السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Bütün edebi ve ahlakı öğreten, Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem'dir.
Ne yapıp edip onun yolundan giden, sünnetine tabi olan kişi, Allah'ın sevdiği kullardan olur.
Peygamber Efendimizin her hali güzeldir, yaptığı her şey güzeldir.
İnsanlara faydalıdır.
Yaptığı hiçbir şey boş değildir.
Ayette "Ve mâ yentıku ani'l-hevâ" (53:3) buyruluyor; o, kendi heva ve hevesinden konuşmaz.
Onun her hali, her hareketi sünnettir; insanlara birer öğüt ve derstir.
Günümüzde ona benzemek isteyenler de var, istemeyenler de.
İstemeyenler şeytanın yolundan gidenlerdir.
Onlar sünneti kabul etmezler.
Kendi kafalarına göre hareket ederler, gerçek sünneti gördüklerinde ise beğenmezler.
Bu yüzden, eğer Allah'ın sevdiği bir kul olmak istersen, Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem'in yaptığı her şeyi yapmaya gayret et.
Onun unutulmuş ve unutulmamış sünnetleri vardır.
Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Men ahyâ sünnetî inde fesâdi ümmetî felehû ecru şehîd."
Çoğu insanın sünnet olduğunu dahi bilmediği unutulmuş sünnetler vardır.
Bu sünnetleri ihya edip insanlara anlatan kişi, yüz şehit sevabı kazanır.
Bu yüzden Peygamber Efendimizin izinde olmak en büyük nimettir.
Ona hürmet ve tazim göstermek bizim için en büyük nimettir.
Çünkü "Müslümanım" deyip de ona hiç kıymet vermeyen pek çok insan var.
Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem'in yüceliğini göremeyen, ona hürmet etmeyip dil uzatan insanların peşinden giden çok kişi var.
İşte bu hak yolda olan insanlar, Allah'ın sevdiği kullardır.
Allah onların mükafatını bizzat verecektir.
Onların yolu nurdur; kalpleri nurla, imanla ve ferahlıkla dolar.
Onun yolunda olmayanlar ise sıkıntıdadır; hem çevrelerine hem de kendilerine sıkıntı verirler.
Hiçbir zaman huzur bulamazlar; kalpleri de yüzleri de kararmıştır.
Yaptıkları her iş kötüdür. Allah bizi onların şerrinden muhafaza eylesin.
İçinde bulunduğumuz Mevlid ayı vesilesiyle bu güzel ve mübarek Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem'e hürmet edenler, Mevlid okuyanlar Allah'ın razı olduğu yoldadır.
Ona tazim göstermeyenler ne kadar Kur'an ve ilim bilseler de kendi bildiklerini okumuş, hak yoldan sapmışlardır.
Allah muhafaza eylesin.
Allah hepimizi Peygamber Efendimiz sallAllah aleyhi ve sellem'in şefaatine nail eylesin.
Bizleri onun yolundan ayırmasın inşaAllah.
2026-09-01 - Lefke
"Ve likülli kavmin hâd", "Her kavmin de bir yol göstereni vardır." (Ra'd Suresi, 13:7).
Allah Azze ve Celle herkese muhakkak bir yol gösterici göndermiştir.
Yol gösterici dediği, peygamberlerin hidayetidir; Allah'ın hidayet yolunu gösterenler peygamberlerdir.
Âdem aleyhisselamdan sonra arka arkaya peygamberler gelmiştir, ta ki Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) gelene kadar.
Ondan sonra da sahabeler ve onların yolundan gidenler, insanları hidayete davet eden kimseler olmuşlardır.
Onlar, Peygamber'in varisleri, Varis-i Muhammedî'dir (sallAllahu aleyhi ve sellem). O yoldan gidenler, herkesi Allah'ın hidayet yoluna davet eden mübarek kişilerdir.
Yani dünya onlardan hiçbir zaman eksik kalmaz.
Yediler, kırklar, ebdal, evtad, ahyar; hepsi bu dünyanın manevi direkleridir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) onlar hakkında: "Bihim tumtarûn, bihim turzakûn, bihim tunsarûn." buyurmuştur.
Yani, "Onların bereketiyle yağmur yağar."
"Rızkınız onlarla verilir."
"Rızık onların vesilesiyle gelir."
"Zafere de onların sayesinde kavuşursunuz," buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Bunlar, dünyada daima bulunması gereken zatlardır.
Allah'ın hikmeti gereği, Allah bu dünyadaki manevi vazifeyi onlara vermiştir.
Onun için dünya onlardan boş kalmaz.
Ahir zamanda durum farklı olabilir ama normalde bu zatların olması lazımdır, her şey onların vasıtasıyla gerçekleşir.
Şimdi bazıları bunlara kıymet vermiyor, "Öyle şey olmaz." diyorlar.
Bunu söyleyenler Müslüman olabilir ama cahil Müslüman çok.
Onun için Allah yolunda olan insanlara tazim etmek, saygı göstermek lazım.
Peygamberlere tazim etmek lazım.
Onların kadrini ve kıymetini bilmek lazım ki Allah bu nimetleri bize onların vasıtasıyla veriyor.
En büyük nimet de iman nimetidir.
Onlar, insanlığın insan gibi yaşaması için gönderilmiş zatlardır.
Tabii her milletin farklı farklı halleri ve usulleri vardır.
Kıyamet günü "Bizim haberimiz olmadı." demesinler diye, Allah Azze ve Celle herkese bir rehber göndermiştir.
Yani peygamberler sadece buradan, Orta Doğu'dan çıkmış değildir.
Dünyanın her tarafına peygamberler gelmiştir.
İnsanlara hidayet vesilesi olsun diye, Allah Azze ve Celle onlara kitaplar indirmiş veya vahiyler göndermiştir.
Muhakkak herkesin bundan haberi olmuştur ama tabii insanoğlu bozulmaya çok müsaittir.
Yani nefsine ve şeytana uymaya çok yatkındır.
Sonra da "Buraya peygamber gelmedi." derler.
Hâlbuki gelmiştir.
Ama o peygamber vefat ettikten sonra hemen o dini tahrif edip putlara veya kendi kafalarına göre uydurdukları şeylere ibadet etmeye başlarlar.
Hazreti Musa aleyhisselam zamanında, İsrailoğulları canlarını Firavun'dan zar zor kurtarmışlardı.
Daha denizin karşısına yeni geçmişken;
"Bize tapacağımız bir put yap." demişlerdir.
Yani insanoğlunun tabiatı böyledir; İsrailoğulları olsun, başkası olsun, hepsi âdemoğludur, hepsi aynıdır.
Hepsinin fıtratı bozulmaya müsaittir.
Onun için çok dikkat etmek lazım.
Hak yoldan ayrılmamak lazım.
Doğru yol, peygamberlerin yoludur.
O yoldan ayrılan helak olur.
Allah hepimizi muhafaza etsin, inşaAllah.
2026-08-31 - Lefke
"Ve teâvenû ale'l-birri ve't-takvâ ve lâ teâvenû ale'l-ismi ve'l-udvân." (Mâide Suresi, 2. Ayet)
Allah Azze ve Celle, iyilik yapmakta birbirinize yardımcı olmanızı emrediyor.
İyilik yapmanızı emrediyor.
Kötülük yapmakta birbirinize yardım etmeyin.
Allah Azze ve Celle, "Kötülük yapmakta sakın birbirinize yardım etmeyin." diyor.
İyilikte beraber olun.
Birisi kötülük yapacaksa onu men edin, uyarın; "Bu kötüdür, bu olmaz, yapılmaz." diyerek doğruyu gösterin.
İslam dini budur.
İslam dini bütün sistemlerin, her şeyin anasıdır.
Bu dünyada insanlara hizmet edeceğiz diye birtakım şeyler çıkarırlar.
İnsanlara hizmet olsun diye çıkarılan o şeyler hizmet olmaz.
Çünkü o insanların uydurduğu bir şekildir, bir uygulamadır.
Manevi desteği ve Allah’ın emri olmadığı için yürümez.
Hiçbir zaman yürümez.
Komünizm diye bir şey çıkardılar.
Güya herkes bir arada olsun, birbirine yardımcı olsun diye getirdikleri bir sistemdi.
Öyle yardımcı olunmaz ki! Sen adamın malını, emeğini, evini, arazisini, fabrikasını elinden alıyorsun.
Başkalarına yardımcı olsun diye bunu yapıyorsun.
İyi ama bunun hakkı, hukuku nerede?
Sadece zulmetmiş oluyorsun.
Ortada yapılmış bir iyilik olmuyor.
İslam öyle değildir.
İslam, "Birbirinize yardım edin." der.
Zengin, fakire yardım etsin.
İster sadaka versin, ister zekatını versin.
İsterse ödünç, yani karz-ı hasen versin.
İşte gerçek yardım böyle olur.
Gidip de zorla malını alırsan bu insanlığa sığmaz, dine zaten hiç sığmaz.
Onun için bu sistem çöktü. Ondan sonra kapitalizm dediler.
O sistemde de güya iş yapan kazanacaktı.
Ama onu komünizmden de daha beter hâle getirdiler.
Adam beş kuruş kazanıyor, "Sen on kuruş vergi ödeyeceksin." diyorlar.
Yahu ben beş kuruş kazanmışım; sen nasıl olur da yüzde altmış, yüzde seksen, hatta daha fazla vergi alırsın?
Bu nasıl olur?
Adam diyor ki: "Ben nasıl çalışıp çabalayacağım, ne yapacağım?"
İşte bu da hiçbir işe yaramadı.
Şu anki dünyanın hâli budur.
Bütün Batı ülkeleri bu sistem üzerinden işlediği için, insan komünizmi bile mumla arar oldu.
Çünkü komünizmde herkes aynı durumdaydı.
Bir şekilde idare edip gidiyorlardı.
Devlet yardım ediyor, bir şeyler yapıyordu.
Kimse kafasına göre iş yapamıyordu ama bunda öyle değil.
Bu çok daha beter.
Hem insanı eziyor, hakkını vermiyor.
Hem de kalkıp, "Ben sana bakıyorum, ediyorum." diyerek minnet ediyor.
Bu da olmaz.
İslam’da kazanan kazanır, zekatını da verir.
Böylece zekat alan helalinden almış olur.
Veren de sevap kazanmış olur.
İnsanlığın başına bugüne kadar pek çok sistem getirildi.
Sosyalizm, komünizm, faşizm; şuydu, buydu...
Hepsi birbirinden beter.
Hiçbiri de başarılı olamadı.
Hepsi battı, gitti.
Zaten şimdi bu sistem de batıyor; dünya yine aynı şekilde batışa sürükleniyor.
Bu sistemlerin insanlığa hiçbir faydası yok.
Asıl sistem, Allah Azze ve Celle’nin koyduğu sistemdir; malının sadece yüzde iki buçuğunu zekat olarak veriyorsun.
Şimdiki sistemlerde ise insan senede yüzde beş yüz mü, yüzde bin mi vergi ödüyor; onu ancak Allah bilir.
Ondan sonra da "Ekonomi iyi olacak, şöyle böyle olacak." diyorlar. Hiçbir şey olmaz.
İnsanoğlunun bu zulüm sistemiyle hiçbir şey düzelmez.
Makbul olan, Allah’ın sistemidir.
İnsanlara bereket verecek, rahat ettirecek olan İslam'dır. Sadece Allah Azze ve Celle’nin koyduğu sistem başarılı olur.
Onun dışındakilerin hepsi hüsrandır, hepsi boş işlerdir.
Hiçbiri başarılı değildir, hepsi başarısız sistemlerdir.
En sonunda hepsi kendi kendini yiyip bitirir.
Tıpkı komünizmde olduğu gibi.
Komünizm dışarıdan bir müdahaleyle yıkılmadı.
Kendi içinden çöktü gitti.
Artık zamanı gelmiştir, bu mevcut sistemin sonu da böyle olacaktır.
İnsanlık bunu da görecektir.
Ondan sonra Allah Azze ve Celle inşaAllah kendi sistemini tesis edecek; Mehdi Aleyhisselam’ı gönderecektir inşaAllah.
Muhakkak, yakındır inşaAllah.
2026-08-30 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ahiret için yaşıyordu.
Bu nedenle dünya metaından hiçbir şeyi elinde tutmazdı.
Hepsini dağıtırdı; fakir gelirse ona verir, tanıdık gelirse hediye ederdi.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde, yatağı hurma lifinden yapılmış bir döşek ve yastıktan ibaretti. Üstüne örtmek için kış vakti yünden bir örtüsü vardı, yazın ise zaten buna gerek duyulmazdı.
Aslında bütün dünya ve her şey Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emrindeydi.
Ancak o, bunların hiçbirine kıymet vermedi.
Tabii bunlar dünya metaıdır. Ahireti bilen ve herkese öğreten bir zat olarak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bunlara kıymet vermemesi gayet normaldir.
Sıradan bir insan olsa, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya metaına tamah eder; onu muhafaza etmek ve daha fazlasını elde etmek için uğraşıp durur.
Halbuki her şey Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emrinin altındaydı.
Hatta Mekke'de epeyce eziyet çektikten sonra Medine'ye hicret edince, orada Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e gazvelerden ve savaşlardan birçok ganimet geldi.
O ise bunları hep dağıttı.
Tabii hanımları, insanlık haliyle nefislerine biraz uyabiliyorlardı.
Çünkü içlerinde bir kıskançlık olabiliyordu; diğer sahabelerin hanımlarını görüyorlardı. Onlar ganimetlerden paylarını almış, giyinmiş, kuşanmış, yiyecek ve içecek sahibi olmuşlardı...
Bu durum üzerine Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e, "Bizim de onlar gibi imkânlarımız olsa" diye biraz sitemde bulundular.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ahlakı bizimki gibi değildi; o kimseye bağırmaz, çağırmazdı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem böyle bir durum olunca sadece darılır, ses çıkarmaz ve köşesine çekilirdi.
Bu sözleri duyunca Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem epeyce üzüldü ve köşesine çekildi.
Hatta orada daha yüksekte ayrı bir köşesi vardı; oraya çıkıp inzivaya çekildi ve hanımlarının hiçbiriyle muhatap olmadı.
Ondan sonra şu ayet-i kerime indi: "Ey Peygamberin hanımları!"
"Eğer dünya metaını isterseniz gelin size istediğiniz kadar vereyim; sonra siz kendi yolunuza, ben kendi yoluma."
"Güzellikle ayrılıp gitmekte serbestsiniz."
"Yok, eğer Allah Azze ve Celle'yi ve âlemlerin sultanı olan Resul-i Ekrem'i isterseniz, onunla beraber olursunuz."
"Önünüzde bu iki seçenek var."
"Hangisini dilerseniz onu seçin; dünya isterseniz size istediğiniz kadar dünya metaı vereyim. Ama ikisi birden olmaz, sadece birini seçebilirsiniz" buyurmuştur Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem.
Bu durum tabii ki onlara mahsustur.
Onlar da yaptıkları hatadan pişman oldular ve dünya metaının ahirete kıyasla hiçbir şey olmadığının farkına vardılar.
Hemen tövbe ettiler ve hepsi Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yanına gelerek, "Biz dünyayı değil; Allah Azze ve Celle'yi ve seni istiyoruz" dediler.
İşte bu yaşananlar, biz insanlara büyük bir ibrettir.
Tabii ki dünya metaı elde edilir, ancak ahireti unutmak asla olmaz.
Çünkü mühim olan ahirettir.
Dünyada da, helal yoldan olduktan ve hakkını, hukukunu gözettikten sonra istediğin kadar kazanabilirsin.
Ancak Allah Azze ve Celle'ye ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e duyduğun muhabbeti her şeyden üstün tutacaksın. Dünyayı kalbine sokmayıp, kalbinde yalnızca Allah ve Resulü'nün sevgisini barındıracaksın.
Dünyalığa kalbinde zerre kadar yer vermeyeceksin. Bütün dünya senin elinde olsa bile, bu hiçbir şeyi değiştirmez.
Fakat hiçbir şeyin olmadığı halde kalbin dünya sevgisiyle doluysa, ondan sonra çıkıp "Ben Allah'ı ve peygamberi seviyorum" dersen, bu samimi olmaz.
Mühim olan dediğimiz gibi ahireti unutmamaktır. Bu dünya metaını kendi marifetin olarak değil, Allah'ın bir lütfu ve fazl-ı keremi olarak bilmektir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bizim için en büyük örnektir.
Onun yolundan giden kişi dünyada da ahirette de mesut olur. Hayatından memnun ve razı olur, daima Allah'a şükreder.
Allah bizleri o güzel nimetlerinden mahrum etmesin.
İnşaAllah hepimizi veren ellerden eylesin, Allah bizlere de ihsan etsin.
Allah'ın hazineleri tükenmez, O'nun hazinesi bitmez. Allah'a şükürler olsun.
2026-08-29 - Lefke
İnsanoğlu kuvvetliyle olmak ister.
En kuvvetliyle olmak ister.
İnsanoğlu, arkasında kuvvetli bir devlet varsa ondan yardım ister.
Bu, insanoğlunun tabiatıdır.
Kuvvetli olunca kendini koruyabileceğini düşünür.
Ama asıl en kuvvetli olanı hiç aklına getirmez.
En kuvvetli olan Allah Azze ve Celle’dir.
Çünkü gerçek kuvvet O’ndadır.
O’nun istediği olur, istemediği olmaz.
Allah Azze ve Celle Kur'an'da, "Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz", yani "Bunu yapmak Allah için hiç de zor değildir." buyuruyor (14:20).
Hiçbir şey Allah Azze ve Celle’ye zor değildir.
Hiçbir şey O’nun karşısında duramaz.
Bırakın bir devleti veya insanı, bütün dünya ve yaratılmışlar karşı gelse bile; Allah Azze ve Celle'nin azameti ve kuvveti karşısında onların gücü hava bile sayılmaz, bir hiçtir.
Onun için ey aklı olan insan, madem en kuvvetlinin yanında olmak istiyorsun, o hâlde Allah Azze ve Celle’nin yanında ol.
Allah Azze ve Celle’ye karşı gelme.
Allah, her gün yeni yeni şeyler gösteriyor.
Allah'a karşı gelenler nasıl eskiden helak oldularsa, bugün de helak olurlar.
Allah’a karşı hiçbir zaman kazanamazlar.
Bu savaş kazanılmaz.
Kendini kandırıp da başkasına sığınarak kurtulacağını zanneden insan kurtulamaz.
Ancak Allah Azze ve Celle ile beraber olursan kurtulursun.
Başka türlü kurtuluş yoktur.
Dünyada da ahirette de Allah'tan kaçacak yerin yoktur.
Nereye kaçacaksın?
Allah Azze ve Celle’ye karşı; ne bir deliğe girsen kurtulabilirsin, ne bir dağa çıksan kurtulabilirsin, ne de kendini silahlarla kuşatsan kurtulabilirsin.
Gerçek kurtuluş şudur: Allah’tan korkmak ve O'nunla beraber olmaktır.
Başka bir şey değildir.
Çünkü şeytan insanları kandırıyor.
İnsanlar da "Biz akıllıyız; bu kadar alet edevat yaptık, şunu yaptık, bunu yaptık, hatta bizden daha akıllı aletler yaptık." diyorlar.
Bu yüzden "Bize bir şey olmaz." diye düşünen insanlar en büyük hatayı, en büyük yanlışı yapıyorlar.
Çünkü o alet sana ne can verir ne ruh verir ne de seni kurtarabilir.
Allah’ın iradesi tecelli ettiğinde hepsini silip süpürür.
Geriye hiçbir şey bırakmaz.
Ne akıllısının ne delisinin ne azgınının ne zaliminin ne de mazlumunun, Allah Azze ve Celle’nin kuvveti karşısında hiçbir kıymeti yoktur.
Onun için bütün insanlara söylüyoruz: Allah Azze ve Celle’ye dönün.
Sizi yoktan var eden Allah’tır.
Seni var eden anan baban değil, Allah’tır.
Çok ahmak bazı insanlar var.
Anasına babasına kızıp "Beni niçin bu dünyaya getirdiniz?" derler. Hâşâ minel huzur, o da tam bir merkep heriftir; merkep dediğimiz de malum, dört ayaklılardır.
Sen bu dünyaya ananın babanın vesilesiyle, ancak Allah’ın iradesiyle geldin.
Ruhun, bedenin, her şeyin Allah’ın emriyle var olmuştur.
Sen kalkıp da bu akılsız lafları söyleyerek kendini sadece daha fazla üzüntüye ve sıkıntıya sokarsın.
Onun için bunu bilmek lazımdır.
Hepimiz Allah’la beraberiz; "Allah bizi sevdiği kullarından eylesin." diye dua etmemiz lazımdır.
Bizi O'na karşı gelenlerden eylemesin, onlardan uzak tutsun.
Allah Azze ve Celle’nin azametine karşı başka bir kuvveti kıyaslamak bile günahtır, edepsizliktir.
Üç beş insan çıkar, pervasızca işler yapar.
Allah’a karşı gelip "Ben ateistim, ben bilmem neyim, ben şuyum, ben buyum." diye kabadayılık taslarlar.
Fakat en ufak bir şeyde, mesela bir ölü görseler korkudan altlarına ederler ama yine de Allah’a karşı gelmeye çalışırlar.
İşte böyle dengesiz ve akılsız insanlardan oluşan bir topluluk var.
Allah bizi onlardan eylemesin, onlara da hidayet versin.
Allah’a karşı gelmesinler.
Allah’ın gazabı büyüktür.
O'nun karşısında hiçbir şey, hiçbir kuvvet duramaz.
Allah muhafaza etsin.
İnşallah O'nunla beraber, devamlı O'nun yolunda olalım.
O'nun kuvvetiyle beraber Allah bize de manevi kuvvet versin.
Bize huzur versin, insanların hidayetine vesile olalım inşaAllah.
2026-08-28 - Lefke
Kur'an-ı Azimüşşan'da Allah Azze ve Celle; dürüst, sadık ve sözünde duran insanları övmektedir.
Sözünde durmayan insanlara ise münafık demektedir.
Münafığın çok çeşidi vardır.
Doğrudan Müslüman olmayıp da Müslüman görünen münafık tipleri vardır.
Artık onlardan pek kalmadı; çünkü kâfirse "kâfirim" diyor, kendini fazla gizlemeye gerek duymuyor.
Ama öteki türlüsü; sözünde durmayan, Allah Azze ve Celle'nin sevdiği insanlardan olmayan, hak yoldan uzak olup insanlara zarar verenlerdir.
Allah Azze ve Celle, tövbe etmezlerse onları kötü bir sonun beklediğini söylüyor.
Tövbe ederlerse, Allah Azze ve Celle'nin tövbe edenleri, en büyük ve en çok günah işleyenleri bile affedeceğini bildiriyor. O, Gafur ve Rahîm'dir, çokça affedendir.
İnsanoğlu affedebilir ama yine de içinde bir şeyler kalır; fakat Allah Azze ve Celle, tövbe eden insanı ardında hiçbir iz bırakmadan affeder.
Kişi tövbe ettiğinde, o günahlar ondan tamamen gider.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de okuduğumuz bir hadis-i şerifte, "Ümmetim için en çok korktuğum şey, dili tatlı olan ve dilini iyi kullanan münafıklardır." buyuruyor.
Çünkü onlar doğruyu kötü, kötüyü ise doğru gösterirler.
Bir de arkalarından giden insanlar olursa, Allah muhafaza eylesin, büyük fitnelere sebep olurlar.
Fitne çıkarmakla kalmaz, o insanların ahiretine de zarar verirler ve helak olmalarına yol açarlar.
O insanları dünyada ve ahirette çok daha kötü sonlar, çok daha kötü şeyler bekliyor.
Onun için Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "Bu tür münafıklara dikkat edin." buyuruyor.
Çünkü insanlar "Aman, bu adam ne kadar güzel konuşuyor, dinden imandan bahsediyor." derler. Ancak münafık, o güzel sözlerin arasına birkaç kelime sıkıştırıp insanların itikadını bozduğunda bunu kendine kazanç sayar.
O tip insanlar, o münafıklar çok zararlıdır. Bütün İslam âlemini harap edenler işte bu tür insanlardır.
Bu tür münafıklar oldukça fazladır.
Bu durum Osmanlı'nın son zamanlarında ortaya çıkmaya başlamıştır. Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han; Müslümanların, yani Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in itikat etmesi gereken esasları, dinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan ilmihal kitapları yazdırmıştır.
Bunu kabul eden kişi Ehl-i Sünnet ve Müslümandır.
Eğer başka bir tayfadansan, kendi tayfanda kal. Milletin arasına sızıp gizlenme, fitne çıkarma. Eğer bu yoldan değilsen, başka bir dinden veya başka bir itikattansan ve bunu kabul etmiyorsan, kendini açıkça belli et.
Yok eğer bunu kabul ediyorsan, o vakit bu çizginin dışına çıkmayacaksın.
Bu yolun dışına çıkmak fitneye sebep olur. Zaten Osmanlı'dan sonra hemen fitneler baş gösterdi. İşte yüz senedir bu fitneler azalmıyor, maalesef giderek çoğalıyor ve devam ediyor.
Neden mi?
Çünkü dilleri tatlı olmasa bile insanları ikna edebiliyorlar; "bu yol doğru değil" diyerek insanların kalplerine vesvese sokuyorlar.
Oysa bu yol, yüzlerce senedir, Peygamber Efendimiz'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu yana izlenen yoldur. Bütün âlimler, meşayıhlar, evliyalar ve sahabeler bu yoldan gitmişlerdir.
Şimdi bir tek sen mi akıllısın?
Sana o aklı veren şeytandır; o sırf fitne çıkarasın diye verilmiş şeytanın aklıdır.
Onun için eskiden, son İslam devleti olan Osmanlı zamanında durum farklıydı.
Halife olmadan bir İslam devletinden söz edemezsiniz. Maalesef şu an elimizden bir şey gelmiyor ama hakikati de söylemek lazımdır.
O tatlı dilleriyle, yazıp çizerek herkesi kandırdılar. Osmanlı'yı parçalayan o şeytanlardan akıl alarak, İslam'ı zaten bölüp parçaladılar. Bu da onlara yetmiyor; İslam'ı dünyadan tamamen silmeden rahat etmeyecekler.
Ancak Allah'ın izniyle İslam asla silinmez; asıl silinecek olan küfürdür inşaAllah.
Allah'ın vaadi haktır, Allah'ın sözü haktır; İslam, Allah'ın izniyle bütün dünyaya yayılacaktır.
Münafıklar istedikleri kadar çabalasınlar.
Mühim olan onların dillerine inanmamaktır; zira size söyledikleri her şey yalan ve yanlıştır.
2026-08-27 - Lefke
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ (5:67)
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e insanlara gönderdiği şeyi tebliğ etmesini, onlara bildirmesini emretti.
O da insanlara tebliğ etti.
Hidayete erenler çok oldu.
İnsanlar zulmetten, o karanlık devirlerden aydınlığa çıktı.
İslam'la, İslam'ın nuruyla bütün dünya nurlandı Allah'a şükür.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in nuruyla, İslam'ın nuruyla dünyanın her tarafı aydınlandı.
En büyük nur, kaynağını Allah'ın nurundan alan nurdur; yani İslam'ın nurudur.
Onun için bu nur, hidayete vesile olur; insanlara iyilik ve güzellik getirir.
İnsanlar bu yoldan gitse ne savaş olur ne kavga olur ne de kıyamet kopar.
Ama dünya bu; şeytan insanları birbirine düşürür,
yani yoldan çıkarır.
Ama mühim olan o doğru yolda olmaktır.
Başkaları da soruyor; "Nasıl olacak, ne yapacağız?" diye.
İşte bu, Allah Azze ve Celle'nin gösterdiği yoldur.
Buyurun, o yola gelin.
Hep beraber cennete gidelim. "Va'llâhu yed'û ilâ dâri's-selâm." "Allah, esenlik yurduna (cennete) çağırır." (10:25).
Allah herkesi davet eder.
Davet edilen yer güzel bir yerdir.
İki yer var:
Ya davetsiz gideceğin yer var, Allah muhafaza etsin;
kötü bir yer, cehennem...
Ya da cennet var.
Oraya da davetle gidilir.
Allah herkesi davet ediyor.
Ama kimileri, "Yok, biz bunu istemiyoruz;
davet olmayan yere gitmek istiyoruz.
Orası daha kolay, eziyet çekmeyiz, tembellikten hoşlanıyoruz.
Onu tercih ediyoruz." derler.
Bu, insanın kendi bileceği iştir.
Ama doğru yolu isteyene, doğru yolu göstermek güzeldir. Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Senin vesilenle bir insanın hidayete ermesi, senin için dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır."
Dünyadaki her şeyden daha iyidir.
Allah'a şükür bizim ihvanlar her tarafta; gelenler, görenler oluyor.
İnşaAllah onlara da güzel bir davet olur,
güzel bir örnek olurlar.
Onlar da bu güzel yola dahil olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Allah'a şükür, bizim oralara gidenlerimiz var.
Güney Afrika'da Şamil Efendi var, babası ve ihvanlar var.
Allah'a şükür, onlar da yüz binlerce insanın İslam'a girmesine vesile oldular.
Bu hizmet onlara nasip oldu.
İnsanların hidayetine vesile oldular.
Yoldan çıkmış o insanlar, Allah Azze ve Celle'nin inayetiyle ve Şeyh Baba'nın bereketiyle İslam'a dahil oluyorlar.
Yüzlerce, binlerce kişi dahil oluyor.
Hem de çok güzel bir şekilde Müslüman oluyorlar.
Çünkü onlar senelerce kafirlerin elinde insan muamelesi görmediler.
Hep zulüm gördüler.
Allah Azze ve Celle'nin bu güzel yolunu görünce çok hoşlarına gidiyor, ruhları tatmin oluyor.
Onlar da bu yola giriyorlar.
Allah'a şükür, bu çok büyük bir hizmettir.
Allah Azze ve Celle insanın rengine, diline, ırkına bakmaz; O'nun yoluna giren insan saadete kavuşur.
Allah'ın sevgili kulu oluyor, Allah'ın istediği gibi bir kul oluyor.
Onun için ırk, lisan hiç mühim değildir.
Mühim olan Allah'a yakınlıktır.
Allah Azze ve Celle'den korkmaktır.
Allah Azze ve Celle'nin yolundan gitmektir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i sevmektir.
Bu da çok mühimdir.
Bu yolda, hem İslam'a girip hem de doğru İslam'ı öğreniyorlar.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolundan gelen halis İslam işte budur.
Ötekilerin her birisi kendi kafasına göre bir şeyler yapıyor.
Dinde, İslam'da hiç olmayan şeyler yapıyorlar.
Bunu millete İslam ve Müslümanlık diye takdim ediyorlar.
Allah'a şükür, Allah onlardan razı olsun ki hem Müslüman oluyorlar hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hakiki yolundan, İslam yolundan gidiyorlar.
Tarikat zaten şeriatın özüdür.
O yola giren, Allah'ın izniyle şaşmaz.
Allah hepinizden razı olsun inşaAllah.
2026-08-26 - Lefke
"Küllü hâlin yezûl". Her hâl geçip gidecektir, daim değildir.
İnsanoğlunun hayatında değişik şeyler oluyor.
Zaten bebek oluyor, çocuk oluyor, genç oluyor; bu normal.
Sonra da yaşlanıp gidiyor.
Yani insanoğlunun hâli her dönem farklı oluyor.
Değişmeyen hiçbir şey yok.
Dünyada ne varsa hepsi değişiyor.
Öyle sabit durduğuna bakmayın.
Muhakkak bir değişiklik oluyor.
Bâkî olan, değişmeyen yalnızca Allah Azze ve Celle’dir.
Onun için, insanların bu hâllerinden şikâyet etmeleri gerekmez.
Çünkü insanın hayatında hiçbir hâl, hiçbir durum sonsuza kadar sürmez; sıkıntı da olur, ferahlık da olur.
Mühim olan doğru yolu bulup o yolda gitmek, Allah’ın yolundan gitmektir.
O yolda değişmeden, sâbitkadem olarak devam etmek büyük bir nimettir, büyük bir fazilettir.
Bunu bulan insanın başka bir şeye ihtiyacı kalmaz.
Çünkü dediğimiz gibi, hiç kimse kendi hâlinden tam manasıyla memnun olmaz.
Sürekli "Şunu yapayım, bunu değiştireyim" derler.
Eğer hizmet için, Allah rızası için daha güzel şeyler yapmak istiyorsan değiştir; ama sırf keyfin için, "Sıkıldım, başka yere gideyim" diyerek değiştirme.
Sen olduğun yerde rahatsan hiç başka yere gitmeye, başka şeyler aramaya gerek yok.
Allah rızkını göndermişse ve rahatsan yeterlidir; kurulu düzeni değiştirmek kolay olmuyor.
Allah’ın verdiği güzellikler varsa, sıkıntı ve eziyet yoksa; buna kanaat edip orada durmak ve imanı sağlam tutmak en iyisidir.
Eğer eziyet varsa, o zaman başka bir rızkın peşinden gidebilirsin.
Onun için bu tür hâller, insanlık hâlleri çoktur.
İnsanlar bazen bir şeyler yaparlar, sonra pişman olurlar.
Geri dönmek isterler, ancak o vakit iş işten geçmiş veya her şey değişmiş olur.
Yapamazlar.
Onun için bu hayatı rahat geçirmek güzel bir şeydir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Durduk yere eziyet çekeyim demeyin" buyuruyor.
Eziyeti istemeyin.
Hâlinizden memnunsanız, rahatınıza bakın.
Yani Allah’a şükredin.
Ki nimetleri daim olsun.
Kimseye muhtaç olmadan, imana zarar gelmeden yaşamak büyük bir nimettir.
Dediğimiz gibi her şey değişebiliyor, değiştiriliyor.
Onun için, şükürle nimetler daim olur.
Şükredeceksin.
"Rızkım, işim gücüm, çoluk çocuğum, her şeyim tamam. Allah’a şükürler olsun, bizi bu durumdan aşağı düşürmesin, nimetleri daim olsun" diye şükredeceksin.
Çünkü aksi takdirde şükretmezseniz, o vakit nimet elden kaçabilir.
Nimeti küstürünce, insan onu ikinci defa zor bulur.
Allah muhafaza etsin.
Sâbitkadem kılsın.
Hâlimiz değişmesin.
Allah Azze ve Celle’ye ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e olan muhabbetimiz değişmesin inşallah.
Daim olsun. Bu mübarek günlerin hürmetine, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mevlidi hürmetine bizi ağır imtihanlardan geçirmesin.
Yolumuzda ilelebet sâbitkadem oluruz inşaAllah.
2026-08-25 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in doğduğu gün mübarek olsun.
Bundan bin beş yüz sene kadar önce Peygamber Efendimiz dünyaya teşrif etti.
O günden sonra Ümmet-i Muhammed dâhil, o vakitki insanlar Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in ümmetine dâhil oldu.
En büyük ikram olarak Allah, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’i göndermiştir.
O'nun ümmetinden olmak da büyük bir ikramdır.
Onu reddetmek akılsızlık sayılır.
Allah’a şükürler olsun ki bugün burada toplandık.
Allah rızası ve Peygamber muhabbeti için...
Bugün buranın havası da mâşâallah tam Medine-i Münevvere havasına benziyor.
Biraz fazla sıcak ama güzel.
Ayrı bir tecellisi var.
Her şeyin iyi bir tarafı vardır.
Bu iyi tarafı için Allah’a şükürler olsun.
Her şey bize iyi tarafıyla yansıyor.
Ne oluyorsa, ne yapıyorsak Allah rızası için olduktan sonra her şeyin iyi bir tarafı oluyor.
Dışarıdan ne kadar sıkıntı gelse de inşallah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolunda olanlar için bir sıkıntı yoktur.
İşin içinde Allah rızası ve O'nun muhabbeti vardır.
Bu muhabbet olduktan sonra hiçbir şeyin kötü tesiri olmaz.
En büyük ikram şudur: Allah azze ve celle kalbimize kendi muhabbetini ve Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in muhabbetini koydu mu ondan sonrası mühim değildir.
En mühimi odur.
En kıymetli şey odur.
Allah o kıymetli şeyi izniyle bir ikram etti mi, inşallah ilelebet kalbinizde kalır ve oradan hiç çıkmaz.
Çünkü edilecek en büyük dua budur.
Yemekten, içmekten veya türlü sıkıntılardan ziyade, en fazla dua etmemiz gereken şey kalbimizin o muhabbetle dolmasıdır. Bunun hiç eksilmeden çoğalarak devam etmesini istemek en büyük fazilettir.
Allah yolunda olduktan sonra, O'nun yolunu takip edecek ve O'na hürmet edeceksin.
O'nun istediği gibi, mübarek Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yoluna canını vereceksin.
O'nun yolundan çıkmayacaksın.
Başkalarına kötü örnek olmayacaksın.
"Bak, bu adam kendisi için Peygamber yolundadır diyor ama ondan sonra neler yapıyor!" dedirtmek en büyük kötülüktür.
Onun için Allah muhafaza etsin.
Bu yol bizi muhafaza etsin.
Yoldan çıkmayalım.
Yoldan çıkan helak olur.
Onun için, sana nasıl bir dünyalık teklif etseler de onu kabul etme.
İnancından taviz verme.
Allah’a ve Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e olan muhabbetten taviz verilmez.
İnsan taviz vermeye bir alıştı mı, biraz oradan biraz buradan derken ne iman kalır ne de İslam.
Onun için en mühim şey; Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolu, tarikat yolu, mezhepler yolu ve İslam yoludur.
Ondan daha kıymetli bir şey yoktur.
Bütün dünyayı sana verip "Bu yoldan çık, imanından vazgeç" deseler dahi, hatta ufak bir dünya menfaati bile teklif etseler aldanma.
Sakın bunu kabul etme.
Sakın taviz verme.
Taviz verdikçe batar ve helak olursun.
En büyük helak, ahiretini kaybetmektir.
Dünya menfaati için ahiretinizi kaybetmeyin.
Dünya menfaati geçicidir.
Bâki olan ise ahiret menfaatidir.
Dünya menfaati için ahiretini feda edersen, ahirette şeyhinin yüzüne nasıl bakarsın? Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzüne nasıl bakarsın?
Bunu yapamazsın.
Onun için dikkat etmek lazımdır.
Nice insanlar dinlerini bırakmamak uğruna canlarını, her şeylerini feda etmişlerdir.
Onun için buna çok dikkat etmek lazım.
Seni yoldan çıkaracak ne varsa ondan uzak durmak, nefsine uymamak lazım.
Allah bizleri bu yoldan ayırmasın.
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda rezil etmesin.
Allah azze ve cellenin ve meşayihin huzurunda rezil etmesin.
Bu dünya menfaati uğruna ahiretinizi feda etmeyin.
2026-08-24 - Lefke
"Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn." (Enbiyâ Suresi, 21:107)
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i insanlara ve her şeye rahmet olarak göndermiştir.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin methettiği en büyük makamdır; O'nun yüzü suyu hürmetine insanlara merhamet ediyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in ayağının bastığı yere rahmet tecelli eder.
En büyük lütuf olarak, O'nun yüzü suyu hürmetine her türlü güzelliği bize ihsan ediyor.
Allah'a şükür, hem Allah rızası hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti için böyle toplandınız.
Dünyada en büyük kazanç, O'nu sevmektir.
Kazanacağınız şeyler de Allah rızası için olacaktır.
Ne kazanıyorsak Allah'tandır ve Allah rızası içindir; bunu bilmek lazımdır.
Allah, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bize o fırsatı verip, iyilik yapmayı ve O'nun yolundan gitmeyi nasip ediyor.
İşte bu toplantımız da yine bu vesileyle gerçekleşti.
Çok uzaklardan gelen ihvanlarımız, âlimlerimiz ve meşayihimiz var.
Hepsi Allah rızası için toplanmış; en büyük sebep de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbetidir.
Allah'ın izniyle bizi kurtaracak olan şey de o muhabbettir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e olan sevgimiz ve muhabbetimiz, Allah'ın sevgisine vesile olur.
Bazıları vesileyi reddedip "şirktir, böyle şeyler yapmayın" derler ama onsuz da hiçbir şey olmaz.
Kişi sadece kendi nefsiyle hareket ederse, hayatında ne gerçek sevgi ne de muhabbet olur.
Onların "sevgi" dedikleri şey sadece menfaattir.
İşin içine menfaat girince o sevgi olmaktan çıkar, sadece çıkara dönüşür.
Gerçek sevgi, Allah rızası için Allah'ın sevdiği kullarıyla beraber olmaktır.
İşte Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti ve sevgisi de bu yoldadır.
Yolumuz, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur; tarikatlar da bu yolu gösterir.
"Tarikat ne içindir?" diyenler olur; tarikat lazımdır.
"Lazım değil" diyenler yanılır; şeytana lazım değildir.
Ancak mümine lazımdır; doğru yolu göstermek, o yolda kalmak ve sapmamak için tarikat gereklidir.
Tarikat, çok büyük bir kuvvettir.
İnsanın imanının korunması için elzem olan bir şeydir.
Allah'a şükür, tarikat kıyamete kadar var olmaya devam edecektir.
İlelebet, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunun yetiştiği kadar.
Tabii esas yol gösterecek olan ve şeriat ile tarikatı kendisinde toplayacak kişi, Hz. Mehdi Aleyhisselam'dır.
O gelince bütün tarikatlar o yolda birleşerek aydınlanacak ve herkes o yolda yürüyecektir.
Ondan önce ise tarikatlar ve mezhepler çoktur.
Mehdi Aleyhisselam gelince, hepsinin varisi olarak peşinden gidecek ve hakikati gösterdiği o yolda ilerleyeceklerdir.
Böylece nihayetinde, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanında nasıl idiyse, o vakit de öyle olacaktır.
Ondan sonra da zaten kıyamet kopacaktır.
Kıyametten önce, bütün dünyayı hak yola getirmesi için Mehdi Aleyhisselam ve İsa Aleyhisselam'ın muhakkak gelmesi lazımdır.
Ondan sonra inanmak isteyen inansın, istemeyen inanmasın; zaten başka fırsat da kalmayacaktır.
Yoldan çıkan insanlar da bunun sonucunda perişan olacaklardır.
Allah bu yolu hepimiz için daim eylesin.
Dediğimiz gibi, bu yolda olanlar çok şanslı insanlardır.
Allah bizi muhafaza etsin, bu nimetin kıymetini bilmek lazımdır.
Hizmet etmek lazımdır; inşallah Allah bu yolda sabit kadem olmayı nasip eder.
Allah mübarek eylesin.
Bu hassas gece, Mevlid-i Şerif gecesi, akşam namazından sonra başlıyor.
Yarın Mevlid günü.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in doğduğu vakit, sabah namazına doğruydu.
Onun için bu mübarek gün, yani 12 Rebiülevvel, bu akşam namazından başlayıp yarın akşama kadar devam eder.
Bugün de onun arefesidir.
O da mübarektir, bunların hepsi mübarek günlerdir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i hatırlattıkları için bu günler çok mübarektir.
Bu günlere hürmet göstermemiz lazımdır.