السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Şeyh Baba, Allah makamını âli eylesin.
İslam büyüklerinden bize ulaşan çok güzel kasideler, şiirler ve sözler var.
Binlerce şey var.
Bunlar Allah'ın azametini, Peygamber Efendimiz'in üstün makamını ve O'nun tecellilerini anlatan nice kasideler ve sözler.
Şeyh Baba da zaman zaman bunları dile getirirdi.
İnsanların durumuna göre söylediği bir söz vardı.
Lâ tüksir li-hammik, mâ kuddir yekûn, fa-llâhü'l-mukaddir, ve'l-âlem şuûn.
Bu "fazla dert etme" demektir.
Üzülüp tasalanmayın.
Dertlenmeyin.
Her şeye eyvallah deyin, geçin.
Özellikle dünya için, dünya meseleleri için hiç kafanızı yormayın.
Çünkü Allah Azze ve Celle dilediğini yapar.
Sen ister kafanı yor, ister kafanı ağrıt, ister kafanı patlat.
Hiçbir faydası yok.
En güzeli, bu kaside ve şiirin söylediği gibidir.
Tasalanma.
Allah var.
Her şeyi yapan Allah'tır.
Kendini yorma.
Allah'a teslim ol.
Allah Azze ve Celle'ye teslim ol.
Her şey rahat olur.
Senin tasalanmanla dünya değişecek değil.
Kendini üzmekle, kafanı yormakla hiçbir şey değişmez.
Sadece kendi başını ağrıtırsın.
Bazen imanına bile zarar verebilirsin.
Allah korusun, bazı insanlar dünya meselesi yüzünden imandan bile çıkabiliyorlar.
Oysa hiç değmez.
Allah Azze ve Celle dünyayı yaratıldığından beri aynı şekilde devam ediyor.
Zorluk ve sıkıntı olmayan zaman yoktur.
Elbette güzel, çok güzel vakitler de vardı.
En güzel vakitler de yaşandı.
O da kiminle? Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ile.
Ama vakit de tabii en eziyetli vakitti.
Ama onlar Allah Azze ve Celle'ye teslim oldukları için en güzel vakit oydu.
Dünya için aç kalıp karınlarına taş bağladıkları, bir lokma ekmek bulamadıkları halde, yine de en güzel zamanlar o zamanlardı.
Yani dünyada her şey Allah'a teslim olunca güzelleşir.
İyi insanlarla birlikteyken dünya cennet gibi olur.
Kötülerle beraberken bütün dünya senin olsa bile.
Yine de tatmin olmaz, huzur bulamazsın.
Kafan yani rahat etmez.
Bu yüzden bu güzel nasihatler, Mevlâna'nın sözleri, kasideleri ve binlerce evliyanın söylediği güzel sözler var.
Bunların hepsi Allah'a tevekkül etmek, O'na dayanmak içindir.
İnsanlara güzel sözleri ve düşünceleri anlatmak için bu değerli ifadeleri dile getirmişler.
Kimi insan anlar, kimi anlamaz, kimi kulak ardı eder.
Ama önemli olan şudur: Dünyada şu böyle oldu, bu şöyle oldu demek yerine, dünyayı dert etme.
Onun Rabbi var, Allah Azze ve Celle var.
O'nun istediği olur, istemediği olmaz.
Bu yüzden "şöyle oldu, böyle oldu" diye üzülmeye gerek yok.
Sen Allah yolunda ol, yeter.
Allah hepimize doğru yolu göstersin.
Bizi başka şeylerle sıkıntıya sokmasın inşallah.
2025-03-22 - Lefke
وَلَا يَخَافُونَ لَوۡمَةَ لَآئِمٖۚ
(5:54)
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor:
Bazı insanlar vardır ki Müslümanları hoş görmezler.
Müslüman olanlara kötü sözler söylerler.
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "Onlar kötü söz söyleyecek diye korkmazlar."
Çünkü onlar müminlerdir ve onların yolu doğru yoldur, doğru olan onlardır.
Doğru olmayanlar onlara kızar, sitem eder, kavga eder, söver, sayar.
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "Onların bundan hiç endişeleri yoktur, umurlarında bile olmaz."
Yani sen doğru yoldaysan, başkaları ne söylerse söylesin.
Sen cahillerle cahil olma.
Bırak onlar istedikleri kadar söylesinler.
Anlayacak biri varsa, meramını anlayabilecek insan varsa onunla konuşursun.
Eğer sana "Neyi beğenmedin? Neden böyle davrandın?" diye sorarsa, ona cevap verip onunla konuşabilirsin.
Ama öte yandan, sırf kötülük olsun diye üzerine gelenler olursa, onlar umurunda olmasın.
Onlardan korkma.
Onların söylediklerinin hiçbir kıymeti yoktur.
Kötülük size değil, onlara dokunur.
Kötülük onlara olur.
Bu yüzden sen doğru yolda olduğun zaman Allah'a şükret ki: "Ben bu yoldayım."
"Bana şeytanlar musallat oldu."
"Şeytanların hücumuna uğruyorum."
Allah yolunda olanlara karşı onların hıncı vardır, kini vardır, nefreti vardır.
Sen Allah yolunda olduğun için sevinmelisin.
Bu da senin için boşa gitmeyen bir şeydir.
Allah onun ecrini sana verir.
Bu insanlar sana saldırdı, kötülük yaptı, kötü sözler söyledi; sen sabrettiysen, o sabrın karşılığını da Allah Azze ve Celle verir.
Bu bir nimettir ve her nimetin bir karşılığı vardır.
Onun karşılığı en azından şudur: Bazen insanlar bir şey söylemese bile tuhaf bakarlar.
O bakış bile sana fayda sağlar.
Sana ecir ve sevap kazandırır.
Bu yüzden Allah yolunda olan kişi şükretmelidir.
Allah'ın lütfuna, inayetine şükretmelisin; başkaları gibi olup da O'na karşı gelip, O'nunla beraber olanlara kötü söz söyleyenlerden olmadığın için şükretmelisin.
Onlara da dua etmek gerekir.
Çünkü kötü yolda olan birçok insan, daha sonra hak yoluna döner, pişman olur.
Bu yol güzel bir yoldur.
Onların hidayeti için de dua etmek gerekir.
Elbette birçok sahabe var, büyük sahabeler var ki önceleri İslam'ın baş düşmanlarıydı.
Sonra İslam'ın en baş müdafileri oldular.
O insanlar müminlerin başları oldular.
Önce İslam'a karşı savaşlar yaptılar.
Peygamber Efendimiz'e karşı savaşanlar çoktur.
Fakat sonra hidayete erip en yüksek sahabe makamlarına ulaştılar.
Bu sebeple Allah onlara hidayet versin.
İslam'a karşı olanlara, İslam'ı beğenmeyenlere, bilmeden cahillik yapıp da İslam'a saldıranlara Allah hidayet versin.
Onlar sizi beğenmedi ve bu sözleri söyledikleri için üzülmeyin.
Onlar ya pişman olur ya da hidayete erer inşallah.
2025-03-21 - Lefke
Allah'a şükürler olsun ki, Ramazan münasebeti her türlü hayra vesile oluyor.
Bu mübarek ayda Kur'an-ı Azimüşşan nazil oldu.
Allah Kur'an'ı bu ayda, Ramazan ayında Peygamber Efendimiz'e indirdi.
Kur'an-ı Kerim'in nazıl olduğu gece Kadir gecesidir.
Bin aydan daha hayırlı bir gecedir diye Allah Azze ve Celle buyuruyor.
Bin ay demek, insanın yaşadığı, en çok yaşayabileceği bir ömür demektir aslında.
Çocukluk dönemini çıkarırsan, yaklaşık 90 yıl gibi bir sürenin tüm faziletini bir gecede almış olursun.
Hatta ondan daha hayırlı bile diyor Allah Azze ve Celle, Kadir gecesi için.
Herkes o Kadir gecesini arar ki, eğer ona rastlarsa her türlü hayra nail olur.
Hadis-i Şerif'te, mübarek sahabe Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e soruyor.
Kadir gecesi hangi gecedir diye soruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
Kadir gecesi aslında yılın herhangi bir gecesinde olabilir ama çoğunlukla Ramazan ayında olur.
Ramazan'ın da özellikle son on gününde kendini gösterir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, sana bunun hangi gece olduğunu söylersem, insanlar namazı bırakıp sadece o geceyi bekler.
Başka bir şey yapmazlar.
Bu nedenle Allah Azze ve Celle Kadir gecesini gizledi.
Her daim insanlar ibadette olsunlar ve ona rastlasınlar diye, ona muhakkak rastlarlar.
Yani insan bilmese bile, ibadete devam eden kişi mutlaka ona rastlar.
Bunun faydası ahirette ortaya çıkar.
İnsan "Allah Allah" diyecek, "ben Kadir gecesine birkaç kez rastlamışım da haberim olmamış."
Ama iyi ki haberim yokmuş, böylece abuk sabuk şeyler istemeyeyim diye Allah onun faziletini ahirete saklamış.
Onun sevabını, mükâfatını ahirette almak çok büyük bir güzellik olacak insan için.
Bu Ramazan ayı her türlü güzelliği beraberinde getirir.
Bu yüzden yılın en güzel, en faziletli ayı olarak insanlar bunu sezerler.
Hissederler ki bu güzel ayın sırlarından biri de işte bu Kadir gecesidir.
Oruçtur, sahurdur.
Yapılan her ibadet bire on değil, bire yüz, bire yedi yüz, hatta binlerce kat olarak Allah Azze ve Celle tarafından mükâfatlandırılır.
Oruç tutanın mükâfatını ben veririm diyor Allah Azze ve Celle.
Hem de hesapsız verir.
Bu nedenle ne mutlu Müslüman olana, insan olana, insan olup da Müslüman olana ne mutlu.
Çünkü insan olmak Allah'ın yarattığı bir durumdur.
Bir kavimden olmak da başka bir şeydir, ama insanın Allah yoluna girmesi kendi elindedir.
İnsan isterse bunu başarabilir.
Bu yüzden nefsine hâkim olup Allah yolunda ilerlemek insan için en güzel şey, en büyük nimet, en büyük faydadır.
Allah'a bu nimeti verdiği için şükrederek gece gündüz minnettar olmak gerekir.
Onun yolundan ayrılmamak lazım.
Allah yardımcımız olsun.
Mübarek olsun.
İnşallah daha Ramazan bitmedi.
İnşallah rastlarsak rastlarız.
Aslında çoğumuz ona denk geldik ama haberimiz olmadan.
Çünkü Allah Azze ve Celle'nin yarattığı bazı özel şeyler var.
İnsan onlara rastlarsa, istedikleri şeyleri gerçekleşiyor.
Dünyevi istekler bile kabul oluyor.
Ahiret için olan dilekler tabii kabul olur.
Kadir gecesine rastladığınızda Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem en hayırlı duanın şu olduğunu buyuruyor:
Allahüme inni es'elüke el-afve vel-afiyete vel-muafâtetü'd-dâimete fi'd-dîni ve'd-dünyâ ve'l-âhira
Allah'tan afuv dileyin, mağfiret dileyin, sıhhat afiyet dileyin.
Afiyetimiz devam etsin, daim olsun.
Afiyet en büyük nimetlerden biridir.
Sıhhat, afiyet çok büyük bir nimettir.
Başkalarına yük olmamak için, Allah yolunda hizmet edebilmek için, ibadete devam edebilmek için mühimdir.
Bunu sürekli dile getirmek gerekir.
İnsanın aklına para mı gelir, arsa mı, araba mı, bunları da dileyebilirsin ama en mühim bu duadır.
Kadir gecesine rastlayıp bu duayı eden kişi: Hayatı sıhhatle, afiyetle geçirir, Allah mağfiret eder inşaAllah.
2025-03-20 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem ahir zaman kıyamet alametlerinden birisi olarak buyuruyor:
"İ'câbı külli zî re'yin bi-re'yih."
"Herkes kendi fikrini beğenir, başkasınınkini beğenmez" diyor.
İşte tam da yaşadığımız zamandır bu.
Herkes bir şey beğenir, "Ben bunu düşünüyorum, bana göre böyledir" diyerek başkasının fikrini beğenmez, kabul etmez yahut tersini yapar.
Böyle yapmanın hiçbir faydası yoktur.
Çünkü insanın hakikati araması lazım.
Hakikat neredeyse onu kabul etmesi lazım.
Her şey kişinin istediği gibi olmaz.
Her şey Allah Azze ve Celle'nin takdiri olarak yaratılmıştır.
Eğer her şeye itiraz edersen, bu sefer Allah Azze ve Celle'nin iradesine de itiraz etmiş olursun.
Çoğu insan işte bazen şöyle der: "Bu zulüm niçin oluyor?"
"Dünyada niye Allah müdahale etmiyor?"
İşte bu da başka bir anlamsız sözdür.
Yani insanın Allah Azze ve Celle'nin kudretine ve azametine karşı bu kadar saygısızlık yapması, ancak aklının noksanlığından kaynaklanır, başka bir şey değil.
Allah Azze ve Celle'nin işine karışmak akıllı bir insanın yapacağı iş değildir.
Allah Azze ve Celle dilediği gibi yapar, dilediği gibi yaratır.
Sen bir konuyu bırak, kendinden üstün birine bile "Bunu niçin yapıyorsun, şunu niye yapıyorsun?" diye sorsan, senin bilmediğin pek çok şey vardır.
Onları o bilir, sen bilemezsin.
Bilmediğin şeylere itiraz ettiğinde sana hiçbir faydası olmaz.
Hatta bazen, çoğu zaman kendi eksikliğini görebilirsen ancak o zaman anlarsın.
Göremezsen yine aynı şekilde kafası dikine gider.
En sonunda hiçbir fayda elde edemeden bu dünyadan göçüp gider.
Onun için hakikati, doğruyu kabul etmek lazım.
Kötüyü kabul etmek fayda değil, zarar verir.
Zarar vermesi bir yana, boşuna, gereksiz bir iş yapmış olur insan.
İşte ahir zamanın işaretlerinden, alametlerinden birisi budur.
Herkes kendi kafasına göre "demokrasi" deyip milleti kandırıyor.
Yapılması gereken işleri aksatıyorlar.
İyi şeyleri men ediyorlar, kötü şeyleri kabul ediyorlar.
Bunlar, içinde bulunduğumuz zamanın ahir zaman olduğunun büyük işaretleridir. Ahir zaman dediğimizde, bundan sonra artık kıyamet kopar.
Yani kıyamet günü yaklaştı.
Bu dünyanın hali günden güne daha iyiye değil, daha kötüye gidiyor.
Bu yüzden insanın Hakk'a boyun eğmesi lazım.
Hakikati kabul etmesi lazım ki bu durumdan kurtulsun.
Kendi nefsine esir olmaktan kurtulması için hakikati kabul etmelidir.
O zaman nefsi de kabul eder.
O zaman iyi bir Müslüman olmuş olur.
Allah hepimize bunu nasip etsin inşaAllah.
2025-03-19 - Lefke
Elhamdülillah, bugün Ramazan'ın üçte ikisi neredeyse geçti.
Üçte biri kaldı ki onun da kendine özgü ibadeti var.
Herkes ibadet yapar.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı ibadete benzemek mühimdir.
Bunu inşallah bazı ihvanlar, insanlar yapmak ister.
Onları Allah mübarek eylesin.
Nedir o? İtikâf, sünnettir.
İtikâf demek, Ramazan'ın son on gününü camide geçirmektir.
Peygamber Efendimiz'in son on gün olunca, on gün kalınca yatağını mescide taşırdı.
Zaten Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in dünya malı olarak bir şeyi yoktu.
Bir şilte vardı, üstüne örtecek bir şey vardı.
Onları getirip Ramazan'ın son on gününde orada daha fazla ibadet edip, dünya kelamı fazla yapmadan - zaten Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in dünya kelamı yoktu - insanlara ders olsun diye bu güzel davranışları bize gösteriyor.
Bunu yapmak büyük bir fazilettir, büyük bir güzelliktir.
Ramazan'ın güzelliği çoktur.
Bunu yapan insanlar için de çok büyük fazilet vardır.
Tabii bunun şartları vardır ki devamlı mescitte olacaksın.
Mescidin içinde ibadet yapıp, akşam iftar yapıp, normal namazlar kılıp fazladan ibadet yapmak olur.
Sahur da yapacaksın.
Bazıları şimdi soruyor, "Sırf mercimek mi yiyeceğiz?"
Yok, o halvet değil bu.
İtikâf başka, halvet başkadır.
İtikâfı herkes yapabilir.
Halvet için özel bir izin lazım onun.
Verilecek şey onun daha değişik, daha yani herkese göre değildir.
O, lazım olan insanlara yapılır.
Bazen bazı insanlar herkese halvet yaptırıyor.
O bizi alakadar etmez.
Bizi alakadar eden Peygamber Efendimiz'in buyurduğu itikâftır.
Her camiye girdiğinizde niyetle "itikâf" derseniz o da sevap olur.
Asıl itikâf on gündür.
Ama insan yapabildiği kadar daha az da yapabilir.
Her camiye geldiği vakit "itikâfa niyet ettik" diyerek o itikâf sevabını kazanmış olur.
Şimdi bazı ihvanlar "Camide yapamıyoruz" diyor.
Cami yok.
Cami olmayınca aslında hanımlar için evde olur.
Hanımlar için camide olmaz.
Hanımlar evde itikâf edecekler.
Namaz kıldıkları odaları varsa orada on gün itikâf edip ibadetlerini yapsınlar.
Erkekler için camilerde, mescitlerde olması lazım.
Beş vakit namaz kılınan yerde olur.
Her memlekette bir insan yaparsa öteki insanlar da o bereketi kazanmış olur.
Yapılmazsa o bereketten herkes mahrum olmuş olur.
Allah'a şükür şimdi her yerde yapılıyor.
Dünyada nerede olursa olsun itikâf yapan insanlar vardır.
Bunun için Allah'a şükretmek lazım.
Bu güzel dinde olduğumuz için şükretmek lazım.
Az önce bir hanım, insanlara göstersin diye bizden bir nasihat istedi.
Nasihatimiz şu dedik:
Bu Ramazan ayının faziletine nail olmak için orucunuzu tutun.
Çünkü çoğu insan orucun ne olduğunu tam anlamıyor.
Bir de zannediyor ki "Oruç tutarsam Allah bundan faydalanacak mı?" diye düşünüyor.
Allah Azze ve Celle'nin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Bütün insanlar oruç tutmasa Allah Azze ve Celle'nin bir eksiği olmaz.
Tutsa bir fazlası olmaz.
İşte oruç budur.
Bütün ibadetler senin faydan içindir.
Allah Azze ve Celle o faydayı sana veriyor.
Kendisinin buna ihtiyacı yoktur.
Bu kıymeti bileceksin.
Her yaptığın ibadet için Allah'a şükredeceksin.
Şükür olsun ki şükrümüzden fazla olsun ibadetimiz, itaatimiz, taatımız ve Allah Azze ve Celle'ye kulluğumuz daha güzel olsun inşallah.
2025-03-18 - Lefke
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ
(49:10)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
Müminler ancak kardeştirler.
Kardeşlerin arasını ıslah edin.
Kardeşler arasında sevgi olsun, küslük olmasın, fitne olmasın diye Allah Azze ve Celle bizlere emir veriyor.
Ne yazık ki bu emri dinleyen çok fazla insan yok.
Çoğu zaman insanlar arasında şeytan fitne çıkarır.
Fitne olunca da düşmanlık baş gösterir.
Birbirlerine kötü olurlar.
Birbirlerini sevmez hale gelirler.
Böyle olunca da birlik sağlanamaz.
Allah Azze ve Celle birlik olmanızı ister.
Tarikatta cemiyet, cemaat, birlik olma nasihati işte budur.
Tarikatımızın öğrettiği en temel şey budur.
Birlik olabilmek için nereden olursa olsun, Müslüman kardeşin acısı bizim acımız, sevinci bizim sevincimiz olmalıdır.
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği insanlar işte bunlardır.
Allah Azze ve Celle onlara rahmet eder.
Rahmet demek, güzellik ve iyilik demektir.
Allah ﷻ rahmeti insanlara verdi mi onlar kazanmış olurlar.
Onlar hayatlarını kurtarmış olurlar.
Rahmet işte budur.
Rahmet olmasa tersi olur.
Tersi de her türlü eziyet, her türlü sıkıntı; o sıkıntı olunca da insanlar hayatlarını kötü olarak yaşarlar.
Tövbe etmezlerse sonunda tehlike vardır.
İmanları tehlikeye düşer.
Bu yüzden Allah'a ﷻ şükürler olsun ki bizi Müslüman olarak yarattı.
Bu yolda bizlere yardımcı oldu.
Tarikat, şeriat, doğru yol Peygamber Efendimiz'in ﷺ yoludur ve biz onu takip ediyoruz.
Bu yolu takip eden herkes bizim kardeşimizdir.
Onlarla hiçbir sorunumuz, hiçbir problemimiz yoktur.
Aksine, onların bu yolda olmaları bizim için büyük sevinç kaynağıdır.
Asıl üzüntümüz yoldan çıkanlar içindir.
Çok üzüntümüz onlar içindir.
Yoldan çıkıp başkalarını da yoldan çıkaranlar ise kendilerini daha beter harap etmiş olurlar.
Peygamber Efendimiz ṣallá Llāhu alayhi wa sallam buyuruyor ki, kim güzel bir şey öğretirse ve o öğrettiği şey bir insana hidayet vesilesi olursa, o kişinin sevabı kadar sevap ona da yazılır.
Bir kişiye öğretirse bir kişinin, iki kişiye öğretirse iki kişinin, üç kişiye öğretirse üç, yirmi kişiye öğretirse yirmi, bin kişiye öğretirse bin kişinin sevabı yazılır.
Ve o kişilerin sevabından da hiçbir şey eksilmez.
Sevapları aynen kalır. Bazı insanlar "Acaba o kazandı diye benden gider mi?" diye düşünürler, hayır, öyle bir şey yok.
Allah Azze ve Celle cömerttir, kerimdir.
O'nun cömertliğinin sınırı yoktur.
Fakat kötülüğü öğreten, kötülüğe sebep olan kişiler için de aynı durum geçerlidir.
Bir insanı doğru yoldan çıkarırsan, onun günahı kadar sana da günah yazılır.
İki kişiyi yoldan çıkarırsan iki kişinin, bin kişiyi yoldan çıkarırsan bin kişinin günahı sana yazılır. Bugün birçok insan başkalarını taklit eder.
"Bunu onun gibi yapalım" derler.
Bunu yapınca da onlara da ceza gelir.
Ve o kötülüğü öğreten kişiye de aynı şekilde ceza gelir.
İşte Allah Azze ve Celle'nin yolu böyledir.
Niçin böyledir? Bir iyilik yaptığında Allah on katını verir.
Ramazan'da sekiz yüz katını, hatta Allah'ın dilediği kadar verir.
Bir günah işlendiğinde ise sadece bir günah yazılır.
Ancak insanları doğru yoldan çıkaran kişi için, her bir kişi için ayrı günah yazılır.
Çünkü insanları doğru yoldan saptırıyor.
Kişi kendi günahını işlerse, o sadece kendi günahıdır.
Ona bir tane günah yazılır.
Sevaplarda ise dediğimiz gibi Allah kat kat verir.
Ama günah tek yazılır. Fakat başkalarını yoldan çıkarırsan, on kişiyi yoldan çıkarırsan, on kişinin günahı da sana yazılır.
Bin kişiyi yoldan çıkarırsan bin kişinin, milyon kişiyi çıkarırsan milyon kişinin günahı sana yazılır.
Onun için dikkat etmek lazım.
İnsanlar, bu din oyuncak değildir.
İnsanlık da oyuncak değildir.
Bunun hesabı kitabı vardır.
Cennet vardır, cehennem vardır.
Herkes ona göre hesabını yapsın.
Bu ay mübarek aydır.
Ramazan ayıdır.
Allah'tan af dilesinler, tövbe etsinler.
Ancak böyle kurtulabilirler.
Başka türlü kurtulmazlar.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
2025-03-17 - Lefke
وَجَٰهِدُواْ بِأَمۡوَٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ
(9:41)
Allah Azze ve Celle, Allah Azze ve Celle yolunda cihad edin diyor.
Türlü türlü cihad var, farklı farklı cihatlar var.
Halife olmadığında, sen kendi kendine cihad edemezsin.
Bu yüzden önce kendi nefsine karşı cihad etmen lazımdır.
Cihad emri, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke'deyken henüz gelmemişti.
O zamanlar daha cihad emri verilmemişti.
Medine'ye gelince yavaş yavaş başladı, çünkü müşrikler artık rahat bırakmıyordu.
Cihad lazımdır.
Bu insanoğlu için doğal bir şeydir, normal bir durumdur.
Müslümanlar için de aynı şekilde geçerlidir.
Peygamberlerin çoğu cihad etmiştir.
Bazılarına, cihad yapmasınlar diye, Allah Azze ve Celle insanlara farklı bir yol göstermiştir.
Ama onlar da yine savaşmak zorunda kaldılar, cihad olmasa da.
Hazreti İsa aleyhisselam'a cihad emri verilmemişti.
O, insanları nasihatlerle dine davet ediyordu.
Onların dininde savaş, cihad yoktu.
Ama gel gör ki, en çok savaş yapanlar onlar oldu.
Halbuki emirleri yoktu.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e cihad emri geldi.
Cihadın da usulü var, kaidesi var.
Neyin yapılacağı, neyin yapılmayacağı belli.
Zulüm olmayacak.
Yaşlılara, çocuklara, bebeklere, kadınlara eziyet edilmeyecek, öldürülmeyecek diye emirler var.
İşte genellikle gayri Müslüman olanlar münafıklık yaparlar.
"Sizin dininiz savaşla yayıldı" derler.
Savaşla hiç yayılmadı.
Savaş, insanları kurtarmak için yapıldı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem cihad etti.
İnsanları zulümden kurtarmak için, başka türlü mümkün değildi.
Çünkü insanoğlu elinde güç, silah, asker olunca muhakkak başkasına zulmedecektir.
Bunun karşısında koyun gibi durup kesilmeyi beklemek de olmaz.
O zulmün bir sınırı yoktur.
Zulüm insanların içinde, nefislerinde vardır.
Bu zulmü durdurmak için karşısında bir güç olması gerekir, işte İslam'daki cihadın hikmeti budur.
Bizi yaratan Allah Azze ve Celle'dir, nasıl davranacağımızı en iyi O bilir.
O'na iman edenlere yolu gösterir, emirleri insanların yararı içindir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanından bu yana 1400 seneden fazla geçti.
Şimdi neredeyse 1450 seneye yaklaşıyor.
Bedir Savaşı oldu.
O Bedir Savaşı'na müşrikler gelmişti.
Oradaki müşriklerden Ebu Cehil bir rüya görmüş, "Bu rüyayı bize tefsir et, tevil et" demişler.
Orada Müslüman olmasa da rüya tabir eden insanlar vardı.
Rüyayı tabir ederek "Başınıza büyük felaket gelecek.
Bu yolculuk size iyi gelmeyecek" demişler.
Hatta birkaç kez "Dönelim" diye ısrar etmişler.
"Hayır, gideceğiz" diyerek, "Savaşacağız, Müslümanları öldürüp orada keyif yapacağız.
Develer, kuzular pişirip içki içeceğiz, kadınlar şarkı söyleyecek, âlem edeceğiz" diye gitmişler.
Davul zurna ile, kadınlar şarkı söyleyerek oraya varmışlar.
Karşı tarafta ise Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem o gece boyunca Allah Azze ve Celle'ye yalvararak, dua ederek geçirmiş.
Allah Azze ve Celle ona zafer vaadi vermişti, ama insanlara örnek olsun diye, savaşa gittiğinizde mutlaka Allah'tan Azze ve Celle yardım isteyin diye, minval üzerine, en sonunda o "Eğleneceğiz, içeceğiz" diyen insanların hepsi, yetmiş tane kâfirin en ileri gelenleri, Peygamber Efendimiz ṣallá Llāhu 'alayhi wa salleme çok eziyet edenlerden hiçbiri kurtulamamış.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke'deyken onların isimlerini tek tek saymış, o sayılanlardan hiçbiri kurtulamamış.
Peygamber Efendimiz ṣallá Llāhu 'alayhi wa selleme yıllarca eziyet ettiler, aç bıraktılar.
Her türlü işkenceyi yaptılar.
O gün hepsi hak ettiklerini buldular.
Hepsi bir kör kuyuya atıldı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem o gün başlarında tek tek isimlerini saydı.
"Ey iman etmeyen insanlar, gördünüz mü? Allah Azze ve Celle bize vaad ettiğini bulduk.
Siz de buldunuz mu?" diye seslendi onlara.
Onlardan tabii ses çıkmadı.
Hazreti Ömer radıyallâhu anhü insanların anlayacağı şekilde konuşan bir zattı.
Peygamber Efendimiz ﷺ'e "Ya Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, bu leşlere sesleniyorsun.
Bunlar duyar mı? Niçin böyle yapıyorsun?" demiş.
"Onlar senden bile daha iyi duyarlar" demiş Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Hepsi orada pişman oldular ama pişmanlıkları artık fayda etmedi.
Çünkü dünyanın, âlemlerin sultanı Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem onlara yıllarca nasihat etti, vaaz verdi, mucizeler gösterdi, iyilik yaptı, her şeyi yaptı.
Kabul etmeyip en sonunda saldırdılar ki bismillah "Ortadan kaldıralım" diye.
Onlar da hak ettiklerini buldular.
Bu yüzden cihat, savaş lazımdır.
Vakti olduğu vakit kötülüğü ortadan kaldırmak için Allah Azze ve Celle'nin emridir.
Tabii her yerde kendi kafana göre yapamazsın.
Şimdi en büyük kötülük nedir? Nefsinin kötülüğüdür.
Ona karşı sürekli cihat edeceksin.
Onun savaşı hiç bitmez.
Bir "Bitti" dediğin an hemen üstüne çıkar.
Allah Azze ve Celle muhafaza etsin.
Cihadımız nefsimizle olsun inşallah.
Allah Azze ve Celle yardım etsin.
2025-03-16 - Lefke
وَلَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدۡرٖ وَأَنتُمۡ أَذِلَّةٞۖ
(3:123)
Allah Azze ve Celle, Bedir gazvesinde Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e nusret verdi.
Siz azınlık olduğunuz halde, Allah size zafer nasip etti.
Zafer ancak Allah Azze ve Celle'nin indindendir.
İnsanın hiçbir şeyi olmasa bile, Allah dilerse koca orduları yenebilir.
Allah istedikten sonra olur.
İşte Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Bedir gazasındaki bu zafer, Allah'ın müminlere bir dersi olsun diye gösteriyor.
Müminler "yapamayız, edemeyiz" diye düşünmesinler.
Allah'la beraber olan daima kazanır.
Allah'a düşman olan ise kaybeder.
Daima kaybeden odur.
Bazıları "Neden kazanamadık?" diye soruyor.
Bu Allah'ın iradesidir.
Zafer de yenilgi de Allah'ın indindendır.
Ama mümin kazansa da kaybetse de, Allah'la beraber olduktan sonra daima kazançlıdır.
Onun kaybı olmaz.
O Allah yolunda gider.
Allah için her şeyi yapar.
Onun ecri ve sevabı Allah Azze ve Celle'nin indindedir.
Bu mübarek gaza yarın, ayın 17'sinde oluyor.
Ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bugünden hazırlık yaptı, sefere çıkmak için.
Epeyce bir tertibat gerekliydi.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sahabelerine her şeyi açıkça söyledi.
"Burada savaş olacak, siz azsınız, onlar
çoktur. Ona göre ne yapacağınızı söyleyin" dedi.
İki sahabe geldi - Mikdad bin Esved ve başka bir mübarek sahabe. Dediler ki: "Biz İsrailoğulları gibi demeyiz.
Onlar Musa'ya 'Git sen ve Rabbin savaşın, biz ondan sonra geliriz' demişlerdi.
İsrailoğulları öyle demişlerdi.
Allah isterse tek kişi de hepsini yenebilir, ama bu insanlar için usul değil.
İnsanlar için savaş, cihat da bir fazilettir.
Onun için o sahabeler: Biz İsrailoğulları gibi demeyiz.
Sen Rabbinle git savaş, biz oturalım demiyoruz.
Biz seninle beraberiz.
Son nefesimize, kanımızın son damlasına kadar Allah yolundayız, dediler.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem mübarek sahabelerın sözlerine çok sevindi.
Sevindi, çünkü öyle olması gerekir.
Hakla beraber olmalı insan.
Daima Hakla beraber olursanız kazanırsınız.
Dünya geçer, kazanç kalır.
Gerçek kazanç ahiret kazancıdır.
O mübarek sahabeler, en büyük insanlar arasındadır.
İslam'da onların isimleri zikredilir, onlarla bereket alınır.
Onlar zikredildiğinde fazilet, bereket ve iyilik olur.
Allah makamlarını âli eylesin inşaAllah.
Onların bereketi üzerimize olsun.
Ashabı Bedir meşhurdur.
İşte bugünden başladı Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in o savaşı.
Yarın, ayın on yedisinde, o müşrikleri yendi.
İnşaAllah yarın bu meseleyi biraz daha anlatırız.
2025-03-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَيَّامٗا مَّعۡدُودَٰتٖۚ
(2:184)
"Sayılı günler," diyor Allah Azze ve Celle.
Her insanın ömrü, her vakti sayılıdır.
İşte Ramazan ayı da, bir yılda oruç tutulacak sayılı günlerdir.
Hayat da sayılıdır.
İşte birden Ramazan'ın yarısı bitti.
Gerisi de sayılı olduğu için o da geçip gidecek.
Bu günler, onlara saygı gösteren, değerini bilen insanlar için büyük bir kazançtır.
Çok büyük bir kazançtır.
Dünya kazancı gibi değildir.
Ahiret kazancı, kalıcı olan, ebedi olan kazançtır.
Dünya kazancı ise gelip geçicidir.
Ne kadar çabalarsan çabala, tüm dünya senin olsa bile,
Ömrün sayılı olduğu için, her şeyi bırakıp gideceksin.
Senden sonrakiler de sayılı günlerini yaşayıp onlar da gidecek.
Ancak, bu günlerin kıymetini bilip, Allah Azze ve Celle'nin verdiği bu hediyenin kıymetini anlayarak, gereken ibadetleri yerine getirirse, bunun kıymeti ilelebet sürer.
Bu hayat kısa olsa da, bu nimetler bitmez.
Bunlar, Allah Azze ve Celle'nin insanlara bahşettiği güzel nimetlerdir.
Büyük ikramlardır.
Fakat insanoğlu bunun farkında değil.
Kendini beğenmiş, "Her şeyi biliyorum, ben okumuşum, ben önemliyim, bunları niye bana diyorsunuz, sen kimsin?" diye sorar. "Benim gibi okumuş biri için söyledikleriniz geçerli değil."
Peki, geçerli olmasın.
Bir bakarsın, hayatın da geçmiş, günlerin de geçmiş.
Sonunda pişman olursun.
Allah, pişman olanlardan eylemesin.
Bu günlerin kıymetini bilenlerden eylesin.
Kıymetini bilip, ona göre amel etmeyi bize nasip etsin inşaAllah.
Allah hayırlara vesile kılsın.
Hayatımızın her anı Allah rızası için olsun. Yaşadığımız her şey Allah rızası için olsun.
Allah Azze ve Celle sizden bir şey istemiyor.
Sizden ne yemek ister, ne içmek ister, hatta ibadetinizi bile istemez.
İbadetlerinizin hepsi sizin içindir.
Allah için olan, O'na itaat etmek ve O'nu razı etmektir.
Bazı akılsız insanlar hâlâ "Hayatın anlamı nedir?" diye sorarlar.
İşte hayatın anlamı budur.
Bunu bilen huzur bulur.
Bilmeyen ise şaşkın şaşkın dolaşıp durur.
"Ben spor yapacağım, kitap okuyacağım, film izleyeceğim" diye hayatı böyle zanneder.
Hayat öyle değildir.
Bunun için yaratılmadık.
Yaratılış amacımız, Allah Azze ve Celle'nin rızasını kazanmaktır.
Allah Azze ve Celle de sana her şeyi helal olarak vermiştir.
Her şeyi yapabilirsin.
Hayatını güzel ve sıkıntısız yaşayabilirsin.
Allah'ın rızasını kazandıktan sonra, O'nun yolunda olduktan sonra, her türlü güzellik vardır.
Haram olan her şeyin karşısında helal bir seçenek vardır.
Helalinden yaparsan, kazanırsın.
Haramından yaparsan, kaybedersin.
Kazandığını zannetsen bile, aslında hiçbir şey kazanmazsın.
Allah muhafaza etsin.
Bu güzel günleri daim etsin inşallah.
Bereketini ve rahmetini üzerimizden eksik etmesin Allah.
Doğru yoldan şaşırtmasın.
2025-03-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (24:56)
İşte İslam'da Allah Azze ve Celle'nin emrettiği şeyler: namaz, zekât ve Peygamber Efendimiz'e itaat.
İnsanlar namaz kılıyor, oruç tutuyor.
Biraz parası olan zekâtını veriyor.
Ama çok fazla parası olan veremiyor.
Neden? Çünkü milyarları, milyonları var.
Onu vermeye kalkınca büyük bir meblağ gibi geliyor kendisine.
Halbuki hiç de büyük bir şey değil aslında.
Yüzde iki buçuk, yani devletlerin koyduğu vergilere göre hiçbir şey sayılır.
Hele Avrupa'ya, Amerika'ya bak, neredeyse yüzde seksen vergi alıyorlar insanlardan.
Allah Azze ve Celle insanın kaldıramayacağı bir yük yüklemiyor.
Bu zekâtı vermemek, onu yemek haramdır.
Bir nevi hırsızlıktır.
Allah'ın ve fakirin hakkını yemiş oluyorsun.
O artık senin malın değil.
O sende emanettir.
Vakti geldiğinde ödemen gerekir.
"Çoktu, azdı" diye düşünme.
Hesabını yapacaksın, ne kadarsa o kadar.
Her ay değil, senede bir kere veriyorsun.
Burada devlet her ay vergi ister.
Bir sürü evrak var, muhasebeci tutacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın.
Her ay vergini ödemek zorundasın.
Allah Azze ve Celle ise sadece senede bir defa diyor.
O da çok az bir miktar.
Herkesin ödeyebileceği bir miktar.
Ama işte mal çoğalınca onun da bir belası var; fazla gözükmesi.
Bu bir beladır.
Gerçekten beladır yani.
İnsanın o haramı yemesi bir beladır.
Sonra "Çocuklarım neden böyle oldu, neden şöyle oldu" diye şaşırıp kalıyorlar.
Şaşırmaya gerek yok.
Çoğu insan haram yiyor.
Faiz konusunu bir kenara bıraksak bile, asıl mesele zekât.
O yüzde yüz haramdır.
Buna dikkat etmek lazım.
Cimrilik yapmayın.
Rahmetli Hacı Yaşar hep derdi ki:
"Ne verirsen elinle, o gider seninle."
Doğru söylemiş, senin yerine kimse veremez.
Bıraktıkların geride kalanlara fayda sağlar mı sağlamaz mı belli değil, ama sana zarardan başka bir şey değil.
Allah yardımcımız olsun.
Nefsimiz şuh, yani aşırı cimri.
Şuh, aşırı cimrilik demektir.
Allah bizi nefsimizin cimriliğinden kurtarsın.
Göz kırpmadan o hakları verelim.
Aslında Müslüman dünyası zekâtlarını düzgün verse, bir tane fakir kalmaz, bir tane muhtaç kalmaz.
Dünyada aç insan kalmaz.
Ama işte olmuyor.
Allah yardımcımız olsun.