السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
إِنَّمَا ٱلۡخَمۡرُ وَٱلۡمَيۡسِرُ وَٱلۡأَنصَابُ وَٱلۡأَزۡلَٰمُ رِجۡسٞ مِّنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَٱجۡتَنِبُوهُ (5:90)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor ki; içki, kumar, putlar şeytanın işindendir.
Şeytanın icatlarıdır.
Şeytanın amelleridir. Allah Azze ve Celle, "Onları yapmayın, onlardan uzak durun." diye buyurmaktadır.
Bunlar insanlara sadece zarardır.
Müslüman olsun ya da olmasın, bu zarar bütün insanlar için umumidir.
Ancak buradaki asıl mesele, Müslüman olan bir insanın haramdan uzak durması gerektiğidir.
Müslüman olmayanlar için "Küfürden sonra günah yoktur (Leyse ba'del küfri zenb)" kaidesi vardır.
Çünkü küfürden daha büyük bir günah olamaz.
Onların ne yaptığı önemli değil; zira en büyük günahları zaten küfür ve şirk içinde olmalarıdır.
O yüzden oynadıkları kumar, içtikleri içki onlar için ayrıca sayılmaz.
Müslüman olduklarında ise bütün bu günahlar temizlenir.
Aksi takdirde zaten küfür üzere ölürlerse ebediyen cehennemde kalırlar, Allah muhafaza etsin.
Fakat Müslümanların bu tür haramlardan kesinlikle uzak durması lazımdır.
Çünkü bunlar; kişiyi, ailesini ve toplumu mahveden şeylerdir.
İçki, günahların anasıdır derler.
Kumar da aynı şekilde büyük bir hastalıktır.
İnsan ona bir bulaştı mı, kurtulması neredeyse imkânsızdır.
Kumarı bırakabilen insan sayısı çok azdır.
Kumarı ancak nasıl bırakabiliyorlar?
Ancak parası bittiğinde, varını yoğunu tüketip geriye hiçbir şey bırakmadığında mecburen oynayamaz hâle gelir.
Mesele budur. Yoksa eline para geçse yine oynayacaktır.
Para bulamayınca olduğu yerde kalır, başka bir şey yapamaz.
Fakat yaşadığımız bu ahir zamanda şeytanların hükmü sürüyor.
İyilik yapmaya kalksanız size yasak koyarlar, "Sakın iyilik yapma!" derler.
"Sürekli günah işle, sakın iyilik veya ibadet yapma; namaz kılma, oruç tutma." diyerek her türlü hayrı engellerler.
Günah işlediğinizde kimse bir şey söylemez, her türlü kötülüğü yapmak serbesttir.
İşte bu kumar da o sistemin bir parçasıdır.
Bugün telefonlarımıza bile mesaj geliyor: "Sayın bilmem ne herif, en güzel kumarhane bizdedir, oturduğunuz yerden kumar oynayabilirsiniz." diyorlar.
Evden çıkmadan kumar oynayabiliyorsunuz.
Ben de "Allah müstahakınızı versin." diyorum.
Allah size hak ettiğinizi versin.
Çünkü sizler artık muzırsınız, insanlara zarar veriyorsunuz ve o zarar dönüp sizi de bulacaktır.
Siz başkasına zarar verirseniz, o zarar eninde sonunda size de gelir.
Çoluk çocuğun, kadınların ve genç kızların oturduğu evlerin içine kadar kumarhaneyi sokuyorsunuz.
"İstediğin kadar oyna." diyorlar.
"Paranı nasıl alacağımızı biz biliriz; sen yeter ki bunu kabul et. Bir yere gitmeden, evinin rahat ortamında kendi kafana göre kumar oyna." diyorlar.
Bak ne güzel hizmet getiriyoruz!
Ayağına kadar şeytanın hizmetini getiriyoruz.
Cehennemin hizmetini getiriyoruz.
Kötülüğün hizmetini getiriyoruz.
Mahvediyoruz sizi.
Allah'ın belasını üzerinize getiriyoruz.
Bunun başka bir izahı yoktur; onların "hizmet" dedikleri şey tam olarak budur.
İllallah ettik artık! Gerçekten dünya son raddesine geldi.
İnsanları mahvettikleri yetmiyormuş gibi, "Daha da dibe vuralım, insanları daha çok ezelim." zihniyetindeler.
"Nefes aldırmayalım."
"İnsanlıktan çıksınlar, bize köle olsunlar." istiyorlar.
Tek istedikleri budur.
Allah muhafaza etsin, Allah insanlara yardım etsin.
Sakın bu tuzaklara düşmeyin.
Üstelik şikâyet edecek bir merci de kalmadı.
Bir iyilik yapmaya kalksanız hakkınızda bin tane şikâyet yapılır.
Polis kapınıza dayanır, "Sen şöyle yapmışsın, resmini çekmişler." derler.
Ama "Adamlar evimin içine kadar kumar getiriyor." dediğinizde herkes susar.
İşte ahir zamandayız.
Allah yardım etsin, Allah bizi kurtarsın.
Sahip göndersin artık.
Mehdi Aleyhisselam gelsin artık, çünkü bunun başka bir kurtuluş yolu kalmadı.
2026-03-23 - Lefke
إِنَّا عَرَضۡنَا ٱلۡأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡجِبَالِ فَأَبَيۡنَ أَن يَحۡمِلۡنَهَا وَأَشۡفَقۡنَ مِنۡهَا وَحَمَلَهَا ٱلۡإِنسَٰنُۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومٗا جَهُولٗا (33:72)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: Bu emaneti dağlara, yere, göklere teklif ettik; onlar "Biz bu emaneti kaldıramayız" dediler.
İnsanoğlu ise "Ben kaldırırım, ben talibim" dedi.
Ama bunu cahilliğinden dolayı söyledi. Allah Azze ve Celle onun için "Şüphesiz o çok zalim, çok cahildir" buyuruyor.
Yani insan, "Bize bu ikramı ver, biz her şeyi yaparız" diyerek emaneti kabul etmiş.
Dağlar, taşlar "Biz o yükü kaldıramayız" demişler. Yani Allah'ın teklif ettiği emanet ağır bir yüktür.
Normalde taşınması kolay bir şey değildir ama insanoğlu kolay sanıp yüklendi.
Onun için çoğu zaman insanlar büyük işler almak, büyük şeyler yapmak isterler.
"Nasıl daha yükseğe çıkarım" diye birbirleriyle kavga eder, birbirleriyle yarışırlar.
Ama o yapmaya talip oldukları şey zordur, hiç kolay bir iş değildir.
Başkasının hakkı, hukuku hep onların boynuna emanettir.
İnsanların hak ve hukukunu vermeden, sırf kendin yükseleceksin diye onları alet etmek tam bir zalimlik ve cahilliktir.
Çünkü bu emanet yarın sana sorulacak: "Bunu istedin, aldın, peki ne yaptın?"
"Adaletle mi hükmettin, iyilik mi yaptın, insanları gözettin mi? Ne yaptın, göster bakalım, söyle" denilecek.
Onun için cahillik işte buradadır.
Zalimlik ise başkalarının sırtından yükselmeye uğraşmaktır.
Şimdi bütün dünyada insanlar, en ufak bir işte bile "Ben yükseleyim" diyerek birbirleriyle yarışıyorlar.
Haklı haksız dinlemez; sadece kendi nefsi yükselsin, tatmin olsun ister.
Aslında tatmin de olmaz.
Biraz yükselse daha fazlasını ister, daha da ister. Ne yaparsa yapsın, insanoğlu nefsini tatmin edemez.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin yolunu o güzel insanlardan, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi ve sellem) öğrenmek lazımdır.
Sahabelerden, âlimlerden, şeriat ve mezhep imamlarından öğrenmek lazımdır. Onlar hep bu tür makamlardan kaçmışlardır.
O makamları hiç istememişlerdir.
İmam-ı Âzam Ebu Hanife Hazretleri görevi kabul etmeyince, onu fetva vermekten ve insanlara nasihat etmekten men ettiler.
Bu yasak haberi kendisine ulaşmış.
Haber gelince yüzü aydınlanmış, gülümsemiş. Allah'a şükrederek iki rekat şükür namazı kılmış.
Halife, haberi götüren elçiye "Git bak bakalım, bu duruma ne yapacak, nasıl üzülecek?" demiş.
Elçi halifeye dönüp durumu haber verince halife şaşırmış. "Biz onu fetva vermekten men ettik, o niçin buna sevindi?" demiş.
Ebu Hanife Hazretleri ise şöyle demiş: "Fetva vermek, insanlara yön göstermek en zor iştir, ağır mesuliyeti olan bir görevdir."
"Allah razı olsun, beni bu mesuliyetten kurtardınız."
"Eğer yasak emri olmasaydı bunu mecburen yapmam lazımdı."
"Çünkü üzerinde ilim var, âlim ilmini saklayamaz."
Hakiki âlim, insanlar istifade etsinler diye ilmini saklayamaz.
Onun için âlim, devamlı fetva soranlara cevap vermek zorundadır ama bunun da ağır bir mesuliyeti vardır.
Mesuliyet taşımak kolay değildir.
İşte ülül emrin, yani hakimin, sultanın yasak emri gelince bu mesuliyet ortadan kalkıyor.
Çünkü ülül emre itaat etmek lazımdır.
İtaat etmezsen o vakit günaha girmiş olursun.
"Bu vesileyle sorumluluktan kurtuldum" diye çok sevinmiş Ebu Hanife Hazretleri.
Ona büyük makamlar, rütbeler teklif ettiler ama hiçbirini kabul etmedi.
En sonunda kabul etmediği için onu hapse attılar ve hapiste vefat etti.
Hapiste ona işkence ettiler, dövdüler ama yine de görevi kabul etmedi.
Çünkü o kimseden menfaat beklemek istemezdi; kendi ticaretini yapar, helalinden yerdi.
Kalkıp da hakimlik, kadılık yapmaktan hep kaçardı.
O ne kadar kaçtıysa da onu yakalayıp zorla yaptırmak istediler. Kabul etmeyince de döverek şehit ettiler.
Allah makamını âli eylesin.
Eskiden insanlar işte böyleydi.
Şimdiki insanlar ise "Her şeyi ben yapayım, ben de yaparım, ben de ederim" diye makam hırsına kapılıyorlar.
Onun için buna dikkat etmek lazımdır; mesuliyet taşımak kolay değildir.
Makamı talep etmeyin; eğer görev size verilirse alın, verilmezse de hiç peşinden koşmayın.
O makamlardan, rütbelerden kaçının; onlara hiç yaklaşmayın.
Çünkü mesuliyeti çok büyüktür.
Allah muhafaza etsin, nefsine uyup da rütbe ve makam peşine düşenler, bütün hayatları boyunca o hevesin ardından koşturuyorlar.
Sabah akşam hiç durmadan harcadıkları o çabayı Allah yolunda harcasalar evliya olurlar, ama onu yapmazlar.
Rütbe ve makam peşinde bütün hayatını boşuna harcayan nice insan var.
Allah onları da, bizi de muhafaza etsin; aklımızı başımızda tutsun.
Kimseye kanıp da kendimizi boş yere harcamayalım inşaAllah.
Çünkü durup dururken geliyorlar; "Seni şöyle yapacağız, gel bize, biz seni yükselteceğiz" diyorlar.
İnanmayın.
Sen Allah'a inan, Allah'ın yolunda ol; seni ancak Allah yükseltir.
Asıl makbul olan makam O'nun katındaki makamdır; dünya makamı makbul değildir.
2026-03-22 - Lefke
Allah'a şükür, bayramın üçüncü günü oldu.
Hayırlı, bereketli geçti Allah'a şükür.
Ta Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanından şimdiye kadar nice bayramlar geçmiş; hepsini Allah, Müslümanların faydası için ikram etmiş.
Allah'ın ikram ettiği nimetlere şükretmek lazım.
Allah Azze ve Celle, "Şükürle nimetler çoğalır." diyor.
Şimdiki insanlarda şükür pek kalmamış.
Şükür hiç yok deseniz yeridir.
Biriyle konuştuğunuz vakit, şükretmeyi bırakın hiçbir şeyden razı değil.
İnsanlar razı gelmeyince de bereket kalmaz, nimetler çoğalmaz, sıkıntı olur.
Şükürle nimetler çoğalır.
Nimet nedir?
Nimet, Allah'ın verdiği ikramdır.
Sana verdiği nimetlerin haddi hesabı yok.
Anlatılır ki; âlim biri çok ibadet edermiş. "Ben ibadetime güveniyorum, başka bir şeye ihtiyacım yok, her şeyi tam yaptım." dermiş. Bir gün rüyasında kıyametin koptuğunu görmüş.
Hesaba çekilmiş, terazi kurulmuş.
Bakmış ki; bir gözünün görme nimetini terazinin bir kefesine koymuşlar, diğer kefesine de kendi yaptığı bütün ibadetleri koymuşlar.
O bile yetmemiş.
Yani Allah Azze ve Celle'nin nimetinin o kadar kıymeti var ama insanlar bunun kıymetini bilmiyor.
Nimetin kıymetini hiç bilmiyorlar.
Allah'a şükretmiyorlar.
Ondan sonra başlarına bir şey gelince de ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Allah muhafaza etsin.
Onun için bu nimetler Allah'ın lütfudur; Allah Azze ve Celle'nin bize lütfudur.
O'nun verdiği bütün nimetlere şükürler olsun.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki; insanın vücudunda Allah Azze ve Celle'nin yarattığı 360 eklem vardır ve her gün bunların her biri için bir sadaka verilmesi gerekir.
Sahabe-i Kiram, "Ya Resulallah, bizim bu kadar paramız yok, bunu nasıl yapacağız?" demişler.
Efendimiz de, "Sadaka sadece para değildir; senin iyilik yapman da bir sadakadır." buyurmuş.
"Yoldan bir taşı kaldırman sadakadır, yere çöp atmaman sadakadır, Müslüman kardeşine tebessüm edip güler yüz göstermen sadakadır."
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ekliyor: "Eğer bunlar yetmezse, kılınacak iki rekat kuşluk namazı o sadakaların hepsinin yerine geçer."
Onun için verilen nimetlere şükür mahiyetinde, her günün sadakası olarak bunu unutmamak lazım.
Parası olmayan, dediğimiz gibi kardeşine güler yüz göstersin; insanlara iyilik yapsın, yardım etsin.
Onu da yapamıyorsa, en azından günde iki rekat kuşluk namazı kıldı mı bütün günün sadakası verilmiş oluyor.
Sadaka, işte dediğimiz gibi Allah'a şükürdür, Allah'a imandır.
O sadakayı vermek, verilen o nimetlere karşılık bizim için az bile.
Bizim yolumuz, dediğimiz gibi Peygamber Efendimizin şefaat yoludur.
O'nun yolundan giden insan, O'nun şefaatine nail olur.
İşlediğin amele o güzel niyeti koymazsan, amelinin bir kıymeti, bir ağırlığı olmaz.
Ama bir ameli "Peygamber Efendimizin şefaatine, O'nun hürmetine, O'nun şanına" diyerek yaparsan, o en ufak şey bile bütün amellerden daha ağır gelir.
Allah hepimize büyük bir nimet vermiş.
En büyük nimet, iman nimetidir.
Peygamber Efendimizin ümmetinden olmak da en büyük nimetlerden biridir.
Allah mübarek etsin, bu bayramlar hayırlara vesile olsun.
Rabbim bizi şerlerden ve nefsimizin kötülüklerinden korusun.
Bereketli geçsin inşaAllah.
Çoluğumuza çocuğumuza da iman nasip etsin.
Allah'a şükür; çocuklar, aileler gelip ziyaret ettiler.
Allah ziyaretlerini kabul etsin.
Onlar da şerlerden muhafaza olsunlar.
Çünkü bu zamanda şerler çok fena, çok kötü bir devirde yaşıyoruz.
İnsan şerrin nereden geleceğini bilemiyor.
Onun için muhakkak bu sadaka meselesini yahut iki rekat kuşluk namazı kılmayı unutmamak lazım.
Allah yardımcımız olsun inşaAllah.
2026-03-21 - Lefke
"El kanaatü kenzün la yefna" diye bir söz vardır.
"Kanaat, bitmeyen bir hazinedir." der.
Millet hazine arar; para bulsun, bir şeyler elde etsin diye.
Bir tane bulsalar, bir tane daha isterler.
Onu da bulsalar daha fazlasını isterler.
Kanaat olmadıkça insanın gözü asla doymaz.
Hep daha fazlasını ister.
Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem diyor ki, "İnsanoğluna bir vadi dolusu altın verseler bile doymaz."
"Yine ister," diyor Peygamber Efendimiz.
İnsanın gözünü doyuracak olan altın değil, topraktır.
Toprağa girince, toprak atarlar üzerine, o vakit tamam der, artık başka bir şey isteyemez.
Yani hayattayken insanoğlunun içinde hep bu tamah duygusu vardır.
Onun için nefsi zapt etmek, ona uymamak gerekir ki kanaat olmadıktan sonra hayatı insanın hiç rahat olmaz.
Rahat etmez, sürekli daha fazlasını ister.
Bir versen iki ister, iki versen beş ister.
Ne verseniz doyuramazsınız o insanları.
Allah gözlerini doyursun inşaAllah.
Böyle yaparak insanoğlu aslında sadece kendine eziyet etmiş olur.
Onun için kanaat çok güzel bir şeydir.
Kanaat sahibi olan kimseye muhtaç olmaz Allah'ın izniyle.
"Kanaat tükenmez bir hazinedir" dediği bu mübarek güzel söz, hadis değildir de Arapça bir atasözüdür zannedersem.
Dünyadaki tüm hazineler tükenir ama kanaat sahibi olunca o hazine asla tükenmez.
İnsanı rahatlatır.
Böylece insan Allah'a tevekkül etmiş olur.
Zaten kanaat demek, Allah'a tevekkül etmek demektir.
O'na tevekkül eden eli boş dönmez.
Ona zarar gelmez; rızkı eksilmez, aksine Allah'ın izniyle artar.
Bu dünya hali şimdi; her tarafta, küçüğüne büyüğüne kanaatsiz olsunlar diye öğretiliyor.
"Kanaatsiz ol" diyorlar insanlara, "kabul etme."
Maaşına zam yapılıyor; "Yok bu yetmedi, bir ay sonra bir zam daha istiyorum." diyor.
Hâlbuki o zam verildiği vakit, verilenin iki misli senin cebinden geri çıkıyor.
O insanlar kanaat sahibi olsa, "Biz zam falan istemiyoruz." derler.
"Bu bize yetiyor, sakın zam yapmayın, biz kanaat ediyoruz bununla," diyerek geçinip gitseler çok daha güzel olur.
Ama "Yok, illa daha fazlasını isteyeceğiz!" diyorlar.
Çünkü şeytanın sistemi, milletin huzurunu kaçırmak ve onları rahatsız etmek üzerine kuruludur.
Hiçbir işleri rast gitmesin, onlar batsın, devlet batsın, herkes batsın, şeytan sevinsin.
İşte kanaatsizliğin sonucu budur.
Zerre kadar aklı olan bir insan bu gerçeği görür.
Görüyor ama elinden bir şey gelmiyor.
Aslında yapabileceği bir şey de yok. Çünkü o güya akıllı geçinen insanlar, istedikleri zam verilmeyince ortalığı yıkıp geçiriyor, sövüp sayıyor, hiçbir şey bırakmıyorlar yapmadık.
En sonunda zammı alıyorlar, ama o zaman da ayrı bir kıyamet kopuyor.
Ve böylece bir şeyi hallettiklerini zannediyorlar.
Hâlbuki hemen ardından, aldıkları o zammın iki misli ceplerinden çıkıp gidiyor.
Oysa kanaat etseler; hem kendileri, hem aileleri, hem memleket, hem de hükümet rahat edecek ve ortada bereket olacak.
Onun için Allah insanlara akıl versin, hallerine rıza göstermeyi nasip etsin.
İnşaAllah herkes kanaat sahibi olur.
Allah hiçbirimizi kanaatten mahrum etmesin ki eziyet çekip üzülmeyelim inşaAllah.
2026-03-20 - Lefke
İnşaAllah bu mübarek Ramazan Bayramı -ki Şeker Bayramı gibi güzel isimleri de var- hepinize mübarek olsun.
Bugün Cuma [20.03.2026]; hem bizim haftalık bayramımız olan Cuma hem de Ramazan Bayramı.
Mübarek olsun.
Hayırlı olsun inşaAllah.
Allah hepinize ferahlık versin; ne sıkıntınız varsa derman olsun, şifa olsun, hayırlı muratlarınız hasıl olsun.
Bugünler mübarek günlerdir.
Dün gece ve bugün, sayılı mübarek günlerden ve duaların kabul olduğu günlerdir.
Onun için bu günlere hürmet edip herkes ibadetini zaten yapıyor.
Bu bayram namazları insanların nezdinde meşhurdur ve çok kıymetlidir.
Bazı insanlar bayramdan bayrama namaz kılar.
Gerçi o eskidendi, şimdi onu da çoğu insan yapmıyor.
İnsanlar eskiden cumadan cumaya kılardı, sonra onu da bayramdan bayrama bıraktılar.
Bayramdan bayrama kılanlar da çok azaldı; neredeyse kılan kalmadı.
Hâlbuki eskiden hiç namaz kılmayan insan bile erkenden kalkıp çoluk çocuğuyla bayram namazına camiye giderdi, camiler dolardı, ibadetlerini yaparlardı.
Bu büyük bir nimetti; hiç olmazsa senede bir iki defa camiye gelinmiş, çoluk çocuk o gün tertemiz bir şekilde camiye gitmiş oluyordu.
Güzel bir âdetti ancak çoğu insan bundan mahrum oldu.
Bu çok büyük bir kayıptır, büyük bir eksikliktir; pişmanlık duyulacak bir durumdur.
Senede bir yahut iki defa bile camiye gitmemek çok kötü.
Kimin için kötü?
Yapmayanlar için kötü.
Yapanlara değil elbet. Tabi bir Müslüman, başkaları için de herkes için de hep hayır ve iyilik ister.
Onun için isteriz ki başkaları da en azından senede bir iki defa camiye gitsin, alınları secde kılsın.
İnsanın ömrü boyunca camiye sadece bir defa, o da cenaze namazı için cansız olarak gitmesi büyük bir kayıptır, büyük bir hüsrandır.
Bundan daha büyük bir hüsran olamaz.
Çünkü insan camiye gittiğinde bir tövbe istiğfar eder, Allah'ı hatırlar.
Öteki türlü sadece isyanda ve tuğyanda kalır.
Tuğyan, Allah'a çok büyük karşı gelmektir demek; bu vaziyette olan insanlar çok pişman olurlar.
Hem dünyada pişmanlık çekerler hem de ahirette.
Sonra da "Bu olanlar ne için başımıza geliyor, ne oluyor?" diye kendi kendilerine dövünüp dururlar.
Onun için bu bayramlar, hem maddi hem de manevi olarak Allah Azze ve Celle indinden çok büyük bir ikramdır.
Allah bizi bu nimetlerden mahrum etmesin.
Bizi nasipsiz yapmasın.
Onlar nasipsizdir.
Eski zamanda gençlik başkaydı, yaşlılık başkaydı.
Gençliğimizde oruç tutmayan insanları görünce biraz kızardık, tepki gösterirdik; ama şimdi kızmıyoruz.
Allah'a havale ediyoruz, çünkü onlar bu güzellikten, bu nimetten zaten mahrum olmuşlar.
Bir de marifet yaptıklarını zannederek oruç tutmadan aşikar şekilde, başkalarına nispet olsun gibisinden dolaşanlar var.
Onlar nasipsiz, zavallı insanlardır.
Manevi güzellikten nasibini almamışlardır; içlerinde o manevi güzellik yoktur.
Manevi güzellik olmayınca, dünyanın güzelliği de hiçbir işe yaramaz.
Bütün dünya onların olsa bile yine de bir fayda vermez, bir işe yaramaz.
Bırakın ahireti, bu dünyada bile hiçbir işlerine yaramaz.
Nefislerinin emrinde esir olmaktan başka bir şeye yaramazlar.
İnsan, "Nefsim ne diyorsa onu yapayım" der.
Nefis "Bunu yap, bak nasıl olacak" der. Onu yapar, yok yine bir fayda vermedi.
Sonra nefis "Yok, bunu değil de bak sana daha kötüsünü göstereyim, bunu yap daha mutlu olacaksın" der. Onu da yapar, o yine olmadı, gider başkasını yapar.
Bu iş böyledir; nefsinin emrinde olan insan hiçbir zaman mutlu olamaz, hiçbir zaman hayır etmez.
Onun için Allah bizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
Her türlü kötülükten muhafaza etsin.
İnşaAllah bu mübarek günlerin hürmetine, Allah'ın emrinden dışarı çıkmayalım.
Çoluk çocuğumuz da inşaAllah başkalarına özenip, "Bunlar ne güzel yaşıyor" diyerek onlar gibi yapıp da sonradan pişman olmasınlar.
Allah muhafaza etsin.
2026-03-19 - Lefke
Tarikatımız, Allah'a şükür Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimiz'in yolu demektir.
O'na giden yoldur.
O'nun ne gibi güzel hasletleri, ahlakı varsa, onu taklit etmeye, O'na benzemeye uğraşıyoruz.
Allah kabul etsin.
Bugün de işte arefe günü [19.03.2026], yarın...
Normalde aya bakmak lazım ama artık nereye bakacaksın, nereye edeceksin belli değil.
Onun için artık hükümet ne diyorsa ülü'l-emre tabiyiz.
Bugün arefe sayılıyor.
Ramazan'ın son günüdür.
İnşallah bereketli geçmiştir, bereketli olsun.
Ondan sonraki Ramazanlar da daha güzel olsun inşaAllah.
Daha güzel olması için dünyada adalet, iyilik olması lazım.
Allah'a ibadet etmek lazım, edenler hepsi olsun, olması lazım ki dünya güzel, daha güzel olsun.
O da ancak Mehdi Aleyhisselam'la olur.
İnşallah şeyh babamızın, Şeyh Nazım Hazretleri'nin dediği gibi bekliyoruz.
Beklemek de bir ibadettir.
O da boşuna gitmiyor, onun da sevabı çoktur.
Ama inşaAllah gönülden herkes istiyor artık bu zulüm bitsin, dünyanın hali değişsin.
Her türlü yolu denediler, her türlü sapıklığı yaptılar.
Bir işe yaramadı.
Yarayacak olan ancak İslam'dır, Hak yoldur.
Onun için bu Ramazan mübarek, geldi geçti.
Kaç tane Ramazanlar geçti.
İnşallah fazlası Mehdi Aleyhisselam'la olur.
Çünkü artık tam dünyanın, zamanın sonuna geldik.
Her şeyin bir zamanı var.
Allah Azze ve Celle bu dünya için, her şey için bir zaman koymuş.
Gezegenler, hatta güneşler bile...
Her şeyin zamanı bitti mi onlar da kayboluyor.
Yeniden Allah yaratıyor.
Bu Allah Azze ve Celle'nin sünnetidir.
Kur'an'da O'nun için "Hallâk" buyuruluyor, demek ki O, devamlı yaratandır.
İnsanlar "acaba başka yerde mahlukat var mı?" diyor.
Var tabii.
Allah Azze ve Celle'nin mahlukatının haddi hesabı yok.
Allah kendi bilir, biz bilmeyiz.
Onun için mübarek olsun inşaAllah bu, bereketli olsun.
Bayramın güzelliği şudur ki; Müslümanlar, aileler, kardeşler ve ihvanlar birbirlerini bağışlasınlar.
Yaptıkları hatalardan dolayı birbirlerini affetsinler.
Yapılan büyük şeyler varsa, onları da Allah bilir.
Allah muhakkak onun cezasını verir, iyiliğini verir.
Her şey Allah'ın elinde, hiçbir şey boşuna gitmez.
Onun için büyük ihtilaf olmasın.
Küçük şeyleri bayram dolayısıyla birbirlerine bağışlayıp barışmak çok iyi olur Allah'ın izniyle.
Allah onun ecri sevabını da verir.
Bu da bayramların bir faydasıdır.
O da boşa gitmiyor, onun da ecri sevabı çoktur.
Allah nice bayramlara yetiştirsin bizi.
Kimseye eziyet vermeden, kimseye darılmadan, kimsenin kalbini kırmadan Allah bize nasip etsin bu gibi bayramları.
Kalbi kırılan varsa da Allah ona muhabbet versin, o affetsin hepimizi inşaAllah.
2026-03-18 - Lefke
فَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٍ خَيۡرٗا يَرَهُۥ (99:7)
وَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ شَرّٗا يَرَهُۥ (99:8)
İnsan, yaptığı her şeyin muhakkak karşılığını görecektir.
Allah Azze ve Celle bunu buyuruyor.
Hayır yaparsa, buna karşılık bir ecri ve sevabı olacak, ahirette saadete erecektir.
Öyle ki, en ufak bir hayır, zerre kadar bile olsa karşılığını bulacaktır.
Kişi onun faydasını muhakkak görecek.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve azameti.
Allah indinde hiçbir şey, hiçbir iyilik kaybolmaz.
Şer yapsa da durum yine aynı.
Kötülük yapsa, günah işlese, onun da bir karşılığı ve cezası var.
Yeter ki insan, yaptığı kötülüğün yahut günahın affını Allah'tan dilesin.
Kul hakkı olmadıktan sonra Allah Azze ve Celle onu affeder.
Kul hakkı olduğunda ise o hak, ancak o kuldan helallik alınırsa affolunur.
Öteki türlü o hak, kıyamete kadar kalır.
Dünyada olan şeyler dünyada hallolur.
Ama insan gözünü yumup ölürse artık telafisi zordur; arkadan affederlerse affederler ama çoğu zaman o af olmaz.
Onun için dikkat etmek lazım.
İnsanların hakkına girmemek lazım.
İnsanlara yapılan kötülük, ancak onların affetmesiyle af olur.
Allah Azze ve Celle'ye karşı işlenen hata ve günahlar ise, kefaretle yahut eksik bırakılan ibadetlerin kazasıyla af olur.
Fakat öteki türlü, insana yapılan kötülüğün cezasını, hak sahibi affetmedikten sonra muhakkak o kötülüğü yapan çeker.
Onun için dikkat etmek, kul hakkına girmemek lazım.
Herhangi bir hayvan için de aynı şey geçerlidir.
Hayvana durup yerde kötülük yapmak ve eziyet etmek de aynı şekilde onun hakkına girmek demektir.
Allah muhafaza etsin, kimsenin hakkına girmemek lazım.
Haklar, Allah Azze ve Celle'nin insanlara verdiği şey; kötülük yapıp da o hakkı ellerinden almak yakışmaz, olmaz.
Dediğimiz gibi, onun cezası muhakkak var.
Onun için hak yiyenin, hak sahibine hakkını vermesi ve ondan helallik istemesi lazım.
Kötülük yapmaktan, başkasının hakkına girmekten Allah muhafaza etsin.
Allah yardımcımız olsun inşaAllah.
2026-03-17 - Lefke
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ (50:38)
وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقۡوَٰتَهَا (41:10)
"Allah Azze ve Celle'nin kudretini düşünmek lazım" buyuyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
"Allah Azze ve Celle'nin zatını düşünmeyin" buyuyuruyor.
"Nasıldır, nerededir?" gibi şeyleri değil; O'nun yarattıklarını düşünün.
Onlardan ibret alın.
"Yaratılanlar vasıtasıyla Allah'ın azametini bilin" diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Yani bu dünyayı, yeri göğü yaratan Allah Azze ve Celle her şeyi hesabıyla kitabıyla yapmış.
İnsan aklının kavrayabileceği bazı şeyler var.
Tabii bunlar oldukça azdır; varlıkların çoğunluğu insan aklının ermeyeceği şeylerdir.
İnsan aklının ermediği şeylere karışırsa, o vakit ya imanı gider ya da aklı gider.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, "Allah Azze ve Celle'nin zatını düşünmeyin" der.
Zatını düşünmeyi bir kenara bırakın, bazı insanlar çok ileri gidip lüzumsuz şeylere "Tanrı" diye ibadet eder, tapar.
Ondan daha ileri gidenler var; hâşâ, Allah sanki bir başkasının vücuduyla insanların arasına girmiş gibi inanırlar.
Bunlar o kadar mantık dışı, mantıkla alakası olmayan şeylerdir ki...
Sen insansın, Allah sana bir akıl vermiş.
Ancak bu aklın da bir sınırı var.
Bazı şeylerde sınırlar vardır, onlara yaklaşma.
Yaklaşırsan helak olursun.
Yaklaşırsan mahvolursun.
Onun için o sınırları bilmen lazım.
Allah Azze ve Celle yeri göğü yaratmış; insanların anlayacağı dilde "altı günde yarattı" diyor.
O altı gün kaç milyon, kaç milyar senedir Allah bilir.
Onu sen bilmezsin ama insanlar bir şeyleri bilsinler diye hâlâ uğraşıyorlar.
"Bu kâinat ne kadardır?" diye uğraşıp duruyorlar, ucunu bucağını bulamıyorlar.
Bu bile Allah'ın azametini gösteriyor.
Nasıl yarattı, nasıl bir hesap, ne hesabıyla yapılmış...
Milyarlarca, trilyonlarca yıldız var; birbirine çarpmadan, yörüngesinden sapmadan yaşıyor. Tıpkı her şey gibi onların da bir ömrü var.
Ömrü bittikten sonra başka bir şey olur, ne olacağını Allah kendi biliyor.
Şimdi sıra bizde.
Sıramız gelince selametle Allah'a kavuşmamız lazım.
Onu düşünün.
O'nun verdiği emirleri, bize ihsan ettiği bu güzel ibadetleri yapalım.
Ondan sonrasını, tam bir imanla Allah'a kavuşacağımız günü bekleyelim ki, en mühim gün odur.
İmanla çıkıp, imanımızı kurtarıp ahirete gitmektir mühim olan.
Allah kabul etsin hepimizin ibadetlerini.
İbadetlerimiz noksandır tabii.
Bazı insanlar var, herkesin işine karışır.
"Sen iyi yaptın ibadetini, sen iyi namaz kıldın kılmadın" diye karışan çok insan var.
Oysa biz biliyoruz ki bizim yaptığımız ibadetler noksandır.
Allah noksanıyla kabul eder.
Allah affetsin, Allah kabul etsin inşaAllah.
Cennetine yetiştirsin hepimizi inşaAllah.
2026-03-16 - Lefke
Bugün Ramazan'ın kimilerine göre 27'si, kimilerine göre 28'i, kimilerine göre ise daha farklı bir günü.
Allah mübarek eylesin, kabul eylesin inşaAllah.
Her sene insanlar 27. geceyi bekler. Bu gece, yarına bağlayan 27. gece sayılıyor.
Kadir Gecesi ekseriyetle bu tarihe rastladığı için Müslümanlar da bu geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ibadetle ihya etmeye çalışıyorlar.
Bunlar güzel münasebet tabii. İnsanların ibadetlerini daha büyük bir şevkle yapmaları için muhakkak bir münasebet olması lazım.
Onun için Allah muhakkak niyetlerine göre verir.
Bu da hayırlara vesile olur inşaAllah.
Bu Kadir Gecesi, yine aynı şeyi söylüyoruz, bin aydan daha hayırlıdır.
Yani bir gece, bir ömre bedeldir. Bin ay demek, galiba 80 seneye muadil oluyor.
80 sene normal bir insanın aşağı yukarı ömrüdür; bazen daha az, bazen daha çok olur.
O civarlarda oluyor.
Allah Azze ve Celle'nin kelamı Kur'an-ı Azimüşşan'da hiçbir şey boşuna değildir; her şeyin binlerce, milyonlarca manası vardır.
İşte Kadir Gecesi de insanın bir ömrüne bedeldir. Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla, bir gecede bütün bir ömür boyu yaptığın ibadetlerin sevabını kazanmış olabiliyorsun.
Onun için niyetimiz bu yöndedir.
Allah bize nice Kadir Geceleri nasip etsin.
Niyetimizi ona göre halis tutarsak, o ecri ve sevabı alırız.
Allah Azze ve Celle, "İsteyin, vereyim" diyor.
Yani hiç korkmayın; Allah bu gece bir ömürlük sevap verdiyse, daha sonra vermeyecek diye bir şey yok.
Muhakkak verir.
Allah'ın izniyle bin tane Kadir Gecesi de verir.
İnsan o bin gecede de bir ömürlük sevap kazanır.
İman sahibi bunu kabul eder, bilir ve itiraz etmez.
Bilmeyenler ise her şeye itiraz eder.
Namaz kılarsın, "Çok fazla kıldın" diye itiraz ederler.
Hayır yaparsın, "Fazla yaptın" derler.
Salavat getirirsin, "Olmaz" derler.
Oruç tutarsın, "Tutamazsın, olmaz" derler.
"Yeter, fazla yapma" derler.
Hayra mani olmak için uğraşanlar çok oluyor.
Onun için mürşidi olan insan yoldan şaşmaz.
Mürşidi olmayan ise düz yolda şaşar.
Mürşitleri olmadığı için çoğu insan bunlara kanıyor; bunların yüzünden dini de, imanı da, İslam'ı da bırakıyor.
Dini o kadar zorlaştırıyorlar ki insanlar bırakıp kaçıyor.
Yani fayda yerine zarar veriyorlar.
Onun için daima güzelliği ve iyiliği anlatın.
Allah Azze ve Celle ne büyük ihsan sahibidir... Bütün ihsanlar O'nun elindedir.
O ihsanı dilediği kadar verir; Allah Azze ve Celle'nin hadsiz, hesapsız ihsanı vardır.
Allah bu geceleri mübarek eylesin.
İnsanlar için de hayırlı ve bereketli olsun.
Dünya hali malum; dünya kuruldu kurulalı rahat bir yer olmamıştır.
Bugün de durum aynı şekildedir.
"Ne olacak?" diye çok soruyorlar.
Çoğu insan "Bu vaziyet ne olacak?" diye sorar.
Vaziyet tam da Allah'ın dilediği gibi oluyor; hiç endişe etmeyin, üzülmeyin, kaygılanmayın.
Senin üzüntüyle ve kaygıyla düşünmen hiçbir fayda sağlamaz.
Sadece Allah'ın dediği olacaktır.
Onun için siz Allah ile beraber olun; Allah'ın izniyle kazanırsınız.
Allah bu gecelerin sevabını ve ihsanını hepimize nasip etsin inşaAllah.
Allah mübarek eylesin.
2026-03-15 - Lefke
وَجَعَلۡنَا مِنَ الۡمَآءِ كُلَّ شَىۡءٍ حَىٍّ (21:30)
وَاَنۡزَلۡنَا مِنَ السَّمَآءِ مَآءً طَهُوۡرًا (25:48)
Allah Azze ve Celle bu ayetlerde, "Her şeyi sudan yarattık, suyla her şeye hayat verdik," buyuruyor.
Gökyüzünden indirdiğimiz o sular da tertemiz sulardır.
İslam'ın esası temizliktir.
Abdest için, gusül için su olmazsa olmazdır.
Suyla hem zahiri hayat hem de manevi hayat var olur.
Zahiri hayatta elbette hiçbir şey susuz olmaz; suyun olmadığı yerde hiçbir şey olmaz, yani hayat olmaz.
Bunun için o yağmurlar ancak Allah'ın kudretiyle iniyor.
Tabii O, dilediği zaman yağdırır, dilemediği zaman yağdırmaz.
"Yok şöyle olur, böyle olur" demek, tabii o başka meseledir.
Allah dilerse suyu buharlaştırır, bulut yapar; senin şehrine indirmez, denizin ortasına yağdırır, sana yağdırmaz.
O vakit sen ne yapabilirsin ki? Hadi bakalım.
Bunun için Allah'a şükretmek, bu nimetlerin kıymetini bilmek lazımdır.
Suyu ve her şeyi Allah'ın bir nimeti olarak bilmek lazımdır.
O nimeti takdir etmek lazımdır.
O nimete hürmet etmek lazımdır.
Bu hususta Allah'a şükretmek lazımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem mübarek hadis-i şeriflerinde; dereye, nehre işeyene, yani suya abdest bozana lanet etmiştir.
Bu hafife alınacak bir şey değildir, doğrudan lanet edilmiştir.
Onun için su büyük bir nimettir.
Allah'a şükürler olsun, bu ayların ve günlerin bereketi hürmetine Allah Azze ve Celle bu nimeti bize ihsan etti.
Manevi açıdan ise namazda, abdestte ve her türlü ibadette temizlenip Allah Azze ve Celle'nin huzuruna çıkmak bu mübarek suyla olur.
Su olmadan olmaz.
Kalkıp da benzinle veya mazotla yıkanamazsın.
Alkolle yıkanamazsın.
Onlar seni temizlemez, tahir (temizleyici) değillerdir; onlarla taharet alamazsın.
Ancak bu mübarek suyla abdest de alınır, gusül de edilir.
O vakit manevi rızıklar da sana ulaşır.
Abdest ve gusül olmadıktan sonra o maneviyat gelmez.
Bazen, "Ben abdest almadım ama temizim, kalbim temiz" diyorlar.
"Namaz kılıyor musun?" diye sorunca, "Hayır, kılmam," diyor.
"Niçin kılmazsın?" deyince, bahaneler üretiyor.
Abdest de yok, gusül de yok. Çoğu insan artık bunlara dikkat etmiyor.
Böyle olunca da başlarına iyi bir şey gelmiyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Suyu israf etmeyin," buyuruyor.
Kendisi de çok az bir suyla abdestini ve guslünü alırdı.
Şeyh Babamız da aynı şekilde yapardı.
Ufak bir kapla, bir bardak suyla abdest alabilirdi.
Bir kovayla değil, ufak bir şişe suyla gusül alırdı; suya o kadar hürmet ederlerdi.
Maalesef şimdiki insanlar bunun farkında değil.
Suyu israf ediyorlar, kirletiyorlar; ondan sonra da bereketi kalmıyor.
Allah bereketini artırsın, bu nimetleri için Allah'a şükürler olsun.