السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-07-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ (3:9) Allah Azze ve Celle'nin vaat ettiği şeyler muhakkak gerçekleşecektir. "Bu konuda hiçbir şek ve şüphe olmasın." buyuruyor. Allah'ın verdiği sözler, vaat ettiği şeyler muhakkak gerçekleşecektir. Bu yüzden insanlar dikkat etsin; yoldan çıkanlar doğru yola gelsin diye tembih buyuruyor. Peygamberleri bu yüzden gönderdi. Ardından sahabeler, âlimler, evliyalar; hep insanları kurtarsınlar diye geldiler. İnsanların gittikleri yol doğru bir yol olmadığı için onları kurtarsınlar diye peygamberleri, evliyaları, ulemayı; hepsini insanların faydası için göndermiştir. İnsanlar Allah'ın yolunu tutsunlar, O'nun yolundan uzaklaşmasınlar diye... Çünkü kurtuluş oradadır. Allah Azze ve Celle'nin vaat ettiği cennet var, cehennem var. Bu yüzden Allah Azze ve Celle bizleri cennete davet ediyor. "Buyurun," diyor, "cennete gelin, girin, güzelliklerin içine girin." Bu yol güzel bir yoldur. "Kötülüklerden uzak durun, kendinizi mahvetmeyin, perişan etmeyin." "Kendinizi kurtarın." buyuruyor Allah Azze ve Celle; O'nun vaadi haktır. Şimdi herkes kendi kafasına göre yaşıyor; şeytan ve avanesi de insanları helak etmek için uğraşıyor. "Yol budur; dünyadan başka bir şey yok. Sen kendi kendine var oldun; seni yaratan, yok eden kimse yok." diyerek insanları yoldan çıkarıyorlar. Hâlbuki bir yaratıcı olmadan yaratılmak imkânsızdır. İşte bizi yaratan da Allah Azze ve Celle'dir. O her şeyi bilendir; ne olduğu ve ne olacağı, her şey Allah'ın bilgisindedir. İnsanları da o yola, yani Allah yoluna davet ediyor. "Vaadim haktır, buna muhakkak dikkat edin." "Doğru yoldan gidin, güzel yoldan gidin." "Kötü yoldan uzak durun, tehlikeli yoldan uzak durun." Sizi cennet bekliyor. Allah Azze ve Celle'nin bizlere vaat ettiği şey cennettir. O yüzden "Cennete buyurun." diyor. Allah hiçbirimizi bu yoldan uzak tutmasın. Bu yolda sabitkadem olarak devam edelim. Onun bunun sözüyle yoldan çıkmayalım inşaAllah.

2026-07-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ (15:9) Allah Azza ve Celle buyuruyor: Biz Kur'an-ı Azimüşşan'ı, dini, emirlerini biz indirdik diyor Allah Azza ve Celle. Onları biz koruyacağız. Biz koruyoruz. Allah Azza ve Celle'nin kelamı haktır. Onu kimse değiştiremez, kimse ortadan kaldıramaz. Onun da bir vakti olur. Ahir zamanda en son kıyamet alametlerinden birisidir ki, Kur'an-ı Azimüşşan silinir. O kalmaz. Hafızların da kafalarından silinir, ezberlerinde olmaz. O da son zamandır, kıyametten biraz önce. Ondan önce kimse ne yaparsa yapsın Kur'an'ı, dini değiştiremez. Şimdi akılsız insanlar çok var. Şeytana uyan, şeytanın emrine giren, Allah Azza ve Celle'nin düşmanı, peygamber düşmanı, İslam düşmanı olan çok şey var. Zaten birinci günden, Allah Adem Aleyhisselam'ı yarattığı günden şeytan düşmanı. Onun da onla beraber düşmanlar çoktur. Bütün vakit bu dini yıkalım diye uğraşıyorlar. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in getirdiği yolu kaldıralım diye uğraşan çok şeytanlar var. "Yok din şimdi uymaz, bu ayet uyar, o olmaz" diye kalkıp da bunları değiştirelim diye uğraşan çok var. Onlar hepsi hüsrandadır. Hiçbir zaman muvaffak olamaz. Allah istediği zaman dediğimiz gibi, en son zamanda o Kur'an'ı da dinden kaldırır, kıyamet kafirin başına patlar. Başka türlü şimdi istediği kadar uğraşsınlar, istediği kadar fitne yapsınlar, hiçbir zaman muvaffak olamazlar. Allah korur, din Allah'ındır, Allah Azza ve Celle'nin dinidir. Kimse, aklı başında olan insan Allah'a karşı düşmanlık yapmaz. Bir kuvveti yok. Karınca kadar bile kuvveti olamaz insanın Allah Azza ve Celle'ye karşı. Bir pire kadar bile olamaz. Onun için Allah'a şükür, din muhafaza altındadır. Kimse bir şey yapamaz. Ona uyan, hani aklını kaçıran insanlar varsa Allah hidayet versin, akıllarını başlarına toplasın. Tabi olsun. Yaptıkları bu düşünceden dolayı tövbe istiğfar etsinler ki, Allah onlara merhamet etsin. Onları korusun. Başka türlü, çok var işte akılsız şeytanın kandırdığı insanlar çok var. Onlara yol gösterenler de var. Allah onlara da müstahaklarını versin deriz, başka bir şey diyemeyiz. Allah muhafaza etsin şerlerinden. En büyük şer bu, insanın imanıyla oynamak, insanları yoldan çıkarmak en büyük şerdir. Şeytanın yaptığı şeydir. Ona tabi olanlar, dünya menfaati için bu şeyleri yapanlar var. Onlara da Allah hidayet versin yahut Allah müstahaklarını versin, başka türlü bir şey diyemeyiz. Allah korusun inşaAllah Müslümanları, imanımızı Allah korusun.

2026-07-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki; insanın nefsi, herkesin nefsi vardır, onun önünü açarsan hiç doymaz. Nefis doymayan bir şeydir. Ne kadar versen o kadar daha ister. "Arsızdır, yüzsüzdür" derler ya, işte o şekildedir. İnsanın nefsi o kadar büyüktür ki, imkân bulursa Firavun'un nefsi gibi olur. Firavun da nefsine tapmış, en sonunda milletini de nefsine taptırmış, kendine taptırmıştır. İnsanın nefsi bu kadar büyüktür, yol açarsan çok ileri gidebilir. Onun için baştan, küçükken ona fırsat vermemek lazımdır. Elinizden geldiği kadar, canınız bir şey istediğinde onu yapmamak; lazımsa bile nefis aceleyle istediği için bekletmek gerekir. Tabii bunlar dünyevi şeyler. Hele şimdiki insanlar öyle bir toplum oluşturmuşlar ki, "tüketim toplumu" derler. Her tarafta "Bunu al, şunu al" diyerek insanların gözüne soka soka her şeyin iyisini kötüsünü satmaya uğraşırlar. Nefis de elinden geldiği kadar onlardan almaya uğraşır. Maddi olarak görünen şeyler var, görünmeyen şeyleri de insan bilmeden kafasına sokarlar. "Bunu yapacaksın, şunu yapacaksın" diyerek kötüyü iyi gibi gösterirler; en sonunda insan kötüyü iyi zannederek Allah'ın men ettiği, haram kıldığı şeyleri normal görmeye başlar. Onun için nefse o fırsatı vermemek lazım. Nefsi zapt etmek lazım. İnsanın nefsine kul olmaması lazım ki nefsini alt etsin, kendisi üstte olsun. Nefis üstte olursa senin bütün yaptıkların heba olur. Firavun'un yaptığı gibi olur, en sonunda hiçbir işe yaramayan bir hayat yaşanmış olur. Allah muhafaza etsin. Hayatımızı mahvetmeyelim inşallah. Allah muhafaza etsin; nefsimizin şerrinden, şeytanın şerrinden, bütün şerlerden muhafaza olalım inşallah. Allah yardım etsin Ümmet-i Muhammed'e. Çünkü biz ahir zamanda yaşıyoruz, herkes nefsinin emrine girmiş durumda. "Buyur, bugün senin için ne yapalım? Emredersin, tamam yapalım." "Şu iyiliği yapalım." "Yok, yapma." "E tamam, onu yapmayalım." "Bu kötülüğü yapalım", "Bunu da yapalım", "Bu günahı işleyelim", "Onu da yapalım." Nefis ne derse "tamam" diyerek Ümmet-i Muhammed, bu ahir zaman ümmeti, sabah akşam nefsinin emrine girmiş; ne derse "emrindeyiz, yaparız" diyor. Allah yardım etsin. Allah hepimize yardım etsin, bir sahip göndersin. Hepimizi, Ümmet-i Muhammed'i bu şerlerden kurtarsın inşaAllah.

2026-07-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ (2:222) Allah Azze ve Celle tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. İşte bu yüzden, Allah günahkârları affetsin diye tövbe edenlerin makamı büyüktür. Çünkü Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Her Âdemoğlu hata yapar, çokça hata edendir." buyuruyor. Yani insanlar çokça yanlış yapan, günah işleyen kimselerdir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Allah tövbe edenleri sever." buyuruyor. İnsanlar sabahtan akşama kadar bilerek veya bilmeyerek hata yapar, günah işlerler. Yani insanın muhakkak ki günahsız geçirdiği bir saati bile yoktur. Bunun için tövbe etmek o günahları temizler, geride hiçbir iz bırakmaz. Kul hakkına girmedikten sonra, yaptığınız günahları ve hataları Allah muhakkak affeder. Onun için Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ben de yetmiş defa estağfurullah çekerim." buyuruyor. Sahabeler, "Sizin günahınız yoktur. Peygamberler masumdur, hiç günah işlemez." deseler de; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ben şükreden bir kul olmayayım mı?" buyuruyor. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bütün hayatını ve yaptıklarını bize ders ve örnek olsun diye yaşamıştır. Onun için tövbe ve istiğfar etmek, insanın üzerinden bu günah ağırlığını kaldırır, onu rahatlatır. Sabah da tövbe edelim, öğlen de, akşam da; her zaman tövbe ve istiğfar etmek çok mühimdir. Bunun için beş vakit namazda, farzdan sonra üç defa "estağfurullah" denilir. Ondan sonra üzerimizdeki o ağırlık kalkıyor ve Allah'ın izniyle yolumuza yeniden devam ediyoruz. Melekler, günahı hemen yazmamak için beklerler. Onlar yazmadan önce tövbe edilirse, Allah'ın izniyle o günah kalkmış olur. Günahlar ağırlıktır, zulmettir; kişiye her türlü zararı dokunur. Onun için Allah Azze ve Celle, "İnnallahe yuhibbuttevvabine ve yuhibbul mutetahhirin" ayetiyle tövbe edenleri ve temizlenenleri sevdiğini bildirir. Temizlik, hem bedendeki abdest ve gusül gibi zahiri temizliktir hem de manevi temizliktir. Dolayısıyla tövbe edince manevi temizlik gerçekleşmiş olur. Böylece işlediğimiz günahlardan temizlenmiş oluyoruz. Allah'ın sevdiği insanlardan, O'nun sevgili kullarından oluyoruz. Allah'ın bir kulu sevmesi, en büyük nimettir. Allah'a şükürler olsun ki bizi bu yola iletti. Allah bu nimetini daim etsin ve başkalarına da hidayet nasip etsin inşaAllah. Allah hepimizi şeytanın şerrinden muhafaza etsin.

2026-07-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin mucizeleri çoktur. Onun bütün söyledikleri ve yaptıkları bizim için sünnettir. Onu örnek almak ve ona benzemek, insanı Allah katında en çok sevap kazanan kul yapar. Böylece insanın derecesi yükselir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve selleme hürmet etmek herkese farzdır. Peygamber Efendimize ne kadar tazim ederseniz, o kadar kazanırsınız. Bazen "Peygamber Efendimiz ve ashabı nasıl yaşıyorlardı?" diye merak edersiniz... İşte bunun için kitaplar yazılıyor; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin hayatı yahut sıfatları "Şemail-i Şerif" adıyla yazılıp anlatılıyor. Bununla ilgili geçen gün bir hadis-i şerif duyduk. Bu hadis çok muazzam bir olayı anlatıyor. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor, Sahabe-i Kiram anlatıyor. "Sabah namazını kıldık." diyorlar. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem minbere çıktı. Öğlene kadar konuştu. "Güzel sözler söyledi." diyorlar. "Öğlen olunca Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem minberden indi." diyorlar. Öğle namazını kıldırdı, ardından ikindiye kadar tekrar minbere çıkıp konuştu; mübarek ağzından yine aynı şekilde güzel sözler döküldü. İkindi vakti inip namazı kıldırdı. Ondan sonra tekrar minbere çıkıp akşama kadar yine konuştu. Akşam namazını kıldırdıktan sonra yatsıya kadar yine aynı şekilde konuştu. İnsan bunu duyunca, normal bir insanın bunu yapamayacağını anlıyor. Yani orada Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin huzurunda... Peygamber Efendimiz o konuşmasında dünyanın başından sonuna, ahirette ne var ne yoksa hepsini teker teker anlattı. Sahabe-i Kiram, "Ezberleyebilen ezberledi, aklında kalanların aklında kaldı." diyor. Tabii ki Allah, insanlar için lüzumlu olan kısımları o sahabelerin aklında bıraktı. Lüzumlu olmayan kısımları ise sırf oradakiler duysun ve o mucizeyi görsünler diye anlattı. Tabii o saatler boyunca ne yemek var, ne içmek var, ne de başka bir şey var. Sırf Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin mübarek huzurunda oldukları için, sahabelerin aklında yeme içme gibi hiçbir düşünce yoktu. Sahabeler o vakit Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin huzurunda, onunla beraber olunca hiçbir şeye ihtiyaç duymazlardı. Çünkü o meclis ruhani bir meclisti. Bedenin dünyevi ihtiyaçlarının hepsi o ruhaniyetten karşılanırdı. Onun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin mucizeleri dediğimiz gibi çoktur. Bu da o mucizelerden birisidir. O güzellik, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin meclisinde bulunmak, yemekten, içmekten ve her türlü şeyden daha üstündü. Aynı zamanda nübüvvet demek, ileriyi anlatmak demektir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem orada, bugünden ta cennet ve cehenneme kadar olacakların hepsini teker teker anlattı. Tabii bunların hepsi o an yazılsaydı her şey açıkça görünürdü. Ama Allah Azze ve Celle, bilinmesini istediğini bildirir, istemediğini ise unutturur. Allah'a şükürler olsun ki, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin bize söylediği her şey bizim faydamız ve bereketimiz içindir; bütün sözleri, hadisleri ve yaptığı işler sünnettir. Şimdi bazen kendini akıllı sananlar çıkıyor; "Yok sünnet şöyleydi, yok böyleydi, bazıları sünnettir, bazıları değildir." diyorlar. Oysa Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin buyurduğu ve yaptığı şeylerin hepsi sünnettir. Bunları yapabilene ne mutlu! Çünkü ahir zamanda sünneti yaşayan kişi, yüz şehit sevabı alır. Şeytan bu sevabı kazanmanızı istemez. Bu yüzden insanın kafasına vesvese sokar; "Sünnet buydu, sünnet olmayan budur." dedirtir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellemin yaptığı şeylerin hepsi sünnettir. Onu örnek almak büyük bir kazançtır. Allah o yoldan gitmeyi bize de nasip etsin. İnşaAllah niyetimiz, elimizden geldiği kadar onun sünnetlerini yerine getirmektir.

2026-07-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor; Allah'a inanmayan insanlar cehenneme girdikleri vakit, "Bizi bu insanlar yoldan çıkarttı." diyerek Allah Azze ve Celle'ye isyan ederler. "Bizim çektiğimiz azabın iki mislini onlara ver." derler. Son girenler, kendilerinden öncekiler için, sırf onlara yanlış yol gösterip yoldan çıkarttıkları ve cehenneme girmelerine sebep oldukları için; "Hiç olmazsa çektikleri azaplar, işkenceler daha fazla olsun, cehennemin o kötü halini onlara iki misli ver." derler. O baştakiler de onlara: "Siz de bize uymasaydınız." diye karşılık verir. "Siz de çekin! Allah size akıl verdi, izan verdi, niçin bize tabi oldunuz?" "Size o kadar uyarı geldi. Allah Azze ve Celle peygamberler gönderdi; âlimler, meşayıhlar hepsi size doğru yolu gösterdi ama siz yine de bize tabi oldunuz." "Şimdi kalkıp kabahati bize buluyorsunuz, asıl kabahat sizdedir." derler. Allah Azze ve Celle de ikisine birden hitap ederek, "Orada çekeceğinizi çekiniz." buyurur. "Dünyadayken size doğru yolu gösterenlere kötü davranıyordunuz, onlara itibar etmeyip yollarından gitmiyordunuz." "Şimdi ikiniz de, başınızla sonunuzla bu kötü halde durun." der. Onun için dünyada da insanların her türlü uyarıya ve tembihe dikkat etmesi lazımdır. Hem dünyalık hem ahiretlik meselelerde her zaman uyanık ve dikkatli olmak lazımdır. Şimdi yine bir moda çıkmış; eskiden hatır çeki vardı. Çek verdiğin zaman zaten bir nevi söz vermiş olurdun. Şimdi çek falan kalmadı Allah'a şükür. Artık bankalar çek vermiyor; yerine kart vererek insanları esir ediyor. O başka mesele. Bunun daha da kötüsü, banka size bir numara veya hesap veriyor; siz de onu "tanıdıktır, arkadaştır" diye ahbabınıza kullandırıyorsunuz ve bu sizin hayatınızı söndürüyor. Bize bu meseleden dolayı kaç kişi geliyor; "Adam benim hesabımı kullandı, beni hapse attırdı." diyerek mağduriyetini anlatıyor. Buna çok dikkat etmek lazım. Bankanın sunduğu her türlü şeye karşı tedbirli olunmalıdır. Banka zaten insanı bitirir; bu yüzden dikkat edip çoluk çocuğunuzu da perişan etmeyin. Bu sistemler yine şeytanın bir oyunudur. Kolaylık olsun diye değil; herkesi kontrol etmek ve eziyet çektirmek için kurulmuştur. Onun için, sonradan pişman olacağınız adımlar atmayın. Dünyadaki pişmanlıkta en fazla hapse girersiniz, evinizi barkınızı elinizden alırlar; imanınız sağlamsa yine Allah'a şükredersiniz. Ama ahiretteki aldanışın telafisi yoktur ve çok tehlikelidir. Onlara uymayın. Her türlü şeytana ve şeytanların gösterdiği yollara uymaktan kesinlikle kaçının. "Kolaylık" diyerek önünüze birtakım tuzaklar koyuyorlar. Siz de bunlara kanıp boynunuzu başkasına teslim ediyorsunuz. Böylece hem dünyada mahvoluyor hem de ahirette helak oluyorsunuz. Dünyada telafi vardır; her şeyiniz gitse bile imanınız duruyorsa Allah'a yine şükredeceksiniz. Ancak ahirette telafi yoktur. Şeytan size her türlü şeyi "güzeldir, iyidir" diye gösterir, siz de peşinden gidersiniz. Ondan sonra bir bakarsınız ki dönüşü olmayan, karanlık bir yere gelmişsiniz. Allah muhafaza etsin. Allah tüm insanlara akıl, fikir ve feraset versin. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir saat tefekkür etmek, yetmiş sene nafile ibadet etmekten daha hayırlıdır." Allah Azze ve Celle'yi bir saat hakkıyla düşünür ve tanırsanız, bu sizin için en büyük kârdır. Demek ki yapılacak işlerde acele etmek şeytandandır. Bir mesele olduğunda hemen atlamayın, iyice araştırın. "Ben bu adama irademi teslim ettim, boynumu eğdim ama beni nereye götürür?" diye düşünmeniz gerekir. "Mezbahaya mı götürür, otlamaya mı götürür; bana ne yapar?" Bunları iyice düşünmek lazımdır. Allah muhafaza etsin, çok tehlikeli bir zamanda yaşıyoruz. Her zaman Allah'tan yana olanlarla beraber olmak, hak yoldan ayrılmamak ve işlerimizde istişare yapmak lazımdır. Allah hepimize yardım etsin.

2026-07-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul

"İçki kötülüklerin anasıdır," diyor Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem. Her türlü kötülük ondan çıkar. Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da ondan uzak durmamızı emrediyor. Onun kötülüğü her şeyden çoktur, çünkü aklı başından alan o şeyler günahtır. Sırf içki değil, aklı uyuşturan ne varsa o da içki cinsine dâhil oluyor. Onun için bazen "Dumandan, ottan bir şey olmaz." diyorlar. O da aynı şekildedir, o da aklı başından alıyor. O zarardan başka bir şey değildir. Allah Azze ve Celle, insanı aklıyla sair mahlukattan üstün kılmış ve ona akıl vermiştir. İnsanın o aklı kullanması lazımdır. Allah Azze ve Celle, aklı başından gitsin ve onu iptal etsin diye vermemiştir. Akıl ziynettir, insanlığın süsüdür. Akıl olmasa hayvanlardan farkımız kalmaz, zira hayvanlarda akıl yoktur. Onların bildikleri iki şey vardır: yiyip içmek. Yemekten ve içmekten başka anladıkları bir şey yoktur. Yedikleri şeyler onlara faydalı olur. İnsanoğlu ise mükelleftir. Allah Azze ve Celle, onda akıl olduğu için onu mükellef kılmıştır. Akıl olmayınca insan mükellef olmuyor. Yani aklı gitmiş, tımarhaneye düşmüş, deli olmuş ve ne yaptığını bilmeyen insan için mükellefiyet kalkmıştır. İzâ ehaze mâ evheb, askata mâ evceb. Allah aklı hediye olarak vermiştir. O akıl giderse ve insan aklını kullanamazsa o vakit hiçbir şey ona vacip değildir. Kendiliğinden delirmiş, aklı başında olmayan insan ne namazla, ne oruçla, ne hacla ne de zekatla mükelleftir. Ona yöneltilen bir teklif veya yerine getireceği emirler yoktur. Ama aklını içkiyle veya başka bir uyuşturucuyla yitiren insanın cezası vardır, hem de büyük bir cezası vardır. Allah muhafaza etsin, o insan ne yaptığını da bilmez. Şimdi bazı saçma sapan kanunlar var; içkiliydi, ne yaptığını bilmiyordu diyerek cezasını hafifletiyorlar. Hâlbuki daha fazla cezası olması lazımdır. Madem içki içip etrafa zarar verdin, normalde iki katı ceza alman gerekir. Ama insanlar Allah'ın kanununu istemiyorlar, kendi kanunlarına göre hareket ediyorlar. O kanunlar da insanları kötülük yapmaktan men etmiyor. Onun için Allah muhafaza etsin. Allah bizi bu kötülüklerden uzak tutsun. Peygamber Aleyhisselam bir hadis-i şerifinde içkiye hizmet eden, onu eken ve biçen dâhil yedi gruptan bahseder. Diğer uyuşturucu maddeler de aynı şekildedir. Bu otları ve uyuşturucuyu ekenler ile bunlarla uğraşanlar da lanetlenmiştir. Onun için bu maddelere hiçbir zaman müsaade yoktur, bunların kullanılmasına asla izin verilmemiştir. Allah muhafaza etsin, dünyada vaziyet çok kötü oldu. Çoluk çocuk bütün insanlar her türlü kötülüğü bu şeylerden alıyor. Akıl baştan gitti mi insan her türlü pisliğe bulaşıyor, bir de bu durum alışkanlık yapıyor. İnsan müptela oluyor, yani bir daha bırakamıyor. İnşaAllah hiç başlamamak lazımdır. Allah çoluk çocuğu, büyüğü küçüğü herkesi bu kötülükten muhafaza etsin. Allah muhafaza etsin, bu maddeler kötülüklerin anasıdır. Allah kötülüklerin anasından da babasından da bizleri muhafaza etsin inşaAllah.

2026-07-07 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: صدقة ذي الرحم على ذي الرحم صدقة وصلة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Akrabanın akrabaya verdiği sadaka hem sadakadır hem de sıla-i rahimdir. Yani sıla-i rahim bereket için en mühim şeydir. Bu yüzden akrabaya verilen sadakanın sevabı katmerli olur. Böylece hem sadaka sevabı alıyor hem de sıla-i rahim yapmış oluyorsunuz. Böylelikle insan iki kat sevap kazanmış olur. Bazen ziyaret edemediğinizde sadaka gönderirseniz, bu hem sadaka yerine geçer hem de ziyaret etmiş gibi olursunuz. Böylelikle akrabalık bağlarını koparmamış olursunuz. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الصدقة على المسكين صدقة، وهي على ذي الرحم اثنتان: صدقة وصلة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Yoksula, yani fakire sadaka vermek, bir sadaka sayılır. Yani kişi bir sadaka sevabı kazanmış olur. Akrabaya sadaka vermek ise biri sadaka, diğeri sıla-i rahim olmak üzere iki sadaka yerine geçer. Sadece fakire verdiğinizde bir sadaka sayılır; ancak fakir bir akrabanıza sadaka verirseniz, hem sadaka hem de sıla-i rahim sevabı kazanmış olursunuz. Sıla-i rahim, sıradan bir sadakadan daha mühimdir. Hem berekettir hem de imana ve her türlü iyiliğe vesiledir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: كل معروف صدقة، وما أنفق المسلم من نفقة على نفسه وأهله كتب له بها صدقة، وما وقى به المرء المسلم عرضه كتب له به صدقة، وكل نفقة أنفقها المسلم فعلى الله خلفها، والله ضامن إلا نفقة في بنيان أو معصية. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Her iyilik bir sadakadır. Yani yaptığınız her iyilik sadaka yerine geçer. Birine yardım etmeniz, yoldan bir taşı kaldırmanız veya insanlara destek olmanız da sadaka sayılır. Sırf parayla olması gerekmez; sadaka niyetiyle yapıldıktan sonra hepsi sadaka olur. Müslüman bir kişi kendi nefsine ve ailesine harcamada bulunduğu zaman bu ona sadaka olarak yazılır. Yani ailesine ve kendisine yaptığı harcamalar da sadaka olarak yazılır. Kişinin namusunu korumak için yaptığı harcama da sadakadır. Yani kişi namusunu ve haysiyetini korumak için para harcarsa, bu da sadakadır. Müslüman bir kişinin verdiği sadakanın mükafatı Allah'a aittir. Yani verdiği o sadakanın ecrini bizzat Allah verir. Bina inşasında ve günahta (masiyette) harcananlar dışındaki tüm harcamalar Allah'ın güvencesi altındadır. Yani bina yapmak bir ihtiyaçtır, bu yüzden doğrudan sadaka sayılmaz. Günah yolunda (masiyette) yapılan harcamalar da sadaka sayılmaz. Kişi günah işlemek, kötülük yapmak yahut haram bir şeye para vermek gibi amaçlarla harcama yaparsa, bu sadaka sayılmaz. Bunların dışındaki her meşru harcama sadakadır. Onlar da Allah Azze ve Celle'nin güvencesi altındadır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما أعطى الرجل امرأته فهو صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Kişinin eşine yaptığı her harcama sadakadır. Yani evinize yaptığınız harcamalar boşa gitmez, sadaka yerine geçer. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما أنفق الرجل في بيته وأهله وولده وخدمه فهو له صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Kişinin evine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine yaptığı harcamalar kendisi için birer sadakadır. Yani insan Müslüman olduğunda, yaptığı hiçbir harcama boşa gitmez; Allah Azze ve Celle hepsinin ecrini ve mükafatını verecektir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما على أحدكم إذا أراد أن يتصدق بصدقة تطوعاً أن يجعلها عن والديه إذا كانا مسلمين، فيكون لوالديه أجرها وله مثل أجورهما من غير أن ينتقص من أجورهما شيئاً. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Eğer sizden biriniz nafile olarak Allah yolunda bir sadaka verecekse ve Müslüman iseler, bunu anne ve babası adına versin. Eğer vefat etmişlerse, onların sadakası olarak versin. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, kişinin verdiği tüm sadakalarda anne ve babasını da niyete katmasını tavsiye ediyor. Böylece sadakanın sevabı anne ve babasına gittiği gibi, onların sevabından hiçbir şey eksilmeden bir o kadar sevap da kendisine yazılır. Yani bu niyetle sadaka verildiğinde, onlar da aynı sevabı kazanmış olurlar. Kişinin kendi sevabından da hiçbir şey eksilmez. Bu yüzden bu kural daima aklınızda bulunsun. İnsan yaptığı bütün iyilikleri, hasenatı, namaz ve ibadetleri anne-babasına ve geçmişlerine de hediye ederse, sevabı hepsine ulaşır. Aynı ecir ve sevap sana da tam olarak yazılır. Senden hiçbir şey eksilmez. Yani sevabın bölünerek azalması veya senin sevabından eksilmesi gibi bir durum yoktur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: نفقة الرجل على أهله صدقة. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Kişinin ailesine yaptığı harcamalar sadakadır. Yani yiyecek, içecek, giyim, kuşam, evlilik masrafları gibi her türlü harcama; kısacası ailenin tüm ihtiyaçları için verilen nafakalar sadakadır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: خذي من ماله بالمعروف ما يكفيك ويكفي بنيك. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, bir hanım sahabiye hitaben şöyle buyuruyor: "Sana ve çocuklarına yetecek kadar kocanın malından al," diyor. Yani Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, hanım sahabiye ihtiyaçları ne kadarsa kocasının malından o kadarını alabileceğini söylemiştir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا أنفقت المرأة من بيت زوجها غير مفسدة كان لها أجرها بما أنفقت، ولزوجها أجره بما كسب، وللخازن مثل ذلك، لا ينتقص بعضهم من أجر بعض شيئاً. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Bir kadın, kocasının evinden israf etmeksizin infak ederse (hayra harcarsa), bu infakın sevabı kendisine aittir. Yani evin ihtiyaçları, yardımlaşma ve çoluk çocuğu için israf etmeden harcama yapan kadının, yaptığı bu infaktan dolayı büyük bir sevabı vardır. Aynı sevap kocasına da yazılır. Kocasının sevap almasının sebebi ise o malı helal yoldan kazanmış olmasıdır. Yani malı kocası kazandığı için, kadın harcadığında adam da aynı sevabı kazanmış olur. Aynı zamanda malı koruyup kollayan emanetçiye (haznedara) da benzer bir sevap vardır. Yani kendisine bir para emanet edilen kişi, bu parayı hayır yolunda harcadığında ona da sevap yazılır. Bunlardan birinin aldığı sevap, diğerinin sevabından hiçbir şey eksiltmez. Yani her biri, o infaktan dolayı tam ve aynı sevabı kazanmış olur. Sevap asla bölünmez veya eksilmez; Allah o sevabı hepsine ayrı ayrı ve tam olarak ihsan eder. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا أنفقت المرأة من بيت زوجها عن غير أمره فلها نصف أجره. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: Kadın kocasının emri veya izni olmaksızın onun evinden harcamada bulunduğu zaman, kazanılacak sevabın yarısı kendisine aittir. Yani kocası özel olarak izin vermese veya haberi olmasa bile, kadın yaptığı bu infaktan ötürü ecrin yarısını alır; yaptığı hayır boşa gitmez. صدق رسول الله فيما قال، أو كما قال.

2026-07-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Mümin ne zarar verir ne de zarar görür; kimseye eziyet etmez." Müminin huyu ve sıfatı iyilik yapmaktır. Kötülük yapmak müminin sıfatlarından değildir. Müslüman daima hayır yapmakla mükelleftir. Kötülük yapmaktan uzak durur, kimseye zarar vermez. İster insan, ister hayvan, isterse bir ağaç veya nesne olsun; hiçbirine zarar vermez. Her şeyin Allah'ın istediği gibi olmasını ister. Müminin sıfatı budur. Mümin olmayan ise hasedinden, kıskançlığından yahut düşmanlığından dolayı kötülük yapmaya meyleder ve niyet eder. Bunun için Allah'ın koyduğu sınırlar vardır. O sınırların dışına çıkan, Allah'ın gazabına uğrar. Allah'ın gazabına uğrayan kişi, Allah'ın sevmediği bir insan olur. Tarikatta bütün maksadımız; Allah'ın ve Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sevdiği bir insan olmaktır. Bu da dediğimiz gibi, kimseye zarar vermeden hep iyilik yapmaktan geçer. Bu da bir ibadettir. Müminin her hâl ve hareketi Allah rızası için olduktan sonra ibadet sayılır ve ona sevap kazandırır. Attığı her adıma, alıp verdiği her nefese sevap yazılır. Bu yüzden Allah bizi iyilik yapmaktan mahrum bırakmasın. Bazı insanlar iyilik yapmaktan mahrum kalıyor ve kötülük yapmakla uğraşıyor. Allah bizi böyle insanlardan muhafaza eylesin. İnşallah nefsimize uymayalım ve haddi aşmayalım. Allah, Ümmet-i Muhammed'i korusun.

2026-07-06 - Other

Sadık insanlarla beraber olun. Sadık insanlar bu zamanda çok azaldı. Sadık demek; yalan söylemeyen, insanları kandırmayan demektir. Böyle olanlarla beraber olun ki Allah sizi sevsin, bereketini üzerinize indirsin. Tabii Allah insanlara akıl ve fikir vermiş ama çoğu insan aklını kullanmıyor. Dünya için her şeyi yapıyorlar; dünyalık bir şeyler kazanacaklarını zannederek her türlü şaklabanlığa başvuruyorlar. Halbuki hiçbir şey kazanmıyorlar. Asıl kazanç, sadıklarla beraber olmaktır. Böylelikle hem dünyalığınızı hem de ahiretliğinizi kazanırsınız. Allah ile beraber olan hiçbir zaman kaybetmez. Bunu ifade etmek istiyoruz. Allah razı olsun, meşayıhımızın yolu budur. Ta Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e kadar uzanan bu yol, Allah'ın izniyle sadıkların yoludur. Bu sebeple tarikatta olmak, saadet yoludur. Saadetin yolu; tarikatta olmak, meşayıhla beraber olmaktır. Çünkü bu yol, ta Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e kadar uzanmaktadır. Cemaat ise öyle değildir. Cemaat bir yere kadar gider, ondan sonrasının ne olduğu belli olmaz. Onun için sağlam olan yol tarikattır. Kırk bir hak tarikat vardır. Kırkı Hazreti Ali'den gelir, bizimki ise Hazreti Ebubekir Efendimizden gelir ama yine de Hazreti Ali'ye ulaşır. Aynı şekilde ona da ulaşmaktadır. Hepsi mükemmel tarikatlardır ancak kimsenin en ufak bir söz edemeyeceği, eksik bulamayacağı tarikat Nakşibendi tarikatıdır. Allah'a şükürler olsun, bu büyük bir nimettir. Bu nimeti kazanan kişi, Allah'ın muhabbetini ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in rızasını kazanmış olur. Bizim dünyada da ahirette de talebimiz budur. İlahi ente maksudi ve rızake matlubi. Yani; maksudum Sensin, rızan ise tek talebimdir. Allah hepimize nasip etsin ve bizi bu yolda sabitkadem eylesin. Başkalarına da hidayet vesilesi olsun inşallah. Onlar da bu güzelliği tatsın inşallah. İnsanlar dünya peşinde koşturup da lüzumsuz işlerle uğraşmasınlar. Dediğimiz gibi, doğru olan kazanır. Şeytanın peşinden koşarak kazanacağını zannedenler hiçbir zaman kazanamazlar. Allah muhafaza eylesin. Hepimizi sabitkadem kılsın. Allah razı olsun. Maşallah, Murat Efendi de burada. Daim olsun inşaAllah. Devamlı ikramlarda bulunuyor, gelene gidene hizmet ediyor. Allah razı olsun. Maşallah, Şeyh Şerafettin Hazretleri'nin bütün müritleri ve torunları bizi çok severlerdi. Biz de onları severiz. Allah onlara uzun ömürler versin inşaAllah.