السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-06-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Şeyh Nazım Efendi'nin söylediği bir söz vardı, hadis mi, yoksa bir büyük sözü mü tam bilmiyorum: Allahümme kavvi da'fî fi rıdake. Yani, "Senin razı olacağın işlerde bana kuvvet ver" demektir. İnsanoğlu zayıftır. İnsan her bakımdan zayıftır. Bütün mahlukat arasında bakarsanız, insanoğlu zayıftır ama Allah'ın rızası için, Allah yolunda olan insanlara, Allah kuvvet vermiştir. Dünya peşine koşanlar ise bambaşkadır. İki türlü insan vardır. Biri dünya peşinde koşar ama eline boşluktan başka bir şey geçmez. Yahut kazandığı, günahlardan başka bir şey değildir. Asıl mühim olan kuvvet, manevi kuvvettir. Manevi kuvvet, Allah'ın rızasını talep etmektir. Onu talep edene Allah muhakkak yardım eder ve kuvvet verir. İşte hakiki kuvvet dediğimiz şey, manevi kuvvettir. Zahiri kuvvet bir işe yaramaz. Zahiri kuvvette yenilebilirsin, başka şeyler olabilir, ama iman varsa bunlar mühim değildir. Mühim olan imandır. Galip gelenin imanı yoksa, o zaferin de bir kıymeti yoktur. O, kendini istediği kadar kuvvetli sansın. Ama yenemeyeceği bir şey vardır. En sonunda ecel gelir, onu öteki tarafa götürür. Öteki tarafta görür işte, kim kuvvetliymiş, kim zayıfmış. Allah rızası için bize manevi kuvvet versin inşallah. Meşayihların, Allah'ın yolundan gidelim inşallah. Allah imanımızı muhafaza etsin. İnsanlara da iman versin. İnsanlar ahireti unutmuş, dünyaya dalmışlar. Habire, büyük bir hızla dünyanın peşinden gidiyorlar. Hem de yavaş değil. Bu hızla giderlerse kendilerine bir iyilik geleceğini zannediyorlar. Nefislerini ne kadar tatmin ederlerse o kadar mutlu olacaklarını sanıyorlar. Halbuki onlar zayıftır. Nefsine mağlup olan insan zayıftır. Galip gelen ise kuvvetlidir. Onun için Allah Azze ve Celle'ye diyoruz ki: "Ya Rabbi, nefsimize galip gelecek kadar bize kuvvet ver inşallah." Allah hepimizi muhafaza etsin. Allah yardımcımız olsun inşallah.

2025-06-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: İsrailoğulları 72 fırkaya ayrıldı. Biri hariç hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Onlardan da biri hariç hepsi cehennemdedir. Sahabe-i Kiram, Yâ Rasûlallah! Kurtuluşa erecek o bir fırka kimdir?, diye sordular. Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Benim ve ashâbımın yolunda olanlardır, buyurdu. İşte o kurtulacak olanlar, yani ateşten necat bulacak olanlar onlardır. Diğer 72 fırka ise cehennemdedir. Bu sebeple, Peygamber Efendimiz'e ve onun yoluna tam bağlı olmayan nice fırkalar türemiştir. Bunların bazıları iyice sapıtmış, bazıları da insanları kandırmaktadır. Kendilerine cemaat, topluluk gibi isimler verirler ama Peygamber Efendimiz'in yolundan gitmezler. Onun yaptıklarını yapmaz, söylediklerinin bir kısmını inkâr ederler. İşte bu şekilde çeşit çeşit fırkalar vardır. Ateşten kurtulacak olan fırka, Peygamber Efendimiz'in yolu üzerinde olanlardır. Onlar da Ehl-i Tarikattır. Tarikat ehli dışındaki bazı gruplar ise şeriata tam uymayan, kendilerine göre helal ve haram belirleyen, kendi görüşlerini din gibi sunanlardır. Allah muhafaza, Peygamber Efendimiz'in yapmadığı şeyleri din diye ortaya çıkaranların sonu kötü olur. Peygamber Efendimiz'in zamanından bu yana belki de 73'ten çok daha fazla fırka ortaya çıkmıştır. Herkes Asıl Müslüman biziz, iddiasındadır. Bu konuya çok dikkat etmek gerekir. Doğru yol, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur. Allah'a şükür ki tarikat ehlinin yolu, silsile yoluyla şeyhten şeyhe, mürşitten mürşide, kesintisiz bir zincirle Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e dayanır. Diğerleri ise Allah bilir, dünkü adamların kurduğu yollardır. Kendi kafalarına göre birini lider bulup ona tâbi oluyorlar. Kur'an okumaya gerek yok, salavat getirmeye gerek yok, ziyaret yapmaya gerek yok gibi sözlerle insanları kandırırlar. Maksatları, insanları hayır ve sevap kazanacakları işlerden uzak tutmaktır. Bu, şeytanın bir işidir. Şeytana kanıp menfaat peşinde koşanlar, işte bu yollara saparlar. Onlar dünya için çalışanlardır. Ahiret için çalışan ise Peygamberimizin yolunu takip eder. Kişinin önceliği ahireti olmalıdır. Ahiretini kazanmak için dünyada çalışmalıdır, dünyalık için ahiretini satmamalıdır. Peygamber Efendimiz'in yolu budur. Allah bütün insanlara hidayet versin. Bizleri de kendi yolunda sabit kadem eylesin.

2025-06-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُ (9:105) Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: "Hayır yapın, iyilik yapın." "Boş durmayın." Yaptığınız şeyleri Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) görür. Bu dünyada ne yapıyorsak, o muhakkak Allah katında mahfuzdur, saklıdır. Onun için endişe etmemek gerekir. "Acaba nasıl yaptım, ne ettim?" diye düşünmeyin. Siz niyetinizi Allah rızası için yaptıktan sonra, o muhakkak kabul görür. Bu, hem dünya işleri hem de ahiret işleri için geçerlidir. Dünya işi de mühimdir. Bazı insanlar boş durur. Yapacakları çok şey varken onları yapmazlar. Kendilerini ahiret için çalışıyor zannederler. Fakat bu, ahirete de bir işe yaramaz. Meşayihler, "Himmetü'r-ricâl takla'u'l-cibâl" derler. Yani, büyük zatların gayreti, tembel tembel oturmadan çalışması, dağları yerinden oynatır. Öyle olur. Yoksa 'Başkası bana bakar' deyip kendisi bir şey yapmazsa olmaz. Hani "elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz" derler ya, öyle olunca o insan makbul olmaz. Muhakkak bir dünya işiyle de meşgul olmalı, en azından kendi evinin işlerini yapmalıdır. "Ben elimi ayağımı dünyadan çektim" diyen insanlar ise başkadır. Evliyaullah, böyle yaptığı halde onların yine de hizmetleri vardır. Onların dünya hizmetleri de vardır. Dünya hizmeti dediğimiz de yine Allah rızası için, Allah yolunda yapılan bir hizmettir ve boş değildir. Bunun ecri ve sevabı vardır, tıpkı ibadet yapmış gibi. Onun için, insanın tefekkür edip iyiyi kötüden ayırması gerekir. İyi dediğimiz şey, çalışmak ve gayret göstermektir. Bu, hem dünya hem de ahiret için, her bakımdan iyidir. Kötü olan ise tembelliktir. Tembellik, şeytanın insana telkin ettiği şeydir. Tembel insan iş yapmaz, ibadete gelince de "Bu bana zor geliyor" der. Zor gelir mi hiç? Maşallah aslan gibisin, elin ayağın tutuyor, iş yapabiliyorsun. Halbuki senden çok daha zayıf, hasta ve sakat olan insanlar gayret gösteriyor, ibadetlerini yapıyor, işlerini yapmaya uğraşıyorlar. Allah Azze ve Celle sana el ayak, kuvvet vermişken, sen "Ağır geliyor, namaz için bana dua edin" diyorsun. Dua ederiz, Allah kolaylık versin; ama siz de bunu bahane edip namazı, işi gücü bırakmayın. Bırakırsanız şeytana teslim olmuş olursunuz. Ve şeytan da sizi istediği gibi idare eder. Allah muhafaza etsin. Allah, çalışan kullarını sever. Tembelleri ise sevmez. Çünkü tembellik, ibadete de sirayet eder. O insan ibadetini de yapmaz. Allah bizi nefsimizin şerlerinden muhafaza etsin inşallah.

2025-06-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا (20:114) İlim isteyin. Günümüzde okumak başka, ilim sahibi olmak başkadır. Bu günlerde çocukların okulları bitiyor. Okul dönemi bitti. Başka sınıflara geçecekler diye insanlar sürekli çocuklarını getiriyorlar: "Okuyun da çocuğumuz imtihandan geçsin." "Bu imtihanı kazansın," diye. Çocuklarını okutmak istiyorlar. İlmin sonu yok. Çocuklara da, herkese de hakiki ilim lazımdır. Hakiki ilim olmadıktan sonra, okumanın hiçbir faydası yoktur. Hakiki ilim olunca, işte o zaman her şeyin bir faydası olur. Öteki türlü, sadece okumuş olursun. Okudukça iyiliği değil, kötülüğü artan insanlara çok rastlanıyor. "Ben okudum, şunu kazandım, bunu kazandım" diyerek hem kibirleniyor, hem de hiçbir şeyi beğenmiyor. Üstelik senelerce okuduğu şeyler de hiçbir işe yaramıyor. Mezun olunca, onun gibi binlerce, yüz binlerce insan olduğunu görüyor. İşte o yüz binlerce insanın içinde, Allah rızası için okuyanlar faydalı olur. Biz okuduk mu? Okuduk. Peki, okuduğunla amel ediyor musun? Yok. Elde ne var? Bir kağıt parçası. O diploma, işe girmek için lazımdır. Tabii iş bulursa. Bulamazsa, boşu boşuna okumuş oluyor. Ama niyet, en azından Allah rızası için, O'nun verdiği ilimlerden öğrenmek olursa, o zaman bu çabalar boşa gitmemiş olur. Allah da ona bir kapı açar. Hayırlı bir kapı açar. Bu yüzden insanlar, bu günlerde çocuklarına şunu tembih etmelidir: "Oğlum, kızım, okuyacaksın ama niyetini Allah rızası için yap." "Ben bu ilmi boşuna öğrenmiyorum; sadece dünya için değil, ahiretim için de öğreniyorum." "Öğreneceğim bu ilimler hem dünyama hem ahiretime yarasın." "Bu ilim bizi hem dünyada hem de ahirette kurtarsın." Çünkü mühim olan ahirettir. "Ahireti kazanalım" diye tembih edecekler. Çocuktur, anlamaz. Eğer anlamıyorsa, o zaman niye okutuyorsun? Okutuyorsun ama anlamıyor. O zaman anlamıyorsa hiç okutma. Bu okumanın bir lüzumu yoktur. Demek o kadar masraf ediyor, o kadar emek veriyorsun. Anlamadığı zaman bu, hem kendine eziyet, hem çocuğa eziyettir. Bu lüzumsuz masraflar devlete de millete de eziyettir. Allah muhafaza etsin. Hayırlı nesil, hayırlı ilimle olur. Her işin başında niyet gelir; en mühim olan niyettir. İşte bu sebeple bu günlerde çocuklarınıza şöyle deyin: "Okuyacaksın." "Niyetin Allah rızası için olsun ki, Allah senden razı olunca işlerin rast gitsin." Yoksa Allah razı olmadıktan sonra, istersen dünyadaki bütün üniversiteleri kazan, hiçbir kıymeti yoktur. Allah, çocuklarımıza da bize de hayırlı ilimler nasip etsin inşallah. Çünkü ilmin sonu yoktur. Çocuklar şimdi sadece "sınıfı geçeyim, bir şeyler kazanayım" diye uğraşıyor. Ama asıl mesele o değil. Bizim için ilim, "minel mehdi ilel lahd" yani beşikten mezara kadardır. Bu yüzden hepimizin ilmi, Allah rızası için olsun inşallah.

2025-06-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: أَيَّامٗا مَّعۡدُودَٰتٖۚ (2:184) Sayılı günlerdir. Her şey de sayılıdır. İyisinde de sayılıdır, kötüsünde de sayılıdır. Oruç için de sayılıdır, diyor Allah Azze ve Celle. Bu ayın ibadeti olan Hac da sayılıdır. İşte bir ay önce, hacca gidecek olan herkes telaşlıydı. "Nasıl olacak, ne yapacağız?" diye. O da geçti mübarek. Bu sayılı günlerde kazanan kazanır. Öyle bol keseden harcanacak günler değil bunlar. Bu günleri, vakti öldürerek, kıymetini bilmeden geçiren insanlar hüsrandadır. En kıymetli şey, insanın hayatıdır. Ve hayatındaki en kıymetli şey vakittir. Çünkü o vaktin ne kadar olduğu, ne zaman biteceği belli değil; Allah Azze ve Celle "sayılı günler" diyor. Onun için insanın, muhakkak kıymetini bilmesi lazımdır. Verilen şeyin kıymetini bilen kazanır. Bilmeyen hiçbir şey kazanamaz, sonra da pişman olur. "Bu kadar kıymetli şeyi hiç kıymet vermeden, itibar etmeden geçirmişim." diye. Hatta şimdiki insanların çoğu, "Vakti öldürdüm." diyor. "Vakit öldüreceğiz" derler; ama sen vakti öldürürsen, kendini mahvetmiş olursun. Mücevherleri çöpe, zibile atmış olursun. Onun için bu mübarek günler geldi geçti. Bundan sonrakilere de insanlar dikkat etsin. Vaktin kıymetini bilsinler. Herkesin bir vakti, bir saati vardır. O saat, o vakit gelmeden vaktin kıymetini bilelim inşallah. Allah, hepimizi kıymet bilenlerden, vaktini boşuna geçirmeyenlerden eylesin inşallah.

2025-06-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Zilhicce ayındayız; bu ay, Hac ibadetinin yapıldığı aydır. Bu ayın ilk on günü, gündüzleri ve geceleriyle çok mübarektir. Artık hacılarımız da dönmeye başladı, birçoğu dönmüştür. Hac, Allah'ın Azze ve Celle Müslümanlara bahşettiği bir ibadettir. Bu ibadeti yerine getiren, yani hacca gidip gelen bir insanın bütün günahları affolur. Tabii kul hakkı bunun dışındadır, o ayrıdır. Ancak Allah Azze ve Celle, Müzdelife'de yapılan dualarla kul haklarını bile affettirir inşallah. Bu yüzden hacdan dönen bir insan, anasından doğmuş gibi günahsız gelir. Onlar için "Haccı mebrûr, sa'yi meşkûr, zenbi mağfûr olsun" denir. Yani, "Haccı kabul edilmiş, çabası takdir edilmiş ve günahı bağışlanmış olsun" demektir. Müslümanlar için Allah'ın verdiği gerçek Hac budur. Başkaları, yani gayrimüslimler, kendi yaptıkları ziyaretlere "hacı olmak" diyebilirler. Onların ne günleri ne de ibadet yerleri bizimki gibidir. Kendi kafalarına göre belirledikleri yerlere yaptıkları ziyaretleri hac sayarlar. Halbuki Hac, Allah Azze ve Celle'nin bahşettiği bir ibadettir. Bu ibadeti yerine getiren kişi, döndüğünde bütün günahlarından kurtulmuş olarak döner. Onların bu yaptıkları sevap olmak şöyle dursun, daha da büyük bir günahtır. Diğerleri ise, yani gayrimüslimler, gayrimüminler, kendi uydurdukları ziyaretlerle "hacı olduklarını" söylerler. Halbuki Haccın hikmeti, Allah'ın belirlediği özel bir yerde ve senede sadece bir kez yapılmasıdır. Yani, istediğin zaman hacı olamazsın. Hac vaktinin dışında gidersen, o ibadetin adı umre olur. Fakat hacılık değişiktir. Onun büyük lütfu ve büyük nimeti olması ayrıdır, özeldir. Her şeyin bir kıymetlisi vardır. İnsanların en kıymetlisi Peygamber Efendimiz'dir sallAllahu aleyhi ve sellem. Aynı şekilde yerlerin de kıymetlileri vardır: Mekke, Medine, Kudüs gibi mübarek beldeler, Allah'ın tayin ettiği özel yerlerdir. Örneğin Kudüs'e gitmek de Allah'ın büyük bir lütfudur. Orada kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namazın yerine geçer. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Oraya gidin" diye buyuruyor. Tabii, şu an oraya gitmek zor. Gidemeyenler ise, oraya zeytinyağı göndererek hizmet etsin. Bu da Peygamber Efendimiz'in bir nasihatidir; yapabilen yapsın. Ancak hac meselesi değişiktir. Hac farzı ömürde bir kez yerine getirildiğinde, o farz insanın üzerinden kalkar. Kişi böylece hem günahlarından temizlenmiş hem de tamamen affedilmiş olur. Bu, İslam'ın en güzel ibadetlerinden biridir. Zordur ama ne kadar zor olursa, ecri de o kadar fazla olur. Allah, gidemeyenlere de gitmeyi nasip etsin. Gidenlerin haccını da Allah kabul etsin inşallah. Gidip de varamayanların da Allah haccını makbul ve mebrur eylesin inşallah.

2025-06-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ وَنُورُهُمۡۖ (57:19) Allah azze ve celle, iman edenler için şöyle buyuruyor: Onların Rableri katında ecirleri, yani sevapları ve nurları vardır. Allah, iman edip İslam'ı yaşayan insanlara muhakkak bir nur verir. Allah'ın emirlerini ne kadar çok yaparlarsa, ecirleri de nurları da o kadar çoğalır. Bu yüzden kâfirin nuru yoktur. O, daha güzel gözükmek için bir hayli uğraşır, çabalar. Fakat nur olmayınca güzellik de olmaz. Sadece zulmet, yani karanlık olur. Nur'un gelmesi için insanın Allah'a iman etmesi, O'nun varlığını kabul etmesi lazımdır. Zira o nur bir sırdır ve ancak imanla tecelli eder. Kâfir, ateist, yani Allah'a iman etmeyen kim varsa, onların nuru yoktur. Nur'a kavuşmak aslında çok kolaydır, fakat şeytan insanı bırakmaz. Dille iki kelime, "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" deyince o nur sana gelir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ Dile söylenmesi çok hafif gelen, fakat mizanda, yani kıyamet terazisinde, tartısı ağır olan iki kelime vardır. Bu kelimeler mizanda ağır basar ve insanı cennete götürür. Bunu söylemeyen ise istediği kadar "ben şuyum, ben buyum" diyerek saçma sapan şeylerin peşinden koşsun, hiçbir faydası olmaz. İşte bu yüzden şeytan, elinden geldiğince insanları bu nimetten mahrum etmeye çalışır. Bütün vaktini de buna harcar. İnsanların çoğu da maalesef onun peşinden gider. Allah muhafaza etsin. Nur isteyen, ne kadar çok ibadet ederse nuru o kadar artar. İmansız nur olmaz. Allah'ın yarattığı bu nur, yalnızca müminlere mahsus bir lütuftur; kâfirlerin bundan nasibi yoktur. Onlar dünyada da mahrumdurlar, ahirette ise durumları daha da kötü olacaktır. Allah hepimizi muhafaza etsin. Allah imanımıza kuvvet versin inşallah.

2025-06-15 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ (4:59) Allah Azze ve Celle'ye, Peygamber Efendimize ve emir sahiplerine itaat edin. Burada "ülil emr" yani emir sahipleri, memleketi idare edenler demektir. Müslümanları idare edenlere de itaat edin diyor. Allah'ın emrine aykırı bir emir vermedikleri sürece onlara itaat etmek lazımdır. Bu, Allah'ın bir emridir. Bazen başımızdakiler iyi olur, bazen de Allah korusun, iyi olmayanlar da olur. Ama yoldan çıkmamak için hepsine itaat edin. Çünkü bazen imtihan, bazen de ihsan olur. İşte, ihsan olduğu zaman insanın onun kıymetini bilmesi lazım. Kıymet bilen insan her zaman makbuldür. Peki kimin yanında makbuldür? Allah Azze ve Celle'nin katında makbul olan insanın sonu da iyi olur ve her zaman iyi olur. Allah'ın sevmediği bir insan olursa, istese bütün dünya, hatta on misli onun olsun, hiçbir fayda etmez. Çünkü onun sonu iyi olmaz. Biz "Allah işlerimizin sonunu hayreylesin" diyoruz. Onun için, bize bu nimetleri verdiği için Allah'a şükretmek lazım. Allah herkese bir durum, bir özellik vermiştir; herkes kendi işine baksın. Kendi bildiği şeylere göre hüküm verip "şu şöyledir, bu böyledir" demesin. Bir şeyi doğru bildiğini sandığında, çoğu zaman yanlış olur. Her şey göründüğü gibi değildir. İşin bir de görünmeyen tarafı var. Allah muhafaza etsin. Biz niyetimize göre, bu lütfu bize ihsan ettiği için Allah'a şükrediyoruz. Allah bize kendisine ibadet etme izni verdi, başka şeylere tapmayı nasip etmedi. Allah bize bu yolu nasip etti. Bu yüzden yolumuz neyse ona bakıp Allah'a şükretmek lazım. Çünkü bu zamanın insanlarının başına şeytan geçmiş; hiçbir şeyi beğenmiyorlar, hiçbir iyiliği bilmiyorlar. Ne yaparsan yap, seni kötü sayıyorlar. Ne edersen et, "bu iyi değil, şu güzel değil" diyorlar. Nankörlük güzel değildir. Allah Azze ve Celle'nin sevmediği bir şeydir. Allah'ın sevdiği şey, verdiği nimetlere şükretmek ve hamdetmektir. Allah bizleri şükredenlerden, hamdedenlerden eylesin.

2025-06-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ لَكُمْ عَدُوٌّۭ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّا ۚ (35:6) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, "Şeytan sizin düşmanınızdır." Onu düşman belleyin. Arkadaş edinmeyin. Düşmanla hiçbir zaman arkadaşlık olmaz. Şeytana arkadaş olan, hüsrana uğrar. Sonunda onunla beraber olur. Arkadaş, arkadaşına ya cehenneme ya da cennete gitmesi için yardımcı olur. Bu yüzden şeytanla beraber olmayın. Ondan uzak durun. Onunla ahbaplık etmek yaramaz. Onun arkadaşlığı felakettir, kötülüktür; her türlü şerri içinde barındırır. Bu yüzden şeytandan uzak duracaksın. Onun dediğini yapmayacaksın. Peki, şeytanın neyi "yap" dediğini nereden bileceğiz? O, kötülüğü emreder. Haramları yapmayı emreder. Eğer dediklerini yaparsan, onun arkadaşı olursun. Onunla arkadaş olmak demek, onun yolundan gitmek ve onunla beraber olmak demektir. Ama Allah Azze ve Celle, "Ona düşman olun" diyor. Eğer düşman olursanız kurtulursunuz. Akıbetiniz hayrolur. Sonunda da mekânınız cennet olur. Allah muhafaza eylesin. Allah hepimizi şeytana arkadaş olmaktan muhafaza eylesin inşallah.

2025-06-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Her şey için ve bize bu güzel günleri gösteren Allah'a hamd-ü senalar olsun. Şeyh baba, Şeyh Nazım Hazretleri, 'Yevmun cedid, rızkun cedid' - 'Her yeni gün, yeni bir rızıktır,' derdi. Aldığımız her nefes için şükretmeliyiz. Allah Azze ve Celle'nin yolunda olduğumuz için şükretmeliyiz. Bundan daha büyük bir nimet yoktur, ama insanlar bunun farkında değil. Lüzumsuz şeylere üzülür, yaramaz şeyler için kahrolurlar. Halbuki her şey, Allah Azze ve Celle'nin bir nimeti ve lütfudur. Bu yüzden, iman nimeti her şeyden üstündür. Başka bir şeyi dert etmeye gerek yoktur. Bu dünya, yaratıldığı andan itibaren bir imtihan yeridir. Asıl imtihan, Allah Azze ve Celle'nin takdirinden razı olmaktır. İnsanlar, Allah muhafaza etsin, "hayattan bezdik" derler. Bazıları canına kıyar, bazıları ümitsizliğe kapılır ve kurtulacaklarını zannederler. Yok, öyle değil. Kurtuluş bu değildir. Kurtuluş, ancak Allah Azze ve Celle'nin verdiklerine şükretmekle ve O'ndan razı olmakla mümkündür. Sen Allah'ın verdiklerine razı olursan, Allah da senden razı olur. Fakat razı olmazsan, o vakit sıkıntı da eziyet de sanadır. Kötülük yine sanadır. Bu yüzden en mühim şey, Allah Azze ve Celle'nin taksimatına razı olmaktır. Allah hepimize kanaat sahibi olmayı ve şükretmeyi nasip etsin inşallah. Nefsimize uymaktan bizleri muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: تفكر ساعة خير من عبادة مائة سنة "Bir saat tefekkür, yüz senelik ibadetten daha hayırlıdır." Yüz sene ibadet edersin ama bir yandan da Allah'ın işine itiraz edersin. Fakat bir saat oturup, "Bu işlerin hikmeti nedir, ne değildir?" diye tefekkür edersen ve o hikmeti anlarsan, işte o vakit yüz senelik ibadetten daha kıymetli bir amele nail olursun. Allah, bu mübarek Cuma günü hürmetine, hepimizi kendisinden razı olan kullarından eylesin inşallah.