السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-05-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "El helâlü beyyinun vel harâmu beyyinun ve beynehumâ umûrun muştebihât." Allah Azze ve Celle helal olanı beyan etmiş, bildirmiştir. Allah Azze ve Celle haram olan şeyleri de bildirmiştir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyuruyor. Haramı bilmek ve ondan uzak durmak lazımdır. Helal olanı yapmak da sevap olduğu için lazımdır. Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ikisinin arasında şüpheli olan şeyler de vardır, buyuruyor. Yani zamana, mekana, duruma göre bazı şeyler insanları şüpheye düşürebilir. Onlardan uzak durmak lazımdır. Onları yapmamak lazımdır. Onun için, bu zamanda helal zannedilen bazı şeyler bazen haram olabiliyor. Bazen de haram olan şeyler yanlışlıkla helal sayılabiliyor. Onun için dikkat etmek lazımdır. Bir şüpheye düştüğünde ya ondan uzak duracaksın ya da bir âlime, hocaya, müftüye soracaksın. Sormadan, kendi kafana göre iş yaparsan, bilmeden günaha girmiş olursun. Harama helal dersen, bu sana vebal ve günah olur. Bazen de helal olan şeylere haram denilebiliyor. Böyle yapmakla da yine günaha girersin. Onun için dikkat etmek lazımdır. Bizim itikadımız, mezhebimiz bellidir. İtikadımız Ehl-i Sünnet vel Cemaat'tir; mezhebimiz de dört hak mezhepten biridir. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî. İtikatta ise Mâtürîdî veya Eş'arî'dir. Bunların dışında olmamak lazımdır. Bunların usulüne devam etmek lazımdır. Bu zor bir şey değil; yaptıklarımız temelde aynıdır, ama bazen şüpheye düşüren şeyler olur. Onları sormak lazımdır. Hem kendini boş yere helalden mahrum etmemek, hem de bilmeden harama düşüp günaha girmemek için sormak gerekir. İşte bunun için, şüpheli bir durumla karşılaştığında muhakkak sor. "Sormak ilmin yarısıdır," derler. Onun için sormak lazımdır. "Bu iyi midir, kötü müdür, nasıldır?" diye her şüpheli şeyi sormak lazımdır. Sormadan yapmayın. Yani şüpheye düşülen şeyleri sormadan yapmayın. Bunun dışındaki, her zaman yaptığımız şeyler Allah'a şükür bellidir tamamdır. Çünkü bizim yolumuz/cemaatimiz Ehl-i Sünnet vel Cemaat'tir. Zira Ehl-i Sünnet vel Cemaat'ten olmayan insanların çoğu helali haram yapıyor. Haramı da helal sayıyor. Dinle hiç alakası olmayan şeyleri, insanlara zarar vermek için –Allah muhafaza- bilerek veya bilmeyerek yayıyorlar. Allah bizi bu şerlerden muhafaza etsin. Doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.

2025-05-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allahümme inneke Afuvvun Kerîmun tuhibbul afve fa'fu annâ. Allah Azze ve Celle kerem sahibidir. Affedicidir. Bizi affetsin. Bu, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in duasıdır. İnsanlar yapsın diye bunu tavsiye eder. Allah affedeni sever. Çünkü Kendisi de affedicidir. Onun için, insanlar birbirlerine karşı bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hataları affederse, onun ecri Allah katındadır. Ecri büyüktür. Bunu niçin söylüyoruz? Çünkü vefat eden insanlar oluyor. Onların ardından helallik isteniyor. Cenazede helallik istenir. Orada helallik verilir. Bazen uzakta olanlar oluyor. Ufak tefek de olsa, büyük de olsa, bunlar olabiliyor. O başka. Çok zarar vermiş bir şey bile olsa, onu da affederse, Allah yine ona ecir ve sevap verir. Ama ufak tefek şeyler olur. İnsan bilerek veya bilmeyerek, insanlık haliyle, bunları yapabilir. Allah affedicidir. Biz de affederiz. Hakkımız varsa "helal olsun" deriz. Mesela yakında olanlar affeder. Uzaktakiler de duyarsa bir şeyler olmuşsa, onları affederler. Onların da affetmesi Allah katında büyük bir güzellik olur. Allah Azze ve Celle sevinir. Allah, kulunun günahsız olmasını ister. Affedene de büyük ecirler verir. Bunu niçin söyledik? Bizim aramızda Allah rahmet eylesin, aklı fazlı olmayıp, biraz hoş olup dünyadayken patavatsız olan insanlar oluyor. Bilerek veya bilmeyerek bir şey yapıp insanları gücendirmiş olabiliyorlar. Böyle şeyler olabiliyor. Onları affetmek gerekir. Allah rahmet eylesin, iki-üç ay önce vefat eden merhum Mustafa Pala'nın oğlu dün geldi, rüyasında babasını görmüş. Halinden memnunmuş ama yine de ihvandan helallik istiyormuş. Çünkü kendisi iyi bir insandı, Allah rahmet eylesin. Ama bazen patavatsızlığı çoktu. Onun için helallik istemiş. Ben de dedim ki, "Bizim tarafımızdan helal olsun." Ben helal ettikten sonra, ihvanlar da hepsinin yerine ben helal ettim. Allah affetsin. Hepimizi affetsin. Bizim de arkamızdan, biz başkalarını affettiğimiz gibi, başkaları da bize haklarını helal etsin inşaAllah. Hepinize helal olsun. Allah kin tutmaz. Mümin de kin tutmaz. Mümin Allah'ın sevdiği şeyleri sever, sevmediği şeyleri sevmez. Allah affı sever. Biz de affediyoruz. Allah hepimizi affetsin inşaAllah.

2025-05-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle insanoğluna özellikler vermiştir. İnsanın mesuliyetleri vardır. Onları yapınca kendisine faydası dokunur. Kendisi için büyük bir fayda elde etmiş olur. Eğer yapmazsa, yine zararı kendisine dokunur. Allah Azze ve Celle'nin bizim yaptıklarımıza ihtiyacı yoktur. Allah Azze ve Celle'nin kimsenin hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur. Ne ibadetine, ne sadakasına, ne zekatına, kulun yaptığı hiçbir ameline Allah'ın ihtiyacı yoktur. Asıl muhtaç olan bizleriz. İhtiyaçlarımızı veren Allah Azze ve Celle'dir. Allah bize iyilik ediyor ve yol gösteriyor: "Bunu yapın, bu sizin için iyidir." "Size lazım olan, faydalı olan budur." diyor. Sizin maneviyatınız yükseldikçe huzur bulursunuz. Ahiretiniz hayırlı ve güzel olur. Allah hiçbir zorluk çıkarmamıştır. Allah, insanoğlunun kolayca yapabileceği şeyleri emretmiştir. O emirleri yerine getiren kazanır. Yerine getirmeyen kaybeder. Hatta büsbütün kaybeder. Ebediyen kaybeder. Allah muhafaza etsin. Bazıları ise eziyet çektikten sonra rahata kavuşur. Ama ahirette o eziyetleri çekmeye hiç gerek yoktur. Dünyadayken Allah'ın emirlerini yaparak ahireti kazanmak gerekir. Ahireti kaybetmek akılsızların işidir. Allah Azze ve Celle hazinelerini açmış, "Gelin, alın" diyor. İnsan ise "Hayır, ben istemem." diyor. "Hazine istemiyorum. Bana lazım olan gübredir, kanalizasyondan çıkan pisliktir." diyor insanoğlu. Allah Azze ve Celle ise, "Sen onu bırak." diyor. "Temiz ve güzel şeylere, mücevherlere, hazinelere gel." diyor. İnsan yine, "Yok, yok, ben onu istemiyorum." diyor. "Bak bütün arkadaşlarım, insanların çoğu bu gübreyi seviyor." "Gübreyi ve kanalizasyondan çıkan şeyleri seviyorlar." "Biz de onları tercih ederiz, onlarla memnun oluruz." diyorlar. Memnun olurlar sanırlar ama gerçekte memnun olamazlar. İnsan bu şekilde gerçekten memnun olamaz. İnsan ancak ruhaniyeti memnun olunca gerçekten memnun olur. Öteki türlü dünyalıklarla hiçbir şey insanı memnun edemez. Ne kadar dünyalık elde etse de yetinmez, tatmin olmaz. Tuzlu su içenin susuzluğu gitmez. Susuzluğu giderecek olan tatlı, iyi, güzel ve temiz şeylerdir. İşte bunun için Allah Azze ve Celle bize iyi ve temiz olanı emretmiştir. Allah Azze ve Celle, "Kötüyü bırakın, iyiye gelin." diyor. "Cehennemi bırakın, cennete gelin." diyor. Bundan daha güzel nasihat var mıdır? Yoktur. Ama insanoğlu nefsinin ve şeytanın peşinden koşarsa, ondan başkasını bulmaz. Onun için nefsini terbiye edeceksin, şeytandan uzak duracaksın. Allah hepimize yardım etsin inşaAllah.

2025-05-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ (17:70) Allah Azze ve Celle insanı tekrim etmiştir. Onurlandırmıştır. İnsanoğlu Allah indinde mükerremdir. Kıymetli bir varlıktır. İnsanoğlu bu kıymetini bilmiyor. Bunun için kıymetsiz işler yapınca, kendisinin de kıymeti kalmıyor. Faydasız hale geliyor. Allah Azze ve Celle'nin yolunu bırakıp başka yollara gidince, başka yerlerde kendisine ikram edileceğini veya değer verileceğini düşünerek gittiğinde, orada hiçbir şey bulamaz. İnsanoğlu orada aldatılmaktan ve kandırılmaktan başka bir şey bulmaz. Eğer Allah Azze ve Celle'nin doğru yolunda olsa, işte o zaman ikram görür, güzelliklere nail olur. Allah'ın yolunu bırakıp başka yollara giderek kendisine ikram edileceğini, değer verileceğini umanlar vardır. Bütün bunlar menfaat için yapılır. Menfaatten başka bir şey değildir. İslam dini insana hürmet göstermiş, ona saygı duymuş, emeğinin kıymetini bilmiştir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Çalışanın teri kurumadan ücretini verin." Yani o zamanlar, bundan 1400-1500 sene önce, insan emeğinin pek bir kıymeti yoktu. İnsanlar köle olarak alınır, çalıştırılır, hakları gözetilmezdi. Sadece boğaz tokluğuna çalıştırılır ya da belki hiçbir karşılık verilmezdi. O zaman bile, Allah Azze ve Celle'nin insanlar için ezelden beri var olan kanunu aynıydı. İnsan ikrama layık görülmüştür. İnsanoğlu mükerrem bir varlıktır. Bunun kıymetini bilmesi gerekir. Yaratan'a şükretmesi gerekir. O'nun verdiği her şeye şükretmek gerekir. Senede bir gün değil, her gün şükretmek gerekir. Senede bir gün şükretmek yeter demek milleti kandırmaktır. Başka bir şey değildir. Allah Azze ve Celle insana her zaman ikram etmiştir; insanoğlu kıymetini bilmelidir. Başka insanların lafıyla yoldan çıkıp isyan etmemesi gerekir. Doğru Yolda olan yolunu bulur. Yoldan çıkan tehlikeye düşer. Allah muhafaza etsin. Dünyaya düşkün olanlar daima menfaat peşinden koşar. Bir yerde dünyevi bir menfaat söz konusu olunca, "bu bize zarar verir" diye kıskançlık başlar. Birbirlerini mahvetmeye, ortadan kaldırmaya çalışırlar. Birbirlerini yerler. İslam ise böyle değildir. İslam kardeşliktir, paylaşmaktır, hak ve hukuka riayet etmektir. Hak ve hukuk İslam'da çok mühimdir. Kul hakkı Allah indinde çok büyüktür. Kul hakkı Allah'ın hakkından daha büyüktür. Allah kendi hakkını affedebilir ama kul hakkını ancak hak sahibi affeder. O kişiden helallik almak gerekir. Allah Azze ve Celle Gafur'dur, Rahim'dir. Ama insanoğlu öyle değildir. İnsanoğlu ise seni affetmeyebilir, hakkını helal etmeyebilir. O zaman senin işin zordur. Allah Azze ve Celle'ye tövbe istiğfar edersen ve kul hakkına girmemişsen, kurtulursun. Ama kul hakkına girdiysen, o zaman durum tehlikelidir. Allah muhafaza etsin. Kimsenin hakkını yemeyelim, kimsenin emeğini boşa çıkarmayalım inşaAllah. Allah bizim emeğimizi muhafaza etsin, kıymetlendirsin inşaAllah.

2025-04-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyurur: المؤمن يألف ويؤلف Mü'min, o kimsedir ki, insanlarla iyi geçinir, herkesle iyi geçinir. İnsanlar ondan memnun olur. O da insanlara karşı tahammüllü olur. Geçinip gider. Mü'min için bu dünya hayatı selametle geçer. Mümin tahammül edendir. Durumu iyiyse Allah'a şükreder; zorsa O'na hamd eder. İnsanlarla geçinir vaziyetine göre ve her şeye razı olur. Allah da böyle kimseden razı olur. Mü'min -ki bu sıradan bir Müslümandan daha ileridir, Allah'a imanı kuvvetli olandır- işte böyle yapar. Normal bir Müslümanın ise terbiyeye ihtiyacı vardır; nefsini terbiye etmesi lazımdır. Nefis terbiyesi de tek başına zor olur. İşte bunun için tarikat vardır. Şeyhin huzurunda, onun rehberliğinde nefsini yavaş yavaş terbiye ederek ne kadar yapabilirse yapar. Bu bile hiç yoktan iyidir. Biraz başarsa bile, Allah Azze ve Celle ondan razı olur. Tabii insan bunu %100 yapamaz. Ama normal insanlar, özellikle de bu zamanın insanları, her şeye itiraz eder, hiçbir şeyi beğenmez, her şeyden şikâyetçidir. Bundan eline bir şey geçmez. Kendini huzursuz ve rahatsız etmekten başka bir işe yaramaz. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu güzel sözleri bize yol gösterir, ne yapacağımızı, ne edeceğimizi öğretir. Peygamberin yolunu takip eden rahat eder. Hazreti İbrahim Aleyhisselam'a, ateşin içindeyken bile Allah Azze ve Celle orayı bir cennet bahçesi kıldı. İşte bu yüzden mü'min de Peygamberlere benzemeye çalışırsa, onların dediklerini uygularsa, dünyanın hiçbir tesiri olmaz. Çünkü iman sahibi bilir ki, karşılaştığı her şey Allah Azze ve Celle'dendir. Dünya zorluklarına tahammül eder; onlar geçer gider. Allah bizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin. Allah yardım etsin. Bunları söylemek kolaydır ama yapmak biraz zordur. İnşaAllah Allah'ın yardımıyla bunu da yapabiliriz.

2025-04-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ (79:37) وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا (79:38) فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ (79:39) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, dünyayı tercih eden, dünya için çalışan, isyan eden, tuğyan eden insanın sonu kötüdür. Cehennemdir. Ama Allah rızası için olan insanın, bütün dünya onun olsa, yine de sonu cennettir. Allah rızası için olduktan sonra her şey iyi olur. Allah rızasını gözetmeyen insanın her şeyi kötü olur. Yani bir zerre kadar dünya için bile olsa, dünyayı ahirete tercih eden kişi ahiretini kaybeder. Ahiret ebedi olandır. Ebedi hayat, hakiki hayat ahiret hayatıdır. Dünya ise göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Onun için akıllı insan ahireti tercih eder. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: Siz bana itaat ettikten, ibadetinizi yaptıktan sonra helal hudutları içinde size her şey helaldir. Helal hududunun dışına çıkınca, Harama girince, o vakit insan dünya için çalışmış olur. Onun da vebali vardır, cezası vardır. Onun için yaşarken, yürürken, yatarken, kalkarken Allah Azze ve Celle'yi hatırlamak lazımdır. Onun istediği gibi amel etmek lazımdır. Niyet öyle olursa akıbet hayır olur. Yok, her şeyi dünya için yapan insan o vakit helal haram gözetmez. Her şeyi alacağım, benim olsun diyenin hiç bir faydası olmaz. Kazandıkları ona iyilik değil, bela olur. Kazandıkları, yaptıkları yanına kâr kalmaz. Çünkü her şey anidir. İnsanoğlunun dünyadaki yaşantısı anidir. Yani bu an içindir. Daha önceki bitmiştir, geleceği ise belli değildir. Onun için daima Allah rızası için çalışmak, Allah'ı hatırlamak lazımdır. Allah bizi sabit kadem kılsın. O'nun istediği gibi yaşamak nasip olsun inşallah. Önceliğimiz Dünya değil, Mevla olsun, inşaAllah.

2025-04-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثۡنَا عَشَرَ شَهۡرٗ مِنۡهَآ أَرۡبَعَةٌ حُرُمٞۚ (9:36) Haram aylar dört aydır. Bu dört haram aydan üçü Hac içindir, birisi de ayrıdır; Allah Azze ve Celle bunları bu şekilde belirtmiştir. Yaratan Allah Azze ve Celle'dir. Ayı, yıldızı, günleri, seneleri yaratan O'dur. Allah Azze ve Celle, bu on iki ayın arasında işte bu dört ayı haram kılmıştır. Bu aylara hürmet edilir ve bu aylarda kötülükler de haram kılınmıştır. Savaş yapılmaz. Ancak müdafaa için olursa yapılması caizdir. Lazım olduğu vakit başka bir usul uygulanır. Her şeyin bir usulü vardır. Yarın inşaAllah, bu akşamdan itibaren Zilkade ayı başlıyor. Bunlar Hac aylarındandır. Bundan sonra Zilhicce ve Muharrem gelir. Bu aylarda insanlar eskiden ancak Hacca gidip gelebilirlerdi. İnsanların selametle gidip gelmeleri için Allah Azze ve Celle bu ayları haram kılmıştır. Eskiden de böyle yapılırdı. İslam'dan önce de İbrahim Aleyhisselâm zamanından kalmıştır. Müşrikler de bunu biliyorlardı. Ona hürmet edip tabi oluyorlardı. Ama yine de işlerine geldiği zaman, kafalarına göre onu başka aya çeviriyorlardı. Bir ayın yerine diğerini koyarak yapacaklarını yaparlardı. Bu da caiz değildir. Allah Azze ve Celle Kur'an'da bunun olmayacağını buyuruyor. Her şeyin bir yeri ve vakti vardır. Kendi kafana göre değiştiremezsin. Bizim için de halvet, bu akşamdan başlayıp 10 Zilhicce'ye kadar olan kısmi halvettir. Yani kısmi halvettir; 40 gün uzlette durmak için daha kimseye izin yoktur. Halvet yapmak isteyen, bu dönemde kısmi olarak yapabilir. İster akşamla yatsı arası, ister ikindiyle akşam arası, isterse sabah namazından önceki teheccüt vaktinden işrak vaktine kadar, niyet edip Allah rızası için halvete girebilir. Bu vakitlerde evradını, zikirlerini, tesbihatını yapabilir, Kur'an okuyabilir; hangi ibadet varsa yerine getirebilir. Bu, insan için büyük bir fazilet olur. Tarikat ehlinin zaten halvete girmesi lazımdır. Bu zamanda resmî halvet insanlara gerekmez. Çünkü dünyanın hâli berbât. İnsanların nefsi, o halveti kaldıramaz. Halvet yapmaya çalışıp başaramayacaksa, o durumda halvetsiz kalması daha faziletli olur. Ama mürit için, halvet niyetiyle yapılan kısmi halvet de resmî halvetin yerine geçer. Onun için bu süre 10 Zilhicce'ye kadar, hemen hemen 40 gündür. Bir de bunu yapamayanlar için Recep'ten 10 Şaban'a kadar vakit vardır. Bizim halvet vaktimiz senede iki defadır. Onun dışındakiler riyazet olur. Allah kabul etsin. İnşallah bu günlerimiz, aylarımız mübarek olsun. Hayırla geçsin. Ömrümüz, senelerimiz, aylarımız hayırla geçsin. Mühim olan budur. Ömür geçiyor, seni beklemiyor. Durmuyor. Onun için vakti faydalı kullanmak lazımdır. Ne kadar ibadet yapabilirsek kârdır, inşaAllah Allah kabul etsin. Allah razı olsun.

2025-04-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, Şevval ayındayız. Bu mübarek ay, Ramazan ile Hac ayları arasındadır. İnşaAllah yarın, öbür gün Zilkade ayı başlayacak. Hacılar da Hac yolculuklarına başlarlar. Hac, insanlar için Allah Azze ve Celle'nin bir lütfu ve mucizesidir. Allah Azze ve Celle'nin emrettiği şeyler ile insanın kendi kafasına göre yaptıklarının arasında elbette mukayese kabul etmez bir fark vardır. Bu ikisi arasında bir mukayese olmaz. Allah Azze ve Celle'nin tayin ettiği ibadetler, insanların faydası ve iyiliği içindir. Hac da onlardan birisidir. Malı ve sıhhati yerinde olan insanın Hac yapması farzdır. Yani İslam'ın şartlarından birisidir. Onu yapmayan, İslam'ın şartlarından birini eksik bırakmış olur. Birincisi kelime-i şehadet. İkincisi namaz, üçüncüsü oruç, sonra zekat ve Hac'dır. İnsanlar diğer şartları genellikle yerine getiriyorlar veya getirebiliyorlar. Ancak Hac meselesine gelince, çoğu insan ona yeterince ehemmiyet vermiyor. Ehemmiyet verse bile, günümüzde Hacca gitmenin önünde çok maniler var. Kişi hemen Hacca gideyim dese, parası ve imkanı olsa bile, yine de başka birçok engel çıkabiliyor. Haccı yapamıyor. Gidemeyen kişi niyet ettikten sonra, Allah Azze ve Celle onun niyetini kabul eder. Fakat Haccı hiç aklından geçirmeyenlere gelince, onlar ahirette "Keşke yapsaydık" diye pişman olurlar. Tabii, vekaleten Hac, yani Hac-ı Bedel, yaptırmak da mümkündür. Ancak vekaleten yapılan Haccın sevabı, bizzat yapılan Haccın sevabıyla ne kadar olduğu konusunda mukayese edildiğinde, binde bir mi, on binde bir mi, yüz binde bir mi? Yine de az da olsa o fazilet ve sevap kişiye ulaşır. Ama bu sevabın derecesi başka bir meseledir. Ama hiç olmazsa, üzerine farz olan Haccı yapamamanın günahından kurtulmuş olur. Bu vekaleten Hac, malı sıhaıt olup da bir mazeret sebebiyle gidemeyen kişinin varsa günahını kaldırır. Diğer mazeretler ise fakirlik veya hastalık sebebiyle gidememek olabilir. Bu durumda kişi adına vekaleten yapılan Hac makbul olur. Zaten malı olmayan veya sağlık durumundan dolayı gidemeyecek durumda olan kişiden Hac farziyeti düşer. O farz olmadıktan sonra da bir sakıncası yok. Yani insan için bir günahı olmuyor. إذا أخذ ما أوهب أسقط ما أوجب Bu fıkhi bir kaidedir. Bu kaideye göre Allah vermediği bir imkanın hesabını sormaz. Sorumluluğu düşmüş olur. Yani emir ondan düşmüş olur. Mesela bu durum deliler için geçerlidir. Adam delidir. Aklı yerinde olmadığı için artık ona ne namaz ne de oruç vaciptir. Yani o kişi dini emirlerden mükellef değildir. Aynı şekilde Hac farziyeti de, yeterli parası olmayan veya sağlığı elverişli olmayan kişinin üzerinden düşer. Yapamayınca o kişi bundan sorulmaz. Fakat bir mani olmayanın ve imkanı olanın Haccı yapması gerekir. Dediğimiz gibi Hacca gitmenin önünde maniler de çok var şimdi. Kotalar, kısıtlamalar "Bu kadar insan alırız" denmesi gibi engeller çıktığında, kişi gidemediği için o an sorumlu olmaz. Ancak imkan ve yol varken gitmek lazımdır. Allah herkese nasip etsin. Çünkü bu öyle bir yolculuktur ki, herkesin ruhaniyeti, bereketi ve sevap kazanması için çok önemlidir. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, başka yerde kılınan yüz bin namaz gibidir. Bir namaz neredeyse bir ömür boyu kılınan namazların sevabı kadar fazileti vardır. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i ziyaret etmek, O'nun huzurunda durmak ise apayrı bir güzellik ve manevi faydadır. Mescid-i Nebevi'de kılınan her namaz da bin namaza bedeldir. Sevabı, fazileti, her şeyi... Allah hepimize nasip etsin. Gidemeyenlere de Allah en kısa zamanda nasip etsin inşaAllah.

2025-04-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفٗا
(4:28)

Allah insanoğlunu zayıf yaratmış.

Kimse "ben şöyleyim, ben böyleyim" diye övünmesin.

Allah isterse zayıfı kuvvetli yapar.

Kuvvetliyi de zayıf yapar.

Allah Azze ve Celle'nin emrinde olalım.

Subhanallah, bugün de işte bu mesele oldu.

O da insanların ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.

Allah razı olsun, kaldırdılar.

Uykuya dalmışız şimdiye kadar.

Allah'a şükür sabah namazını bari kaçırmadık.

Gece namazlarının hepsini kaçırdık.

Sabah namazı için kapıyı çaldılar, uyandırdılar.

İnsan gaflete düşüyor.

İnsan zayıftır. Allah Azze ve Celle'nin istediği oluyor.

Onun fazlı keremiyle bütün ibadetleri, bütün taatları yaparız.

Ona şükretmek lazım.

İnsanların kendilerini başkalarıyla kıyaslayıp üstün görmemeleri gerekir.

Gaflet dediğimiz şey de Allah'ın iradesidir.

Yaptığımız her şey Allah'ın fazlı keremiyle oluyor.

"Ben yaptım, ben şunu yaptım" diye böbürlenmek olmaz.

Galiba evliyalardan, büyüklerden biridir.

Ama hatırlamıyorum kim olduğunu.

Bağdat'ta babasıyla sabahtan önce teheccüde kalkmış.

Demiş: "Allah'a şükür biz kalktık."

"Bak bütün insanlar gaflette yatıyor, uyuyor."

"Biz Allah'a şükür olsun teheccüde kalktık, onlar uyuyor."

Babası dedi: "Keşke sen de uyusaydın da bu lafı söylemeseydin."

Bu böbürlenmek olmaz.

Allah'ın fazlı keremiyle her şey oluyor.

Kalkarsan da yatarsan da seni gaflete düşüren de Allah Azze ve Celle'dir.

Tarikat edeptir.

O edep de Allah'a şükretmektir.

Hiçbir şeyini üstün görmeyeceksin.

Yaptığın hiçbir şeye kıymet vermeyeceksin.

İbadetlerimizin, taatlarımızın hiçbirinin kıymeti yoktur.

Allah Azze ve Celle istemedikçe hiçbir şey yapamazsın. Nefsine ilk başta bunu hatırlatacaksın.

Başkalarını "şu böyledir, bu böyledir" diye mukayese yapmak olmaz.

Bu nefsine şeytanın bir oyunudur.

Şeytan, nefsini büyütmek için "sen teheccüdlere kalkıyorsun, kıyam el-leylller yapıyorsun, gece uyumuyorsun" diyerek sana tuzak kurup kazandığın şeyleri kaybettirmek ister.

Tarikata giren bazı insanlar "benim derecem ne kadar oldu" diye soruyor.

O da usulden, adaptan değildir.

Sen tarikata girdin, tarikat dediğin zaten Allah Azze ve Celle'nin yoludur. Nefsini terbiye için girmişsin.

Bunu sormak da usulden, adaptan değildir.

Ne yapacaksın? Yola devam edeceksin.

En büyük keramet: "Ecel-ül kerâmât devâmü't-tevfîk."

Yola devam etmek en büyük keramettir.

Allah'a hamd edeceksin, şükredeceksin.

Başkalarıyla mukayese yapmayacaksın.

Allah bilir sonumuz ne olur.

Sabit kadem olmamızdır mühim olan.

Sabit kadem olmadıktan sonra istersen bütün ibadetleri yap.

Şeytan da öyle. Allah muhafaza etsin.

Yeryüzünde, gökyüzünde namaz kılmadığı hiçbir yer kalmamış.

En sonunda da en rezil, en kötü mahlukat olmuş.

Onun için ona benzememek için Allah yolunda devam edeceksin.

Ona buna bakmadan, "ne kadar yaptım, ne derecem var" diye sormadan devam edeceksin bu yolda.

Allah muhafaza etsin.

Bazen istemeyerek olsa da devam ettiğin vakit bir hal olursa, ibadetin yine aynı şekilde mükâfatlandırılır.

Allah Azze ve Celle'nin lütfu keremiyle bununla ilgili yine bir kıssa var.

Beyazıd-ı Bistami Hazretleri, bizim olduğumuz gibi, bir gece namazlarına uyuyakalmış, kalkamamış.

Sabah namazının galiba yakınmış, zor yetişmiş.

Şeytan çok sevinmiş.

Ondan sonra Beyazıd-ı Bistami Hazretleri üzülmüş, ağlamış.

Çok üzülmüş, ağlamış.

Allah Azze ve Celle onun yapamadığı ibadetlerin sevabını bin kat daha fazla yazmış.

Bu olayı şeytan da görüyor.

İkinci defa, bir kaç zaman sonra yine uykuya dalmış.

Bakmış biri onu uyandırıyor, dürtüyor.

Bakmış bu şeytan, uyanmış.

"Kalk kalk namaz kıl" demiş.

"Kalk, sen sabahı kaçırıyorsun."

"Nasıl sen böyle yapıyorsun?" demiş.

"Sen beni uyutturman lazım normalde."

"Geçen defa uyuttun."

Bunun üzerine şeytan demiş ki: "Bin defa daha fazla sevap kazandın."

"Onun için şimdi kalk, bir tane sevap ile idare edelim" demiş.

İbadet eden insan, istemeden gaflete düşünce, hastalanınca veya bir mazereti olunca, Allah Azze ve Celle, özüründen dolayı yapamadığı ibadetinin ecr-i sevabı yine aynen yazıyor.

Allah affetsin hepimizi.

Allah sizden de razı olsun.

Bu kadar sabredip beklediniz.


2025-04-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ (10:62) İman edenlere korku, üzüntü olmaz Allah'ın izniyle. Allah'a sığınmak, mümin insan için en büyük iyiliktir. Allah Azze ve Celle tarafından verilmiş ikramdır. Bu ikramdır, mühim olan. İnsanın hayatı dünya için değil, ahiret içindir. Dünya geçicidir, ahiret bakidir. Onun için Allah'la beraber olan, Allah yolunda olanlarda üzüntü, keder, hüzün olmaz. Hakiki Allah'a tevekkül eden Müslümanlar da tabii gayrimüslimlere göre daha iyi olur. Onun faydasını Allah Azze ve Celle iman edenlere vermiştir. Allah herkesi selamete, cennete davet ediyor. Hiç kimse mahrum değildir. İsteyen herkes gelebilir. Cennete herkes gelebilir, davetlidir. Ama tabii insanın inadı, nefsi, küfrü onu uzak tutuyor, ters tarafa koşturuyor. Çoğu insanın istikameti kötü tarafa götürüyor. İnsanlar nefislerine, hevalarına, şeytana tabi oluyorlar. Doğru yoldan uzaklaşıyor, kaçıyorlar. Halbuki selamet ondadır. İyilik ondadır, kazanç ondadır. İnsanın hayatını kazanması Allah yolunda olanlardadır. Allah yolunda olmayanlar hayatlarını kaybetmişlerdir. Hayatını kaybeden onlardır. İmanlı olmayanlar ölünce hayatları kaybetmiş oluyorlar. Fırsatları kaybetmiş oluyorlar. İman edenler kazanmış oluyor. Hayatlarını kazanmış oluyorlar. Şimdi devamlı derler, "hayatını kaybetti." Geçen gün, işte birkaç gün önce, "küfrün başı hayatını kaybetti" dediler. O zaten kaybetmiştir. Onun yolunda olanlar kaybeder. Çünkü Allah'ın yolundan çıkmışlar, kendi kafalarına göre bir yol tutmuşlar. Halbuki hakikati bilirler. Bildikleri halde nefislerine uyup o yolda giden hayatını kaybeder. Hiçbir faydası olmaz. Ahirette hiçbir iyi hayır görmez. Onun için Allah yolunda olanlar kazanmıştır. O yolda sabit kadem olmak lazım. Şimdi bir hayli saçma sapan şeyler çıkmış. "Buna inanırım, buna inanmam, bunu severim, bunu sevmem." Senin kendi kafana göre olmaz. Din neyse onu takip edeceksin. O din de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gelmiştir. O yolu takip edeceksin. Şimdi "Yok biz hadis istemeyiz, Kur'an yeter bize" derler. Bunu diyen sapıtmıştır. İnsanları da sapıtıyorlar. Bunu kabul eden akıldan noksandır. Aklı yoktur. Ahmaktır, delidir. Çünkü Kur'an kimin yolundan gelmiş? Peygamber Efendimiz'in - sallAllahu aleyhi vesellem. Sen nasıl hadisi kabul etmiyorsun, Kur'an'ı kabul ediyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! İnsana Allah akıl, mantık vermiş. Şeytan, heva ve nefis aklı bertaraf edip aklı kalmayan insanları kendilerine tabi ettiriyorlar. Allah aklımızı muhafaza etsin. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın. Allah bu cumamızı mübarek eylesin inşaAllah.