السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمٗا (25:63)
Allah Azze ve Celle müminler için buyuruyor ki; cahiller kendilerine yaramaz sözler söylediğinde, onlar buna aldırmazlar.
Onlarla muhatap olmazlar.
Onlara hiç ehemmiyet vermezler diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Bu tertip, bu usul, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin usulüdür.
Allah Azze ve Celle'nin sevdiği bir ahlaktır.
Bir cahil sana laf attığında, kalkıp ona cevap verirsen, ona kıymet vermiş olursun.
Kendini kıymetli zanneder.
O vakit sana daha beter saldırır.
Sen cevap verdikçe, o da sana karşılık verir.
Senin canını sıkar.
Bunun ona bir faydası olmaz.
Şimdi buna yeni tabirle 'polemik' diyorlar.
'Polemiğe girmeyelim' diyorlar.
En mühim olan da budur.
Çünkü şimdilerde cahiller her tarafta bu usulü öğrenmişler.
Bundan kendilerine bir pay çıkarmak için herkese saldırıyorlar.
Büyük küçük, alim zalim demeden herkese sataşıyorlar ki kendilerini meşhur etsinler, millet de onları bir şey zannetsin.
İşte o zaman diğer cahiller de bu yüzden, hiç bilinmedik bir cahili bir şey zannedip onun peşine takılıyorlar.
Onun için en mühim, en güzel şey, Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu gibi, cahillerle muhatap olmamaktır.
Sen hakkı söyle; kabul eden eder, etmeyen kendi bilir.
Demek ki Allah ona kısmet etmemiş.
Bu sebeple bu, mühim bir husustur.
Ama şimdiki insanlar, biri bir şey söyledi mi hemen "Ben de onun cevabını vereceğim!" diye atılıyor.
İşte bu doğru değil.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin usulü bu değildir.
Zira Peygamber Efendimizin zamanındaki şu meşhur hadiseyi tekrar hatırlamak lazım.
Birisi, Hazreti Ebubekir Efendimize kötü sözler söylüyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem de yanında durmuş, tebessüm ediyordu.
Bir defa, iki defa derken, üçüncüsünde Hazreti Ebubekir radıyallahu anhu o cahile cevap vermiş.
Bunun üzerine Peygamber Efendimizin yüzünün ifadesi değişmiş, tebessümü gitmiş ve oradan ayrılmış.
Tabii Hazreti Ebubekir de diğer sahabeler de Peygamber Efendimizin ne zaman canının sıkıldığını, ne zaman hoşnut olduğunu anlarlardı.
Hemen peşinden gidip sormuş: "Ya Resulallah, o adam bana onca kötü sözü söylerken siz tebessüm ediyordunuz."
"Fakat ben cevap verince hoşnut olmadınız ve oradan ayrıldınız."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki: "O sana kötü sözler söylerken, Allah bir melek göndermişti ve o melek seni müdafaa ediyordu."
"Sen cevap vermeye başlayınca melek oradan ayrıldı ve şeytan geldi."
"Ben şeytanın olduğu yerde durmam," demiş.
İşte mesele böyledir.
Bunu da bilmek lazım.
Sen cahile cevap verdikçe şeytan oradadır.
Cevap vermediğinde ise melekler seni müdafaa eder.
Onun için insanın nefsine hakim olması lazımdır.
Bunu akıldan çıkarmamak lazım.
Her cahille cevaplaşarak işi büyüttükçe, şeytanlar daha da çoğalır.
Allah muhafaza etsin şerlerinden.
2025-10-07 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizi mezarlığa çevirmeyiniz."
Onlarda nafile namaz kılınız.
Yani evleriniz namazsız kalmasın, evde namaz kılınsın.
Namazsız ev, mezarlığa benzer.
Yani ruhsuz, sevimsiz bir yer olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, Cibril (aleyhisselam) kendisine gelmiş.
"Ey Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)."
"İstediğin kadar yaşa, sonunda öleceksin."
Yani insan ne kadar yaşarsa yaşasın, ölümden kaçış yok, sonunda ölecektir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de bir insan olduğu için, ölüm herkes içindir.
Yine buyuruyor: "İstediğin kimseyi sev, sonunda ondan ayrılacaksın."
Yani kimi seversen sev, ölümle ondan ayrılırsın.
Bazen de ölüm olmadan insanlar ayrılıyor.
"İstediğin şeyi yap, sonunda onun karşılığını göreceksin."
Yani ister iyilik yap, ister kötülük yap, onun muhakkak bir karşılığı vardır.
Onun karşılığını göreceksin.
"Şunu iyi bil ki, müminin şerefi gece ibadetine kalkmasıdır."
Yani gece teheccüde kalkıp ibadet etmek, insanlar uyurken müminin şerefidir; en yüksek mertebedir.
İzzeti ise kimseye muhtaç olmaması, kimseye eyvallah etmemesi, Allah'ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememesidir.
İşte izzet-i nefs denilen budur; Allah'ın verdiğine kanaat edip kimseden bir şey beklememek, yalnızca Allah'tan beklemek müminin izzetidir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse geceleyin uyanır, eşini de uyandırır ve beraber iki rekat namaz kılarlarsa, o kimseler Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar."
Yani Kur'an-ı Azimüşşan'da zikredilen "Zâkirînallâhe kesîran vezzâkirât" (Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar) zümresinden olurlar.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sizden birisi gece namazına kalktığı zaman misvak kullansın."
Misvak sünnettir.
Çünkü biriniz namazında Kur'an okuduğu zaman, bir melek ağzını onun ağzının üzerine koyar ve ağzından çıkan her şey o meleğin ağzına girer.
Yani misvak sayesinde ağızda kötü koku kalmaz.
Melekler de o okunanları alıp kişinin sevap hanesine yazar.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Sizden biri gece namaza kalktığında uykusuzluktan okuduğu Kur'an diline dolaşır ve ne dediğini bilemez hale gelirse, namazı bırakıp yatsın."
Yani bazen erkenden kalkınca insan hakikaten öyle oluyor; biraz şaşkınlık hali oluyor, tam uykusunu alamamış oluyor.
Biraz daha, bir saat kadar daha yatsa, o vakit daha dinç olur.
Bu sebeple Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), Kur'an'ı karıştırmamak için bu ruhsatı vermiştir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sizden biri gece namaza kalktığı zaman, namazına hafif ve kısa iki rekatla başlasın."
O iki rekatla insan toparlanır, uykusu açılır ve ne yaptığını daha iyi bilir.
İlk başta iki rekatı çok uzatmadan kılmasını tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu kafiye üzerine şu güzel hadisi söylemiş:
"Hoş söz söyle, selamı yay, akrabanla iyi münasebet içerisinde ol, insanlar uykuda iken geceleyin namaz kıl, sonra selametle cennete gir" diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Bunları yapan inşaAllah; güzel sözlü olan, herkese selam veren, akrabasıyla iyi olan, geceleri namaz kılan, o da cennete rahat, selametle girer.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İçerisinde teheccüd namazı kılınan ve dua edilen saatlerin en faziletlisi, gecenin son bölümünün ortasıdır."
Yani sabah namazından yaklaşık bir saat kadar önce kalkmak, en faziletli saattir.
Ondan sonra da zaten sabah namazını kılıp ya işine gider yahut istirahat eder.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, farz namazlardan sonra kılınan en faziletli namaz... Elbette farz namazla başka namaz kıyaslanamaz, en faziletli olan farz namazıdır.
Bazıları 'Ben farzı kılmıyorum ama şunu kılıyorum' der. Hayat boyu nafile de kılsan, bir vakit farz namazının sevabını alamaz.
Ancak farz kılındıktan sonraki en faziletli namaz, gecenin son bölümünde, yani teheccüd vaktinde kılınan namazdır.
Ramazandan sonra tutulan en faziletli oruç da Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur, diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Rabbin kula en yakın olduğu an, gecenin son bölümünün ortasıdır."
"Sen o saatte, vakitte Allah'ı zikreden kimselerden olmaya güç yetirebiliyorsan, onlardan ol."
Yani insanın Rabbine en yakın olduğu an secdedir ve bu namazlardadır; özellikle gecenin son üçte birindeki teheccüd vakti en faziletli vakittir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Şüphesiz ki Allah her peygambere sevdiği, arzuladığı bir şey vermiştir. Benim sevdiğim şey de geceyi ihya etmektir."
Her peygamberin değişik değişik sevdiği, çok istediği, arzuladığı şeyler varmış.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) de arzuladığı, sevdiği şey geceyi ihya etmektir.
"Ben gece namazına durduğum zaman, kimse arkamda namaza durmasın."
Çünkü Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), başkasını düşünüp 'o yorulacak' demesin diye tembih ediyor.
Çünkü bazen öyle zamanlar olmuş ki, Peygamber Efendimiz namaz kılmış; Bakara'yı, Âl-i İmrân'ı, Nisa'yı, Maide'yi okumuş, cemaat de "Bütün Kur'an'ı mı okuyacak?" diye düşünmüş.
Yani Peygamber Efendimizin arzusu namazdır, bu gece namazıdır; onun için, "Benim arkamda kılmasınlar ki geceleyin rahat olayım" diyor.
"Ben namaza durduğum için arkamda durmasın."
"Şüphesiz ki Allah her peygambere bir rızık vermiştir."
Benim rızkım ise humustur, yani ganimetten alınan beşte bir paydır.
"Ben vefat ettikten sonra bu pay, benden sonraki emir sahiplerinin, halifelerin hakkıdır."
Yani savaşta elde edilen ganimetlerin beşte biri, Peygamber Efendimiz'den sonra gelen halifelerin, emirlerin hakkıdır.
Sultanların, halifelerin.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İmam namazı bitirinceye kadar onunla birlikte namaz kılan kimseye, bütün geceyi ihya etmiş gibi sevap yazılır."
Yani imamla farz namazını kılıp, namaz bitene kadar (cemaatte) kalan kimse, geceyi ihya etmiş gibi olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Gecede öyle bir saat vardır ki, o anda Müslüman bir kul Allah'tan dünya ve ahiret işlerine dair bir hayır ister ve duası o saate denk gelirse, Allah ona istediğini mutlaka verir."
"Bu saat her gecede bulunmaktadır."
Yani o gece kalktığınızda, namaz kıldığınız vakit dualar yapın, istediğinizi isteyin.
Duanız o saate rast gelirse, Allah'ın izniyle istediğinizi dünyada alırsınız; alamazsanız bile dua boşa gitmez, ahirette karşılığını alırsınız.
2025-10-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةٗ وَسَطٗا (2:143)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Sizi orta halli bir ümmet kıldık."
Yani, ne bir tarafa ne de diğer tarafa kayarak aşırılığa gitmeyin.
Orta yolda olun.
Çok katı olmayın.
Çok yumuşak da, çok sert de olmayın.
"Her şeyinizde orta halli olun," buyuruyor.
Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat dediğimiz, yani Peygamber Efendimizin yolundaki tarikat ve mezhep ehli, işte onlar bu orta yoldadır.
Onların dışındakiler ise yoldan çıkmışlardır.
Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) emrinin dışına çıkmışlardır.
Bir tarafa bakıyorsun, kendilerinden başka kimsenin Müslümanlığını kabul etmiyorlar.
Öteki tarafa bakıyorsun, onlar da aynı şekilde.
İşte bu yüzden hakiki taife, Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'tir.
Onlar, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolundan gidenlerdir.
Şimdi ise her yerden bir ses çıkıyor. Eskiden bir kişiyi dinlerdin ve kafan karışmazdı.
Şimdi her taraftan birileri çıkıp millete ahkam kesiyor.
Bu makinelerden, aletlerin içinden her türlü şeyi söylüyorlar.
Kendi kafalarına göre "Bu böyledir, şu doğrudur, bu yanlıştır; o öyle yaptı, bunlar böyle yaptı" diyerek insanları birbirine düşürüyorlar.
Orta yolu tutan insanlar ise kurtuluşa erer.
Aksi takdirde, maalesef onları dinleyip yoldan çıkanlar oluyor.
Çünkü fitne her tarafta var.
Fitne, şeytanın işidir.
İslam'ı ve insanları bozmak için devamlı uğraşır.
Bu yüzden aşırıya gitmemek lazımdır.
Aşırıya gitmek zarar verir.
Aşırılık iyi değildir.
Orta yolda olmakla hem kendine, hem başkalarına faydan dokunur, hem de rahata erersin.
Dinini muhafaza edersin.
Zira Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat, Ehl-i Beyt'e de muhabbet besler.
Sahabe'ye de muhabbet besler.
Sahabe'ye sövenler, onlar aşırıya gidenlerdir.
Ehl-i Beyt'i sevmeyenler de aşırıya gidenlerdir.
İşte bu böyledir; insanları kandırmak için her türlü yalanı ve aslı olmayan şeyi hakikat gibi gösteriyorlar.
Hatta hadis uyduranlar çoktur.
Hadisleri kabul etmeyenler de çoktur.
Kur'an'ı bile kabul etmeyen taifeler var.
“Hakiki Kur’an henüz gizlidir, sonra ortaya çıkacak,” diyorlar.
İşte bu yüzden tarikat yolu, orta yoldur.
Bu yolu takip etmek bütün Müslümanlar için faydalıdır.
Aksi halde, "Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır," derler.
Bu durum insanlara zarar verir.
Her zaman, hem dünya hem de ahiret için orta yolda olmak iyidir.
Allah muhafaza etsin.
Bizi nefsimize uydurmasın.
Aşırılığa gitmeyelim inşaAllah.
2025-10-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadis buyurduğunda, onu doğru okumak ve doğru söylemek gerekir.
Çünkü hadis-i şerifler başlangıçta yazılmadığı için, Peygamber Efendimiz'den bir sahabeden diğerine sözlü olarak aktarılmıştır.
Tabii bu süreçte Yahudiler gibi bazıları, araya başka uydurma hadisler sokmuşlardır.
O hadislerin çoğu ayıklanmıştır.
Fakat yine de arada sırada böylelerine rastlanabiliyor.
Ancak burada asıl mühim olan, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu şudur:
'Kim benden olmadığı halde bir sözü veya hadisi bana nispet ederek rivayet ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın.'
Çünkü Peygamber Efendimiz'in bütün sözleri mühimdir; onlar bize yol gösterir.
Bu hadis mevcuttur ama Arapçasını tam hatırlayamadığım için Türkçesini söylüyorum.
İnsanların çoğu iki şeyde aldanmıştır, yani kendi kendilerini kandırmışlardır.
Bunlar; gençlik ve sıhhattir.
'Mağbun' der, 'mağbun' demek aldanmış, kandırılmış demektir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) kullandığı Arapça, en fasih ve en açık Arapçadır.
Sahabeler bile bazen Peygamber Efendimiz'in kullandığı bazı kelimelere şaşırırlardı.
Çünkü Peygamber Efendimiz'e ilim, Allah (c.c.) tarafından verilmiştir, bu yüzden onun okuma yazmaya ihtiyacı yoktu.
Ona ilim doğrudan veriliyordu.
İşte bu 'mağbun' kelimesi de aldanmayı, insanların kandığını ifade eden çok acayip bir kelimedir ve tam karşılığını izah etmek zordur.
İnsanlar gençlik ve sıhhatleri konusunda, gençliğin hep devam edeceğini zannederler.
Hep "sonra yaparım" derler.
'Sonra ederim, ibadetimi sonra yaparım' diye ertelerler.
Şimdi durum daha da beter oldu.
Eskiden insanlar, '18 yaşıma geldim, artık evleneyim' diye düşünürlerdi.
Şimdi 40 yaşına gelmiş, hâlâ kendini çocuk, genç zannediyor.
İşte böylece kendini kandırmış oluyor.
Hayat geçip gidiyor.
Ne ev bark kurmuş, ne bir insan yetiştirmiş, ne de ibadet etmiş.
Kendini kandırmış oluyor.
'Mağbun' dediği, bir nevi kendini kandırmış demektir.
50-60 yaşına gelir, bazen o yaşta bile kendini çocuk zanneder.
Yine kendi kafasına göre işler yapar.
İnsanların kendisine itibar etmesini ister.
Bu insanlar sana nasıl itibar etsin?
İkincisi de sıhhattir.
İnsan sağlıklı, sıhhatli olunca bunun hep böyle gideceğini zanneder.
Hayır, ona da dikkat etmek lazım.
İnsan, ibadetlerini vaktinde yapabilmek için sağlığına ve sıhhatine dikkat etmelidir.
Yapacağı işleri sıhhatliyken yapmalıdır.
Sonra ne olacağı belli değil.
İşte bu yüzden dediğimiz gibi, bu zamanın insanları iyice yoldan çıkmış; ne din kalmış, ne akıl, ne düşünce, ne de mantık.
Bu durumun ilelebet böyle gideceğini zannederler.
Bir de bakmışlar ki ömür geçmiş. 60-70 yaşına gelebilirlerse ne âlâ, gelemezlerse toparlanıp giderler.
Bu yüzden bu hayat mühimdir.
Allah'ın verdiği bir nimettir.
Onu boşa harcamamak gerekir.
Hiç boşa harcamamak lazım.
Şeytan, her seferinde yeni bir şey çıkarır.
Gençleri kandırır.
Onlar da gençliklerini boş yere harcarlar.
Sonra da 'Ne oldu? Şimdi ne yapacağız?' diye şaşırıp kalırlar.
Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, hayatının kıymetini bil.
Boşa harcama.
Gençken, sıhhatin yerindeyken namazını, niyazını ihmal etme. Hacca gidebiliyorsan git, oruçlarını tut.
Sana kalacak olan şeyler bunlardır.
Ne gençlik kalır, ne de sıhhat.
Allah hayırlı ömürler versin.
Sıhhat ve afiyetle yaşayalım inşaAllah.
2025-10-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحۡسِنُونَ (16:128)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah'ın bizimle olmasını istiyorsanız, O'nun gösterdiği yol şudur: Allah'tan korkun.
Allah'tan korkmak, O'ndan utanmaktır; kötü bir şey yapıp Allah'ın huzuruna mahcup çıkmaktan korkmaktır.
Ayrıca kötü bir şey yapıp tövbe etmeden bu dünyadan ayrılmaktan korkmak gerekir ki, o da çok kötü bir şeydir.
Allah Azze ve Celle'nin sizinle beraber olmasını ve size yardım etmesini istiyorsanız, O'ndan korkun.
Allah'tan korkmak, insanlara iyilik yapmaktır.
İnsanlara kötülük yapmaktan kaçınmaktır.
Allah Azze ve Celle, ihsan sahibi olanı, yani ayette 'muhsin' denilen, insanlara yardım eden kişiyi sever.
Tarikat, İslam, şeriat; hepsi bunu emreder.
Bunun dışında olanlar ise kendi kafalarına göre hareket ederler.
"Müslüman'ım" der ama Müslüman'a eziyet eder.
"Müslüman'ım" der, insanlara kötülük yapar.
"Müslüman'ım" der, her türlü hileyi yapar.
En büyük hile de, insanları kandırarak hakiki Müslümanları yollarından saptırmak ve kendilerine benzetmektir.
Onun için iyilerle beraber olmak, Allah Azze ve Celle ile beraber olmaktır.
Onlarla beraber olmamak, Allah Azze ve Celle'nin sevmediği bir şeydir ve bu, Allah ile beraber olmamak anlamına gelir.
Allah ile beraber olmak; evvela Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmek, O'nu tazim etmektir.
Sahabelere, Ehl-i Beyt'e, hepsine, evliyalara ve meşayihe tazim etmektir.
O, Allah'ın sevdiği ve istediği yoldur.
Bunun dışında olanlar ise kendi nefslerini tatmin ediyorlar.
Nefisleri ne diyorsa onu yapıyorlar.
Onun için dikkat etmek lazım.
Kanmamak lazım.
Her gün duyuyoruz: 'Şöyle kandırdı, böyle dolandırdı, parasını çaldı, parayı alıp kaçtı' diye.
Fakat paranın alınıp kaçılması mühim değil; asıl mühim olan, insanın imanını çaldırmasıdır.
Sakın sizi kandırmasınlar, dolandırmasınlar.
Dünya malı gelip geçer ama ahiretin tavizi yoktur.
Allah muhafaza etsin, şerlerinden muhafaza etsin.
İnşaAllah Allah, hepimizi Kendisiyle beraber olan sevdiği kullarından eylesin.
2025-10-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
“Namaz kıldırırken veya hutbe okurken uzatmayın.”
Çünkü arkanızdaki cemaatin içinde çocuk, hasta veya yaşlı kimseler olabilir.
Bu durumu dikkate alın.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “İnsanları sıkıntıya sokmadan kısa tutun” buyuruyor.
“Kendi başınıza olduğunuzda ise istediğiniz kadar uzatabilirsiniz” diyor.
Ancak cemaatle birlikteyken herkesin durumunu gözetmek gerekir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onlara kolaylık olması ve eziyet çekmemeleri için, ibadetin bile insanların tahammül edebileceği şekilde yapılmasını buyuruyor.
Günümüz insanı namaza durduğunda, çabuk ve fazla uzatılmadan kılınmasını ister.
Daha uzun kılınan yerler ve vakitler vardır; isteyen kişi ona göre kendini ayarlar.
Aksi takdirde sıkıntı çıkar.
Örneğin, hatimle teravih kıldıran camiler vardır.
Buna tahammül edebilen kimseler, teravih namazı için oraya gider.
Eğer gücü yetmezse, daha hızlı kıldıran bir imamın arkasına gider ve durumunu ona göre ayarlar.
Ancak bir imam, cemaatin durumunu bilmeden namazı uzatırsa, bu sevaptan çok vebale neden olur.
Çünkü insanların tahammülünü ve hâlini en iyi bilen Peygamber Efendimizdir (Sallallahu Aleyhi ve Sellem).
O bize bunu haber verdiğine göre, inşallah biz de ona göre hareket etmeliyiz.
Allah hepimize, herkesin hayrına olacak şekilde davranmayı nasip etsin inşaAllah.
2025-10-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ (2:286)
Allah Azze ve Celle, insana gücünün yetmeyeceği, takatinin üstünde bir şeyi yüklemez.
Emretmez.
Demek ki Allah Azze ve Celle’nin emirleri kolaydır, yapılamayacak şeyler değildir.
İnsanoğlu, nefsi için Allah Azze ve Celle’nin emrettiği şeylerin bin kat fazlasını yapar.
Ama Allah rızası için O'nun emrini yerine getirmeye gelince üşenir.
Çoğu insan da yapmaz.
Zaten bundan Allah Azze ve Celle’ye bir fayda yoktur.
O, senin faydan için emretmiştir.
Sen ise bunu bir kenara bırakıp şeytanın ve nefsinin emrettiklerinin peşinden koşturur, kendini yorar ve helak edersin.
İnsanoğlu böyledir.
Hayrı zor, şerri ise kolay görür.
Halbuki kötülük insana hiçbir zaman iyilik getirmez.
Nefsine ve şeytana tabi olan insan daima zarardadır.
İnsanın bu zarardan kurtulup tövbe istiğfar ile Allah yoluna girmesi için, Allah Azze ve Celle bu emirleri göndermiştir.
Bu emirleri kulun, insanın, bütün insanlığın faydası için vermiştir.
Bunları yapmayan kimse, “Zor geliyor, sabah namazına kalkamıyorum,” der.
Halbuki ne zaman kalkarsan o zaman kıl.
Ama madem zor geliyor, onu bile yapmaz.
“Namazı vaktinde kılamıyorum, sonra kaza ederim,” der.
Ama onu da yapmaz.
Ondan sonra da Allah Azze ve Celle'den utanmadan, "Şunu isterim, bunu isterim" diye söyleyip durur.
“Namaz kılmam ama tesbihat yaparım.”
Tesbihat yaparsın, güzel ama tesbihat sana farz değildir.
Sana farz olan namazdır.
İstersen 24 saat, istersen hayatın boyunca tesbihat yap; bir vakit namazın yerini tutmaz.
Bu yüzden, Allah Azze ve Celle'nin bize emrettiği şeyler kolaydır ve yapabiliriz.
Nefsine uyma, tembellik etme.
Nefsine hiçbir zaman taviz verme.
Vereceğin en ufak bir taviz, o vaktin kaçmasına sebep olur ve bir daha onu yerine koyamazsın.
"Sonra yaparım" dersen, o sonranın da sonrası gelir.
"Sonra, sonra" derken bir de bakmışsın ki hayat bitmiş.
Allah insanlara uyanıklık versin.
Allah Azze ve Celle, bizleri bütün emirlerini yapmaya muvaffak kılsın inşaAllah.
2025-10-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا (78:9)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da, "Uykuyu size bir dinlenme kıldık," buyuruyor.
Uyurken insan doğal olarak rüyalar görür.
İnsanların çoğu gördüğü rüyayı hatırlamaz.
Bazı insanlar ise hatırlar.
"Korkunç rüyalar görüyoruz," diye şikâyet ederler.
"Cin görüyoruz, şunu görüyoruz, bunu görüyoruz," diye yakınır ve "Ne yapalım?" diye sorarlar.
Rüyanın kendi başına hiçbir tesiri yoktur.
Bu yüzden korkulu bir rüya, anlatılmadığı müddetçe bir tesiri olmaz.
Fakat onu bu işten anlamayan birine anlatırsan ve o da kötü bir yorum yaparsa, Allah korusun, o rüya genellikle kötüye çıkar.
Bu sebeple, ister iyi ister kötü bir rüya gör, bunu bilmeyen birine anlatma.
Eğer anlatacaksan, öncelikle rüyayı hayra yoracak, iyi tevil edebilen birine anlat ki hayra vesile olsun.
Öteki türlü lüzumsuz yere başına iş açarsın.
Bu yüzden herkese her şey anlatılmaz, her şey söylenmez; özellikle de bu rüya meselesi.
Korkunç rüyalar görüyorsan hiç korkma.
Allah'ın izniyle, rüya yorumlanmadığı ve kimseye anlatılmadığı sürece bir şey olmaz.
Yahut öyle bir rüya gördüğünde kalkıp ayet, sure, Fatiha oku.
Allah'ın izniyle bir zararı olmaz.
Çünkü çoğu insan gördüklerini gerçek zanneder.
Anlatmaya başladığı o cin, peri gibi şeyler aslında rüyada kalır; Allah'ın izniyle bir zararı yoktur.
Gördüğünüz rüyaları Allah hayırlara vesile etsin.
Onlar da Allah Azze ve Celle'nin, kuluna kudretini gösterdiği sırlarından biridir.
İnsan oturduğu yerde, hiç aklına gelmeyecek, olmadık şeyler görebiliyor.
İnsan çok acayip şeyler görebiliyor.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin insana kudretini göstermesi içindir.
Bazen o kadar korkunç rüyalar görülür ki, insan uyanınca "Oh, rüyaymış," diye sevinir.
Gerçekte öyle bir şey olmadığı ve sadece rüyada gelip geçtiği için Allah'a şükretmesi gerekir.
Bu da Allah Azze ve Celle'nin büyük hikmetlerindendir.
O'nun hikmetleri sonsuzdur, insanın aklı buna ermez.
İşte bazıları, "Rüya nasıl oluyor, ne oluyor?" diye araştırıyormuş.
Rüyanın tabii birkaç çeşidi vardır.
Bazıları, gün içinde insanın yaptıklarının tesiriyle görülür.
Bir de şeytani rüyalar vardır.
Bir de rahmani rüyalar vardır.
Özet olarak bunlardır.
Allah hayırlara vesile etsin.
Allah hepimizi şerlerden muhafaza etsin.
2025-09-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"İza lem testahyi fasna' ma şi't."
"Utanmazsan, istediğini yap," diyor.
İnsan, haya sahibi olmadıktan sonra her şeyi yapabilir.
Haya, imandandır.
Haya, edeptir.
Her şey serbest değildir.
Her şeyin bir haddi, hududu ve sınırı vardır.
Herkes kendi istediği gibi yaşarsa, o vakit ortalık karmakarışık olur.
Tabii, sınırsız hürriyet olmaz.
Sınırsız hürriyet, o vakit başkasının hürriyetine tecavüz etmiş olur.
O zaman da ortalık karmakarışık olur.
İnsanlar için en iyi olan, Allah Azze ve Celle'nin kanunlarıdır.
İnsanoğlunun yaptığı kanunlarda ise nefsine ve şeytana uyan birçok şey vardır.
Rezililiği ve edepsizliği emreden, hatta onu koruyan kanunlar yapılmıştır.
Bunlar Batı ülkelerinde uygulanıyor.
İstediklerini yaptırıyor, istediklerini yasaklıyorlar.
Çoğu zaman "iyi" olanı yasaklıyorlar.
İyi bir şey yapmaya uğraşırsan veya hak bir söz söylersen, seni mahkûm ediyorlar.
İşte, haya olmayınca durum budur.
Haya, insanlığın şerefidir.
İnsanları hayvandan ayıran şey hayadır.
Hatta bazı hayvanlarda bile özel bir durum vardır.
Onların içinde de insanlar gibi davrananlar bulunur.
Onlar da kardeşine, annesine, babasına hürmet eder.
Onlara kötülük yapmazlar.
Şimdiki insanlar onlardan beter olmuş.
Her türlü rezilliği, her türlü ahlaksızlığı mubah kılmışlar.
Sonra da haya sahiplerine eziyet eder, onları hor görürler.
Haya, insanın şerefidir; insanı insan yapan odur.
Allah, insanları bu hasletten mahrum etmesin.
İslam'a girince ise, Allah'a şükür, her türlü güzellik onun içinde olduğu için, insanoğlu dünyada da ahirette de en yüksek mertebelere ulaşır.
İman mertebesi, en yüksek mertebedir.
En âlâ sıfattır.
Allah Azze ve Celle'nin en büyük nimetidir.
Ona sahip olan, her güzelliği kazanmış olur.
Allah hepsine iman versin, hidayet eylesin inşaAllah.
2025-09-30 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evinde çokça namaz kıl ki evinin bereketi artsın."
Tabii bu, daha ziyade evde kılınacak sünnetler içindir.
Cemaatle kılınan farz namazlar camide daha efdaldir, ama sünnetlerin ve nafile namazların evde kılınması berekete vesiledir.
Evin bereketini artırır.
"Ümmetimden kime rast gelirsen selam ver ki sevapların artsın."
Yani sevap kazanmak için selam verin.
İnsanlar selam verdikçe insanın sevapları da artar.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılmak suretiyle oralara da değer katın."
Yani evde namaz kılınmayınca evin bir değeri olmuyor.
Evin değeri namazla oluyor.
Onun için nafile namazlarınızı evde kılın.
Teheccüd, kuşluk, evvabin gibi namazlar evde kılınırsa çok daha hayırlı olur, evlere bereket getirir.
Evlerinize değer verin, onları mezarlığa çevirmeyin.
Çünkü mezarlıkta namaz kılınmadığı için, namaz kılınmayan ev de mezarlık gibidir; ruhsuzdur, bereketsizdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kişinin nafile namazını evinde kılması bir nurdur."
"Öyleyse evlerinizi onunla nurlandırın" buyuruyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Yani namazla eve nur gelir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Evinizin nuru artsın diye nafilelerinizi evde kılın" buyuruyor.
"Kişinin evinde kıldığı nafile namazın, başkalarının gördüğü bir yerde kıldığı nafile namaza olan üstünlüğü, cemaatle kıldığı namazın tek başına kıldığı namaza olan üstünlüğü gibidir."
Yani evde kılınan nafile namazın değeri, camide insanların gözü önünde kılınana kıyasla, cemaatle kılınan farzın tek başına kılınan namaza üstünlüğü gibidir.
Camideki farz namaz nasıl üstünse, nafile namazı evde kılmak da o kadar üstündür.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Ey insanlar, evlerinizde namaz kılınız."
"Şüphesiz ki farz namazlar dışındaki namazların en faziletlisi, kişinin evinde kıldığı namazdır."
Yine aynı mesele vurgulanıyor.
Yani nafile namazın evde kılınması...
Çünkü camide kılınan farz namaz zaten 25-27 kat daha sevaptır. Ama nafile namazın evde kılınması daha müstehaptır, daha faydalıdır ve daha sevaptır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizde nafile namaz kılın ve onları mezarlığa çevirmeyin."
Mezarlıkta namaz kılınmaz.
Bu yüzden namaz kılınmayan ev, mezarlık gibi sayılır.
Ruhsuzdur, bereketsizdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Evlerinizde namaz kılın ve oralarda nafile namaz kılmayı terk etmeyin" buyuruyor.
Nafile namazdan kasıt her türlü nafile ibadettir; gece namazı, gündüz kılınanlar, abdest namazı, bunların hepsi nafiledir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizde nafile namaz kılın ve onları mezarlığa çevirmeyin."
Yine, evleriniz namazsız olursa mezarlara benzer.
"Benim mezarımı bayram yeri edinmeyin."
Peygamber Efendimiz'in mezarını, kabr-i şerifini hürmetle ziyaret edin.
Bayram yeri gibi davullu zurnalı olmaz.
Oranın bir hürmeti vardır.
Huşu ile ziyaret edilmelidir.
Makamın karşısında durulup dualar okunur.
Durabilen durur, duramayan da geçerken salât-u selam getirir.
Orada oturup da bayram yeri, panayır yeri gibi olmaz.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Yapmayın" buyuruyor.
Oranın bir hürmeti var.
Edeplice ziyaret edilmesi lazım.
"Bana salât-u selam getirin."
İşte oradan geçerken salât-u selam getireceksin.
Peygamber'in huzurunda durunca orada salât-u selam getireceksin.
"Nerede olursanız olun, salâtınız bana ulaşır."
Her taraftan... Dünyanın neresinden okursan oku, ister dağın başında, ister kuyunun dibinde olsun.
Salât-u selam getirdin mi, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) ulaşır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Kişinin, insanların kendisini görmeyeceği bir yerde nafile namaz kılması, herkesin gördüğü bir yerde kıldığı yirmi beş namaza denktir."
Yani o kadar faziletlidir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sizden birinizin, farz namazlar dışında, evinde kıldığı namaz, benim şu mescidimde kıldığı namazdan daha üstündür."
Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Kişinin evinde kıldığı nafile namazın, insanların gördüğü bir yerde kıldığı nafile namaza üstünlüğü, farz namazın nafile namaza olan üstünlüğü gibidir."
Yani o kadar yüksektir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Farz namaz mescitte, nafile namaz ise evde kılınmalıdır."
"Akşam namazının farzından sonra şu iki rekat nafileyi, yani sünneti, evlerinizde kılınız."
Şimdi nafile namazlar denilince, çoğu insan bilir, müekked sünnet vardır, bir de nafileler vardır.
Nafileler evde kılınır.
Sünnetler ise mescitte kılınır.
Çünkü insan "Bunu bırakıp evde kılarım" der, ama sonra ya unutur ya da bir engel çıkar.
Yani nafile dediğimiz, sünnet-i müekkededen daha alt mertebede olan namazlardır.
Kuşluk namazı, abdest namazı, işrak namazı, gece namazları; bunların hepsi nafiledir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizi namaz ve Kur'an okumakla nurlandırın, süsleyin."
Evlerin süsü, namaz ve Kur'an okumaktır.