السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2026-04-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَعَّالٞ لِّمَا يُرِيدُ (85:16) İstediğini yapan, dilediğini gerçekleştiren Allah Azze ve Celle'dir. Şairin dediği gibi: "Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler." Seyredin diyor. Şimdiki vaziyet böyle. İnsanlar "Dünya yıkılıyor," diyor ama her şey Allah'ın takdiriyle, Allah'ın emriyle oluyor. Ne senin elinden ne bizim elimizden, hiç kimsenin elinden bir şey gelmez. İstediğini yapıyor. "Fa'al" diyor, yani dilediğini mutlak surette yapan, her şeyi tam da istediği gibi gerçekleştiren Allah Azze ve Celle'dir. O'nun iradesine karşı durulamaz, O'nun iradesinin önüne hiçbir şey geçemez. Onun için Müslüman teslimiyet içindedir. Allah Azze ve Celle'ye teslim olacaksın. "Ne yapacağım, ne edeceğim" diye fazla düşünmeye gerek yok; sonuçta Allah Azze ve Celle'nin dediği oluyor. Onun için O'nunla olun. Allah Azze ve Celle ile beraber olalım ki O bize merhamet etsin, ihsanda bulunsun. Endişeye, korkuya gerek yok. O, ErhamürRahimin'dir; merhamet edenlerin en merhametlisidir. O'ndan daha merhametlisi yoktur. İnsanoğlunun elinde her şey olsa da merhamet, Allah Azze ve Celle'nin bizzat kendi iradesidir. Allah Azze ve Celle'nin, Celle Celaluhu'nun güzel sıfatlarından biridir. O'nun sıfatı merhamettir. Onun için Müslüman her şeyini Allah'a teslim etmiştir. O'nun iradesi, Allah'ın izniyle Müslüman için faydadır. Müslüman olmayana ise kahırdır, azaptır. Allah muhafaza etsin. İnşallah hayatımızda rahat olalım. Teslim olan için her şey rahatça gelip geçer. Teslim olmayana ise devamlı eziyet, ıstırap ve rahatsızlık vardır. Allah muhafaza etsin. Allah hepimizi muhafaza etsin inşaAllah.

2026-04-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ (2:195) Allah Azze ve Celle ihsan sahibidir. İhsan edenleri sever; ihsan edenler, yani verenlerdir. Biz de Allah Azze ve Celle'nin bize ihsanla muamele etmesini isteriz. Dualarımızda O'na, "Bize ihsan et" deriz. İki çeşit muamele vardır: İhsan ve imtihan. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "İmtihan istemeyin" buyuruyor, çünkü zordur. Herkes buna dayanamaz, bunu kaldıramaz. Kendine güvenip "Ben yaparım" diyerek imtihan isteyen insan, yanlış yapmış olur. Bunu ancak çok büyük evliyalar yapabilir. Onlar da ümmet tahammül edebilsin, ümmetin üzerindeki ağırlığı kaldırsınlar diye yaparlar. Onlar da aslında imtihan istemezler, fakat gelirse "Hoş geldi" derler. Ama normal bir insanın daima, "Bize ihsanınla muamele et" demesi lazımdır. Dualarımızda Allah Azze ve Celle'den ihsan istememiz lazımdır. "Bizi imtihan etme yâ Rabbi!" "Biz imtihanı kaldıramayız, bize göre değil." "Sen bize imtihanla değil, ihsanınla muamele et." İhsan kolaydır, hayırlıdır; Allah ihsan edenleri de sever. Bu yüzden, O'nun sevdiği kullarından olmak için daima ihsanını isteriz. İhsan demek; her türlü kolaylık, güzellik, bereket ve şifadır. Her türlü iyilik ihsandadır. Bunun karşılığında da O'na şükretmeniz lazımdır. Bize ihsan ettiğinde, Allah'a şükredeceğiz. İmtihan ise... Allah muhafaza etsin, inşaAllah imtihan olmayalım. İmtihana da hamdetmek lazımdır. Şükür ihsana, hamd ise imtihana edilir. Onun için Allah hepimize ihsanıyla muamele etsin. Bizi imtihan etmesin. İmtihanlar çoktur, akla hayale gelmeyecek kadar çok. İnşallah imtihan olmayalım. Allah muhafaza etsin. Hatta insanın aklında kalmasın diye imtihanın çeşitlerini bile söylemek istemeyiz. Daima ihsanı isteriz; Allah bize, hepimize ihsanından versin inşaAllah.

2026-04-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبٗا (72:5) Allah Kuran-ı Azimüşşan cinler meselesi hakkında şöyle buyuruyor: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den Kur'an'ı duyduklarında, cinler de insanlar gibi kendi kafalarına göre bir şeyler uydurup Allah Azze ve Celle'nin adına "Şöyle yapın, böyle yapın" diyerek yalan söyleyebildiklerini fark ettiler. Halbuki Allah'ın yolu dosdoğrudur. Onun için Allah adına yalan uydurup, Allah'ın söylemediğini ve istemediğini söyleyen insan, Allah'ın gazabına ve cezasına uğrar. Bu yüzden bu tür şeylere çok dikkat etmek gerekir. Ahiretini dünya için satan insanlar ne yazık ki çoktur. Âlim geçinip kendi menfaati için dilediği gibi konuşur, istediği şeyi yapar. Kendi uydurduklarını "Bu Allah'ın emridir" diye insanlara söyleyince, hem kendisi ceza alır hem de saptırdığı insanların ceza görmesine sebep olur. Üstelik saptırdığı her insanın günahı ve cezası ona da yazılır. Aynı vebal onun da boynuna yüklenir. Kaç kişiyi yoldan çıkarırsa, o kadar çok ceza çekecektir. Bu dünya geçicidir. Ebedî hayatı, yani ahiretini bu dünya için satan insan akılsızdır, aklını kullanmamaktadır. Çünkü bu hayat ufak, kısa geçiyor. Ebedî hayata karşılık bu dünyayı daha kıymetli görmek hiç de akıl kârı değildir. Bu durum elbette hem akılsızlık hem de imansızlıktır. İman etmek; gayba ve ahirete inanmak, her müminin ve Müslümanın üzerine farz olan bir görevdir. Bunlara inanmak farzdır. Buna inanan kişi dikkat eder. Dünya için ahiretini satmaz. Dünya bir anda geçip gider. İnsan bin sene yaşasa bile bu ömür yine de gelip geçer. Ancak ahiret sonsuzdur; ebediyet, sonsuzluk demektir. Orada artık ölüm yoktur. Allah hepimizi muhafaza etsin. Allah adına yalan uyduran, Allah Azze ve Celle'nin söylemediği şeyleri "Bu böyledir" diye anlatan insanlardan Allah bizleri muhafaza etsin. Allah bizleri de böyle hatalara düşmekten muhafaza etsin. Eğer bilerek veya bilmeyerek yanlış bir şey söylediysek tövbe etmeliyiz; nitekim Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bile, "Ben günde yetmiş defa Estağfurullah diyerek tövbe ediyorum" buyurmuştur. Bizler de bilerek veya bilmeyerek yaptığımız tüm hatalar için her zaman tövbe ve istiğfar ediyoruz. Allah hepimizi affetsin inşaAllah.

2026-04-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle insanı mükemmel yarattı. Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu gibi, insanı "ahsen-i takvim" üzere, en güzel şekilde yarattı. Allah her şeyi mükemmel yarattığı için, insan O'nun yolunda ve emrettiği gibi yaşarsa her bakımdan rahat eder. Şimdiki insanlar çok vesvese yapıyor. "Acaba ne oldu, bir bakayım, en ufak bir şeyde doktora gideyim." diyorlar. Doktorlar da "Kendinize bakmanız, kontrol ettirmeniz lazım." derler. Aslında buna pek gerek yoktur. İnsan doğru dürüst, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi yaşasa, mükemmel olan vücut kendi kendini tamir eder. Ama tabii şimdiki insanlar ve şimdiki vaziyet daha farklı. Hem yiyeceklerden hem içeceklerden, hem aşırı yemekten hem de "sağlıklı" denilen sağlıksız gıdalardan dolayı vücudun dengesi bozuluyor. Üstüne bir de doktora gidip bir sürü ilaç falan kullanınca durum daha da beter oluyor. Onun için en iyisi dikkatli bir hayat yaşamaktır. Hem manevi hem de maddi olarak. Maddi olarak ne aldığına, ne verdiğine, ne yediğine ve ne içtiğine dikkat edip ona göre hareket edeceksin. Tabii Allah Azze ve Celle'nin iradesi her şeyin üstündedir. Bunlar insan için sadece birer sebeptir; hastalık da sebeptir, sağlık da sebeptir. Allah indinde yaşadığınız hiçbir şey boşa gitmez. Ama dediğim gibi, vesvese yapıp da sürekli kendine eziyet etmeye gerek yok. Tabii ki kendine dikkat edeceksin; bir ağrın, sızın varsa doktora görüneceksin. Fakat hiçbir şeyin yoksa, vesvese yapıp da durduk yere kendine eziyet etmeye ve kafanı karıştırmaya gerek yok. Allah sağlık vermiş, saadet vermiş; buna göre hareket edeceksin. Günümüzde, Allah devletimizden razı olsun, hastaneleri ve muayeneleri bedava yapmış. İnsanlar da böyle olunca "Gidip bir baktıralım." diyorlar. Baktırınca da kafaları kurcalanıyor, moralleri bozuluyor; moralleri bozulunca da sıhhatleri bozuluyor. Şimdi o insanlar bir doktor gördü mü hemen, "Bende bir şey var mı, şu var mı, bu var mı?" diye sormaya başlıyorlar. Bizim, Allah selamet versin, Ağrılı bir ihvanımız var; ikide bir doktora gidiyor, MR'a giriyor, tahliller yaptırıyor. "Acaba kanser miyim, deli miyim, akıllı mıyım?" diye habire bize mesaj da gönderir. "Hiçbir şeyin yok arkadaşım, aslan gibi adamsın." diyoruz ama hiç ay geçmez ki bu evhamı yapmasın. Bu sadece bir örnekti, Allah ona selamet versin; Allah hepinize sağlık ve sıhhat versin inşaAllah. Dediğimiz gibi, fazla bir ağrınız sızınız olmadıktan sonra sürekli doktora gitmek gerekmez. Sen Allah'a tevekkül et, besmeleyle ye, helal lokma ye; Allah'ın izniyle rahat olursunuz inşaAllah. Allah hepinize sağlık ve selamet versin inşaAllah.

2026-03-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ (2:82) Allah Azze ve Celle bu mübarek ayette buyuruyor ki; iman edip iyilik yapanlar cennet ahalisidir. İlelebet, ölümsüz olarak orada kalacaklardır. Bu büyük bir kazançtır. Ancak insanlar bunu unutup, sadece dünya için çalışıyorlar. İman etmeyip yalnızca dünya için çabalıyorlar. Ama esas olan; iman edip salih amel işlemek, iyi ve güzel işler yapmak, iyilik yapmaktır. İslam iyiliktir, Allah'ın emirleri iyiliktir. İslam'da kötülük yoktur. Kötülük şeytandadır. Onun avanesi olanlar da ona yardım ederler. Bunun aksine, kötülük yapanlar ise cehennemde olurlar. Bunun bir cezası ve bir mükafatı vardır. Doğru yolda olan, Allah'a iman edip O'nun emirlerini yerine getiren; insanlara ve her şeye iyilik yapan kimseler, ilelebet cennette kalır. Cennet, herkesin giremeyeceği bir yerdir. Ancak isterlerse herkes kolayca girebilir. Nefsine uymayan, nefsini yenen, şeytana uymayıp Allah'a itaat eden kimse ilelebet cennette kalır. Cennet de dünyaya hiç benzemez. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bahsettiği cennet meclisleri vardır. Onun mübarek kabrinin yanı, dünyadaki cennet meclislerinden, cennet bahçelerindendir. Bunlar da ahiretin güzel bir örneğidir. Oradan geçen, orada duranlar huzur bulur ve cennetin o güzel halini yaşarlar. Bu yüzden iyilik, iyilik getirir. İyilikten başka bir şey düşünmemek lazımdır. Kötülük düşünen insan kendine eziyet etmiş, kendine zarar vermiş olur. Allah muhafaza etsin. İyilikte daim olalım inşaAllah.

2026-03-31 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في البقر العوامل صدقة، ولكن في كل ثلاثين تبيع، وفي كل أربعين مسنة. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İşte çalıştırılan sığırların zekatı yoktur." Yani eskiden sığırlar ya araba çekerdi yahut da tarlayı sürerdi. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bunlarda zekat olmadığını söylüyor. Ama bunun dışında her otuz sığırdan biri için "tebi" yani bir yaşında bir dana; her kırk sığırdan biri için de "müsinne" yani iki yaşında erkek veya dişi bir sığır zekat olarak verilir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الخضراوات زكاة. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Sebzelerde zekat yoktur." buyuruyor. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في العبد صدقة إلا صدقة الفطر. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Fıtır sadakası dışında köleler için zekat yoktur." Çünkü zekatın farz olması için kişinin hür olması şarttır. Onlar için yalnızca fıtır sadakası (fitre) verilir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في مال زكاة حتى يحول عليه الحول. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Üzerinden bir tam yıl geçmeyen malın zekatı yoktur." Diyelim ki malın üzerinden bir yıl geçti ve bu süre zarfında elinize başka bir miktar para daha geçti. Onu da ana paraya katarak toplamının zekatını verebilirsiniz. Ancak üzerinden henüz bir sene geçmemiş malın zekatı olmaz. Zekat verebilmek için malın üzerinden bir yıl geçmesini beklemek gerekir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس فيما دون خمسة أوسق من التمر صدقة، وليس فيما دون خمس ذود من الإبل صدقة، وليس فيما دون خمس أواق من الورق صدقة. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Beş vesaktan yani beş deve yükünden az olan hurmanın zekatı yoktur." Yani hurma en az beş deve yükü olmalıdır, bundan azsa zekatı yoktur. Aynı şekilde, beşten az olan develer için de zekat yoktur. Beş devesi olan kişi, bunun için belirlenen zekatı verecektir. Beş ukiyyeden az olan gümüşün de zekatı yoktur. Ukiyye dediği ölçü yaklaşık iki yüz gramdır; miktar bundan az olunca zekat düşmez. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في مال المستفيد زكاة حتى يحول عليه الحول. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Ticaret malının üzerinden bir tam yıl geçmeden zekatı yoktur." قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من استفاد مالاً فلا زكاة عليه حتى يحول عليه الحول. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kendisinden istifade edilen malın üzerinden bir yıl geçmeden zekatı yoktur." Dediğimiz gibi kişinin zekat vereceği başka malları varsa, yeni kazandığı malın zekatını da onunla beraber verebilir. Ancak zekata tabi başka malı yoksa, zekat farz olması için önce bu malın üzerinden bir yıl geçmesi lazımdır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا زكاة في مال حتى يحول عليه الحول. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Malın üzerinden bir yıl geçmeden zekatı yoktur." Zekat mühim bir ibadettir. Kişinin vebale girmemesi için dikkatli olması gerekir, ancak üzerine zekat farz olmadan önce vermesine de gerek yoktur. Ama dediğimiz gibi, elinde başka mallar da varsa hepsini birleştirip, örneğin genel adetten olduğu üzere Ramazan'dan Ramazan'a toplu olarak zekatını verebilir. Çünkü Ramazan'dan Ramazan'a olunca üzerinden bir tam yıl geçmiş oluyor. Bu hesaplamanın hicri takvime göre yapılması lazımdır. Miladi takvime göre hesaplandığında gün kaybı yaşanır. Bu yüzden en iyisi zekatı Ramazan'dan Ramazan'a vermektir; böylece hem sevabı daha fazla olur hem de kişi zekat vermeyi unutmaz. Ayrıca kişi Ramazan ayında zekat miktarını ayırıp, kendi ihtiyacı için kullanmamak şartıyla daha sonra istediği bir vakitte de dağıtabilir; bunda bir mahzur yoktur. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا زكاة في حجر. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Yakut, zümrüt, inci veya bunun gibi değerli taşlarda zekat yoktur." قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أدوا صاعاً من طعام في الفطر. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Fıtır sadakasını temel gıda maddelerinden bir sa' miktarı olarak veriniz." Yani belirli bir yiyecek ölçüsü kadardır. Bu ölçü fakir zengin herkes için geçerlidir; herkesin kendi gücü nispetinde fıtır sadakasını (fitresini) vermesi lazımdır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن شهر رمضان معلق بين السماء والأرض لا يرفع إلا بزكاة الفطر. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Şüphesiz ki Ramazan ayı orucu yerle gök arasında asılı kalır." Yani yaptığımız o namazlar, oruçlar, teravihler ve diğer ibadetlerin sevabı asılı kalır. Bu ibadetler ancak fıtır sadakası ile Allah katına yükselir; yani fitre verilince ibadetler de yerine ulaşmış olur. Adeta ibadetlerin kabulünün anahtarı odur, bu yüzden fitreyi mutlaka vermek lazımdır. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: زكاة الفطر على الحاضر والبادي. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Fıtır sadakası şehirli, köylü, yolcu herkese vaciptir." Yani ister mukim olsun ister seferi olsun, kişinin fitresini vermesi vaciptir. Büyük küçük herkes için verilmesi lazımdır; hatta kişinin köleleri varsa onlar için bile fitre vermesi gerekir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس في الخيل والرقيق زكاة إلا زكاة الفطر في الرقيق. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Köle için verilen fıtır sadakası dışında, kişinin sahip olduğu binek atı ve kölesi için zekat yoktur." Yani kişinin binek atı için zekat vermesi gerekmez; kölesi için de sadece fıtır sadakası verir. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: زكاة الفطر فرض على كل مسلم حراً وعبداً، ذكراً وأنثى من المسلمين، صاعاً من تمر أو صاعاً من شعير. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Fıtır sadakası hür, köle, erkek, kadın fark etmeksizin hurma veya arpadan bir sa' miktarı olmak üzere her Müslümana farzdır." Yani evdeki büyük küçük, çoluk çocuk herkes adına fitre vermek lazımdır. Bunun miktarı da hurma yahut arpanın o günkü bedeli ne kadar tutuyorsa o miktar üzerinden belirlenir ve verilmesi gerekir. İbadetlerin makbul olması için bu fitrenin bayram namazından önce verilmesi lazımdır. Allah kabul etsin.

2026-03-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul

ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنّٗا وَلَآ أَذٗى (2:262) Allah Azze ve Celle buyuruyor: Allah için verip de ondan sonra başa kakıp minnet etmeyen müminler, makbul insanlardır. Allah rızası için verilmişse, o makbul bir şeydir. Onun için onu bozmaya gerek yok. Nasıl bozulur? İşte "Ben verdim, şöyle yaptım, böyle verdim" dersen, tabii sevabın yine vardır ama işte o kadar iyi değildir, yüksek değildir. Onu minnet etmeden, "Allah bize nasip etti" deyip sevinerek verirsen, o vakit sevabın, minnet edip vermekten kat kat daha yüksektir. Gizli verilen sadakalar ve benzeri şeyler daha makbuldür. Bazen de başkalarını teşvik etmek için açıktan verilebilir ama o mühim değil; mühim olan minnet etmemektir. "El-Minnetü Lillah" derlerdi eskiden tabelalarda, minnet Allah'ındır. بَلِ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ (49:17) Allah size minnet eder. أَنْ هَدَاكُمْ لِلْإِيمَانِ (49:17) İmana hidayet ettiği için minnet Allah'ındır. Allah'tan başka kimsenin minnet etmesi makbul değildir, güzel bir şey değildir, güzel bir hareket değildir. Minnet etmek, insanları birbirine kötü baktırır yahut düşman eder. O minnet Allah'a mahsustur. O bize bu nimetleri nasip etti diye O'na minnet duymamız lazım. İnsanlara minnet etmek değil, Allah Azze ve Celle'ye minnet duymalıyız; minnet O'nundur. Allah Azze ve Celle bize bu güzel nimetleri nasip etti diye O'na minnettarız. Kendimize veya başkasına verilen her şey için Allah'a minnettarız. Allah Azze ve Celle bize verdiğinde, O'na minnettar olmaktan kimse gocunmaz. Ama insanlar birbirine minnet ederse... Bazı sıfatlar ve özellikler Allah'a aittir. Bazıları insanoğluna da nasip oluyor; cömertlik, güzellik gibi Allah'ın sıfatları insanlarda da bulunur. Ama bazı sıfatlar vardır ki; mesela kibir, Allah'a mahsustur. Kibriya, Sahib-i Kibriya Allah'tır. Sen kibirlenemezsin; kibirlenirsen bu seni alçaltır. Minnet Allah'ındır. Sen minnet edersen amellerin makbul olmaz, işin zorlaşır. Onun için Allah'a şükürler olsun, Allah'a minnettarız. Allah bize her türlü iyiliği, her türlü hayrı yapmayı nasip etsin; kimseye minnet etmeyelim inşaAllah.

2026-03-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah'a şükür, seferden döndük. Bereketli, Allah rızası için bir seferdi inşaAllah. Hadis-i şerifin buyurduğu gibi; kim Allah için severse, kim Allah için buğz ederse, Allah için verirse, Allah için alırsa, her şey Allah için olursa iman sahibi olur insan. Her şey Allah rızası için olsun. Bizim de seferimiz, oturmamız, gelmemiz, gitmemiz hep Allah rızası için olunca Allah'ın rızasını kazanmış oluruz. En mühim şey bu hayatta odur. Hayatta gördüğümüz gibi, insanlar birbirlerine düşman olmuşlar, birbirlerini çekemezler. O güzel bir şey değil. Çünkü nedir? Allah'ın rızasını unutmuşlar. Dünyaya dalmışlar. Sevdiği şeyi kendi nefsi için seviyor. Buğz ettiği şeyi, sevmediği şeyi de kendi nefsi için seviyor. Allah'ın sevdiğini sevmiyor, sevmediğini seviyor. Onun için herkes rahat değil. "Ne olacak, ne kalacak?" diye nefsini düşünerek hareket ediyor. Kendine de eziyet veriyor, başkasına da huzur vermiyor, ailesine de huzur vermiyor. Onun için Allah'ın rızasını isteyen insan; Allah ondan razı olur, hayatı iyi olur. Her şeyi kabul etmiş olur. Olanın bitenin Allah Azze ve Celle'den geldiğini bilir. Onun için ne ona söver ne de bununla kavga eder. Hayat zaten geçip gidiyor işte. Ramazan da geçti, bayram da geçti. Neredeyse bir iki ay sonra hac da gelecek. Yeni sene, hicri sene de gelecek. Geçiyor işte. Onun için hayatı güzel yaşayalım. Hayatı Allah Azze ve Celle'nin istediği gibi yaşayalım. Allah'ın dediği gibi yaşayalım. Cahil insanlar "Hayata bir defa gelmişiz." derler, "Biz eğlenelim." Eğlendiğinin bir fayda verdiği yok. Allah rızası olmadıktan sonra eğlenemezsin, hiç huzur olmaz, mutlu olamazsın. Allah'la beraber olan mutlu olur. Öteki türlü battıkça batarsın. Allah rızasına talip olan, o da yükseldikçe yükselir Allah'ın izniyle. Mühim olan odur. Onun için Allah bize, O'nun rızasına nail olmamızı nasip etsin hepimize inşaAllah. Allah mübarek eylesin; günlerimizi, aylarımızı, her saatimizi inşaAllah. Mübarek olmak, Allah'ın rızasına nail olmak demektir. Allah razı olsun.

2026-03-27 - Lefke

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bize yol gösteriyor. "Allah için seven, Allah için buğzeden, Allah için veren, Allah için nikah eden iman sahibidir," diyor. O ne demek? Allah her güzel şeyi vermiş, o güzelliği seveceksin, iyiliği seveceksin. Ondan uzak durmayacaksın. İman kâmil olunca insanın her türlü sıkıntısı gider. İman sahibinin sıkıntısı olmaz, daha doğrusu dünya umurunda olmaz. Hiçbir şeyden umuru olmaz. Onun için Allah için seveceksin. Onu ne için seviyorsun? Çünkü Allah için çalışıyor, Allah'ı seviyor, biz de onu seveceğiz. O sana hayır getirir, ondan şer gelmez. Allah için buğzedeceksin. Şimdiki insanlar hümanist diyor, insanları seveceksin diyor; seversin ama Allah'ı sevmeyen insanı sevemezsin. Çünkü o zarardan başka bir şey değildir, sana zarar verir; kendine zaten başta zarar vermiş. Onun için buğzetmek demek uzak durmak demektir. Ona muhabbet etmemek, onunla oturmamak, onu dinlememek, fazla yaklaşmamaktır; buğzetmek budur. Allah için vereceksin, Allah için alacaksın. Allah rızası için verirsin, Allah rızası için alırsan o da sana fayda olur. Yani alışveriş hep Allah rızası için olursa o vakit hak hukuk gitmez. Kimsenin hakkı yenmez. Sen hakkını verirsin, helal edersin, o da Allah rızası için olur. Allah için nikah edersin, yani helalinden evleneceksen nikah edip helal evlilik yaparsın. Bunu yapan insan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediği gibi iman sahibidir. İman sahibi her şeyi Allah'tan bilen, her şeyi Allah'a tevekkül eden insandır. Öyle olunca insanoğlu rahat eder. Başka türlü devamlı kaygılıdır; ne olacak, ne kalacak diye. Ne olacak, ne kalacaksa Allah bilir. Sen kendi işine bakıp hayırlı yolda devam etmelisin. Hayırla alıp vermen, hayırla sevmen, hayırla buğzetmen; senin vazifen odur. Başka şeylere kaygılanmaya gerek yok. Seni yaratan Allah sana rızkını verir, her türlü ihtiyacını verir, ne zaman ne olacağını O bilir. Onun için Allah'a sığınıp iman eden kişi iman sahibidir. Allah'a inanan, iman eden, her türlü iyiliği yapan insan iman sahibidir. İman sahibi, dediğimiz gibi, en iyi insandır, en rahat insandır. Onda kaygı yoktur. Hakiki iman sahibinin dünya yıkılsa umurunda olmaz. Çünkü bu Allah'ın takdiridir; "Allah böyle istemiş, böyle murat etmiş, böyle olmuş" der, mesele yapmaz. İman sahibi budur. Allah için sevip her türlü işini Allah rızası için yapan insan rahat eder. Allah o imanı hepimize versin inşaAllah. Çünkü bugünlerde herkes tesir altında kalıyor. İmansız, dinsiz, ahlaksız insanlar her tarafı doldurmuş. Onlar da insanlara tesir ediyor, Allah Azze ve Celle'yi unutturuyorlar. İnsanlara öyle bir korku salıyorlar ki, zannedersin korkunun bir faydası var. Allah'tan kork, yeter. Allah hepimize yardım etsin inşaAllah. Hakiki iman versin, bu sıkıntılar içimizden kalksın inşaAllah.

2026-03-26 - Lefke

ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةٖ مُّعۡرِضُونَ (21:1) "Hesap günü yaklaştı." diyor Allah Azze ve Celle. İnsanoğlu gaflet içinde. "Gaflet içinde, bir de onu görmeden, öyle bir şey olmayacakmış gibi kendi hallerinde, kendi zevküsefasında, Allah'ın kelamından ve kurallarından uzak yaşıyorlar." diyor Allah Azze ve Celle; Kur'an-ı Azimüşşan'da bu vasfı gösteriyor. İnsanlar gaflet içinde, hiç nasihat dinlemiyor, iyi söz dinlemiyor, ondan kaçıyorlar diyor. Gaflet içinde kaçıyorlar. Şimdiki zamanda bu meseleler daha da fazla. Kimse nasihat istemiyor. Eskiden insanlar nasihat isterdi, şimdikiler hiç nasihat falan istemiyor. Kendi kafalarına göre neyi iyi zannettilerse onun peşinden koştular. İyi dedikleri de nefsine hoş gelendir. Nefsine iyi gelen, sana iyi gelmez. Sana iyi gelen de nefsine iyi gelmez. İki türlü de; ona iyi gelen sana iyi gelmez, en sonunda ikiniz için de iyi olmaz. Onun için bu gafletten uyanmak lazım. "Hesap günü yaklaşıyor." diyor Allah Azze ve Celle. Şimdi tabii ahir zamandayız, olacaklar var ama o herkes için aynı şekildedir. Yani insanların hesabı, bin sene önce de yaklaşmıştı. İnsan gözünü yumdu mu hesap gününe kalkar, uyanır. Ne yaptı ne ettiyse, onun kıyameti o vakit kopar. Yani insanın, "Kıyamet uzaktır." diye gaflete devam etmemesi gerekir. Gaflet yaramaz, gaflet zarardır; hiçbir faydası olmayan bir şeydir. Onun için uyan! Uyanmak lazım. Bazen söylüyorlar işte, "Müslümanın uyanık olması lazım." Dalga geçerler ama o dalga geçilecek bir şey değil, hakikattir. "Seni kandıracaklar" diye uyanık olacaksın. Tabii Müslüman kandırılmaz. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: "Müslüman bir delikten iki defa sokulmaz." Onun için Müslüman uyanık olacak. Dünya için değil de ahireti için, ahiretini muhafaza etmesi lazım. Kimsenin onu kandırmaması lazım ki günaha girmesin; başkasının hakkına girmemek için uyanık olacak. Gaflet iyi değil; hesap var, hesap sorulacak bir gün var. Yine aynı şekilde söyleyelim; Allah Azze ve Celle'nin hesabında, istiğfar edersen Allah affeder. Fakat başkasının hakkına girdin mi, o vakit ancak o hak sahibi sana hakkını helal ederse kurtulursun. Helal etmezse yandın, Allah muhafaza etsin. Hayat kısadır; ne kadar uzun yaşasan da sonunda bütün hayat sana bir gün gibi gelir. Onun için gaflette olmayın, kimseye zarar vermeyin, kimsenin hakkına girmeyin. Allah Azze ve Celle'nin söylediklerini, emrettiklerini yapalım inşaAllah. Allah yardım etsin hepimize. Bu dünyadaki daha fazla zenginlik, daha fazla alet edevat; bunlar gafleti daha da artırdı. Daha önce bu kadar şey olmadığı için insan yine kendini biraz daha muhafaza ediyordu. Şimdi bu şeylerden dolayı, gece bile uyumayan çok kişi var. Bu gaflet, insanı "gaflet uyanığı" yapıyor. Uyumuyor, gafletten uyanık kalıyor. "Bu ne oldu, ne kaldı, şuna bakayım, buna bakayım" diye hep lüzumsuz şeylerle uğraşıyor. Allah gafletten uyandırsın hepimizi inşaAllah.