السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Allah'ın emirlerine karşı olduğu halde insanların rızasını isteyen kimse hüsrandadır.
Yani insanlar seni beğensin diye, sırf onlar istiyor diye doğru olmayan şeyleri söylersen, hiçbir şey kazanmazsın.
Bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Çünkü insanoğlu zaten nankördür.
Sen kendi zannınca iyilik yaptım diye sevinirsin ancak gerçekten iyilik yapsan bile, insanlar çoğu zaman o iyiliği hatırlamaz.
En ufak bir terslikte sana karşı cephe alırlar.
Onun için Allah'ın rızasının, insanların rızasından üstün tutulması lazımdır.
O'nun istediği, sevdiği ve emrettiği şeylere tabi olman; senin için hakiki kazanç işte budur.
Aksi takdirde; "insanlar beni beğensin, falanca beni sevsin" diye hareket edersen, seni talimli maymuna çevirirler.
Oradan oraya sıçrayıp onları eğlendirirsin, hoplayıp zıplarsın ama bunun sana hiçbir faydası olmaz.
Bu yüzden asıl amaç Allah rızası olmalıdır. Bu hayatta mühim olan ve gerçek kazanç getiren O'nun rızasıdır.
Ancak o zaman bir kıymetin olur.
Yoksa kıymetsiz, lüzumsuz bir şeye, sıradan bir insana yahut basit bir mahluka dönüşürsün.
Eğer insanlar ne isterse onu yapmaya kalkarsan, o vakit hiçbir kıymetin kalmaz.
Kendi kıymetini zayi etmiş olursun.
Asıl kıymet, Allah indinde kıymetli olmaktır; mühim olan budur.
Böyle kişi, insanlar arasında da kıymetli olur.
Fakir fukara olsa bile, Allah yolunda olan insan kıymetlidir.
Allah hepimizi o insanlardan eylesin inşaAllah.
Başkalarının oyuncağı olmayalım inşaAllah.
2026-01-06 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Birinci kitabı bitirdik inşaAllah.
İkinci kitaba başladık.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) güzel sözlerini ve hadislerini yine inşaAllah okuyalım.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ قَضَيْتَ مَا عَلَيْكَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Malının zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, üzerine düşeni ve malın hakkını ödemiş olursun."
O mal senin üzerinde bir emanettir.
Onun hakkını vermek lazım.
Emanete hıyanet olmaz.
Zekat da farzdır.
İslam'ın farzlarından birisidir.
Onun için, hesabını yapıp verdin mi artık sana bir mesuliyet kalmaz.
Onun sevabı ve bereketi sana kalır.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ أَذْهَبْتَ عَنْكَ شَرَّهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki:
"Malın zekatını vermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiğin zaman, onun şerrini kendinden gidermiş olursun."
Eğer ödemezsen, o mal sana şer olur.
Kazanç olarak değil; ödenmeyen zekat sende şer olarak kalır.
Üzerinde şer kalması iyi değildir.
Şerri gidermek için malı temizlemek gerekir, zekatını vereceksin.
Böylece hem şerden kurtulmuş hem de Allah'ın sevabını ve rızasını kazanmış olursun.
إِنَّ الصَّدَقَةَ لَا تَزِيدُ الْمَالَ إِلَّا كَثْرَةً
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki sadaka malı artırır."
Yani sadaka verince mal azalacak diye korkmayın diyor; bilakis mal çoğalır.
إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَفْرِضِ الزَّكَاةَ إِلاَّ لِيُطَيِّبَ بِهَا مَا بَقِيَ مِنْ أَمْوَالِكُمْ وَإِنَّمَا فَرَضَ الْمَوَارِيثَ لِتَكُونَ لِمَنْ بَعْدَكُمْ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِخَيْرِ مَا يَكْنِزُ الْمَرْءُ؟ الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ إِذَا نَظَرَ إِلَيْهَا سَرَّتْهُ، وَإِذَا أَمَرَهَا أَطَاعَتْهُ، وَإِذَا غَابَ عَنْهَا حَفِظَتْهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Şüphesiz ki Yüce Allah zekatı, ancak ihtiyaçlarınızın dışında geride kalan mallarınızı temizlemek için farz kılmıştır."
Yani o mallar temizlensin diye zekatını verdin mi, o mal tertemiz ve helal olur.
Yediğinde içtiğinde midene helal girer.
Çoluk çocuğunun lokması helal olur.
Onu yapmazsan, o vakit insanın içine şer olarak girer.
Çoluk çocuğa zehir yedirmiş olursun.
Onun için zekat, malı temizlemek içindir.
Ayrıca zekat verince malım eksilecek diye korkmayın, diyor.
Yine mallarınızı miras paylarına ayırdı ki, sizden sonra geridekilere kalsın.
Miras da haktır.
Ölüm hak, miras helaldir.
Zekatı verilmiş o mal, senden sonra geride kalan insanlara da rızık olur.
"Sana kişinin biriktirdiği en hayırlı serveti söyleyeyim mi?"
Nedir insanın biriktireceği en güzel şey?
Bu, saliha kadındır.
Yani saliha bir hanımdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Yüzüne bakarsa neşe duyar, ona bir şey söylerse itaat eder ve gurbete çıkarsa namusunu korur."
أَقِمِ الصَّلَاةَ، وَآتِ الزَّكَاةَ، وَصُمْ رَمَضَانَ، وَحُجَّ الْبَيْتَ وَاعْتَمِرْ، وَبِرَّ وَالِدَيْكَ، وَصِلْ رَحِمَكَ، وَأَقْرِ الضَّيْفَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ، وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَزُلْ مَعَ الْحَقِّ حَيْثُ زَالَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Namazı dosdoğru kıl."
Yani vaktinde, yerinde, eksiksiz bir şekilde namazını kıl.
"Zekatını ver."
Bu da Allah'ın emridir, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor.
"Ramazan orucunu tut."
"Hac ve umreyi yap."
Gücü yeten hac ile umreyi yapsın.
"Ana babaya iyilikte bulun."
Yani annene babana ihsanda bulun.
"Akrabanı ziyaret et."
"Misafirlere ikramda bulun."
"İyiliği emret, kötülükten nehyet (sakındır)."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Hak nerede olursa sen de onunla birlikte ol."
Bu nasihatler ve emirler çok güzeldir. Bir mümin ve Müslüman için bunların peşinde olmak, takip etmek lazımdır.
إِنَّ فِي الْمَالِ لَحَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem): "Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken haklar da bulunmaktadır."
Yani zekat ödendikten sonra öteki hakları da ödemek lazım.
لَيْسَ فِي الْمَالِ حَقٌّ سِوَى الزَّكَاةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Bir malda zekattan başka ödenmesi gereken bir hak yoktur."
Yani zekatını ödediysen, başkasının malını çalmadıysan ve o mal seninse; onda zekat hakkı vardır, o ödendikten sonra sana ana sütü gibi helaldir.
الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
İslam'ın şartları şunlardır:
Allah'tan başka ilah olmadığına, Hazreti Muhammed'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) Allah'ın resulü olduğuna şehadet etmen.
Bu birinci şarttır.
İkincisi namaz kılman.
Zekatı vermen.
Ramazan orucunu tutman.
Ve gücün yeterse Beyt'i, yani Kabe'yi ziyaret edip hac etmendir.
Bunlar İslam'ın şartları, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) emrettikleridir.
Bunların hepsi birer cevherdir, birer hazinedir.
Ahiret hazinesi.
Allah bunların hepsini insanlara nasip etsin inşaAllah.
Sadaka Resulullah fima kal ev kema kal.
2026-01-05 - Dergah, Akbaba, İstanbul
ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۚ وَلَوۡ أَشۡرَكُواْ لَحَبِطَ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ (6:88)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah hidayeti dilediğine verir.
İstediğine hidayet nasip eder.
Bu nasip, herkese müyesser olmuyor.
Kim buna nail olursa büyük bir kazanç, ebedi bir kazanç elde etmiş olur.
Başkaları Allah’ı inkâr ederse veya O'na şirk koşarsa, onların yaptıkları bütün ameller boşa gider.
Bütün dünya onların olsa, her şey ellerinde olsa bile; dünya malı ahirete yaramaz, oraya ancak imanla gidilir.
İmansız olanlar bunun cezasını çekerler.
Onun için bu hidayet meselesi, Allah Azze ve Celle’nin bir lütfu ve keremidir.
Allah’a şükür, o hidayete vesile olanlar da o sevaba nail olurlar.
Bu sebeple Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri, bu kadar insanın hidayetine vesile oldu.
Onlardan gelen zürriyetlerin hepsi de o saadete, Şeyh Nazım Hazretleri'nin vesilesiyle erişti.
Ona da bunun sevabı kesintisiz ulaşır.
Allah’a şükür onun yolundayız.
Onun yolu, Peygamber Efendimizin hak yoludur.
Hiç sapmadan gidilen güzel bir yoldur.
Çünkü bu yolu bozmaya çalışan; bilerek yahut bilmeyerek uğraşan çok insan var.
Ama bu hak yoldur, temiz yoldur.
Şeyh babamız Şeyh Nazım Hazretleri'nin tarikatı olan Nakşibendi tarikatı, Peygamber Efendimizden (sallAllahu aleyhi ve sellem) geldiği gibi aynen devam ediyor, Allah'a şükür.
Ve ilelebet devam edecek.
Allah mübarek eylesin.
Bu yola gelenleri sabit kadem kılsın.
İmtihanlardan muhafaza etsin inşaAllah.
2026-01-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Leyse ba'del küfri zenb."
"Küfürden sonra (daha büyük) günah yoktur." Yani en büyük günah kâfir olmaktır.
En büyük günah odur, ondan daha büyüğü yoktur.
Bir kâfire; "Sen içki içtin, zina yaptın, domuz eti yedin" diye ayrıca günah isnat edemezsin.
Çünkü zaten günahların en büyüğü işlenmiştir.
Küfür öyle bir şeydir ki; ancak küfür bittikten sonra diğer günahların bir hükmü kalmaz.
Bu sebeple sonradan Müslüman olanlar, geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar yeniden doğmuş gibi olurlar.
Allah Azze ve Celle her şeyi affetmiş olur.
Onun hayatı o saatten itibaren başlar ve Allah yolunda devam eder.
Dünyada görüyoruz; şunu yaptı, bunu öldürdü, şunu vurdu...
Kâfir bunları yapar ama hepsi ayrı ayrı değerlendirilmez.
O zaten küfre girmiştir. İstediğini yapsın, Allah indinde en büyük suç o inkârıdır.
Eğer İslam'la şereflenirse; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "El-İslâmü yecübbü mâ kableh" buyuruyor.
Yani, "İslam kendisinden önce yapılan her şeyi siler, affeder."
Tabii şimdiki insanların düzeni, dünyanın kendi kafasına göre koyduğu kanunlar, bu fiillerin hükmünü ister.
Ama o kişi Allah katında İslam'a döndü mü, Müslüman oldu mu; hepsi silinir, yeniden doğmuş gibi olur.
Onun için hüküm Allah'ın hükmüdür; hak olan odur.
İnsanın hükmü manevi açıdan bir işe yaramaz, problemden başka bir şey değildir.
Ama tabii dünya var oldukça, mevcut düzene de mecburen tabi olacaksın.
Sen kendi kafana göre hüküm veremezsin, mutlak hüküm Allah'ındır.
Allah'ın Azze ve Celle hükmü ayrı, dünyanın hükmü ayrıdır.
İslam'la müşerref olduktan sonra, Allah katında yeniden doğmuş gibi o sevaba nail olur.
Bunun bir örneği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Hayber Savaşı'nda yaşanmıştır. Bir çoban vardı.
Bu çoban İslam'la müşerref oldu ve daha bir vakit namaz kılamadan şehit olup şehadet mertebesine erdi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm ederek, bu insanın bir namaz bile kılamadan cennete nail olduğunu müjdeledi.
İlahi hükümler böyledir.
Onun için İslam, insanlar için bir kurtuluştur, saadettir; Allah'a şükürler olsun.
Onunla müşerref olanlar Allah'ın nimetine ve lütfuna kavuşmuş olurlar.
Allah bizi bu yolda sabit kadem kılsın, yolundan ayırmasın inşaAllah.
2026-01-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Her zaman iyilik yapın."
"Bir hata işlediğiniz vakit tövbe edin."
İyilik yapın, hasenat işleyin. İster maddi manevi yardım olsun, ister tövbe istiğfar olsun...
Allah o günahı siler.
Allah Azze ve Celle'nin sonsuz merhameti vardır.
Tövbe edenin tövbesini kabul eder.
Bazı insanlar, "Biz şöyle yaptık, böyle yaptık, çok günah işledik" derler.
Bütün Kur'an-ı Azimüşşan ve hadisler bunu söylüyor. Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"Bir günah işledin mi arkasından iyilik yap ki Allah onu affetsin, silsin."
"Yemhuhâ" buyuruyor, yani "Siler."
Demek ki siliniyor.
Çünkü melekler yazıyor.
İyilik yaptığını da kötülük yaptığını da yazarlar.
Ancak tövbe edince günahı hemen yazmazlar.
İyiliği hemen yazarlar ama günahı, "Belki biraz sonra tövbe eder" diye bekletirler.
En sonunda tövbe etmeyince, "Hadi, yaz bunu" denilir.
Onu yazarlar... Fakat insan ileride o günah için tövbe ederse, Allah onu da affeder.
Ama günah, işlendiği an yazılmıyor.
Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Siler" buyuruyor.
Silinince de Allah'a şükür günah kalmaz.
Çünkü günah, insanoğlu için en kötü şeydir.
O günahla ahirete gitmek büyük bir vebal, büyük bir talihsizliktir.
Allah Azze ve Celle; günahını affettirip temiz çıkasın diye o kadar fırsat vermişken...
Sen, "Yok, ben bu günahta ısrar edeceğim" dersen, o vakit cezanı çekersin.
Allah muhafaza etsin.
Tövbelerimizi kabul eylesin.
Yaptıklarımızdan dolayı Allah bizi affetsin inşaAllah.
2026-01-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ (15:9)
Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:
"Kur'an-ı Azimüşşan'ı biz indirdik ve onu biz muhafaza ediyoruz."
O, hiç değişmeden ve değiştirilmeden muhafaza altındadır.
Zira diğer semavi kitaplar, Hz. Adem'den beri indirilenler; bilinen Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an'dan öncekilerin hepsi tahrif edilmiş, değiştirilmiştir.
Bu sebeple Kur'an-ı Azimüşşan olduğu gibi kalmıştır; çünkü Allah, "Onu biz koruduk" buyurmuştur.
Son Peygamber, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'dir. Allah, dini olan İslam'ı koruduğu gibi, o değişmesin diye "Onu biz muhafaza ettik" buyurmuştur; kimse onu değiştirememiştir.
Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla günümüze kadar ulaşmıştır.
Ancak kıyamet kopmadan önce, o da yeryüzünden kaldırılacaktır.
Bu da kıyametin büyük alametlerinden biridir.
Yeryüzünde Müslüman kalmayacak, hafız kalmayacak.
Kur'an-ı Kerim'i açtığınızda yazıların silindiğini göreceksiniz; hiçbir şey gözükmeyecek.
Yani o vakte kadar muhafaza olunacaktır.
Tabii ki o zamandan önce bir değişiklik olmayacaktır.
Ancak Allah Azze ve Celle'nin hikmetiyle, kıyamet yaklaştığında, büyük alametlerden biri olarak Kur'an yeryüzünden çekilip alınır.
O vakit zaten Müslüman kalmamış, sadece kâfirler kalmıştır; Allah kıyameti onların üzerine koparır.
İşte bu Kur'an-ı Azimüşşan, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır.
O dilediğini yapar; onu muhafaza eden de O'dur.
Kur'an, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lisanıyla gelmiştir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kendi zamanında karışıklık olmasın diye Hadis-i Şerifleri yazdırmazdı.
Hadis ile Kur'an birbirine karışmasın diye.
Kur'an, Allah'ın tertibiyle böyle muhafaza olmuştur
Ancak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra, Sahabelerin naklettiği hadisler yazılmaya ve dilden dile aktarılmaya başlanmıştır.
Kur'an-ı Azimüşşan'ın ve İslam'ın nasıl yaşanacağı, Hadis-i Şeriflerle anlatılmıştır.
O hadisler günümüze kadar bize ulaşmıştır.
Onu kabul eden, hakiki Müslümandır.
Hadislere itiraz eden ise ya münafıktır ya da Müslüman değildir.
Çünkü Peygamber Efendimize hürmet etmeyen ya münafıktır ya da en azından imanı yoktur.
Müslüman görünse bile, hakikatte imansız biridir.
Buna çok dikkat etmek lazımdır.
Peygamber Efendimizin yolundan gidenlerin şunu bilmesi gerekir: Yol, Hadis ve Kur'an'dır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bizzat şöyle buyuruyor: "Ben size iki şey bıraktım; Kur'an'ı ve Sünnetimi."
İşte bu yolu takip etmek lazımdır.
Ehl-i Beyt ve Sahabelerin hepsi, o hadislerin ve sünnetin içindedir.
Bazıları sadece "Ehl-i Beyt" der. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadislerinde zaten "Onlara hürmet edin, onları gözetin" diye çok hadisler var.
Ama esas olan Kur'an ve Sünnet'tir.
Sünnet dediğimiz de Peygamber Efendimizin yaptıkları ve söyledikleri, yani hadislerdir.
Ahir zamanda fitne çoktur, kafaları karıştıran çoktur.
"Yok doğrudur, yok yanlıştır, yok şöyleydi, yok böyleydi" diyenler çıkar.
O hadisleri, o dönemin büyük âlimleri derlemiştir.
Onların sadakatine ve emanetine şüphe yoktur.
Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace gibi hadis âlimleri o zaman bu çalışmaları yapmıştır.
Ondan sonraki bütün hadis ilimleri zaten onlardan gelmektedir.
Onlara hürmet etmek lazımdır.
Onların imanlarından ve emanetlerinden zerre kadar şüphe yoktur.
Allah onlardan razı olsun.
Allah hepimize O'nun yolunda gitmeyi nasip etsin.a
2026-01-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Bu bir hadis midir yoksa büyük meşayihlerden gelen bir rivayet midir, tam çıkaramadım ama...
Şöyle soruluyor: "Keyfe asbahtüm?" Yani, "Nasıl sabahladınız?"
Cevap olarak: "Asbahna ve asbahal mülkü lillah."
Sabahladık; mülk Allah'ındır.
Yattık mülk Allah'ın, kalktık mülk Allah'ın.
Her şey Allah Azze ve Celle'nindir.
Dünler, yarınlar, bugünler... Her şey Allah Azze ve Celle'ye aittir.
Mülk O'nundur, O'nun mülküdür.
Allah'a şükür, hayatımız böyle geçsin inşaAllah.
"Yok yılbaşıydı, yok bilmem neydi" derken ömrümüzden bir sene daha geçti.
İnşaAllah bu hal üzere; Allah'a, O'nun kudretine ve azametine teslim olarak yatıp kalkalım.
Günlerimiz öyle geçsin, senelerimiz öyle geçsin, ömrümüz öyle geçsin.
İnşaAllah bizim hedefimiz budur.
Çoğu insanın sorup soruşturduğu "Biz ne için, ne maksatla buradayız?" deyip, "Yaratıldık" demeyen çok var.
İmansızlar çok, Allah'a inanmayanlar çok.
Allah onlara da hidayet versin.
Ne için yaratıldıklarını, ne için hayatta olduklarını bilsinler.
Çünkü bilmemek zor bir şeydir.
Bilmemek nedir? Cahilliktir.
Cahil denen kimse, ne için var olduğunu bilmeyen insandır.
Niçin yaratıldığını anlamaz; sanki ansızın kendini bu dünyada bulmuş gibidir.
Anası babası büyütmüş, üniversiteye göndermiş; ama ondan sonra sapıtmış.
O akılsız insanlarla beraber olup, o cahilleri akıllı zannedip onlarla beraber yoldan çıkmış.
Yahû, sen kendi keyfine göre gelmedin bu dünyaya.
Muhakkak ki seni gönderen, seni yaratan Allah Azze ve Celle'dir.
Sana ne yapacağını göstermiş, peygamberler göndermiş.
Alimler, sahabeler... Yolu gösteren her türlü insanlar var.
Sen ise hala sersem sersem, cahilce sorup duruyorsun: "Ben ne maksatla buradayım?"
İster bil, ister bilme.
Bilirsen rahatlarsın, huzur bulursun.
Bilmezsen bütün hayatın oradan oraya savrularak, çarpa çarpa geçip gider.
En sonunda da seni bir çukura atarlar.
Allah muhafaza etsin.
Günlerimiz Allah'ın istediği gibi olsun inşaAllah.
Senelerimiz de inşaAllah...
Tabii bu senenin bir kutsiyeti, bir özelliği yok.
Miladi sene sadece günleri ve vakitleri tayin etmek içindir; başka türlü bir faydası veya mübarekliği yoktur.
O hesap kitap işleri için iyidir.
Ama manevi açıdan bir kutsallığı, kutsiyeti veya mübarekliği yoktur.
Allah hepimize hayırlı seneler nasip etsin inşaAllah.
Gelecek senenin daha iyi olmasını, Mehdi Aleyhisselam'a kavuşmayı ümit ederiz.
Bu dua mühimdir, bu dua lazımdır inşaAllah.
Allah razı olsun.
2025-12-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
İnsan hakiki manada iman etmiş olmaz, kendisi için istediği şeyi, mümin kardeşi için de istemedikçe
Herkes Müslüman olabilir.
Ancak hakiki iman sahibi, yani gerçek mümin olan azdır.
Bu sebeple; hakiki iman sahibi bir kişi, Müslüman kardeşine iyilik istemezse, o iman derecesine erişmemiş demektir.
Mümin olan, diğer müminler için hayır ister.
Elinden geldiği kadar onlara yardım eder.
Her türlü yardımı yapar; hem maddi hem manevi yardım.
Gücü yettiğince, elinden geleni yapar.
Allah, kimseye haddinden fazla, yapamayacağı şeyi teklif etmez.
Kimseye yapamayacağı şeyi emretmez.
İnsan, emrolunan şeyleri yerine getirmelidir.
Mesela İslam'da zekat vardır.
Zekat farzdır.
Bunu muhakkak yerine getirmek gerekir.
Çünkü bu, insanlara ve müminlere fayda sağlar.
Muhakkak ki fakirlerin ihtiyacını giderir.
Bir diğer yardım da yol göstermektir.
Dindeki yolu göstermek. Hakiki yol nedir.
Kendi kafasına göre kalkıp da fetva vermekle olmaz.
Fetva; Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat alimlerinin bildirdiği gibi olmalıdır.
Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat dediğimiz tarikat ehlidir.
Bunun dışındakiler öyle değildir.
Çünkü onlar kendi kafalarına göre fetva veriyorlar.
Tarikat ehli, Peygamber Efendimiz'den sallAllahu aleyhi ve sellem gelen yoldan gider.
İşte hakiki yol budur.
Bu yola tabi olan kurtulur.
Tabi olmayan ise ya helak olur ya da başkalarının oyuncağı haline gelir.
Başkaları onu boş yere kötü yola sevk etmiş olur.
O kişi dinde olduğunu zanneder.
Halbuki dinle alakası kalmamış, din düşmanı birine dönüşür.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in emirlerini yerine getirmeyen ve O'na itibar etmeyen dinden çıkar.
Kendi kafasına göre hüküm vermiş olur.
Onun için "Müslümanız" deyip de Müslümanlara eziyet edenler, hakiki Müslüman değildir.
Onların imanı yoktur.
Allah muhafaza, dinden de çıkabilirler.
Bu sebeple dikkatli olmak lazımdır.
İnsanlara doğru yolu göstermek de imanın bir gereğidir.
Kabul edenlere anlatın; etmeyenlerle fazla uğraşmayın.
Bırakın istediklerini yapsınlar, kendileri bilir.
Yol gösteren ve iyilik yapmak isteyen iman sahiplerinin ecri Allah Azze ve Celle katındadır.
Onların yaptığı her şey Allah katında yazılıdır.
Onların ecrini Allah Azze ve Celle verir.
Allah imandan ayırmasın.
Doğru yoldan saptırmasın inşaAllah.
Bizi şeytana oyuncak etmesin.
2025-12-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلٗا طَيِّبٗا (2:168)
Allah Azze ve Celle, "temiz şeylerden yiyin" buyuruyor.
Allah Azze ve Celle'nin emri budur.
Müslümanlara ve tüm insanlara yine temiz şeyler yemelerini emrediyor.
"Temiz" dediği, helal olandır.
Helal olmayan, temiz sayılmaz.
Bu "temiz" ifadesinin hem maddi hem de manevi yanı vardır.
Maddi olarak tabii ki içki, domuz eti ve caiz olmayan diğer şeyler temiz değildir, pistir.
Necistir.
Allah Azze ve Celle, "Onları yemeyin" diyor.
Manevi boyutu ise haram yemektir.
Eğer malına haram katarsan, o mal murdar olur.
Murdar demek necis demektir, necaset demektir.
Yani paranla helal kesilmiş, temiz et almış olabilirsin; ama o parayı çalıp çırptıysan, haram yediysen o malı murdar etmişsin demektir.
O parayla aldığın şeyden sana fayda gelmez.
O yediğin de helal değildir.
Çünkü haram yiyorsun, bu haram necistir.
Necaset dediğimiz pisliktir.
Necasetin her türlüsü günahtır.
İnsanın abdest bozduğu şey de necistir.
O kötü şeyleri yediği zaman da aynı sayılıyor.
Yani ha pislik yemişsin -affedersiniz- ha haram yemişsin.
Olay budur. İnsanların daha iyi anlaması için bunu söylemek lazım.
"La hayae fiddin" (Dinde haya yoktur) demişler; yani hakkı söylerken çekinilmez, gerçeği söylemek lazım.
Bunu insanlara anlatmak lazım.
Hani, "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" demişler ya...
Öyle değil, tam tersidir.
Asıl yiyen o hayvandır.
Haramı yiyen, o necis hayvan gibi olur.
Allah muhafaza etsin.
Aman ha, dikkat etmek lazım.
Necaset yiyip de fayda gören olmamıştır, faydası olmaz.
Malınızı temiz tutun, murdar etmeyin, necasete bulaştırmayın.
Çok güzel bir yemek yapılır, içine bir parça pislik düşse kıyamet kopar.
"Yok içine fare düştü, yok içinden kıl çıktı" deyip olay çıkarırlar.
Halbuki haram yiyerek yedikleri komple necistir.
Allah muhafaza etsin.
Ha yemeğe fare düşmüş ha sen haram yemişsin, fark etmez.
Allah muhafaza etsin.
Haram yeme konusunda uyanıklık versin inşaAllah.
Allah muhafaza etsin.
Bilerek veya bilmeyerek yapmaktan Allah muhafaza etsin, Allah korusun.
Bizi temiz rızıklarla beslesin, temiz yiyip içelim.
Allah'ın huzuruna temiz çıkalım inşaAllah.
2025-12-30 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الضُّحَى، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ نَادَى مُنَادٍ: أَيْنَ الَّذِينَ كَانُوا يُدَاوِمُونَ عَلَى صَلَاةِ الضُّحَى؟ هَذَا بَابُكُمْ فَادْخُلُوهُ بِرَحْمَةِ اللَّهِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Şüphesiz cennette 'Kuşluk' adı verilen bir kapı vardır."
Kıyamet gününde bir münadi şöyle seslenir: "Kuşluk namazına devam edenler nerede?"
"Bu sizin kapınızdır, Allah'ın rahmetiyle oradan girin." diye nida edilir.
Kuşluk namazı; iki rekattan başlayıp dört, altı, sekiz ve on iki rekata kadar kılınabilir.
Ama o kapıdan girmek için iki rekat kılmak bile kâfidir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: رَكْعَتَانِ مِنَ الضُّحَى تَعْدِلَانِ عِنْدَ اللَّهِ بِحَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ مُتَقَبَّلَتَيْنِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk vaktinde kılınan iki rekat namaz, Allah katında sevap olarak kabul edilen iki hac ve bir umreye denktir."
En az iki rekat kılınır, ancak daha fazlası da mümkündür.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: سَأَلْتُ رَبِّي أَنْ يَكْتُبَ عَلَى أُمَّتِي سُبْحَةَ الضُّحَى، فَقَالَ: تِلْكَ صَلَاةُ الْمَلَائِكَةِ، مَنْ شَاءَ صَلَّاهَا وَمَنْ شَاءَ تَرَكَهَا
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Rabbimden, kuşluk namazını ümmetime farz olarak yazmasını istedim."
Yani Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu namazın farz olmasını arzulamış.
Rabbim, Allah Azze ve Celle buyurdu ki: "Bu namaz meleklerin namazıdır."
"Onu dileyen kılar, dileyen terk eder."
Yani farz değildir, meleklerin kıldığı bir namazdır; isteyen kılabilir, isteyen kılmayabilir buyuruldu.
Bu namazı kılacak kişi, güneş iyice yükselmeden kılmamalıdır.
Kuşluk vakti, işrak vaktinden yaklaşık bir veya bir buçuk saat sonra, güneş iyice yükselince girer.
İşrak namazı güneş doğduktan yirmi dakika veya yarım saat sonra kılınır; kuşluk ise ondan sonraki vakittir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلُّوا رَكْعَتَيِ الضُّحَى بِسُورَتَيْهَا: وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا، وَالضُّحَى
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazının iki rekatını kendi sureleriyle kılın."
Yani Şems ve Duhâ sureleriyle kılınmasını tavsiye ediyor.
"Veş-şems" güneşin doğduğu vakti anlatır; "Duhâ" ise kuşluk vaktini ifade eder, namaz da bu isimle anılır.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلَاةُ الأَوَّابِينَ حِينَ تَرْمَضُ الْفِصَالُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evvabinlerin, yani Allah'a yönelenlerin namazı, sıcaktan deve yavrularının ayaklarının yandığı zamandır."
"Evvabin" kelimesi, Allah'a çokça yönelen insanlar manasına gelir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: صَلَاةُ الضُّحَى صَلَاةُ الأَوَّابِينَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazı evvabinlerin, yani Allah'a yönelenlerin namazıdır."
Her işlerinde istikameti Allah'a doğru olanların namazıdır.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: كُلُّ سُلَامَى مِنْ بَنِي آدَمَ فِي كُلِّ يَوْمٍ صَدَقَةٌ... وَيُجْزِئُ عَنْ ذَلِكَ كُلِّهِ رَكْعَتَا الضُّحَى
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Her gün Ademoğlunun her bir eklemi için vermesi gereken bir sadaka vardır."
İnsanoğlunun vücudunda 360 eklem vardır; bir Müslüman olarak her biri için bir şükür sadakası vermesi gerekir.
Bunu verebilirse verir, veremezse kılacağı iki rekat kuşluk namazı bunların hepsinin yerine geçer.
Çünkü insanın aklına her gün tek tek sadaka vermek gelmeyebilir; kuşluk namazı ise toptan hepsinin yerine geçer.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: عَلَيْكُمْ بِرَكْعَتَيِ الضُّحَى فَإِنَّ فِيهِمَا الرَّغَائِب
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İki rekat kuşluk namazına devam edin."
"Zira onlarda büyük sevap vardır."
Hem sevabı çoktur hem de Allah bu namaz vesilesiyle kulun isteklerini kabul eder.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ، قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: يَا ابْنَ آدَمَ، لَا تَعْجِزْ عَنْ أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ أَكْفِكَ آخِرَهُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) Yüce Allah'ın, Allah Azze ve Celle'nin şöyle buyurduğunu naklediyor:
"Ey Ademoğlu! Günün başlangıcında benim için dört rekat namaz kılmaktan aciz olma ki, günün sonunda ben sana yeteyim."
Yani Allah Azze ve Celle, "Seni gün boyu belalardan koruyayım" buyuruyor.
Onun için sabah namazı ve ardından kuşluk namazı insanı muhafaza eder, kişi Allah'ın koruması altına girer.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: كُتِبَ عَلَيَّ النَّحْرُ وَلَمْ يُكْتَبْ عَلَيْكُمْ، وَأُمِرْتُ بِصَلَاةِ الضُّحَى وَلَمْ تُؤْمَرُوا بِهَا
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kurban kesmek bana farz kılındı."
Yani kurban bize farz değil, vaciptir. Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi ve sellem) bazı ibadetler farz iken, bize vacip veya müekked sünnet olabilir.
"Ama kurban size farz kılınmadı."
"Ben kuşluk namazını kılmakla emrolundum, ama siz onu kılmakla emrolunmadınız."
Bu namaz da Peygamber Efendimize (sallAllahu aleyhi ve sellem) vacip gibidir; bizde ise isteyen kılar, isteyen kılmaz.
Ancak kurban ibadeti, imkanı olanlar için vacip hükmündedir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ سَبَّحَ سُبْحَةَ الضُّحَى حَوْلًا مُجَرَّمًا، كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بَرَاءَةً مِنَ النَّارِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim bir yıl boyunca devamlı olarak kuşluk namazını vaktinde kılarsa;"
"Allah o kimseye cehennemden kurtuluş yazar."
Bir sene boyunca bu namazı kılan kişi için cehennemden beraat yazılır.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ حَافَظَ عَلَى شُفْعَةِ الضُّحَى غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazının iki rekatına devam ederse;"
"Günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile bağışlanır."
Deniz köpüğünden daha çok bir şey yoktur; insan o kadar günahkâr olsa bile Allah yine de affeder.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ صَلَّى الضُّحَى أَرْبَعًا وَقَبْلَ الأُولَى أَرْبَعًا، بُنِيَ لَهُ بَيْتٌ فِي الْجَنَّةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazını dört rekat olarak kılarsa;"
"Ve öğle namazından önce dört rekat kılarsa, Allah ona cennette bir ev inşa eder."
Kuşluk normalde iki rekat olur ama dört kılarsa... Ayrıca öğle namazının ilk sünneti de bizde sünnet-i müekkede'dir ve dört rekattır.
Günümüzde türeyen bazı tipler bu sünnetleri kılmıyor. Sünnetin bu kadar faziletli olduğunu gördükleri halde, "bunları yapmayın" diyen, Müslüman geçinen bazı kimseler var.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ صَلَّى الضُّحَى اثْنَتَيْ عَشْرَةَ رَكْعَةً، بَنَى اللَّهُ لَهُ قَصْرًا فِي الْجَنَّةِ مِنْ ذَهَبٍ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kim kuşluk namazını on iki rekat olarak kılarsa, Allah ona cennette altından bir ev inşa eder."
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: لَا يُحَافِظُ عَلَى صَلَاةِ الضُّحَى إِلَّا أَوَّابٌ، وَهِيَ صَلَاةُ الأَوَّابِينَ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kuşluk namazına ancak 'Evvab', yani Allah'a samimiyetle yönelen insan devam eder."
"Zira kuşluk namazı evvabinlerin namazıdır."
Sadaka Resulullah fima kal ev kema kal.