السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ (2:82)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; iman edip iyi işler, hayırlar yapan insanlar cennette ilelebet kalacaklardır.
Cennet nedir?
Bu zamanın insanının aklının almayacağı; ne akıldan geçen, ne görülmüş ne de duyulmuş bir yerdir.
Cennetin hali işte budur.
İnsanlar dünya haline benzetip de "Orada ne yapacağız, ne edeceğiz?" diye düşünüyorlar. Çoğu zaman akıllarına "Acaba ne yapacağız?" sorusu geliyor.
Allah Azze ve Celle cennet için "Dârüsselâm" ve "Dârüssürûr" buyuruyor.
Orası güzellik yurdudur, kavga kıyametin olmadığı bir yerdir.
O cennete girmeden önce, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin Havz-ı Kevser'inden içen insanın içinde dünyadaki o kötü hallerden hiçbir şey kalmaz.
Ne kıskançlık, ne kötü niyet, ne arsızlık, ne de yüzsüzlük kalır; o vakit insanın içinde kötü huylardan hiçbir eser kalmaz.
Cennete o halde giren kişi, oradaki insanlarla güzelce geçinir.
Onların davranışlarından dolayı kendisine hiçbir huzursuzluk gelmez.
O insanlara hiçbir kötülük dokunmaz ve onlar cennette ilelebet yaşarlar.
Orada ne korku, ne endişe, ne üzüntü ne de can sıkıntısı diye bir şey vardır.
Cennet budur.
İnsanlar dünyada cenneti arıyor; cenneti burada aramayın.
Burası imtihan yeridir.
Allah size dünyada da saadet verebilir.
O da yine Allah'ın takdiri ve lütfuyla olur.
Ama ne kadar güzel olursa olsun, dünya yine de cennetle mukayese edilemez.
Asla kıyaslanacak bir şey değildir.
İnsanın dünyada hanımı, çoluk çocuğu, etrafı iyi insanlar olunca, o da cennetin bir parçası gibi olur.
İtaat eden bir hanım, salih çocuklar ve etrafındaki iyi insanlar da cennetin birer yansımasıdır, Allah'ın lütfudur.
Yok, eğer hanım kötüyse, itaat etmiyorsa, dinle imanla alakası yoksa ve çocuklar da aynı şekildeyse, onlar da dünyadaki cehennemin bir parçasıdır.
Onun için Allah muhafaza etsin.
Şimdi bu dünyada yaşıyoruz, ahir zamanın öyle bir halinin içindeyiz ki herkesi aynı kalıba sokmuşlar.
Sen dünyanın bir ucunda olsan da, öteki ucundaki insanla seni aynı düşünce yapısına sokmuşlar.
Filmlerle, yazılarla ve daha nicesiyle herkesi aynılaştırdılar; herkes aynı şeyi yiyecek, aynı şeyi okuyacak, aynı şekilde yaşayacak.
Ahiret için de aynı şekilde, "Orada ne yapacağız, ne edeceğiz?" diye düşünüyorlar.
İslam'da böyle bir düşünce yolu yoktur.
Herkesin kendi fikri, kendi tefekkürü olması ve herkesin Allah Azze ve Celle'ye yönelmesi gerekir.
Bu dünya nimetleri, ahireti mamur etmek için birer vesile ve araç olarak kullanılmalıdır.
Bunlar ise dünyayı sadece dünya için mamur etmek istiyorlar.
Bu yüzden onların çabaları boşa çıkar.
Ne elde ederlerse etsinler, ne yaparlarsa yapsınlar yine de tatmin olmaz, memnun kalmazlar.
Fakat Müslüman bir insan, Allah'ın izniyle dünyada da mutlu olur, ahirette de.
Allah bize iki cihanın da cennetini yaşatsın inşallah.
İyi insanlarla beraber olduktan sonra, Allah'ın izniyle devamlı cennettesin demektir.
Hem dünyada cenneti yaşarsın, hem ahirette.
Bu meclisler cennet meclisleridir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah yolunda olan insanların meclislerinin cennet bahçelerinden olduğunu buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir cennet bahçesine rastladığınızda oraya girin, nasibinizi alın ve huzur bulun."
"O neresi?" diye sormuşlar.
İşte ilim meclisleri, sohbet meclisleri ve Allah yolundaki insanların toplandığı yerler dünyadaki cennet bahçeleridir.
Allah bu cennet meclislerimizi çoğaltsın inşaAllah.
İnsanlar dünyadaki bu cennetlere gelsinler; zira burası ahiretteki cennete bir köprüdür.
İnşaAllah Allah hepimize kuvvet versin.
Allah'ın izniyle cennette de hep beraber olacağız, buna hiç şüphe yok.
Allah Azze ve Celle bir hadis-i kudside Peygamber efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıtasıyla şöyle buyuruyor: "Ben, kulum beni nasıl düşünüyorsa öyleyim."
Biz de hep Allah'ın bizi cennete koyacağını umut düşünüyoruz.
Allah Azze ve Celle bizi reddetmez.
Çünkü O, cömertlerin en cömertidir.
2026-03-13 - Lefke
Allah'a şükür yine bu mübarek günlerdeyiz; Ramazan'ın son günlerindeyiz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an-ı Azîmüşşan'ın indiği o mübarek gecenin en çok bu günlerde olduğunu buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bunun ekseriyetle yirmisinden sonraki son on günde olduğunu belirtiyor.
Özellikle tekli gecelerde daha çok rastlanabileceğini söylüyor.
Allah'ın hikmeti ki bu Kadir Gecesi'ni gizlemiştir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: İnsanlar Kadir Gecesi'ni kesin olarak bilselerdi, sadece o gece ibadet eder, başka ibadet yapmazlardı.
Bu sebeple Kadir Gecesi, bütün bir senenin herhangi bir gününde veya gecesinde olabilir.
Ama ekseriyetle Ramazan ayında ve Ramazan'ın son on günündedir.
Onun için son on günde itikafa girilir, ibadetler daha da artırılır.
Ramazan'ın bereketi, o son on günde daha fazladır.
Zekâtını veya fitresini vermeyenler, bu ibadetlerini o on günde tamamlarlar.
Böylece sevabını da daha fazla almış olurlar.
Günler boş geçmesin diye, "Her geceyi Kadir bil," demişler büyüklerimiz.
"Her insanı da Hızır bil, Hızır Aleyhisselam olarak gör," demişler.
Çünkü o da gizlidir ve insana değişik şekillerde gelebilir.
İnsan bilmeden birine hürmetsizlik veya edepsizlik yapmasın diye, ne kadar zor olsa da tahammül edip insanlara hürmet etmelidir; bu, Allah rızası için olunca Allah katında makbul olur.
Kadir Gecesi de aynı şekildedir.
Kadir Suresi'nde de belirtildiği gibi, Kur'an-ı Azîmüşşan o gecede indirilmiştir.
Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem o gecede inmiştir.
Şüphesiz ki Kur'an-ı Azîmüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kadim kelamıdır.
O kelam, Allah'ın hikmetiyle bölüm bölüm indirilmiştir.
Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem inmesi yirmi üç senede tamamlanmıştır.
Fakat Kur'an'ın bütün tecellisi, Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem o gece indirilmiştir.
Ondan sonra da peyderpey arkası gelmiştir; ta ki bütün din, yani İslam tamamlansın.
Allah Azze ve Celle'nin dini olan İslam tamamlanmış ve ondan başka bir din olmadığı ilan edilmiştir.
Zaten Âdem Aleyhisselam'dan beri tek din İslam'dır.
Günümüzde bazen bu bilgisiz insanlar "dinler arası diyalog" diyorlar.
Hristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık; aslında hepsinin özü tek bir dindir, yani diyalog diye bir şey yoktur.
Tüm peygamberlerin semavi dini İslam'dır.
Allah Azze ve Celle "İnneddine indallahil-İslam" (3:19) buyuruyor; İslam'dan başka din yoktur.
Allah Azze ve Celle, din tamamlansın diye peygamberleri peyderpey göndermiştir.
Hepsi aynı hakikati söylemiştir.
Çünkü menba birdir, farklılık yoktur; başka bir din de yoktur.
Diğer inanışlar zaten hak din değildir; kendilerini tatmin etmek için kendi kafalarına göre uydurdukları şeylerdir.
Çünkü Allah Azze ve Celle, insanı kul olarak ve Rabbini bilsin diye yaratmıştır.
Hakiki din üzere olanlar Rablerini bilirler.
Dini olmayanlar ise başka şeylere yönelmektedirler.
"Başka şeylere tapalım; puta, taşa, heykele, böceğe, hayvana tapalım" diye uğraşırlar.
Onun için hak din, muhakkak Allah'ın insanlara lütfettiği bir hakikattir.
İnsanların o dini bulmaları ve kabul etmeleri lazımdır.
Günümüzde "çok akıllıyız" diye geçinen milletler var; başkalarını beğenmezler ama kendileri de acayip haller içindedirler.
Yani içinde bulundukları durum, akıllı insan halleri değildir.
Akıllı insan; Allah Azze ve Celle'ye yönelir, O'nu tanır, O'na ibadet eder ve O'nun emirlerini yerine getirir.
Allah'a şükür, bu mübarek Ramazan ayı çok bereketlidir.
Pek çok mucize bu ayda gerçekleşmiştir.
En büyük mucize de şüphesiz Kur'an-ı Azîmüşşan'dır.
Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem en büyük mucizesi odur.
Allah Azze ve Celle'nin kelamı, hak kelam olan Kur'an-ı Azîmüşşan bu ayda indirilmiştir.
Allah, onun bereketini üzerimizden eksik etmesin.
Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem buyurduğu gibi: Kim Ramazan'da bir oruçluya helal malından iftar ettirirse, Allah ve melekleri ona ikramda bulunur.
Kadir Gecesi'nde de Cebrail Aleyhisselam, Allah Azze ve Celle'den onun affını diler ve ibadetlerinin kabul olduğu müjdesini verir.
İnşaAllah Allah, bizleri de onlardan eylesin.
2026-03-12 - Lefke
لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا (9:40)
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da bildiriyor. Hazreti Ebubekir, hicret yolundayken, mağarada darda kaldıklarında ve yakalanacaklarını düşündüklerinde kaygılanmış.
Tabii kendisi için değil, "Peygamber Efendimize ne olacak?" diye.
Peygamber Efendimiz demiş ki: "Sen hüzünlenme, kaygılanma, Allah Azze ve Celle bizimledir."
Allah insanla beraber olduktan sonra, mümin bunu bildikten sonra ona hüzün, gam ve kasvet tesir etmez.
Tabii bu tür hisler gelebilir ama insanın hemen Allah'a yönelmesi lazım.
Bu güzel bir söz. Kur'an-ı Azimüşşan baştan sona güzeldir; her şeyin iyisini de kötüsünü de gösteriyor.
Peygamber Efendimizin o güzel yolu, bizim için saadettir, iyiliktir.
Ahir zamanda yaşadığımız için etrafımızda her türlü zulüm ve kötülük var. Her tarafta var ve herkesin başına gelebiliyor.
Onun için şunu düşünmek lazım: Allah bizimledir ve Allah bizimle olduktan sonra hiçbir şey sana tesir edemez.
Hazreti Bilal-i Habeşi, o yakıcı güneşte, kavurucu sıcakta, sırtına koca taşlar koymalarına rağmen hiçbir taviz vermeden "Allah Ehad" diyordu, "Allah tektir, Allah tektir" derdi.
Çektiği o eziyetler onun gözünde hiçbir şeydi.
Ona hiçbir tesiri olmazdı.
O Allah ile beraber olduğu için bu eziyetler ona tesir etmezdi. Ona asıl tesir eden şey, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ayrılığı oldu.
Çünkü Allah Azze ve Celle, ona sevdiği kulunun yanında olmayı nasip etti.
Bu yüzden Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in irtihalinden sonra Medine'de duramadı ve Şam'a gitti.
Ve Şam'da vefat etti.
Yani dünyada mümine asıl tesir edecek şey iman meseleleridir.
İmana bir zarar gelmediği sürece gerisi mühim değil. Allah korusun, imanımızı muhafaza edelim inşaAllah.
Günümüzde her türlü zulüm var.
Müslüman geçinenler bile kafirden beter zulmediyor insanlara.
Kafirin ne yapacağı zaten bellidir.
Peki bizim yapacağımız nedir?
Bizim yapacağımız Allah'a sığınmak ve O'nunla beraber olmaktır; çünkü Allah galiptir.
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰ أَمْرِهِ (12:21)
"La galibe illAllah."
Allah'la beraber olduktan sonra, Allah'ın izniyle hiç kimse sana dokunamaz ve sana eziyet edemez.
وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ (40:44)
Bu da Hazreti Yakup Aleyhisselam'ın söylediği bir sözdür.
Onun için bu zor zamanlarda Allah'la beraber olduktan ve bu sahabeleri, peygamberleri hatırladıktan sonra bizim çektiğimiz sıkıntılar hiçbir şeydir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "En çok eziyet çeken peygamber benim" buyuruyor.
O, bütün bu sıkıntıları Allah rızası için ve ümmeti için çekmiştir.
Bu yüzden, sen O'nun ümmetinden olmakla zaten en büyük nimete kavuşmuşsun.
Allah muhafaza etsin, bizi ağır imtihanlardan geçirmesin.
Çünkü imtihan kolay değildir.
Bazı insanlar bilmeden imtihan ister veya zorluk talep eder. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Sakın bunu istemeyin" diyor.
Meşayıhımız da imtihanın zor olduğunu söyler.
İmtihan öyle kolay bir şey değildir.
Onun için biz imtihana dayanamayız; siz Allah'ın ihsanını isteyin.
Allah Azze ve Celle'nin kullarına muamelesi iki türlüdür: Biri ihsan, diğeri imtihandır.
Onun için kendinize daima ihsanı isteyin, Allah Azze ve Celle'nin ihsanını talep edin.
Allah inşallah hepimize kendi ihsanından nasip etsin.
Bu mübarek Ramazan ayı hürmetine, kötü insanları da bizden uzak tutsun, onlarla imtihan olmayalım.
Şerleri kendi aleyhlerine dönsün inşaAllah.
Çünkü etrafta şerli insan çok; insanlara eziyet etmek isteyen pek çok kimse var.
Madem öyle, o insanların eziyetleri kendilerini bulsun.
Biz başka bir şey istemiyoruz, biz sadece Allah'tan rahmet ve merhamet istiyoruz.
Allah'ın bereketini istiyoruz inşaAllah.
2026-03-11 - Lefke
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوۡلَىٰنَاۚ (9:51)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: Bize, Allah'ın yazdığından, ezelden takdir ettiğinden başka hiçbir şey olmaz.
Onun için şimdiki vaziyette, bu halde insanlar "ne olacak, ne kalacak" diye telaşa düştü.
Her şey Allah'ın istediği gibi olacak.
Başka bir şey olmaz.
O'nun istemediği hiçbir şey olmaz.
Onun için Allah'a tevekkül edeceksiniz.
Başka kaçacak yer yok.
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ (50:51)
"Ne yapacaksınız?" Allah Azze ve Celle, "Allah'a kaçın." diyor.
Allah'a sığının.
Başka sığınılacak hiçbir yer yok.
İşte dünya hali allak bullak, ne olacağı belli değil; millet "ne yapacağız" diye telaş ediyor.
Hiç telaş etmeyin.
Allah'la beraber olan telaş etmez.
Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz.
Başka bir şey değil.
Nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmeyenler telaş etsin.
Bizim telaşımız yok Allah'ın izniyle.
Allah rızkımızı ne kadar verdiyse, nerede takdir ettiyse her şey O'nun elindedir.
Bizim vazifemiz O'na tevekkül edip işimize, ibadetimize, ailemize, çevremize ve insanlara hizmet etmeye devam etmektir.
Yaptığımız işler Allah rızası için olsun ki boşuna gitmesin.
O vakit ne çekilen eziyet boşa gider ne de yapılan iyilik.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Müminin hali ne güzeldir." diyor.
Durumu iyi de olsa kazançlıdır, sıkıntılı da olsa yine kazançlıdır.
Yani boşa giden, kötüye giden hiçbir şey yoktur.
Yapmamız gereken en mühim şey; Allah Azze ve Celle'ye sığınmak, O'na güvenmek ve O'na tevekkül etmektir.
Bu da iman şartlarından biridir.
Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi... ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ.
Her şeyin Allah'tan olduğuna; hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine inanmak lazım.
Böylece bunun ecrini alırsın.
Öteki türlü imansızlık olur. Şimdi millet bir halt ediyormuş gibi "Ben inanmıyorum, etmiyorum." diyor. İnanmazsan, çekersin.
Bunun sıkıntısını hem burada çekeceksin hem de ahirette daha beter çekeceksin.
Bugünlerde yeni yeni adetler çıkıyor; çoluk çocuk arkadaşına inanıyor ama babasına, dedesine, hocasına inanmıyor.
Ondan sonra da ne yapacağını şaşırıyor.
Onun için kötü yola düşmeyin, kötü düşünmeyin.
Allah Azze ve Celle herkesin rızkını, her şeyi, herkesin yaşayacağı zamanı belirlemiş.
O olacaktır.
Onun için nefsinize uymayın.
Nefsinizi kötülükten ve haramdan muhafaza edin.
Kendinizi her türlü kötülükten ve kötü yerlerden muhafaza edin.
Allah'a tevekkül edin.
Zaten dünya hali belli.
Dünyanın iyileşeceğine dair bir durum yok.
Günden güne daha da kötüye gidiyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "En hayırlı zaman, benim zamanımdır."
"Ondan sonra halifeler dönemi, ondan sonra da..." yani kendisinden iki yüz sene sonrasını kastederek, "her gelen gün bir öncekinden daha kötü olacak." der Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Şimdi bozulma daha da hızlandı; her gün bir öncekinden daha kötü.
Onun için bu dünyada rahat edeceğiz diye ümit etmeyin.
Ümidiniz ahiret olsun.
O vakit Allah size dünyada da rahatlık verir, ahirette de rahatlık verir.
Allah muhafaza etsin hepinizi inşaAllah.
Güzel günler de gelecek.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği Mehdi Aleyhisselam günleri gelecek; o da Asr-ı Saadet gibi kısa bir müddet olacak.
Ondan sonra o da geçecek.
Dünyada hiçbir şey baki değildir.
Beka ahirettedir, devamlılık ahirettedir.
Dünyada her şey muvakkattir, geçicidir.
Allah muhafaza etsin.
2026-03-10 - Lefke
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ (27:3)
Allah Azze ve Celle iman edenleri, namaz kılıp zekâtlarını verenleri methediyor, onlara ihsanda bulunuyor.
Zekât tabii ki seneden seneye verilmesi gereken bir şeydir; Allah Azze ve Celle'ye olan bir borçtur.
Borçtan kaçmak olmaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "İnsan borç alıp da vermemek niyetiyle alırsa zaten hiç ödeyemez; ancak geri ödeme niyetiyle alırsa, ödemesi kolay olur." buyuruyor.
Onun için bu, Allah Azze ve Celle'ye olan bir borçtur.
Bunu ödemek mümin için kolay olmalıdır, zor gelmemelidir.
Zekât ve sadaka vermekle para ve mal eksilmez.
Sakın öyle zannetmeyin; "Benim param azdır, verirsem azalacak" derseniz, biliniz ki hiç azalmaz.
Verirseniz azalmaz, asıl vermezseniz o vakit azalır.
Onun için zekât meselesi, İslam'ın esaslarındandır, rükünlerindendir.
Bunu yerine getirmeyen büyük günaha girmiş olur ve zararı da ancak kendisine dokunur.
Çünkü Müslümanlar günümüzde bunu vermiyorlar, çoğu zekât falan vermiyor.
Zaten kimsede namaz niyaz da yok. Onu da geçtik, namaz kılanlar bile zekâtlarını vermiyor, çoğu vermiyor.
Hile yapar, şunu yapar, bunu yapar; yahut zekât vermek hiç aklına bile gelmez.
Bu yüzden zekâtını vermez ve bir şey kazandığını zanneder.
Hâlbuki neler kaybettiğinden haberi yoktur.
Hem maddi kaybı vardır hem de manevi; yani her ikisi de mevcuttur.
Sırf "kâr ettim" zannedip de sevinen adam, aslında kendini kandırmış ve akılsızlık etmiş olur.
Onun için zekâtı, sevabının daha fazla olmasından dolayı Ramazan ayında vermek daha iyidir.
Böylece insan zamanını da kaçırmamış olur, Ramazan'dan Ramazan'a verir.
Çünkü zekâtın müddeti bir sene olmalıdır, üzerinden bir sene geçmesi gerekir.
Peki, bir sene geçmeden nasıl olur?
O da olur; insan öteki zekâtıyla beraber verebilir.
"Ben onu zekâtım olarak şimdiden veriyorum" diyerek peşin verse, o da kabul olur.
Çünkü seneye yaşayıp yaşamayacağımız belli değildir.
Bir de vakti gelmişken onu vermek çok iyi olur.
Tabii her şeyin zekâtı farklıdır.
En mühimi para, altın gibi birikimlerdir ve bunların zekât oranı bellidir; yüzde iki buçuktur.
Ekin, hayvan ve benzeri malların ise farklı hesapları vardır.
İnsanın onlara göre bir hesap yapıp zekâtını vermesi, borçtan kurtulması manasına gelir ve kişiyi rahatlatır.
Allah size razı olarak bakar.
"Kulum zekâtını vermiş, verdiğim emri yerine getirmiş ve beni hoşnut etmiş" diyerek Allah Azze ve Celle o insana sevinerek nazar eder.
Onun için zekâtın Ramazan'da verilmesi çok faziletli olur.
Böylece hem süre olarak Hicri takvime denk gelmiş hem de kat kat sevap kazanılmış olur.
Allah üzerimizde borç bırakmasın, bizi kimseye borçlu yaşatmasın.
Allah Azze ve Celle'ye karşı borçlu kalmak zordur.
Bazı insanlar maalesef borç almayı çok sever.
Geri vermemek niyetiyle alanlar, bir şey kazandıklarını zanneder.
Hâlbuki hayat boyu o borçtan kurtulamazlar ve aldıkları da onlara bir fayda sağlamaz.
Onun için insanın Allah'a veya insanlara karşı bir borcu varsa onu derhal ödemelidir.
Eğer fakirse ve ödeyemiyorsa, insanlardan "Bunu zekât yerine sayın" diyerek helallik istemelidir.
Bu da mümkündür.
Böylece hem alacaklı zekâtını vermiş sayılır hem de borçlu borcundan kurtulmuş olur.
Onun için borç meselelerinde, insan daha alırken ödemeye niyet etmelidir.
Allah kimseyi borç almaya muhtaç etmesin.
Kişi, "Geri ödeyeceğim" niyetiyle alsın ki, Allah o vakit kendisine kolaylık ihsan etsin.
Allah hepimize yardım etsin.
Allah, kendi emirlerine itaat etmeyi inşaAllah bizlere kolay eylesin.
İlahi emirlere itaat etmek bazen zordur.
Çünkü işin içinde hem nefis var, hem şeytan var, hem de dünya hevesi var.
Bunların hepsi insanı o emre karşı gelmeye sevk ediyor.
Siz onları elinizin tersiyle itin ve Allah'ın emrine itaat edin.
Allah hepimizin yardımcısı olsun.
2026-03-09 - Lefke
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ (29:20)
فَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحۡمَتِ ٱللَّهِ (30:50)
Allah Azze ve Celle, "Yeryüzünde yürüyün, Allah'ın yarattığı şeylere bakın, ibret alın." diye buyuruyor.
Bu, Allah'ın emridir.
Yürümek iyidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in vasıflarından biri de yürüdüğünde hiç zorlanmadan, yokuş aşağı iner gibi yürümesiydi; koşturmazdı.
Aslında koşturmak iyi değildir.
Koşturmak insanoğlu için değildir; başka mahlukat koşturur.
İnsanoğlu yürür.
Şimdi ise koşturmak moda oldu.
Her gün bir saat, iki saat koşturuyorlar.
Neden koşturuyorlar?
Boş boşuna... Sırf spor olsun, vücuduna fayda sağlasın diye.
Tam da tersi oluyor.
Zarardan ve yorgunluktan başka bir işe yaramıyor.
Hiçbir faydası olmuyor.
İnsan yürürken okuyabilir, ezberindekileri tekrar edebilir, tesbihatını yapabilir.
İşte o yürüyüş faydadır, şifadır.
Allah'a şükür, biz de nereye gitsek Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetini icra etme niyetindeyiz.
Bunu yapıyoruz; Allah'ın yarattığı güzel yerlerde, her tarafta yürüyüş yapıyoruz.
Allah'a şükürler olsun, bu sabah da yine öyle kısmet oldu.
Fakat acayip bir şey oldu.
Her gün aynı yere gideriz.
Bugün, "Bu yoldan geri dönmeyeyim, başka bir yoldan geçeyim" dedim.
Bahçenin içinden geçerken, "Acaba bahçe sahipleri bir şey der mi?" diye de biraz düşündüm.
"Herhalde bir şey demezler, yolda yürüyoruz, tarlalarını yemiyoruz ya!" derken bir bahçenin yanından geçiyordum.
Baktım, içeride gariban bir Afrikalı çalışıyor, bir şeyler yapıyor.
İleriye doğru gittim, bir araba vardı.
Beni görünce durdu.
Arabadan indi, selam verdi.
Temiz, genç bir çocuktu.
"Sen Şeyh Nazım'ın oğlu musun?" dedi.
"Evet" dedim.
"Ben Şeyh Nazım'ı çok severim, ona çok hürmet ederim... Bu tarla benim," dedi.
Boydan boya bir tarla; ben de zaten gelirken bakmıştım, ıspanak ekiliydi.
Ben bunları düşünürken, "Ben bu ıspanakları satamadım. Madem sen geldin, bunları toplayın da hayrımız olsun," dedi.
"Bizim de bir hayrımız dokunsun," dedi.
"Yoksa bunları toprağa sürecektim."
Yani traktörle sürüp toprakla birbirine karıştıracaktı.
"İsterseniz siz bunları alın," dedi.
Ben de "Allah razı olsun," dedim.
"Bu senin için de, bizim için de büyük bir hayır olur."
Demek ki Allah Azze ve Celle bize o yolu nasip etti.
Bizi yavaş yavaş o yola yönlendirdi.
Gidebileceğim kaç tane yol varken, "Şuradan gideyim, buradan gideyim" derken tam da o yola çıkardı.
İnşallah o çocuğun karşımıza çıkmasında da çok hikmetler vardır.
Çünkü, Allah affetsin, "Bizim Kıbrıslılarda böyle hayır hasenat yapacak, din iman sahibi adam kalmadı" gibisinden düşünüyorduk.
Ama Allah bu genci karşımıza çıkardı.
Demek ki bitmemiş.
Allah'ın izniyle bu hayır işleri bitmez.
Allah'ın iman verdiği bu topraklardan, bu Müslüman diyarından muhakkak hayırlı insanlar çıkar.
Onun verdiği o ıspanaklarla hem dergaha...
Ki dergaha da epey fazla geldi.
Allah'a şükür, bizim ihvanlar onları arabalara doldurup hayrına dağıttılar.
Bu Ramazan gününde hem bir hayır, hem bir bereket oldu. İnşallah insanlara da şifa olur.
Yani her şeyde bir güzellik var.
Allah'ın kısmeti işte, nereden nereye...
Biz oradan geçmeseydik, tarlaya başka bir şey ekecek diye o ıspanakları kesip, toplayıp dağıtacak hâli yoktu.
Allah'a şükür, bizde toplayacak ihvan çok.
Oraya gittiler ama daha yarısını bile toplayamadık.
İnşallah iki güne kadar orayı tamamen temizleriz.
Böylece hem onun, hem de çalışan ihvanlarımızın hayrına olur.
İnşallah insanlar yedikçe onlara hem şifa olur, hem de imanlarına nur katar.
Niyet böyle olunca, Allah bize kendi hazinesinden bol bol verir.
Kendi ihsanından, sevabından ve bereketinden inşaAllah...
Allah hayır sahiplerini çoğaltsın.
Yiyenlere de şifa ve nur-u iman olsun inşaAllah.
2026-03-08 - Lefke
Mübarek Ramazan ayının vazifelerinden biri de yapabilenler için itikaftır.
İtikaf, Ramazan'ın son on gününde yapılır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu sünneti hiç kaçırmazdı.
Zaten mübarek evi, mescidin bitişiğiydi.
Ama itikafa gireceği vakit, yatacak eşyalarını mescide getirirdi.
Zaten Peygamber Efendimizin sallAllahu aleyhi ve sellem evinde öyle pek fazla bir eşya yoktu.
Bir şilte vardı, üzerinde yatardı ve üzerine örteceği bir şey vardı.
Bir de abdest alırken kullandığı eşyaları vardı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem onları Mescid-i Nebevi'ye getirir, orada bir kenarda on gün itikaf ederdi.
Ona vacipti, farzdı; Peygamber Efendimizin sallAllahu aleyhi ve sellem vazifeleri daha farklıydı.
Ona emredilen şeyler bizim için emir olmayabilir; farzlar ve vacipler bellidir, onun yaptığı diğer şeyler ise bizim için sünnettir.
Geriye kalanlar sünnettir; dolayısıyla itikafa girmek de sünnettir.
İtikaf normalde on gün sürer; kişi Ramazan'ın son on gününde itikafa niyet eder.
Mesela bu gece başlanabilir, çünkü takvime göre bu sene Ramazan yirmi dokuz gün çekiyor.
On gün yapılacaksa bugünden, yani bu akşamdan itikafa girilmesi gerekir.
Akşam namazından sonra "İtikafa niyet ettim." diyerek niyet edilir.
Bunun için beş vakit namaz kılınan bir mescit olması lazımdır.
Hanımlar ise evde kendilerine bir oda tahsis eder ve o odada ibadetlerini yaparlar.
Ama tabii ki yine kendi günlük işlerini de yapabilirler.
Sadece zaruri olan konularda konuşabilirler.
Yalan dolan gibi şeylerden zaten Ramazan'daki herkesin uzak durması gerekir ancak itikafta olan kişinin buna çok daha fazla dikkat etmesi lazımdır.
Yemekler de normal bir şekilde yenir.
Bazıları itikafı halvet gibi zannediyor; sırf mercimek yenecek, başka bir şey yenmeyecek sanıyorlar.
Hâlbuki bu normal bir süreçtir; evde ne pişerse itikafta olan kişi onu yiyebilir.
Ancak mescidin içindeyse, avlusunda veya yemek yenilen yerdeyse bile bulunduğu yerde itikaf halini sürdürmeye devam eder.
Yani iftarını ve sahurunu mutlaka yapması lazımdır.
Çünkü sahur ve iftar berekettir.
Onları yapmazsa sevabından mahrum kalır.
Tabii ki günaha girmez, günah işlemiş olmaz ama o büyük sevaptan mahrum kalır.
Bazı insanlar sahur yapmıyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Sahur yapın." buyurmuştur.
Kalkıp bir yudum su içseniz bile bu, sahur yerine geçer.
Bu çok mühimdir; hani kalkıp da sahur yapacağım diye kendinize ziyafet çekmeniz şart değildir.
İsterseniz ziyafet çekersiniz, isterseniz bir lokma yiyecek veya bir yudum su alırsınız; o da sahur yerine geçer.
İtikaf dediğimiz gibi genelde on gün olur ama insan daha az da yapabilir.
İstediği kadar yapabilir; isterse üç gün, isterse beş gün yapar.
Hatta ehl-i tarikatte, uzun süreli itikafa giremeyen bir insan, herhangi bir camiye girdiği vakit "Bu camide durduğum sürece itikaf etmeye niyet ettim, neveytü'l-itikaf." derse, bu da itikaf yerine geçer.
Onun için herkes niyet etsin.
İster namaz için ister başka bir vakitte, her camiye girdiğinizde "İtikafa niyet ettim." diye niyet edin; bu büyük bir fayda sağlar, Allah'ın büyük bir lütfudur.
Böylece o kişiye de nasip olur ve Peygamber Efendimizin sünnetinin sevabına nail olur.
Allah mübarek eylesin.
Allah daim eylesin inşallah.
Allah bütün itikaf edenlerin ibadetini kabul etsin; zaten her memlekette birilerinin itikafa girmesi lazımdır.
İnşallah bu yerine getiriliyor, çoğu insan itikaf etmeyi seviyor ve itikafa giriyor.
Bazıları her sene girer, bazıları ömründe bir defa girer, bazıları da birkaç senede bir girer.
Ama dediğimiz gibi, girdiğiniz her camide itikafa niyet etmek çok güzel bir amel olur inşaAllah.
Böylelikle sünnetin sevabına nail olmuş oluruz inşaAllah.
2026-03-07 - Lefke
تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۘ (2:253)
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı her şeyin en faziletli olanı vardır.
İnsanlar ve peygamberler derece derecedir...
Risalet... Nebi vardır, resul vardır.
En yüksek derece onlarındır.
Onların da kendi aralarında dereceleri vardır.
Mahlukat içinde en yüksek dereceye sahip olan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir.
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı melekler, cinler ve insanlar içinde Peygamber Efendimiz en yüksek mertebededir.
O, Allah'ın en sevdiği kuludur.
Allah böyle murat etmiştir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i bizzat kendi nurundan yaratmıştır.
Onun nuru da insanların hidayetine vesile olmuştur.
Bütün bereket ve iyilikler, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bize gelmektedir.
Bu yüzden ona tazim etmek ve onu yüceltmek en büyük ibadetimizdir.
Bize en çok fayda sağlayacak olan şeydir.
Bizi kurtaracak olan şey; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti, onun yolundan gitmek, ondan olmak ve onu sevmektir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmek...
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Beni annenden, babandan, çoluğundan çocuğundan ve nefsinden daha çok sevmelisin." buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in senin sevgine ihtiyacı mı var?
Hayır, yok.
Sırf merhametinden, bize iyilik olsun ve Allah'a daha fazla yakın olalım diye onu sevmemizi emrediyor.
Yoksa Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e her şeyi vermiştir; onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Fakat doğduğu andan itibaren "ümmetim, ümmetim" demesi, kıyamette de ümmetini düşünüp onları kurtarmak içindir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem işte bu yüzden o sevgiyi istiyor.
İnsanlar ancak onunla kurtulur.
Onun şefaatiyle kurtulur.
"Şefaat istemeyiz" diyenler helak olur.
"Ben hafızım, ben âlimim, ben şuyum, ben buyum; sakın karıştırmayın, peygamber sevgisinde aşırıya gidip şirk koşuyorsunuz" diyerek bundan menedenler helâk olmuştur.
Onların kurtuluşu yoktur.
Çünkü insan sadece kendi ameliyle hiçbir şeye yetişemez.
Buradan şuraya iki adım bile gidemez.
Allah insanlara akıl fikir versin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lütfuna nail olsunlar.
Onun şefaatine nail olsunlar.
Başka türlüsü imkânsızdır, kimse kurtulamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ümmeti olmak en büyük şereftir.
Bütün peygamberler, "Keşke biz de onun ümmetinden olsak" diye temenni etmişlerdir.
Ancak birkaç tanesinin... Allah onların bu duasını kabul etti.
Onlar; Hazreti İsa, Hızır Aleyhisselam, İlyas Aleyhisselam ve İdris Aleyhisselam'dır...
Onlar, Peygamber Efendimizin ümmetinden olma şerefine erecek şanslı peygamberlerdir.
Çünkü onlar hâlâ yaşamaktadır.
Onlar da bu nimete kavuşacaklar.
Yani peygamberlerin, dediğimiz gibi dereceleri vardır...
İnsanlar derece derecedir ve en yüksek derece Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e aittir.
Ondan sonra resuller, nebiler gelir...
Hem peygamber olup hem risaleti olanlara Allah kitaplar indirmiş, onlar da insanlara tebliğ etmişlerdir.
Daha sonra diğer peygamberler gelir... Yüz yirmi dört bin peygamber vardır.
Onlardan sonra ise tabii ki sahabeler gelir.
Sahabelerin de kendi içlerinde dereceleri vardır ve bu dereceler zaten bellidir.
Duruma göre dereceler yükselir; daha yükseği de vardır, daha aşağısı da.
Onun için her şeyin kıymetini bilmek lazımdır.
Bize verilen her nimetin kıymetini bilmek lazımdır.
Bunlar, Allah Azze ve Celle'nin ikramlarıdır.
Hepsi birer ikramdır.
Onları sevmek, onlarla beraber olmak, onları ziyaret etmek... Hepsi bizim faydamızadır.
Bu sayede büyük derecelere nail oluruz, inşallah bizler de sevap kazanırız.
Allah hepimizi onların şefaatine nail eylesin.
Kıymet bilenlerden eylesin.
Kandırılanlardan eylemesin.
İnsanlar çok kandırılıyor.
Kâfirler zaten baştan beri kandırılmıştır, şeytan onlardan memnundur.
Fakat şeytan bu defa Müslümanları da kandırıyor.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en büyük düşmanı şeytandır; onu en sevmeyen odur.
Onu kim seviyorsa, "Hemen onu kandırayım da bu sevgiden vazgeçsin. Senin yaptığın ibadeti kimse yapmıyor, sen hafızsın, âlimsin, sakın şirke girme." diyerek onları kandırıyor ve milleti dalalete sürüklüyor.
Allah bizleri şerlerden muhafaza eylesin.
2026-03-06 - Lefke
Ramazan mübarek ay, çok güzel aydır.
İçinde de çok güzel günler, geceler vardır.
Allah'a şükürler olsun ki, Peygamber Efendimiz için bu ayda çok güzel şeyler hasıl olmuştur.
Yine bu güzel olaylardan biri de, Hazreti Hasan Efendimizin doğumunun 15 Ramazan'da gerçekleşmiş olmasıdır.
O, Peygamber Efendimizin en sevdiği, en kıymet verdiği insanlardandı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendilerimiz gelince minberden iner, onlarla şakalaşır ve onları sırtına alarak minbere çıkardı.
Yani işte bu güzel ayda, böyle güzel insanlar dünyaya gelmiştir.
Aynı zamanda bu ay, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in savaşa çıkıp gazalar yaptığı bir aydır.
Bunların en önemlisi de büyük Bedir Gazası'dır.
Peygamber Efendimiz, Medine'den aslında büyük bir savaş için çıkmamıştı.
Sadece Kureyş'in kervanlarına el koymak niyetindeydi.
Çünkü müşrikler Mekke'deki Müslümanların mallarına el koymuşlardı; bu yüzden onlara bir karşılık verilmek istenmişti.
Ancak Allah'ın takdiri ve iradesi, bunun bir savaşa, bir gazaya dönüşmesi yönündeydi.
Geri dönme düşüncesi ortaya çıkmış, "Dönelim mi?" diye istişare edilmiş ancak Peygamber Efendimiz dönmek istememiştir.
Muhacirler de dönmek istememiş; Medine ahalisi, yani Ensar Efendilerimiz de "Biz de seninle geliriz." demişlerdir.
Neticede gaza gerçekleşmiş; Allah'ın izni, inayeti ve yardımıyla İslam'ın en büyük düşmanları olan küffar teker teker temizlenmiştir.
Günümüzde buna "etkisiz hale getirildi" diyorlar.
Nasıl bir etkisizlikse; hepsi cesede dönüşmüş, kimseye zarar veremeyecek bir hale gelmişlerdi.
Onların akıbeti de işte böyle oldu.
Kureyş kâfirlerinin en büyüklerinden 70 tanesi o gazada temizlendi.
Yani yeryüzünden silinip gittiler.
Çünkü onların varlıklarını sürdürmeleri, başkalarına ve küfre kuvvet verirdi.
Küfür insanı azdırır; nitekim onlar ortadan kalkınca küfrün kuvveti de kırılmış oldu.
Böylece Müslümanlar yavaş yavaş daha geniş alanlara yayılmaya başladı.
Çünkü Peygamber Efendimiz Mekke'deyken Müslümanlar Habeşistan'a ve başka yerlere hicret etmiş, ancak tam anlamıyla bir ferahlık bulamamışlardı.
Demek ki gaza yapıldıktan sonra önleri açılacaktı.
Gaza, yalnızca Allah rızası için yapılır.
Ve insanları zulümden kurtarmak içindir.
Günümüzde "İnsanları kurtaracağız, demokrasi getireceğiz." diyenler gibi değil; zira onlar demokrasi getireceğiz derken insanları eskisinden de beter bir hâle düşürdüler.
Oysa Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in askerleri nereye ulaştıysa oraya aydınlık, nur, iman, güzellik ve insanlık götürdü.
Her türlü iyiliği ve erdemi beraberinde taşıdılar.
Fakat şeytanın askerleri bu durumu tam tersiymiş gibi gösteriyor.
Halbuki asıl ters olan kendileridir.
Asıl zalim olan onlardır.
Huzursuzluk veren ve her türlü kötülüğü yapanlar yine onlardır.
Bu yüzden İslam, ulaştığı her yere merhamet götürür; orada zulüm barınamaz.
Hakiki İslam'ın olduğu yerde asla zulüm yoktur.
Günümüzde sıkıntılar yaşayan Müslüman memleketler var; bunun sebebi, oralarda hakiki İslam'ın yaşanmıyor olmasıdır.
Yoksa Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği hakiki İslam'da ve son halifelere kadar gelen süreçte yöneticilerin her hareketi; İslam'ın hukukuna, emirlerine, usullerine ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetine göre şekillenmiştir.
Onun için hakiki bir Müslümanın gittiği her yere bereket, huzur ve güzellik gelir.
Allah onlardan razı olsun.
İnşallah Mehdi Aleyhisselam geldiğinde, Allah'ın izniyle o güzel günler yeniden geri gelecektir.
Aksi takdirde dünyada ne huzur ne de güzellik kalacaktır.
Günden güne her şey daha da kötüleşiyor; zahiri ve batıni çirkinlikler, pislikler ortalığı kasıp kavuruyor.
Allah bizleri kurtarsın ve inşallah başımıza hakiki bir sahip göndersin.
2026-03-05 - Lefke
هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ (39:9)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
Olmaz tabii ki. Allah Azze ve Celle, bu Ayet-i Kerimede manen bunu bildirmektedir.
İlim, Allah Azze ve Celle'yi bilmektir.
Ondan başkası ilim değildir.
Aslında herkesin baştan sona kadar öğrendiği her şey, Allah Azze ve Celle'nin ilmidir.
O ilim, kişiye Allah Azze ve Celle'yi bildirirse faydalıdır.
Eğer bildirmezse hiçbir kıymeti ve faydası yoktur.
O vakit ilim cehalete ve bilgisizliğe döner, hiçbir işe yaramayan bir şeye dönüşür.
"Ne kadar çok şey öğrendim" deyip iftihar eden, kendini bir şey sanan insanlar var.
Profesör oldu, makam sahibi oldu, bilmem kaç tane üniversite bitirdi diye...
Ama kişi Allah Azze ve Celle'yi ve O'nun bildirdiklerini kabul etmiyor.
"Bunlar kendiliğinden oldu" diyor. Bu, cahil demektir; cehaletin tam içindedir.
Âlim... Tabii ilmin sonu yoktur.
İlmin sonu yoktur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Müslüman için ilim talep etmek farzdır, herkese farzdır."
İnsan doğduğu vakitten ta ölene kadar ilim öğrenecektir.
Nasıl öğrenecek?
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmaya niyet edip, her gün yavaş yavaş elinden geldiğince öğrenmeye çalışacak. Bu niyetle, ilim talep etme niyetiyle yola çıkınca Allah Azze ve Celle'nin katında makbul bir insan olur.
Allah Azze ve Celle'nin bildirdiğine göre, melekler de onun ayakları altına kanatlarını sererler.
Yani cahillik iyi bir şey değildir.
Tabii dediğimiz gibi ilmin dereceleri vardır; Allah herkese bir seviye vermiştir.
Bunu şöyle düşünmek lazım: Normal bir Müslüman vaaz dinler, birinden nasihat alır; işte o, ilim almak demektir.
Onu tahsil etmek demektir.
Dediğimiz gibi, "ne kadar çok biliyorum" deseniz de her gün hiç bilmediğiniz yeni şeyler karşınıza çıkıyor.
Her gün yeni bir şeyler öğreniyorsun.
Bunu da Allah rızası için yapacaksın. "Ben bu öğrendiklerimi Allah Azze ve Celle'nin emriyle, bir ilim talebesi olarak öğreniyorum" demek lazımdır.
Tabii ilim güzelliği, iyiliği öğretir.
İyi ne varsa onu öğretir; kötülüğü öğreten şeyler ise ilim değildir.
Onlar insanı helak etmek, insanı bitirmek için var olan şeylerdir.
"Bu kadar şeyi milleti dolandırmak için, kurnazlık yapıp haksız kazanç elde etmek için öğrendim" dersen, o ilim değildir.
Veya okuyup da Allah'ın varlığını inkar ediyorsa, o da kötü bir ilimdir.
Âlimlerin de iyisi vardır.
Allah indinde âlimler en yüksek derecededir.
Onlar iyi, salih âlimlerdir.
Kendi nefsine uyan âlimler ise kötü âlimlerdir.
Normal insanın bir günahı olursa, kötü âlimin iki günahı olur; hanesine öyle yazılır.
Çünkü normal insan bilmeden hata yaparken, o bilerek tersini yapıyor. Bu yüzden onun günahı daha fazladır.
Allah muhafaza etsin.
Allah zihnimizi açsın, öğrendiklerimiz hayırlı ilimler olsun inşaAllah.