السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-02-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُ (40:9) İyilik yapmak ve kötülükten uzak durmak, mümin için, tarikat ehli için bir vazifedir. Günahtan, her nevi kötülükten uzak durmak da sevaptır; Allah'ın sevdiği bir şeydir. İnsanın üzerine Allah'ın rahmeti olur. Kur'an-ı Azimüşşan'da Allah Azze ve Celle, "Bizi kötülüklerden koru" diye buyuruyor. Kim kötülüklerden korunursa, Allah'ın rahmetine kavuşmuş olur. O rahmet ki, insanlar için en kıymetli şeydir. Kıymetli ama insanlar kıymet bilmiyor. Kıymetli nedir, iyi nedir, kötü nedir; hiç haberleri yok. Bu zamanlarda kötüyü iyi, iyiyi kötü biliyorlar. Eskiden yine kötüyü biraz bilirlerdi. Ama şimdi tam tersi olmuş; kötülüğü emrediyorlar. İyilikten menediyorlar. Halbuki İslam'ın emirleri şöyledir: İyiliği emredin, kötülükten nehyedin, insanları uyarın. "O kötüdür, bunu yapmayın, etmeyin" diye olması lazım. Bu zamanda her şey tam tersine dönmüş... Yani bu yapılan kötülükler ne insanlığa sığar, ne dine sığar, ne de başka bir şeye sığar. Onun için buna dikkat etmek lazım. Yine de ne kadar iyilik yapamasan bile, hiç olmazsa kötülüklerden uzak dur, kötülük yapma. Allah'ın emirlerini yapamıyorsan bile, hiç olmazsa O'nun "kötülükten uzak dur" emrine uysun insan. Aklına gelsin; bu iyi bir şey değildir. Böylece kötülükten uzak durunca, Allah Azze ve Celle o rahmetini üzerine koyar. Ondan sonra iyilik yapmaya başlar, bütün iyilik kapıları açılır. Allah hepimizi muhafaza etsin. İyiliklerle beraber yaşayalım, kötülüklerden uzak duralım. Kötü insanlara da Allah hidayet versin. Onlara da iyilik nasip etsin inşaAllah.

2026-02-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Ramazan mübarek olsun, bereketli olsun inşaAllah. Ramazan'ın girişinde yine insanların kafası biraz karıştı. Bazıları bir gün önceden Ramazan'a girdi. Bizim ise inşaAllah bugün birinci günümüz. Dün bu meseleyi fazla uzatmak istemedik. Çünkü herkes kendi memleketine göre Ramazan'a girer. İftarı da bayramı da ona göre yapmak gerekir. Biz burada, bulunduğumuz yere tabiyiz; bunda bir sorun yok. Bir de şer’i hükümler var. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem: "Hilali görünce oruç tutun, görmeyince tutmayın," buyurmuş. Bu nasıl olur? Eğer hava bulutluysa ve ay görünmüyorsa, Şaban ayını 30'a tamamlayın, diyor. Şer’i hüküm budur; ay 30 güne tamamlanır. Ama kişi başka memleketteyse, oraya göre tutar. Yani cemaatle birlikte tutması lazımdır. Tek başına oruç tutmak veya bozmak doğru değildir. Allah muhafaza, vebale girer. Ramazan orucu farz olduğu için, bilerek ihlal edilirse kazası veya kefareti gerekir. Bu yüzden bulunulan yere tabi olmak lazımdır. İnsanlar karıştırıp da "Sen tutmadın, biz de tutmayacağız," demesinler diye dün bu konuyu fazla konuşmadık. Hangi memleketteyseniz orada ay daha sonra veya önce görünebilir; bunu işin ehli olanlar, muvakkitler bilir. Biz yine aynı şeyi söylüyoruz. Orucun sakata gelmemesi için; bulunduğun hükümet veya memleket nasıl yapıyorsa ona tabi ol, orucunu ve bayramını ona göre yap. Hele ki millet oruçluyken, senin bir gün önceden orucunu bozup bayram yapman hiç olmaz. Sen muhakkak oradaki topluluğa, hangi devletteysen oranın hükmüne tabi ol. Allah mübarek eylesin, hayırlı olsun.

2026-02-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür Irak; Bağdat, Kerbela, Necef... Hepsini ziyaret etmek nasip oldu. Allah onlardan razı olsun. Onların makamları âlî olsun, himmetleri üzerimize olsun. Bunlar İslam'ın büyükleridir, ümmetin büyükleridir. Milyonlarca insanı hak yola davet ettiler, çağırdılar; onlara hizmet ettiler. Onların hizmetleri daimdir, himmetleri daimdir. "Öldü, bitti" diye bir şey yok. Ölünce daha kuvvetli olurlar, manevi kuvvetleri daha fazla olur. Çünkü artık dünyayla hiçbir ilişkileri kalmadı. Dünyadakileri ahirete hazırlamak için vazifeleri devam eder, durmaz. Sahifeleri açıktır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyurduğu gibi; arkandan sana dua eden, senin ilminden faydalanan insan olduktan sonra senin amel defterin açıktır. Onun için onların defterleri açıktır, onlar da cömerttirler. Başkalarının da doğru yola gelmesi için dua ederler, himmet ederler. Onların türbelerine, mübarek yerlerine rahmet yağmuru hiç eksilmez, kesilmez. Oraya gidenler Allah rızası için gidiyor. Allah'tan rahmet, mağfiret ve iyilik istiyorlar. Onları Allah Azze ve Celle boş çevirmez. Oraya giden dünya için değil; ahiret için, ahireti mamur olsun diye gidiyor. Her şeyi isteyebilir. Allah'a şükür bu yolculuk güzel bir yolculuktu. Allah rızası için yapılan bir yolculuktu. Allah'a şükür selametle gidip geldik. Rahmetle geldik. Allah'ın hediyeleriyle... Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla, onların yüzü suyu hürmetine boş gelmedik inşallah. İmanımıza kuvvet olsun, başkalarının da inşaAllah imanına kuvvet olsun. Bu mübarekler; ta Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) zamanından, daha sonrasında Ehl-i Beyt, alimler, ulemalar ve büyük evliyalar orada çokça bulunmuşlardır. Halifelik şehri olduğu için, İslam'ın şehirleri olduğu için her taraftan gelip himmet, ilim ve marifet istemişler. Orası onların mübarek ilmiyle, feyziyle, bereketiyle dolmuş. Yine de aynı şekilde devam ediyor, Allah'a şükür. Dışarıdaki manzaralar mühim değil, mühim olan oradaki zatlardır. Onların himmetleri dünyayı kuşatır. Dünyalık içinde değil de Allah rızası için olur inşaAllah. Allah hayırlara vesile etsin. Onların himmetleri hazır olsun inşaAllah.

2026-02-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلۡفَوَٰحِشَ (6:151) "Günahlardan elinizden geldiği kadar uzak durun," diyor. Yanına yaklaşmayın. Çünkü "Ben kendimi kurtarırım," dersen bulaşabilir o. Bunu, insanlara imtihan olarak Allah Azze ve Celle emriyle yapıyor. Ondan uzak duran, Allah'ın sevgili kullarından olur. Günahlara bulaşan; eğer istiğfar etmezse günahlara daha fazla bulaşır, alışkanlık olur, onu bırakamaz. Şimdi ahir zamanda olduğumuz için bu kötülükler çok fazla çoğaldı. Çok kötü oldu yani. Eskiden Müslüman olmayanlarda bu çok olurdu. Her türlü kötülük onlarda olurdu. Şimdi dünyanın her tarafında; Müslüman olan, olmayan... Günahları normal sayıp yapıyorlar. Onu yaptıkça da batıyorlar. Bataklıkta olan insan nasıl kendini kurtaramazsa, bu da aynı şekilde. Onun için bataklığın yanına yaklaşmadan kaçacaksın. Ona düşersen, ayağın batarsa hemen çek. Tövbe istiğfar et. Ondan sonra Allah affeder. Yok, daha beter yaparsan; ne kadar bulaşırsan o kadar batarsın. En sonunda kurtulması zor olur. Onun için insan daimi günah işlese bile... Günahkar insan... Allah insanları; günah işlesinler, O da affetsin diye yaratmış. Ama affedilmek aklına gelmeyen insanlar, "Affolunacağım," demeyen insanlar o hale devam ederse, o vakit kendileri mahvolur. Ahiretleri mahvolur; ilelebet kötü yerde, cehennemde kalırlar. Allah muhafaza etsin. Tövbe istiğfar bize büyük bir nimettir; Allah Azze ve Celle'nin verdiği nimetlerin en büyüklerinden. Tövbe istiğfar... Ta güneş batıdan doğana kadar tövbe kapısı açıktır. O'nun merhameti daimdir. Onun için Allah bizi affetsin. Allah günahlardan muhafaza etsin, uzak tutsun. Bizi rahmetine kavuştursun. Kur'an-ı Azimüşşan'da: وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُ (40:9) Günahlardan bizi korusun. O günahlardan korunan insan rahmete, Allah'ın rahmetine kavuşmuş olur. O rahmet ki günahlardan uzak tutar. Günah işlese de tövbe eder, Allah affeder. Allah, bizi affedilen insanlardan eylesin inşaAllah.

2026-02-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ (5:2) "İyilikte yardımcı olun" diyor Allah Azze ve Celle. "Kötülüğe yardımcı olmayın." "Sakın yardımcı olmayın" diyor. Bu ne manaya geliyor? Bazı insanlar geliyor; "Dua et; bizim kardeş, oğul, koca filan..." "Bunlar kumar oynuyor." Kumar oynuyor, onun ilacı nedir? Kumarın ilacı yoktur. Maalesef, Allah kimseye bulaştırmasın. O bir bulaştı mı kurtuluş yok ondan. Ama onun ilacı para vermemek. "Yok işte ağlıyor, zırlıyor" diyorlar. Zorla istiyor. Vermeyeceksin. Ne yaparsa yapsın, o parayı vermeyeceksin. Çünkü sen hem haram işlemeye yardımcı oluyorsun, hem kendi malını götürüyor hem ona günah işlettiriyorsun. Yani bu büyük bir kötülüktür. İslam alemini mahvetmişler bu kumar meselesiyle. Her tarafta bitiyorlar. Evin içinde, dışında... Şeytan acayip olmuş bu ahir zamanda. Onun için onun ilacı, dediğimiz gibi, ona para vermemek. Çünkü para verince sen de o günaha ortak oluyorsun. Şerik oluyorsun, o günahı yapmasına yardımcı olmuş oluyorsun. Ondan sonra temiz parayı pis ediyorsun. Pis para ortalıkta dolaşıyor. Ondan ona, ondan ona; her taraf haram oluyor, kötü oluyor. Bu mühim bir şeydir. İnsan acıyor bazen; acıma. Günah işleyene acımayacaksın, günah yaptırmayacaksın. Acıyıp daha fazla günah yaptırmaya gerek yok. Buna dikkat etmek lazım. Duayla muayla da olmaz. Bu öyle bir illettir ki, Allah muhafaza etsin, her şeyden daha beterdir. Her şeye tövbe edebiliyor insan ama bu şeye bir bulaştı mı... Ne mal bırakıyor, ne ev bırakıyor, ne bark bırakıyor; hiçbir şey kalmıyor. Onun için dikkat etmek lazım. Yani bu dediğimiz gibi her türlü şeyden daha tehlikeli bir şeydir. Onun için dikkat etmek lazım, bunu yapanlara yardımcı olmayın. Bunlar duayla dediğimiz gibi... Dua milyarda bir tutsa olur ama normalde kumarın hiçbir ilacı yok. Onun ilacı Kur'an-ı Kerim'de. وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ (4:5) "Sefihlere paranızı vermeyin." Bunlar sefihtir. Sefih dediği hani, bunlara güvenilmez. Hiçbir şeyine kefil olunmaz. Onun için öyledir, Allah'ın emrine karşı gelmeyin. Allah'ın emrine itaat edin. Günah işlememesi için yardımcı olun inşaAllah. Allah kurtarsın. Allah kimseye bulaştırmasın.

2026-02-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ (37:55) قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ (37:56) Kur'an-ı Azimüşşan'da kıyamet günü ve ahiret halleri gösteriliyor. Ne olacağını söylüyor. Allah Azze ve Celle'nin indinde zaman da mekan da yaratılmıştır. Onun için Allah Azze ve Celle'ye zaman ve mekan mefhumu yoktur. O her şeyi gösterir; ne oldu, ne olacak, nasıl gerçekleşecek... Ahirette cennet ehli cehenneme bakacak ve orada olanları görecek. Hayattayken arkadaşı olana der ki: "Az kalsın beni de senin gibi cehennemin ortasına düşürecektin." "Yok, benim düşüncem böyledir, ben doğruyu söylüyorum," derdi. "Ben doğru yoldayım; sakın ibadet etme, bu gerekmez." "Sen benimle gel, keyfimize bakalım." "Başka işimiz olmasın." "Başka şeylere tapalım, başka şeylerle uğraşalım." "Allah yolu diye bir şey yok," derler. Şimdi de böyle, o eski zamanda da aynı şekilde vardı. Her zaman insan, aynı insandır. İnsanın nefsi de var, şeytanı da var. Onun için şimdikiler zannediyorlar ki; biz akıllıyız. "Atalarımız, dedelerimiz aptaldı; İslam'a hizmet ettiler, İslam yolunda gittiler, çabaladılar." "Biz daha genciz, okumuşuz." Okudunuz ama hiçbir şey anladığınız yok zaten. Bir arkadaş, arkadaşını saptırmak için uğraşır. Okulda, lisede, üniversitede gençler kendilerini çok akıllı zannediyorlar. Yanındakilere de tesir ediyorlar çoğu zaman. Bazıları kurtuluyor; kurtulamayanlar da ahirette işte cehennemin ortasında oluyorlar. Ondan sonra da işte hüsranla bu ateşte yanıp giderler. Dünyada istedikleri kadar böbürlensinler, istedikleri kadar övünsünler. Dünya hayatı bir çırpıda geçip gider. Geriye, işte ilelebet artık bu cehennemde kalanlar olur. Onun için insanın düşünmesi lazım. Allah Azze ve Celle insanı yarattı. Adem Aleyhisselam'dan şimdiye kadar fıtrat, insanın içinde olanlar aynıdır, değişmez. İster büyük arabada git ister küçük arabada, ister yürüyerek git ister hiçbir şeyin olmasın. Yine de insanın içindeki tabiat, meziyet, hırs, kıskançlık falan hep aynıdır, değişmez. Onun için Allah yolundan ayrılmayın. Ahirette pişman olmamak, kendini kurtarmak için iyi insanlara tabi ol. Onlarla beraber ol, onların dedikleri doğrudur. Seni yoldan çıkaracak olan ötekilerin dediklerinin hiçbiri doğru değildir. Hiçbirinin faydası yok, zarardan başka bir şey yok. Allah kötü arkadaşlardan muhafaza etsin. Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor: "Az kalsın ben de gidiyordum, senin gibi olacaktım." "Allah beni kurtarmasa, senin gibi böyle cehennemin ortasında yanıp kalacaktım." Allah insanları, bilhassa gençleri muhafaza etsin. Gençler, büyükler hepsi... Şeytan herkese bulaşabiliyor. Herkesin ahiretini, akıbetini kötü yapabiliyor. Allah şerlerden, kötü arkadaşlardan muhafaza etsin. Allah imanımıza kuvvet versin. Kimse bizi kötü yola sokamasın inşaAllah.

2026-02-10 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

خُذِ الْحَبَّ مِنَ الْحَبِّ، وَالشَّاةَ مِنَ الْغَنَمِ، وَالْبَعِيرَ مِنَ الْإِبِلِ، وَالْبَقَرَةَ مِنَ الْبَقَرِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Zekât alacağın zaman hububattan hububat, koyundan keçiden koyun ve keçi, develerden deve ve sığırdan sığır al." Böylece zekât bahsine girmiş olduk. الرِّكَازُ الَّذِي يَنْبُتُ فِي الْأَرْضِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor: "Rikaz, yerden bitendir (çıkarılandır)." Yani define yahut gömü olunca, bunu bulan kişinin beşte birini zekât olarak vermesi gerekir. Mesela 100 lira bulsa, 20 lirasını zekât olarak vermelidir. "Ben bu defineyi buldum, hepsi benimdir, alıp satacağım," diyerek hepsini alamaz. Bunun zekâtı normal zekâttan fazladır. Normal zekât yüzde iki buçuk iken, bunda yüzde yirmi vermesi gerekir. الرِّكَازُ الذَّهَبُ وَالْفِضَّةُ الَّتِي خَلَقَهَا اللَّهُ فِي الْأَرْضِ يَوْمَ خُلِقَتْ Yine Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: Rikaz; define, gömü yahut maden olabilir. Çünkü bu, Allah'ın yeryüzünü yarattığı ilk günden beri içinde var ettiği altın ve gümüştür. Maden de aynı şekildedir; çıkarıldıktan sonra yüzde yirmisinin zekât olarak verilmesi gerekir. الزَّكَاةُ فِي هَذِهِ الْأَرْبَعِ: الْحِنْطَةِ، وَالشَّعِيرِ، وَالزَّبِيبِ، وَالتَّمْرِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Şu dört şeyde zekât vardır: Buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma." الْعَجْمَاءُ جُبَارٌ، وَالْبِئْرُ جُبَارٌ، وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ، وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ Bu okuduklarımız zekât babıdır, dinliyoruz, Allah kabul etsin. Tabii her şeyin ayrı ayrı zekâtı olduğu için, zekâtı doğru vermek adına bilenlere sormak lazımdır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Hayvanın yaralaması hederdir (tazminat gerekmez)." "Su kuyusuna düşen hederdir." "Maden kuyusuna düşen hederdir." Yani buralarda bir yaralanma olursa bunlar heder sayılır, herhangi bir tazminat gerekmez. "Rikazda, define ve gömüde ise beşte bir zekât vermek vardır." Daha önce geçtiği gibi, bunlarda oran beşte birdir. فِي الْإِبِلِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْغَنَمِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبَقَرِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبُرِّ صَدَقَتُهُ. وَمَنْ رَفَعَ دَنَانِيرًا أَوْ دَرَاهِمَ... فَهُوَ كَنْزٌ يُكْوَى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Devede zekât vardır." Devesi olanın, deve sayısına göre zekât vermesi gerekir. "Koyunda da zekât vardır." "Sığırda zekât vardır." "Buğdayda zekât vardır." Dinar ve gümüş paralarda da zekât vardır. Her kim malı olup da zekâtını vermez ve Allah yolunda infak etmezse, kıyamet gününde bu mallarla dağlanır. Zekât da bir borçtur; borcunu ödemeyen kişinin hali budur. Kıyamet günü, dünyada sakladığı o altınlarla ateş olup dağlanacaktır. Aldığı ve zekâtını vermediği altın ve gümüş ona fayda etmeyecek, aksine zararına olacaktır. فِي الْخَيْلِ السَّائِمَةِ فِي كُلِّ فَرَسٍ دِينَارٌ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Saime olan (merada otlatılan) her at için bir dinar altın zekât vardır." Yani kendi beslemediği, dışarıda otlattığı atların her biri için bir altın vermesi gerekir. فِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) yine buyuruyor: "Rikazda, yani define ve gömüde beşte bir zekât vardır." Bunu tekrar teyit etmiş oldu; oran beşte birdir. فِي الرِّكَازِ الْعُشْرُ Bir diğer rivayette Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Rikazda (bazı durumlarda) öşür, yani onda bir zekât vardır." فِي الْعَسَلِ فِي كُلِّ عَشَرَةِ أَزْقُقٍ زِقٌّ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Balda, her on tulumda (veya ölçekte) bir tulum zekât vardır." Yani balda da oran, onda bir, yani öşür gibidir. فِي اللَّبَنِ صَدَقَةٌ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem), sütün de zekâtı olduğunu buyuruyor. فِي ثَلَاثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعٌ أَوْ تَبِيعَةٌ، وَفِي الْأَرْبَعِينَ مُسِنَّةٌ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "30 sığırdan bir tebî veya tebîa (bir yaşında dana veya düve) zekât verilir." "Her 40 sığırdan da bir müsinne (iki yaşında dişi sığır) verilir." فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْأَنْهَارُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ عَثَرِيًّا الْعُشْرُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّوَانِي أَوِ النَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Yağmurun, nehirlerin, pınarların suladığı veya ba’lî olan (kökleriyle su alan) arazilerden öşür (onda bir) zekât verilir." Yani suyu satın almadan, masrafsız sulanan yerlerin onda biri zekât olarak verilir. "Kovalarla veya hayvanlarla (emek harcanarak) sulananlardan ise yarım öşür (yirmide bir) verilir." Burada masraf ve emek hesaba katıldığı için, zekât oranı onda bir değil, onun yarısı kadar ödenir. Allah haccımızı ve zekâtımızı hakkıyla vermeyi nasip etsin. Borç üzerimizde kalmasın, bol bol verelim. Allah kabul etsin, nefsin şerrinden muhafaza eylesin. Nefis tamahkardır; tamah edip de işi ahirete bırakmayalım inşallah. Fazla fazla verilsin. Ne kadar fazla verirseniz o kadar iyidir. Zekât farz olduğu için, farzın sevabı nafileden çok daha yüksektir.

2026-02-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ, (9:119) Allah Azze ve Celle; "Salih insanlarla olun, sadıklarla olun," buyuruyor. Çünkü "salih" dediği; Allah’ı bilen, Allah’a inanan insanlardır. Onlar iyilik ister, insanlara iyilik yaparlar. Dindar, dini kabul eden, Allah Azze ve Celle'yi kabul eden insanlardır. Onlarla beraber olmak insanlık için hayırlıdır. Şimdi öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlarda bir şey kalmadı. İtikad, din, iman; hiçbir şey kalmamış. Herkes kendi kafasına göre davranıyor. Gayrimüslimler başka, Müslümanlar başka... Herkes; "Ben böyle istiyorum", "Benim zannımca böyle iyidir" diyerek o yolu takip ediyor. Başkasına da onu tavsiye ediyor. Ondan sonra hiçbir şey iyi gitmiyor. Allah Azze ve Celle'nin rızası olmadıktan sonra, hiçbir işin faydası yok. Yapılan hiçbir şeyin, isterse bütün dünyayı altın yapsınlar, yine de bir faydası yok. Asıl fayda, Allah’ın rızasıdır. Allah rızası olunca sana da iyi olur, ailene de olur, bütün ümmete de olur. O olmadıktan sonra hiçbir fayda yok. O vakit hayvanlar, insanlardan daha hayırlı oluyor. Çünkü hayvanın seviyesi aşağıdır ama o mahlukat Allah Azze ve Celle’yi bilir. Tesbih eder, zikreder, Allah’a şükreder. Nereden biliyoruz? Çünkü her şeyi yaratan O, bildiren O, bize söyleyen O'dur. Onun için onların seviyesi belli bir derecededir. Onun üstüne çıkmak lazım. Bunu yapmazsa; o hayvanın seviyesinin de altına düşmüş olur. İnsanlıktan çıkmış olur. İnsanlık; Allah’a inanmaktır, Allah’a şükretmektir. Onu yapmazsa, kötülük yaparsa; hayvanın seviyesinden de aşağı olur. Allah muhafaza etsin. Bugünlerde görüyoruz; her tarafta insanlar adeta insanlıktan çıkmışlar. Allah hidayet versin. Allah, insanları muhafaza etsin inşaAllah.

2026-02-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Sela okunduğu vakit; meyyitin ardından, vefatı bildirmek içindir. Sela ve selamdan sonra; "Accilû bi's-salâti kable'l-fevt." Ve; "Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt." Namazda acele edin. Namazı vakti geçmeden kılın. Kılamazsanız, onun kazasını yapın. Onu öyle bırakmayın, boşa gitmesin. Hiçbir şey boşa gitmez. Onun hesabı var; ahirette muhakkak onu kıldırırlar. Kılmayana ahirette kıldırırlar onu. Her bir namaz, seksen sene olarak kıldırılır. Burada seksen sene, zaten insanın bütün hayatıdır. Kılmazsa kendi bilir, ahirette kılar artık. O da binlerce sene sürer. Hiç kılmadıysa, ahirette muhakkak hesabı sorulacak. İkincisi; "Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt." Ölmeden önce tövbe edin. Allah'tan af dileyin. Çünkü öldükten sonra artık af yoktur. Af dünyadadır. Günah, kusur işledin mi, ne yaptıysan... Dünyadayken onun bir çaresi var. Her türlü günahın nasıl affolunacağını şeriat bildiriyor ama insanlar bildiğini okuyor. Ama mühim olan tövbe etmektir. Ölmeden önce tövbe etmek. Tabii dediğimiz gibi; bu tövbeyi ederken üzerinde kul hakkı olabilir. Onları da hesaba katıp, ona göre tövbe edeceksin. Yahut en iyisi; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "Ben günde yetmiş kere tövbe istiğfar ederim" buyurdu. Sahabeler; "Sizin günahınız yok, Allah sizi günahsız yaratmış" deyince, Peygamber Efendimiz; "Ben Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" dedi. İnsan tövbe edince Allah'a şükretmiş olur. Onun için devamlı, her gün tövbe istiğfar etmek lazım. Günahlarımızdan ne varsa ahirete kalmasın. Öldükten sonra boynumuzda bir şey kalmasın diye; o tövbe mühimdir. Namaz gibi tövbe de çok mühimdir. Bu insanlar artık başlarına hiçbir şey gelmeyecek zannediyorlar. Her türlü kötülüğü, pisliği yapıyorlar; ondan sonra kurtulduklarını sanıyorlar. Hiçbir şekilde... tövbe etmeden kurtulunmaz. Tövbe edersen, o vakit kurtulursun. Yok, inat edip tövbe etmezsen, o vakit senin cezan çok büyük olur. Hayatını kaydırırlar; esas hayatın ilelebet kaymış olur. O yaptığı kötülüklerin ve insanlara öğrettiği kötülüklerin cezasını muhakkak çeker. Kim olursa olsun. Büyüğü küçüğü yok; tövbe etmedikten sonra muhakkak o cezayı çeker. Onun için Allah bizi affetsin diye "Tövbe Estağfurullah" diyoruz.

2026-02-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul

قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ مَلِكِ ٱلنَّاسِ إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ٱلَّذِي يُوَسۡوِسُ فِي صُدُورِ ٱلنَّاسِ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ (114) Herkeste vesvese vardır, ama bu şeytandandır. Vesvese, her şeyi olduğu gibi görmeyip zorlaştırmak demektir. Vesvese budur. Çeşit çeşit vesvese türleri vardır. Bazıları temizlik ve benzeri konulardadır. Bazıları da vardır ki, kendilerini dindar gösterip insanların işlerini zorlaştırırlar. "Sen namazını huşu ile kılacaksın, yavaş yavaş kılacaksın" derler. "Şöyle kılınan iki rekat, diğer türlü yüz rekattan iyidir" derler. Şimdi sen bunu söyleyince insan tereddüt eder; "Ben kılamıyorum" diye bir iki defa uğraşır. Sonunda da namazı bırakabilir. "Abdest alamıyorum" diyerek abdest alamaz, namaz kılamaz hale gelir. Bu hikmetsiz insanlar çoktur, hikmeti olmayanlar çoktur. Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" buyuruyor. Ne okuyorsa okusun; anlayıp anlamaması değil, okuması önemlidir. Tabiri caizse otomatik olarak devam etsin. Yok şöyle yapacaksın, yok böyle... Hangi zamanda yaşıyoruz? Zaten insanların hiçbir şeyi doğru dürüst yapmadığı bir zamandayız. Sen kalkmış "Şöyle yapacağım, dikkat edin, kabul oldu mu olmadı mı?" diyorsun. Sen kimsin ki Allah'ın kolay kıldığını zorlaştırıyorsun? Kolaylaştırın, kolaylık gösterin. Vesveseye hiç bulaşmayın, bu berbat bir hastalıktır. Bulaştı mı, şeytandan olduğu için insan namazı da bırakır, aklını da yitirir; her türlü kötülük gelir. İyilik yapacağına... Nasıl kılabiliyorsan öyle kıl. Huşu muşu istemez. Şimdi "huşu" diye tutturanlar, adeta münafıklık yapıyor demektir. Bizim dinimiz kolaydır; kolaylık gösterin, zorluk çıkarmayın. Allah Azze ve Celle'nin kulu olun. "Ben daha iyi yapacağım, şu alim böyle söyledi" diyerek kendinizi zorlamayın. Kılın, namazınızı kılın. Abdestinizi çabuk alın, namazınızı çabuk kılın. Bazen "Neden bu kadar hızlı kılıyorsun?" diyorlar. Hızlı kılarsa aklına vesvese gelmez, çabucak kılıp farzını, vazifesini yapmış olur. Onu da beğenmiyorlar; "Sen nasıl vazife yapıyorsun?" diyorlar. Allah kabul ediyor da sen mi kabul etmiyorsun? Ahir zamanda bu hikmetsiz insanlar çoktur. İnsanları dinden, yoldan kaçırmak için her türlü şeytan var zaten. Bir de kalkıp hoca diye böyle zorlaştırırsan; millet zaten yoldan çıkmış, büsbütün bırakır ve daha beter olur. Allah muhafaza etsin. Onun için vesveseye sakın bulaşmayın. Bir yerden girdi mi, artık çıkarması zor olur. Sonra doktor doktor, hoca hoca koşturursun. Onun için dikkat edin, kolay olanı seçin. "Kabul oldu, olmadı" diyenleri hiç dinlemeyin. Allah kabul etsin inşaAllah.