السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: İslam beş temel üzerine kurulmuştur.
Yani bunlar İslam'ın şartlarıdır.
Bunlar; Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, yani Kelime-i Şehadet getirmektir.
İkincisi namaz kılmak.
Üçüncüsü zekat vermek.
Dördüncüsü hacca gitmek.
Ve Ramazan orucunu tutmaktır.
Bunlar İslam'ın temelleridir, hiçbirini eksik etmemek gerekir.
Gerçi zekat ve hac, maddi durumu iyi olanlar içindir; ancak onlar da yapılması gereken şeylerdir, İslam'ın temellerindendir.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ لِلْإِسْلَامِ صُوًى وَمَنَارًا كَمَنَارِ الطَّرِيقِ، رَأْسُهُ وَجِمَاعُهُ شَهَادَةُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامُ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ، وَتَمَامُ الْوُضُوءِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: İslam'ın deniz feneri gibi yol gösteren birtakım alametleri vardır.
Nasıl ki bir fener denizde veya karada insana yolu gösterirse, İslam'ın da onu gösteren alametleri vardır.
Bunun başı ve özü; Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, yani Kelime-i Şehadet getirmektir. Bu, İslam'a giriştir.
Ondan sonra namazı dosdoğru kılmak,
Zekatı vermek,
Ve abdesti tam almaktır.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّمَا مَالٍ أَدَّيْتَ زَكَاتَهُ فَلَيْسَ بِكَنْزٍ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Zekatı verilen bir mal, 'kenz' yani biriktirilmiş mal değildir.
O mal helaldir, temizdir.
'Kenz' denilen şey içinde hak karışmış paradır; zekatı ödenince o para saf ve helal hale gelmiş olur.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: بَرِئَ مِنَ الشُّحِّ مَنْ أَدَّى الزَّكَاةَ، وَقَرَى الضَّيْفَ، وَأَعْطَى فِي النَّائِبَةِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Malının zekatını veren, misafire ikramda bulunan ve darda olana yardım eden kişi, cimrilikten kurtulmuştur.
Yani bu insan cimri değildir; çünkü zekatını vermiş, misafire ikram etmiş ve darda olana yardım etmiştir.
Bunları yapmayan cimridir; yapanlar ise cimri sayılmaz.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وُقِيَ شُحَّ نَفْسِهِ: مَنْ أَدَّى الزَّكَاةَ، وَقَرَى الضَّيْفَ، وَأَعْطَى فِي النَّائِبَةِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Kendisinde şu üç şey bulunan kişi, nefsini cimrilikten korumuş olur.
Cimrilik sevilmeyen bir huydur; Allah Azze ve Celle sevmez, Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem sevmez.
İnsanlar da cimriyi sevmez.
Bu hasletleri yerine getiren insan cimrilikten korunmuş olur.
Bunlar: Birincisi zekatı vermek.
Pek çok zengin var ki cimriliğinden dolayı zekatını vermiyor; sayısız örnekleri var.
Çoğunluğu o vaziyettedir; zenginlerin parası var ama veremiyorlar, işte cimrilik budur.
İkincisi, misafire ikramda bulunmak.
Misafire elinden geldiği kadar ikram edeceksin.
Ancak gidip kendini zorlamaya gerek yok.
Evde ne varsa onu ikram etmelisin.
Kalkıp da kendine yük etme; 'Cimri demesinler' diye gidip sağdan soldan borç alıp kendini darlığa düşürmene gerek yok. Misafir ne bulursa onu yer.
O da ona bir ikramdır.
Üçüncüsü de darda olana yardım etmektir.
Darda olan insana elinden geldiği kadar yardım etmektir.
Allah Azze ve Celle kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez, zora sokmaz.
Peygamber Efendimiz'e sallAllahu aleyhi ve sellem sahabenin birisi bir altın getirmiş.
Peygamberimiz yüzünü ters tarafa çevirmiş.
Adam öteki taraftan gelip, "Bu altını ben buldum, bütün malım bu altındır, sana veriyorum" demiş.
En sonunda Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem altını alıp adama doğru fırlatmış.
Adama değmemiş. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş: "Sen bütün malını bana verip sonra dilenecek misin? Böyle olmaz."
"Gücünün yettiği kadarını ver."
"Kalanı kendin harca, hayrına bak."
Yani her şeyin bir adabı, usulü vardır.
Kendini dara sokmadan, yapabildiğin kadar yardım edersin.
Hadiste 'darda olana yardım et' deniyor ama birinin borcunu ödeyeceğim diye evini barkını satıp, sonra kendin evsiz kalırsan olmaz. Her şeyin bir usulü vardır.
Darda kalana elinden geldiği kadar yardım edersin, o vakit cimri sayılmazsın.
Yani cimri sayılacağım diye korkma.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَخْلِصُوا عِبَادَةَ اللهِ تَعَالَى، وَأَقِيمُوا خَمْسَكُمْ، وَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ طَيِّبَةً بِهَا أَنْفُسُكُمْ، وَصُومُوا شَهْرَكُمْ، وَحُجُّوا بَيْتَ رَبِّكُمْ، تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki...
Burada Peygamber Efendimiz her şeyi en güzel şekilde ifade ediyor.
Hadisin Arapçası kafiyeli ve şiirsel bir üsluptadır.
Türkçesi o kadar kafiyeli olmasa da manası şöyledir:
Allah'a karşı ibadetinizde samimi olup beş vakit namazınızı kılın.
Birincisi ihlas; Allah'a ibadet ederken ihlasla edin, beş vakit namazınızı kılın.
Ramazan orucunuzu tutun.
Sonra, gönül hoşluğu ile mallarınızın zekatını verin.
Yani para gidiyor diye canınız sıkılmasın.
Çok verdiysen, Allah sana çok vermiş demektir.
Eğer yüz altın zekat veriyorsan, demek ki Allah sana beş bin altın vermiş ki sen yüz altını veriyorsun.
Sevineceksin; "Bu kadar fazla veriyorum, demek ki Allah bana çok vermiş" diyeceksin.
Zekatını gönül hoşluğuyla vereceksin.
Ve Beytullah'ı hac edin ki Rabbinizin cennetine giresiniz.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حَصِّنُوا أَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ، وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ، وَأَعِدُّوا لِلْبَلَاءِ الدُّعَاءَ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Mallarınızı zekat ile koruyunuz.
Mal için zekat verilmezse, sonra Allah muhafaza bütün mal elden gider.
Mallarınızı korumak için muhakkak zekat verin.
Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz.
Hastalığın tedavisi sadakadır.
Doktordan, ilaçtan daha fazla şifa vesilesi olur.
Belalara karşı dua ediniz.
Dua edin ki bela sizden uzak dursun.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حَصِّنُوا أَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ، وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ، وَاسْتَعِينُوا عَلَى حَمْلِ الْبَلَاءِ بِالدُّعَاءِ وَالتَّضَرُّعِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Mallarınızı zekat ile koruyunuz.
Malın korunması için zekat şarttır.
Hem farzı yerine getirmiş olursun, hem malını korursun, hem sevap kazanmış olursun.
Hem de dua almış olursun.
Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz; insan her gün muhakkak sadakasını versin ki hem kazadan beladan korunsun hem de şifa bulsun.
Belaları defedebilmek için dua edip yalvararak yardım isteyiniz.
Yani Allah'a yalvarın, dua edin ki belalar sizden uzak dursun.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الدِّينَارُ كَنْزٌ، وَالدِّرْهَمُ كَنْزٌ، وَالْقِيرَاطُ كَنْزٌ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Zekatı verilmedikçe dinar (altın) 'kenz'dir, yani biriktirilmiş maldır.
Dirhem (gümüş) ve kırat da 'kenz'dir.
Yani bunlar zekatı ödenmemiş mallardır.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الزَّكَاةُ قَنْطَرَةُ الْإِسْلَامِ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Zekat İslam'ın köprüsüdür.
Peygamberimizden sallAllahu aleyhi ve sellem sonra, o Araplardan çoğu Müslümandı ama mürted oldular; niye? Zekat vermemek için.
Demek ki zekat hakikaten İslam'ın köprüsüdür; onu vermeyen İslam'a tam girmiş sayılmaz.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كُلُّ مَالٍ أُدِّيَتْ زَكَاتُهُ فَلَيْسَ بِكَنْزٍ وَإِنْ كَانَ مَدْفُونًا تَحْتَ الْأَرْضِ، وَكُلُّ مَالٍ لَا تُؤَدَّى زَكَاتُهُ فَهُوَ كَنْزٌ وَإِنْ كَانَ ظَاهِرًا.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Zekatı verilen bir mal, yerin yedi kat altına gömülü olsa bile kenz (birikmiş mal) değildir.
Zekatı verilmeyen bir mal ise, açıkta olsa bile kenz sayılır; yani zekatı ödenmemiş mal hükmündedir.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَمْ يَمْنَعْ قَوْمٌ زَكَاةَ أَمْوَالِهِمْ إِلَّا مُنِعُوا الْقَطْرَ مِنَ السَّمَاءِ، وَلَوْلَا الْبَهَائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Bir toplum mallarının zekatını vermezse, mutlaka onlardan gökten inen yağmur kesilir.
Bugün dünyada her tarafta yağmur kıtlığı var.
Yağmur yağmıyor, su yok diye şikayet ediyoruz...
Şayet hayvanlar da olmasa, onlara tek damla bile yağmur yağmazdı.
Yani Allah hayvanlara ve haşerata acıyıp o yağmuru veriyor; yoksa hakikaten bir damla bile verilmezdi.
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: عُرِضَ عَلَيَّ أَوَّلُ ثَلَاثَةٍ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، وَأَوَّلُ ثَلَاثَةٍ يَدْخُلُونَ النَّارَ. فَأَمَّا أَوَّلُ ثَلَاثَةٍ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ: فَشَهِيدٌ، وَمَمْلُوكٌ أَحْسَنَ عِبَادَةَ رَبِّهِ وَنَصَحَ لِسَيِّدِهِ، وَعَفِيفٌ مُتَعَفِّفٌ. وَأَمَّا أَوَّلُ ثَلَاثَةٍ يَدْخُلُونَ النَّارَ: فَأَمِيرٌ مُسَلَّطٌ، وَذُو ثَرْوَةٍ مِنْ مَالٍ لَا يُؤَدِّي حَقَّ اللهِ فِي مَالِهِ، وَفَقِيرٌ فَخُورٌ.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Bana cennete girecek ilk üç kişi ile cehenneme girecek üç kişi arz olundu (gösterildi).
Yani bunlar Peygamberimiz'e sallAllahu aleyhi ve sellem bildirilmiştir.
Cennete ilk girecek olan üç kişi şunlardır: Birincisi şehit olandır.
İkincisi; köle olduğu halde hem Allah'a ibadet eden hem sahibine hizmet eden kişidir. Dünyada çektiği eziyetlerin karşılığında cennete girecek ikinci sınıf insandır.
Üçüncüsü; çoluk çocuk sahibi olduğu halde dilenmekten utanan, iffetli ve onurlu kişidir.
Kimseden dilenmeden, ailesinin geçimi için sabreden o kişi, cennete girecek üçüncü gruptandır.
Cehenneme girecek ilk üç kişi ise şunlardır: Birincisi zalim idareci.
İkincisi, malı olup Allah'ın hakkı olan zekatını vermeyen kişi.
Hem malı var hem zekat vermiyor; o malda Allah'ın hakkı olduğu için bu kişi cehenneme girecek ikinci sınıftır.
Ve üçüncüsü kibirli fakirdir.
Hem fakir hem kibirli olan kişi de üçüncü sınıftır.
2026-01-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلۡمُلۡكِ تُؤۡتِي ٱلۡمُلۡكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلۡمُلۡكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُۖ بِيَدِكَ ٱلۡخَيۡرُۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ (3:26)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: Mülk O'nundur.
Her şey O'nundur.
Allah Azze ve Celle, "Dilediğini yükseltir (Aziz kılar), dilediğini alçaltır (Zelil eder)" buyuruyor.
Bunu niçin söylüyoruz?
Allah'a şükür dün; Eyüp Sultan Hazretleri'nin civarına komşu olmak niyetiyle, seneler önce Şeyh Baba'nın söylediği gibi, birkaç girişimde bulunuldu.
Oraya komşu olup, orada hizmet etmek için niyetlenildi.
Birkaç yer değişti.
Bundan on sene önce bazı kişiler vardı, bir iş yapacaklardı.
O işin karşılığında bize hazır bir bina vardı, güya onu vereceklerdi.
Hem işi aldılar, hem de ceplerinden para çıkmayacaktı; anlaşma öyleydi.
Hazır binaydı, oraya geçilecekti; fakat "bugün yarın" derken o işi yapmadılar.
Onu yapmayınca biz de işte başka yerlere yöneldik.
En sonunda Allah'a şükür bu dünkü bina ve arazi işi halloldu; yavaş yavaş oluyor Allah'a şükür.
Bunu niçin söylüyorum? Mülk o insanların olsaydı... Yani Allah onlara nasip etmedi demek ki.
Buna ilk başta kızdık, canımız sıkıldı.
Verdikleri sözde durmadılar.
Bizi oradan oraya oyaladılar; bazen yapabildik, bazen yapamadık, aradan seneler geçti.
Dün gördük ki Allah'a şükür, o binanın çoğu bitti hemen hemen, maşaAllah.
Bunun üzerine dedik ki; Allah Azze ve Celle onlar için hayır dilemedi demek ki.
Hayır dilemedi; onlara o mülkten nasip yokmuş.
Mülk Allah'ın mülküdür.
Onlara nasip olmadı ama ihvandır, mürittir, sevendir; ufak tefek vererek, Allah'a şükür onlara muhtaç olmadan o hizmet tamamlanıp bitecek inşaAllah.
Kıyamete kadar kalır Allah'ın izniyle.
Vakıftır.
Allah Azze ve Celle'nin rızası için, kıyamete kadar vakfedilmiştir.
Bu vakıf işidir, yapan kazanır.
O kişi "Aziz" olur.
Yapmayan da, yani söz verip de yapmayan da "Zelil" olur.
Ne yaparsa yapsın, isterse bütün dünya onun olsun; o yine de zelildir.
Zelil demek; kıymetsiz, hiç değeri yok demektir.
Onun için kızmak gerekmez.
Yani bu Allah'ın iradesidir.
İstediğini Aziz eder, kendine yakın kılar; Allah Azze ve Celle katında yüksek mertebede olur.
Aziz demek; mertebesi yüksek olan, izzetli, şerefli ve yüce demektir.
Zelil demek ise; alçaklıktır, düşüklüktür, işe yaramaz bir haldir.
Onun için kızmaya, üzülmeye gerek yok.
Allah böyle istemiş.
Allah bazılarına nasip etmiş; kimini Aziz etmiş, kimini Zelil etmiş.
Onun için hiç kızmaya, üzülmeye gerek yok.
Her şeyi Allah'ın takdirine bırakmak lazım.
Allah bizi Azizlerden etsin, sözünde duranlardan etsin.
Bizi mülk sahibi etsin.
Bu mülk, ahiret mülküdür.
Dünya mülkü değil; Allah rızası için vakfedilen Allah'ın mülküdür. O mülkü kime nasip ederse, mühim olan odur.
Bizi Aziz kılan mülkten versin inşallah.
Allah razı olsun.
Allah hepinize nice böyle vakıflar, hayırlar yapmayı nasip etsin inşaAllah.
Allah razı olsun.
Allah hepimizi makbul kullardan etsin.
Korkmadan verenlerden etsin inşaAllah.
2026-01-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٞ (33:21)
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellen sizin yol göstericinizdir.
Ona tabi olun, onun yaptıklarını uygulayın, gösterdiklerini takip edin.
Ona uyun; gücünüz yettiğince onun sünnetini yaşamaya çalışın.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için fayda ve örnektir.
Onun yolundan gidenler Müslüman olmasa bile, onun yaptıkları insanlığın faydasınadır.
Her hareketi, yaptığı her şey insanların yararı içindir.
Bazen anlatırlar; gayrimüslim olan bazı yerler var, adamlar dürüstlük ve doğruluk adına her şeyi yapıyorlar.
Onlarda sadece bir Kelime-i Şehadet eksik oluyor.
Bazen de Müslümanlar tam tersi; her türlü haltı işlerler, sonra da "Biz Müslümanız" derler.
O da olmaz.
Onun için Peygamber Efendimiz'in nasıl yaşadığı mühimdir.
Nasıl yediği, nasıl içtiği de mühimdir.
Ne yaptığı, gününü nasıl taksim ettiği... Bunların hepsi insanların örnek alıp yapacağı şeylerdir.
Vaktiyle Mısır Sultanı, Peygamber Efendimiz'e sallAllahu aleyhi ve sellem hediyeler göndermişti.
Hediyelerin yanında, Müslümanları tedavi etsin, baksın diye bir de doktor göndermiş.
Doktor bakmış ki ne gelen var ne giden, hasta olan yok.
"Siz nasıl yapıyorsunuz?" diye sormuş.
Demişler ki: "Biz Peygamber Efendimiz'in sünneti üzere yaşarız; yememiz, içmemiz, hareketimiz ona göredir."
Bu yüzden de kimse hasta olmuyor.
Şimdi ise dünya tam tersine döndü.
Millet ne kadar lüzumsuz şey varsa yiyip içiyor.
Bunun üstüne bir de başka ilaçlar, takviyeler kullanıyor.
Yok zayıflayacağım, yok şişmanlayacağım, yok bilmem kuvvetleneceğim...
Yok pazularım çıksın, şuram çıksın, buram çıksın...
Kendilerini mahvediyorlar. Sanki biz bu vücudu sadece beslemek için yaratılmışız gibi davranıyorlar.
Halbuki senin vücudun Allah'a ibadet etmek içindir.
Onun da bir ölçüsü var.
Yerken Peygamber Efendimiz'in buyurduğu gibi yapacaksın.
Mideyi fazla doldurmayacaksın.
Yiyip içmekte her şeyin ölçülü olacak ki rahat edesin.
Böylece ibadetini de yapabilesin. Dünya sırf vücudu düşünmekten ibaret değil, vücudun hakkını ver.
Allah her şeyi mükemmel yaratmış.
Sen "kendi kendime daha fazla şeyler yapayım da bir şey olayım" zannetme.
Mesela fil, en büyük hayvandır; cüsse olarak ondan büyüğü yok ama bunun ne faydası var?
Yani fil gibi olmakta hiçbir fayda yok.
Allah hayvanları başka, insanları başka yaratmış.
Onun için Peygamber Efendimiz'in sünnetini takip etmek lazım.
İnsan olabilmek ve rahat edebilmek için onun yaptıklarını yapmak lazım.
O zaman dünyada da rahat edersin, ahirette de rahat edersin.
Yoksa sana "şunu al iyi olur, bunu ye iyi gelir" deyip dururlar.
Bir de milleti ayakta, hayvanlar gibi yemeye alıştırdılar.
"Fast food" diyorlar, o ayaküstü atıştırmalıklar...
Ayakta yemek mekruhtur.
Ayakta içmek de aynı şekilde.
Bizim bazı akıllı geçinen Müslümanlar, "Bak doktor ispat etti, ayakta yemek içmek kötüymüş" diyorlar.
Yahu Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunu söylüyor ama sen onu dinlemiyorsun.
Bin dört yüz, bin beş yüz sene önce Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bunları bizzat yaşamış ve söylemiş.
Sen şimdi doktor veya bilmem kim söyleyince "doğrudur" diye inanıyorsun.
Sen Peygamber Efendimiz'e sallAllahu aleyhi ve sellem inanmıyorsun da kalkıp doktora mı inanıyorsun?
Tabii ki Peygamber Efendimiz'in her söylediğine inanmak lazım.
Tam inanmayınca da "bu doğrudur" diyebilmek için başkalarından delil, hüccet istiyorsun.
Halbuki doğrudan Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e inanman lazım.
Onun bütün dediklerini yapmak iyidir; tabii yapabildiğiniz kadar.
Yapamadığımız şeyler için de Allah hepimizi affetsin.
Allah uyanıklık versin.
Allah hayırlı ömürler versin.
Çoluk çocuğa da dikkat etmek, çocuklara da aynı şekilde öğretmek lazım.
Nasıl yenecek, nasıl davranılacak, nasıl hareket edilecek...
O zaman hayırlı evlatlar yetişir, hayırlı nesiller olur inşaAllah.
Allah razı olsun.
2026-01-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَفَوۡقَ كُلِّ ذِي عِلۡمٍ عَلِيمٞ (12:76)
Her ilim sahibinin, her âlimin üstünde daha büyük bir âlim vardır.
Tabii hepsinin üstünde Allah Azze ve Celle vardır; hepsinden büyük olan Allah Azze ve Celle'nin ilmi sonsuzdur.
Şimdi insanoğlu, "bir şeye eriştik" diyor.
Bu zamanın, bütün tarihin en büyük ilmine sahip olduğunu iddia ediyorlar.
O yanlıştır.
İlim sonsuzdur.
Öğrendikleri ilim bir nokta bile değildir. Allah Azze ve Celle'nin ilminin yanında hiçbir şeydir.
Yok yapay zekâ, yapmay zekâ, bilmem ne zekâsı... Makinelere de koymuşlar zekâyı.
İnsanlar bunlara şaşırıp kalıyor; "Nasıl oluyor, ne kadar büyük" diye.
Yahu bu hiçbir şeydir.
Allah Azze ve Celle'nin ilminin yanında toz kadar bile değildir.
Toz kadar olsa yine büyük bir şey sayılırdı.
Allah'ın ilminin yanında, bunların ortaya koyduğu şey nokta bile değildir.
Allah Azze ve Celle'nin azametinin hududu yoktur.
İnsanlar buradaki icatlarla bir şey yaptıklarını zannediyorlar.
Önemli bir şey sanıyorlar.
Halbuki onun hiçbir kıymeti yok.
Allah Azze ve Celle ile zaten mukayese yapılamaz.
"Allah bizden şu kadar fazladır, biz şu kadar azız" gibi bir kıyaslama bile yapılamaz.
Çünkü O'nun varlığıdır esas olan.
Bizim varlığımız sıfırdır, yoktur.
Gerçekten var olan tek, Allah Azze ve Celle'dir.
O'nun azametine ve kudretine boyun eğmek lazım.
Boyun eğmek lazım, teslim olmak lazım.
"Eslim teslem" buyurulmuş; yani teslim ol (Müslüman ol) ki selamete eresin.
Yoksa insanoğlunun "Ben bu kadar âlimim, ilmim var, şu kadar ileri gittik" diye iftihar edip kibirlenmesinin bir anlamı yoktur.
Tüm bunlar ancak Allah Azze ve Celle'nin ilmine, kudretine ve azametine teslim olunca fayda verir.
Yoksa bu hiçbir şeydir yani.
Bu ilimlere, buradaki dünya ilmine şaşırmamak lazım.
Gerçek ilim, Allah Azze ve Celle'yi bilmektir.
O'nu bilmedikten sonra, diğer hiçbir şeyin kıymeti yoktur.
Son nefeste Allah Azze ve Celle'nin lütfuna kavuşan, işte o kazanmıştır.
Yoksa çok süper zekâ, âlim, ulema denilen o bilgili insanlar...
Son zamanlarında akıl da kalmıyor, bir şey de kalmıyor; Allah muhafaza etsin.
O zekâ neye yaradı? Hiçbir şeye yaramadı.
Fayda veren şey, dediğimiz gibi, Allah'ın azametine boyun eğip teslim olmaktır, İslam'a girmektir inşaAllah.
Allah insanlara o güzelliği nasip etsin inşaAllah.
2026-01-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلّٗا كَثِيرً (36:62)
Allah Azze ve Celle bu ayette, şeytanın insanları yanlış yola saptırdığını bildiriyor. Dalalet demek; yanlış yol ve kötü işler demektir.
Şeytan kötülüğü emreder ve o yolu gösterir.
Hilelerle ve türlü oyunlarla insanları kandırıp yoldan çıkarır.
Onlar da gittikleri yolu doğru yol zannederler.
Hatta bunu başkalarına da zorla yaptırırlar.
Yaptıkları kötü olduğu halde iyi bir şey zannederler.
Bu nedir?
Bu, şeytanın kandırması ve insanları aldatmasıdır.
Onları yoldan çıkarır, onlar da önemli bir şey yaptıklarını sanırlar.
Halbuki bu yoldan gidenleri kötü bir akıbet, kötü bir hayat, kötü bir ölüm ve kötü bir ahiret beklemektedir.
Tabii bu dalaletin de değişik mertebeleri vardır.
Bazıları büsbütün sapıtmıştır; yani kâfirdirler. Kâfir; Allah’a inanmayan, Allah’ı tanımayan kimselere denir.
Yahut Ehl-i Kitap dışında kalanlar, putlara veya başka varlıklara tapanlar; bunlar da kâfir sayılır.
Bir de Ehl-i Kitap vardır; onlar da yine hakiki peygamberlerin yolundan gitmeyen insanlardır.
Onları da şeytan kandırmış, "Siz doğru yoldasınız" diyerek her türlü şeyi yaptırıyor.
Bir de Müslüman olduğu halde, dinden çıkmasa bile Müslümanlar arasında fitne çıkaranlar vardır.
Müslümanları öldüren, katleden yahut onlara eziyet eden insanlar vardır.
Bunlar da "Müslümanız" diyerek Müslümanlara kötülük yapan kimselerdir.
Onlar da dalalettedir.
Onların da ahirette cezaları vardır.
Yaptıkları her şey Allah katında mahfuzdur (kayıtlıdır).
Hiçbir şey gizli kalmaz, ahirette onlar da yaptıklarının cezasını çekecekler.
Allah insanlara, şeytana kanmasınlar diye akıl fikir vermiştir.
Eğer kanarsanız, cezanızı muhakkak çekersiniz.
Yol bellidir; Allah Azze ve Celle'nin yolu bellidir.
İki yol vardır: Ya şeytanın yolu ya da Allah Azze ve Celle'nin yolu.
İnsanların Allah Azze ve Celle'nin yolunu seçmeleri lazımdır, çünkü Allah onlara akıl vermiştir.
Bu dalalette olan, yani yanlış yolda giden bazı Müslümanlar "aklı" bile yanlış yorumluyorlar.
İmanın esası nedir? "Kur'an ve akıldır" diyorlar.
Kur'an tamam; ama "akıl" denilen şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği ve anlattığı ölçülerdir.
Sırf Kur'an yetmez... Kur'an vardır ama (rehber olan) akıl Sünnet'tir, Peygamber Efendimiz'in aklıdır.
Bizim kendi aklımız değildir.
Bizim aklımız o kadar kesmez.
Herkes kendi aklına göre hareket ederse ortalık karmakarışık olur.
İşte bahsettiğim, ayetteki "edalle" ifadesi dalaletten gelir; yani şeytan onları kandırdı demektir.
Onlar da kandırılmış oldukları halde alim, ulema diye geçiniyorlar.
Şeytan onlarla da oyuncak gibi oynuyor.
Allah bizleri şeytanın şerrinden ve o dalalet yolundan gitmekten muhafaza etsin.
Hepimizi doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.
2026-01-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقُلِ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ (18:29)
Allah Azze ve Celle, Hak kelamını söylememizi buyuruyor.
"İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin." diyor.
Bu, insanlara Allah Azze ve Celle'nin bir hikmetidir.
O'nun hikmetinden sual olunmaz.
O'nun ilmini biz mukayese edemeyiz.
Bizim ilmimizin sınırı bellidir; Allah Azze ve Celle'nin hududuna ise yetişemeyiz.
Makamı en yüksek olan, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dir.
O'nun hikmetlerine ve bildiklerine bizim ulaşmamıza imkan yoktur.
Onun için Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e buyurmuş:
"Bunu söyle; Hakkı söyle."
"İsteyen iman etsin, istemeyen kendi bilir."
Lakin iman etmeyenlerin hesabı zordur.
İman etmek büyük bir nimettir; her defasında dediğimiz gibi büyük bir şereftir.
Kazançtır, en büyük kazanç odur.
Çünkü dünyada kazanır, kaybedersin; bir şekilde idare edip gidersin.
Ölene kadar... Ama öldün mü, artık onun dönüşü yoktur.
Geri dönüşü olmaz.
Çünkü ruh bedenden çıktı mı onun yeri başkadır, cesedin yeri başka olur.
Artık ikisi bir arada olmaz.
O olmayınca da hiçbir şey fayda etmez.
Onun için Hakkı söyleyeceksin ama zorlamayacaksın.
İsteyen iman etsin.
Zaten zorlama yapamazsın.
İmanın en zayıf olduğu vakitteyiz şimdi.
Onun için "yok şöyle yapacağım, böyle yapacağım" değil, sen Hakkı söyle.
Hakkı söylerken kimseden utanmak, çekinmek olmaz.
Hak kelam budur.
Zorlama olmadığı için; ben bunu söylerim, kabul eden eder, etmeyen kendi bilir.
Zorla, kafasına vurarak yaptıramazsın, edemezsin.
O vakit sana zarar gelir.
Onun için bu kelam, Allah Azze ve Celle'nin güzel kelamıdır; makbul olan budur.
Hakkı söyle; isteyen kabul etsin, istemeyen etmesin.
"İnanıyorum" veya "inanmıyorum" dersen; inanırsan sen kazanırsın.
İnanmazsan büyük bir hüsran, büyük bir kayıp olur senin için.
Telafisi olmayan bir kayıp.
Son nefesini verirken imansız giderse -Allah muhafaza etsin- onun telafisi yok.
Dünyadayken yine telafisi olur; tövbe istiğfar edersin, Allah Azze ve Celle affeder.
Ama son nefes çıktıktan sonra artık telafi yoktur.
Onun için Hakla beraber olmak, Hakkı söylemek ve kabul etmek lazım inşaAllah.
Allah, Hakkı kabul edenlerden eylesin bizi.
2026-01-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ رِجَالٞ صَدَقُواْ مَا عَٰهَدُواْ ٱللَّهَ عَلَيۡهِۖ فَمِنۡهُم مَّن قَضَىٰ نَحۡبَهُۥ وَمِنۡهُم مَّن يَنتَظِرُۖ (33:23)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "O insanlar ki Allah'a verdikleri sözü tuttular, sözlerinden dönmediler."
Allah onları "adam" (rical) olarak vasıflandırıyor.
"Adam" demek, sadece erkek demek değildir; bir kadın da bu vasıfta olsa, o da adamlık mertebesine yükselmiş olur.
Kendini adam sayıp da sözünde durmayan ise ne adamdır ne de kadındır; bunu böyle bilmek lazım.
Burada mesele kadın-erkek ayrımı değil; Allah, vasıf olarak sözünde duranları övüyor.
Ne buyuruyor? Allah yolunda olup o yolda sebat edenler kıymetli insanlardır, kazananlar onlardır.
Onlar, sözünden dönmeyen ve Allah indinde makbul olan kimselerdir.
Onlar ecelleri gelince bu yol üzerinde vefat ederler.
Yaşadıkları müddetçe de yine aynı şekilde bu yol üzere, verdikleri söz üzere devam ederler.
İşte bu vasıf üzere... Şeyh Babamın zamanında İslam ile şereflenen, Alman asıllı bir kardeşimiz -Allah rahmet eylesin- dün vefat etti. O, kırk küsur sene önce Şeyh Babamın huzurunda Müslüman olmuştu.
Kendisi bir felsefe profesörüydü.
Felsefe dediğin, şek ve şüphe üzerine kurulu bir şeydir.
Buna rağmen Şeyh Babamın kerametiyle Allah'a şükür Müslüman oldu. Kırk küsur sene bu yol üzerinde hem kendisine hem de etrafındaki insanlara hizmet etti.
Pek çok insan da onun vesilesiyle hidayete erdi.
Sadece gayrimüslimler değil... Bazen Müslümanlar da yoldan çıkmış olabiliyor.
İşte onları da bu hak yola döndürdü.
Nihayetinde Allah'ın sevgili bir kulu olarak bu dünyadan ayrıldı.
Mühim olan işte budur: Bu dünyada ne için yaratıldık ve ne iş yaptık?
Allah sana niçin yaratıldığını söylüyor; sen ise sersem tavuk gibi dolanıp duruyor, anlamıyorsun.
Anlayan insanlar bilirler ki; Hakk'ı bulunca Hakk'a yapışacaksın.
O Hak ile öteki dünyaya göçecek, o Hak ile Hakk'ın karşısına çıkacaksın Allah'ın izniyle.
Allah hepimizi bu yolda sabit kadem kılsın.
Yolda dökülenler oluyor. Oradan oraya koşturup "Bunu beğendim, bunu beğenmedim" derken, bir bakıyorlar ki hiçbir şey bulamadan bu dünyadan göçüp gitmişler.
Allah bizi onlardan eylemesin, sabit kadem kılsın.
Mevla'yı bulana kadar; orada Peygamber Efendimiz ve meşayihlerimizle buluşana kadar, hepimizi sabit kadem kılsın inşaAllah.
2026-01-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Allah'ın emirlerine karşı olduğu halde insanların rızasını isteyen kimse hüsrandadır.
Yani insanlar seni beğensin diye, sırf onlar istiyor diye doğru olmayan şeyleri söylersen, hiçbir şey kazanmazsın.
Bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Çünkü insanoğlu zaten nankördür.
Sen kendi zannınca iyilik yaptım diye sevinirsin ancak gerçekten iyilik yapsan bile, insanlar çoğu zaman o iyiliği hatırlamaz.
En ufak bir terslikte sana karşı cephe alırlar.
Onun için Allah'ın rızasının, insanların rızasından üstün tutulması lazımdır.
O'nun istediği, sevdiği ve emrettiği şeylere tabi olman; senin için hakiki kazanç işte budur.
Aksi takdirde; "insanlar beni beğensin, falanca beni sevsin" diye hareket edersen, seni talimli maymuna çevirirler.
Oradan oraya sıçrayıp onları eğlendirirsin, hoplayıp zıplarsın ama bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Bu yüzden asıl amaç Allah rızası olmalıdır. Bu hayatta mühim olan ve gerçek kazanç getiren O'nun rızasıdır.
Ancak o zaman bir kıymetin olur.
Yoksa kıymetsiz, lüzumsuz bir şeye, sıradan bir insana yahut basit bir mahluka dönüşürsün.
Eğer insanlar ne isterse onu yapmaya kalkarsan, o vakit hiçbir kıymetin kalmaz.
Kendi kıymetini zayi etmiş olursun.
Asıl kıymet, Allah indinde kıymetli olmaktır; mühim olan budur.
Böyle kişi, insanlar arasında da kıymetli olur.
Fakir fukara olsa bile, Allah yolunda olan insan kıymetlidir.
Allah hepimizi o insanlardan eylesin inşaAllah.
Başkalarının oyuncağı olmayalım inşaAllah.
2026-01-06 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Birinci kitabı bitirdik inşaAllah.
İkinci kitaba başladık.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) güzel sözlerini ve hadislerini yine inşaAllah okuyalım.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ قَضَيْتَ مَا عَلَيْكَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Malının zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, üzerine düşeni ve malın hakkını ödemiş olursun."
O mal senin üzerinde bir emanettir.
Onun hakkını vermek lazım.
Emanete hıyanet olmaz.
Zekat da farzdır.
İslam'ın farzlarından birisidir.
Onun için, hesabını yapıp verdin mi artık sana bir mesuliyet kalmaz.
Onun sevabı ve bereketi sana kalır.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ أَذْهَبْتَ عَنْكَ شَرَّهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki:
"Malın zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, onun şerrini kendinden gidermiş olursun."
Eğer ödemezsen, o mal sana şer olur.
Kazanç olarak değil; ödenmeyen zekat sende şer olarak kalır.
Üzerinde şer kalması iyi değildir.
Şerri gidermek için malı temizlemek gerekir, zekatını vereceksin.
Böylece hem şerden kurtulmuş hem de Allah'ın sevabını ve rızasını kazanmış olursun.
إِنَّ الصَّدَقَةَ لَا تَزِيدُ الْمَالَ إِلَّا كَثْرَةً
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki sadaka malı artırır."
Yani sadaka verince mal azalacak diye korkmayın diyor; bilakis mal çoğalır.
إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَفْرِضِ الزَّكَاةَ إِلاَّ لِيُطَيِّبَ بِهَا مَا بَقِيَ مِنْ أَمْوَالِكُمْ وَإِنَّمَا فَرَضَ الْمَوَارِيثَ لِتَكُونَ لِمَنْ بَعْدَكُمْ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِخَيْرِ مَا يَكْنِزُ الْمَرْءُ؟ الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ إِذَا نَظَرَ إِلَيْهَا سَرَّتْهُ، وَإِذَا أَمَرَهَا أَطَاعَتْهُ، وَإِذَا غَابَ عَنْهَا حَفِظَتْهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki Yüce Allah zekatı, ancak ihtiyaçlarınızın dışında geride kalan mallarınızı temizlemek için farz kılmıştır."
Yani o mallar temizlensin diye zekatını verdin mi, o mal tertemiz ve helal olur.
Yediğinde içtiğinde midene helal girer.
Çoluk çocuğunun lokması helal olur.
Onu yapmazsan, o vakit insanın içine şer olarak girer.
Çoluk çocuğa zehir yedirmiş olursun.
Onun için zekat, malı temizlemek içindir.
Ayrıca zekat verince malım eksilecek diye korkmayın, diyor.
Yine mallarınızı miras paylarına ayırdı ki, sizden sonra geridekilere kalsın.
Miras da haktır.
Ölüm hak, miras helaldir.
Zekatı verilmiş o mal, senden sonra geride kalan insanlara da rızık olur.
"Sana kişinin biriktirdiği en hayırlı serveti söyleyeyim mi?"
Nedir insanın biriktireceği en güzel şey?
Bu, saliha kadındır.
Yani saliha bir hanımdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Yüzüne bakarsa neşe duyar, ona bir şey söylerse itaat eder ve gurbete çıkarsa namusunu korur."
أَقِمِ الصَّلَاةَ، وَآتِ الزَّكَاةَ، وَصُمْ رَمَضَانَ، وَحُجَّ الْبَيْتَ وَاعْتَمِرْ، وَبِرَّ وَالِدَيْكَ، وَصِلْ رَحِمَكَ، وَأَقْرِ الضَّيْفَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ، وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَزُلْ مَعَ الْحَقِّ حَيْثُ زَالَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Namazı dosdoğru kıl."
Yani vaktinde, yerinde, eksiksiz bir şekilde namazını kıl.
"Zekatını ver."
Bu da Allah'ın emridir, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor.
"Ramazan orucunu tut."
"Hac ve umreyi yap."
Gücü yeten hac ile umreyi yapsın.
"Ana babaya iyilikte bulun."
Yani annene babana ihsanda bulun.
"Akrabanı ziyaret et."
"Misafirlere ikramda bulun."
"İyiliği emret, kötülükten nehyet (sakındır)."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Hak nerede olursa sen de onunla birlikte ol."
Bu nasihatler ve emirler çok güzeldir. Bir mümin ve Müslüman için bunların peşinde olmak, takip etmek lazımdır.
إِنَّ فِي الْمَالِ لَحَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem): "Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken haklar da bulunmaktadır."
Yani zekat ödendikten sonra öteki hakları da ödemek lazım.
لَيْسَ فِي الْمَالِ حَقٌّ سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken bir hak yoktur."
Yani zekatını ödediysen, başkasının malını çalmadıysan ve o mal seninse; onda zekat hakkı vardır, o ödendikten sonra sana ana sütü gibi helaldir.
الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
İslam'ın şartları şunlardır:
Allah'tan başka ilah olmadığına, Hazreti Muhammed'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Allah'ın resulü olduğuna şehadet etmen.
Bu birinci şarttır.
İkincisi namaz kılman.
Zekatı vermen.
Ramazan orucunu tutman.
Ve gücün yeterse Beyt'i, yani Kabe'yi ziyaret edip hac etmendir.
Bunlar İslam'ın şartları, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) emrettikleridir.
Bunların hepsi birer cevherdir, birer hazinedir.
Ahiret hazinesi.
Allah bunların hepsini insanlara nasip etsin inşaAllah.
Sadaka Resulullah fima kal ev kema kal.
2026-01-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۚ وَلَوۡ أَشۡرَكُواْ لَحَبِطَ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ (6:88)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah hidayeti dilediğine verir.
İstediğine hidayet nasip eder.
Bu nasip, herkese müyesser olmuyor.
Kim buna nail olursa büyük bir kazanç, ebedi bir kazanç elde etmiş olur.
Başkaları Allah’ı inkâr ederse veya O'na şirk koşarsa, onların yaptıkları bütün ameller boşa gider.
Bütün dünya onların olsa, her şey ellerinde olsa bile; dünya malı ahirete yaramaz, oraya ancak imanla gidilir.
İmansız olanlar bunun cezasını çekerler.
Onun için bu hidayet meselesi, Allah Azze ve Celle’nin bir lütfu ve keremidir.
Allah’a şükür, o hidayete vesile olanlar da o sevaba nail olurlar.
Bu sebeple Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri, bu kadar insanın hidayetine vesile oldu.
Onlardan gelen zürriyetlerin hepsi de o saadete, Şeyh Nazım Hazretleri'nin vesilesiyle erişti.
Ona da bunun sevabı kesintisiz ulaşır.
Allah’a şükür onun yolundayız.
Onun yolu, Peygamber Efendimizin hak yoludur.
Hiç sapmadan gidilen güzel bir yoldur.
Çünkü bu yolu bozmaya çalışan; bilerek yahut bilmeyerek uğraşan çok insan var.
Ama bu hak yoldur, temiz yoldur.
Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri'nin tarikatı olan Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi ve sellem) geldiği gibi aynen devam ediyor, Allah'a şükür.
Ve ilelebet devam edecek.
Allah mübarek eylesin.
Bu yola gelenleri sabit kadem kılsın.
İmtihanlardan muhafaza etsin inşaAllah.