السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-11-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ (39:3) İhlas, Allah için ihlas... İhlas olunca, insanın başka bir umurunda olmaz. Yaptığın her işin Allah rızası için olması lazım. Yaptığın ibadetler O'nun rızası için, Hayır hasenat O'nun için, İnsanlara yapılan iyilikler de Allah rızası için olmalı. Sen insanlara iyilik yapıyorsun, ondan sonra "Bu insan bana teşekkür etmedi" diye üzülüyorsun. İyilik yapıyorsun, karşıdaki nankörlük yapınca çok üzülüyorsun. Bu üzüntü, yaptığın iyiliğin tam olarak Allah rızası için olmadığını gösterir. Bir teşekkür beklediğin, sana minnet duysunlar diye yaptığın anlaşılır. İşte bu ihlas olmuyor. Sadece Allah rızası için değil, işin içine başka şeyler de karıştırıyorsun. Karıştırınca da iyi olmuyor. Yaptığın işin faydası ve sevabı; hepsi gitmese de çoğu gidiyor. Çünkü Allah rızası için olsa, sen rahat olursun. "Ben bu işi Allah için yaptım, sırf O'nun rızası için yaptım" dersin. İster teşekkür etsinler, ister beğensinler, ister nankörlük etsinler; o mühim değil. Mühim olan, bunu halis muhlis Allah rızası için yapmış olmandır. Arkana bakmayacaksın. "Acaba ne oldu, geriye ne kaldı?" "İlerde bu işin bana faydası olacak mı, o adam bana yardım edecek mi?" "İnsanlar bana teşekkür edecekler mi, minnet duyacaklar mı?" Bunları beklemeyeceksin. Öyle olursa Allah rızası için değil, bir menfaat için yapılmış olur. Niyet karışmış olur, o temiz ameli kirletirsin. Bu yüzden, Allah rızası için yapan rahat olur. Kimseden bir şey beklemez. Beklediği tek şey; o yaptığı işi ahirete göndermiş olmasıdır. Onu bozmaya gerek yok. Hani derler ya: "İyilik yap, denize at." "Balık bilmezse Hâlik bilir." Hâlik, yani Allah Azze ve Celle; O bilir. Balık ne bilecek? İnsanlar da balık gibidir. Hangi balığı tutacaksın da sana teşekkür edecek? "Hangisi yedi, hangisi yemedi" diye düşünemezsin. İşte bunun gibi, yaptığın iyilikler de hep Allah rızası için olsun inşa'Allah. Allah nefsimize uydurmasın. İnsanoğlu istiyor, nefis istiyor ki yaptığı şeyin karşılığını görsün. Yani bir karşılık, kuru bir teşekkür bile olsa onu ister. İster teşekkür etsinler, ister etmesinler... Zaten teşekkür ederlerse, sen Allah rızası için yaptığın için, Allah'a teşekkür etmiş olurlar. Etmezlerse etmesinler, o mühim değil. Mühim olan Allah rızası için olmasıdır, halis muhlis olsun inşa'Allah.

2025-11-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ (49:10) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; Şeytan, insanların arasını düşmanlık, kötülük ve nefretle doldurmak istiyor. Şeytanın vazifesi budur. Nerede bir güzellik varsa, onu bozmaya çalışır. İnsanoğlu için başka hiçbir hayır istemez. Ne yazık ki insanlar da onun elinde oyuncak olmuş, o ne isterse onu yapıyorlar. Şeytan istediğini yaptırıyor, insanlar da hep ona tabi olmuş. Aile içinde birbirlerine düşman oluyorlar. Karı kocaya düşman oluyor, koca karıya, kardeş kardeşe... Aile içindeki bu düşmanlık, Allah Azze ve Celle'nin hiç sevmediği bir şeydir. "Müslümanlar kardeştir" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Müslümanlar arasında ihtilaf olursa aralarını bulun, o ihtilaf kalksın. Bir sorun, bir ihtilaf varsa onu hayra yorup barışmak; Allah’ın sevdiği, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sevdiği bir şeydir. Müslümanlar bir olsun, ayrılmasın istiyor. Kalpleri ayrılmasın, yani aralarına düşmanlık girmesin diyor. Şimdiki zamanda insanların arasında, aile içinde düşmanlık, kötülük ve nefret var. Öyle olunca da bereket kalmıyor. İmanları zayıflıyor. Çünkü Allah’ın emrine uymuyorlar. Allah Azze ve Celle, "Birbirinizi sevin" diye emrediyor. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de; "Kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe ve onu sevmedikçe hakiki imana erişemez." buyuruyor. Sadece Müslüman olmak yetmez; iman, bir insan için, toplum için daha yüksek ve daha güzel bir mertebedir. Müminlerde her türlü iyiliği bulursunuz. Onlarda kötülük olmaz. Bu yüzden ne tür bir ihtilaf olursa olsun; "Karşı tarafın bir mazereti vardır, yanlış anlaşılmıştır" demek lazım. Hemen karşındakinin üstüne saldırmamak lazım. Ona bir mazeret bulmak lazım. Mazereti vardır diyerek özrünü kabul etmek; "Ruh hali bozuktu, kötü bir şey söyledi ama sonra pişman olmuştur" diye düşünmek lazım. "Yok bana şöyle söyledi, bana böyle dedi" diyerek meseleyi büyütmemek, üstüne gitmemek lazım. Allah insanlara böyle güzel geçinmeyi nasip etsin. Kardeş kardeşe, aile içi, akrabalar, taallukat, konu komşu; hepsine hayırlı, güzel geçimler olsun inşa'Allah. Düşmanlık ortadan kalksın. Düşmanlık güzel bir şey değil. Düşmanlığı ancak şeytan sever, Allah Azze ve Celle sevmez. Allah muhafaza etsin.

2025-11-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ (3:102) Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Ölümü istemeyin". Tabii insan bunalınca... Allah muhafaza etsin, günümüzde insan ölümü istemeyi bırak, kendi canına kıyıyor. Bu büyük bir yanlıştır, büyük bir hatadır, büyük bir günahtır. Cezası kıyamete kadar sürer. Allah muhafaza etsin; şayet kişi kendi canına kıydıysa, kıyamete kadar o acıyı devamlı çeker. Onun için Şeyh Baba'dan duyduk -hadis midir-; insanın yaşarken bir kere "La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah" demesi, kabirdeki bin seneden daha hayırlıdır. Bu yüzden yaşadığın hayatın kıymetini bileceksin. Öyle canın sıkıldı diye "Keşke öleyim" demek akıl kârı değil, hayırlı bir şey değil. Bu sebeple bir sıkıntı olduğu vakit mümin bilmelidir ki bu Allah'tan bir imtihandır; bunun da bir ecri, bir mükâfatı vardır. Mümin için hiçbir şey boşa gitmez; Allah'a iman eden insanlar için hiçbir şey zayi olmaz. Allah'a inanmayan, Allah'ı tanımayan, O'nu kabul etmeyen insanlar ise istedikleri kadar yaşasınlar. İstedikleri kadar hayatlarını uzatmaya uğraşsınlar; her türlü pisliği, her türlü zulmü yaparak ömürlerini uzatmaya çalışsınlar, bunun bir faydası yok. Yaptıkları hep günah üstüne günah, günah üstüne günahtır. Cezaları -Allah muhafaza etsin- cehennemdir, ilelebet cehennem olur. Onun için bu hayatın kıymetini bileceksin, ömrünü boşuna harcamayacaksın. Şeyh Efendimizin dediği gibi; "La İlahe İllallah" demek, toprağın altında bin sene yatmaktan daha hayırlıdır. Allah insanları nefislerin şerrinden muhafaza etsin. Nefsin ve şeytanın şerri o kadar büyük ki; insana kendi canına kıydıracak derecededir. Bu günahı bildiği halde işleyen, buna yönelen insanlar var. Allah muhafaza etsin. Allah bizi akıl deryasından ayırmasın inşa'Allah.

2025-11-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ (49:139) Allah Azze ve Celle'nin indinde en yakın olmak, O'nun istediği gibi olmak, insanoğlu için en büyük arzu olmalı. Allah seni beğenirse, severse; mühim olan budur. Şimdiki insanlar öyle ki; Allah herkesi aynı yarattı ama kul, onu beğenir, bunu beğenmez. Kendisini başkasından daha yüksek veya bazılarından daha aşağı görür. Bu, şeytanın işidir. Halbuki Allah Azze ve Celle herkesi aynı yaratmıştır. En kıymetli olan kimdir? Allah Azze ve Celle'ye yakın olan, Allah'tan utanan ve O'ndan korkan insandır. Kötülük ve hata yapmamak için uğraşan insandır. Diğerleri, şimdikiler... Bilhassa bizim buralarda, herkes Avrupa'ya benzemek istiyor. "Avrupa ne der, Avrupa bizi nasıl görür?" "Onlar gibi giyinelim, onlar gibi hareket edelim ki bizi beğensinler." Yahu, beğenseler ne olacak, beğenmeseler ne olacak? O seni maymun gibi oynatıyor. İstediği gibi giydiriyor, kuşandırıyor, şekillendiriyor. İstediğini veriyor, istemediğini vermiyor. Ondan sonra da, ağzınla kuş tutsan bile yine seni beğenmeyecekler. Ama sen hâlâ onlara benzemek için uğraşıyorsun. Onlara benzemenin sana bir faydası yok. Bunun Allah indinde hiçbir kıymeti yok. Asıl kıymet; Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmak, O'ndan korkmaktır. Korkmak dediğimiz de hata yapmaktan çekinmektir. Allah Azze ve Celle'nin huzuruna hatalı çıkmaktan korkmaktır. Maksat korku değildir; Allah korkutmaz. Allah Rahîm'dir, Rahmân'dır. Ne kadar günahın olursa olsun, af dilersen Allah affeder. O konuda bir şüphe yok ama Allah'tan korkmak lazım çünkü O seni görüyor. Senin bütün hatalarını biliyor. Onların hesabını vereceksin. Ama sen Allah'tan korkup af dilersen, O seni affeder. O seni setreder, ayıbını örter. İşlediğin günahları affeder, seni kimseye rezil etmez. Mühim olan budur. Yoksa sen "Avrupa şöyle dedi, Amerika böyle istedi..." dersen... Bunları bir de çok abartarak söylerler. Halbuki onların senin nerede olduğundan bile haberleri yok, senden ne haberleri olacak? Bu düşünceleri aklına sokan şeytanın ta kendisi ve askerleridir. Allah seni mükerrem, muazzam ve müşerref yaratmıştır. Ne sen başkasından daha iyisin ne de onlar senden daha iyidir. Böyle düşünmek Allah'a karşı gelmektir. Kendini başkasından, bilhassa bir kâfirden daha düşük görmen Allah'a isyandır. Allah muhafaza etsin. Allah herkesi aynı yaratmıştır. Bu yüzden o fikirlerden vazgeçin. Şimdiki millette herkes "Avrupa'ya, Amerika'ya gideceğim" diye uğraşıp duruyor. Oraya gitsen ne olacak, gitmesen ne olacak? Allah rızkını nerede yazmışsa, o rızkı orada alacaksın. Allah insanlara, Müslümanlara, herkese akıl fikir versin. Herkes iyi düşünsün. Allah hepimizi sevdiği kullarından eylesin inşa'Allah.

2025-11-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Min hüsni islâmi'l-mer'i terkuhû mâ lâ ya'nîh." Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl. Peygamber Efendimiz buyurdu ki; Kişinin iyi ve güzel bir Müslüman olmasının alameti, kendisini alakadar etmeyen işlere karışmamasıdır. Onu ilgilendirmeyen işleri terk etmesidir. İnsan kendi yolunda gidecek, kendine bakacak ve kendi halini ıslah edecek. Başka insanlar nasihat isterse, yardım isterse veya fikrini sorarsa o zaman söyler. Ama durup dururken başkasına; "Sen bunu yapacaksın, ben yaptığını beğenmedim, şunu şöyle yapacaksın" diye karışmak olmaz. Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bu davranışın güzel olmadığını söylüyor. Malayani; yani lüzumsuz işlere karışmak, boş işlerle uğraşmak... Bu da iyi değildir. Ne faydalıysa onu yapacaksın. Kendi haline bakacaksın, ailene bakacaksın. Arkadaşlar, ahbaplar varsa; sana bir şey sorduklarında veya yardım istediklerinde onlara yardım edersin. Ama şimdi bakıyoruz, herkes her şeye karışıyor. Her işe, küçüğüne büyüğüne fikir veriyor. Ona sövüyor, buna küfrediyor; onu beğenmiyor, bunu beğenmiyor. Sen önce kendi haline bak. Halin nasıl? Onlardan daha mı iyisin? Sen kendi halini ıslah et, mühim olan budur. Herkes kendi halini düzeltse her şey güzel olur. Sende her türlü kötülük varken kalkıp başkasının ayıbına bakmamalısın. İlk önce kendi ayıbına bak, o ayıbı temizle, kendini iyi bir insan yap. Ondan sonrası seni ilgilendirmez. Herkes kendine bakıp kendini ıslah etse; güzel bir cemaat, güzel bir topluluk oluşur. Onun için Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bütün sözleri cevherdir, kıymetlidir. Söylediği bu söz kısa bir hadistir ama bütün topluluğu ıslah etmeye yeter. Şimdi ise tam tersi olmuş; herkes başkasının noksanını, ayıbını ortaya çıkarmaya uğraşıyor. Allah hepimizi ıslah eylesin, Allah doğru yoldan ayırmasın.

2025-11-19 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir. Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir. Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır. İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır. Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan. Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir. Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir. Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir. Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır. Cennette kaldı. Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır. Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur. Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur. Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner. Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar. Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin. "Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar. Hayır, kabre niçin ibadet edelim? İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz. Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz. Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür. İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var. Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor. Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir. Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur. Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir. Onu göstermiyorlar; o başka mesele. Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur. Onun yazdığı, hakiki İncil'dir. O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir. Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler. Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak. Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak. Bunu da yapmak istemiyorlar. Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar. Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye. İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir. Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir. Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir. Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir. Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir. Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur. Milletin kafasını karıştıran çok insan var. Onları dinlemeyin. Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar. Onlar mühim değil. Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış, ve bu güzel yola koymuş olmasıdır. Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.

2025-11-17 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir. Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir. Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır. İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır. Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan. Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir. Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir. Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir. Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır. Cennette kaldı. Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır. Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur. Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur. Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner. Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar. Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin. "Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar. Hayır, kabre niçin ibadet edelim? İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz. Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz. Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür. İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var. Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor. Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir. Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur. Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir. Onu göstermiyorlar; o başka mesele. Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur. Onun yazdığı, hakiki İncil'dir. O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir. Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler. Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak. Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak. Bunu da yapmak istemiyorlar. Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar. Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye. İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir. Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir. Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir. Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir. Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir. Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur. Milletin kafasını karıştıran çok insan var. Onları dinlemeyin. Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar. Onlar mühim değil. Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış, ve bu güzel yola koymuş olmasıdır. Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.

2025-11-16 - Lefke

إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًۭا جَهُولًۭا (33:72) Allah Azze ve Celle buyuruyor. Bu emanet, insanların Allah'a kulluk etme sorumluluğudur. O emaneti ki, dağlar bile kabul etmedi. Dağlar, taşlar, hiçbir şey, "Bu emanet büyük bir yüktür." diye onu kaldıramadı. İnsanoğlu, "Ben yapabilirim." dedi. Yapar ama Allah onun için, "cahildir," diyor. Zalimdir, cahildir, zalimdir. Çünkü o emaneti her insanoğlu kaldıramaz. O yükü ancak peygamberler kaldırabilir ve onlar vasıtasıyla insanlar için hafifletilir; insanoğlu ancak bu şekilde dayanabilir. Bunu da çoğu yapmıyor. İnsanoğlu kendi rahatına, keyfine ne gelirse onu yapar. Böyle Allah yolunda olup da Allah'ın emrettiği şeyleri yapmak insana zor gelir. Çoğu insan ondan kaçmak için çeşitli bahaneler uydurur. Kur'an okurken hata yapmanız, onun aslına bir zarar vermez. Çünkü o mahfuzdur. Allah tarafından muhafaza edilmiştir. Yani siz yanlış okusanız veya unutsanız bile, Kur'an'ın aslı bozulmaz, çünkü Allah onu korumaktadır. Fakat hadisleri doğru aktarmalısınız. Bu yüzden bu ayeti okuduk. Yani Allah yarattığında, bir düzen, bir sır vardır. Allah dağlara, gökyüzüne, yeryüzüne, her şeye bu emaneti taşımalarını teklif etti ama onlar kabul etmediler. Çünkü dediler ki: "Bunu taşıyamayız, çok ağır." "Bunu taşıyamayız." Sadece insanoğlu onu kabul etti. Neden? Çünkü o, çok zalim ve çok cahildir. Bu, insanoğlunun bir vasfıdır. Elbette peygamberler, salih insanlar ve Allah'ın sevdiği kullar bunun dışındadır. Fakat çoğunluk böyledir. Kabul ederler ama "Evet" dedikten sonra bu emrin gereğini yerine getirmezler. Allah Azze ve Celle ruhları yarattı ve sordu: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar dediler ki... Onlardan bazıları kabul etmedi. Sonunda hepsi kabul etti. Ve o zaman Allah Azze ve Celle'nin bu emrini hepsi kabul etti, ama sonradan çoğu değişti. Verdikleri sözü tutmuyorlar. Bu yüzden hayatımız boyunca bu yolda olmak önemlidir. Ve Allah Azze ve Celle'nin bize dair emri, bu emre uymamızdır. Eğer uymazsanız, dairenin dışında kalırsınız, sözünüzü bozmuş olursunuz ve Allah Azze ve Celle'nin İlahi Huzuru'nda makbul biri, iyi bir kul olmazsınız. Çünkü Allah Azze ve Celle sadece Kendi emrine uyanları sever. Bazen insanlar, "Allah bizi sevmiyor," der. Allah sever ama asıl siz kendinizi sevmiyorsunuz. Bunun için, kendiniz için ne yaptınız? Allah size her şeyi gösterdi, her iyiliği verdi ama siz buna karşı geliyorsunuz. Bu sizin kendi hatanız. Cezalandırılıyorsunuz, kendinizi cezalandırıyorsunuz. Yolda sebat etmemek ve verdikleri sözü tutmamak insanoğlunun vasıflarından biridir. Asırlardır, bütün insanlık tarihi bu tür insanlarla doludur. Ve onlardan hiçbiri bugüne kadar yaşamadı, sadece kısa bir ömür sürdüler ve sonları geldi. Kısa bir zaman sonra ise hakikati görürler. Hayatın hakikatini, Allah Azze ve Celle'nin onlara gösterdiklerini... Ve yapmadıkları için pişman olacaklar. Bu durum sıradan insanlar, Müslümanlar ve gayrimüslimler için böyledir. Ama bir de diğerlerinden üstün oldukları için kibirlenen insanlar vardır. Mesela bu inanan insanlar, Müslümanlar şöyle der: "Ben şöyleyim, ben buyum, ben şeyhim, ben vekilim, ben böyleyim." Bu yüzden Allah Azze ve Celle, "Sadece gücünüzün yettiğini yapın," buyurmuştur. Kendinize ağır yükler yüklemeyin. Sizin için zorlaşacak bir şey talep etmeyin. Bu yüzden birçok insan durumundan memnun değildir. Daha büyük, daha yüksek veya daha meşhur olmak isterler. Bu, özellikle bu zamanın insanlarına hastır; her yerde meşhur olmak isterler. Sırf meşhur olmak için iyi kötü demeden her şeyi yaparlar. Bu yüzden yapamayacağınız şeyi yapmaya kalkışmayın. Ve insanlar daha da yükselmek için birbirlerini iterler. Ama bunun size bir faydası yoktur. Bunu yalnızca egonuz için yaparsınız. Allah Azze ve Celle bundan razı değildir, Peygamber (s.a.v.) de bundan razı değildir. Sadece egonuz için daha yüksekte olmak istersiniz. Belki sıradan insanlar milletvekili, başkan veya başka bir şey olmak ister. Tarikat ehlinden de birçok kişi, "Nasıl şeyh olabilirim? Nasıl evliya olabilirim?" diye sorar. Aslında bu olmak çok kolaydır. Sadece Allah Azze ve Celle'nin buyurduğuna uyun ve başka bir şey düşünmeyin. Eğer Allah size rızkınızı veriyorsa, ailenizle mutluysanız, ibadetinizi yapıyorsanız, bu Allah Azze ve Celle'den gelen en büyük lütuftur. Bunu son nefesinize kadar devam ettirmek, sizin için en büyük mükafattır. Eğer bir şeye gayret edecekseniz, buna gayret etmelisiniz. Yukarıya, aşağıya, hiçbir yere bakmadan. Sadece kendinize, kardeşlerinize, ailenize odaklanın; sizin için her şey yolunda olsun yeter. Zıplamaya, daha da yükselmeye çalışmaya gerek yok. Eğer bu yolda istikamet üzereyseniz, büyüklerin dediği gibi: "Ecellü'l-kerâmât devâmu't-tevfîk." En büyük keramet, aynı yolda, eksiltmeden devam etmektir. Yükseltmeye de gerek yoktur. Ömrünüzün sonuna kadar sadece bu sizin için yeterlidir. Bunu yaparsanız, kazanan siz olursunuz. Allah sizin yükselmenizi dilediğinde, kapıları açar. Dilemezse de, ömrünüz boyunca böyle devam ederseniz, siz yine Allah'ın sevdiği bir kulusunuzdur. Allah bizi bu yolda sabit kılsın ve nefsimize uydurmasın. Çünkü kendini övme hakkı yalnızca Allah Azze ve Celle'ye aittir. "Ben şöyleyim, ben böyleyim." "Ben evliyayım, ben kutbum, ben şeyhim, ben vekilim." Bu da iyi bir şey değildir. Kendini övme hakkı yalnızca Allah Azze ve Celle'ye aittir. Allah Azze ve Celle... her zaman Kendini metheder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bile "Ben Âdemoğlunun efendisiyim ama övünmek yok." buyurmuştur. "Lâ fahr," demiştir. Bunu söylemesi gerektiği halde, "Lâ fahr" (övünme yok) diyor. "Hayır, bunda benim için bir övünç yoktur." Yalnızca Allah Azze ve Celle... "Ve lehu'l-kibriyâu fi's-semâvâti ve'l-ard". Göklerde, yerde ve her yerde kibir (ululuk) Allah Azze ve Celle'ye aittir. Bu yüzden kendini öven kişi hiçbir yerde kabul görmez. Tarikatta olsun veya olmasın, kimse kendini öveni sevmez. Allah bizi bu sıfattan muhafaza etsin inşallah.

2025-11-15 - Lefke

وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقٗا (72:16) Allah Azze ve Celle buyuruyor. "İstikamette olsalar, insanoğlu için her şeyin yetecek kadar var olduğunu, hatta fazlasının bile bulunduğunu" söylüyor Allah Azze ve Celle. İstikamet üzere olunduğu müddetçe, Allah herkesin rızkını vermiştir. Ama insanoğlu istikamette durmuyor. İstikamet dediği, doğruluktur. Doğru yolda olup kimseyi kandırmadan, kimseye eziyet etmeden, herkes kendi halinde olsa, Allah Azze ve Celle hepsine yetecek kadar vermiştir. Ama insanoğlu; nefs, hevâ, şeytan ve dünya denen bu dört düşmanı yüzünden, onlara tâbi olduğu için hiç istikamette duramıyor. Doğrulukta duramıyor. Adalette duramıyor, adaleti uygulamıyor. Bu yüzden dünya herkese eziyet oluyor. İstikamette durmayanlar için ise bu eziyet daha da fazladır. Ne kadar eğri büğrü, yalan yanlış işler yaparlarsa o kadar daha yoldan çıkıyorlar ve bunun kendilerine hiçbir faydası olmuyor. Maddi olarak bereketsiz bir hayatları oluyor. İnsanın bereketsiz bir yaşamı oluyor yani. Şimdi dünyanın ahvali hep bu durumda. Okullar var, medreseler var, üniversiteler var. Onlar ne öğretiyor? Güya doğru olanı öğretiyorlar. Doğruyu öğretirken, doğru olmayanı da daha fazla öğretmiş oluyorlar. "Bunu yaparsan böyle kazanırsın, şöyle yaparsan daha fazla kazanırsın" diye insanları kendi istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Ondan sonra da bir şey kazanmış olmuyorlar. Zarardan başka bir şey elde etmiş olmuyorlar. Ve elde ettikleri, kötülükten başka bir şey değildir. Çünkü istikametin, Allah Azze ve Celle'nin emri üzere olması lazımdır. Allah'ın emri olmadıktan sonra, o sözde istikamet, en sonunda muhakkak yoldan çıkmaya vasıta olur. Onun için istikamet mühimdir. İstikamet olunca, şimdi dünya nüfusu 8 milyar diyorlar, bu rızık 80 milyara da yeter. Ama bu halde olursa, bunlara bile yetmiyor. Onun için birbirlerini yiyorlar. “O beni yemeden ben onu yiyeyim” diye birbirlerini yiyorlar, birbirlerine güvenmiyorlar, yoldan çıkıyorlar. Bir de marifetmiş gibi yaptıkları şeyi söyleyip gösteriyorlar, başkalarını da yoldan çıkarıyorlar. Yoldan çıkaran bir insana, onun vasıtasıyla yoldan çıkan herkesin günahı da yüklenir. Allah muhafaza etsin. Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da defalarca bu istikamet meselesini, doğruluk meselesini anlatıyor. Bunu en başta Müslüman'ın yapması lazımdır. Müslümanlar da maalesef en çok istikametten uzak olan insanlardır. Allah hepsine hidayet versin. Bizi de Allah; şerr-i nefisten, şerr-i hevâdan ve şerr-i şeytandan muhafaza etsin.

2025-11-14 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Cuma hutbesinde okuduğumuz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: Kendisine hizmet eden Sahabe-i Kiram'dan Enes Efendimiz'e diyor ki: "Sabah akşam, kalbinde kimseye karşı bir aldatma olmadan durabiliyorsan, bunu yap. Zira bu, benim sünnetimdir." diye buyuruyor Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem, "Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur." diye devam ediyor. "Beni seven de cennette benimle beraber olur." İşte bu, bütün İslam'ın özetidir. Müslüman bir insanın buna gayret etmesi gerekir. Kimseyi kandırmamalıdır. Kimseye eziyet etmemelidir. İster yakın ister uzak olsun, herkes için iyilik düşünmelidir. Peygamber'in sünnetine tâbi olmak için menfaati uğruna kötülük düşünmemelidir. Peygamberimizin sünneti, tarikat için çok mühimdir. Zaten Peygamber Efendimiz'i sevmek, O'nun yolundan gitmek ve sünnetlerini yerine getirmek, edebin başıdır. Tarikat, edep üzerine kaimdir. Edep de güzel ahlak demektir. Güzel ahlak ise iyilik yapmak ve daima iyilik düşünmektir. Kalbinden kötülük geçirmemek, kötülüğe meyletmemektir. İnsanlar için daima hayır dilemelisin ki sana da hayır gelsin. Böylece cennette Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ile beraber olabilirsin. En büyük gayemiz de budur. İnsanoğlu, "Ben niye yaratıldım?" diye düşünür. İşte tam da bunun için yaratıldın. Allah, seni ahirete hazırlamak için dünyaya gönderdi. O'nun yolunu takip etmen için seni bu dünyaya gönderdi. Yoksa başka bir amaç için yaratılmış olsaydın, o amaçla yaratılmış nice varlık zaten var. Dört ayaklılar böyledir; sadece yer, içerler. Onların hayatı yiyip içip ölmekten ibarettir. Başka bir gayeleri yoktur. Onların, "Bir iyilik yapayım" gibi bir düşünceleri yoktur. İnsanoğlunun bunu düşünmesi gerekir. Zira Peygamber Efendimiz (S.A.V.) insanların efendisi ve en yücesidir. O'nu örnek alıp yolundan gitmek gerekir. O'nun yolundan giden kazanır. O'nun yolundan gitmeyip de Allah yolunda olmayan birinin peşinden giden kimse, kendine fayda sağlayamaz. Zarar görebilir ama fayda asla bulamaz. Allah yolunda olmayan birinin peşinden gitsen, belki bazı konularda fayda görürsün ama çoğu zaman faydadan çok zarar edersin. İşte bu yüzden Allah yolunda olmak gerekir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda olmak gerekir. Peygamber Efendimiz'in sünnetine riayet etmek gerekir. Buna dikkat etmek gerekir. Zira şeytanın yolu çoktur. Şimdi yeni türeyen, "Biz de Müslümanız" diyen çok kişi var. Doğrudur, Müslüman'dırlar ama istifade etmeyi bilmiyorlar. Bu yoldan istifade etmeye "günah" diyorlar. "Sünneti takip edersen yoldan çıkarsın." diyorlar. "Peygamber de bizim gibi bir insandı." diyerek insanları kandırıyorlar. İşte bunlar, Peygamber'e itibar etmeyen ve insanları kandıran kimselerdir. İtibar etmeyince de Peygamber Efendimiz'e karşı ne sevgi kalıyor ne de hürmet. Hal böyle olunca, onların ahirette işleri zordur. Aslında dünyada da zordur. Çünkü onların kalplerinde daima aldatma, yalan ve her türlü kin vardır. İnsanlar için iyilik değil, kötülük düşünürler. Onlar, "Allah affeder, biz affetmeyiz." derler. İşte öyle insanlardır. Allah, bizleri onların şerrinden muhafaza etsin. Çünkü onların şerri, şeytanın şerridir. Allah affedicidir, Allah bağışlayıcıdır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Kalbinde kimseye karşı bir aldatma niyeti bile taşıma." buyuruyor. Kalbine, "birini kandırayım" düşüncesini dahi sokma. Allah, bizi inşallah Peygamber Efendimiz ile beraber eylesin. İnşallah biz de O'nun yolunda olur, sünnetine uyarız. İşte tarikat budur. Tarikat, "yol" demektir. Bu yol da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.