السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-06-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ (9:119) Allah Azze ve Celle'nin bize tavsiyesi şudur: Salihlerle, sadıklarla beraber olun. Sadık kimdir? Peygamberlere tâbi olan, onların yolundan gidendir. Onlar, sadıklardır. Peygamber Efendimizin yoldaşı, arkadaşı Hz. Ebubekir'e neden "Sıddık" dendi? Aşırı sadık olduğu için. Bu yüzden, bu yolda ne kadar sadık olursan, Allah da kalbini o kadar açar ve nurlanırsın. İnsanların arasında itibar görürsün. Allah indinde merteben yükselir. Allah Azze ve Celle'nin yanında mertebenin yükselmesi, insan için en mühim şeydir. Dünya mertebeleri dünyada kalır. Dünya mertebesiyle birlikte, Allah'ın izniyle ahiret mertebesinin de yükselmesi lazımdır. Mühim olan odur. Mühim olan dünya değildir. Nitekim ayette buyruluyor: إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ (35:28) Yani, Allah'tan en çok O'nun alim kulları korkar ve Allah'ın emrettiklerini yaparlar. Bu da herkese nasip olmaz; Allah herkese derecesine göre ilim vermiştir. İyi alimler, Allah'ın sevdiği kullarıdır. Onların yolu güzel bir yoldur. İyi alim de vardır, kötü alim de. Allah, iyi bir alime, normal bir insanın yaptığının iki misli sevap verir, ihsan eder. İşte bu yüzden Allah Azze ve Celle'nin yolu; daima iyilik, kazanç ve saadet yoludur. Allah hepimize o yoldan yürümeyi nasip etsin. O yoldan çıkmamayı, o yolda sabit kadem olmayı nasip etsin inşallah. Allah'ın izniyle, inayetiyle ve lütfuyla inşallah. Çünkü insan nefsine uyunca yoldan çıkar. Nefsine ne kadar hakim olursan, o kadar sabit kadem kalırsın. Allah yardımcımız olsun. Allah muhafaza etsin inşallah.

2025-06-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِهِۦ صَفّٗا كَأَنَّهُم بُنۡيَٰنٞ مَّرۡصُوصٞ (61:4) Allah Azze ve Celle, "Yolumda olanlar düzgün olsunlar," diyor. Düzgün olmayan saflar, Allah'ın sevmediği bir şeydir. Allah'ın sevdiği ise, nizam ve intizam içinde olan düzgün müminlerdir. Herkes kendi kafasına göre hareket edince, nizam ve intizam bozuluyor. Karışıklık oluyor. Allah Azze ve Celle daha sonra, onları zorla da olsa nizam ve intizama sokacak birini gönderir. Şeyh Babamız derdi ki, hacda insanlar birbirini ite kaka tavaf eder. Bazıları sabreder, bazıları bağırır çağırır. Halbuki nizam ve intizamla yapsalar, çok güzel olacak. Bir keresinde Şeyh Abdullah Dağıstani'yle beraberken, bir tecelli ve keşif anında bana, "Yukarıya bak," dedi. Baktım ki yukarıda, Kabe'nin tam üzerinde, evliyalar ve melekler aynı tecelli ile tavafa devam ediyor. Orada kat kat tavaf ediyorlar ama o kadar güzel ediyorlar ki... Su gibi akarak, sessizce, tesbihatla zikrediyorlar. Sonra, "Bir de aşağıya bak," dedi. Aşağı bakınca yine aynı manzara; bağırma, çağırma, itiş kakış... İşte bu yüzden Allah Azze ve Celle, insanları yola soksun diye başlarına birilerini gönderiyor. Ama bu gönderilenler insanların hoşuna gitmiyor. Eğer düzgün olsanız, Allah Azze ve Celle o kişiyi göndermezdi. İşte Hac'daki durum bu. Yani insanın nankör olmaması lazım. Nankör insan iyi bir mümin değildir, güzel bir Müslüman olamaz. Allah'ın, Kabe'yi, Mekke'yi, Medine'yi ellerine teslim ettiği o idarecilere biz layık değiliz, çünkü iyilikle yola gelmiyoruz. Onun için o kadar asker, polis koyuyorlar ki insanlar doğru dürüst davransın. Müslümanlar düzgün davransaydı, onlara ihtiyaç olmazdı. Bu kurallar bazı insanların nefsine ağır geliyor. Ağır gelmesin. Senin nefsin daha beterine müstahaktır. İyi ki dövmek yerine, bu insanlar yol gösterip yardımcı oluyorlar. Bu yüzden insan kimsede ayıp kusur aramasın. Kusur ve ayıp bizdedir. Onun için nankörlük yapmamak lazım. Allah Azze ve Celle onları oraya koymuş, sana hizmet ediyorlar. Sen doğru davransan, bencillik yapmayıp "Müslüman kardeşim de benim gibi istifade etsin" diye düşünsen, bu önlemlere hiç ihtiyaç kalmazdı. Ama bu önlemlere ihtiyaç var, çünkü herkes sadece kendini düşününce her şey kaosa dönüyor. İşte bu yüzden, nefsini terbiye etmen için Allah bazı şeyleri hizmetine veriyor, musahhar kılıyor. Bu hizmet de insanların ihtiyacına göre oluyor. Dediğimiz gibi, yukarıda tavaf eden o mübareklere ne polis gerekiyor, ne zabıta, ne de asker. Ama aşağıdakilere her şey gerekiyor. Allah yardım etsin. Allah ıslah eylesin. Çünkü orada kazanılan sevapları, hiç değilse bir kısmını kaybetmeden geri getirmek lazım. Orada çok büyük sevaplar var. Orada yapılan her ibadetin sevabı yüz bin katıdır. Ama orada işlenen günahlar da yine aynı şekildedir. Yani sevabının yarısıyla, hatta az bir kısmıyla bile dönen insan, büyük bir kazançla dönmüş olur. Allah o kazançları elimizden almasın inşallah. Allah bize hikmet ve güzellik versin inşallah.

2025-06-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Elhamdülillah. وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الۡبَيۡتِ مَنِ اسۡتَطَاعَ اِلَيۡهِ سَبِيۡلًا (3:97) Allah Azze ve Celle, gidebilenler için Hacc'ı insanlara emretmiştir. Allah kime fırsat veriyorsa o gidiyor. Gitmek isteyenlere bazen engeller çıksa da, Allah'a şükür, kısmeti olan gidiyor. Onun için, Allah'a şükürler olsun, sonsuz şükürler olsun. Allah'a şükür, yine bu sene nasip oldu. Gidip geldik, akşamleyin vasıl olduk. Allah kabul etsin. Allah hepinizden razı olsun. Allah, gidemeyenlere de nasip etsin inşallah. Çok giden oldu. Niyetleri, Allah'ın emrini yerine getirmekti. İnşallah onların da hacları makbuldür. Çünkü yollarına bir mani çıktı ve haclarını yapamadılar. Onların da ecri büyüktür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sallallahu aleyhi ve sellem yolundan gitmiş oldular. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bir keresinde hacca niyet etmiş, fakat Mekke'ye giremeyince geri dönmüştü. Daha sonra Allah nasip etti. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in o haccı, Hacc-ı Ekber'di. Arafat gününün Cuma'ya denk gelmesi sebebiyle o hac, "Büyük Hac" Hacc-ı Ekber idi. Bu yüzden gidemeyenlere de Allah, muhakkak niyetlerine göre ecirlerini vermiştir. Bizim tekrar gitmemiz de Allah Azze ve Celle'nin takdiridir. Başta bir niyetimiz yoktu ama niyetimiz olmamasına rağmen sonradan nasip oldu ve gittik. Allah'a şükür, bizim bu haccımız artık nafile haccı sayılır. Nasip olunca gidiliyor. Nasip olmayınca ise istediğin kadar uğraş, çabala; olmuyor. Bizim ilk haccımızdan bir sene önce, "hacca gidelim" diye epeyce oraya buraya koşturmuştuk. O sene olmadı, bir sonraki sene oldu. İnşallah nasip olur. Niyeti olanlar için Allah takdir etsin ve tamamına erdirsin inşallah. Bu sene gidip de haccını yapamadan geri döndürülen çok oldu. Giden hacılardan daha fazla sayıda insan geri döndürüldü. Onlar için de Allah Kerim'dir. Allah'ın cömertliği sonsuzdur. İnşallah onların da haccı makbul olmuştur. Allah nimetlerini daim etsin. Şükürler olsun. Buna şükretmek lazım. Büyük bir nimettir, büyük bir fazilettir. O mekânlara gidip Allah Azze ve Celle'nin evini, Peygamber Efendimiz'in civarını ziyaret edip gelmek, dünyadaki en büyük sevaplardan, en büyük lütuflardan birisidir. Onun kıymetini bilmek lazım. Oraya gidip de kıymetini bilmeden dönmek ise güzel olmaz. Allah kıymetini bilenlerden eylesin. Şükürler olsun ki, şükürle nimetler ziyadeleşir.

2025-05-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul

...وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا...
(3:97)
Allah Azze ve Celle, İslam'ın beş rüknünden biri olan Hac ibadetini, gücü yetene farz kılmıştır. Elhamdülillah. Bu mübarek ayette Allah Azze ve Celleşöyle buyurmaktadır:

وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
(22:27)
Hz. İbrahim Aleyhisselam, Allah'ın emriyle Kabe-i Şerif'i inşa ettikten sonra, yine Rabbimizin buyruğuyla Mekke'de ezan okumuştur. Allah Azze ve Celle kendisine "Ezan oku" diye emretmişti. Hz. İbrahim Aleyhisselam da Kabe'nin üzerinden ezan okudu. O sırada orada sadece kendisi ve oğlu Hz. İsmail Aleyhisselam vardı.
Hz. İbrahim Aleyhisselam etrafta kimseyi görmeyince, bu işin hikmetini sordu.
Kıyamete kadar, bu ezanı duyan her kimseye Hac nasip olacaktır.
İşte bu yüzden insanlar ne kadar istese de, nasipleri olmadığı için Hac'ca gidemezler. Nasibi olan kişiye Allah yol açar, hiç beklemediği anda fırsat gelir.
Allah'a şükür, bizim de bu sene böyle bir niyetimiz yoktu. Allah ihvanlarımızdan razı olsun - onlar teklif edince reddetmedik. Bu, Allah'tan gelen bir ikramdır dedik ve o yolculuğa bugün inşallah çıkacağız. Allah tamamına erdirsin.
Bu en güzel yolculuktur. Peygamber Efendimizi ziyaret etmek, Haccı eda edip selametle dönmek...
Allah bu yola çıkan tüm hacılara da kolaylık versin. Hazreti İbrahim'in ezanına icabet edenler haclarını tamamlayıp büyük sevaplarla dönsünler.
Orada çok sevap kazanılır ama dikkatli olmak gerek. Çoğu hacı, Haccını yapmış olsa, sevabını orada bırakıp gelir.
Bunun için çok uyanık olmak lazım. Çünkü orası dünyanın en mukaddes yeri.
Nefsin orada da sana galip gelmesin. Her şeye sabretmek gerek. O sabırla kazanılan sevaplar öyle büyüktür ki, bir 10 günde, 20 günde, ay hatta 40 günde, hayat boyunca kazandığın sevaplardan fazlasını elde edersin. Allah yardım etsin. Allah'a şükürler olsun bu verdiği nimetler için. Allah gitmeyenlere de nasip etsin.

Ve minAllahi't-tevfik, el Fatiha.

Şeyh Mehmed Adil
31 Mayıs 2025/ 4 Zilhicce 1446


2025-05-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَأَنفِقُواْ مِن مَّا رَزَقۡنَٰكُم (63:10) Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor. "Verdiğimiz rızıklardan dağıtın, hayır yapın" diye emrediyor, tavsiye ediyor Allah Azze ve Celle. Mümin dünya için çalışmaz. Onun çalışması, dünya için çalışması ahiret içindir. Dünya için değildir. Yapacağı şeylerde niyeti Allah rızası için olmalı. İsterse bütün dünya onun olsun, bir mani yok bunda. Ama dünya için çalışırsa, bir kuruşu bile ona fayda etmez. Onun için bu mühimdir. Mümin için, Müslüman için bu mühim bir şeydir. Buna riayet etmek lazım gelir. Onu düşünmek lazımdır. Biz bu dünya için mi koşturuyoruz? Ahiretini dünya için feda eden insan ahmaktır diyor Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Yaramazdır diyor. Dünya için değil, ahiret için olsun. Çoluk çocuğa harca, ailene harca, Müslümanlara harca. İstediğin kadar malın olsun, korkma. Ama o yaptığın dünya için oluyorsa, o vakit kork. Bir kuruş bile kazanıyorsan, dünya için koşturuyorsan, o vakit kork. Niyetin şöyle olacak: Benim bu çabalamam, koşturmam, yorulmam dünya için değil; dünyayı ahiret için satacağım. "Ahiretimi dünya için satmayacağım" de. O vakit kazanmış olursun. İşte bunu Müslümanlar fark etmiyor. Sonra dünya kazandıkça memnun oluyorlar. O vakit memnun olsa da, memnun gözükse bile içinden rahat olmuyor. Huzursuz oluyor. Çünkü Allah rızası olmadığı için memnuniyet olmaz, huzur olmaz. Ancak Allah rızası için olunca o mesele (hall)olur. İnsan, dediğimiz gibi, dünyayı ahiret için kullanacak şekilde çalışacak. Çalışsın, koştursun. Tembel Müslüman da makbul bir insan değildir. Çalışan Müslüman makbul insandır. "El mü'minul kaviyyu hayrun minel mü'minid daif" diyor Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Kuvvetli Müslüman, zayıf Müslümandan daha hayırlıdır. Kuvvet her zaman yine paranındır, altınındır, gümüşündür, varlığındır. O Müslüman daha kuvvetlidir. O hayır için olduğu, Allah rızası için olduğu zaman o hayırlı olur. Allah hepimize o idraki versin. Bu durumu ayırt etmek mühimdir. Ayırt eden insan hayrı bulmuş olur. Hayır, Allah'ın rızasıdır. Allah bu hayrı bize daim etsin. Nefsimize uydurmasın.

2025-05-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizeleri çoktur. İman eden kazanır. Mucizeleri ilelebet vardır. Yani kıyamete kadar bu dünyadaki mucizeleri devam eder. Onlardan biri de İstanbul'un fethidir. Peygamber Efendimiz "İstanbul fetholunacaktır" diye bu mübarek sözünü söylediği vakit, o zamanlar İstanbul dünyanın en büyük devleti sayılırdı. Kimse ona yanaşamazdı. İnsanlar, "Bu nasıl mümkün olabilir?" diye merak ettiler. İstanbul'u fethetmel için çok uğraştılar. En sonunda bu fetih Sultan Mehmet Han Hazretlerine nasip oldu. İstanbul'u fethetti. O da Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in övgüsüne nail oldu. Askerleri de, İslam askeri olarak, bu övgüye nail oldu. Ondan sonra kafirlere yol vermediler, İslam diyarına, İslam memleketlerine düşmanların girmesine mani oldular. Bu mucizeler çoktur. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, daha olacak şeyleri de haber verdi. Kıyametten önce olacak şeylerin çoğu hasıl oldu, çoğu ayan beyan ortaya çıktı. Bir kısmı kaldı. Büyük işaretler bunlar. Onlar da ortaya çıkınca artık kıyamet yaklaşmış olacak. Dünyanın ilelebet kalması diye bir şey yoktur. Bu maddi dünyada ebediyet yoktur. Ebediyet ancak ahirettedir. Ahireti kazanan insan, işte o gerçekten kazanmıştır. İşte bu vesileyle, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu güzel sözüne, bu müjdesine nail olmak için, ta Peygamber Efendimizin zamanından sonra her Müslüman o şerefe ulaşmak istedi. Bu uğurda çok şehitler verildi, çok gaziler oldu. Onlar da niyetlerine göre o şerefe nail oldular; Allah Azze ve Celle onlara bunu nasip etti. Allah Azze ve Celle'nin hikmetleri sonsuzdur. Bu şehre de mübarek sahabeler o vesileyle geldiler ve bu şehirde medfun oldular. Mübarek türbeleri oldu. Allah'a şükür, Müslümanlara bereket ve meşale olsun diye. Onların da vazifeleri buydu. Allah'a şükür, onların yattığı bu yerler, etraftaki bölgeler İslam'ın kaleleri oldu. Bu mübarek belde, Allah'ın izniyle İslam'ın başıdır. Hilafet merkezidir. Onun için küfür ne kadar çok olursa olsun kazanamaz. Allah'ın izniyle, Allah ile beraber olanlar, Allah Azze ve Celle ile beraber olanlar, Peygamber Efendimizin yolunda olanlar kazanır. Daima kazanan onlardır. Daima muzaffer olanlar, daima kazananlar, Allah ile beraber olanlardır. Şeytanla beraber olanlar ise daima hüsrandadır. Allah muhafaza etsin. Allah mübarek eylesin. Bu günlerimiz de mübarek günlerdir.

2025-05-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle'ye ne kadar şükretsek azdır. Çünkü şükrettikçe nimetlerini artırır Allah Azze ve Celle. Onun için bu, bize hem şükretmiş oluyorsun hem de maddi menfaat alıyorsun. Allah Azze ve Celle cömertleri sever. Cömertlerin en cömerdi de Allah Azze ve Celle'dir. O'nun, mahlûkat gibi "bitecek, yetecek" diye bir korkusu yok. Her şeyi sonsuzdur. Mülkü sonsuzdur, büyüktür. İnsanın aklı hayali erişmez O'na. Araştırma yapıyorlar; "Şu kadar büyüktür, bu kadar şeydedir" diye uğraşıyorlar. Ama uğraştıkları, yani, nokta kadar bile değil. Nokta kadar olsa, o vakit hududu olur. Allah Azze ve Celle'nin Zâtı'nı düşünmeyin, diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. "Mülkünü düşünün." Azametini düşünün; insanın aklı ne kadarını alabilir ki! Maddi olarak da manevi olarak da O daha, daha büyüktür. İnsanlar kendilerini bir şey zannedip Allah Azze ve Celle karşısında edepsizlik, terbiyesizlik yapıyorlar. Olmayacak şeyler söylüyorlar. "Yok şöyledir, yok böyledir" diyorlar. Yahu sen kimsin? Sen kendi hâline bak ki Allah sana yardım etsin. Allah Azze ve Celle yardım etsin. Hâline şükret ki her şeyin daha fazla, daha bereketli olsun. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Şükürle nimetler hem devam eder hem çoğalır," diyor. Onun için bu insanlar şeytana kanmış, onun yolundan gidiyorlar. Bir sürü sözler söylüyorlar. Kendilerini akıllı zannediyorlar. Yahu, Allah muhafaza etsin, Âdem Aleyhisselam'dan şimdiye kadar senin gibi milyarlarca, trilyonlarca insan gelip geçmiş. Senin gibi düşünenler çok olmuş ama hepsi ne olmuş? Toprak olup gitmiş. Âhirette kazanan, Allah Azze ve Celle ile beraber olan, şükredendir. Onun için Allah'a şükrediyoruz, iman nimetine şükrediyoruz ki daim olsun, çoğalsın inşaAllah. Allah insanlara da hidayet, akıl fikir versin. Yani çoğunluk bir şey söyledi mi o doğru demek değildir. Doğru olan, Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediğidir. Kur'an-ı Kerîm bittikten sonra her defasında "Sadakallahülazîm" deriz. Doğruyu söyleyen Allah'tır. O'ndan başkası yanlıştır, hatalıdır. Kendini doğru zanneden ne kadar insan varsa da hepsi yanlıştır. Allah yanlış yola düşmekten muhafaza etsin.

2025-05-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَٱلۡفَجۡرِ (89:1) وَلَيَالٍ عَشۡرٖ (89:2) Allah Azze ve Celle bu mübarek günlere yemin ediyor. Galiba bu akşam veya yarın akşam, akşam namazıyla beraber o günler giriyor. Tabii takvim bu akşamı gösterse de yine de hilali görmek için aya bakmak lazım. Bu on geceden bahsediliyor. Bu on gece, büyük gecelerdendir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu günlerde oruç tutmanın büyük fazilet olduğunu bildiriyor. Normal günlerde tutulan oruçtan daha faziletlidir. Tabii ki farz olan oruç Ramazan orucudur. Ramazan dışındakilerin hepsi sünnet, nafile oruçlardır. İsteyen tutar, istemeyen tutmaz; ama bu faziletli günlerde oruç tutmak, yapabilen için büyük bir kazanç ve nimettir. Yapamayanı da Allah affetsin. Son olarak, ilk sekiz-dokuz gününü veya en azından Arefe günü olan dokuzuncu günü oruçlu geçirmek iyidir; bunu kaçırmamak lazım. Tabii bu günlerde yapılan hayır hasenat da daha kıymetlidir. Bu mübarek günlerde Arefe Cuma gününe denk gelirse, ertesi gün Kurban Bayramı'nın ilk günü Cumartesi olacağından o sene Hacc-ı Ekber olur. Bu sene nasıl olur bilmiyorum. Hacca gidenler artık oradaki takvime tabi oluyorlar. Onların durumu budur, Allah'ın izniyle ibadetleri kabul olur. Hacc-ı Ekber'in yetmiş hac sevabı olduğu söylenir. Tabii ama şimdi, hele bu devirde insan bir kere bile hac yapabilse, öpüp başına koysun derler ya. Hakikaten de öyle, çünkü hacca gitmek çok zorlaştı. Allah ömür verirse insan hacca gitmeye yetişir. Vermezse, kura sırası gelene kadar çoktan ahirete irtihal etmiş olabilir. Ama niyet varsa, Allah niyetine göre onun da haccını kabul etmiş sayar. Çünkü dediğimiz gibi, bu kolay bir mesele değil. Her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu da tabii Allah Azze ve Celle'nin bir hikmetidir. Eskiden altı ayda giderlerdi; bazıları ta nerelerden bir senede gelirlerdi. Hac yolculuğu altı ay, bir sene, yahut en azından kırk gün, iki ay falan sürerdi. Yol zordu, ama oraya varınca rahat ederlerdi; şimdi ise tersi oldu. Bu da gösteriyor ki, hac meşakkatli bir ibadettir. Kolay bir ibadet değildir. İstediğin kadar lüks imkanlarla git, yine de bir sıkıntısı olur. O sıkıntı da mümin için faydalıdır; mümine ecir ve sevaptır. Çektiği sıkıntıya değer. Onun için bu durumu yadırgamamak lazım. Hacca giden insan sabredecek. Kendi halinde olup, başkasına eziyet vermeden haccını yapıp dönene ne mutlu! Bu çok güzel bir şeydir. Çünkü Allah Azze ve Celle, "Hacda kavga etmeyin, münakaşa yapmayın" buyuruyor. Bu konuda çok uyarılar var. Hele bizim bazı aklıevvel, en çok da Türk hacılarımız, gidip orada siyaset konuşur, onu bunu konuşur. Yahu, sen zaten oraya zor bela gitmişsin. Sana ne siyasetten? Sil kafandan bu siyaset, politika meselelerini. Allah'a yalvar, o üç beş gün orada dünyadan kop. Kim ne yapmış, ne etmiş, hiç bakma. Dünya zaten olduğu gibi devam ediyor. Dünya hiçbir zaman cennet olmamıştır. Cennet, Allah Azze ve Celle'nin yolunda olanlarındır; o cennet onlarındır. Onlar için dünyada da cennet vardır, ahirette de. Yoksa dünyaya dalarak hacda "şu parti, bu adam şöyle yaptı, böyle yaptı" demek... Bırak bunları. Bu senin vazifen değil. Hacda sen kendin sağlam duracaksın. Kendine odaklan, dünyayı unut. Oradaki maneviyata bak. Namazını kıl. Çarşı pazara gerek yok; zaten artık her yerde çarşı pazar aynı. Orada burada dolaşmaya hiç gerek yok. Yapabildiğin kadar ibadetlerini Mescid-i Haram'da, Kâbe'nin etrafında yap; yahut Mescid-i Nebevî'de, Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem mescidinde yap. Oturup otelde, "Yok efendim, bu otele çok para verdik, otelimiz tam Kâbe'nin hizasında, imamla beraber odamızdan namaza tâbi oluyoruz" demeye gerek yok. Oluyorsan Allah kabul etsin. Ama daha hayırlısı, gidip orada Kâbe'nin yanında – tabii artık Kâbe'nin çok yakınına bırakmıyorlar ama – aynı hizada, yukarıda veya aşağıda bir yerde durup namazını, ibadetini yapmaktır. İnşallah Allah kabul eder. Allah gitmek isteyen herkese nasip etsin. Niyet edenlere de niyetlerine göre ecir versin inşallah.

2025-05-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Mevlana Hazretleri'nin ne kadar güzel sözleri var, maşallah! Allah Azze ve Celle, her insanın her türlü ihtiyacını Mevlana'nın kalbine öyle bir ilham etmiş ki, O da bunları dile getirmiş. Maşallah, her satırında, her kelimesinde büyük hikmetler dolu. "İmkansız dediğin şey olur" diyor. "Geçmez dediğin zaman da geçer" diyor. Ne güzel bir söz. İnsanlar sanır ki her şey hep böyle ilelebet gidecek. Oysa bir dakika, bir saniye sonra ne olacağı belli değil. Bu dünya tamamen ihtimaller üzerine kurulu. İhtimaller üzerine kurulu; "hiçbir şey olmaz" diyemezsin. Her şey mümkün. Hiçbir şeyin garantisi yok yani. Her şey değişebilir. Bu kâinatta değişmeyen tek şey Allah Azze ve Celle'dir. O'na hiçbir şey tesir etmez. O'nun dışında her şey değişir, her şey başka bir hale dönüşür. İnsanlar sanıyor ki yaşadıkları, yaptıkları şeylerle kendilerini garanti altına alıyorlar, başlarına bir şey gelmesin diye. Bu, akılsızlıktır, ahmaklıktır. Garanti altında olmak için sen Allah Azze ve Celle ile beraber ol. Allah'ın emrettiğini yaparsan işte o zaman kendini garanti altına alırsın. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbetini kalbinden çıkarma. O'na hürmet gösterirsen, işte o zaman garanti altında olursun. Her şey, her dua hakkında şöyle der bir şiir: "Dua ya kabul olur ya olmaz, ikisinin arasındadır." Dua edersin; ya kabul olur ya olmaz. Ama Peygamber Efendimiz için durum farklı. Bütün ibadetler böyle: "Beyne'l-ahz ve'r-red" der. Ya kabul edilir ya reddedilir. Ancak Peygamber Efendimiz'e salât-u selam getirmek müstesna; onu Allah Azze ve Celle muhakkak kabul eder. Nasıl dersen de, onu mutlaka kabul eder. İşte bu yüzden, garantili olan tek şey budur. Tabii şeytan da bunu istemiyor. Müslüman görünen kişilere, "Sen şirk yaptın, sen bid'at işledin" diyerek insanları bu yoldan saptırıyor. İşte bu yüzden diyoruz, hiçbir şeyin garantisi yok. Tek garanti, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sevgisi, muhabbetidir. O'na tazim etmeyi Allah Azze ve Celle reddetmez. Başka her şeyi reddedebilir, bu bir ihtimaldir. Ama asla geri çevrilmeyen şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e yapılan tazim ve getirilen salavattır. Onun için, her zaman Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e tazim etmek, Allah'ın izniyle bizim garantimizdir. Allah muhabbetini ziyade etsin. İnsanlara da bunu idrak ettirsin. Çünkü çok sersem insanlar da çıkmış; genç yaşlı demeden, acayip acayip fikirlerle "Biz şunu kabul ederiz, bunu etmeyiz" diye ortalıkta dolaşıyorlar. Bu, şeytanın fitnesidir. Allah muhafaza etsin.

2025-05-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle buyuruyor: إِنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةٞۚ (64:15) Allah Azze ve Celle, "Malınız mülkünüz, çoluğunuz çocuğunuz size imtihandır," diyor. Onlar emanettir. Onların Allah yolunda olmaları için uğraşın. Onları Allah yolunda büyütün. Allah'ın sevdiği kullardan olmaları için uğraşın. Çocuklarınızın, ailenizin Allah yolunda olması fedakârlık ister. Nefsini yenip Allah'ın dediğini yapmak lazım. Allah'ın sevdiği şeyleri yapmak lazım. Allah Azze ve Celle'nin en sevdiği insanlar, genç olup Allah yolunda olanlardır. Allah Azze ve Celle onları sever. Onları sevdiği vakit, bu ikram ailelerine de, onları yetiştirenlere de olur. Hem de bu ikram daima olur. Onlardan sonra gelen salih ameller, amel defterlerine yazılır ve kendilerine de fayda eder. İnsanoğlu öldüğü vakit amel defteri kapanır. Üç şey hariç, insan bir daha sevap alamaz. Birincisi, hayırlı evlat yetiştirmektir; o evladın amellerinden kendisi de sevap kazanır. Bir diğeri, ilim öğretmektir; o ilim devam ettiği müddetçe, öğreten de onun sevabından alır. Bir de sadaka-i cariyedir; cami, çeşme gibi hayırlı işler yapar, bunların sevabı devam eder. En mühimi de hayırlı evlat yetiştirmektir; bunun hem kendisine faydası olur hem de ahiretine. Hayırlı evlat, hem dünyada yaşarken faydalıdır hem de siz öldükten sonra faydası devam eder. Buna dikkat etmek lazım; zira ahir zamanda yaşadığımız için şeytan ve onunla beraber olan insanlar musallat olmuşlardır. Rahat bırakmıyorlar. Zaten çocuğun nefsi ve istedikleri vardır; şeytan ve avenesi bunları yapsın diye ona yardım ederler. Allah yolundan uzaklaşsın diye ona yardım ederler. İşte çocuklar serbest bırakılınca, sonra "Benim oğlum böyle oldu, kızım şöyle oldu," diye yakınılır. Yahut fazla baskı yapılırsa, o da başka türlü olur, daha ters teper. Hayrul umuri evsatuhâ. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur. Orta yolda gitmek lazım. Fazla baskı da olmaz. İyilikle yaklaşmak gerekir. Fazla serbest bırakmak da olmaz; o zaman da çocuk nefsine musallat olur. Onu nefsinden kurtarmak lazım. Her şeyi usulünce, adabınca, İslam'ın öğrettiği, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği gibi yetiştirmek lazım ki dengeli olsun, kendini bilsin. Kendini bilen, Allah Azze ve Celle'yi bilir. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri, "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbeh," der. Kendini bilen, Allah Azze ve Celle'yi bilir. Kendini bilmeyen ise hiçbir şey bilmez. Bütün diplomalar fayda etmez, hiçbir işe yaramaz. İnsan, "Şu kadar yüksek okudum, bu kadar alçak okudum," diye övünürse; Allah Azze ve Celle'yi bilmedikten sonra hiçbir şey bilmemiş, hayatını boşuna harcamış, eziyet çekmiş demektir. Allah muhafaza etsin. Allah, çoluğumuzu çocuğumuzu, hepimizi nefsin ve şeytanın şerrinden korusun.