibi o sevaba nail olur. Bunun bir örneği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Hayber Savaşı'nda yaşanmıştır. Bir çoban vardı. Bu çoban İslam'la müşerref oldu ve daha bir vakit namaz kılamadan şehit olup şehadet mertebesine erdi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm ederek, bu insanın bir namaz bile kılamadan cennete nail olduğunu müjdeledi. İlahi hükümler böyledir. Onun için İslam, insanlar için bir kurtuluştur, saadettir; Allah'a şükürler olsun. Onunla müşerref olanlar Allah'ın nimetine ve lütfuna kavuşmuş olurlar. Allah bizi bu yolda sabit kadem kılsın, yolundan ayırmasın inşaAllah.

2026-01-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Her zaman iyilik yapın." "Bir hata işlediğiniz vakit tövbe edin." İyilik yapın, hasenat işleyin. İster maddi manevi yardım olsun, ister tövbe istiğfar olsun... Allah o günahı siler. Allah Azze ve Celle'nin sonsuz merhameti vardır. Tövbe edenin tövbesini kabul eder. Bazı insanlar, "Biz şöyle yaptık, böyle yaptık, çok günah işledik" derler. Bütün Kur'an-ı Azimüşşan ve hadisler bunu söylüyor. Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Bir günah işledin mi arkasından iyilik yap ki Allah onu affetsin, silsin." "Yemhuhâ" buyuruyor, yani "Siler." Demek ki siliniyor. Çünkü melekler yazıyor. İyilik yaptığını da kötülük yaptığını da yazarlar. Ancak tövbe edince günahı hemen yazmazlar. İyiliği hemen yazarlar ama günahı, "Belki biraz sonra tövbe eder" diye bekletirler. En sonunda tövbe etmeyince, "Hadi, yaz bunu" denilir. Onu yazarlar... Fakat insan ileride o günah için tövbe ederse, Allah onu da affeder. Ama günah, işlendiği an yazılmıyor. Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Siler" buyuruyor. Silinince de Allah'a şükür günah kalmaz. Çünkü günah, insanoğlu için en kötü şeydir. O günahla ahirete gitmek büyük bir vebal, büyük bir talihsizliktir. Allah Azze ve Celle; günahını affettirip temiz çıkasın diye o kadar fırsat vermişken... Sen, "Yok, ben bu günahta ısrar edeceğim" dersen, o vakit cezanı çekersin. Allah muhafaza etsin. Tövbelerimizi kabul eylesin. Yaptıklarımızdan dolayı Allah bizi affetsin inşaAllah.

2026-01-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ (15:9) Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: "Kur'an-ı Azimüşşan'ı biz indirdik ve onu biz muhafaza ediyoruz." O, hiç değişmeden ve değiştirilmeden muhafaza altındadır. Zira diğer semavi kitaplar, Hz. Adem'den beri indirilenler; bilinen Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an'dan öncekilerin hepsi tahrif edilmiş, değiştirilmiştir. Bu sebeple Kur'an-ı Azimüşşan olduğu gibi kalmıştır; çünkü Allah, "Onu biz koruduk" buyurmuştur. Son Peygamber, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir. Allah, dini olan İslam'ı koruduğu gibi, o değişmesin diye "Onu biz muhafaza ettik" buyurmuştur; kimse onu değiştirememiştir. Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak kıyamet kopmadan önce, o da yeryüzünden kaldırılacaktır. Bu da kıyametin büyük alametlerinden biridir. Yeryüzünde Müslüman kalmayacak, hafız kalmayacak. Kur'an-ı Kerim'i açtığınızda yazıların silindiğini göreceksiniz; hiçbir şey gözükmeyecek. Yani o vakte kadar muhafaza olunacaktır. Tabii ki o zamandan önce bir değişiklik olmayacaktır. Ancak Allah Azze ve Celle'nin hikmetiyle, kıyamet yaklaştığında, büyük alametlerden biri olarak Kur'an yeryüzünden çekilip alınır. O vakit zaten Müslüman kalmamış, sadece kâfirler kalmıştır; Allah kıyameti onların üzerine koparır. İşte bu Kur'an-ı Azimüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır. O dilediğini yapar; onu muhafaza eden de O'dur. Kur'an, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla gelmiştir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kendi zamanında karışıklık olmasın diye Hadis-i Şerifleri yazdırmazdı. Hadis ile Kur'an birbirine karışmasın diye. Kur'an, Allah'ın tertibiyle böyle muhafaza olmuştur Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra, Sahabelerin naklettiği hadisler yazılmaya ve dilden dile aktarılmaya başlanmıştır. Kur'an-ı Azimüşşan'ın ve İslam'ın nasıl yaşanacağı, Hadis-i Şeriflerle anlatılmıştır. O hadisler günümüze kadar bize ulaşmıştır. Onu kabul eden, hakiki Müslümandır. Hadislere itiraz eden ise ya münafıktır ya da Müslüman değildir. Çünkü Peygamber Efendimize hürmet etmeyen ya münafıktır ya da en azından imanı yoktur. Müslüman görünse bile, hakikatte imansız biridir. Buna çok dikkat etmek lazımdır. Peygamber Efendimizin yolundan gidenlerin şunu bilmesi gerekir: Yol, Hadis ve Kur'an'dır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bizzat şöyle buyuruyor: "Ben size iki şey bıraktım; Kur'an'ı ve Sünnetimi." İşte bu yolu takip etmek lazımdır. Ehl-i Beyt ve Sahabelerin hepsi, o hadislerin ve sünnetin içindedir. Bazıları sadece "Ehl-i Beyt" der. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadislerinde zaten "Onlara hürmet edin, onları gözetin" diye çok hadisler var. Ama esas olan Kur'an ve Sünnet'tir. Sünnet dediğimiz de Peygamber Efendimizin yaptıkları ve söyledikleri, yani hadislerdir. Ahir zamanda fitne çoktur, kafaları karıştıran çoktur. "Yok doğrudur, yok yanlıştır, yok şöyleydi, yok böyleydi" diyenler çıkar. O hadisleri, o dönemin büyük âlimleri derlemiştir. Onların sadakatine ve emanetine şüphe yoktur. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace gibi hadis âlimleri o zaman bu çalışmaları yapmıştır. Ondan sonraki bütün hadis ilimleri zaten onlardan gelmektedir. Onlara hürmet etmek lazımdır. Onların imanlarından ve emanetlerinden zerre kadar şüphe yoktur. Allah onlardan razı olsun. Allah hepimize O'nun yolunda gitmeyi nasip etsin.a

2026-01-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Bu bir hadis midir yoksa büyük meşayihlerden gelen bir rivayet midir, tam çıkaramadım ama... Şöyle soruluyor: "Keyfe asbahtüm?" Yani, "Nasıl sabahladınız?" Cevap olarak: "Asbahna ve asbahal mülkü lillah." Sabahladık; mülk Allah'ındır. Yattık mülk Allah'ın, kalktık mülk Allah'ın. Her şey Allah Azze ve Celle'nindir. Dünler, yarınlar, bugünler... Her şey Allah Azze ve Celle'ye aittir. Mülk O'nundur, O'nun mülküdür. Allah'a şükür, hayatımız böyle geçsin inşaAllah. "Yok yılbaşıydı, yok bilmem neydi" derken ömrümüzden bir sene daha geçti. İnşaAllah bu hal üzere; Allah'a, O'nun kudretine ve azametine teslim olarak yatıp kalkalım. Günlerimiz öyle geçsin, senelerimiz öyle geçsin, ömrümüz öyle geçsin. İnşaAllah bizim hedefimiz budur. Çoğu insanın sorup soruşturduğu "Biz ne için, ne maksatla buradayız?" deyip, "Yaratıldık" demeyen çok var. İmansızlar çok, Allah'a inanmayanlar çok. Allah onlara da hidayet versin. Ne için yaratıldıklarını, ne için hayatta olduklarını bilsinler. Çünkü bilmemek zor bir şeydir. Bilmemek nedir? Cahilliktir. Cahil denen kimse, ne için var olduğunu bilmeyen insandır. Niçin yaratıldığını anlamaz; sanki ansızın kendini bu dünyada bulmuş gibidir. Anası babası büyütmüş, üniversiteye göndermiş; ama ondan sonra sapıtmış. O akılsız insanlarla beraber olup, o cahilleri akıllı zannedip onlarla beraber yoldan çıkmış. Yahû, sen kendi keyfine göre gelmedin bu dünyaya. Muhakkak ki seni gönderen, seni yaratan Allah Azze ve Celle'dir. Sana ne yapacağını göstermiş, peygamberler göndermiş. Alimler, sahabeler... Yolu gösteren her türlü insanlar var. Sen ise hala sersem sersem, cahilce sorup duruyorsun: "Ben ne maksatla buradayım?" İster bil, ister bilme. Bilirsen rahatlarsın, huzur bulursun. Bilmezsen bütün hayatın oradan oraya savrularak, çarpa çarpa geçip gider. En sonunda da seni bir çukura atarlar. Allah muhafaza etsin. Günlerimiz Allah'ın istediği gibi olsun inşaAllah. Senelerimiz de inşaAllah... Tabii bu senenin bir kutsiyeti, bir özelliği yok. Miladi sene sadece günleri ve vakitleri tayin etmek içindir; başka türlü bir faydası veya mübarekliği yoktur. O hesap kitap işleri için iyidir. Ama manevi açıdan bir kutsallığı, kutsiyeti veya mübarekliği yoktur. Allah hepimize hayırlı seneler nasip etsin inşaAllah. Gelecek senenin daha iyi olmasını, Mehdi Aleyhisselam'a kavuşmayı ümit ederiz. Bu dua mühimdir, bu dua lazımdır inşaAllah. Allah razı olsun.

2025-12-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: İnsan hakiki manada iman etmiş olmaz, kendisi için istediği şeyi, mümin kardeşi için de istemedikçe Herkes Müslüman olabilir. Ancak hakiki iman sahibi, yani gerçek mümin olan azdır. Bu sebeple; hakiki iman sahibi bir kişi, Müslüman kardeşine iyilik istemezse, o iman derecesine erişmemiş demektir. Mümin olan, diğer müminler için hayır ister. Elinden geldiği kadar onlara yardım eder. Her türlü yardımı yapar; hem maddi hem manevi yardım. Gücü yettiğince, elinden geleni yapar. Allah, kimseye haddinden fazla, yapamayacağı şeyi teklif etmez. Kimseye yapamayacağı şeyi emretmez. İnsan, emrolunan şeyleri yerine getirmelidir. Mesela İslam'da zekat vardır. Zekat farzdır. Bunu muhakkak yerine getirmek gerekir. Çünkü bu, insanlara ve müminlere fayda sağlar. Muhakkak ki fakirlerin ihtiyacını giderir. Bir diğer yardım da yol göstermektir. Dindeki yolu göstermek. Hakiki yol nedir. Kendi kafasına göre kalkıp da fetva vermekle olmaz. Fetva; Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat alimlerinin bildirdiği gibi olmalıdır. Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat dediğimiz tarikat ehlidir. Bunun dışındakiler öyle değildir. Çünkü onlar kendi kafalarına göre fetva veriyorlar. Tarikat ehli, Peygamber Efendimiz'den sallAllahu aleyhi ve sellem gelen yoldan gider. İşte hakiki yol budur. Bu yola tabi olan kurtulur. Tabi olmayan ise ya helak olur ya da başkalarının oyuncağı haline gelir. Başkaları onu boş yere kötü yola sevk etmiş olur. O kişi dinde olduğunu zanneder. Halbuki dinle alakası kalmamış, din düşmanı birine dönüşür. Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emirlerini yerine getirmeyen ve O'na itibar etmeyen dinden çıkar. Kendi kafasına göre hüküm vermiş olur. Onun için "Müslümanız" deyip de Müslümanlara eziyet edenler, hakiki Müslüman değildir. Onların imanı yoktur. Allah muhafaza, dinden de çıkabilirler. Bu sebeple dikkatli olmak lazımdır. İnsanlara doğru yolu göstermek de imanın bir gereğidir. Kabul edenlere anlatın; etmeyenlerle fazla uğraşmayın. Bırakın istediklerini yapsınlar, kendileri bilir. Yol gösteren ve iyilik yapmak isteyen iman sahiplerinin ecri Allah Azze ve Celle katındadır. Onların yaptığı her şey Allah katında yazılıdır. Onların ecrini Allah Azze ve Celle verir. Allah imandan ayırmasın. Doğru yoldan saptırmasın inşaAllah. Bizi şeytana oyuncak etmesin.

2025-12-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلٗا طَيِّبٗا (2:168) Allah Azze ve Celle, "temiz şeylerden yiyin" buyuruyor. Allah Azze ve Celle'nin emri budur. Müslümanlara ve tüm insanlara yine temiz şeyler yemelerini emrediyor. "Temiz" dediği, helal olandır. Helal olmayan, temiz sayılmaz. Bu "temiz" ifadesinin hem maddi hem de manevi yanı vardır. Maddi olarak tabii ki içki, domuz eti ve caiz olmayan diğer şeyler temiz değildir, pistir. Necistir. Allah Azze ve Celle, "Onları yemeyin" diyor. Manevi boyutu ise haram yemektir. Eğer malına haram katarsan, o mal murdar olur. Murdar demek necis demektir, necaset demektir. Yani paranla helal kesilmiş, temiz et almış olabilirsin; ama o parayı çalıp çırptıysan, haram yediysen o malı murdar etmişsin demektir. O parayla aldığın şeyden sana fayda gelmez. O yediğin de helal değildir. Çünkü haram yiyorsun, bu haram necistir. Necaset dediğimiz pisliktir. Necasetin her türlüsü günahtır. İnsanın abdest bozduğu şey de necistir. O kötü şeyleri yediği zaman da aynı sayılıyor. Yani ha pislik yemişsin -affedersiniz- ha haram yemişsin. Olay budur. İnsanların daha iyi anlaması için bunu söylemek lazım. "La hayae fiddin" (Dinde haya yoktur) demişler; yani hakkı söylerken çekinilmez, gerçeği söylemek lazım. Bunu insanlara anlatmak lazım. Hani, "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" demişler ya... Öyle değil, tam tersidir. Asıl yiyen o hayvandır. Haramı yiyen, o necis hayvan gibi olur. Allah muhafaza etsin. Aman ha, dikkat etmek lazım. Necaset yiyip de fayda gören olmamıştır, faydası olmaz. Malınızı temiz tutun, murdar etmeyin, necasete bulaştırmayın. Çok güzel bir yemek yapılır, içine bir parça pislik düşse kıyamet kopar. "Yok içine fare düştü, yok içinden kıl çıktı" deyip olay çıkarırlar. Halbuki haram yiyerek yedikleri komple necistir. Allah muhafaza etsin. Ha yemeğe fare düşmüş ha sen haram yemişsin, fark etmez. Allah muhafaza etsin. Haram yeme konusunda uyanıklık versin inşaAllah. Allah muhafaza etsin. Bilerek veya bilmeyerek yapmaktan Allah muhafaza etsin, Allah korusun. Bizi temiz rızıklarla beslesin, temiz yiyip içelim. Allah'ın huzuruna temiz çıkalım inşaAllah.

2025-12-30 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الضُّحَى، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ نَادَى مُنَادٍ: أَيْنَ الَّذِينَ كَانُوا يُدَاوِمُونَ عَلَى صَلَاةِ الضُّحَى؟ هَذَا بَابُكُمْ فَادْخُلُوهُ بِرَحْمَةِ اللَّهِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Şüphesiz cennette 'Kuşluk' adı verilen bir kapı vardır." Kıyamet gününde bir münadi şöyle seslenir: "Kuşluk namazına devam edenler nerede?" "Bu sizin kapınızdır, Allah'ın rahmetiyle oradan girin." diye nida edilir. Kuşluk namazı; iki rekattan başlayıp dört, altı, sekiz ve on iki rekata kadar kılınabilir. Ama o kapıdan girmek için iki rekat kılmak bile kâfidir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: رَكْعَتَانِ مِنَ الضُّحَى تَعْدِلَانِ عِنْدَ اللَّهِ بِحَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ مُتَقَبَّلَتَيْنِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk vaktinde kılınan iki rekat namaz, Allah katında sevap olarak kabul edilen iki hac ve bir umreye denktir." En az iki rekat kılınır, ancak daha fazlası da mümkündür. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: سَأَلْتُ رَبِّي أَنْ يَكْتُبَ عَلَى أُمَّتِي سُبْحَةَ الضُّحَى، فَقَالَ: تِلْكَ صَلَاةُ الْمَلَائِكَةِ، مَنْ شَاءَ صَلَّاهَا وَمَنْ شَاءَ تَرَكَهَا Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Rabbimden, kuşluk namazını ümmetime farz olarak yazmasını istedim." Yani Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu namazın farz olmasını arzulamış. Rabbim, Allah Azze ve Celle buyurdu ki: "Bu namaz meleklerin namazıdır." "Onu dileyen kılar, dileyen terk eder." Yani farz değildir, meleklerin kıldığı bir namazdır; isteyen kılabilir, isteyen kılmayabilir buyuruldu. Bu namazı kılacak kişi, güneş iyice yükselmeden kılmamalıdır. Kuşluk vakti, işrak vaktinden yaklaşık bir veya bir buçuk saat sonra, güneş iyice yükselince girer. İşrak namazı güneş doğduktan yirmi dakika veya yarım saat sonra kılınır; kuşluk ise ondan sonraki vakittir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلُّوا رَكْعَتَيِ الضُّحَى بِسُورَتَيْهَا: وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا، وَالضُّحَى Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazının iki rekatını kendi sureleriyle kılın." Yani Şems ve Duhâ sureleriyle kılınmasını tavsiye ediyor. "Veş-şems" güneşin doğduğu vakti anlatır; "Duhâ" ise kuşluk vaktini ifade eder, namaz da bu isimle anılır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلَاةُ الأَوَّابِينَ حِينَ تَرْمَضُ الْفِصَالُ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evvabinlerin, yani Allah'a yönelenlerin namazı, sıcaktan deve yavrularının ayaklarının yandığı zamandır." "Evvabin" kelimesi, Allah'a çokça yönelen insanlar manasına gelir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلَاةُ الضُّحَى صَلَاةُ الأَوَّابِينَ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazı evvabinlerin, yani Allah'a yönelenlerin namazıdır." Her işlerinde istikameti Allah'a doğru olanların namazıdır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: كُلُّ سُلَامَى مِنْ بَنِي آدَمَ فِي كُلِّ يَوْمٍ صَدَقَةٌ... وَيُجْزِئُ عَنْ ذَلِكَ كُلِّهِ رَكْعَتَا الضُّحَى Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Her gün Ademoğlunun her bir eklemi için vermesi gereken bir sadaka vardır." İnsanoğlunun vücudunda 360 eklem vardır; bir Müslüman olarak her biri için bir şükür sadakası vermesi gerekir. Bunu verebilirse verir, veremezse kılacağı iki rekat kuşluk namazı bunların hepsinin yerine geçer. Çünkü insanın aklına her gün tek tek sadaka vermek gelmeyebilir; kuşluk namazı ise toptan hepsinin yerine geçer. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: عَلَيْكُمْ بِرَكْعَتَيِ الضُّحَى فَإِنَّ فِيهِمَا الرَّغَائِب Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İki rekat kuşluk namazına devam edin." "Zira onlarda büyük sevap vardır." Hem sevabı çoktur hem de Allah bu namaz vesilesiyle kulun isteklerini kabul eder. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ، قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: يَا ابْنَ آدَمَ، لَا تَعْجِزْ عَنْ أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ أَكْفِكَ آخِرَهُ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) Yüce Allah'ın, Allah Azze ve Celle'nin şöyle buyurduğunu naklediyor: "Ey Ademoğlu! Günün başlangıcında benim için dört rekat namaz kılmaktan aciz olma ki, günün sonunda ben sana yeteyim." Yani Allah Azze ve Celle, "Seni gün boyu belalardan koruyayım" buyuruyor. Onun için sabah namazı ve ardından kuşluk namazı insanı muhafaza eder, kişi Allah'ın koruması altına girer. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: كُتِبَ عَلَيَّ النَّحْرُ وَلَمْ يُكْتَبْ عَلَيْكُمْ، وَأُمِرْتُ بِصَلَاةِ الضُّحَى وَلَمْ تُؤْمَرُوا بِهَا Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kurban kesmek bana farz kılındı." Yani kurban bize farz değil, vaciptir. Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi ve sellem) bazı ibadetler farz iken, bize vacip veya müekked sünnet olabilir. "Ama kurban size farz kılınmadı." "Ben kuşluk namazını kılmakla emrolundum, ama siz onu kılmakla emrolunmadınız." Bu namaz da Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi ve sellem) vacip gibidir; bizde ise isteyen kılar, isteyen kılmaz. Ancak kurban ibadeti, imkanı olanlar için vacip hükmündedir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ سَبَّحَ سُبْحَةَ الضُّحَى حَوْلًا مُجَرَّمًا، كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بَرَاءَةً مِنَ النَّارِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim bir yıl boyunca devamlı olarak kuşluk namazını vaktinde kılarsa;" "Allah o kimseye cehennemden kurtuluş yazar." Bir sene boyunca bu namazı kılan kişi için cehennemden beraat yazılır. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ حَافَظَ عَلَى شُفْعَةِ الضُّحَى غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazının iki rekatına devam ederse;" "Günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile bağışlanır." Deniz köpüğünden daha çok bir şey yoktur; insan o kadar günahkâr olsa bile Allah yine de affeder. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ صَلَّى الضُّحَى أَرْبَعًا وَقَبْلَ الأُولَى أَرْبَعًا، بُنِيَ لَهُ بَيْتٌ فِي الْجَنَّةِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazını dört rekat olarak kılarsa;" "Ve öğle namazından önce dört rekat kılarsa, Allah ona cennette bir ev inşa eder." Kuşluk normalde iki rekat olur ama dört kılarsa... Ayrıca öğle namazının ilk sünneti de bizde sünnet-i müekkede'dir ve dört rekattır. Günümüzde türeyen bazı tipler bu sünnetleri kılmıyor. Sünnetin bu kadar faziletli olduğunu gördükleri halde, "bunları yapmayın" diyen, Müslüman geçinen bazı kimseler var. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ صَلَّى الضُّحَى اثْنَتَيْ عَشْرَةَ رَكْعَةً، بَنَى اللَّهُ لَهُ قَصْرًا فِي الْجَنَّةِ مِنْ ذَهَبٍ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazını on iki rekat olarak kılarsa, Allah ona cennette altından bir ev inşa eder." قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: لَا يُحَافِظُ عَلَى صَلَاةِ الضُّحَى إِلَّا أَوَّابٌ، وَهِيَ صَلَاةُ الأَوَّابِينَ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazına ancak 'Evvab', yani Allah'a samimiyetle yönelen insan devam eder." "Zira kuşluk namazı evvabinlerin namazıdır." Sadaka Resulullah fima kal ev kema kal.

2025-12-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Hayır olsun inşa'Allah, hayırlara vesile olsun. Hayır, daima hayrı getirir. Şer de şerri getirir. Onun için Allah'a şükür; Şeyh babamızın ve meşayihlerin gösterdiği bu yol, insanlara, Müslümanlara, kısaca herkese hayır yoludur. "Hayır yaparsan, hayır bulursun" derler. Allah Azze ve Celle, zerre kadar hayır yapsan bile onu unutmaz; mutlaka mükâfatını alırsın. Aynı şekilde şer yaparsan ve tövbe etmezsen, zerre kadar dahi olsa cezasını bulursun diyor Allah Azze ve Celle. İşte Peygamber Efendimiz ve bütün peygamberler, insanlara bunu öğretiyordu. Şimdi insanlar zannediyor ki bunlar sadece ahiret için; "Hayır yaparsam ahirette karşılığını alırım..." Halbuki bu her şey içindir; yani hem dünya hem ahiret içindir, sırf ahiret için değildir. Dünyada iyilik yaptın mı, o iyiliğin karşılığını muhakkak bulursun. Şer işledin mi, onun da karşılığını ve cezasını muhakkak burada çekersin. Burada da çekersin, ahirette de çekersin tövbe etmezsen. Ama burada bir şer işleyip cezasını çektikten sonra aklın başına gelir de; "Ah, ben kötülük yaptım..." "Hiç olmazsa cezasını burada çektim, bari ahirette çekmeyeyim" diyerek tövbe istiğfar edip Allah'a dönersen, o vakit ahiretin cezasından kurtulmuş olursun. Ama dünyada, yapılan şerrin cezası muhakkak verilir. İşte onun için bu Müslümanın yolu; iman ve İslam yolu, güzel bir yoldur. İnsan hiç olmazsa burada karşılığını görür; çünkü dünya imtihan yeridir, muhakkak bir karşılığı olacaktır. Kişi o cezayı, hem aklı başına gelsin hem de o günahın yükünden kurtulsun diye çeker. Ama inat edip de "Yok, ben bildiğimi okuyacağım" dersen, bunun dünyada da sana hiçbir faydası olmaz. Yaptığın kötülükler, dünyada sana eziyetten başka bir şey getirmez. Ahirette ise onun cezası çok daha büyük olur. Allah muhafaza etsin. İnsanların bunu bilmesi lazım. Bütün peygamberler, bütün sahabeler ve müminler hayır için yaşarlar. Şerri istemezler. Çünkü Allah'ın sevdiği şeyleri sever, Allah'ın sevmediği şeyleri sevmezler. Allah bizleri muhafaza etsin; kötülüklerden, günahlardan ve şerlerden Allah muhafaza etsin.

2025-12-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّـٰكِعِينَ (2:43) Allah Azze ve Celle emir buyuruyor; yaptıklarınızı Allah rızası için yapın ve öğrenin. Bu meclisler, ilim meclisleridir. İnsan orada olduğu vakit, üzerine Allah'ın güzel nazarının olduğu, Allah'ın sevdiği meclisler olur. O meclise tabii insan öğrenmek için gelir. Şeyh veya hoca kim olursa olsun sohbet verince, insanlar o sohbetten çıkınca çoğunu unutur. Allah Azze ve Celle insanı öyle yaratmış, unutsun diye. Bazılarının ise akıllarında kalır. Mühim olan o mecliste bulunmak, o ruhani gıdayı almaktır. Onu alınca o, insanın içinde kalır. Hani "Nedir, ne değildir?" diye hatırlamasa bile... Ders dinleyip de unutan çocuklar başkadır ama buradaki meclislerde dinlenen şeyler, insan sezmese de içine girmiş, ruhaniyetine işlemiş olur. Onun faydası, kişi bilmese de daim olur, faydalı olur. Ruhaniyetine kuvvet olur, yani maneviyatı güçlenir. Öteki türlü çoğu insan gelir; "Ben yaptım da olmadı, şunu yaptım" der. Yok, sen ibadet yaptın mı onun muhakkak faydası olur. Sen illa "Ben karşılığını hemen göreceğim" diye uğraşma. Sen o yolda git, devam et. O yol Allah'ın izniyle senin dünyan için de, ahiretin için de hayırlıdır. Hayatında en iyi şeydir o. Şimdi yine imansız olan insanlar, o garipler; "Biz bu dünyaya niye geldik?" diyorlar. E sen kendi keyfine göre gelmedin, Allah seni yarattı. Amacımız nedir? Amacın Allah'a ibadettir, Allah yolunda olmaktır. Bu güzel maneviyatı almaktır, ruhaniyetine katmaktır. Öteki türlü "Niçin yaratıldım? Benim burada ne işim var?" diye sorsan da sormasan da... İster söyle ister söyleme, seni buraya Allah yaratmış, bu dünyaya getirmiş. Sen o vaziyeti iyiye yor, sonu iyi olsun. Durumun iyi olsun, kötülükten kurtul. O kötü düşünceden kurtul. O şeytanın dediği gibi veya senin kendi kendine "Amacım nedir?" diye sorgulaman yerine... Amacın Allah'a ibadet, Allah yolunda olmak. Allah'ın verdiklerini almak; reddetmek değil, kabul etmektir. Al, dediğim gibi bu güzel meclislerde otur. İster anla ister anlama; o tecelli, Allah'ın indirdiği rahmet içine işliyor, ruhuna işliyor. O güzellik seninle ilelebet kalacak inşa'Allah. Allah meclislerimizi daim etsin inşa'Allah.

2025-12-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ (4:26) Allah Azze ve Celle size hidayet ve iyilik vermek istediğini buyuruyor. Şeytan ise kötülük ister; size kötü şeyler yaptırmak ister, diyor Allah Azze ve Celle. Tabii bu da Allah Azze ve Celle'nin hikmetlerinden, sırlarından biridir. Nasıl olduğunu tam bilmesek de insanoğlu nefsine hakim olabilir ve Allah'ın yolundan gidebilir. Nefse uymadan o yola girme imkanı vardır. Tabii nefis daha ağır basıyor; haramı daha çok sever, işlemesi daha kolay gelir. Halbuki diğer tarafta; her türlü iyilik ve güzellik, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği yoldadır. Şimdi, her sene aynı şeyler söyleniyor olsa da tekrarda binbir fayda vardır. İnsan, tekrar sayesinde unuttuğunu hatırlar. Biz mübarek günlerde, mübarek aylardayız. Öteki tarafta ise haram ve her türlü kötülük var. O da nedir? İşte yılbaşı. Yılbaşı dedikleri şeyle şeytan insanları kandırıyor; lüzumsuz şeyler için hazırlık yaptırıyor. Sevineceğiz, eğleneceğiz diyorlar... Yahu siz neye seviniyorsunuz, anlamıyoruz ki! Akıllı, koca koca insanlar... Bizden bin kat fazla okumuş, üniversite bitirmiş, "kelli felli" denilen o insanlar, bu boş şeyler için hazırlık yapıyorlar. Bir ay önceden "Şöyle yapacağız, böyle yapacağız" diyerek evleri, sokakları süslüyorlar. Bunda ne fayda var? Hiçbir faydası yok, zarardan başka bir şey değil. O vakitlerde Allah'ın sevmediği, hiç tasvip etmediği ve "yapmayın" dediği şeyler işleniyor. Onun için oradan zulmetten ve kötülükten başka bir şey gelmez. Ortalık iyilikle değil, kötülükle dolar. Her sene, dünyanın her yerinde "yeni yıl geliyor" diye seviniyorlar. Şeyh Babamızın dediği gibi; bugünlerde her gün bir öncekinden, gelen gün giden günden daha kötüdür. Daha kötü, daha kötü... Daha iyi değil. Buna rağmen "Yeni sene daha iyi olacak, şöyle yapacağız" diye seviniyorlar. "Seneye mutlu olarak girelim" diyorlar... Mutlu olmazlar; sabahleyin o içtikleri zıkkımdan dolayı başları davul gibi uyanırlar. "Geçti gitti, işte yeniden başladı" diye avunurlar. Allah muhafaza etsin; Allah'ın sevmediği şeyleri yapmayalım. Allah'ın sevdiği, Allah'ın istediği işleri yapın. Bu yılbaşıdır, başka günlerdir... Bir hayli bayram uydurmuşlar: Yok aşıklar bayramı, yok kaşıklar bayramı, yok eşekler bayramı, hayvanlar bayramı... Maksat milleti söğüşlemek, paralarını almak. Bir de bunları yapanlara gülüyorlar; "Bakın bu aptallar ne yapıyor?" diye. "Biz ne güzel para kazanıyoruz, bunlar da bizim dediğimiz yoldan gidiyorlar" diyorlar. Her sene başka bir şey, başka bir kötü adet çıkarıyorlar. İnsanlar da koyun gibi peşlerinden gidiyorlar. "Bunu yapmasak ayıp olur, çok kötü olur, yapmamız lazım" diyorlar. Yani insanları utandırarak bu şeyleri yaptırıyorlar. "Biz modern insanlarız, yapmazsak bizi ayıplarlar, biz kibar insanlarız, kıro değiliz" diyorlar. Yahu "kıro" dedikleri sizden bin defa daha iyidir; hiç olmazsa ne yapacağını biliyordur. Allah muhafaza etsin. Allah insanlara akıl fikir versin, başka bir şey demiyoruz. Allah bizi akıl deryasından ayırmasın.