السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, bir hadis-i şeriflerinde mealen buyuruyor ki: Ümmetimden bir taife vardır.
Hak üzerinedir.
O taife, yani o cemaat, o topluluk, onların yolu benim yolumdur, buyuruyor.
Hak yoludur.
O hak yolu, kıyamete kadar gider.
Allah'a şükür, o yol tarikatların yoludur.
Tarikat olmayan başka yollar ise... Onlardan binlercesi ortaya çıktı ve sonra kaybolup gitti.
Onların her biri Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda değil, kendi nefsine nasıl uyuyorsa o yolda devam etti.
Çoğu, hepsi bitti. Ama onların yerine biri çıkıyor; o bitiyor, bir başkası başlıyor.
Yani onlar da aynı minval üzere gidiyorlar ama tabii aynı şey değil, bambaşka şeyler var.
Onların gayesi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği yol değil, nefislerinin istediği yoldur.
Kendi nefsinin istediği yolda giden, yoldan çıkmış olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolu nedir?
ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمٞۖ وَلَا تَجَسَّسُواْ (49:12)
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Zandan, suizandan kaçının" diyor.
"Suizandan uzak durun" diyor.
"Ondan sonra, fazla casusluk da yapmayın" diyor.
Suizan, casusluk yapmayınca ne olur?
Peygamber Efendimiz'in emri yerine gelmiş olur.
İşte bu vakitler Aşure günleridir.
Muharrem ayının, Aşure günlerine yaklaştığımız günleridir.
Aşure günü, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sevdiği bir gündür.
Bu güne itibar edip "oruç tutun" dedi.
Oruç tutulsun, ibadet edilsin.
O gün için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği birkaç nasihat, yapılacak şeyler var.
Onları yapın, yeter.
Başka şeylere fazla itibar etmeyin.
O günde ne olmuş ne bitmiş... Bunlar zanna dayalı, insanları birbirine düşürmek için olan şeylerdir.
Mühim olan şey imtihandır.
İnsanın, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sözünü dinleyip dinlemediğine bakmak lazım.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Suizan yapmayın, sen kendi işine bak" diyor.
Başkasının ne olup bittiğine Allah Azze ve Celle hükmeder, hükmeden O'dur.
Hiçbir şey zayi olmaz.
Zayi olan, insanın huzursuz olmasıdır; imanı zayıflar.
İmtihanı kaybederse işte bunlar olur.
Allah muhafaza etsin.
İslam yolu, tutması zor bir yoldur.
O yolda kalmak için muhakkak hak üzere olmak lazımdır.
Başka türlü, o yolu bir taraftan bıraktın mı, hiçbir şey kazanamazsın.
Bunu tutayım derken öbür taraftan kayar.
Ama doğru yoldaysan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda, istikamet üzere gidiyorsan, hiç korkma.
Selamet senindir.
Sonun selamettir.
Çünkü o zaman Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bahsettiği o zümreden olursun.
Hak yolunda olan zümreden, hak yolunda olan taifeden olursun ki, işte kazananlar onlardır.
Onlar vesilesiyle başkalarına da hidayet gelir.
İnsanlar ne kadar yoldan çıkarsa çıksın, en sonunda onların bereketi yine kurtarır.
Yani İslam yolu, Allah'a şükür, bu yolda olanlarla beraber devam eder.
O güzel yol, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
Allah hepimize bu yolda kalmayı nasip etsin.
Başka türlü "buradan biraz çıkayım da gideyim" dersen, çıkarsın ama geri girebilir misin, o belli olmaz.
Onun için Allah bizi bu doğru yolda muhafaza etsin.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in methettiği bu yolda olalım inşallah.
2025-07-01 - Lefke
Allah Azze ve Celle, bu mübarek ayları Müslümanlara bir hediye olarak vermiştir.
Bu ay, Muharrem ayı, o ayların sonuncusudur.
Üç haram ay vardır: Zülkade, Zilhicce ve Muharrem.
Allah Azze ve Celle, bu ayları hac için haram kılmıştır.
Bu aylarda savaş yapılmasın diyedir.
Allah Azze ve Celle, "Üzerinize gelinirse müdafaa edersiniz" diyor, ama bu aylarda savaş açmak gerekmez, olmaz.
Çünkü bu aylar, hac aylarıdır.
İnsanlar bu aylarda hacca gidip gelirlerdi.
Bu, onların rahatça gidip gelmeleri içindir.
Bir de Recep ayı vardır; o da ayrı olarak haram aylardan biridir.
Bu aylar, Allah Azze ve Celle'nin yerleri ve gökleri yarattığı günden beri haramdır.
Bizim bu dünyamızda, yaşadığımız bu hayatta, bu dört ay haram aydır.
Allah indinde her şeyin bir hikmeti vardır.
Allah Azze ve Celle, insanlar devamlı savaş halinde olmasın diye bu ayları ikram etmiştir.
Elbette cihat lazımdır.
Cihat istenir ama tabii ki herkes kendi kafasına göre cihat yapamaz.
Cihat yapacak olan kişi, bir komutanın veya emirin altında hareket eder.
Ama kendi başına kalkıp "Ben cihat yapacağım" diyerek, ne idüğü belirsiz kişilerin peşine takılırsan, o vakit emre itaat değil, emre karşı gelmiş olursun.
Allah Azze ve Celle’ye itaat edeceksin.
Onun emirleri, tek başına hareket etmek değildir.
Başında bir emir olacak ki sen de o emre göre hareket edesin.
Tabii, şimdiki dünyada hiçbir şeyin ne olduğu belli değil.
Hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor.
İnsanlar bazılarını ihlaslı zannediyor.
Sonra da onların peşinden gidiyorlar.
Bazıları, üç beş kuruş kazansınlar diye bu insanları, onları helak etmek ve mahvetmek için kullanıyor.
Onun için tek başına yahut tanımadığın insanlarla hareket etmek iyi değildir.
Yolu bilinen, kim olduğu belli olan insanlarla hareket etmek lazımdır.
İşte bu yüzden, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediği gibi, şimdiki cihadımız nefsimizledir; en büyük cihat budur.
Hele ki bu ahir zamanda olduğumuz için, nefsimizle cihat edeceğiz.
Nefsimiz ne diyorsa ona karşı geleceğiz.
Ama tabii ona yüzde bir mi, yüzde iki mi, yüzde on mu karşı gelebiliriz?
Mühim olan, en büyük savaşın nefsinle olduğunu bilmektir.
Çünkü diğer savaşlar senin emrinde değildir.
Sen onların emrinde olursun.
Bu dünyanın hali, ne olacağı belli olmayan bir vaziyettedir.
İyi zannettiğin kötü, kötü zannettiğin de iyi çıkabiliyor.
Bu yüzden dikkat etmek lazımdır.
İnsanın nefsini tehlikeye atmasına gerek yoktur.
Bu ay Muharrem ayıdır, Aşure ayıdır.
İnşallah bu ay hayırlara vesile olur.
Peygamberlerin ve evliyaların çoğu, bu Aşure gününde mertebelerine erişmiş, kazanmışlardır.
İşte bu yüzden bu güne dikkat etmek gerekir.
Herkesin peşine düşmemek lazımdır.
Çünkü hainlik çok, ihlaslı insan ise azdır.
Gerçekten ihlaslı olan insanlar pek azdır.
Onun için artık kimsenin sözüne güven kalmadı.
Ne kadının sözüne güven oluyor ne de erkeğin.
Herkes "Ben yaparım, ben ederim" diyor.
Siz dikkatli olun, her şeyinize dikkat edin.
Malınıza, mülkünüze ve bahusus dininize dikkat edin.
Şimdi son yüzyılda ortaya çıkıp her tarafı kanser gibi saran Selefi denilen tayfa, hemen sana 'kafir' diyor.
Halbuki onlarda ne ihlas var ne başka bir şey.
Milleti kandırabiliyorlar.
Bakalım ne kadar daha kandıracaklar ve başlarına ne zaman felaket gelecek.
Allah muhafaza etsin.
Allah onları ıslah eylesin.
İnşallah Allah hepimizi korusun.
Bu mübarek ayların hürmetine, inşallah.
2025-06-30 - Lefke
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ (17:9)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, Kur'an-ı Azimüşşan en doğru yolu gösterir ve hidayete vesile olur.
Peygamber Efendimiz, "Kur'an-ı Azimüşşan'ı okuyun, ondan istifade edin" diye buyuruyor.
Kur'an-ı Azimüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kelamı olup, O'nun gönderdiği şekliyle günümüze ulaşan tek kitaptır.
Tevrat, İncil gibi başka kitaplar da var denir ama onların hepsini tahrif etmişler.
Kendi kafalarına göre, istedikleri gibi değiştirmişler.
Allah katından indiği şekliyle bozulmadan kalan tek semavi kitap, Kur'an-ı Azimüşşan'dır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Onu okuyun" diyor; çünkü onda şifa vardır, hayır vardır, her türlü iyilik vardır.
Elbette Kur'an-ı Azimüşşan'ı ezberlemek her kişinin harcı değildir.
Çocuklar ezberlesin diye birçoğunu medreselere veriyorlar, onlar da ezberliyorlar.
Allah onlardan razı olsun, Allah onları muhafaza etsin.
Şimdi Allah'a şükür, yaz mevsimi geldiğinde, özellikle Türkiye'de bu gelenek daha yaygın; başka yerlerde pek görmüyoruz.
Yaz gelip de okullar tatil olunca, Allah'a şükür, camilerimizde hocalarımız ders veriyor.
Yaklaşık bir, bir buçuk ay, yani kırk gün boyunca çocuklar her gün bir-iki saatliğine gidip Kur'an-ı Azimüşşan'ı öğreniyorlar.
Elif-be'den başlayarak harflerin Arapça yazılışını ve okunuşunu öğreniyorlar.
Bu, çok büyük bir güzelliktir.
Bunu yapan insanlardan Allah razı olsun.
Çoğu aile de çocuklarını bu kurslara gönderiyor.
Burada, Kıbrıs'ta da aynı şekilde yapılıyor. Allah razı olsun, bizim eski bir vakıf başkanımız vardı.
O, çocukları daha fazla sevindirip teşvik etmek için kursa giden çocuklara hediyeler vererek her türlü iyiliği yapardı.
Şimdi o gelenek pek kalmadı galiba ama yine de çocukları teşvik etmek için ufak tefek hediyeler veriliyor.
Kur'an, insan için en çok ihtiyaç duyulan, en mühim şeydir.
Kur'an-ı Azimüşşan'ı öğrenmek; yemekten, içmekten, hatta nefes almaktan bile daha mühimdir.
Zaten hocaların bunu öğretmek için güzel usulleri vardır.
Eğer çocuk dikkatini verirse, bir haftada okumaya başlayabilir.
Çok dikkat etmezse de on beş günde, olmadı bir ayda Kur'an-ı Azimüşşan'ı okumaya başlar.
Kırk günün sonunda ise artık rahatça okuyacak hale gelir.
İşte bu kadarı hocanın vazifesidir.
Ondan sonra da, öğrenilenleri unutmamak için ailelere görev düşüyor.
Vakit feda etmek değil bu, bilakis o vakti kazanmak için çocuklarıyla günde beş dakika oturmaları yeterlidir.
Çocuğa bir sayfa okutsun ki hem öğrendiklerini devam ettirsin hem de unutmasın.
Okuduğu o bir sayfa Kur'an bile onun bütün şahsiyetini olgunlaştırır, zekasını geliştirir ve ahlakını güzelleştirir.
Her türlü iyiliğe vesile olur, ailesine hürmet etmeyi, vatanına ve insanlığa faydalı bir birey olmayı öğrenir.
Her gün yapılan bu ufak tekrar, onun ruhuna ve imanına kuvvet verir.
İşte bu yüzden, çoğu insan ehemmiyet vermese de Kur'an'ı öğretmek, öğrenmek ve devam ettirmek en mühim iştir.
Bu, çok büyük bir kazançtır, en büyük kazançtır.
Bunu yapmayan, ömrünü boşa harcamış olur.
Şimdiki insanlar çocukları konusunda ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.
Anne babalar, adeta çocuklarının kölesi olmuş.
Çocuğun ailesine hizmet etmesi gerekirken, aile çocuğa hizmet ediyor.
Üstelik çocukları yine de memnun edemiyorlar.
Kısacası, Kur'an-ı Azimüşşan'ı okuyup hayatına tatbik etmek, insanın ahlakını güzelleştirir.
Böylece ailesine ve çevresindeki insanlara hürmet eden, Allah'a güzel bir kul olur.
Allah hepimize O'na güzel kulluk etmeyi nasip etsin inşallah.
Bu, çocuğun kalbine ekilen bir tohum gibidir.
Bu tohum, inşallah ileride büyüyüp bereketli, büyük bir çınar ağacı olur.
2025-06-29 - Lefke
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلَّيۡلَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِضِيَآءٍۚ أَفَلَا تَسۡمَعُونَ (28:71)
Allah her şeyi güzel yaratmıştır.
Bu dünya hayatını da yine aynı güzellikte yaratmıştır.
Bu hayatta her şeyin bir eşi vardır.
Gündüzün gecesi vardır.
Siyahın beyazı vardır.
Zulmün karşısında adalet vardır.
Yani dünyada her şeyin bir karşılığı, bir zıttı vardır.
Niçin bu böyle olmuş?
Çünkü burası imtihan dünyasıdır.
İmtihan dünyası olduğu için şeytan var, melek var.
Mümin var, kâfir var.
Yani her şeyin bir karşılığı, bir zıttı vardır.
Hiçbir şey tek değildir, tek olmaz.
Tek olan, yalnızca Allah Azze ve Celle'dir.
Her şeyin sahibi O'dur.
O'nun eşi, benzeri haşa yoktur.
Allah'tan başka geriye kalan her şeyin muhakkak bir karşılığı, bir zıttı vardır.
Aynı cinsten olanlar beraber olur.
Zıtlar da kendi zıtlarıyla eşleşir.
Müminler peygamberlerle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ile beraber olurlar.
Onlarla beraber olurlar.
Onun zıttı kimdir?
Şeytandır.
Şeytana uyanlar da şeytanla beraber olur.
Onun yolunda gidenler, onunla beraber olur.
Yani dünyada Allah Azze ve Celle'nin iradesi böyledir.
Allah'ın iradesi böyledir, ama buna rağmen bazı aklı evveller düşünmeden konuşur.
"Ben olsaydım" der, "fakir bırakmazdım, kâfir bırakmazdım, şunu yapmazdım, bunu etmezdim."
Bazı insanlar öyle saçma sapan konuşur ki, sanırsınız Allah'a akıl veriyorlar.
Yani bilmeden Allah'a karşı gelmiş oluyorlar.
Haşa, sanki Allah bilmiyor da onlar biliyor; o bildiğini de sana zaten Allah öğretmiştir.
Allah bilmez miydi herkesi tek tip, sadece mümin olarak, sadece iyi olarak yaratmayı?
Allah Azze ve Celle'nin hikmeti, her şeyi bir imtihan olarak yaratmış olmasıdır.
Onun için insanoğlu bu dünyadayken, bunu devamlı hatırında tutmalıdır.
Biz bunu farklı şekillerde hep söylüyoruz.
Ama mühim olan şey rızadır, Allah'tan razı olmaktır.
Yaşadığın her şeyden, her günden razı olman; işte mühim olan budur.
Allah her nimeti vermiştir.
Verdiği nimetler için Allah'a şükretmek, O'nun takdirine rıza göstermek ve O'na itaat etmek gerekir.
O'nun hiçbir işine itiraz etmek olmaz.
Her şeyin bir hikmeti vardır.
İnsanlar zulüm görüyor, eziyet çekiyor ama Allah onların Rabbidir.
Sabrederlerse, O onların mükafatını verir.
Sabretmezlerse, boşuna eziyet çekmiş olurlar.
Dediğimiz gibi, bu dünya hayatında her şeyin bir zıttı vardır.
Sen iyi tarafta ol.
Nur tarafında ol.
Karanlık, zulmet tarafında olma.
Zalimlerle beraber olma.
Kâfirlerle beraber olma.
Nurlu insanlarla, iyi insanlarla beraber ol.
Kötülerden uzak dur.
Dediğimiz gibi, gece olmasa gündüzün kıymeti bilinmez.
Tabii cennet başkadır; orada ne sıcak var ne gündüz ne başka bir şey.
Ama dünyanın hâli böyledir, bunu bilmek lazım.
Bazıları "Ben olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım" der.
En güzelini Merkez Efendi Hazretleri söylemiş.
Şeyhi, sevdiği müridi Merkez Efendi'yi halifesi yapmak için diğer müridlere bir imtihan yapayım demiş.
"Herkes bir kâğıt alsın," demiş, "bu dünya sizin elinizde olsaydı ne yapardınız, yazın bakalım."
Herkes bir sürü şey yazmış: "Zalim bırakmazdım, hastalık bırakmazdım, kötülük bırakmazdım, şunu yapardım, bunu yapardım..."
Şeyhi, Merkez Efendi'ye sormuş, "Sen ne yapardın?"
İşte bu yüzden adı Merkez Efendi kalmış; "Ben her şeyi merkezinde, olduğu gibi bırakırdım" demiş.
"Her şeyi olduğu gibi bırakırdım."
"Allah'ın takdiri en güzelidir, O ne yaptıysa en güzelini yapmıştır, O'nun hiçbir işine itirazım yok" demiş.
İşte hakiki mümin, kalbi mutmain olmuş insanlar böyledir.
Allah bizi, kendisinden razı olanlardan eylesin.
Allah da bizden razı olsun.
Çünkü Allah kulundan razı olur da, insanların çoğu haşa Allah'tan razı değildir.
"Yok şöyledir, yok böyledir" falan derler.
İşte O'ndan razı olmayanlar, ne yaparlarsa yapsınlar kaybetmişlerdir.
Çünkü Allah'a karşı gelen insanlarda ne denge vardır ne de akıl.
Sosehr sie auch sagen mögen: "Wir sind gebildet, wir sind kultiviert" - ihre Kultur ist nur Schein und Tand.
Allah Azze ve Celle'ye karşı gelenler bundan başka bir şey değildir.
Onun için onlara acımak lazım.
Kendilerini bir şey zannedip de atıp tutuyorlar.
Onlardan çok daha kuvvetlileri de Allah'a karşı geldiler.
Ve ilelebet hüsranda, ziyanda oldular.
Allah muhafaza etsin.
2025-06-28 - Lefke
كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٞ (52:21)
Her insan kendinden sorumludur.
Ne kazandıysa ona göre muamele görecek.
Allah'ın Azze ve Celle katında, insan yaptığı her şeyden bizzat mesuldür.
İnsan, yaptığı ibadetlerin, taatlerin ve her türlü amelin karşılığını görecektir.
Yaptıklarından hiçbir şey zayi olmayacaktır.
Bu dünyada yapılan hiçbir amel kaybolmaz.
Peki ne kaybolur?
Eğer işlediğin günahlar için tövbe istiğfar edersen, Allah onları siler.
Allah o günahları yok eder.
Yok, eğer inat edip kendini bir şey sanarak aynı günahlara devam eder ve başkalarını da bu yola teşvik edersen, o zaman cezanı çekersin.
Yaptıklarının hesabını verir, o inadının sana ne "fayda" getirdiğini o zaman anlarsın.
Bu yüzden, "dünyadaki bir nefes, toprağın altındaki bin seneden daha hayırlıdır" derler.
Çünkü hayattayken, aldığın her nefeste tövbe edip affedilme imkanın vardır.
Aksi takdirde, artık iş işten geçmiş olur.
İnsan gözünü bu dünyaya yumduğu an, amel defteri kapanır.
Artık hayır yapma imkanı kalmaz.
Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, üç şeyin sevabının devam edeceğini buyurur.
Birincisi, arkasından dua eden, hayır hasenat yapan hayırlı bir evlattır; bunun faydası kendisine ulaşır.
İkincisi, insanların faydalandığı, geride bırakılmış bir ilimdir.
Üçüncüsü ise geride bıraktığı sadaka-i cariyedir.
Ümmetin faydasına yapılan bir çeşme, sebil, cami, medrese, hastane veya yetimhane gibi eserlerdir.
Bu hayırlardan faydalanan insanların duaları da o kişiye ulaşır ve makbul olur.
Aksi halde, ne böyle bir hayır yapmış ne de bir eser bırakmışsın, üstüne bir de bir sürü günah işlemişsin.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de Allah'a Azze ve Celle karşı inat edip kafa tutmuşsun.
İşte o zaman, işin zor değil, çok daha kötü olur.
Allah muhafaza eylesin.
Yani insan, yaptığı her şeyin karşılığını ahirette bulacaktır.
كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٞ (52:21)
buyurulmaktadır.
Tıpkı bir rehin gibi, yani tutulmuş, el konulmuş gibi.
O rehini kurtaracak bir karşılığı varsa, öder ve kurtulur.
Ama "benim ödeyecek hiçbir şeyim yok" derse, o vakit, "Sen şöyle gel bakalım, şu tarafa, sol tarafa geç" derler.
Orada, eğer defterinde az da olsa bir iyilik varsa, belki seneler sonra çıkabilirsin.
Fakat hiçbir iyiliğin yoksa, ebediyen orada kalırsın.
Allah muhafaza eylesin.
Allah bizleri nefsimize uydurmasın inşallah.
2025-06-27 - Lefke
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
Seni evinden çıkartıp hicret için gönderdiğimiz vakit, bazı mü'minlerin kalpleri üzüntüyle doldu.
Halbuki o hicret için vakit ve zaman geldiğinde, Allah Azze ve Celle'nin emrinin yerine gelmesi gerekiyordu.
Her şeyin bir vakti, bir zamanı vardır.
Vakti zamanı gelmeden, sen istediğin kadar uğraşsan da bir şey olmaz.
Ama tabii bazı insanlar "işlerimiz olmuyor" diye ye'se ve ümitsizliğe düşer.
“Ne yapalım, dua ediyoruz ama duamız kabul olmuyor” derler.
Halbuki her şey Allah'ın emrindedir.
Her şey Allah'ın yed-i kudretindedir.
O ne zaman isterse, o vakit olur.
O'nun yaptığı her şeyde, biz insanoğlu için bir hikmet vardır.
Herkesin yaşadığı anların içinde hikmetler vardır.
Ama en büyük hikmet sahibi, o'na mazhar olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'dir.
O'nun her hareketi, her sözü, her işareti ve talimatı hikmetle doludur.
Onun için insanoğlu olduğu için, insanoğlu ne kadar uğraşsa da, hikmetini anlamayınca içinde biraz itiraz olur.
Yahut "hikmeti nedir?" diye sorabilir.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti Allah Azze ve Celle'nin emriyle olmuştur.
Mekke-i Mükerreme'de senelerce kalıp, o talimat Allah Azze ve Celle'den ona inip, orada oturması kemale erince, açılması lazım olduğu için Medine-i Münevvere'ye hicret etti.
Oradan korktuğu için değil.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolu hiçbir engel olmadan giderdi ama,
insanlara öğretsin diye, gene ibretler olsun, insanlar mucizeler görsün diye o yolu geçip Medine-i Münevvere'ye geldi.
Orada da güneş daha da açıldı.
Bütün dünya o nuru gördü.
Nasibi olan nasiplendi.
Nasibi olmayan nasiplenmedi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in o zaman Mekke'den Medine'ye, yani Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye hicret etmesi bir emirdi.
Hicret, o insanlara vacipti.
Çünkü hicret etmek de kolay değil.
Her şeyini bırakıp başka yere taşınmak, başka yerde yeniden başlamak zor bir iştir.
Ama sahabe-i kiram hiç arkalarına bakmadan her şeyini bırakıp hicret ettiler.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in peşinden gittiler.
Ama hicretten sonra, artık Mekke-i Mükerreme fethedildikten sonra, Peygamber Efendimiz "Hicret yok." dedi.
Yani artık hicret emri kalktı.
Hicret emri nasıl olur?
Hicret, insanlar zulüm görürse, çok sıkıntı olursa, o vakit hicret vardır ama bu bir emir değildir.
Emir olarak hicret, sırf Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında olmuştur.
Öteki türlü insanlar mülteci olurlar, başka şeyler olur, o ayrı bir mesele.
Hele bazı memleketlerde sebat etmek, hicret etmekten daha hayırlıdır.
Memleketi kafire bırakacağına, sen orada kendini idare edebilecek kadar kuvvetin varsa, orada sebat etmen senin için ve İslam için daha iyidir.
Çünkü orası Müslümanların yeridir.
Sen bırakırsan, ötekisi bırakırsa, diğeri bırakırsa, orada kim kalacak?
Kafire kalacak, gavura kalacak.
Onun için Müslümanların bu konuda dikkat etmesi lazım.
Ne yaptıklarını bilmeleri lazım.
"Peygamber Efendimiz hicret etti, biz de hicret edeceğiz" diye yola çıkanlar, çoğu zaman Peygamber Efendimizin yaptığını yapmazlar.
Lüzumu olmayan şeyleri yaparlar.
Allah muhafaza etsin.
Ahir zamanda yaşadığımız için zor; insanlar çeşitli sebeplerden dolayı memleketlerini bırakıp, Müslüman bir memleketi bırakıp, para peşinde, rızık peşinde başka yerlere giderler.
Ama en iyisi, insanın kendi yerinde kalıp helal kazanması, orada yaşamasıdır.
Bu, daha hayırlı olur inşallah.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
2025-06-26 - Lefke
Yeni senemizin mübarek birinci günündeyiz.
Hicri 1447 senesindeyiz.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanından bu yana bunca sene geçti.
İman sahipleri bunun kıymetini bilir.
İmanı olmayanlar ise yeni seneyi kendi kafalarına göre, işe yaramayan şeylerle karşılarlar.
Kimisi az yapar, kimisi çok yapar, kimisi de iyice çığırından çıkar.
Ama ertesi gün ortada hiçbir şey kalmaz.
Ne için kutladıklarını, neden sevindiklerini kendileri bile anlamazlar.
"O kadar sevindik, peki ne oldu?" diye bakarlar ama görürler ki her şey aynı, değişen bir şey yok.
Aslında değişen tek şey insandır.
Sadece bir sene daha yaşlanmış olur.
Ama Hicri sene öyle değildir Allah'a şükür.
Geçen seneyi ibadetle kapatıp, yeni seneye yeni vazifelerle başlarız.
Onu da vakti geldikçe ibadetle, şükürle, hamd ve dua ile geçiririz.
Allah da bunun mükafatını ve sevabını verir.
Böylece kaybetmiş değil, kazanmış olurlar.
İşte bizim senemiz kötülükle değil, iyilikle başlayan bir senedir.
Bu seneye kendimize, ailemize, çoluk çocuğumuza, vatanımıza ve ümmetimize dua ederek gireriz.
Hayırlar ve iyilikler dileyerek gireriz.
Hakiki iyilikler isteyerek.
Müminlerin imanlarının artması için dua ederiz.
Diğer insanlar için de iyilik diler, onların da hidayete ermelerini isteriz.
Onların da bu güzel günleri, bu mübarek vakitleri tatmaları, onlara da nasip olması için dua ederiz.
Kimse için kötülük istemeyiz.
Zalimlerin zulmünün durmasını isteriz.
Allah azze ve celle mazlumlara sonsuz, hadsiz hesapsız mükafatlar verir.
Mazlumun sabrının karşılığı ayette buyrulduğu gibi, "innema yuveffa's-sabirune ecrahum bi gayri hisab"dır.
"Şüphesiz, sabredenlere ecirleri hesapsızca verilir," buyrulur.
On, yüz, bin sevap değil, hesapsızdır; artık bir hesabı yoktur.
Allah azze ve celle onlara kendi hazinelerinden verir.
İşte bu mübarek gün, Muharrem'in birinci günüdür.
Allah bu mübarek senemizi hayırlara vesile kılsın.
İman sahibi bir insan için her şey hayırdır.
Değişen tek şey, ömürden bir senenin daha geçmiş olmasıdır.
Allah'a şükür, geçen senenin son büyük ibadeti, yapabilenler için hac idi.
Hac vazifesini yerine getiremeyenler de oldu.
Gidebilenlerin haccını Allah kabul etsin.
Gidemeyenler de çoktu.
Hatta Mekke sınırına kadar varıp içeri giremeyenler bile oldu.
Onlar hem niyet ettiler hem de zahiren oraya kadar gittiler.
Allah muhakkak onların da haccını kabul eder.
Zira Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de aynı durumu yaşamıştır.
Hac için yola çıkmış ama engellenmişti.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Hudeybiye'de ihramdan çıkıp kurbanını kesmişti.
Bu sene de hacca niyetlenip sınıra kadar gelen ama Kabe'yi ziyaret edip Arafat'a çıkamayanlar oldu.
Allah onların da ecir ve sevaplarını muhakkak verecektir.
Çünkü "Ameller niyetlere göredir."
Onlar hem niyet ettiler hem de "Nasıl bir yol bulup gireriz?" diye oraya kadar gittiler.
İnşallah o haccın manevi kısmeti onlara da verildi.
Allah kabul eylesin.
İşte geçen senenin son büyük ibadeti, farz olan hac idi.
Ve şimdi yeniden başlıyoruz.
İçinde bulunduğumuz Muharrem ayı da haram aylardan biridir.
Eskiden oruç bu ayda tutulurdu, sonra Allah azze ve celle onu Ramazan'a tebdil edip Ramazan orucunu farz kıldı.
Bu ayda tutulan oruç farz değil, nafile idi.
Muharrem'in birinden onuna kadar oruç tutmak da çok faziletlidir.
Ama en mühim olanı Aşure günüdür.
İşte o faziletli günlerden ilki, Muharrem'in onuncu günü olan Aşure'dir.
O günün orucu ve yapılacak vazifeleri vardır.
Onları yapan, yeni senenin ilk büyük mükafatını almış olur.
Dediğimiz gibi, dokuz ve onuncu veya on ve on birinci günlerde, nasıl denk gelirse oruç tutulur.
Yahut üç gün veya birinden onuna kadar, istediği gibi tutabilir.
Bu günler, mümin ve Müslüman olan insana Allah azze ve celle'nin bir hediyesidir.
Ondan sonra da Peygamber Efendimiz'in mübarek doğum ayı olan Rebiülevvel gelir.
Rebiülevvel ayı da büyük ve mübarek bir aydır.
O ayda Peygamber Efendimiz'in mübarek Mevlid'i vardır.
Şimdi bazı cahil insanlar buna "bid'attır mid'attır" derler.
Halbuki Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her pazartesi oruç tutardı.
Kendisine sebebi sorulduğunda, "Ben o gün doğdum," buyurmuştur.
Yani Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) doğum günü olan pazartesileri oruç tutarak, kendi doğum gününü her hafta kutlamış oluyordu.
Bizim senede bir defa kutlamamız çok mu?
Ardından Recep, Şaban, Ramazan, bayramlar, Kadir Gecesi gibi mübarek zamanlar gelir.
Hepsi bu senenin içindedir.
Yani sene baştan sona boş değildir.
Bir Müslüman için hayat da vakit de boş değildir.
Her anı dopdoludur.
Hiçbir anı boş değildir.
Kainatta hiçbir şey boş olmadığı gibi...
...İslam nasıl boş olabilir? Hiç de boş değildir.
Hayatı boş olan, imanı olmayan, hiçbir şeyi olmayan insandır asıl boş olan.
Kendini ne kadar bir şey zannederse zannetsin, o boş bir insandır.
Boş insanların peşinden koşar.
Dolu zannettiği insanlar aslında boştur.
İçlerinde hiçbir şey yoktur.
Asıl dolu olan, Allah'ın izniyle, mümin olandır.
Onun her dakikası kıymetlidir.
İnşallah her anı Allah'ın fazlı ve sevabıyla doludur.
Allah bu günlerimizi mübarek eylesin.
İnşallah bu yeni senede Sahibimizi göndersin.
Bizim beklediğimiz budur.
O gün de günden güne yaklaşıyor.
Ümidimiz, inşallah bu sene olmasıdır.
2025-06-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür, bugün Hicri takvime göre senenin son günü.
Hicrî senenin yılbaşı bu gece.
Bu, Müslümanların senesidir.
Bu yeni sene, Allah mübarek eylesin inşallah.
Hayra vesile olsun.
İslam'a nusret olsun, Sâhibi gelsin inşallah.
Şeyh Baba derdi ki: "Biz her gece bekleriz." Seneden seneye beklemeniz bile iyidir.
Bu takvim, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Medine-i Münevvere'ye hicretle teşrif ettiği zamandan itibaren sayılıyor.
Daha önce Allah Azze ve Celle insana günleri ve seneleri tarif etmiş olsa da, ibadetler ve diğer vazifeler için günleri, ayları ve haftaları belirleyen İslami takvim, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem döneminde kesin olarak tayin edilmiştir.
Daha önce, insanlar ayları kendi kafalarına göre değiştirebiliyorlardı ama Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanından sonra bu durum ortadan kalktı.
Bütün ibadetlerimiz, emirler ve yasaklar ona göredir.
Bu takvimi esas almak, İslam'ın emirlerindendir.
Çünkü bunu bozmaya çalışan çok oldu ama Allah Azze ve Celle muhafaza etti.
Ve kıyamete kadar da Allah'ın izniyle devam eder.
Bu günler mübarek günlerdir, bugün Zilhicce'nin son günüdür.
İsteyen bugün oruç tutabilir ama asıl mühim olan, Muharrem ayında tutulan orucun daha faziletli olmasıdır.
Bilhassa Muharrem'in dokuzu ve onu, yahut onu ve on biri.
Aşure günü tek tutulmaz; ya bir gün öncesiyle beraber dokuz ve on, yahut bir gün sonrasıyla on ve on bir, yahut üçü birden tutulur.
Bunlar büyük sevapları olan, faziletli günlerdir.
Allah mübarek eylesin.
İslam'a nusret olsun.
Nusret dâima İslam'ındır.
İslam'da olan insanlar kazanmıştır.
Ne kadar eziyet çekiyor gibi görünseler de Allah ile beraber olan dâim kazanır.
Allah yeni senemizi mübarek eylesin.
Günlerimizi dâim bereketli eylesin inşallah.
Hayra vesile olsun.
Şeytan'ın şerrinden muhafaza eylesin.
Fitnelerden muhafaza eylesin inşallah.
Hayra vesile olsun; bolluk, bereket içinde, kimseye muhtaç olmadan yaşayalım inşallah.
2025-06-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Mâ şâallâhu kân ve mâ lem yeşe' lem yekun.
Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle, O'nun istediği olur, istemediği olmaz.
Bu, iman eden insanların aklından çıkarmaması gereken bir şeydir.
Allah'ın iradesi olmadan hiçbir şey olmaz.
Bu yüzden bu dünyada yaşadığımız zaman, bulunduğumuz yer, her şey Allah Azze ve Celle'nin takdiriyle olur.
İşte bu yüzden mümin, hiçbir şeyde telaşa kapılmaz.
"Ne oldu, ne bitti?" diye endişelenmez; teslim olur.
Nitekim Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem mektuplarında "Eslem teslem" yani "Teslim ol ki selamete eresin" buyurmuştur.
Bu çok güzel bir sözdür.
Teslim olursan selamet bulursun.
"Yok o yaptı, bu yaptı, ne oldu şimdi?" diye düşünmek...
Senin böyle kaygılanman, üzülmen bir şeyi değiştirmez, bir fayda sağlamaz.
Asıl mühim olan, senin hak yolda sebat etmen ve ibadetlerine devam etmendir.
Netice itibarıyla en önemlisi, imanımızı muhafaza etmektir.
"Dünya yıkılıyor, her şey batıyor" diye dertlenmeyin, bu sizin umurunuzda olmasın.
Bunun size bir faydası dokunmaz.
Çünkü siz bir şeyi değiştiremezsiniz.
Yürürlükte olan, Allah Azze ve Celle'nin iradesidir.
Bunu kabul edip rahat edeceksin.
Yoksa öbür türlü, "Panik atak oldum, bilmem ne oldum, şu başıma geldi, bu başıma geldi" dersin.
Sen kendi hâline bak, işine gücüne devam et ve Allah'a tevekkül et.
Allah hepimizi muhafaza etsin.
Allah hepimize iman kuvveti versin.
Çünkü iman kuvveti olduktan sonra, bir müminin hiçbir şey umurunda olmaz.
2025-06-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ (22:27)
Hazreti İbrahim Aleyhisselam Kabe-i Muazzama'yı inşa ettikten sonra ezan okudu, o ezanı duyan herkes muhakkak hacca gitmiştir veya gidecektir; onlara nasip olur.
Ezan, Allah azze ve celle'nin iman eden insanlara verdiği büyük bir nimettir ve günde beş defa okunur.
Günde beş defa insanları Allah azze ve celle'nin huzuruna çağırıyor.
Onun için ezanlar çok mühimdir.
İnsanlar onun kıymetini bilmiyor.
Allah'a şükür, Müslüman memleketlerinde yaşayan insanlar onu beş vakit duyuyor.
Beş vakit Allah azze ve celle'yi hatırlar veya hatırlamaz, o mühim değil.
Mühim olan o güzel ezanı duymaktır, onun bereketi insanlara ulaşır.
Bereketi vardır.
İster namaz kılsın, ister kılmasın, bilsin veya bilmesin, ezan büyük bir nimettir.
Çünkü Cibril Aleyhisselam, semalarda ezanı okur.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in rüyayı tasdik edip sahabelerinin güzel sesleriyle okuttuğu bu ezan, kıyamete kadar Allah'ın izniyle devam edecektir.
O, insanlar için vaktin, yaşadıkları zamanın kıymetini gösteriyor.
Seneler önce gayrimüslim bir memlekete gittik.
Tabii biz hep Müslüman ülkelerde olduğumuz için bu durum bize normal geliyordu.
1980 senesinde ilk defa İngiltere'ye, Londra'ya gittik.
Dışarıda ezan sesi yoktu.
İnsan ezanı duymayınca o günün nasıl olduğunu anlıyor, kıymetini biliyor.
Hiçbir şey yok.
Onların ne vakitleri ne de hayatlarının bir kıymeti var.
Bu hayata kıymet veren şeydir, kıymetini gösteren şeydir.
Beş vakit Allah'a çağırmak, insanları hidayete, felaha, namaza, takvaya çağırmak, o bambaşka bir şeydir.
Yani insan elindekinin kıymetini, onu kaybedince anlar.
Allah azze ve celle müminlere ve Müslümanlara her güzelliği vermiştir.
İslam'da kötülük diye bir şey yoktur, ancak diğer insanlar bundan habersizdir.
Bu büyük bir nimettir.
Büyük bir güzelliktir.
Eğer o ezan olmayınca, her şey bomboş oluyor.
Allah'a şükür, biz gayrimüslim ülkelere gittiğimiz vakit, dergahlarımızda ve mescitlerimizde onu duyuyoruz.
Ama dışarıdaki insanlar duymadığı için büyük bir boşluk var.
Oranın insanları bu boşluk nasıl giderilir diye şaşırıyorlar.
İşte bizi yaratan Rabbimiz, Allah azze ve celle bu güzelliği herkese vermiştir.
Müslim, gayrimüslim...
Ama alan alıyor, almayan kendi bilir.
Sonra sıkıntıya düşüyor, bunalıma giriyor.
İşte bu ezanların faydası sonsuzdur.
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ezanı okuyan müezzinin sesinin ulaştığı her yer kadar sevap aldığını söylüyor.
Şimdi acayip sistemler çıkarmışlar.
Müezzine maaşını, her şeyini veriyorlar.
Ama müezzin okumuyor, makine okuyor, sadece bir kişi okuyor.
Halbuki her biri o sevaptan mahrum kalıyor.
Allah bu insanlara hidayet versin, akıl fikir versin ki sünneti icra etsinler inşallah.