السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-05-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ (49:13) Allah Azze ve Celle, insanları değişik değişik çeşitlerde yarattı. Bazıları siyah, bazıları beyaz, bazıları sarı, kırmızı. Huyları da değişiktir. Allah Azze ve Celle, hikmetiyle, istediğini yapar. Hikmetini kendi bilir. İnsanlar kendi aralarında, 'En iyisi kim?' diye kıyas yapar. Önemli olan, Allah indinde kimin en iyi olduğudur. İnsanların kendi aralarında iyi olarak istedikleri şey, insana en çok menfaat sağlayandır. Allah indinde de takvadır. Takva demek; kötülükten sakınmak, iyilik yapmak, iyi bir insan olmaktır. O, Allah indinde en iyi insan odur. Allah indinde en iyi olan insan, insanların arasında da iyi olur. Allah indinde kötü olan ise, insanların yanında istediği kadar adamları da olsa, sevenleri de olsa, hiçbir faydası olmaz. Çünkü o sevgi, menfaat sevgisidir. Allah rızası için olan sevgi başkadır, menfaat için olan sevgi başkadır. Menfaat için olan sevgi ise, sonunda menfaat kalkınca ne sevgi kalır, ne hürmet kalır, ne vefa kalır; hiçbir şey kalmaz. Allah yolunda olan, Allah'ın sevdiği insanda o iyilikler muhakkak olur. Kötülük çıkmaz ondan. Kötü olan; Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmayan, nefsi için çalışan, kendini tatmin etmek için her şeyi yapan insandır. O, yaramaz bir insandır. Öyleyse, burada terazi Allah Azze ve Celle'nin korkusudur. Allah'tan sakınmaktır. O sakınan insan, hiçbir kötülük yapmaz. Sakınmayan insan, her türlü kötülüğü yapabilir. Onun için Allah muhafaza etsin. Allah indinde sevilen insan olmak değerlidir. Sadece başkalarının yanında menfaat için sevilen türden insan ise yaramazdır. Böyle biri bir dakikada seni bırakır, yüzüstü bırakır ya da sana zarar verir. Menfaat olunca, böyle yapabilir. Allah yolunda olan insan, hiçbir zaman kötülük istemez, kötülük yapmaz. Çünkü imanı var. Allah seninle beraberdir. Allah beni görüyor. Ne yaptığımı biliyor. Bu imandır işte. İman olmayınca, Allah muhafaza etsin, Allah onların şerlerinden korusun inşaAllah. Dünya öyle insanlarla dolmuş. Dünya menfaati her tarafı kaplamış. Allah ıslah eylesin. Allah muhafaza etsin.

2025-05-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Hastalık gelmeden önce tedavi olmalı, hastalık geldiğinde de tedavisi vardır. Fakat en mühim şey, insanın yediğine içtiğine ve nasıl yaşadığına dikkat etmesidir ki tedavi mümkün olsun. Tedavinin iki yolu vardır. Bu yollardan birini artık sanırım nadir kişi uyguluyor. El hicame ve'l key. Hacamat yapmak ve dağlama yapmak. Yani demiri kızdırıp vücudun belli bölgelerine uygulamak, ama bunu yapacak kişinin işin erbabı olması gerekir. Hacamat işini herkes yapabilir, zaten yapıyor da. Onunla ilgili bir sorun yok. Diğer yöntem maalesef artık pek görülmuyor. Özellikle ameliyatlık hastalar ve durumu ümitsiz hastalar için o da çok faydalı bir yöntemdi. Ama şimdi biliyorum deyip ortaya çıkan çok olabilir. Herkesi yakıp zarar verebilirler. Bu nedenle şimdi pek gerekmiyor. mühim olan hacamattır. Hem sünnettir, hem de şifadır. Vakti de şu andır. Nar ağacı çiçek açtığında hacamat vakti girmiş olur. En faydalı zaman bu zamandır. Başka zamanlarda da elbette hacamat yapılabilir, ihtiyaç olduğunda. Ama asıl faydalı olan zaman bu dönemdir. Nar çiçeğinin açtığı dönemdir. Allah'ın izniyle büyük bir faydası vardır. En büyük faydası da tansiyon konusunda görülür. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem o zamanlar bile söylemiş. İnsanlar o zamanlar bunu bilmezlerdi. "Kanın hücum etmesi" diyor. Kanın hücum etmesi aslında tansiyon demektir. Buna çok faydalıdır. Başka birçok rahatsızlığa da faydalıdır. Ama şimdi bu işi ticarete dönüştürmüş kişiler var. Para kazanmak için neredeyse her gün bile hacamat yaptırmak isteyen, yaptırmak isteyen veya insanlara tavsiye eden bazı kişiler var. O kanın alınması kolay bir şey değildir. Bu nedenle bunun vakti var, zamanı var. Her gün, her ay yapılmaz. Senede bir defa yaptırmak aslında yeterlidir. Ama ihtiyaç olduğunda iki defa da olabilir. İlkbaharda bir kez yaparsın, ikinci kez yapacaksan sonbaharda yaparsın. Şimdi bazıları diyor ki, "Git bir de pompayla yaptır." O pompayla olmaz. Pompa normal kanı çekiyor. Isıtmayla, bardakla alındığında kirli kanı almış olursun. Bu nedenle buna da dikkat etmek gerekir. Günlerine de dikkat etmek gerekir. En mühim şey de hijyen, temizliktir. Bu çok mühimdir. Kan, Allah muhafaza etsin, şifa yerine hastalık getirebilir. İşin ehli olmayan, bilmeyen kişiler yaptığında böyle olur. Şimdi de kolayını bulmuşlar. Pompayı vuruyor, kanı alıyor, çekiyor, kanı boşaltıyor. Dediğimiz gibi normal kanı almış oluyor. Bir faydası olmuyor. bilakis vücudu zayıflatabilir bile. Allah, Allah'ın hikmeti her şeye bir usul vermiş, gününü vermiş, saatini vermiş. Ne zaman yapacağını, nasıl yapacağını bilen insanlarla yaptırmak gerekir. Allah şifa versin. Allah hem kabul etsin, sünnet olarak da yapmış olursunuz. İhtiyacı olan insanlar hem şifa bulur. Bu yüzden bu mühimdir. Vakti de işte şimdi güzel bir zamandır. Arabi ayın 15'inden sonra yapılması daha faydalıdır. Ama yine de ihtiyaç olduğunda ayın başlarında da yapılabilir. Gün olarak da işte Çarşamba ve Cumartesi hariç her gün yapılabilir. Allah razı olsun. İnşallah şifa olsun.

2025-05-13 - Lefke

وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الۡبَيۡتِ مَنِ اسۡتَطَاعَ اِلَيۡهِ سَبِيۡلًا (3:97) Hac ibadetleri başlamıştır. Allah, nasip ettiğine bu ibadeti lütfediyor. Hacca gitmek her zaman zordu. Bu senelerde de yine zor. Yani oraya gitmek, oraya girebilmek, oraya yetişmek; eskiden çeşitli vasıtalarla, develerle, yayan gidilirdi. O da zordu. Şimdi her şey daha kolay olduğu halde, bu defa da içeriye girmek zorlaştı. Allah'ın hikmetidir. Herkes hacca gidemese bile; gücü yeten, yapabilen niyet etsin ki, hiç olmazsa o mesuliyet, farz mesuliyeti üzerinden düşsün. Gidenler, oranın adabını, haccın adabını, sünnetlerini, müstehaplarını, vaciplerini, farzlarını yerine getirebildikleri kadar yapsınlar. Çünkü o da başka bir problem haline gelmiş. Hacca gidiliyor ama insanlar zaten sünnetten bir şey yapamıyorlar. Vacibi de ya yapılıyor ya yapılmıyor. Onun için, hacca imkân olduğu vakit insanın ona dikkat etmesi lazım. Yapabildiği kadar, yani vacip olan şeyi yapması lazım. Yapamadığı vakit, kendi kusurundan olursa onun da cezası var. Yok, eğer başkasının imkân vermemesi sebebiyle yapamamışsa, o zaman Allah'tan af dilemesi, tövbe istiğfar edip "Ben bunu yapmak istedim ama yaptırmadılar" demesi lazım ki, inşaallah mesuliyet onda kalmasın. Ondan sonra hacda ne yapılırsa; tavaf yapılır. En mühim şey, hac bittikten sonra boş durmamaktır. Kâbe'de, namaz vakitlerinde, bütün namazları Kâbe'de kılması lazım. Ki o namaz Mescid-i Haram'dadır; Mescid-i Haram denince Kâbe ve etrafındaki o saha, yani camisi kastedilir. Şimdi oradakiler bunu abartıp, yine onu bile farklı yorumluyorlar. Mescid-i Haram'ın Mekke'nin tamamı olduğunu söylüyorlar. Öyle değildir. Mekke başkadır, Mescid-i Haram başkadır. Mekke'de bir hayli camiler, mescitler var. Ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle Kâbe için "Mescid-i Hâzâ (bu Benim mescidimdir)" demiştir. "Beled-i Hâzâ (bu belde)" demiyor, "Mescid" diyor; yani bu ev, şehir değil, Mescid kastediliyor. Onun için o Mescid'de kılınan namaz, yüz bin namaza bedeldir. Yüz bin; günde beş vakit kılsan, beş yüz bin namaz kılmış olursun. On gün kılsan, beş milyon namaz kılmış olursun. Beş milyon namazı sen hayatın boyunca kılamazsın. Onun için oraya, ona dikkat etmek lazım. Onu kaçırmamak lazım. Çünkü her zaman fırsat olmuyor. Oraya gitmek, gelmek zordur. Kolay bir şey değil. Onun için ona dikkat etmek lazım. İkincisi de Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Mescidi'dir. Orada bütün namazları kılmak daha kolaydır. Vakit namazlarında bulunmak, namaz kılmak orada kolaydır. Her yer çok geniş, büyük yapılmış. Orada kılınabilir. O da bin namaza bedeldir. Yani günde beş bin namaz kılmış gibi oluyorsun. On günde elli bin namaz kılmış oluyorsun. O da insanın senelerce kılabileceği namazın sevabı kadardır. On günde yapacağı ibadet - gerçi orada on gün bırakmıyorlar ama ne kadar yapabilirse; nafileler de, sadakası da, hepsi diğer yerlere göre bin defa daha faziletlidir. Hem faziletlidir hem de sevabı bin defa daha fazladır. İşte orada dünya kelamından ziyade tesbihatla, Kur'an okuyarak meşgul olmalı; yardım edilecek veya sorulacak şeyler varsa, orada ilim de kazanmış olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda oturmanın her dakikası; o rahmet ve bereket içerisinde yıkanmak gibidir. O mübarek yerde, Allah Azze ve Celle'nin en sevdiği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda oturmak, kesintisiz rahmete vesiledir. Allah herkese nasip etsin. Gidemeyenlere de inşaAllah Allah yardım etsin ki gitsinler. Kapı açılsın, inşaAllah girebilsinler.

2025-05-12 - Lefke

إِنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةٞۚ (64:15) فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ مَا ٱسۡتَطَعۡتُمۡ (65:16) Allah Azze ve Celle buyuruyor: Mallarınız, aileniz, çoluk çocuğunuz, dünya size bir imtihandır. Yani onları Allah yolunda sabit kadem kılması için, Allah yolunda olmaları için Allah'a yalvaracaksınız. Onları hayra vesile olsunlar diye yetiştireceksiniz. Hayırlı evlat, insan için en kıymetli hazinedir. Hayırlı evlat olmadıktan sonra, isterse bütün dünya onun olsun, sonunda, en sonunda arkasından ne bir Fatiha okur ne de bir hayır hasenat yapar. Bütün biriktirdiğin şeyleri kötü yollarda harcar gider. Sana da sadece bunun günahı vebali kalır. Onun için hayırlı evlat yetiştirmek, bir Müslümanın en iyi yapacağı iştir. Nasıl yetiştireceksin? Hayırlı evladı helal parayla; iyi dinini, imanını, Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in sevgisini onlara aşılayarak yetiştireceksin. Baştan, çocukken, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor: "Çocuğa ilk öğreteceğiniz şey, konuşmaya başlayınca 'Allah' demeyi öğretin." "Allah, Allah" diye ilk ağzından çıkan sözü o olsun ki, hayatının sonunda da o sözle Allah'ın huzuruna kavuşsun. Allah'ın sevgili kullarından olsun. Allah'ın sevgili kullarından oldu mu, sen kazanmışsın demektir. Hem dünyada sana hayrı dokunur, hem de ahirette kendisi için hayırlı olur. Çünkü insanlar çocuğunu terbiye ederken ne yapacaklarını bilmiyorlar. Zannediyorlar ki çocuğu terbiye etmek, ona istediği her şeyi vermek, iyi okullarda okutmak, kısacası dünya metaından ne varsa önüne sermektir ki iyi evlat olsun. Öyle iyi evlat olmaz. Onlardan bu şekilde olan nadirdir. Nadir olan da iyi değildir. Çünkü nefis, ne versen doymaz, daha fazlasını ister. Onun için çocuğu terbiye ederken, dediğimiz gibi, her şeyi vermek de iyi değildir. Lazım olanı vereceksin. Tasarrufu öğreteceksin. Cömertliği öğreteceksin. Hangisinin cömertlik, hangisinin tasarruf olduğunu da bilmesi lazımdır. İslam'ın gösterdiği, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öğrettiği çok şey vardır. Sert de olmayacaksın, büsbütün yumuşak da olmayacaksın. Bir sınırı vardır. "Buradan buraya sana müsaade, buradan ötesi ise senin iyiliğin için dur; daha sonra alırsın" diyeceksin. Yani çocuğa, bugün istediği bir şeyi hemen değil, "Bir hafta sonra, bir ay sonra sana bunu vereceğim" diyerek sabretmeyi öğreteceksin. "Sen bu arada güzel bir şeyler yap ki onu hak edesin" diyeceksin. Beleşten aldığı vakit hiçbir şeyin kıymeti olmaz. Yani kıymeti olmaz. Kıymeti olan şey, biraz beklemekle, sabırla, isteyerek elde edilendir. İstemeden verilen şeyin hiçbir kıymeti olmaz. O, ne ona fayda sağlar ne de sana fayda sağlar. Onun için İslam terbiyesi mühimdir. Şimdikiler İslam terbiyesinden çok uzaktır. Ondan sonra da "Niçin bizim çocuklarımız böyle oldu, niçin şöyle oldu?" diye çok şikayet ederler. Bir de bazıları çok katı oluyor. Çok fazla katı oluyorlar. O kadar da bu zamanın insanına olmaz. Bu zamanın insanına katı davranırsan, bir kırıldı mı onu artık bulamazsın. Mesela, Allah iyiliklerini versin, bazıları der ki: "Benim kızım açıldı." "Hafızdı, örtülüydü, çarşaflıydı" filan. Çarşafı ona zorla giydirdiğin için, fırsatını bulunca hemen o da açıldı. Onun için o kadar da katı olmamak gerekir. Orta halli olmalıdır. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ümmeten vasatâ" diye buyuruyor. Orta halli olunca idare eder gider. İyiyi de bilir, kötüyü de bilir. Kıymet de bilir. Onun için Allah muhafaza etsin. Yaşadığımız devir, hakikaten dünyanın en kötü devirlerinden birisidir. Ahir zamandır. Onun için hayırlı evlatları iyi yetiştirip, onların ne için yaratıldıklarını bilmelerini sağlamak lazımdır. Bazı çocuklar da "Niçin bu dünyaya geldim?" gibisinden isyan edip anne babaya kabahat bulur. O senin ne ananın, ne babanın, ne de dünyanın isteğiyle olmadı; bütün dünya istemese bile sen yine gelecektin. Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle o ruhun senin bedenine gelecekti. Ta ezelden takdir edilmiş bir şeydir o. Onun için kimseye kızmasınlar; bu da çoluk çocuğa, gençlere de bir hitaptır ki, anneye babaya kötü davranmasınlar. Onların bir kabahati yoktur. Kimsenin kabahati yoktur. Allah'ın iradesiyle sen dünyaya gelmişsin. Sen onlara teşekkür edeceksin ki Allah da sana istediklerini versin, iyi bir Müslüman olasın, Allah'ın sevgili kullarından olasın. Allah hepimizi muhafaza etsin. Bu, şeytanın en çok musallat olduğu bir devirdir. Her tarafta, şarkta, garpta, dünyanın her tarafında gençler adeta şeytanın oyuncağı olmuşlardır. Allah yardım etsin inşallah. Allah hepsini korusun, muhafaza etsin.

2025-05-11 - Lefke

وَلِبَاسُ التَّقۡوٰى ۙ ذٰ لِكَ خَيۡرٌ (7:26) İnsanlar gösterişe bakıyor; ne giydin, ne giymedin. Eski zamanda da böyleydi ama şimdi daha çok giyim kuşam, moda nedir, hangisi bana yakışır, hangisi yakışmaz diye bakılıyor. "Hangisi öyle ucuz mal istemem, pahalı olsun, millet görsün benim üstümde" diye düşünülüyor. Bu şeylerin, insanın, bu zamanın insanının düşüncesi, merakı budur. Elbise güzel olsun. Ayakkabımdan, bilmem, şapkamdan, gömleğimden, her türlü şey illa bir marka olacak. İşte eskiden "güzel, iyi olsun" derlerdi, marka falan yoktu. Şimdi hem iyi olacak hem marka olacak. Peki bu ne için bunu yapıyorsun? Allah rızası için mi yapıyorsun? Allah rızası içinse, Allah bunu, hiçbirini istemez. Allah Azze ve Celle'nin istediği şey, senin üstünde giydiğin takva elbisesidir. Takva elbisesinde Allah'tan korkmak vardır. Allah'tan korkan insan için o en hayırlı elbisedir. Onu, insanı sitr eder. İnsanı Allah indinde güzel gösterir. Senin o yaramaz, seni kandırdıkları çaputlarla Allah indinde makamın yükselmez, güzel olmazsın. Senin yapacağın şey, Allah Azze ve Celle'nin emrettiğini yapıp yasaklarından korkmaktır. Takva odur demek. Takva demek; Allah'tan korkmak, Allah'tan utanmak, Allah'tan haya etmektir. Yani beni görüp de böyle kötü vaziyetlerde, iyi olmayan şeyler yaparsan, sen istediğin kadar en pahalı elbiseyi giy, onun hiçbir faydası yok. Faydalı olan, işte dediğimiz gibi, takvadır. Sen yırtık elbise bile giysen, takva sahibi isen Allah indinde en güzel insan sensin. Yok, takva olmadıktan sonra, "Şimdi şu kadar bin dolar, bin euro" diyor bir elbise. Allah Allah, ne bin dolar, olur mu öyle bir elbise? "Ne bin doları, sen ne diyorsun?" diyorlar. "10.000 dolar var, 100.000 dolara elbise var" diyor. Yani nedir bu, şey mi, motoru mu var, uçuyor mu adam? "Öyle, sen anlamazsın" derler. Bu şeydir, güzel elbise, onu herkes ister ki giysin. İstersin ama Allah ondan hoşnut olmaz. Hele Allah'ı tanımayan insanlar, istediği kadar, istese 100.000 değil, 100 milyonluk elbise giysin, Allah indinde hiçbir kıymeti yok. Kıymet işte içindekiyle kıymettir. İçinde olanla kıymettir. Nasreddin Hoca, Allah makamını âli etsin. Komşular demiş: "Ya Nasreddin Hocam, dün akşam senin evde bir gürültü koptu, paldır küldür bir şey, ne oldu, ne vardı? Bir şey mi oldu?" demişler. Demiş: "Ya ben, şey, benim cübbe düştü." "Ya cübbe düşünce o kadar paldır küldür ses çıkmaz." "Ben de içindeydim." diyor. İşte hani, içindeki mühim olan, dışındaki mühim değil. Dışındaki düşse de düşmese de bir şey olmaz, içindeki mühim olan. Onun için içine bakacaksın. Dışına bakmak mühim değil. Onlar çöptür, hiçbir işe yaramaz. Takva sahibi olalım inşa'Allah. Allah yardım etsin bize inşa'Allah.

2025-05-10 - Lefke

اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِين (23:14) Yaratanların en güzeli, en mükemmel yaratan Allah Azze ve Celle'dir. Her şeyi en mükemmel şekilde yaratmıştır. Onun için mümin insan itiraz etmeyecektir. Allah Azze ve Celle'nin sana verdiğine, sana kısmet ettiğine, hiç bir şeye itiraz etmeyecektir. Her şey Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle olduğu için telaş etmemek lazımdır. Hakiki mümin olan insan böyledir. Tabii, Müslümanların imanları zayıftır. Çoğu insanın imanı zayıf olduğu için bir şey olduğunda telaşa kapılır. O, iman noksanlığındandır. Allah Azze ve Celle dünyayı yarattı. İnsanlardan önce başka haşerat, hayvanat, çeşitli türlü mahlukat yarattı. Yarattığı mahlukatın haddi hesabı yoktur, ancak Allah Azze ve Celle bilir. Her şeyin bir ömrü vardır. O ömür dolunca geçip gider. Dünyanın da ömrü vardır. Her fani şey yok olup gidecektir. Dünya da aynı şekildedir. Allah'ın vaat ettiği şey dünya değil, ahirettir. "Dünyaya gelip de rahat edeceksin, ilelebet kalacaksın" diye dememiş Allah Azze ve Celle. "Dünya geçici bir yerdir" diye buyurmuş Allah Azze ve Celle. Ama insanoğlu hiç ölmeyeceğini, bütün vaktin hep böyle kalacağını zannediyor. Ortalık güllük gülistanlık olacak, her türlü istediğini yapacak, herkes ondan sonra da öyle kalacak diye düşünüyor. Yok öyle bir şey. Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri şakadan derdi: "Ve hulika'l-insanu mecnunen" diyordu. İnsan akılsız, deli yaratılmış dedi. Yani o, çünkü insan aklını kullanmadığı vakit, görünen şeyi kabul etmediği vakit demek akıllı değil, deli demektir. Onun için bu dünyada savaş var, burada bilmem ne var. Burada iyilik var, burada kötülük var. Dünyada içilecek temiz su kalmadı, yer kalmadı insanlara, çoğaldılar. Herkes oradan oraya koşturuyor. Onlar işte kendi imanlarının azlığındandır. Herkes Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olsa, herkes rahat geçinir. Hiçbir sıkıntı olmaz, kavga kıyamet olmaz. Ama insanoğlu işte kısmetine razı olmuyor, kendi kendine eziyet veriyor. Allah muhafaza etsin. Allah Azze ve Celle'nin verdiğine inşallah itiraz etmeyelim. Orada şu oluyor, burada bu oluyor. Allah eziyet çekenlere yardım etsin. Allah muhafaza etsin. Onlar, herkesin, imanı olan insanların ecri sevabı vardır. Yoksa boşuna eziyet çekmiş olurlar, helak olmuş olurlar. Allah insanlara akıl fikir versin inşallah.

2025-05-08 - Lefke

Allah Azze ve Celle buyuruyor: يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفٗا (4:28) Allah Azze ve Celle, insanın zayıf yaratıldığını buyuruyor; Allah Azze ve Celle, insanın yükünü hafifletmek ister. Allah'ın verdiği emirlerle insanın yükü hafifler. Bu sebeple, Allah insanın zayıflığını kuvvetlendirir. İnsan, Allah Azze ve Celle ile beraber olunca, zayıflığı kuvvete dönüşür. Allah Azze ve Celle'ye karşı gelirse, kuvveti zayıflığa dönüşür, zayıf olur; bir faydası olmaz. İnsanoğlu, mahlukat arasında bedenen en zayıf olanıdır. Yani herhangi bir hayvan veya haşarat, insanın yaptığından kat kat fazlasını yapabilir. Mesela en basitinden bir karınca dahi, kendi ağırlığının on misli yükü taşıyabilir. İnsanoğlu ise kendi ağırlığının yarısını taşısa, yarım kilometre, yani 500 metre dahi gidemez. Karınca o küçücük cüssesiyle, insanınkine kıyasla sanki günde yüzlerce kilometre yürümüş gibi bir mesafe kat eder. Allah, hayvanlara o kadar kuvvet vermişken, insanı ise zayıf yaratmıştır. Koşan, atlayan, zıplayan diğer hayvanlar da böyledir; Allah Azze ve Celle onlara kuvvet vermiş, insanı ise zayıf bırakmıştır. Zayıf yaratıldığı halde insan ortalığı bu denli karıştırabiliyorsa, Allah'ın hikmetinden sual olunmaz. Demek ki Allah insanı diğer mahlukat gibi kuvvetli yaratsaydı, dünyada ne cin ne de hayvan kalırdı. Bu yüzden Allah Azze ve Celle insanı zayıf yaratmış, ancak ona bu zayıflığını telafi edecek akıl vermiştir. İnsan bu aklını kullanırsa, kendisine faydası olur. Ancak çoğu insan, aklını iyilik için değil, kötülük ve zarar için kullanıyor. Bu yüzden dünya sonuna geldi. Eğer bir kurtarıcı olmasa, insanlar birbirini yiyip bitirirdi. Ama Allah'a şükür ki, Allah Azze ve Celle, "Lâ taknetû min rahmetillâh" buyurarak Müslümanlara ümitsizliğe kapılmamalarını söylüyor. Ümidimiz, Allah'a şükür, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in şu mübarek ve doğru sözüdür: "Ahir zamanda benim neslimden bir zat çıkacak. Bütün dünyayı temizleyecek. Adalet hâkim olacak. Bütün bu kirli pislikler ortadan kalkacak, her yer tertemiz olacak. Problemler, savaşlar, harpler, kötülükler ve sapıklıklar kalmayacak." O muhakkak yakındır inşaAllah. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem'in nübüvvet kuvvetiyle verdiği haberler -ki nübüvvet, ileriyi görüp haber vermek demektir- büyük ölçüde gerçekleşti. Çok az bir kısmı kaldı. inşaAllahh o günlere yetişiriz. Fazla sürmez. Çünkü "Zulüm zirveye ulaştı" diyoruz ama görüyoruz ki her geçen gün daha da artıyor, daha da yükseliyor. Ancak ne kadar yükselirse yükselsin, sonunda her yükselişin bir inişi vardır. Bu da inşaAllah gerçekleşecektir. Allah, tez zamanda o güzel günlere ulaşmayı bizlere nasip etsin inşaAllah.

2025-05-07 - Lefke

Allah rızası için burada toplanmışız. Allah'ın sevdiği kullarıyla, onlarla beraber o yolda devam etmek için burada toplanmışız. Her zaman toplanırız, ama bu seferki toplanmamızın sebebi, Evliyaullah'tan olan Şeyh Nazım Hazretleri'nin irtihalinin yıl dönümüdür. İrtihal etti ama, Allah'a şükür, O bizi bırakmadı. Zahirde bırakmıyor. Bütün ihvanlara mededini veriyor. Onlara kuvvet, manevi kuvvet aşılıyor. Çoğu zaman müritler soruyor: "Rabıta nasıl yapacağım?" "Rabıtada nasıl ses duyacağım?" Rabıta; Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhabbet, meşayihe muhabbet etmek, onları sevmektir. Rabıtamız odur. Rabıta, "Bunu yapsam mı, yapmasam mı?" demek değildir. "Rabıta için, oğlum/kızım, şunu yap, bunu yap" diye bir emir gerekmez. Böyle bir şey bekleyen, işin usulünü, adabını biraz bilmiyor demektir. Sen tarikata girdin mi, teslim olacaksın. Mürşide teslim olacaksın. Hakiki mürşid buldun mu, Allah'a bin kere değil milyon kere şükretmen lazım. Ama Allah muhafaza etsin. Başka maksatlarla insanları kandıran sahte mürşitlere takılırsan, Allah yardım etsin. Çünkü onların yolu nefslerine hizmet ediyor; yol nefse hizmet ettiği için bir faydası olmuyor. Ama mürşidin yoluna girdin mi, Allah'a şükür, hayat boşa olmaz. Hayat geçip gidiyor. O vakit boşa gitmez. Dolu olur. Sevapla, bereketle, güzellikle dolmuş olur. Boş boş gezeceksen, "Bugün ne yapalım, nerede eğlenelim?" diye düşünürsün. "Nasıl para kazanalım, nasıl kafayı bulalım, nasıl insanlara kendimizi beğendirelim?" diye uğraşırsan, bunlar boş işlerdir. Boş iş budur. Türkler "boş iş" derler, güzel bir sözdür. Boş iş; dünya için, menfaat için, nefsin için yaşamaktır. Hayatın dolu olacaksa, Allah Azze ve Celle'nin yolunda, meşayihin yolunda gidip teslim olacaksın; bunu boş zannetme. O doludur Allah'ın izniyle. Boş olan ise, dediğimiz gibi, "Dünyada ne kadar kazandım?" diye düşünen insanlardır; onların hayatları boş geçmiştir. Allah muhafaza etsin, bu boşluk bir de kötülükle, günahlarla dolu oluyor. Allah muhafaza etsin. Onun için meşayihlerle beraber olmak, onlardan himmet talep etmek, yardım istemek faydadır. Onlarla o yolda olmak muhafazadır. Hayatın kıymet görür. Faydalı olur. Bu adam ot gibi yaşıyor. Evinden işine, işinden evine. Ne borç alıyor, ne hükümete sövüyor, ne ona kızıyor, ne laf ediyor. O, ot gibi yaşamıyor. Ot gibi yaşayanlar, daha doğrusu zararlı, zehirli ot gibi yaşayanlar ötekilerdir. Kendilerini bir şey zannedip herkese kızan, herkesten menfaat bekleyen, kendi nefsini tatmin etmek için her türlü pisliğe bulaşan insanlar, işte onlardır boş olanlar. Ot gibi olalım; ot iyidir, ot pis değildir. Onların otu başka, zararlı ot var, zararsız ot var. Şimdi ot deyince herkes manasını biliyor. Bizim yolumuz inşallah nur-u iman yoludur; Allah'ın sevdiği kullardan olalım. Onların içtiği kötü otlardan değil; biz ot gibi faydalı olalım da, içilen kötü ot olmayalım inşallah. Allah muhafaza etsin. Zaten şeytan dünyayı eline geçirmiş. Kimseyi bırakmak istemiyor. Kurtulanlar ihlas sahibi olanlardır; Allah ihlas sahibi insanları kurtarır. Ötekiler kendilerini kurtulmuş veya kazanmış zannederler ama hiç öyle bir şey yoktur. Onun için meşayihlerle beraber olmak, onlara tabi olmak en büyük kazançtır insan için. Onların yolunda olmamak büyük tehlikedir. Allah muhafaza etsin. Her an, her lahza şeytan ayağını kaydırıp, insanın kendini bir şey zannetmesini sağlayıp tuzağına düşürebilir. Allah muhafaza etsin. Şeyhimizin himmeti hazır olsun. Bugün Şeyh babamız Mevlana Şeyh Nazım irtihal edeli 11 sene oldu ama Allah'a şükür, her dakika O'nun nazarı altındayız. O'nun himmetindeyiz. O'nun himmetini talep edene muhakkak yetişiyor, bırakmıyor. Bir de inanmayan insanlar var; evliyaya, kerametlere, mucizelere inanmayan taife var. "Müslümanız" diyorlar ama Peygamberlerin mucizelerine, evliyanın kerametlerine inanmak da Müslümanlığın, itikadımızın esas şartlarındandır. Onun için Allah'a şükür buradasınız. Gelenlerden Allah razı olsun; gelemeyenler de çok var. Onların da kalpleri beraberdir. Şeyh Efendi onlara da hepsine yetişiyor Allah'ın izniyle. Allah razı olsun. Allah bu dünya halini değiştirsin. Sahip göndersin. Şeyh babamızın dediği Mehdi aleyhisselam inşallah çıksın artık. Dünya nereye baksan şeytanın elindedir. Yüzde yüz şeytanın elinde. Şeytanın elinden kurtulmak ancak Mehdi Aleyhisselam ile olur. Başka türlü olmaz. Ne derlerse desinler.

2025-05-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ (10:62) ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ (10:63) Allah Azze ve Celle'nin sevdiği kullarına korku yoktur, hüzün de yoktur. Çünkü onlar Allah'tan korkarlar. Allah'a itaat ederler. Bu böyle olunca, onlarda bir korku veya endişe olmaz. Çünkü Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz. Geldiğimiz yer de belli, gideceğimiz yer de belli. O evliyaullahın kalpleri bu hakikat ile mutmain olur. İşte bu yüzden onların korkuları da yoktur, hüzünleri de yoktur. Onlar hakkı söylerler. İyiliği emrederler ve kendileri kötülükten sakınırlar. Milleti de kötülükten sakındırmak için uğraşırlar. İşte böyle Allah'a şükür, pirimiz, şeyhimiz, babamız Şeyh Nazım Hazretleri 90 küsur sene bu yolda ilerledi. Ve sonunda o temiz yolda ilerleyerek Allah'ın huzuruna vasıl oldu. Ömür sanki bir gün gibi, çabucak geçti. İşte böyle seneler geçip gidiyor. İnsan bunu düşünmeli ki bu dünyada yaptığı işler boşa gitmesin. Ona göre amel etmelidir. لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِىۡ رَسُوۡلِ اللّٰهِ اُسۡوَةٌ حَسَنَةٌ (33:21) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, Peygamber Efendimizin hayatında ve kendisinde sizin için en güzel örnek vardır. Onun yolundan giden sahabeler, evliyalar, meşayihler de aynı şekilde örnektir. Güzel bir insan olmak için onlara benzemek gerekir. Onlara ne kadar benzersek, o kadar iyi, o kadar güzel insanlar oluruz. Onlara benzemek istemeyenler ise tuhaflaşır. Biraz değil, çok tuhaf bir hale gelir. Çünkü böyle yaparak kendi kendine eziyet etmiş olur. Kötülük yapmış olur. Allah makamlarını âli eylesin inşallah. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Sevdiğinizle beraber haşrolacaksınız" buyurmuştur. Biz de onları seviyoruz. İnşallah, dünyadaki bu kısa aradan sonra, ilelebet onlarla beraber oluruz.

2025-05-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ (84:7) فَسَوۡفَ يُحَاسَبُ حِسَابٗا يَسِيرٗا (84:8) وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورٗا (84:9) Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi: Kıyamet günü, insan kitabını, yani amel defterini, sağ elinden alınca memnun olacaktır. Ailesine güzelce ferahla döneceği bildiriliyor. İşte bu, Müslümanın olması gereken halidir. Bu nasıl olacak? Allah Azze ve Celle'nin verdiği ömrü, O'nun taatında, kimseye zarar vermeden, kendi halinde yaşayarak geçiren Müslümanlar çoktur. Böyle insanlar çok var. İşte dün de bizim dayıoğlu rahmetli oldu. Nureddin Efendi, Allah rahmet eylesin. Bu adamcağız, küçüklüğünde okudu, yani ilkokulu bitirdi ve sonra çalışmaya başladı. İşini yapar, akşam olunca ailesiyle, annesiyle, babasıyla, çoluk çocuğuyla birlikte olur, geçinip giderdi. Sanat sahibiydi, Allah rahmet eylesin. Onun yaptığı işler alın teriyleydi. İşini yapardı, kazandığı parasıyla geçinip giderdi. Ne başkasını dolandırdı, ne üçkağıtçılık yaptı, ne de varlık peşinde koştu. Bu hayatı böyle 60-62 yaşına kadar sürdü. Allah rahmet eylesin, hastalanıp vefat etti. Müslümanın hayatı budur. Yani başkalarını dolandırmak, hükümete karşı gelmek, çıkıp bağırıp çağırmak gibi işleri yoktu. Gerekmez. Hiç gerekmez. Bağırsan da, çağırsan da, rezillik yapsan da, yine aynı yaşta aynı vakit gideceksin. Mühim olan şudur: Ahirette kitabın, yani amellerinin yazılı olduğu defter, sağından mı yoksa solundan mı verilecek? Sağdan verildiyse tamamdır. وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهۡرِهِۦ (84:10) فَسَوۡفَ يَدۡعُواْ ثُبُورٗا (84:11) وَيَصۡلَىٰ سَعِيرًا (84:12) إِنَّهُۥ كَانَ فِيٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورًا (84:13) Ama kitabı, yani amel defteri, sol elinden verilirse, işte o vakit o kişi yandı demektir. 'Vay haline!' denilecek. Yanıp gidecek. Dünyada iyi de kötü de aynı ecele tabidir. Daha fazla yaşasa da -ister 100 sene, ister 1000 sene- sonuç yine aynıdır. Değişmez. İnsanın amel defteri sol tarafından verilirse, dünyada yaşarken ne kadar kendine güvenmiş, ne kadar kendini beğenmiş olursa olsun, milleti dolandırsa da ne yaparsa yapsın, yaptıklarından hiçbir fayda görmeyecek ve cehenneme gidecektir. Onun için insanoğlu fazla tamah etmemeli. Müslüman, hayatını güzel yaşamış ve zorlaştırmamışsa, fakirse haline sabretmiş, zenginse Allah'a şükretmişse, huzurla geçinip gider. Allah Azze ve Celle dünyayı ahiret için yaratmıştır. İnsan, dünyada ahiret için yaptığı güzel işlerden dolayı ölürken kalbi mutmain olarak gider. Ölümden de korkmaz, hesaptan da korkmaz. Ölüm zor değil de, ölümden sonrası zordur. İnsanlar bunu bilmiyor. Onun için, kötü yaptığını kâr zannediyor. Kâr değildir. Kâr olan, iyilik yapmak, iyi yaşamaktır. Kimseye zarar vermeden, kimseyi ezmeden, kimseye zulüm etmeden, kimseyi kandırmadan yaşamak, müminin yaşantısıdır. Onun için ölümü kolay olur, ahiret hesabı kolay olur. Sonu güzel olur. Allah muhafaza etsin, insanlara hidayet versin. Bu yoldan çıkmasınlar inşaAllah.