السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
قُلۡ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحۡيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ (6:162)
لَا شَرِيكَ لَهُۥۖ وَبِذَٰلِكَ أُمِرۡتُ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ (6:163)
Bütün hayatımızın gayesini işte bu ayet gösteriyor. Aslında bütün ayetler bunu gösteriyor: Yaşayışımız, hayatımız ve ölümümüz Allah rızası içindir.
İnsanın hayatını da buna göre tanzim etmesi gerekir.
Çünkü insan bu dünya için yaratılmamıştır.
Allah, insanlardan hem dünyada hem de ahirette kendi rızası için kulluk etmelerini istiyor.
Çoğu insan şaşkındır; "Niçin yaratıldım, dünyaya neden geldim? Bir şeyler başarayım da hayatımı kurtarayım" diye çabalar.
Oysa insanı asıl kurtaracak olan şey, Allah yolunda olmaktır.
Yani Allah'ın istediği gibi yaşamaktır.
Peki Allah'ın istediği nedir? Emrettiği namaz, oruç, zekat ve hac ibadetlerini yerine getirmektir.
Bunları nasıl yapacaksın?
Her gün yapacaksın.
Ne zamana kadar?
Ölene kadar.
Öldükten sonra ahirette zaten namaz, oruç, zekat veya herhangi bir ibadet yoktur.
Bu ibadetleri dünyadayken yapacaksın.
Peki bu ibadetler nasıl yerine getirilecek?
Bunları otomatiğe bağlayacaksın.
Günde beş vakit namazını kılacaksın.
Şimdi bazıları, insanları dine yaklaştırayım derken aslında dinden uzaklaştıracak nasihatlerde bulunuyor.
"Sen namazını huşu içinde kılmalısın, öyle otomatiğe bağlamamalısın" derler.
Peki sürekli bir alışkanlık hâline getirip otomatiğe bağlamadan bu nasıl mümkün olabilir ki?
Elbette otomatik bir refleks hâline gelecek.
Günde beş vakit kılacaksın; tabii ki otomatiğe bağlayacaksın ki namazı kaçırmayasın.
Kaçırınca canın sıkılsın, huzursuz olasın ve ancak o namazı kıldığında yeniden huzur bulabilesin.
Yani haktan, doğru yoldan çıkmamalısın.
Kendini bu düzene alıştır ve o beş vakit namazı her gün kıl.
Hayatın boyunca kılmaya devam et.
Oruç da yine aynı şekildedir.
Hz. Ali'nin (keremAllahu veche) söylediği çok güzel bir söz vardır:
"Kelimetu hakkın uride bihel batıl."
Yani, söz haktır ama o sözle batıl bir amaç güdülmektedir.
Sen sakın bunlara aldırma. "Paldır küldür namaz kılınmaz, böyle namaz olmaz." derler.
"Beş vakit huşu içinde kılınmazsa, bu namaz kabul olmaz" diyerek insanları zorlarlar.
Sanki namazın hesabını soracak olan sen misin?
Allah Azze ve Celle, "Zorluk çıkarmayın, namazınızı kılın" buyuruyor.
"Beş vakit namazınızı kılın, zekatınızı verin, orucunuzu tutun" diyor.
İbadetlerin vakitleri bellidir; insanları bu kadar zorlamaya gerek yoktur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem kendi döneminde sahabeye, "Siz emredilenin yüzde yüzünü yapmazsanız ibadetleriniz kabul olmaz." buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem, ibadetlerin hiçbir eksik olmadan, yüzde yüz yerine getirilmesi gerektiğini söylüyordu.
Fakat "Ahir zamanda gelecek insanlar, emredilenin yüzde birini dahi yapsalar ibadetleri makbuldür" buyurmuştur.
Şimdi günümüzde, iyilik yapayım derken ne yaptığını, ne dediğini bilmeyen, insanları dinden uzaklaştıran birçok hoca, hacı, bilmem ne var.
Camide durup insanların nasıl namaz kıldığına bakarlar ve onları eleştirirler.
Bunun üzerine kişi bir iki defa sabreder ama sonra camiye gelmeyi bırakır, üçüncüsünde ise evde de namaz kılmaz olur.
Bu şekilde müdahale ederek iyi halt etmiş oluyorlar!
Sen namazını kıl, Allah kabul eder.
İnsanlarda zaten haddinden fazla vesvese var.
Böyle eleştirilerle onların durumunu daha da beter hâle getiriyorlar.
Allah hepimizin ibadetlerini kabul etsin.
Korkmayın; namaz kıldıktan ve niyetimiz de Allah rızası olduktan sonra, inşaAllah ayette de belirtildiği gibi yaşamımız, ölümümüz ve her şeyimiz Allah rızası için olur.
2026-02-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: "Hayru'l-umûri evsatuhâ." Ev kemâ kâl.
Yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem, her işte aşırıya kaçmamanın iyi olduğunu buyuruyor.
"İşlerin orta yollu olması iyidir." diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem.
"Ne çok gevşek bırakın ne de çok sıkın." diyor.
Bu her iş için geçerlidir; ibadetlerde, insanlarla olan muamelelerde, ev halkına ve çoluk çocuğa karşı da aynı şekilde davranmak en güzelidir.
Şimdi insanlar ya çok sıkıyor ya da çok serbest bırakıyor.
İnsanın tabiatı gereği, serbest bırakıldıkça daha da serbest olmak ister; bunun bir sonu yoktur.
Bu yüzden, her şeyin kıymetini bilebilmek için bir hudut olması lazımdır.
Sertlikle değil, güzellikle olmalıdır.
O usulü öğrenmek lazım.
Şimdi buna "diplomasi" derler.
Nasıl mı? Bir işi istediğin gibi yaptırırsın ama zor kullanarak değil; karşı taraf senin istediğini yapar fakat kendi iradesiyle yaptığını zanneder.
Hâlbuki sen ona ne yapacağını, nasıl davranacağını ima etmiş ya da şartları o vaziyete getirmişsindir.
İşte bu durum; aileyle, kardeşlerle veya diğer insanlarla olan ilişkilerde de aynı şekildedir.
İnsanların üzerine dikine dikine giderseniz, kimse sizi kabul etmez.
O an sussa bile, ileride fırsatını bulduğunda size karşı gelir ve bütün emekleriniz boşa gider.
Bu yüzden en mühimi, aileyle ve çoluk çocukla olan ilişkilerdir.
Çoğu zaman ihvanlar (kardeşler) gelir ve şöyle der: "Benim oğlan ya da kız 14-15 yaşına geldi, çok ters ve aksi biri oldu."
Allah'ın hikmeti; o yaşta insan akil baliğ oluyor, vücudu değişime uğruyor.
Çocukluktan gençliğe geçiş yapıyor.
Aslında eskiden 15 yaşına gelen insan adam olurdu, kadın olurdu, aile geçindirirdi; fakat şimdi öyle değil.
Ancak bedensel gelişim olarak durum hâlâ aynıdır.
Allah'ın hikmeti gereği, kişi akil baliğ olduğu vakit insanda büyük bir değişim yaşanıyor.
Onun için bu döneme çok dikkat etmek lazımdır.
Bazıları çocuğa bakıp, "Nasıl oldu bu, çarpıldı mı, içine cin mi girdi, ne oldu?" diyerek evham yaparlar.
Hâlbuki ortada olağanüstü bir şey yoktur; yalnızca Allah'ın hikmeti gereği bedensel durumu değişmektedir.
Çocukluktan kadınlığa veya erkekliğe adım atmış oluyorlar.
Bu süreci iyi idare etmek ve onlara buna göre davranmak lazımdır.
Öğreneceksin yavaş yavaş.
Ne çok sert çıkışacaksınız ne de tamamen serbest bırakacaksınız.
Bir böyle, bir böyle idare edip o zamanları atlatmalarını sağlayacaksınız.
Allah hayırlı ömürler versin o vakit.
Çünkü en mühim çocuklardır; onlar hem insanın hem de İslam'ın hazinesidir.
Onları ziyan etmemek lazımdır, Allah muhafaza etsin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi vesellem merhametliydi.
Onunla beraber olanlar da merhametliydi.
O bize merhameti ve insanlara nasıl davranacağımızı öğretti; bizim de buna dikkat etmemiz lazımdır.
Allah yardımcımız olsun, çoluk çocuğumuzu muhafaza etsin.
Bütün Müslümanların çocuklarını korusun ve diğer insanlara da hidayet nasip etsin inşaAllah.
2026-02-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٖ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ (2:185)
Mübarek Ramazan ayı, Allah'ın sevdiği aydır.
Tabii onun fazileti büyüktür; yapılan ibadetlerin mükafatı Allah indinde hesapsız verilir.
Hesapsız verilir. Onun için insan ne kadar hayır ve ibadet yapabiliyorsa o kadar yapmalıdır.
Yapamasa bile en azından, "Niyet ettim bütün Ramazan ayını Allah Azze ve Celle'nin istediği gibi geçirmeye" diye niyet etmelidir.
Bizim taksiratımız çoktur. Biz yapabildiğimiz kadar yapalım, Allah niyetimize göre mükafatını versin.
Mühim olan da budur.
Kimi insan çok ibadet eder, kimisi az eder.
Mühim olan, Allah Azze ve Celle'nin rızasını kazanmaktır.
Her işte Allah'ın rızasını kazanmaya niyet edersen, o niyet sayesinde amelin az olsa bile Allah indinde karşılığı tam verilir.
Allah Azze ve Celle Ekremü'l-Ekremîn'dir, yani cömertlerin en cömerdidir; ufak tefek kusurlara bakmaz.
Ama işte bazı hususlara da dikkat etmek lazımdır.
"Oruca ne zaman başlanacak, ne zaman açılacak?" diyerek bazı insanların kafalarını karıştırıyorlar.
Hatta duyduğumuz kadarıyla, "Güneş doğana kadar yenilebilir" diyenler bile var.
"İmsak vakti şuydu, buydu" diyerek kafa karıştırıyorlar. Onun için bu konuya biraz dikkat etmek lazım.
İmsak vaktinden sonra hiçbir şey yenmez.
"Güneş doğana kadar yenir" diyorlar, bazıları bir de âlim diye ortaya çıkıp konuşuyor. Onlar âlim değil, cahildir.
Koca bir Ramazan orucunu beş on dakika için tehlikeye atmaya, bozmaya hiç gerek yoktur.
Allah Azze ve Celle'nin buyruğu bellidir; Allah'ın gösterdiği yola ve sınırlara uyulması lazımdır.
Mühim olan husus budur. Diğer ibadetlerdeki eksiklikler niyetle telafi edilebilir ama bu vakit meselesine çok dikkat etmek gerekir.
Sahur vakti, yani imsak normalde ezana kadardır. Ezandan sonra yenmez. Ancak temkinli olmak adına, yeme içmeyi ezandan 5-10 veya 15 dakika önce bırakmak en iyisidir.
Böylece kendini ve orucunu emniyete almış olursun.
Eskiden vakitleri tayin eden muvakkitler vardı. Muvakkit demek; vakti ayarlayan, hesap eden kişi demektir.
Ne zaman sahur biter, ne zaman imsak olur hesaplarlardı. İmsak demek, o vakitten sonra artık yeme içmenin kesilmesi demektir.
Ezan vakitlerini; sabahı, öğleni, ikindiyi velhasıl hepsini muvakkitler hesaplardı.
Şimdi onlar yok ama artık takvimleri var.
Vakitler ona göre ayarlanmış. Gerçi canlı bir muvakkit olsa daha güzel olurdu ama günümüzde olmadığı için biz takvime tabi oluyoruz inşaAllah.
Ama dediğimiz gibi içini rahat ettirmek isteyenler, temkin payı bırakarak oruca 5-10 dakika önceden niyet etsin ve ondan sonra bir şey yemesin.
Allah rızası için beş dakika erken yemeği bıraksan bir şey kaybetmezsin. Onun için buna dikkat etmek lazımdır.
Geri kalanı da dediğimiz gibidir; vaktine riayet edildikten sonra yapılan bütün ibadetler makbuldür.
Hepsi makbul ibadetler olur ve Allah'ın rızasına nail olursun.
Allah her şey için bir vakit ve zaman tayin etmiştir.
Ramazan'ın vakti var, bayramın vakti var; sabahın, öğlenin bir vakti var.
Örneğin, vakti girmeden sabah namazı kılınmaz.
Öğle namazı da aynı şekildedir. Öğleni vaktinden erken kılamazsın.
İkindi öyle değil. İkindinin asr-ı evvel var, asr-ı sani vakitleri var, biraz erken biraz sonra olabiliyor.
Akşamın vakti de sabittir, onu vaktinden önce kılamazsın.
Yatsının vakti ise geniştir. Yani vakit aralığı içinde kalmak şartıyla biraz erken veya geç kılınabilir.
Ancak genel olarak namaz vakitlerine titizlikle riayet etmek, onları gözetmek lazımdır.
En mühimi de iftar ve sahur vakitlerine çok dikkat etmek gerekir.
Allah kabul etsin, Allah ibadetimizi kabul etsin.
Bilmeden o yanlış sözlere tabi olanlar varsa tövbe istiğfar etsin, Allah affetsin inşaAllah.
2026-02-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُ (40:9)
İyilik yapmak ve kötülükten uzak durmak, mümin için, tarikat ehli için bir vazifedir.
Günahtan, her nevi kötülükten uzak durmak da sevaptır; Allah'ın sevdiği bir şeydir.
İnsanın üzerine Allah'ın rahmeti olur.
Kur'an-ı Azimüşşan'da Allah Azze ve Celle, "Bizi kötülüklerden koru" diye buyuruyor.
Kim kötülüklerden korunursa, Allah'ın rahmetine kavuşmuş olur.
O rahmet ki, insanlar için en kıymetli şeydir.
Kıymetli ama insanlar kıymet bilmiyor.
Kıymetli nedir, iyi nedir, kötü nedir; hiç haberleri yok.
Bu zamanlarda kötüyü iyi, iyiyi kötü biliyorlar.
Eskiden yine kötüyü biraz bilirlerdi.
Ama şimdi tam tersi olmuş; kötülüğü emrediyorlar.
İyilikten menediyorlar.
Halbuki İslam'ın emirleri şöyledir: İyiliği emredin, kötülükten nehyedin, insanları uyarın.
"O kötüdür, bunu yapmayın, etmeyin" diye olması lazım.
Bu zamanda her şey tam tersine dönmüş...
Yani bu yapılan kötülükler ne insanlığa sığar, ne dine sığar, ne de başka bir şeye sığar.
Onun için buna dikkat etmek lazım.
Yine de ne kadar iyilik yapamasan bile, hiç olmazsa kötülüklerden uzak dur, kötülük yapma.
Allah'ın emirlerini yapamıyorsan bile, hiç olmazsa O'nun "kötülükten uzak dur" emrine uysun insan.
Aklına gelsin; bu iyi bir şey değildir.
Böylece kötülükten uzak durunca, Allah Azze ve Celle o rahmetini üzerine koyar.
Ondan sonra iyilik yapmaya başlar, bütün iyilik kapıları açılır.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
İyiliklerle beraber yaşayalım, kötülüklerden uzak duralım.
Kötü insanlara da Allah hidayet versin.
Onlara da iyilik nasip etsin inşaAllah.
2026-02-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Ramazan mübarek olsun, bereketli olsun inşaAllah.
Ramazan'ın girişinde yine insanların kafası biraz karıştı.
Bazıları bir gün önceden Ramazan'a girdi.
Bizim ise inşaAllah bugün birinci günümüz.
Dün bu meseleyi fazla uzatmak istemedik.
Çünkü herkes kendi memleketine göre Ramazan'a girer.
İftarı da bayramı da ona göre yapmak gerekir.
Biz burada, bulunduğumuz yere tabiyiz; bunda bir sorun yok.
Bir de şer’i hükümler var. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Hilali görünce oruç tutun, görmeyince tutmayın," buyurmuş.
Bu nasıl olur? Eğer hava bulutluysa ve ay görünmüyorsa, Şaban ayını 30'a tamamlayın, diyor.
Şer’i hüküm budur; ay 30 güne tamamlanır.
Ama kişi başka memleketteyse, oraya göre tutar.
Yani cemaatle birlikte tutması lazımdır.
Tek başına oruç tutmak veya bozmak doğru değildir.
Allah muhafaza, vebale girer.
Ramazan orucu farz olduğu için, bilerek ihlal edilirse kazası veya kefareti gerekir.
Bu yüzden bulunulan yere tabi olmak lazımdır.
İnsanlar karıştırıp da "Sen tutmadın, biz de tutmayacağız," demesinler diye dün bu konuyu fazla konuşmadık.
Hangi memleketteyseniz orada ay daha sonra veya önce görünebilir; bunu işin ehli olanlar, muvakkitler bilir.
Biz yine aynı şeyi söylüyoruz.
Orucun sakata gelmemesi için; bulunduğun hükümet veya memleket nasıl yapıyorsa ona tabi ol, orucunu ve bayramını ona göre yap.
Hele ki millet oruçluyken, senin bir gün önceden orucunu bozup bayram yapman hiç olmaz.
Sen muhakkak oradaki topluluğa, hangi devletteysen oranın hükmüne tabi ol.
Allah mübarek eylesin, hayırlı olsun.
2026-02-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür Irak; Bağdat, Kerbela, Necef... Hepsini ziyaret etmek nasip oldu.
Allah onlardan razı olsun.
Onların makamları âlî olsun, himmetleri üzerimize olsun.
Bunlar İslam'ın büyükleridir, ümmetin büyükleridir.
Milyonlarca insanı hak yola davet ettiler, çağırdılar; onlara hizmet ettiler.
Onların hizmetleri daimdir, himmetleri daimdir.
"Öldü, bitti" diye bir şey yok.
Ölünce daha kuvvetli olurlar, manevi kuvvetleri daha fazla olur.
Çünkü artık dünyayla hiçbir ilişkileri kalmadı.
Dünyadakileri ahirete hazırlamak için vazifeleri devam eder, durmaz.
Sahifeleri açıktır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurduğu gibi; arkandan sana dua eden, senin ilminden faydalanan insan olduktan sonra senin amel defterin açıktır.
Onun için onların defterleri açıktır, onlar da cömerttirler.
Başkalarının da doğru yola gelmesi için dua ederler, himmet ederler.
Onların türbelerine, mübarek yerlerine rahmet yağmuru hiç eksilmez, kesilmez.
Oraya gidenler Allah rızası için gidiyor.
Allah'tan rahmet, mağfiret ve iyilik istiyorlar.
Onları Allah Azze ve Celle boş çevirmez.
Oraya giden dünya için değil; ahiret için, ahireti mamur olsun diye gidiyor.
Her şeyi isteyebilir.
Allah'a şükür bu yolculuk güzel bir yolculuktu.
Allah rızası için yapılan bir yolculuktu.
Allah'a şükür selametle gidip geldik.
Rahmetle geldik.
Allah'ın hediyeleriyle... Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla, onların yüzü suyu hürmetine boş gelmedik inşallah.
İmanımıza kuvvet olsun, başkalarının da inşaAllah imanına kuvvet olsun.
Bu mübarekler; ta Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) zamanından, daha sonrasında Ehl-i Beyt, alimler, ulemalar ve büyük evliyalar orada çokça bulunmuşlardır.
Halifelik şehri olduğu için, İslam'ın şehirleri olduğu için her taraftan gelip himmet, ilim ve marifet istemişler.
Orası onların mübarek ilmiyle, feyziyle, bereketiyle dolmuş.
Yine de aynı şekilde devam ediyor, Allah'a şükür.
Dışarıdaki manzaralar mühim değil, mühim olan oradaki zatlardır.
Onların himmetleri dünyayı kuşatır.
Dünyalık içinde değil de Allah rızası için olur inşaAllah.
Allah hayırlara vesile etsin.
Onların himmetleri hazır olsun inşaAllah.
2026-02-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلۡفَوَٰحِشَ (6:151)
"Günahlardan elinizden geldiği kadar uzak durun," diyor.
Yanına yaklaşmayın.
Çünkü "Ben kendimi kurtarırım," dersen bulaşabilir o.
Bunu, insanlara imtihan olarak Allah Azze ve Celle emriyle yapıyor.
Ondan uzak duran, Allah'ın sevgili kullarından olur.
Günahlara bulaşan; eğer istiğfar etmezse günahlara daha fazla bulaşır, alışkanlık olur, onu bırakamaz.
Şimdi ahir zamanda olduğumuz için bu kötülükler çok fazla çoğaldı.
Çok kötü oldu yani.
Eskiden Müslüman olmayanlarda bu çok olurdu.
Her türlü kötülük onlarda olurdu.
Şimdi dünyanın her tarafında; Müslüman olan, olmayan... Günahları normal sayıp yapıyorlar.
Onu yaptıkça da batıyorlar.
Bataklıkta olan insan nasıl kendini kurtaramazsa, bu da aynı şekilde.
Onun için bataklığın yanına yaklaşmadan kaçacaksın.
Ona düşersen, ayağın batarsa hemen çek.
Tövbe istiğfar et.
Ondan sonra Allah affeder.
Yok, daha beter yaparsan; ne kadar bulaşırsan o kadar batarsın.
En sonunda kurtulması zor olur.
Onun için insan daimi günah işlese bile... Günahkar insan...
Allah insanları; günah işlesinler, O da affetsin diye yaratmış.
Ama affedilmek aklına gelmeyen insanlar, "Affolunacağım," demeyen insanlar o hale devam ederse, o vakit kendileri mahvolur.
Ahiretleri mahvolur; ilelebet kötü yerde, cehennemde kalırlar.
Allah muhafaza etsin.
Tövbe istiğfar bize büyük bir nimettir; Allah Azze ve Celle'nin verdiği nimetlerin en büyüklerinden.
Tövbe istiğfar...
Ta güneş batıdan doğana kadar tövbe kapısı açıktır.
O'nun merhameti daimdir.
Onun için Allah bizi affetsin.
Allah günahlardan muhafaza etsin, uzak tutsun.
Bizi rahmetine kavuştursun. Kur'an-ı Azimüşşan'da:
وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُ (40:9)
Günahlardan bizi korusun.
O günahlardan korunan insan rahmete, Allah'ın rahmetine kavuşmuş olur.
O rahmet ki günahlardan uzak tutar.
Günah işlese de tövbe eder, Allah affeder.
Allah, bizi affedilen insanlardan eylesin inşaAllah.
2026-02-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ (5:2)
"İyilikte yardımcı olun" diyor Allah Azze ve Celle.
"Kötülüğe yardımcı olmayın."
"Sakın yardımcı olmayın" diyor.
Bu ne manaya geliyor?
Bazı insanlar geliyor;
"Dua et; bizim kardeş, oğul, koca filan..."
"Bunlar kumar oynuyor."
Kumar oynuyor, onun ilacı nedir?
Kumarın ilacı yoktur.
Maalesef, Allah kimseye bulaştırmasın.
O bir bulaştı mı kurtuluş yok ondan.
Ama onun ilacı para vermemek.
"Yok işte ağlıyor, zırlıyor" diyorlar.
Zorla istiyor.
Vermeyeceksin.
Ne yaparsa yapsın, o parayı vermeyeceksin.
Çünkü sen hem haram işlemeye yardımcı oluyorsun,
hem kendi malını götürüyor hem ona günah işlettiriyorsun.
Yani bu büyük bir kötülüktür.
İslam alemini mahvetmişler bu kumar meselesiyle.
Her tarafta bitiyorlar.
Evin içinde, dışında... Şeytan acayip olmuş bu ahir zamanda.
Onun için onun ilacı, dediğimiz gibi, ona para vermemek.
Çünkü para verince sen de o günaha ortak oluyorsun.
Şerik oluyorsun, o günahı yapmasına yardımcı olmuş oluyorsun.
Ondan sonra temiz parayı pis ediyorsun.
Pis para ortalıkta dolaşıyor.
Ondan ona, ondan ona; her taraf haram oluyor, kötü oluyor.
Bu mühim bir şeydir.
İnsan acıyor bazen; acıma.
Günah işleyene acımayacaksın, günah yaptırmayacaksın.
Acıyıp daha fazla günah yaptırmaya gerek yok.
Buna dikkat etmek lazım.
Duayla muayla da olmaz.
Bu öyle bir illettir ki, Allah muhafaza etsin,
her şeyden daha beterdir.
Her şeye tövbe edebiliyor insan ama bu şeye bir bulaştı mı...
Ne mal bırakıyor, ne ev bırakıyor, ne bark bırakıyor; hiçbir şey kalmıyor.
Onun için dikkat etmek lazım.
Yani bu dediğimiz gibi her türlü şeyden daha tehlikeli bir şeydir.
Onun için dikkat etmek lazım, bunu yapanlara yardımcı olmayın.
Bunlar duayla dediğimiz gibi...
Dua milyarda bir tutsa olur ama normalde kumarın hiçbir ilacı yok.
Onun ilacı Kur'an-ı Kerim'de.
وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ (4:5)
"Sefihlere paranızı vermeyin."
Bunlar sefihtir.
Sefih dediği hani, bunlara güvenilmez.
Hiçbir şeyine kefil olunmaz.
Onun için öyledir, Allah'ın emrine karşı gelmeyin.
Allah'ın emrine itaat edin.
Günah işlememesi için yardımcı olun inşaAllah.
Allah kurtarsın.
Allah kimseye bulaştırmasın.
2026-02-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ (37:55)
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ (37:56)
Kur'an-ı Azimüşşan'da kıyamet günü ve ahiret halleri gösteriliyor.
Ne olacağını söylüyor.
Allah Azze ve Celle'nin indinde zaman da mekan da yaratılmıştır.
Onun için Allah Azze ve Celle'ye zaman ve mekan mefhumu yoktur.
O her şeyi gösterir; ne oldu, ne olacak, nasıl gerçekleşecek...
Ahirette cennet ehli cehenneme bakacak ve orada olanları görecek.
Hayattayken arkadaşı olana der ki: "Az kalsın beni de senin gibi cehennemin ortasına düşürecektin."
"Yok, benim düşüncem böyledir, ben doğruyu söylüyorum," derdi.
"Ben doğru yoldayım; sakın ibadet etme, bu gerekmez."
"Sen benimle gel, keyfimize bakalım."
"Başka işimiz olmasın."
"Başka şeylere tapalım, başka şeylerle uğraşalım."
"Allah yolu diye bir şey yok," derler.
Şimdi de böyle, o eski zamanda da aynı şekilde vardı.
Her zaman insan, aynı insandır.
İnsanın nefsi de var, şeytanı da var.
Onun için şimdikiler zannediyorlar ki; biz akıllıyız.
"Atalarımız, dedelerimiz aptaldı; İslam'a hizmet ettiler, İslam yolunda gittiler, çabaladılar."
"Biz daha genciz, okumuşuz."
Okudunuz ama hiçbir şey anladığınız yok zaten.
Bir arkadaş, arkadaşını saptırmak için uğraşır.
Okulda, lisede, üniversitede gençler kendilerini çok akıllı zannediyorlar.
Yanındakilere de tesir ediyorlar çoğu zaman.
Bazıları kurtuluyor; kurtulamayanlar da ahirette işte cehennemin ortasında oluyorlar.
Ondan sonra da işte hüsranla bu ateşte yanıp giderler.
Dünyada istedikleri kadar böbürlensinler, istedikleri kadar övünsünler.
Dünya hayatı bir çırpıda geçip gider.
Geriye, işte ilelebet artık bu cehennemde kalanlar olur.
Onun için insanın düşünmesi lazım.
Allah Azze ve Celle insanı yarattı.
Adem Aleyhisselam'dan şimdiye kadar fıtrat, insanın içinde olanlar aynıdır, değişmez.
İster büyük arabada git ister küçük arabada, ister yürüyerek git ister hiçbir şeyin olmasın.
Yine de insanın içindeki tabiat, meziyet, hırs, kıskançlık falan hep aynıdır, değişmez.
Onun için Allah yolundan ayrılmayın.
Ahirette pişman olmamak, kendini kurtarmak için iyi insanlara tabi ol.
Onlarla beraber ol, onların dedikleri doğrudur.
Seni yoldan çıkaracak olan ötekilerin dediklerinin hiçbiri doğru değildir.
Hiçbirinin faydası yok, zarardan başka bir şey yok.
Allah kötü arkadaşlardan muhafaza etsin.
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor: "Az kalsın ben de gidiyordum, senin gibi olacaktım."
"Allah beni kurtarmasa, senin gibi böyle cehennemin ortasında yanıp kalacaktım."
Allah insanları, bilhassa gençleri muhafaza etsin.
Gençler, büyükler hepsi... Şeytan herkese bulaşabiliyor.
Herkesin ahiretini, akıbetini kötü yapabiliyor.
Allah şerlerden, kötü arkadaşlardan muhafaza etsin.
Allah imanımıza kuvvet versin.
Kimse bizi kötü yola sokamasın inşaAllah.
2026-02-10 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
خُذِ الْحَبَّ مِنَ الْحَبِّ، وَالشَّاةَ مِنَ الْغَنَمِ، وَالْبَعِيرَ مِنَ الْإِبِلِ، وَالْبَقَرَةَ مِنَ الْبَقَرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Zekât alacağın zaman hububattan hububat, koyundan keçiden koyun ve keçi, develerden deve ve sığırdan sığır al."
Böylece zekât bahsine girmiş olduk.
الرِّكَازُ الَّذِي يَنْبُتُ فِي الْأَرْضِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor: "Rikaz, yerden bitendir (çıkarılandır)."
Yani define yahut gömü olunca, bunu bulan kişinin beşte birini zekât olarak vermesi gerekir.
Mesela 100 lira bulsa, 20 lirasını zekât olarak vermelidir.
"Ben bu defineyi buldum, hepsi benimdir, alıp satacağım," diyerek hepsini alamaz.
Bunun zekâtı normal zekâttan fazladır. Normal zekât yüzde iki buçuk iken, bunda yüzde yirmi vermesi gerekir.
الرِّكَازُ الذَّهَبُ وَالْفِضَّةُ الَّتِي خَلَقَهَا اللَّهُ فِي الْأَرْضِ يَوْمَ خُلِقَتْ
Yine Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: Rikaz; define, gömü yahut maden olabilir.
Çünkü bu, Allah'ın yeryüzünü yarattığı ilk günden beri içinde var ettiği altın ve gümüştür.
Maden de aynı şekildedir; çıkarıldıktan sonra yüzde yirmisinin zekât olarak verilmesi gerekir.
الزَّكَاةُ فِي هَذِهِ الْأَرْبَعِ: الْحِنْطَةِ، وَالشَّعِيرِ، وَالزَّبِيبِ، وَالتَّمْرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Şu dört şeyde zekât vardır: Buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma."
الْعَجْمَاءُ جُبَارٌ، وَالْبِئْرُ جُبَارٌ، وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ، وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ
Bu okuduklarımız zekât babıdır, dinliyoruz, Allah kabul etsin. Tabii her şeyin ayrı ayrı zekâtı olduğu için, zekâtı doğru vermek adına bilenlere sormak lazımdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Hayvanın yaralaması hederdir (tazminat gerekmez)."
"Su kuyusuna düşen hederdir."
"Maden kuyusuna düşen hederdir."
Yani buralarda bir yaralanma olursa bunlar heder sayılır, herhangi bir tazminat gerekmez.
"Rikazda, define ve gömüde ise beşte bir zekât vermek vardır."
Daha önce geçtiği gibi, bunlarda oran beşte birdir.
فِي الْإِبِلِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْغَنَمِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبَقَرِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبُرِّ صَدَقَتُهُ. وَمَنْ رَفَعَ دَنَانِيرًا أَوْ دَرَاهِمَ... فَهُوَ كَنْزٌ يُكْوَى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Devede zekât vardır." Devesi olanın, deve sayısına göre zekât vermesi gerekir.
"Koyunda da zekât vardır."
"Sığırda zekât vardır."
"Buğdayda zekât vardır."
Dinar ve gümüş paralarda da zekât vardır.
Her kim malı olup da zekâtını vermez ve Allah yolunda infak etmezse, kıyamet gününde bu mallarla dağlanır.
Zekât da bir borçtur; borcunu ödemeyen kişinin hali budur.
Kıyamet günü, dünyada sakladığı o altınlarla ateş olup dağlanacaktır.
Aldığı ve zekâtını vermediği altın ve gümüş ona fayda etmeyecek, aksine zararına olacaktır.
فِي الْخَيْلِ السَّائِمَةِ فِي كُلِّ فَرَسٍ دِينَارٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Saime olan (merada otlatılan) her at için bir dinar altın zekât vardır."
Yani kendi beslemediği, dışarıda otlattığı atların her biri için bir altın vermesi gerekir.
فِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) yine buyuruyor: "Rikazda, yani define ve gömüde beşte bir zekât vardır."
Bunu tekrar teyit etmiş oldu; oran beşte birdir.
فِي الرِّكَازِ الْعُشْرُ
Bir diğer rivayette Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Rikazda (bazı durumlarda) öşür, yani onda bir zekât vardır."
فِي الْعَسَلِ فِي كُلِّ عَشَرَةِ أَزْقُقٍ زِقٌّ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Balda, her on tulumda (veya ölçekte) bir tulum zekât vardır."
Yani balda da oran, onda bir, yani öşür gibidir.
فِي اللَّبَنِ صَدَقَةٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem), sütün de zekâtı olduğunu buyuruyor.
فِي ثَلَاثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعٌ أَوْ تَبِيعَةٌ، وَفِي الْأَرْبَعِينَ مُسِنَّةٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "30 sığırdan bir tebî veya tebîa (bir yaşında dana veya düve) zekât verilir."
"Her 40 sığırdan da bir müsinne (iki yaşında dişi sığır) verilir."
فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْأَنْهَارُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ عَثَرِيًّا الْعُشْرُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّوَانِي أَوِ النَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Yağmurun, nehirlerin, pınarların suladığı veya ba’lî olan (kökleriyle su alan) arazilerden öşür (onda bir) zekât verilir."
Yani suyu satın almadan, masrafsız sulanan yerlerin onda biri zekât olarak verilir.
"Kovalarla veya hayvanlarla (emek harcanarak) sulananlardan ise yarım öşür (yirmide bir) verilir."
Burada masraf ve emek hesaba katıldığı için, zekât oranı onda bir değil, onun yarısı kadar ödenir.
Allah haccımızı ve zekâtımızı hakkıyla vermeyi nasip etsin.
Borç üzerimizde kalmasın, bol bol verelim.
Allah kabul etsin, nefsin şerrinden muhafaza eylesin.
Nefis tamahkardır; tamah edip de işi ahirete bırakmayalım inşallah.
Fazla fazla verilsin.
Ne kadar fazla verirseniz o kadar iyidir. Zekât farz olduğu için, farzın sevabı nafileden çok daha yüksektir.