السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Allah Azze ve Celle buyuruyor herkes kendi bildiği işi yapsın.
Allah, her insanı farklı farklı yaratmıştır.
O, istediğini yükseltir, istediğini de alçaltır.
Allah Azze ve Celle'nin emri budur.
Kimse kendi çabasıyla yükselemez.
Muhakkak Allah, birini yükseltmek istediğinde bir sebep yaratır.
Aynı şekilde, alçaltmak istediğinde de bir sebep halk eder.
Allah yolunda olan, ihlaslı ve samimi insan daima yükselir.
Bu yükseliş manevi bir yükseliştir.
Manevi olarak yükselince de maddiyatın bir önemi kalmaz.
Allah, hizmet edecek olan kulunu bir şekilde yükseltir.
Eğer insan hizmet etmek istemez ve Allah'a karşı gelirse, Allah onu rezil ve rüsva eder.
Böyle bir insan, insanlara fayda yerine zarar vermiş olur.
Onun için insanlar, Allah ile beraber olmalıdır.
İşin içine dünyayı karıştırmamalıdır.
Hizmetini Allah rızası için yapmalıdır.
İnsanlara Allah rızası için faydalı olmalıdır.
İnsanlara faydalı olan, Allah katında en sevilen ve en makbul kuldur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Sizin en hayırlınız, insanlara en hayırlı olanınızdır" buyuruyor.
Bu yüzden bir mümin ne yaptığını bilmelidir.
Körü körüne birinin peşinden gidip helak olmamalıdır.
Bunun en büyük misali, seneler önce yaşanan hadiselerdir.
İnsanları Allah rızası için değil de kendi menfaati için, iyi görünerek yoldan çıkarmak, insana iyilik değil kötülük getirir.
Allah rızası için hizmet eden, Allah katında makbul olur.
Çünkü bu işin sadece dünyası değil, ahireti de var.
"Bu kadar insanı İslam adına yoldan çıkardın" diye hesap sorulur.
Hem dünyalıklarını hem de ahiretliklerini mahvettin; bunun hesabını ahirette Allah'a vereceksin.
Allah cümlemizi muhafaza etsin, nefsimize uydurmasın.
Meşayihimiz ve Şeyh babamız derdi ki; insanın firavunlaşan nefsi her zaman vardır.
Firavun, "Sizin en büyük tanrınız benim" diyerek kendini ortaya attı ve helak olup gitti.
Ona tabi olanlar da onunla beraber helak oldu.
Onun için bu yolda fitne, çok büyük bir beladır.
Fitne bir kere ortaya çıktı mı, insanları kandırır ve doğru yoldakileri bile yoldan çıkarır.
Allah'a şükür ki, tarikat ehli dünyaya değil, hizmete bakar.
Tarikat ehli olan kimseye kötülük yapmaz.
Kötülük yapanlar, şeytanla ve nefsiyle beraber olanlardır.
Nefsine tazim eden, nefsini bir şey zanneden onlardır.
Dediğimiz gibi, her zaman bir Firavun vardır.
Nefsini büyük görüp, kendini büyük görüp insanlar da ona tabi olup helak olan çok insanlar var.
Onun için, kalbinde hâlâ bir şüphe olan insan varsa, Allah onu muhafaza etsin ve o şüpheyi kalplerinden kaldırsın.
Doğru yol açıktır.
Doğru olan bellidir.
Allah yolu, tarikat yolu, yol dediğimiz tarikat yol demektir; Allah'a giden yoldur.
Tarikatı olmayanların sonu ise muhakkak şeytana çıkar.
"Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" derler ve bu aynen öyledir.
Allah muhafaza etsin.
Çünkü dediğimiz gibi, şeytan boş durmaz; her zaman var.
Ta Adem aleyhisselam'dan beri, şeytan insanları yoldan çıkarmak için her türlü hile, hurda, tuzak kurar.
Onun için Allah muhafaza etsin, Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Şeytan, Şeyh Babamızın dediği gibi, asla emekli olmaz.
O emekli olunca ancak insanlar rahat bulur lakin emekli olmaz.
Onun için dikkat etmek lazım.
Firavunlar çoktur; biri gitti diye bitti sanmayın, daha çok var.
Her defasında farklı kılıklarla insanın karşısına çıkarlar.
Onun için dikkatli olmak gerekir.
Her gün bir yerden bir şikayet geliyor; "şu adam şöyle yaptı, bu adam böyle yaptı."
O adamı baştan sorup soruşturun, iyi midir kötü müdür, ona göre hareket edin.
Allah cümlemizi muhafaza etsin ve kandırılmaktan korusun.
Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın.
2025-07-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ (17:9)
Allah Azze ve Celle bu ayet-i kerimede, Kur'an-ı Azimüşşan'ın her şeyin en doğrusuna, en güzeline götüren bir kitap olduğunu buyuruyor.
Allah katından indirilmiş olan bu kitap dünyada tektir.
Allah Azze ve Celle'nin insanoğluna hitap ettiği bu mübarek sözler, bütün insanlara faydası olsun diye hiç değiştirilmeden gelmiştir.
Dünyada ne varsa; insan için, hayvanlar için, cemâdat için, her türlü bilgi ve malumat onun içindedir.
Allah Azze ve Celle, en doğru yolu onun gösterdiğini buyuruyor.
Peki, Kur'an-ı Azimüşşan böyleyken, biz ondan nasıl istifade edeceğiz?
İşte bir kısım insanlar bunun kıymetini bilmez.
Bu Kur'an-ı Azimüşşan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla insanlara tebliğ edilmiştir.
O, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zatına inmiş, Efendimiz onu tahammül etmiş ve sonra da insanlara göstermiş, iletmiştir.
Bu durum şimdiye kadar sürmüştür ve ilelebet de sürecektir.
Onun manasını da elbette bize Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem açıklamıştır.
Gerçi Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem çoğunu açıklamıştır ama insanlar O'nun ilminden, tefsirinden bir denizden ancak bir damla misali bir şey alabilmiştir.
Şimdi ise bir kısım insanlar kalkmış, "Kur'an-ı Azimüşşan zaten her şeyi gösteriyor, biz ona tâbiyiz, hükmü ondan alırız" diyorlar.
Zaten baştan yanlış yapıyorlar.
Bu Kur'an-ı Azimüşşan bize Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in mübarek ağzından intikal etmiştir.
Hadis-i şerifler de aynı şekilde O'nun mübarek ağzından çıkmıştır.
Kur'an'ın açıklaması Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
Ancak O'nun gösterdiği şekilde olur.
Kimse kendi kafasına göre açıp da "Kur'an şöyle dedi, böyle dedi" diyemez.
Onun ilmi başkadır.
O'nun işaret ettiği yer başkadır.
Muhakkak ki cahil bir insan, Kur'an'ı açıp da "Ben Kur'an ne dediyse onu yapacağım" derse, zaten baştan yanlış yapmış ve günaha girmiş olur.
Çünkü Kur'an'ın tefsiri kolay değildir ve herkes de yapamaz.
Zira yanlış yapılan tefsirler yüzünden insan hem kendine hem de Müslümanlara zarar verir.
İslam'a ise zarar veremez.
İslam'a hiçbir şey zarar veremez.
Ama Müslümanlara verir.
Çünkü doğruyu ters gösterebilir.
Bu yüzden Kur'an'ı muhakkak Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği gibi okumak ve o yolda giden âlimlere tâbi olmak lazımdır.
Bunu kendi kafamıza göre yapamayız.
Eğer yaparsak günaha gireriz.
O da var.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in, "Herkes kendi kafasına göre tefsir yapmasın" diye hadis-i şerifi vardır.
Bunu yapan günaha girmiş olur.
Allah muhafaza etsin.
Bu ahir zaman fitneleri çoktur; her gün yeni bir şey duyuyorsun.
Akılsızlığın son safhası.
Ahir zamanda insanlar akılsızlığın son safhasına gelmiş.
Mantık, akıl diye bir şey kalmamış.
Her şeyi kirletmişler, şimdi de buna el uzatmak istiyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi doğru yoldan ayırmasın.
2025-07-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ (11:112)
Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem), "Şeyyebetni Hûd" (Hud Suresi saçımı ağarttı) dediği ayet, Hud Suresi'ndedir.
"Benim saçımı ağarttı," diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin "İstikamet üzere olun" dediği, kuvvetli bir ayettir.
Peygamber Efendimiz'e emrediyor.
Peygamber Efendimiz'le beraber olanlar için de aynı emir geçerlidir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o kadar kuvvetli olduğu halde, "Saçımı ağarttı," diyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in saçında sadece birkaç tane ağarmış tel vardı.
Çünkü Peygamber Efendimiz'in mübarek vücudu, Allah Azze ve Celle'nin yarattığı şekliyle bize benzese de, kuvveti çok fazlaydı.
Bütün insanlardan daha fazlaydı.
Hani o kuvvetine rağmen, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sadece birkaç saçı ağardı.
Çünkü istikamet mühimdir.
İstikamet, İslam'ın esasıdır.
Onu yapmayan, kendisini bir şey zannetmesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yolu istikamettir.
Eğrilik yok; düzdür, güzeldir.
Yoldan çıkma yok.
Allah Azze ve Celle'nin yolundan çıkan tehlikeye düşer, helak olur.
Onun için bu mübarek ayetin bereketi, inşallah üzerimizde olsun.
İstikamet üzerine olalım inşallah.
Dediğimiz gibi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hususiyetleri çoktur.
Busiri Hazretleri, "Muhammedün beşerün ve leyse kel-beşer. Bel hüve yâkûtetün ven-nâsü kel-hacer" demiştir.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem insandır ama diğer insanlar gibi değildir.
Nasıl ki yakut da bir taştır ama diğer taşlar gibi değildir;
O, mücevher olan yakut da bir taştır, fakat onun bir tanesi bütün dünyanın taşlarına bedeldir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kıymetine, zahiri olarak kimse yetişemez; ne kuvvetine ne de hâline.
Manevi olarak ise zaten imkanı yoktur.
Allah, şefaatine nail eylesin.
Onun muhabbetine nail eylesin inşallah.
En mühim şey odur.
2025-07-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle, insanları imtihan için yaratmış ve bu dünyayı bir imtihan yeri kılmıştır.
İyilik yapan, iyilik bulur.
Hem dünyada iyilik bulur, hem de ahiretini zaten kazanmış olur.
Ama kendi bildiğini okumaya kalkarsa, o zaman zarar eder.
Ne huzur bulabilir ne de bir iyilik görür.
Allah Azze ve Celle, iyilik ve güzellik yolunu tarif etmiştir.
Bu yoldan giden rahat eder.
Bu yolu terk eden ise huzursuz olur ve hiçbir fayda görmez.
Allah, Kur'an-ı Kerim'de bize güzel yolu gösterir.
"Size iyiliği, güzelliği ve huzuru vadediyorum" der.
Allah Azze ve Celle, kulları için daima iyilik ister.
Şeytan ise kötülük, zarar ve huzursuzluk ister.
İnsanın kötülük yapmasını, huzursuz olmasını arzular.
İnsanlar da ne yazık ki ona meylediyor.
Ona meyledip sonra da "Neden başıma bunlar geldi?" diye şaşırıyorlar.
Halbuki şaşıracak bir şey yok; sen kendin iyiliği bırakıp kötülüğün peşine düşmüşsün.
Daha ne bekliyorsun?
İnsanoğlu, Allah Azze ve Celle'nin gösterdiği yola uyarsa, hiçbir zaman huzursuz olmaz.
"Huzursuzum" diyen insan yalan söylüyor demektir; çünkü o yolda doğru gidememiştir.
Zira doğru yol, Allah'tan gelen her şeyi "Allah'tandır" diye iman edip kabul etmektir.
Bunu kabul edince her şey kolaylaşır.
"Ben Müslümanım, beş vakit namazımı kılıyorum, ibadetimi yapıyorum ama işlerim hep ters gidiyor" diyen insanın imanı zaten kamil değildir.
İmanı tam olan bir insan, bu dünya işlerinden ve hayatın getirdiklerinden asla rahatsızlık duymaz.
Allah hepimize hakiki imanı nasip etsin; zira en büyük nimet odur.
O iman olduktan sonra, dünyada hiçbir şeyin olmasa bile sen yine dünyanın en bahtiyar insanısın.
Aksi takdirde, her şeyin olsa bile sana bir fayda vermez ve yine en huzursuz insan sen olursun.
Allah muhafaza eylesin.
Cümlemize kamil iman nasip etsin inşallah.
2025-07-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ (9:105)
İyi işler yapın, buyruluyor; zira Allah Azze ve Celle yaptıklarınızı görecektir.
İyi de yapsanız, kötü de yapsanız, hepsi Allah Azze ve Celle'nin huzuruna arz olunacaktır.
Ve ona göre hesap vereceksiniz.
Tabii günümüz insanoğlu, ne yaptığını, ne edeceğini bilmez bir hale gelmiş.
Nefsi ne istiyorsa onu yapıyor.
İbadetlerini ya kendi kafalarına göre yapıyorlar ya da hiç yapmıyorlar.
"Bir şey olmaz" veya "böyle bir şey yok" diye düşünüyorlar.
Ama esasen Allah Azze ve Celle, "Her şeyi güzel yapın" buyuruyor.
Dediğimiz gibi, eski insanlarda sabır vardı, düşünce vardı.
Hangisi daha makbul, hangisi daha güzel olur diye her işlerinde dikkat ederlerdi.
Yediklerine, içtiklerine, giydiklerine, konuştuklarına dikkat ederlerdi.
Hatta oturdukları yere, yapacakları eve varıncaya kadar her şeyi usulüne göre yapmaya çalışırlardı.
Her şeyi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem nasıl yaptıysa, sünnetine uygun şekilde yapmaya gayret ederlerdi.
Onların bu yaptığı, hem dünya hem de ahiret için en güzel olandı.
Şimdiki insanlar ise, yaklaşık yüz senedir, gün geçtikçe daha iyiye değil, daha kötüye gidiyorlar.
Neden böyle kötüye gidiliyor?
Çünkü insan nefsine tabi olmuş.
Nefis, "Daha iyi, daha güzel olur" diyerek ne istiyorsa onu yaptırıyor.
Halbuki sonuç daha kötü, daha berbat oluyor.
Bu yüzden Allah yolunda olan, Allah'a ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem 'in yoluna dönen insan, muhakkak hem dünyada hem ahirette kazançlı çıkar.
Maddi ve manevi kazanç elde etmiş olur.
Başka yollar veya başka şeyler aramaya gerek yoktur.
Yol bellidir, önümüzdedir.
Bizler bu güzel, nurlu ve saadet yolu üzerindeyiz.
Başkalarının gösterdiği veya söylediği şeylere itibar etmeye gerek yoktur.
Bize zarar vermemeleri için onlardan uzak durmak gerekir.
Allah, insanları kendi nefislerinin ve yaptıkları işlerin şerrinden muhafaza eylesin.
2025-07-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah'a şükür, bu mübarek günlerde güzel ziyaretler yaptık.
Şeyh Baba'nın türbesini ve Kıbrıs'taki Hala Sultan'ı ziyaret ettik; bu topraklarda nice evliyalar, sahabeler vardır.
Yeryüzü Allah Azze ve Celle'nindir.
O, dilediğini getirir, dilediğini götürür; her şey O'nun emriyledir.
Allah'a şükür, orası bir İslam yurduydu.
Burası bir İslam yurdu olduğu için, üzerinde kimin olduğunun bir önemi yoktur.
Allah inşallah hayırlıları başa getirir, kötüleri ise değiştirir.
Dünyanın hali böyledir.
İnsanlar dünyaya dalmış, ne yaptıklarını bilmezler.
Fakat bilen de gören de Allah Azze ve Celle'dir.
Bu yüzden İslam'da ümitsizlik yoktur.
لَا تَقۡنَطُواْ مِن رَّحۡمَةِ ٱللَّهِۚ (39:53)
Allah Azze ve Celle, "Ümitsizlik olmaz," buyuruyor.
"Rahmetimden ümidinizi kesmeyin," diye emrediyor.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "Kalpler Allah'ın kudret elindedir," buyuruyor.
Dilediği an kalpleri kötüden iyiye çevirir.
İyiden kötüye de çevirebilir; Allah muhafaza etsin.
Bu yüzden dikkat etmek gerekir.
İnsan dikkat etmelidir, zira Allah kulunun niyetine ve kalbine göre muamele eder.
Eğer bir insan, "İbadetlerimle devamlı Allah'a yaklaşayım" diye niyet ederse, Allah'ın izniyle O da o kulu muhafaza eder ve yoldan çıkarmaz.
Fakat yoldan çıkanların da halini Allah Azze ve Celle tebdil edebilir.
Muhakkak ki O, yöneleni doğru yola çevirir, yönelmeyeni çevirmez.
Ama yine de ümitsizlik yoktur.
Allah Azze ve Celle hepimizi ve bütün insanları ıslah eylesin.
Bizi de Allah nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
2025-07-07 - Lefke
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu nice güzel sözler vardır.
Elbette, onların hepsi birbirinden güzeldir.
Bizler de her defasında bu sözlerden bazılarını duyar, bazılarını okur, bazılarını da hatırlarız.
İşte o güzel sözlerden biri de şöyledir:
"İnnema ya'muru mesacidallahi men amene billahi ve'l-yevmi'l-ahir."
(Mealen) Allah'ın evlerini, yani mescitlerini, ancak Allah'a, Peygamberine ve ahiret gününe inanan kimseler imar eder.
Bu hayrı işlemek nasip olan insanlar, çok şanslı insanlardır.
Onlar şanslıdır, çünkü yaptıkları bu hayır kesintisiz devam eder.
Bu hayrın sevabı hem onlar yaşarken hem de kıyamete kadar aynı şekilde devam eder.
Zira nice insan mescitler ve benzeri eserler yapmıştır.
Ancak o insanlar vefat ettikten 50, 100, bazen de 200 sene sonra o eserlere bir şey olur ve ortadan kaldırılırlar.
Yerlerine başka binalar inşa edilir.
Fakat Allah Azze ve Celle, o eserin sevabını, sanki hala ayaktaymış gibi vermeye devam eder.
İşte bu yüzden cami ve mescit yapmak, bunu yapana nasip olan büyük bir şanstır.
Elbette bu herkese nasip olmaz.
Bunu yapabilen kişi, Allah'ın şanslı bir kuludur.
İşte her yerde Osmanlı atalarımız, onlardan öncekiler ve onlardan sonrakiler nice eserler yapmışlardır.
Pek çok mescit ve cami inşa etmişlerdir.
Bizim adamızda da, bu mübarek adada da durum böyledir.
Adanın üzerindekilerden bahsedecek olursak...
Peygamber Efendimiz'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurduğu gibi burası "Ceziretü'l-Hadra", yani Yeşil Ada'dır; mübarek bir adadır.
Üzerinden milyonlarca insan gelip geçmiştir.
İyiler de geldi, kötüler de; ama hepsi çekip gitti.
Baki kalan ise yalnızca salih amellerdir.
Onları işleyenler için kalıcı olan da işte budur.
Yoksa bu adanın asıl kıymeti, Peygamber Efendimiz'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) işaret ettiği mübarek mekanlardadır.
Bu kıymet; içinde Allah Azze ve Celle'ye zikredilen camiler, dergahlar ve evler sayesindedir.
O mekanların bereketiyle, adaya gelenlere dahi bereket ulaşır.
Adanın şimdiki sakinleri "inanıyoruz" ya da "inanmıyoruz" deseler de fark etmez.
Sen de ister inan, ister inanma.
Vaktin geldiğinde sen de süpürülüp gideceksin ve yerine bir başkası gelecek.
Allah dilediğini getirir, dilediğini götürür.
Bu şans herkese nasip olmaz.
İşte bu yüzden kıymet bilmek gerekir.
Ne yazık ki bizim insanlarımız bu şuurdan mahrum kalmışlar.
Dünyayı kalıcı bir şey zannediyorlar.
Halbuki dediğimiz gibi, dünya kalıcı bir yer değildir; buradan milyonlarca insan gelip geçmiştir.
Geride kalan tek şey, hayır ve hasenattır.
Bunlar Allah indinde ne kaybolur ne de zayi olur.
İnşallah yarın, Larnaka'da Hala Sultan tarafında, ecdat yadigarı Osmanlı'dan kalma mübarek bir cami var.
İnşallah o caminin yeniden açılışı yapılacak.
O cami kapalı olduğu günlerde bile Allah Azze ve Celle, onu yapanlara sevabını vermeye devam etmiştir.
Allah, o hayır ve hasenatın ecrini onlara kesintisiz olarak lütfetmiştir.
Allah hepimize böyle camiler yapmak gibi hayırlı işler nasip etsin.
Yaptıklarımız insanlığa faydalı olsun inşallah.
Allah'ın bereketi hepimizin üzerine olsun.
Çünkü atalarımızın eserlerinin yeniden ihya edilmesi hepimizin faydasınadır.
Bir eser, bir cami harabe olduğunda sevabı elbette sahibine ulaşmaya devam eder.
Ancak o mekan yeniden ihya edildiğinde; içinde kılınan namazlar, edilen zikirler ve tesbihatlar o beldeye ve o yöreye bereket getirir.
İnsanların hidayetine ve nurlanmasına vesile olur.
Allah böyle mekanların sayısını artırsın.
Harabe olanların da en tez zamanda yeniden açılmasını nasip eylesin.
Çünkü bu işlerin önünde bazen maniler olabiliyor; kimisi elimizde olan, kimisi de elimizde olmayan maniler...
İnşallah Allah, o manileri de ortadan kaldırır.
2025-07-06 - Lefke
Subhanallah, Allah'ul-Hallâkul Azîm.
Allah Azze ve Celle'nin yarattıkları karşısında akıllar hayrete düşer; O'nun mülküne hayran kalır.
Akıl, O'nun hududuna zaten erişemez.
Bütün kâinatı bir araya getirseniz, O'nun yaratışındaki tek bir noktanın hikmetine dahi erişemezsiniz.
Allah Azze ve Celle öyle azametli bir Rabbimizdir ki, insanoğlu iki şey öğrenince kendini bir şey zannedip diğer insanlara üstünlük taslamaya kalkar.
Kur'an-ı Azimüşşan'da ise her şey yazılıdır.
Hepsi birbirinden güzeldir ama bir misal vermek gerekirse:
مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ (20:55)
Yani Allah, insanoğlunu bu yerden, bu Küre-i Arz'dan yarattı.
Adem Aleyhisselam'ın toprağı buradan alındı.
Önce cennete konuldu, ama sonra yine buraya döndürüldü.
Ve bu toprağa defnedildi.
Defnedildikten sonra, kıyamet günü insanoğlu ikinci kez yaratılacak.
Ve biz hepimiz işte bu yerden, bu yerküreden, Küre-i Arz'dan yaratıldık.
Ayet "Sizi ondan çıkardık" diyor.
Sonra yine toprağa döneceğiz, toprak olacağız.
Ve Allah Azze ve Celle, bizi ilk yarattığı gibi ikinci defa, aynı etimizle, kemiğimizle, her şeyimizle yeniden yaratacak. İşte o zaman bu yeryüzünün vazifesi bitmiş olacak.
O vakit artık insanlar ya cennete ya da cehenneme gider.
Yeryüzünün, Ademoğulları için bir lüzumu kalmaz.
Fakat Allah'ın yaratması devam eder, çünkü Allah yaratıcıdır.
Bizi yarattıktan sonra başka bir şey yaratmayacak diye bir kaide yoktur.
"Hallâk" diyor; Hallâk, "daima yaratan" demektir.
O'nun yaratıcılığı kesintisiz devam edecektir.
Bizim yerimiz ise burasıdır.
Bu topraktan yaratıldık ve yine buradan ahirete gideceğiz.
Peki, aklı kıt milleti kandırmak için ne yapıyorlar?
"Yok şuraya gideceğiz, Ay'a gideceğiz" diyerek kandırıyorlar.
Şimdi Ay'ı da bıraktılar, çünkü o çok yakın.
"Başka gezegenlere, Mars'a gideceğiz, oralara yerleşeceğiz" diyorlar.
Yahu sen, daha yeryüzünün zorlu bir köşesine bile gitmeye üşeniyorsun.
Bir de onca masraf... Bunlar olacak iş değil.
Bu akıl kârı değil ama insanlar inanıyor.
İnsanoğlu da kanıp "Ne olacak, ne yapacağız?" diye soruyor.
Olacağı şu: Bu topraktan yaratıldık, yine bu toprağa döneceğiz ve sonra, vakti geldiğinde ikinci kez yaratılacağız.
Ne bir uzay mekiğine, ne bir rokete, ne de başka bir şeye ihtiyaç var.
Allah Azze ve Celle, herkesi en güzel şekilde ait olduğu yere ulaştıracak.
Cennetlik olan cennete, cehennemlik olan cehenneme gider.
Arafta olanlar ise bir müddet bekledikten sonra, Allah'ın haklarında vereceği hükme göre yerlerini bulacaklar.
Yani, bu insanların "biliyoruz" diye anlattıkları şeylerin bir aslı yoktur.
Aslında Allah Azze ve Celle, insanlara acizliklerini görsünler diye ilim verir.
Ama bazıları bu acizliği görmek yerine, o ilimle daha da çok bilmiş kesilirler.
Bizim dünyamızda ne kadar kıymetli maden, ne kadar mücevher varsa, gökyüzünde bunların milyarlarca kat fazlası var.
Ama insanoğlu işte onları alamıyor, "Bunları nasıl alacağız, ne yapacağız?" diye çırpınıp duruyor.
Allah, adeta, "İşte bunlar burada duruyor, hadi alabiliyorsan gel al" dercesine onları gösteriyor.
Bu demektir ki, Allah Azze ve Celle bize bunları acizliğimizi anlayalım diye örnek veriyor.
Allah'a yönelelim, O'ndan rahmet, merhamet ve mağfiret dileyelim diye bunları gösteriyor. Ama şeytan insanoğlunu çok çabuk kandırıyor.
"Akıllıyız" diyen bazı insanlar var ya...
İşte en çok kandırılanlar onlardır.
Allah hepimizi muhafaza etsin, doğru yoldan ayırmasın.
Çünkü insan, Allah Azze ve Celle'nin yarattığı o en güzel biçimi "daha iyi yapacağım" diye değiştirmeye kalktığında, onu daha da kötüleştiriyor.
Onu her bakımdan işe yaramaz bir mahlûka çeviriyor.
Allah Azze ve Celle en güzel şekilde yaratmışken, şeytan da onu en çirkin şekle sokmaya çalışıyor.
Allah muhafaza etsin.
Allah aklımızı başımızdan almasın inşallah.
2025-07-05 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Âli Ashabı, sahabeler, nereye giderse gitsin, orası nurla dolar.
Oranın bereketi artar.
Oranın manevi nuru artar.
Allah'a şükürler olsun ki, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu Kıbrıs Adası için "Cezîretü'l-Hadrâ", yani "Yeşil Ada" diye buyurmuş.
İşte sahabelerinden bir kısmı da, o adayı fethetmek üzere yola çıkmışlar.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, bir gün rüyasında bu seferi görür.
O sırada Hala Sultan'ın kucağında yatarken gözü dalmıştır.
Hala Sultan, "Yâ Resûlallah, ben de onlardan mıyım?" diye sorunca, "Evet, sen de onlardansın" buyurur.
Kısa bir süre sonra Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem tekrar gözü dalar.
Ve yine bir rüya görüp tebessümle uyanır.
Bu defa gördüğü rüyayı şöyle anlatır: "Sahabeler, tahtlara kurulmuş, Cezîretü'l-Hadrâ'yı fethetmeye giderken gördüm."
Hala Sultan yine, "Ben de onlardan mıyım?" diye sorar, fakat Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu defa sessiz kalır.
Hala Sultan Hazretleri, bu sükûttan oraya ilk gidenlerden olacağını anlar.
Ve nitekim, seksen yaşında katıldığı o seferde, bindiği at tökezleyince, Hala Sultan Hazretleri yere düşer ve orada şehadete erer.
Şehadet, büyük bir mertebedir.
Bütün sahabelerin arzuladığı bir makamdır.
Bu yüzden şehadet asla kötü bir şey olarak görülmemelidir.
Hazreti Hamza şehit oldu.
Hazreti Hüseyin Efendimiz şehit oldu.
Ehl-i Beyt'ten pek çok şehit verildi.
Şehadetle onların zaten yüce olan mertebeleri daha da yükselir.
Makamlarına ilaveten, bir de şehadet şerefi onlara ikram edilmiştir.
İşte bu yüzden günümüzde bile insanlar, evlatları şehit olduğunda metanet gösterirler.
"Oğlumuz Allah rızası için şehit oldu" diyerek teselli bulurlar.
Dolayısıyla şehadet büyük bir mertebedir.
Onu kötü bir son olarak görmek doğru değildir.
Oysa asıl üzücü olan, Hazreti Halid bin Velid Efendimiz'in buyurduğu gibi: Vücudumda kılıç, hançer veya mızrak değmemiş bir karış yer yoktur...
Yaralarım ağır ve sayısız ama şehit olamadım. Hayvanlar gibi döşeğimde ölüyorum diye yakarır.
Hazreti Halid, şehit olamadığı için büyük bir üzüntü içindeydi.
Allah ondan razı olsun.
İşte bu yüzden Müslüman, hikmet sahibi olmalıdır.
Şeyhine, mürşidine bakmalıdır.
Ne diyor, ne yapıyor, vaziyeti nedir?
Bizim için en hayırlısı nedir?
Bunları idrak etmesi lazım.
Ona itaat ederek o manevi fazilete ermeye çalışmalıdır.
Kazanılacak asıl fazilet budur.
Allah Azze ve Celle kuluna ne ikram ettiyse, onda mutlaka büyük bir hayır olduğunu bilmek gerekir.
Allah makamlarını âli eylesin.
Bugün, şühedanın seyyidi, şehitlerin efendisi Hazreti Hüseyin aleyhisselam ve yarenlerinin şehadet günüdür.
Onlar şehadeti şerbet gibi içtiler.
Oysa niceleri yataklarında ölmüş.
Onların eriştiği bu mertebeye erişemeyen nice insan var.
Allah hepimize onların faziletinden ikram etsin inşallah.
Allah makamlarını âli eylesin inşallah.
Bugün Aşure Günü, çok mübarek bir gündür.
İnşallah şimdi sohbetten sonra dört rekâtlık Aşure Günü namazı var.
Onu hep beraber kılacağız inşallah.
Ardından da gücü yetenler bin defa İhlas Suresi'ni okusun.
Bu da amel defterine bir hayır olarak geçmiş olur.
Bir de bugün gusül abdesti almak vardır.
Gusül imkânı olmayan için deniz var, ne de olsa hava sıcak.
Sübhanallah, bu günler de tıpkı Hazreti Hüseyin'in şehadetindeki gibi sıcak geçiyor.
Oldukça sıcak bir hava var.
Allah yapacağımız ibadetleri, taatleri ve hayırları hepimiz adına kabul eylesin inşallah.
Allah İslam'a nusret versin.
Onların bereketiyle ve Allah'ın izniyle, bütün dünya İslam'la selamete kavuşacaktır.
Zira dünya ancak İslam'la selamete erer.
Başka hiçbir yolla bu mümkün olmaz.
Şeytanların yaptıklarıyla bu dünya selamete kavuşmaz.
Şeytanla ne gerçek barış olur, ne iyilik, ne de güzellik.
İslam'la selamet olur.
Her güzellik İslam'dadır.
Allah bunu herkese nasip etsin.
İnşallah tez zamanda Mehdi aleyhisselam gelir ve Mehdi aleyhisselam geldiğinde, nice sırlar açığa çıkacaktır.
Pek çok sır aşikâr olacaktır.
O sırlar açığa çıktığında, Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Tarîk mensuplarının ne kadar haklı olduğunu herkes görecektir inşallah.
Ve elbette, sohbetin başında da zikrettiğimiz Hazreti Hala Sultan'ın kerametleri, feyzi ve bereketi süreklidir.
Tasarrufu, yani manevi etkisi de daimdir.
Zira onlar makamlarında ölü gibi yatmazlar.
Kim neye muhtaçsa ve ondan isterse, verirler; ama istemeyene bir şey vermezler.
İşte bu yüzden, Allah onların himmetini üzerimizden eksik etmesin.
Bereketleri üzerimize olsun.
Korumaları ve himayeleri daima üzerimizde olsun inşallah.
Allah bu mübarek günlerinizi hayırlı eylesin inşallah.
2025-07-04 - Lefke
Bu mübarek Muharrem ayının faziletleri üzerimize olsun.
Bu ayın fazileti çok büyüktür.
Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Muharrem ayında tutulan bir günlük oruç, otuz günlük oruca bedeldir.
Her bir günü, otuz güne bedeldir.
Elbette, ayın başından onuncu gününe kadar oruç tutmak daha iyidir.
Bunu yapamayanlar ise ya dokuzuncu ve onuncu günleri ya da onuncu ve on birinci günleri tutabilirler.
Bu, Aşure Günü'ne denk gelir ki o, çok büyük bir gündür.
Allah Azze ve Celle bu günü insanlara bir hediye olarak vermiştir.
İsteyen bu hediyeyi alır.
Bu hediye bütün insanlık içindir.
Peki, insan bu hediyeyi nasıl alacak?
Allah'a iman ederek o günden istifade edecektir.
İşin aslı budur; yani kimse, insanların bu günden faydalanmasına mani olmuyor.
Hayır, bu fayda herkese açıktır.
Bu günler, Allah'a iman etmeye ve O'nun emrettiği şekilde yaşamaya bir vesile olur.
Böyle yaşayan birinin her günü faziletle, sevapla ve güzellikle dolar.
Bunu yapmayan ise çok şey kaybetmiş olur.
Onun her günü faydasız, hatta zarardan başka bir şey getirmez.
İşte bu yüzden Muharrem ayı mübarek bir aydır.
Ramazan'da oruç farz kılınmadan önce, oruç Muharrem ayında tutulurdu.
Farz olunca, bu ibadet Ramazan ayına geçti.
Yani orucun farziyeti Ramazan ayında olmuştur.
Dediğimiz gibi Muharrem ayında peygamberler mertebelerine erişmiş, kimilerine peygamberlik verilmiştir.
Aynı şekilde, evliyalar da vilayet mertebelerine Aşure Günü, yani on Muharrem'de nail olmuşlardır.
O gün pek çok önemli hadise meydana gelmiştir.
Adem Aleyhisselam'ın affedilmesi, Nuh Aleyhisselam'ın gemisinin tufan sonrası karaya oturması, Musa Aleyhisselam'ın kurtuluşu ve İdris Aleyhisselam'ın göğe yükseltilmesi gibi çok sayıda hadise bu günde yaşanmıştır.
Bu günde çok güzel hadiseler olmuştur.
Bu sebeple bu, mübarek bir gündür.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bu orucu tutardı.
Medine'ye hicret ettiğinde, Yahudilerin de bu günü oruçlu geçirdiğini görünce, "Bu güne biz daha layığız" buyurmuştur.
Onlara muhalefet olsun diye de orucu ya ayın dokuzuncu ve onuncu ya da onuncu ve on birinci günleri olmak üzere iki gün tutmuştur.
Bu mübarek günün hem manevi olarak büyük faydaları hem de maddi bereketleri vardır.
Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, o gün gusül abdesti alan bütün sene sıhhatli olur, sıhhatle geçirir.
O gün gözüne sürme çeken, sene boyunca göz ağrısı çekmez.
Sadaka veren kimseye bolluk verilir.
O gün evine, çoluk çocuğuna, ailesine cömert davranıp hediyeler alanın o senesi bereketli geçer.
Bu ayın hem manevi hem de zahiri bereketleri vardır.
İslam'ın emirlerinde muhakkak bir fayda, yasaklarında ise bir zarar vardır.
İnsan nefsinin istediği haram bir şeyi yaptığında, hem nefsi daha beter azar hem de vücudu zarar görür.
Bu sebeple, İslam'ın ve Allah Azze ve Celle'nin bize hediye ettiği şeyler, hem zahiren hem de batınen kesinlikle faydalıdır ve güzellik getirir.
Bugün aynı zamanda Peygamber Efendimiz'in sallAllahu aleyhi ve sellem mübarek torununun da ashabıyla birlikte şehit olduğu gündür.
Onların da... İslam'da her Müslüman için şehadet büyük bir nimettir.
O ise Seyyidü'ş-Şüheda'dır, yani şehitlerin efendisidir.
Bu sebeple o, bu mertebeye nail olmuştur.
O mertebe ile Hak katında en yüksek derecelerdedir.
Ağlamak, üzülmek; bir mertebe veya karşılık yoksa olur.
Peygamberimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, şehidin hissettiği acının bir iğne batması kadar bile olmadığını söylüyor.
Artık düşünün, O'nun mübarek göz bebeği, sevdiği torunu şehit olurken en güzel hallerde lezzet duymuştur.
Hüseyin Efendimiz Aleyhisselam, Peygamberimizin torunudur.
Bu yüzden, İslam'a ve Peygamber Efendimizin gösterdiği yola uymayan bazı ritüeller kabul olmaz.
Onlara başvuranlar boşuna işler yapmış olur, hiçbir fayda elde edemezler.
Allah Azze ve Celle onu en güzel mertebelere yükseltmiştir.
Allah, cennette bizi de onun komşuluğuna nail eylesin inşallah.
Bunu diliyoruz.
Onların makamları yüce olsun, bereketleri üzerimize olsun.
Şehadet çok büyük bir mertebedir.
O şehadet, bize şefaatçi olsun inşallah.
Allah bu günümüzü mübarek eylesin.
Bugün değil de, bugün ayın dokuzudur.
Yarın onuncusudur.
Yarınki vazifeleri yapmak için bunları söylüyoruz.
Ayrıca yarın kılınacak dört rekatlık bir namaz vardır.
İsteyen istediği vakitte kılabilir.
Tabii ikindi vaktinden önce olması gerekir, zira ikindiden sonra nafile namaz kılınmaz.
Bu namaz dört rekattır ve her rekatta Fatiha'dan sonra on bir defa İhlas Suresi okunur.
Namaz bittikten sonra, "Hasbünallahu ve ni'mel vekil, ni'mel Mevla ve ni'mennasîr. Gufraneke Rabbena ve ileykel masîr." duası yetmiş defa okunur.
Ondan sonra da özel bir duası vardır.
O dua da yedi defa okunacaktır inşallah.
O duayla, o günün bereketi üzerimize olur inşallah.
Allah mübarek eylesin.
Bereketleri üzerimize olsun.
O yüce makamların bize de faydası olsun inşallah.
O peygamberlerin, evliyaların, salihlerin, şehit ve şühedanın makamları âli olsun inşallah.