السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İnnemel ılmü bit-teallüm, ve innemel hilmü bit-tehallüm."
Sadaka Resulullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
İlim ancak talimle (öğrenmekle), Hilm (yumuşak huyluluk) ise gayretle kazanılır.
Kişi ya kendini yetiştirmeli ya da kendisine öğretecek birine mutlaka ihtiyaç duyar.
Bu ilmi tahsil etmek, beşikten mezara kadar her Müslüman üzerine farzdır.
Her gün, az da olsa ilim üzerine bir şeyler koymak gerekir.
İlmi talep etmelisiniz (Talib-i ilim olmalısınız).
Bu, her Müslüman erkek ve kadın için bir zorunluluktur, Farzdır.
Elbette bu, her gün az da olsa devamlılık ister; niyetimiz daim olmalıdır İnşallah.
Ve doğal olarak, bildiğinizi sandığınız pek çok konuda her gün yeni bir şeyler keşfedeceksiniz.
Asla "Ben her şeyi biliyorum, artık öğrenmeye veya sormaya ihtiyacım yok" demeyin.
İlim uçsuz bucaksız bir deryadır.
Sadece tek bir kişiye has değildir.
Bu yüzden İnşallah buradaki herkes, günlük Virdler, İmamlık veya Müezzinlik hususlarında buna dikkat etmeli.
Bunların usulünü çok iyi öğrenmelisiniz.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "İlim ancak öğrenmekle olur" buyuruyor.
Bunun için talim yapmak (meşk etmek) lazımdır.
Şimdi, bundan böyle, sabahtan yatsıya kadar, buradaki Meşayıhlarımızdan birinin vazife alması gerekir.
Sadece belli bir Müezzin değil; Tesbihatın ve Ezanın usulünü öğretmek adına bunu her gün başka bir kişi yapmalı.
Sabah'tan Yatsı'ya, İnşallah her gün farklı bir kişi.
Seyahate çıktığımızda da, eğer kalabalık değilsek, yeni bir Müezzin olmalı. Müezzinlik yapacak eğitime sahip olmalısınız.
Bu vazife tek bir kişinin veya oranın sahibinin tekelinde olmamalı. Pek çok Müezzin yetişmeli.
Elhamdülillah, Kâbe-i Muazzama'yı örnek almalıyız; orada pek çok Müezzin var.
Medine-i Münevvere'de de pek çok Müezzin görev yapar.
Harem-i Şeriflerde birçok farklı Müezzin vardır.
Yani, sadece dinleyip "Tamam, o yapıyor zaten, bizim yapmamıza gerek yok" dememek önemlidir.
Bilakis, öğrenmeli ve tatbik etmelisiniz İnşallah.
Zira Müezzin olmak büyük bir şereftir.
Müezzinler, Allah Azze ve Celle'nin huzurunda övülmüş kimselerdir.
Seslerinin ulaştığı yere kadar, Allah onları mağfiret eder.
Ve Kıyamet Günü'nde, insanlar arasında boyunları en uzun (en şerefli) olanların onlar olacağı müjdelenmiştir.
Bu yüzden İnşallah, gittiğiniz her yerde bu ilmi öğrenmeli ve uygulamalısınız.
Hadisin ikinci kısmı: "İnnemel hilmü bit-tehallüm."
Hilm (yumuşak huyluluk), ancak kendini zorlayarak, sabrederek kazanılır.
İnsanlar diyor ki, "Ben çok sinirliyim, ne yapalım?"
"Sizi bir boya küpüne sokup çıkaralım da siniriniz geçsin" diyecek halimiz yok.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) bu işin yavaş yavaş, alıştıra alıştıra olacağını buyurdu.
Her sinirlendiğinizde kendinize hatırlatmalısınız: "Halim olmalıyım, sakin olmalıyım."
Böylece çok öfkelenseniz bile, o öfkenin şiddeti kırılacaktır.
Sonra ikinci seferde yine hatırlarsınız; her defasında böyle devam eder. Belki bir ay, bir yıl, iki yıl veya on yıl sürer ama sonunda öfkeden eser kalmaz İnşallah.
Allah bizi gazaptan, öfkeden muhafaza eylesin.
Öfkelenseniz bile, çabucak sakinleşmeyi bilmelisiniz.
Mevlânâ Şeyh'in öfkesi de böyleydi: Saman alevi gibi.
Aniden parlar ve çabucak sönerdi.
İşte olması gereken budur; zira herkeste bir nefis, bir öfke vardır ama o öfke gelip geçici olmalıdır.
Çünkü öfke içinize düşen bir ateştir; buna lüzum yoktur.
Bu ateşten, bu öfkeden tez zamanda kurtulmalısınız İnşallah.
Allah bunu başarabilmemiz için bize yardım eylesin, İnşallah.
2026-01-23 - Other
"İyilik ve takva hususunda yardımlaşın; günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın." (Mâide, 5:2)
Bütün insanlık için en hayırlı yol işte budur.
Bu durum Müslümanlar için de geçerlidir; hatta onlar için bir şarttır.
Bu emir, bütün müminlerin üzerine bir vazifedir.
Hayır işlerinde birbirinize yardım etmelisiniz;
ister sadaka vererek olsun, isterse insanlara herhangi bir şekilde destek olarak.
Bu; elinizle, dilinizle veya başka bir vesileyle olabilir.
İnsanlara yardım etmenin binlerce yolu vardır.
Allah Azze ve Celle, "Yardımlaşın" buyuruyor.
Birlik olun.
"Teâvün"; yardımlaşmak ve birbirine omuz vermek demektir.
Kötü amellerde veya yanlış işlerde birbirinize arka çıkmayın.
Sakın bunu yapmayın.
Bu emir bütün insanlık içindir.
İnsan olduğunu söyleyen herkes böyle davranmalıdır.
Bir Müslüman ise buna çok daha fazla riayet etmelidir.
Müminler birbirine destek olmalıdır.
Nasihat edin, öğüt verin ve yardım elinizi uzatın.
Pek çok insan, aslında yanlış yaparken iyilik yaptığını zanneder.
Bu yüzden sormalı, istişare etmelidirler:
"Doğru mu yapıyorum yanlış mı? Kendi aklıma göre bunun iyi olduğunu düşünmüştüm," derler.
Ama bir bilene sorduğunuzda; bunun iyi değil, aslında zararlı olduğunu fark edebilirsiniz.
Bu nasihati almak sizin için büyük bir yardım olur.
Sizi günaha girmekten veya bilmeden yanlışa düşmekten korur.
Bazen hayır olduğunu düşünerek bir şey yaparsınız ama hakikatte o şerdir.
Allah Azze ve Celle, bizlere başkalarına yardım etme ve yardım görme sevincini nasip etsin inşaAllah.
Allah Azze ve Celle sizden razı olsun.
2026-01-22 - Other
Her daim Allah Azze ve Celle'ye hamdeder; "Elhamdülillah ve Şükrülillah" deriz.
Allah Azze ve Celle her hususta; her nefeste, her saniyede, her dakikada yardımcımızdır.
Allah Azze ve Celle bizimledir; bunun idrakinde olmalı ve O'na şükretmeliyiz.
Pek çok insan —bilhassa cahil olanlar— neyin hayır neyin şer olduğunu bilmez.
Esasında, bu anlayıştan yoksun olanların aklı yoktur, mesul de değillerdir; onların yeri akıl hastanesidir.
Fakat akıl hastanesinde olmayıp, aklı başında olanlar vardır; işte onlar mesuldür.
Okula gider, eğitim verir, çalışır, ticaret yaparlar; lakin iş O'na şükretmeye gelince, şükretmezler.
Bu gaflet içinde olanlar için gidişat hiç de hayırlı değildir.
Her şeyin hesabı Allah Azze ve Celle katındadır; O'nu tanımalı ve O'na şükretmelisiniz.
Bunu bilmeyen insanlar, diğer mahlukattan daha aşağı mertebededir.
Allah Azze ve Celle bütün mahlukatı —taşları, ağaçları dahi— yaratmıştır ve hepsi O'nu tesbih etmektedir.
Allah Azze ve Celle onlara, Yaratıcılarını tanıma ilmini bahşetmiştir.
İnsanlar Yaratıcılarını tanımazlarsa, kibre kapılır ve kendilerini üstün görürler.
Her hususta dikkatli olun; halinize rıza göstermelisiniz.
Allah Azze ve Celle size her şeyi vermiştir; O'nu tanıma ilmi de buna dahildir.
Pek çok insan, akıbetinin ne olacağını düşünmeden hareket eder.
Allah Azze ve Celle bizi ilim sahibi kullarından eylesin; O'nu tanıyan, tasdik eden ve O'na şükredenlerden...
2026-01-22 - Other
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Din nasihattir."
Herkes nasihat ister; nasihat, öğüt demektir.
Biri size bir şey danıştığında...
"El-musteşâru mu’temen."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) böyle buyuruyor.
Kendisine danışılan kişi, güvenilir olmalıdır.
Bu sebeple dinde nasihat; hayrı göstermek, doğru yolu işaret etmek, hem Dünya hem de Ahiret saadetiniz için faydalı olanı bildirmek adına çok mühimdir.
Nasihat isteyenler... İnsanlar hayırlı işler için tavsiye isterler.
Şunlar nasihat değildir: "Bu insanları nasıl soyarım?"
"Bu insanları nasıl öldürürüm?"
"Bu insanları nasıl kandırırım?"
Bunlar nasihat değildir.
Zaten bunları sormalarına bile gerek yoktur.
Bunu kendi kendilerine yapıyorlar.
Şeytan bu insanlara hocalık yapıyor.
Böyleleri için nasihate lüzum yoktur.
Nasihat, kötülüğe mani olmak içindir.
Bizim kapımız—Tarikat kapısı, Allah Azze ve Celle'nin kapısı—hayır isteyen, iyilik isteyen herkese açıktır.
İyilik, iyilik getirir.
Kötülük ise kötülük getirir; ondan asla hayır gelmez.
Kötü amelin sonu asla iyi olmaz.
Bu yüzden, "Ben tarikattayım" deyip insanları kandıranlara; tarikatta yeri olmayan, dinen kabul edilmeyen ve aklıselim zamanlarda asla hoş görülmeyecek şeyler söyleyenlere karşı çok dikkatli olmalıyız.
Tabii her şeyin tepetaklak olduğu şu ahir zaman gibi değil...
Şu anki zaman hakkında konuşamıyoruz.
Ama normal zamanlarda, iyi olan her şey iyilik getirirdi.
Kötü olan ise her zaman kötülük getirir.
Belki bir dakika, iki dakika eğlenirsiniz. Ama sonrası, koca bir hiç.
Sonra o kötülüğü tekrar yapmak istersiniz.
Eğlendiğinizi sanırsınız.
Halbuki bu bir ateş gibidir; üzerine odun veya benzin gibi yanıcı bir şey attığınızda, aleyhinize daha çok parlar, harlanır.
Bununla mutlu olamazsınız.
Bu durum tüm dünyada yaygınlaştı.
Bu kötülük Doğudan Batıya yayılıyor, sadece Batı ülkelerinde değil.
Bu fenalık her yerde büyüyor.
Neden?
Çünkü Allah Azze ve Celle onlara nimetlerinden bolca verdi: Para, arabalar, mücevherler, iş—her şey var.
Şimdi de kalkmış dünyada fakirlik olduğunu iddia ediyorlar.
Bu doğru değil.
Hacca ilk gittiğimde, şişman bir adam veya kadın bulmak neredeyse imkansızdı—sadece Mısırlıların ve Iraklıların biraz yapılı olduğunu görürdüm.
Diğerleri bir deri bir kemikti; başka bir şey yoktu.
Şimdi gittiğinizde bakıyorsunuz, maşaAllah inek sürüsü gibi; hepsi kocaman olmuş, maşaAllah.
Bu nereden geliyor?
Çünkü bolluk içindeler.
Yiyorlar, arzularını büyütüyorlar, nefislerini şişiriyorlar.
Şeriatı takip ettiğini söyleyenler bile artık haram olan her şeyi yapmak için kendilerine kılıf uyduruyor, fetva veriyorlar.
"Şu mezhebe göre, belki İsnâaşeriyye mezhebine veya başka bir şeye göre—hangi mezhep bilmiyorum—fetva uyduruyoruz; yirmi kadınla evlenebilirsin, bir kadını cariye olarak alabilirsin" diyorlar.
Şu an tek düşündükleri bu: Belden aşağısı; başka bir şey değil.
Maalesef gördüğümüz ve duyduğumuz şey bu.
Tabii bir de zengin takımı var: Buruna tozlar çekmek veya başka pislikler...
Bunların hepsini yapıyorlar.
Müslümanlar da bunu yapıyor!
Bu çok acı!
Allah Azze ve Celle size tüm bunları verdi ve siz karşılığında böyle davranıyorsunuz!
"Yâ Eyyuhe’l-lezîne Âmenû Kû Enfusekum Ve Ehlîkum
Nâran Vakûduhâ En-Nâsu Ve El-Hicârah", (Tahrim Suresi, 6).
Meali şudur: Ey insanlar, Ey insanoğlu!
Kendinizi ve ailenizi Cehennem ateşinden koruyun!
O Cehennem ateşi nasıl yakılır?
Taşlarla ve insanlarla.
Cehenneme atıldıklarında, bir dağ gibi olacaklar.
Cehenneme atılan her biri, diğerinin üzerinde koca bir dağ gibi yığılacak.
İngiltere'deki küçük tepeler gibi değil.
Himalayalar gibi.
Yani yakıtı taşlar ve insanlar olacak.
Bu neden?
Çünkü tüm bunları işliyorlar.
Allah Azze ve Celle'nin onlara verdiklerine rağmen, bu haramı işliyorlar, bu kötülüğü yapıyorlar.
Ondan sonra ne olur?
Önce imanları onları terk eder.
Sonrasında İslamları da gider.
Gerçek birer kâfir, ateist olurlar. Hakkı kabul etmez hale gelirler.
Bu sebeple, böyle insanlar tarafından kandırılanlara kesin bir dille söylüyoruz: Dikkatli olun!
Tarikat, bizim Nakşibendi Tarikatımız, Şeriat konusunda en titiz olandır.
Şeriat bizim için çok önemlidir.
Kafanıza göre davranamazsınız.
İstediğiniz gibi fetva veremezsiniz.
Çok şuurlu olmalısınız.
Bu, hem kendi faydanız hem de içinde yaşadığınız toplumun selayeti içindir.
Bir elma—bu örneği hep veririz—bir kasa elmanın içinde bir elma çürük olduğunda, bütün kasayı bozar.
Normalde bahçeye çalışmaya gidinci belki on kişi alırız ve maşaAllah çok iyi çalışırlar.
Ama içlerinden biri çalışmıyorsa, hepsini etkiler.
Bu yüzden çürük olanı ayırırım: "Sen burada kal. Dergâhta hizmet et.
Uyumak istersen uyu.
Gitmek istersen git. Ama bizimle gelme."
Bu önemlidir.
Yani, ailede kötü bir kişi olduğunda... Sürekli karısını aldatıyor mesela.
Bunu çok defa duydum.
Sadece bu hafta bu hikayeyi defalarca duydum.
Bir de beş vakit namaz kıldığını iddia ediyor, maşaAllah.
Allah Azze ve Celle bu namazları onun yüzüne çarpacaktır.
Ayrıca "Ben müridim" diye iddia ediyor.
Şeyh Efendi onun yüzüne tükürür.
Maalesef, Tarikata gelip "Biz yolunuzdayız" diyorlar ve sonra...
Hayatınız için nasihat almaya geliyorsunuz.
İyi olun! Haram işlemeyin!
Nefsinize uymayın!
Çünkü bu haram size asla yetmeyecektir.
Bütün dünya kadın olsa bile, bu size yetmez.
Mevlana Şeyh'in dediği gibi; helaline, karısına karşı iyi olan bir erkeği Allah Azze ve Celle diğer kadınlardan korur; o dışarı bakmaz.
Ama bakarsa, bu onun üzerine bir lanet olur; asla tatmin olmaz.
Ve zina fakirlik getirir!
Eğer durmaz ve Allah Azze ve Celle'den af dilemezse, bunun ilk ve en büyük sonucu, sonunda fakirleşmesi ve parasız kalmasıdır.
Ve parası olmadığında, hiçbir kötü kadın onun yüzüne bakmaz.
Sadakat yoktur onlarda.
Onların sadakati sadece parayadır.
Ve bu adam zina işlediğinde, fakirleşecek ve kimsesi kalmayacak, karısı bile. Ailesini kaybedecek ve dünyada sadece acı çekecek.
Ahirette de yeri Cehennem olacak.
Allah Azze ve Celle bizi korusun.
Bu yüzden çok dikkatli olun.
Sarık ve cübbe giyip, "Tamam, Mevlana'dan, Şeyh'ten veya başkalarından fetvamız var" diyen birine kanmayın.
Onlara inanmayın. Biz haramı asla kabul etmeyiz.
Haramı kabul etmiyoruz. Bu aileleri yok eder, çocukları mahveder, çünkü çocuklar da babaları gibi olur.
Buna çok üzülüyorum.
Bütün gün, her gün aynı hikayeyi duyuyorum.
Bunu anlatan mesajlar gönderiyorlar.
Ve insanlar hâlâ bu kişilere inanıyorlar.
"Evet, İslam onlar için buna onay veriyor" diyorlar.
Bu "mezhepsiz" insanların çoğu bunu yapıyor.
"Avrupa'ya gidiyoruz, cariyeler var, bilmem ne var... bu bizim için helal" diyorlar. Bu asla helal olamaz.
Neyin helal, neyin haram olduğunu bilmiyorlar.
Ama sizin namaz kılmanıza ve Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) salavat getirmenize gelince, "Bu bidattir, bu haramdır, bu şirktir" derler.
Ama kadınlarla veya başka şeylerle her türlü pisliği yaptıklarında, bu bir şekilde onlara helal oluyor.
Bu yüzden gözümüzü korumak için çok dikkatli olmalıyız.
Kötü şeylere, kötü filmlere veya başka haramlara bakmayın.
Şeytan bunu telefonun içinde her yere koydu.
Bazen telefonu açtığınızda, aniden önünüze kötü, pis bir resim çıkarıyorlar.
Şeytan her yerde.
Bu yüzden dikkatli olun! Güçlü olun!
İradeniz kuvvetli olsun! Bakmayın bunlara.
Allah Azze ve Celle sizden razı olur, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) sizden razı olur.
Ve böylece ailenizi, toplumunuzu, cemaatinizi korumuş olursunuz.
İnşaAllah hepsi bu vesileyle korunur.
Allah Azze ve Celle bizi muhafaza etsin.
Bu en zor fitnedir.
Gerçekten, bu zaman Seyyidina Lut'un (a.s.) zamanından bile daha kötü.
Sodom ve Gomore'den daha beter.
O zamanlar kötülük sadece iki şehirdeydi.
Şimdi bütün dünya böyle.
Ve bir şey söylediğinizde, kötülüğe kötü demek bile yasaklanıyor.
Bunun için, Allah Azze ve Celle bizi korusun.
Kendimizi korumalıyız çünkü Şeytan insanlara tüm gücüyle saldırıyor—sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa saldırıyor.
Allah Azze ve Celle bizi kurtarması için Hz. Mehdi'yi (a.s.) göndersin.
Gerçekten düşüyoruz.
Düşünmüyoruz—düşüyoruz.
Mısırlıların dediği gibi: "Neyi düşüyorsun?"
Bütün dünya düşüyor.
Parasıyla batan Karun gibi.
Şimdi çok paraları olduğu için hepsi lağıma düşüyor; toprağa değil, lağımın dibine—hep birlikte düşüyoruz.
Allah Azze ve Celle bizi onlardan korusun.
2026-01-21 - Other
Elhamdülillah, Londra'ya sağ salim vasıl olduk. Elhamdülillah, bu mübarek camiyi ilk kez ziyaret edişimiz.
Maşallah, Müslümanlar pek çok cami inşa ediyor.
Eskiden, neredeyse elli yıl evvel, Mevlana Şeyh Hazretleri ilk geldiğinde hiçbir şey yoktu; hiç cami yoktu.
Merkez Camii'nde bile sadece bir çadır vardı.
Elhamdülillah, sonrasında binlercesi açılmaya başladı.
Elhamdülillah, bu bir nurdur. Allah Azze ve Celle'nin evidir.
Allah'ın evi nur saçar, feyiz saçar ve bereket yayar.
Elhamdülillah, Allah cami inşa edenleri, camilere yardım edenleri yahut İslam için herhangi bir hususta hizmet edenleri mükâfatlandırır.
Bilhassa camilerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim bir cami inşa ederse veya inşasına yardım ederse, Allah onun için Cennet'te bir köşk inşa eder."
Böyle bir eser inşa ettiğinizde, ondan hasıl olan hayır, parayı bankaya yatırıp kâr almaya benzer – lakin bu, ebediyen süren bir kazançtır.
Elhamdülillah, bu harika bir şey. Maşallah, Allah hepinizden razı olsun.
Elhamdülillah, zannediyorum ki herkes yardım etti; az veya çok, herkesin bir katkısı oldu.
Allah bizi mükâfatlandırsın, inşaAllah.
Dediğimiz gibi, burası Allah Azze ve Celle'nin beytidir, evidir.
Allah Rahim'dir, Rahman'dır – Allah Azze ve Celle.
Biz de insanlara, Allah'ın mahlukatına karşı merhametli olmalıyız.
Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yoludur. Ulema, Salihler, Evliyaullah ve Meşayıh hep bu yolu izler.
Onlar Allah'ın mahlukatı için hayır isterler; insan olsun veya olmasın, her şeye karşı bir rahmet olmalıyız.
Katı kalpli olmamalıyız. Allah Azze ve Celle Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında şöyle buyurur: Raufur Rahim.
Yani Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Biz Müslümanız, bu yüzden gücümüz yettiğince O'nun ahlakıyla ahlaklanmalıyız.
Her şeye ve herkese iyilik dilemeliyiz.
Düşmanlık etmeyin ve haset etmeyin.
Çünkü Allah Azze ve Celle her şeyi idare eder; her şey O'nun kudreti altındadır.
Türkiye'de Merkez Efendi adında büyük bir Veli yaşardı.
Şeyhi büyük bir âlimdi – sanırım Kadı idi – ve makamını terk etmişti.
Şeyhi onu birçok imtihandan geçirdi ve sonunda Halifesi tayin etti.
Şeyhe çok yakınlaştığı için, müritlerin çoğu – otuz veya kırk yıldır orada olan eski dervişler – onu biraz kıskandılar.
"Bu nasıl olur? O yeni geldi ama Şeyh ondan çok memnun," diye düşündüler.
Şeyh Efendi de hepsine bir ders vermek istedi.
Dedi ki: "Herkese soruyorum: Eğer Allah size kudret verseydi, ne yapardınız?"
Biri dedi ki: "Bütün dünyayı Müslüman yapardım."
Diğeri: "Tüm kâfirleri yok ederdim."
Bir başkası: "Kimsenin fakir kalmamasını sağlardım."
Pek çok farklı cevap verildi.
Sonra Merkez Efendi'ye sordu: "Sen, sen ne yapardın?"
"Ben hiçbir şey yapmazdım," diye cevap verdi.
"Neden?"
"Her şeyi merkezinde bırakırdım."
Merkez demek; değişmemiş, dengede demektir.
Şeyh, "Neden?" diye sordu.
O da: "Çünkü Allah Azze ve Celle öyle istiyor. Ben Allah Azze ve Celle'nin işine karışamam," dedi.
Bu yüzden hepimiz Allah'ın takdirinden razı olmalıyız. Elimden geldiğince yardım etmeli ve yapabileceğimizi yapmalıyız.
Ama zorlamayla ve şiddetle değil.
Eğer Allah biri için hidayet dilerse, Allah ona hidayet gönderir.
Eğer zorlamaya çalışırsanız, başaramazsınız.
Ama nezaketle, merhametle ve insanlara hoş davranarak yaklaşırsanız; onlar sizden memnun olur, Allah Azze ve Celle de sizden razı olur.
Niyetimiz halis olmalı. Niyetimiz budur: İnsanlar için, insanlık için hayır istemek.
Bugünlerde elbette herkes ıstırap çekiyor. Ademoğlunun ömrünün sonundayız; ahir zamandayız ve her şey çok zor, vaziyet perişan.
İnsanlar mesut değil. Allah onlara her şeyi verdi ama mutlu değiller.
Neden?
Çünkü içlerinde haset, kötü niyet ve kötü ahlak barındırıyorlar – hepsi kötü hasletler.
Sadece kendileri için istiyorlar, başkaları için değil.
Allah bize iyi düşünme kabiliyeti verdi. Şunu idrak etmelisiniz ki herkes iyi olursa, siz de iyi olursunuz; her şey iyi olur.
Ama eğer siz huzurlu değilseniz, başkaları da huzurlu değildir.
Başkaları da birbirini kıskanıyor ve birbirleri için sorun çıkarmaya çalışıyorlar.
Ve neticede tüm insanlar için sefalet ve fakirlik hâsıl oluyor.
Şimdi Ramazan geliyor, Şehr-i Ramazan.
Normalde Zekât her zaman verilebilir ama unutmamak için Ramazan'da vermek en efdalidir.
İnsanlar yardım istediğinde, diğerleri "Paramız yok" diyor.
Neden?
Çünkü zenginler vermiyor.
Zekâtlarını vermiyorlar; başkalarını düşünmüyorlar.
Eğer verselerdi, tüm fakir fukara için yeterli olurdu.
Ama hiçbir şey vermedikleri için, malı elinde tutanların üzerine Allah'tan bir lanet gelir. Bu aynı zamanda fakirlerin daha saldırgan ve perişan olmasına yol açar.
Ve vermeyenlere, kendileriyle ilgilenmeyenlere karşı beddua ederler.
Bütün nizam bozulur.
İslam bize insanlık için, tüm dünya için en iyisinin ne olduğunu gösterir.
Yüz yıldır artık hakiki İslam yok.
Kimse "Biz Müslümanız" demiyor. İki milyar Müslümanımız olduğu halde bile hiçbir faydası yok.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Çok olacaksınız – sayıca çok Müslüman – ama hiçbir kıymetiniz olmayacak."
"Değeriniz denizdeki köpük gibi, selin üzerindeki çer çöp gibi olacak – faydasız, hiç."
Belki birileri o köpüklerle sevinir ama onların bir aslı yoktur.
Bunun sebebi, Halife ile kaim olan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son devleti olan hakiki İslam idaresini terk etmeleridir.
Bu sadece Türkler için değildi; içinde yetmiş millet vardı – Müslümanlar, Hristiyanlar, Katolikler, Ortodokslar, Ermeniler, Habeşliler, Mecusiler – aklınıza gelebilecek her şey bu Osmanlı İmparatorluğu'nun sancağı altındaydı.
İslam Osmanlı İmparatorluğu her yerde adaleti sağladı, her yerden fakir ve mazlum insanları savundu.
Onu bitirdiler ve tüm dünya sona erdi.
"Bu imparatorluğu bitirirsek mesut olacağız; her şey iyi olacak," diye düşündüler.
Hayır. Bitirdiler ama işler daha da kötüye, berbat bir hale gitti, acı dolu oldu.
Ve hâlâ bunu kabul etmiyorlar.
Bu dünyadaki herkesi zehirliyorlar, hem manevi hem de maddi olarak.
Deniz bile zehir dolu.
Bu siyah zehir – nerede bulunursa bulunsun, orada sefalet var, şer var, uğursuzluk var.
O siyah sıvıdan, petrolden bahsediyorum.
Petrolün olduğu yere lanet iner.
Herkes oraya üşüşüyor, insanları öldürüyor, ellerindekini alıyor ve geri hiçbir şey vermiyorlar.
Ama Osmanlı zamanında, hayır.
Osmanlıların halktan aldığını söylerlerdi.
Halbuki o zamanlar Suudi Arabistan'da, Körfez'de veya başka bir yerde ne vardı?
Sadece çöl.
Sultan onları doyurmak, onlara her şeyi vermek için yardım gönderirdi.
Ve onlar bunun kıymetini bilemediler.
Petrol geldiğinde – o siyah, mel'un sıvı – Osmanlıları yıktılar ve bütün dünyayı yıktılar.
Bugün dahi görüyorsunuz, nerede petrol varsa orada lanet vardır.
Hâlâ onun peşinden koşmaya devam ediyorlar.
Sübhanallah, başından beri hayırlı değildi.
Bazı yerlerden fışkırdığı zamanlar oldu ve insanlar: "Bu siyah sıvı nedir? Çok pis. Bu nereden geliyor?" dediler.
Bu belki iki yüz yıl evveldi; benzin falan bilmezlerdi.
Sonradan ne olduğunu anladıklarında, birbirlerini öldürmeye ve o yüzden tüm zavallı insanları katletmeye başladılar.
Ve "Biz onları kurtarıyoruz," diye iddia ediyorlar.
Bu bir adalet nizamı değildir.
Tek adalet nizamını bitirdiler; onu öldürdüler. Ondan sonra hiçbir şey kalmadı.
Ama biz, elhamdülillah, Müslümanız ve gönlümüz ferah çünkü Allah'a güveniyoruz.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir zamanın geleceğini, çok kötü, çok karanlık bir zamanın geleceğini haber verdi.
Zalimler, zulüm ve her türlü kötülük olacak; kapkara geceler gibi olacak.
Ama bu olduğunda, Allah benim neslimden birini gönderecek, dedi Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem).
O, tüm bu karanlığı kaldıracak ve tüm dünyayı adalet ve barışla dolduracak, inşaAllah.
Sübhanallah, bu bir müjdedir.
Bunu bildiğimiz için biz de Allah'a tevekkül ediyoruz.
Korkumuz yok.
Kim korkuyor?
Diğer insanlar – "Ne olacak? Şu şu ülkeyi alıyor, bu diğer ülkeyi alıyor, şurada bombalama, burada bombalama" diye korkuyorlar.
Bunların hiçbiri bir Müslümanı endişelendirmez. Allah zulme uğrayan herkesi mükâfatlandıracaktır; Allah onların ecrini verecektir.
Ama zalim için merhamet olmayacaktır.
Allah bizi muhafaza eylesin ve Allah bize Seyyidina Mehdi aleyhisselam'ı göndersin ki Allah'ın ve Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) vaat ettiği güzel günleri görebilelim.
Bütün dünya barış içinde, sıkıntısız olacak.
Bu Ahir Zamanda gerçekleşecek, inşaAllah. Şu an zamanın son demindeyiz.
Bekliyoruz, inşaAllah, Seyyidina Mehdi aleyhisselam'ı.
Allah onu bu ümmeti kurtarması ve insanlığı, bütün beşeriyeti halas etmesi için göndersin, inşaAllah.
2026-01-21 - Other
Elhamdülillah, tekrar bir aradayız. Geçen sene gelmiştik, nasip oldu yine buradayız.
Oxford, malum, bütün dünyanın bildiği mühim bir yer.
Burası bir ilim merkezi; her türlü ilmi barındırıyor.
İlmin hayırlısı da vardır, şerlisi de; burada her ikisi de mevcut.
Bizim şerli olanı değil, hayırlı ilmi seçmemiz lazım.
Kötü ilim Şeytan'dan, hayırlı ilim ise Allah Azze ve Celle'den gelir.
Bu ilimlerin hiçbiri insanın kendinden menkul değildir; hepsi Peygamberler, bilhassa Hazreti İdris (aleyhisselam) vasıtasıyla gelir.
Teknoloji dahil tüm bu ilimler, belki de 10.000 yıldır bu silsile ile gelmektedir.
Tabii ilim, Hazreti İdris (aleyhisselam) vasıtasıyla yavaş yavaş, kademe kademe açığa çıkar.
Bütün diller, yazılar ve ilimler Hazreti İdris (aleyhisselam) kanalıyla gelir.
Vakti saati geldiğinde, yeni ilimlerin zuhur ettiğini görürsünüz.
Bazılarının elinde şu an bir ilim var ama yanlış bir ilim; "şu şöyle mi, bu böyle mi" diye sadece tahmin yürütüyorlar.
Bir sene bakarsınız bilgi azdır, ertesi sene gelişir, on sene sonra daha iyi, yüz sene sonra bambaşka bir hal alır.
Ahir Zaman'a yaklaşıyoruz, belki de bu yüzden son asırda ilmin inkişafı hızlandı.
Şimdilerde insanlar, sanki kendilerinden daha iyi düşünüyormuş gibi görünen şu makinelere hayret ediyor.
Kimileri bu makinelerin her şeyi kontrol edeceğinden, baş edilemeyecek bir güce ulaşıp insanlığı yok edeceğinden korkuyor.
Bu korku, Allah'a inanmayan, ilmin Allah'ın iradesiyle değil de kendi kendine oluştuğunu zannedenlere mahsustur.
Vakti geldiğinde, işlerin seyri değişecek.
Nihayetinde, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Kıyamet'ten önceki günlere dair haber verdiği noktaya varacağız.
Büyük alametler var: Hz. Mehdi (aleyhisselam), Hz. İsa (aleyhisselam), Ye'cüc ve Me'cüc ve Kuran'ın unutulması... Bunların çoğu Kıyamet'ten evvel zuhur edecek.
Ne olacaksa, ancak Allah Azze ve Celle'nin muradıyla olacaktır.
İlim, O'nun iradesiyle ve Peygamberleri vesilesiyle gelir.
Bu sebeple, ilmin kapısını açan Hazreti İdris Aleyhisselam'dır.
İnsanlar kalkıp "şunu keşfettik, bunu bulduk" diyorlar.
Ne bulurlarsa bulsunlar, hepsi yine Hazreti İdris (aleyhisselam) üzerinden akıp geliyor.
İlim, Allah katında çok kıymetlidir; zira ilim sahipleri, eşyanın hakikatini ve keyfiyetini bilirler.
Cahiller ise sadece bakar, idrak etmeden düşünür durur, o yüzden de bilemezler.
Bütün bu ilimler insanoğluna hizmet etmek, onları Yaradanlarına götürmek ve O'nu tanıtmak içindir.
Mahlukatın çoğu 10.000 yıldır değişmemiştir ama insanoğlu, nereden nereye geldiğini tefekkür etmelidir.
Bütün bu terakki, Hazreti İdris (aleyhisselam) ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ilmi sayesindedir.
İlim sahibi olmak, insanı cehaletten kurtarır ve Allah Azze ve Celle'ye sevgili kılar.
Allah Azze ve Celle, ilim ehlini sever.
İlk emir "İkra", yani "Oku" idi.
Bu, Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Ümmetinin ilmi tahsil etmesi ve hayrı öğrenmesi içindi.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), evvelin ve ahirin ilmine vakıftır.
O'nun hayatına şöyle bir bakan, insanlığa sunduğu hazineleri görecektir.
O, Peygamberlerin Mührü'dür ve bütün ilimler O'na bahşedilmiştir.
Allah'ın hidayet nasip ettiği, okumak için bu şehre gelen pek çok zeki insan var.
Çoğu zeki, muhtemelen iyi ailelerden, temiz geçmişlerden geliyorlar.
Umuyoruz ki Allah'ın inayetiyle O'nu tanırlar.
Duyduklarından etkileniyorlar, birçoğu ilgili ve araştırıyor; inşallah Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) vesilesiyle en hayırlısını, yani İslam'ı bulacaklar.
Allah Azze ve Celle bu yolda daim olmamız için bize yardım etsin; Müslüman evlatlarını, onları haktan uzaklaştıran nefs ve hevalarına uymaktan muhafaza eylesin.
2026-01-20 - Other
İnnallaha yuhibbul mu'minin. (Muhakkak ki Allah müminleri sever.)
İnnallaha 'aduwwun lil kafirin. (Muhakkak ki Allah kâfirlerin düşmanıdır.)
Allah mümini sever, iman edeni sever.
Ve Allah Azze ve Celle Kuran-ı Kerim'de, kâfir olan kimselere hasım olduğunu, düşman olduğunu beyan buyurmuştur.
Kâfir ne demektir?
Allah'a inanmayanlar, iman etmeyen kimseler demektir.
İnanmayan ne demektir?
O, kendisine bahşettikleri için Allah'a şükretmeyen kimsedir.
Bu sebeple o Allah'a düşmandır, Allah da ona düşmandır.
Mesela bir karıncayı düşünün. Eğer tek bir karınca bir ülkeye düşman olsa —bırakın tüm dünyayı— o tek karıncanın ne hükmü olabilir ki?
Böyle bir misal vermek edeben doğru düşmese de, Allah Azze ve Celle'ye karşı gelenlerin ne kadar aciz olduğunu göstermek için bu gereklidir.
Allah Azze ve Celle tüm kâinatı yaratmıştır.
Bizim şu dünyamız bile —aslında tüm galaksi— bir toz zerresi dahi değildir.
Peki, Allah Azze ve Celle'ye karşı gelen bu insanlar ne kadar da akıldan yoksun?
Onlar O'na karşılar ve haşa, Allah Azze ve Celle'ye savaş açmak istiyorlar.
Ve kazanacaklarını zannediyorlar.
Asla kazanamayacaklar.
Zira Allah bizimledir.
Bizim silahımız yok, gücümüz yok.
Bizim kuvvetimiz Allah Azze ve Celle iledir.
O kazanır; kimse Allah Azze ve Celle'ye galip gelemez.
Bunun manası şudur: Kimin tarafında olduğunuzdan yana asla yeise düşmeyin ve şayet O'nun düşmanıysanız da asla böbürlenmeyin.
Bu sebeple, Elhamdülillah, buradaki herkes Allah Azze ve Celle'nin sevdiği birer mümindir.
Biz hepimiz biriz ve o insanların da bizim tarafımıza gelmesini, Allah Azze ve Celle'nin sevdiği kullar olmalarını isteriz.
O'na karşı olmalarını değil.
Eğer O'na karşı olursanız hiçbir şey kazanamazsınız; eğer Allah ile olursanız her şeyi kazanırsınız.
Mühim olan sondur; asıl olan sonsuz hayattır.
Bu fani hayat değil.
Bu hayat yüz sene sürebilir.
Ki pek çok insan yüz seneden fazla yaşamaz.
Yüz sene çabuk geçer.
Sonrasında ne var?
İkinci hayat; ebedi hayat vardır.
Yüz, bin, milyon veya milyar sene değil.
O hayat zeval bulmaz, bitmez.
Allah'a karşı olanlar orada daimî bir ızdırap içinde olacaklar.
Bu hayatta kazandıklarını sandılar lakin Ahirette azap ile yüzleşecekler.
Onlara her şey, her an ve işledikleri her amel sorulacak.
Bu yüzden, eğer af dilemezlerse, ebediyen azap çekecekler.
On bin veya on bin milyon milyar yıl değil; sonsuza kadar.
Bir sonraki hayatımız sonsuzdur.
Belki inanmayanlar buna itimat etmiyor olabilir.
Ancak o inanmayanlar bile, bu hayatı yaşarken öleceklerini hiç düşünmezler.
Sonsuza kadar yaşayacaklarını sanırlar.
İnsanların ekserisi böyle düşünür.
Ama tabii ki ecel kapıya dayandığında, ancak o zaman insanlar, "Belki de öleceğiz" diye düşünürler.
Hala ölmeyi aklına getirmeyen nice yaşlılar gördük.
Yüz yaşına gelip de hala öleceğinizi düşünmüyor olabilirsiniz.
Bu, insanoğluna öteki hayatla ilgili Allah'tan gelen bir işarettir, histir.
Orada ölüm yoktur.
İkinci bir ölüm yoktur; o alem ebedidir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki; Kıyamet Günü bittikten sonra —ki bu milyonlarca yıl sürebilir, çünkü insanlar hesap için kuyrukta teker teker bekleyecekler...
Bazıları bin yıl, bazıları on bin, belki yüz bin yıl bekler; nice bekleyenler vardır.
Bu hesap bittikten sonra, Allah Azze ve Celle Cebrail Aleyhisselam'a Ölümü getirmesini emreder.
Onu Cennet ile Cehennemin arasına koyarlar.
Oraya getirirler ve Allah, Cebrail'e onu boğazlamasını emreder.
Onu bir koç gibi boğazlar.
Ve nida edilir: "Bu ölümdür; bundan sonra artık ölüm yoktur."
Sizin için sonsuzluk vardır: Ya ebedî Cennet, ya da ebedî Cehennem.
Yani bu işin şakası yoktur.
İnsanlar kumar oynuyor, ancak bu kumar oynadıkları en kötü kumar olabilir.
Çünkü bundan sonra, tekrar oynama şansları olmayacak.
Bitti; ya Cennet'te ya da Cehennem'de olacaklar.
Bu yüzden, aklı başında olan kimse bu gafilleri dinlememelidir.
Şimdilerde etrafta insanları Cennet yolundan çevirip Cehennem'e sürükleyen pek çok insan suretinde şeytan var.
Onları Cennet'ten alıp Cehennem'e sanki bir tura götürüyorlar.
Bazılarını orada on yıl, yüz yıl, bin yıl Cehennem'de bırakıyorlar.
Bu, şayet küfre girmedilerse (imanla öldülerse) olur.
Cezalarını çektiklerinde Cennet'e gelebilirler.
Ancak küfürleri varsa —vel iyazü billah (Allah korusun)— ki ahir zamanda pek çokları insanları ateist yapıyor, Allah'ı inkara sürüklüyor.
İşte bu büyük bir kumardır.
Ve onları Cehennem'e o tura götüren o şeytanlaşmış insanlar, sonunda onları oraya sonsuza dek götürmüş olabilirler.
Ebediyen Cehennem...
Ama eğer af diler ve Allah'a tövbe ederlerse, Allah onları affeder.
Pek çok insan, "Biz Allah'a küsüz/kızgınız" diyor.
Sen kimsin ki Allah'a kızıyorsun?
Bizde bir söz vardır: "Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi bile olmamış."
Bu gülünçtür; dağa hiçbir şey olmaz.
Ne olursa tavşana olur; aç susuz kalır, kendine eder.
O yüzden kim, "Bize istediğimizi vermediği için Allah'a kızgınız" derse;
Sen ne istiyorsun?
Bir lokantada değilsin; canının çektiği her şeyi sipariş edebileceğin bir otelde değilsin.
Eğer Allah sana verirse, mesut olmalısın.
Ki Allah sana her şeyi verdi.
Sen her türlü melaneti işleyip oradan oraya koşturan başıboş bir at gibisin, sonra da Allah'ı suçluyorsun, yahut Evliyayı, Meşayıhı suçluyorsun, "Bizi korumuyorlar" diyorsun.
Seni nasıl korusunlar?
Sen kendini korumalısın.
Bunu idrak etmek zorundasın.
Yaptıklarından ve yapmakta olduklarından hesaba çekileceksin.
Sen bir insansın.
Allah sana düşünmen, hayır ile şerri ayırt etmen için bir akıl verdi.
Kim mesul değildir?
Akli dengesi yerinde olmayanlar mesul değildir.
Devlet dahi onlara rapor veriyor.
Onların pek çoğu yaptıklarından sorumlu değillerdir çünkü akılları yoktur ve bilmeden hareket ederler.
Cezadan veya hesaptan muaf olabilecek tek kişiler bunlardır.
Bu sebeple, aklı olan herkes düşünmeli ve bilmelidir ki Allah rızkı herkese verir.
Herkeste bu rızık vardır.
Kendini sıkıntıya sokmaya, kendini ebedi bir azaba sürüklemeye gerek yoktur.
Bu çok tehlikelidir, en büyük tehlike budur.
Bu hayatta bundan daha tehlikeli bir şey yoktur.
Çünkü bu hayata sadece bir kez gelirsin.
Eğer salih ameller işlemezsen, bir daha fırsatın olmaz.
Kuran'da Cehennem ehli şöyle yakarır: "Ey Rabbimiz, bizi dünyaya geri döndür; itaat edeceğiz, ibadet edeceğiz ve salih ameller işleyeceğiz."
Cenab-ı Hak buyurur ki: "Hayır, o iş bitti."
Dünya hayatı tek seferliktir.
Pek çok insan size nasihat ediyor; uyanık olmanızı, iyi birisi olmanızı, Allah'ın sevdiği bir kul olmanızı söylüyor.
Siz ise onlara gülerdiniz.
Derdiniz ki: "Siz akıllı insanlar değilsiniz, siz ahmaksınız."
Bunu Allah'a ibadet eden müminler hakkında söylediler.
Şimdi moda bu.
Ve bilhassa küçük çocukları, okullarda veya sokakta kandırıyorlar.
O çocuklar da ailelerinin, babalarının, annelerinin kendileri kadar zeki olmadığını sanıyorlar.
Halbuki onlar sizden yüz kat daha akıllılar.
Çünkü bu imanla, Ahiretten önce dünyada da saadete sahipler.
Çocuklarını veya akrabalarını Allah yolunda gördüklerinde, en büyük mutluluğu onlar yaşar.
Pek çok insan çocukları için, kocası için veya kardeşi için hidayet istemeye geliyor.
Pek çoğu bunu talep ediyor ve biz de dua ediyoruz elbette.
Bu her zaman, burası için de, İngiltere veya Avrupa'daki yerler için de büyük bir mesele.
Müslüman ülkelerde buradan biraz daha iyi durumdalar.
Erkekler harama meylediyor.
Bu, Ahirette cezalandırılacaktır.
Dünyada en kötüsü, evli bir erkeğin nikahsız, evlilik bağı olmadan başka bir kadına gitmesidir.
Bu en büyük günahtır.
Küçük günahlar vardır ve büyük günahlar vardır.
İşte bu kebairdir, en büyük günahtır.
Ve sanki normalmiş gibi davranıyorlar; bunu işliyorlar.
Ve diyorlar ki, "Bunun haram olduğunu biliyoruz ama nefsimize hakim olamıyoruz."
Ama kendinize hakim olamamanızın sebebi, bunun karşılığında ne ceza alacağınızı bilmemenizdir.
Bunun Ahiretten önce dünyada da cezası vardır.
Büyüklerden bir söz vardır:
"Beşşir el-kâtil bil-katl ve lev ba'de hin."
Der ki: Katili öldürülmekle müjdele, velev ki bir süre sonra olsa bile.
"Ve beşşir ez-zani bil-fakr."
Ve zina yapanı fakirlikle müjdele.
Bereket gider.
Hiçbir şeyi kalmaz.
Milyonları olsa bile, ona kalmaz.
Aniden elinden uçar gider.
Bu çok mühimdir.
Çünkü insanlar Ahireti biliyor ve "Tamam, belki Allah bizi affeder" diyorlar.
Ama dünyada da cezası var.
Haram işlediğinde, bir günaha girdiğinde, başına bir musibet gelmesi mukadderdir.
Ne zaman hayırlı bir iş yapsan, Ahiretten önce dünyada da hayırlar bulursun.
Fakir olsan bile, salih ameller işlersen, Allah sana bir huzur ve mutluluk verir.
Eğer milyonların varsa, o huzura sahip olamayabilirsin.
Eğer şer işlersen, Allah seni burada da cezalandırır.
Ne tür bir ceza?
Herhangi bir musibet.
Ve en büyük ceza, Allah Azze ve Celle'nin sana gazap nazarıyla bakmasıdır.
Sana Rahmet ile bakmaz.
Gazapla bakar.
Ama fakir bir adam, veya herhangi biri —avamdan insanlar, küçük, büyük, kadın, erkek— eğer hayırlı bir iş yaparlarsa, Allah onlardan razı olur.
Allah onlara bereket ihsan eder.
Hadis-i Şerif'te buyrulur ki; eğer Allah bir kulundan razı olursa, Cebrail Aleyhisselam'a o kişiden razı olduğunu bildirir.
Ve Cebrail tüm meleklere o kişiden razı olmalarını söyler.
Ve tüm melekler mutlu olur, böylece Allah yeryüzündeki insanları da o kişiden hoşnut kılar.
Bu nedenle, insanların Allah yolunda olmaları, günahtan ve haramdan uzak durmaları elzemdir.
Bilhassa da bu; bunu yapmak en büyük haramdır.
Bu yüzden dikkatli olun.
Kendinizi tehlikeye atmayın.
Ailenizi perişan etmeyin.
Akrabalarınızı, babanızı veya annenizi, halinizden ötürü bedbaht etmeyin.
İnşaAllah salih bir kul olun.
İyilik, bir kişiden diğerine, ötekine, tüm topluma ve tüm insanlara yayıldığında; Allah onlara rahmet ve muhabbetle nazar eder.
Bu çok mühimdir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: "Ed-Dinu'n-Nasiha" (Din nasihattir).
İnsanlara bunu tebliğ etmelisiniz; yaptıklarının hayır olup olmadığını onlara söylemelisiniz.
Ve eğer bir münker (kötülük) görürseniz, bizzat elinizle engelleyebiliyorsanız, engelleyin.
Eğer değilse, o zaman dilinizle "bunu yapma" diyerek uyarın.
Eğer buna da gücünüz yetmezse, o zaman kalben buğzedin ve deyin ki: "Bu kabul edilemez; Allah bunu sevmez, buna razı olmaz, ben de bunu sevmiyorum ve kabul etmiyorum."
"Bu hayır değildir; bu şerdir, bu Şeytan'dandır ve biz bunu reddediyoruz."
Böylece mesuliyet üzerinizden kalkar.
Ama eğer şöyle derseniz: "Aman, ne yaparlarsa yapsınlar, bırakın onları, elden ne gelir? Bu normal."
Kötü şeyleri normal görmeyin.
Kötü bir şey kötüdür, şerdir.
Bunun kötü olduğunu bilmeli ve kendinize, "Bir şey yapamıyorum ama bunu tasvip etmiyorum; bu normal değil" demelisiniz.
Şimdilerde insanlar pek çok şeyi normal gibi göstermeye çalışıyorlar, ama onlar normal değil.
Nereden geldiğini bilmiyorum —yediklerimizden mi, havadan mı, bu zehir nereden geliyor— herkese anormal şeyleri normal gibi gösteriyor.
Allah kalplerimizi ferahlatsın.
Allah toplumumuzu bu illetten muhafaza eylesin.
Bu çok kötü bir hastalıktır.
Allah bunu yapanlara hidayet versin ve Allah bizleri mağfiret etsin, İnşaAllah.
2026-01-19 - Other
Elhamdülillah, bugün Allah'ın Haram Aylarının ilki olan Recep ayının son günü.
Yarın, bazı takvimlere göre Şaban'ın ilk günü; diğerleri için ise bir gün sonrası olabilir.
Ama elhamdülillah, Recep ayının bu otuz günü boyunca Allah bizi bereketlendirdi.
Allah'ın bize lütfettiklerinden dolayı şükür halindeyiz.
Aylar ve yıllar geçerken bu hayatta O'nun yolunda olduğumuz için bahtiyarız.
Allah ile olduğunuzda kazanırsınız; bu ayların maneviyatını kazanırsınız.
Elhamdülillah, mübarek bir ay gidiyor ve bir başka mübarek ay geliyor.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ayı.
"Recep Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ümmetimin ayıdır."
Recep, "Allah'ın ayı" demektir.
Elbette her şey Allah içindir.
Lakin Ümmet için, Allah bunu daha bereketli kıldı.
Ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) şerefine Şaban ayı vardır.
Şaban, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ayıdır.
Ve Ramazan, Ümmet içindir.
Allah bunu Ümmet için en mübarek ay kıldı; içinde pek çok tecelli gerçekleşir.
Ama şimdi inşallah, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) daha çok ihtimam gösterdiği ve ibadetle geçirdiği Şaban ayındayız.
Sonradan çıkan bazı kimseler bu ayın bir kıymeti olmadığını söylüyor; hayır, onlar bilmiyorlar.
Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ayıdır; Efendimiz en çok Şaban ayında oruç tutardı.
Hatta neredeyse tüm ayı oruçlu geçirdiği için Sahabe-i Kiram bunu farz zannedecekti.
Ramazan hususunda ise, o Ramazan'dan çok memnundu.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bize tüm bunları gösteriyor.
Elhamdülillah, Tarikat ehli her şeye hürmet eder; "bu nedir, şu değildir" diye sorgulamaz.
Elhamdülillah, bilhassa bizim Nakşibendi Tarikatımızda, virdimizde ve günlük vazifemizde her Sünneti uygulamaya gayret ederiz.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Sünneti haricinde hiçbir şey yapmayız.
Allah bizi O'nun yolunda daim etsin. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) övdüğü şeyi biz de övmeliyiz.
En ufak bir şeyi dahi övebilirsiniz ama sakın ona karşı gelmeyin.
Eğer karşı gelirseniz... Allah'tan hiçbir şey eksilmez ama sizden eksilir.
Size bir mücevher sunuluyor ve siz "Ben bunu istemiyorum" diyorsunuz. Eh, tercih sizin.
Allah bizi içinde bulunduğumuz nimetin farkına vardırsın.
Bu değer çok kıymetlidir; bunu bilmemiz lazım.
Elhamdülillah, Allah bizi bu kıymetli zamana eriştirdi inşaAllah.
2026-01-19 - Other
İnnemel mü'minune ihvetün fe-aslihu beyne ehaveyküm. (Hucurat: 10)
Allah Azze ve Celle, müminleri kardeşler olarak vasıflandırıyor.
Pek çok hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: "Sizden biriniz, nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz."
Resulullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) doğru söylemiştir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bir mümin kendisi için arzuladığını kardeşi için de arzulamadıkça imanının kâmil olmayacağını bildiriyor.
Bu çok mühimdir; hem Müslümanlar hem de bütün insanlık için büyük faydalar barındırır.
Zira İslam'da düstur şudur: Kardeşin için, tıpkı kendin için istediğin gibi hayır istersen, o da senin için iyilik ister.
Bu; hayrı işlemekle, iyiliği, mutluluğu ve bereketi yaymakla alakalıdır.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) beyan ettiği budur ve Allah Azze ve Celle de Kur'an'da müminlerin ancak kardeş olduğunu buyurur.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) dönemine gelince; biz o zamana Asr-ı Saadet diyoruz—Mutluluk Asrı.
Nasıl bir mutluluktu bu?
Yiyecek hiçbir şeyleri dahi yoktu.
Bazen yiyecek bulamadıklarından, iki-üç gün ağızlarına lokma koymadan aç kalırlardı.
Yine de herkes o vaktin en mutlu zaman—en mesut devir olduğunu bilirdi.
Tüm insanlık ve bütün tarih boyunca, en mutlu zaman Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanıydı.
Elbette, sadece 23 seneydi.
Lakin bu yıllar en saadetli yıllardı.
Hemen sonrasında, oradakilerden bazıları birbirine düşman oldu; bazıları fitneye düştü.
Yavaş yavaş işler kötüye gitmeye başladı.
Bu sebeple Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadiste, "En hayırlı asır, benim asrımdır" buyurmuştur.
Benden sonrası Hulefa-i Raşidin (Doğru Yoldaki Halifeler) zamanıdır.
Dört Halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (Allah onlardan razı olsun).
O zamanlar da iyiydi.
Ondan sonraki asır ve ikinci asır da hayırlıydı, dedi.
Sonrasında insanlar, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) muhabbet ve kardeşlik üzerine söylediklerinden uzaklaştılar.
Aralarına birçok şey girdi.
Bazıları haklıydı, bazıları haksızdı.
Ama o devirler, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanı kadar mesut değildi.
Sene be sene, asır be asır, Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) kelamından uzaklaşıldı ve her asır bir öncekinden daha kötü oldu.
Ve elhamdülillah, biz en zor zamana yetiştik, elhamdülillah.
Ne yapabiliriz?
Allah bizi bu zamanda halk etti.
Ama buna rağmen, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) emri bakidir; hükmü kalkmamıştır.
Müminler kardeştir. Bir mümin kardeşlerini, cemaatini ve Müslümanları sevmelidir.
Onlara muhabbet beslemeli, aralarında fitne çıkarmamalı ve onlara düşmanlık etmemelidir.
Müslüman kardeşinizle ne kadar mutlu ve huzurlu olursanız, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de sizinle o kadar mutlu olur.
Evliyaullah da sizden razı olur.
Kardeşlerinizle mesut olduğunuzda, Allah sizden hoşnut olur.
Lakin Şeytan mutlu olmaz.
Şeytan ne zaman sevinir?
Müslümanlar veya kardeşler birbirine düştüğünde, o sevinir.
Ama Şeytan'ın sevinci bizim mutluluğumuz gibi değildir.
Çünkü o hasetçidir; şer doludur.
O asla hakiki manada mutlu olamaz.
Biz ne kadar acı çekersek, o o kadar keyiflenir—mutlu görünür—ama Allah ona gerçek saadeti tattırmaz.
Allah saadeti müminlere, iman edenlere bahşeder.
Elbette, fitne çıkaranların ve Müslümanlara kötülük yapanların sürekli bir huzursuzluk içinde yaşadığını görürsünüz.
Kötü düşüncelerle doludurlar ve kalpleri karanlıktır.
Şeytani fikirlerle meşguldürler.
Huzur bulamazlar.
Tüm dünyayı fethetseler bile mutlu olamazlar.
Ama müminler, Allah'tan ne gelirse razı ve mutlu olurlar.
İçleri huzur doludur.
Aileleriyle, sevdikleriyle ve kendilerini sevenlerle beraberken mutludurlar.
Misal; Hacca, Umreye veya mübarek bir yeri ziyarete gittiklerinde üzerlerine bir sekine ve mutluluk gelir.
Ama bir kumarhaneye veya kötü bir yere giderlerse, asla mutlu olamazlar.
Böyle şerli yerlerden çıkarken daha da perişan olurlar.
İyiye gitmez, gittikçe daha kötüleşirler.
İşte bu nedenle Tarikatımız, elhamdülillah, insanların saadete ermesine vesile olmak için vardır.
Müslüman olduğunu iddia eden ama diğer Müslümanları huzursuz edecek işler yapan bazı kimseler var.
Baştan kendilerine veya çocuklarına mutsuzluğu aşılıyorlar.
İyi insanlara lanet etmeyi, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ashabına dil uzatmayı öğretiyorlar.
Ve sürekli ağlıyorlar, sızlanıyorlar.
Bu bizim yolumuz değildir. Elhamdülillah, biz tebessüm ederiz.
Buna gerek yoktur.
Çünkü Allah emretmiştir: "Ve bi zalike felyefrahu." (Yunus: 58)
Allah yolunda olduğunuzda ve Müslüman olduğunuzda sevinmelisiniz, buyuruyor Allah.
"Bununla ferahlasınlar (sevinsinler)."
Bu bir emirdir; mutlu olmalısınız, ağlamak değil.
Kendini dövmek yoktur.
Sonra da kalkıp "Biz Müslümanız, şunları seviyoruz" diyerek her yerde fitne çıkarıyorsunuz.
Hayır, Müslümanlar—Tarikat ehli olanlar—gönülleri fetheden kimselerdi.
Türkistan Sultanı Hz. Ahmed Yesevi—ki mübarek türbesi Kazakistan'dadır, ziyaret etmek nasip oldu—
onun yüz bin müridi vardı.
Onları yetiştirdi ve her yere, gayrimüslim diyarlarına bile gönderdi.
Savaşarak değil, sadece insanlara hakkı öğreterek diyar diyar dolaştılar.
Ve daha sonra İslam ordusu geldiğinde, ahali onları karşılamaktan memnundu.
Çünkü onlara saadeti, iyiliği, adaleti—mahrum oldukları her türlü güzelliği öğretmişlerdi.
Bu zatlar gidip onlara öğretti.
Yüz bin derviş ve ulema.
"Derviş" demek; namazı, Sünneti, Farzı bilen ve Tarikat adabını takip eden kişi demektir.
Kaleleri ve hisarları fethetmeden önce kalpleri fethediyorlardı.
Tarikat budur: insanlara muhabbet aşılamak, insanlığa saadet sunmak.
Bu sebeple bugün görüyoruz ki pek çok gayrimüslim, İslam'a Tarikat vesilesiyle giriyor.
"Sufi, Sufi" diyorlar; ama onlara "İslam" derseniz kaçıyorlar çünkü İslam'ın o başkalarının anlattığı şey olduğunu sanıyorlar—adam öldürmek, insanları perişan etmek, merhametsizlik...
Ama "Sufi" dediğinizde geliyorlar. Mesela Hz. Mevlânâ Celaleddin Rumi için Konya'ya akın ediyorlar.
Bu gayrimüslimler ona çok düşkün.
Belki Müslüman olup olmadığını tam bilmiyorlar ama onun büyük bir Tasavvuf Üstadı olduğunu ikrar ediyorlar.
Onun yolundan giden yüz binlerce kişi var; ne zaman bir kitabı çıksa, en çok satan o oluyor.
İnsanlar bunu bilmeli ve takdir etmeli.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) muradı tam olarak budur.
Sufiler, Tarikat ehli olanlar bunu yapıyor.
Ve bu sayede binlerce, belki milyonlarca kişi İslam ile şerefleniyor.
Diğer yandan, insanlar Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu öğretisine aykırı hareket ettiklerinde, pek çok kişi İslam'dan soğuyor.
Kaçıyorlar, "Bunu istemiyoruz, bu iyi değil" diyorlar.
Halbuki hakiki İslam'ı bilmiyorlar.
İslam budur: kardeşliktir, birbirini sevmektir, zulmetmemektir ve kimseyi zorlamamaktır.
İslam gönül işidir, kalbe hitap eder.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) hiç kimseyi zorla Müslüman yapmadı. Kur'an'da, Tevbe Suresi'nde buyrulur:
Kabe'ye (Harem-i Şerif'e) gelmek isteyen olursa, Müslüman olmalıdır.
Müslüman değilse oraya giremez.
Ama Müslüman olsunlar diye onlarla savaşmazsınız.
Hayır, Müslüman olmak istemezlerse kendi dinlerinde kalabilirler ama devlete veya Sultana itaat edip vergilerini (Cizye) verirler.
Bu vergi de çok değildi. Şimdi Avrupa'da vergiler belki %80 veya %90'ı buluyor.
O zamanki Cizye, Zekat gibiydi; belki yüzde iki buçuk.
Hiçbir şeydi.
Şimdi KDV ödüyorsanız, belki %20 veya %30 ödüyorsunuz.
Üstüne bir de gelir vergisi veriyorsunuz.
Yani, elhamdülillah, kazancınızın tamamını devlete bırakıyorsunuz.
Buna rağmen İslam'ı kötü gösteriyorlar.
Hayır, İslam en güzelidir, elhamdülillah, çünkü Allah'ın dinidir.
Her şey mizan ve denge üzeredir.
İslam'da hiçbir şey zor değildir, meşakkatli değildir.
Her şey hayırlıdır.
Misvak hususunda bile, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ümmetime meşakkat vermekten (zor gelmesinden) çekinmeseydim, her namazda misvağı emrederdim" buyurmuştur.
Namaz kılarken misvak kullanmayı.
Misvağın yüzlerce faydası vardır.
Sadece Sünnet olduğu için değil; sağlığınız için, dişleriniz için, her şey için sayısız faydası vardır.
Yine de bunun için bile, zorlaştırmamak adına Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Bunu farz kılmıyorum" demiştir.
Yani İslam'daki her şey dengelidir.
Ve bu dengeyi nerede bulursunuz?
Tarikatta bulursunuz, elhamdülillah.
Tarikat ve Şeriat birdir.
Şeriatın kalbi/özü Tarikattır.
Belki bazıları sorar, "Tarikat mı? Neden Tarikata ihtiyacımız var?"
İstemiyorsan sadece zahiri Şeriatı takip edebilirsin.
Ama sonunda biri gelip seni Şeriat'tan da saptırabilir.
Seni kandırıp, Ehl-i Beyt'e veya Sahabeye lanet ettirebilir.
Bu insanlar Tarikatın dışındadır.
Çoğu böyledir.
Eğer sağlam bir duruşları yoksa, ortadakiler de bu insanlardan çabucak etkilenebilir.
Ve bu mübarek zatlara lanet ederek harama girmeye başlarlar.
O mübarek insanlara...
Bu yüzden insanlar Tarikatı takip etmeli veya Tarikat ehlini dinlemelidir.
Bu, bizim hayatımız ve neslimizin selameti için çok mühimdir.
Onlara Peygamber sevgisini, Sahabe sevgisini ve Ehl-i Beyt sevgisini aşılamak elzemdir.
Elhamdülillah, dediğimiz gibi, şimdi bu aydayız, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ayındayız.
Bizim takvimimizde bu gece giriyor.
Belki diğer bazı takvimlerde yarındır.
Ama Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ayı olan bu şerefli aya hürmet etmek ve onu ihya etmek mühimdir.
O (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu aya çok değer verirdi. Bütün Hadis ve Siyer kitapları, Ramazan'dan sonra en çok oruç tuttuğu ayın Şaban olduğunu yazar.
Şehr-i Şaban el-Mükerrem el-Muazzam.
Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) olan saygımız, onun sünnetine ve yaptıklarına saygı duymayı gerektirir.
Mübarek aylara, günlere ve gecelere hürmet ederiz.
Bunların hepsi Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) talimidir.
Ve siz Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolunu takip ettiğinizde, Allah sizi on kat, yedi yüz kat ve daha fazlasıyla mükâfatlandırır.
Elhamdülillah, bugün mübarek bir gün ve mübarek bir mekân; buraya ilk gelişimiz.
Allah sizi mübarek kılsın.
Allah bizi yolunda daim eylesin.
Şeytan ve Şeytanın takipçileri tarafından kandırılmaktan muhafaza buyursun.
Allah bizi mesut etsin.
Biz karalar bağlayıp ağlamıyoruz.
Biz yas tutup ağlamayız ve geçmişte olanlar üzerinden fitne çıkarmayız.
Olanların hesabını Allah soracaktır.
İyi insanlara lanet etmenin veya onlar hakkında kötü konuşmanın kimseye bir faydası ve sevabı yoktur.
Çünkü bu, kalbinizi daha da karartır, huzursuz eder ve üzerinize fitne çeker.
Allah bizi bunlardan uzak tutsun.
Allah onlardan (Sahabe ve Ehl-i Beyt'ten) razı olsun.
Allah bizi onların bereketine nail eylesin.
Asr-ı Saadet; Peygamber Efendimiz'den (sallAllahu aleyhi ve sellem) gelen o Mutluluk Devri...
Ahir zamanda, zor bir devirde yaşıyoruz ama inşaAllah Allah bu saadetin bir kısmını kalplerimize yerleştirsin.
Zaman iyi değil ama Allah her şeye kadirdir.
İman edersek, kalbimizde bu mutluluğu bulmak kolay olur inşaAllah.
2026-01-18 - Other
Allah Azze ve Celle bereketini indiriyor; insanlar ve cümle mahlukat için gökten inen mübarek bir rahmet yağmuru var.
Bu berekete nail olunacak yerler, feyz ve hayır talep ettiğimiz bu mübarek meclislerdir.
Elhamdülillah, pek çoğunuz, yahut babalarınız veya dedeleriniz Pakistan gibi diyarlardan hicret edip geldiniz; lakin Allah Azze ve Celle bu topraklarda yerleşmenizi murad etti.
Allah Azze ve Celle ayaklarınızı İslam üzere sabit kılsın. Mademki buradasınız, yeriniz artık burasıdır.
O sebeple "şöyle yapacağım, böyle olacağım" demeyin; selamette olmak için salih insanları takip etmeniz gerekir.
Aksi halde mutsuz olur, yolunuzu kaybedersiniz. Gaflete düşmeyin; kimliğinizi ve dininizi heba etmeyin.
Zira en kıymetli hazine budur.
Bir iki ay evvel Güney Amerika'daydım. Orada, Osmanlı zamanında göç etmiş pek çok Müslüman mevcuttu.
Onların ekseriyeti Müslümandı lakin zamanla bu ahval değişmeye yüz tutmuş.
Elhamdülillah; Şeytan ve avaneleri bunu bitirmeye çalışsa da, bu adabı yaşatan Meşayıhların, Tarikatların ve Medreselerin mevcudiyetini görüyorum.
Ama Elhamdülillah, inşaAllah bu nur sönmeyecek. Çünkü küfür diyarlarında dahi insanların itikadını ve imanını muhafaza eden böyle dergâhlara sahipler.
Dertlere odaklanmamalısınız; asıl dert, bu sohbet meclislerinden uzak kalmaktır.
Bu mekânlar size manevi kuvvet ve huzur verir.
Tarikat yolunda süluk ederken bu yerler elzemdir.
Tarikat, hakiki iman sahibi olmak demektir. İslam dairesinde olup da Tarikatı kabul etmeyenler Müslümandır lakin (kemal manada) Mümin sayılmazlar.
Mümin olmak; keramete inanmak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hayy (diri) olduğuna, Sahabeye, Ehl-i Beyt'e, Evliyaullah'a ve onların tasarruf ve himmetlerine inanmak demektir.
Güney Amerika'da önceleri Tarikat yoktu, sadece Müslümanlar vardı. Lakin bir araya gelmeye başladıklarında Tarikat onları cem etti, kalplerini telif etti.
Bu içtima, bu toplanma asla şer olamaz; bilakis yeni insanlarla büyüyor.
İnsanları İslam ile mesut ediyor ve hidayetlerine vesile oluyor.
Bu bizim yolumuzdur; Meşayıh-ı Kiram'ın yoludur, Evliyaullah'ın yoludur.
Endişeye mahal vermemeli ve "hayatımız zor" diye düşünmemeliyiz. Şu İslam beldelerine bir bakın: Pakistan, Türkiye, Mısır, hepsi...
Allah Azze ve Celle bize dünyanın en güzel yerlerini bahşetti lakin biz O'nun emirlerine riayet etmiyoruz. İşte bu yüzden insanlar diyar diyar kaçar hale geldi.
Allah Azze ve Celle'nin emriyle, Tarikat ehli olarak her daim cem olmaya devam etmelisiniz. O vakit bu zulmet size zarar veremez ve işleriniz asan olur.
Seyyidina Yusuf Aleyhisselam zindandaydı ama huzurluydu; bu onun için bir dert değildi, zira Allah Azze ve Celle ile beraberdi.
Başkaları saraylardaydı, daha iyi yerlerdeydi ama bedbahttılar.
Hakiki saadet, Allah Azze ve Celle ile olmaktır; salihlerle, Hakk'ın sevdiği kullarla beraber olmaktır.
Allah Azze ve Celle bu dergâhı daha da mübarek eylesin.
Elbette herkesin buraya gelmeye gücü yetmeyebilir.
Mevlana Şeyh (k.s.), bir yer açmak hususunda sorulduğunda şöyle buyururdu: "Cem olabileceğiniz her yer hayırlıdır."
"İlla uzak bir yerden geliyorum" demeye lüzum yok; size yakın olan, gidebileceğiniz yere devam edin.
Bu sizin hayrınızadır, size fayda verecektir.
Birbirinizi sevin ve birbirinizden razı olun; sakın ha haset etmeyin.
Bu, Tarikat adabı değildir; zira haset Şeytandandır.
Onu Cennetten kovduran şey hasettir.
Gördüğünüz herkes, ister Kadiri Dergâhı olsun ister Çişti Dergâhı; insanların Tarikatta, herhangi bir Hak yolda bulunmasından ancak memnuniyet duyarız.
Bunda bir beis yoktur.
Eğer bunun sizin için şer olacağını zannediyorsanız, bu düşünce Tarikat değildir; böyle düşünenler Tarikat ehli değildir ve Tarikatın özüne muhalefet etmektedirler.
Allah Azze ve Celle'ye hamdediyoruz; inşaAllah daha nice insanların Tarikat yoluna girmesini nasip eylesin.