السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-07-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul

مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ (64:11) Bir musibet başa gelecekse, Allah Azze ve Celle'nin izniyle gelir. O yüzden Allah'a yalvarmak lazımdır. Yani başa gelince de, gelmeden de yalvarmak lazım. Şimdi Allah'ın hikmeti, bakın bu son senelerde her tarafta yangınlar çıkıyor. Yangınlar oluyor. Bir türlü zapt edemiyorlar. Bunlar Allah'ın emriyle olduğundan, yine O'nun lütfuyla gitmesi için de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem bir yol göstermiştir. Nasıl yapılacak diye. "Yangın gördüğünüzde tekbir getirin." Tekbir, o ateşi söndürür. Tekbir nedir? Allah'ın büyüklüğünü ikrar etmektir. Allah Azze ve Celle'den yardım istemektir. Tekbir, küfrün ateşini söndürür. Bu dünya ateşi, onun yanında çok az kalır. O yüzden tekbir küçümsenecek bir şey değildir. İnsanlar istedikleri kadar söylensin, alay etsinler ama bu bir gerçektir. Allah Azze ve Celle'nin kudreti ve lütfuyla o musibet gider. Buna muhakkak inanmak lazım. Allah'a şükür, kaç defa buna şahit olduk. Şeyh Baba'yla beraber, bizim Kıbrıs'ta, Lefke etrafında oldu. Tabii Kıbrıslıların dinden imandan pek haberleri yok. Yine de son çare olarak Şeyh Baba'yı çağırdılar. Beraber, Allah'a şükür, gitmiştik. Akşama yakındı. Eğer geceye kalsaydı, söndürmenin imkanı yoktu. Şeyh Baba'yla o tepeye çıkıp oradan tekbir getirmeye başladık. O ateş, Allah'a şükür, akşam ezanı okunmadan söndü. Tekbir getirmeye başlayınca, ateş yavaş yavaş sönüp bitti, Allah'a şükür. O yüzden, yangın olan yerlerde tekbir getirmek lazım. Tekbir mühimdir. Tekbir, Allah Azze ve Celle'nin büyüklüğünü dile getirmektir. Allahuekber. Allahuekber demek, "Allah en büyüktür" demektir. Kimse O'nun gibi büyük değildir, ama bunu anlamayan çok akılsız insan var. "Şu büyüktür, bu büyüktür" derler. Kimse büyük değildir. Hiç kimsenin zerre kadar hükmü yoktur. Allah Azze ve Celle'ye karşı iddiada bulunanlar daima hüsrana uğramıştır. Ta Adem Aleyhisselam'dan bugüne kadar tarihe bakın, "ben büyüğüm" diyen hiç kimse bir şey kazanamamıştır. Büyüksen hani, neredesin? O yüzden Allah'a tövbe edip, istiğfar edip tekbir getirirsek, bu musibetler de Allah'ın izniyle gider. Allah lütfetsin, merhamet etsin bize inşaAllah.

2025-07-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ (11:112) Hud Suresi'ndeki bu ayet için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Saçımı ağarttı," buyurmuştur. Bu ayet kısa görünse de, bütün insanlık için en mühim konuyu içerir. İstikamet, yani doğruluk demektir. Her işte, insanlarla ilişkilerde, her şeyde doğruluk... Fakat şeytan, "Doğru olursan kaybedersin. Eğri yollara sap, daha çok kazanırsın," diyerek insanları kandırmıştır. Bu, şeytanın bir oyunudur. İstikametten ayrılıp bu oyuna kananın, yaptığı hiçbir işten hayır gelmez. İstikamet üzere olunduğunda ise Allah Azze ve Celle'nin inayeti ve bereketi sizinle olur. Dolandırıcılık ve yalanla kazanacağınızı sandığınızın bin kat fazlasını, bereketle kazanırsınız. O eğri yollardan elde ettiklerinizin size hiçbir faydası dokunmaz. Aksine, sadece zarar getirir. Çünkü hem yalan yanlış işler yapar, hem de başkalarına ve kendinize zarar verirsiniz. İnsanlar birbirine bakıp bu sahtekarlıkları "uyanıklık" veya "akıl kârı" zanneder. "Böyle yapınca kazanılır," diye düşünürler. "Ahmak gibi dürüst olmaya ne gerek var? Doğruluğun kime ne faydası var ki?" derler. Halbuki Allah Azze ve Celle tam da bunu, dürüstlüğü emrediyor: "Doğru olun. Doğru yoldan sapmayın. Doğruluktan ayrılmayın. Bunu yapın ki bütün insanlık fayda görsün." Bu yapılmayınca da, dünyanın hali işte ortada. İstikamet üzere olan insan sayısı maalesef çok az. Fakat bu mühim değil. Bütün dünya yoldan çıksa bile, sizin onlara uymanız şart değil. Onlar gibi olmak zorunda değilsiniz. Siz Allah Azze ve Celle'nin emrini yerine getirin. Başkalarına bakmayın. Herkes kendinden mesuldür. Ahirette herkesin sevabı da günahı da kendi boynunadır. Allah muhafaza eylesin. Allah hepimizi istikametten ayırmasın.

2025-07-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Muhabbetullah, muhabbet-i Resul, hubb-ul mü'minin. Allah'ın sevgisi, Peygamber sevgisi, iman edenin sevgisi, müminin vazifesidir. Bu sevgi, muhabbet olmadan kuru bir şeydir. Yaş, hayat olmayan bir şeydir. Muhabbet, sevgi, hayat verir her şeye. Muhabbet-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Habibullah, Allah'ın sevgilisidir. Onun yolu sevgi yoludur, Allah yoludur. Müminler birbirlerini sevmesi lazım. Mümin olan kusur aramaz. Kusuru örter. Münafık olan kusur arar. Bir ayıp arar insanlarda. Kendini, nefsini daha yüksek göstermeye çalışması, kendini beğenmişliğe sebep olur. Bencillik, enaniyet, onlar şeytanın sıfatı. Müminin sıfatları değil. Nefsi terbiye edip de onlardan kurtulmak lazım. Onu yapmayan bir ilerleme olmaz. İmanında iyi bir ilerleme olmaz, gerileme olur. Gördüğümüz gibi dünya, bütün dünya birbirlerine düşmanlık, kötülük yapmaya uğraşan insanlarla dolu. Onun için dünya vaziyeti iyi olmuyor, iyi değildir. Muhakkak Allah azze ve celle onu düzeltmek için bir kulunu gönderir. O kul da Allah'a şükür, müjdelenmiş olan kul Mehdi aleyhisselam'dır. İnşallah onu beklemek ibadettir. Onu da inanıp da beklemek ibadettir. Şimdi bazıları yok doğrudur, doğru değildir diye alim geçinen insanlar var, alim olmayan insanlar var. Onların yolu insanları şaşırtmak, insanları şüpheye düşürmek, imanlarını azaltmaktır. Mümin olan dediğimiz gibi, iman edecek. Allah azze ve celle kalbini açar. Kalbine hakikatleri gösterir. O da Allah azze ve celle'nin bir nimetidir. Allah ondan eksik etmesin inşallah. Onu ziyade etsin. Ne kadar çok olursa o kadar faydası var. Kötülüğün çokluğu fayda değil, zarardır. İyiliğin, imanın çokluğu faydadır. Allah o faydalarımızı daim nasip etsin inşallah.

2025-07-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيۡلِ هِيَ أَشَدُّ وَطۡـٔٗا وَأَقۡوَمُ قِيلًا (73:6) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, gece yapılan ibadet daha meşakkatlidir. Bu, insan için de daha zordur. Bu yüzden gece ibadetini yapan bir insan, gündüz ibadet edene göre kat kat daha fazla sevaba nail olur. Ahmed el-Bedevi Hazretleri buyurur ki; gece kılınan bir rekat, gündüz kılınan namazlardan daha faziletlidir. Mısır'da medfundur ve her tarafta onu sevenler, ona tabi olanlar çoktur. Biz de burada da onun, onun himayesinde, onun misafiri olarak onun dergahında kalıyoruz. Ahmed el-Bedevi Hazretleri tecellisi büyük olan evliyalardandır ve çok sevenleri vardı. Ona tabi olanlar pek çoktu. Tabii her vakit tecelli değişir. Burada az olsa bile, onun himayesinde olmamızın bereketi üzerimize olur inşallah. İşte onun bu güzel sözüne göre, gündüz ibadetine kıyasla gece ibadetinin bir rekatı, bin rekata bedeldir. Gece ibadeti nasıl yapılır? Yatmadan önce abdest alıp iki rekat namaz kılan kimse, geceyi ihya etmiş (kıyamul leyl) sayılır. Ayrıca sabah namazından biraz önce kalkıp teheccüd namazı ve başka nafile namazlar kılınabilirse, her biri geceyi ihya etmek demektir. Bu ibadetin fazileti, Allah katında mahfuzdur. Allah'ın ne kadar sevap vereceğinin hesabını ancak O bilir. Aynı şekilde, teheccüd vaktinde, insanlar uyurken yapılan dua da makbul dualardandır. Allah Azze ve Celle, bu ibadetin ecrini ve sevabını hem dünyada hem de ahirette verir. İnsanın huzur bulması için en mühim şeylerden biri de bu amelleri yapmasıdır. Bunlar farz değil, nafile ibadetlerdir; ancak nafileler insanın manevi ve ruhani kuvvetini artırır. Bu manevi kuvvet de bedenin maddi kuvvetinden daha mühimdir. Çünkü manevi kuvvet, insanın nefsini terbiye etmesine vesile olur. Eğer bu olmazsa, vücudu ne kadar beslersen besle, arzu ettiği her şeyi versen de bir faydası olmaz; zira hayvanlar da aynı şekilde sadece yiyip içip semirirler, manevi bir faydaları olmaz. Bu yüzden manevi fayda için, gece namazı olarak en azından yatmadan önce iki rekat (kıyamul leyl) ve sabah namazından önce de iki, dört, sekiz, ne kadar kılınabilirse teheccüd kılınmalıdır; en azından iki rekat kılınsa bile bütün gece ihya edilmiş gibi olur. Bunun faydasının haddi hesabı yoktur. Allah herkese nasip etsin, kolaylık versin. Çünkü çoğu insan "kalkamam, yapamam" der; bu durum, nefsin ağır basmasından kaynaklanır. Onun için insan nefsiyle mücahede edip, sabah namazından en azından 15-20 dakika önce kalkıp bu ibadeti yapsa yine olur. Hatta sabah namazını kılmadan, vakit girmiş olsa bile teheccüde niyet etse, yine de olur Allah'ın izniyle. Allah yardım etsin, kuvvet versin inşaAllah.

2025-07-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Mümin yalan söylemez." Başka günahlar işleyebilir, ama mümin yalan söylemez. Yalanın maksadı daima kötüdür. İnsan kendi menfaati için yalan söyler, bu yüzden yalan söylemek müminin sıfatlarından değildir. Mümin tabii başka günahlar işleyebilir, ama daima hakkı söylemesi lazımdır. Doğruyu söylemesi gerekir. Doğruyu söylemek faziletlidir ve insanın şerefini artırır. Allah indinde makamı yükselir. İnsanlar arasında da makamı yüksek olur. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in lakabı Muhammedü'l-Emîn idi. Yani emin olan, asla yalan söylemeyen olarak bilinirdi. Bu yüzden İslam'da yalan şahitlik, büyük günahlardandır. Hatta en büyük günahlardan biridir. İnsanlar yalanı ufak bir günah zanneder, halbuki o en büyük günahlardandır. Mesela yalan şahitlik, bazen zinadan dahi daha büyük bir günahtır. Bu, çok büyük bir günahtır. Çünkü ya bir insanın hayatını karartır, yahut bir hakkı başkasına vermiş olur. Adaleti yanıltmış olur. Adalet yanılınca da ortaya zulüm çıkar. Zulüm ile de abad olunmaz. Dünya menfaati için yapılan bu işler, sahibine bir fayda vermez. Yalan, insana ateş olur. Onun için her türlü yalan günahtır. Bundan kaçınmak lazımdır. Nitekim "en-Necâtü fi's-sıdk" denilmiştir. Yani, kurtuluş doğruluktadır. İnsan, yalan söyleyerek kurtulacağını zannedebilir. İnsanların gözünde kurtulmuş gibi görünebilir, ama onun ahirette kurtuluşu yoktur. Allah affetsin, tövbe istiğfar etmek lazımdır. Yalan şahitlik yapan kimse, zarar verdiği kişiden helallik almalıdır. Aksi takdirde ahiretteki vebali ve azabı çok büyük olur. Allah muhafaza eylesin. Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın.

2025-07-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟ (49:10) Allah Azze ve Celle, "Mü'minler ancak kardeştirler" buyuruyor. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Aralarında bir anlaşmazlık varsa, o ihtilafı giderin, arabuluculuk yapın. Bunu yapan kimse, Allah'ın rahmetine nâil olur. İman, İslam'dan daha yüksek bir derecedir. Özellikle tarikat ehli için bu böyledir. Herkes Müslüman olabilir, ama mü'min olmak daha yüksek bir derecedir. İman, Allah Azze ve Celle'nin verdiği büyük bir nimettir ve herkese nasip olmaz. Herkeste bulunmaz. İnsan, nefsini terbiye ederek imana ulaşır ve "mü'min" sıfatını kazanır. Bu mü'min sıfatı ise, hem Allah Azze ve Celle'nin hem de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sevdiği bir sıfattır. Bahusus tarikat ehli olanlar, nefsini yenerek iman derecesine yükselmeye çalışmalıdır. Bu yolda yapılması gereken çok şey vardır. İnsan bunları yavaş yavaş yerine getirdikçe o mertebeye ulaşır. İşte o vakit, Allah'ın rahmeti ve inayeti üzerine olur. Zira dünyadaki en hayırlı şey paradır, puldur değil; imandır. Çünkü para pul herkeste olabilir; Firavun'da da vardı, Nemrut'ta da. Dünyanın en zalim, en kâfir insanları en zenginleri olabilir, ama o paranın ne kendilerine ne de başkalarına bir faydası dokunur. Asıl faydalı olan imandır. İmanın olmadıktan sonra bütün dünya senin olsa ne kıymeti var? Bu yüzden mü'min olan kişi, nefsini yenip kardeşleriyle arasındaki sorunları islah etmelidir. Aynı yolda giden insanlar arasında muhabbet olmalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, hakiki imana sahip bir mü'minin, kendisi için sevdiğini mü'min kardeşi için de sevmesi gerektiğini buyurur. Ama bir Müslüman, bu sevgiye sahip olsa da olmasa da, yine de Müslüman'dır. "Lâ ilâhe illallah" diyen herkes Müslüman'dır. Ama imanın yüksek derecesine ulaşmak için insanın nefsini koruması ve terbiye etmesi gerekir. Allah hepimizi muvaffak eylesin, nefsimize uydurmasın. Bazen bazı şeyler insana zor gelebilir. Ama bu zorluklara katlanıp Allah'ın ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in huzurunda sevdiği bir kul olunca, o zorluklar insana ferahlık verir. Bunun karşılığında hem dünyada ferahlar, hem de ahirette ecrini ve sevabını alır. İnşallah mü'minler arasında ihtilaf olmasın, muhabbet ve sevgi olsun.

2025-07-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "el-Mü'minü ye'lefü ve yü'lef." Yani, "Mümin, halim selim, insanlarla iyi geçinen kimsedir." Hem o başkalarına kolayca alışır, hem de başkaları ona. İnsanların huyları tabii ki birbirinden farklıdır. İşte bu farklılıklara tahammül etmek müminin sıfatıdır. Bu, aynı zamanda tarikat ehlinin ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in de sevdiği bir haslettir, O'nun bir sıfatıdır. Bu yüzden mümin, insanlarla iyi geçinmeli, onlara karşı tahammüllü olmalıdır. Elbette herkesin farklı bir huyu, farklı bir yapısı var. Eğer bunlara tahammül göstermezse, manevi derecesi düşer. Çünkü iman vardır, İslam vardır. Mümin vardır, Müslim vardır. Mümin, Müslümanın daha halis olanıdır. Müslüman'a gelince... İyi geçineni de, kötü geçineni de, günah işleyeni de, kötülük yapanı da "Ben Müslümanım" diyebilir. Ama mümin böyle değildir. Mümin; insanlarla iyi geçinen, ibadetlerini yapan, Allah yolunda olan, haramdan sakınan ve iyilik yapmaya gayret eden kişidir. İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şeriflerinin çoğu, insanın aklından çıkmasın diye kısa ve özdür. İnsan bunları hayatına uygularsa hem büyük bir sevap kazanır hem de rahat eder. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in bütün sözleri, nasihatleri, talimatları hep bizim, yani insanın kendi faydası içindir. Allah, bunları yapmayı hepimize kolaylaştırsın, müyesser eylesin inşaAllah.

2025-07-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً (33:56) Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Allah Azze ve Celle, bu emri bütün Müslümanlara vererek Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e salât-ü selâm getirmelerini buyuruyor. Çünkü Allah Azze ve Celle ve meleklerinin hepsi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e tâzimde bulunup ona salât-ü selâm getiriyor. Bizim salât-ü selâm getirmemizin Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e bir faydası yoktur. Bunun faydası bizedir, bizim içindir. Ne kadar çok salât-ü selâm getirirseniz, Allah size o kadar sevap yazar, derecenizi o kadar yükseltir ve O'na o kadar yaklaşırsınız. Bunu yapmadığınızda ise her şey kupkuru kalır. İnsan kendine aşırı güvenip kibirlenerek, "O da kim oluyor ki?" gibi bir düşünceye kapıldığında, tam anlamıyla şeytana uymuş olur. Peygamber Efendimiz'e tâzim göstermek, en başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlara en büyük faydayı sağlar. Çünkü Allah, o Müslümanlara İslam'ı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine ikram etmiştir. İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e getirilecek salât-ü selâm, ibadetlerin en büyüklerindendir. Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e gösterilen tâzim, Allah Azze ve Celle'ye gösterilen tâzimdir. Ona duyulan muhabbet, Allah Azze ve Celle'ye duyulan muhabbettir. Peygamber Efendimiz'e ne kadar çok tâzim ve ikramda bulunursanız, Allah da size o kadar ikramda bulunur, sizi o kadar yüceltir. Ayrıca Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, getirilen salât-ü selâmın karşılığını bizzat ben veririm. Siz salât-ü selâm getirdiğinizde, Peygamber Efendimiz de size "kabul edildi" müjdesini verir. Bu ne kadar güzel bir şeydir! Çoğu insan, "Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i rüyamda göreyim" diye arzu eder. Oysa salât-ü selâm getirdiğiniz an, size de Peygamber Efendimiz'den bir selâm gelmiş olur. Rüya görmek için yatıp kalkacak, belki senelerce bekleyeceksiniz. Allah nasip ederse o da olur. Fakat salât-ü selâm, anında Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e ulaştırılır. Ve size de cevabı anında verilmiş olur. Allah bu mübarek Cuma günü hürmetine Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e olan muhabbetimizi ziyade eylesin inşaAllah. Bizi doğru yoldan ayırmasın. Bizi nefsimize uydurmasın inşaAllah.

2025-07-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Kur'an'ı okuyun." "Zira Kur'an'dan okuduğunuz her bir harf için Allah size on sevap yazar, on günahınızı siler ve derecenizi on kat yükseltir" diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Her harfi için... Mesela "Elif-Lâm-Mîm" dersiniz. Elif bir harftir, Lâm bir harftir, Mîm de ayrı bir harftir. Yani bu üç harfi okumakla 30 sevap kazanırsınız, 30 günahınız affedilir ve dereceniz 30 kat yükselir. Düşünün, her satırda, her sayfada kaç harf var... Bunların hepsiyle Allah Azze ve Celle'nin verdiği sevaplar ve affettiği günahlar binleri buluyor. İşte bu yüzden Kur'an okumak, bir Müslüman için çok büyük bir kazançtır. Şimdi bazı insanlar çıkıyor, "Kur'an'ı okumayalım da başka şeyler okuyalım" diyor. Gerekçeleri ne? "Kur'an Arapça, biz bir şey anlamıyoruz ki." Hatta birileri çıkıp bir sürü kitap yazıyor ve "Kur'an'ı okumayın" diyor. "Benim yazdıklarımı okuyun." "Benim kitabım Kur'an'ı açıklıyor, tefsir ediyor; asıl mühim olan budur." "Anladığınız şey mühimdir" diyorlar. Hayır, hiç de öyle değil. Asıl mühim olan, Allah Azze ve Celle'nin o mübarek, mukaddes kelamı olan Kur'an'ı, olduğu gibi okumaktır. Anlasan da anlamasan da fark etmez. Önemli olan onu okumak, o kelimeleri ağzından çıkarmak, telaffuz etmektir. İstersen o tefsirleri, o külliyatları sabahtan akşama kadar oku, Kur'an'ın tek bir harfinin sevabını dahi kazanamazsın. İşte böyledir bu iş. İşte bu yüzden insanlar çoğu zaman kandırılıyor. "Ben tefsir okuyacağım, şunu okuyacağım, bunu okuyacağım" diyorlar. Oku. Ona bir şey diyen yok. Ama önce Kur'an'ı oku! Elbette Latin harfleriyle de yazılabilir, ama aslolan telaffuzunun Arapça aslına uygun olmasıdır. Bu sağlandıktan sonra hangi harfle yazıldığı o kadar mühim değil. Bunun dışında, "Elhamdülillahi Rabbil alemin" demek yerine onun mealini, "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" diye okumanın elbet bir faydası vardır. Ama dediğimiz gibi, bütün gün meal okusanız dahi, Kur'an'ın tek bir harfini okumanın sevabına asla ulaşamazsınız. İşte şeytan, insanları bu büyük sevaplardan mahrum bırakmak için kandırarak elinden geleni yapıyor. Bu tuzağa düşenler veya doğrudan şeytana uyanlar da diğer insanlara, "Anlamadığın şeyi neden okuyorsun?" diye vesvese veriyor. Zaten kimse tam anlayamaz. Allah Azze ve Celle dilediğine dilediği kadarını anlatır. O dilerse, hiçbir şey bilmeyene de anlama kabiliyeti verir. Dilemezse, her şeyi bildiğini sanan da hiçbir şey anlamaz; Allah istemedikten sonra. İşte bu nokta çok mühimdir. Şimdi insanlar sık sık, "Neden Arapça okuyoruz? Namazı da Türkçe kılalım" diyorlar. "İngilizce kılalım, Fransızca kılalım, anladığımız dilden kılalım." Hayır, bu iş senin istediğin gibi olmaz. Zaten bunları söyleyenlerin çoğu, namazla, dinle, imanla alakası olmayan kimselerdir. Sırf dini ve imanı bozmak için bu tür lafları ortaya atan çoktur. Bir de "Biz de Müslümanız" diyen, fakat tarikatla ilgisi olmayan bir kesim var. Şeytan onları da kandırmış; kafalarına göre düşünmelerini sağlamış. "Kur'an'ı okumayın, başka şeyler okuyun, o daha mühimdir" diyorlar. Artık insanların uyanması lazım. Yoldan çıktıklarını fark etmeleri lazım. Eğer biri, Kur'an yerine başka bir şeyi okuyup "Bu, onun yerine geçer" derse, Allah muhafaza, imanı tehlikeye girer. Allah bizleri Kur'an ehli eylesin. Zira en büyük fayda Kur'an'dadır. Bir de bunun tam zıddı, "Bize sadece Kur'an yeter" diyen bir grup var ki, onlar da şeytanın başka bir tuzağındadır. Onlar ya hiçbir şey bilmeyen cahillerdir ya da doğrudan şeytanın yoldaşı olmuşlardır. Çünkü Kur'an-ı Azimüşşan, bizlere Peygamber Efendimiz ağzıyla tebliğ edilmiştir. Hadis-i şerifler ve Peygamber Efendimiz'in bizzat hal hareketleri da Kur'an'ın açıklamasıdır. Kur'an'ı Sünnet olmadan anlarız diyen, aslında Peygamber Efendimiz'i kabul etmemiştir. Allah muhafaza. Ahir zamanda fitne çoktur. Bu yüzden insanın uyanık olması gerekir. Uyanık olmak ve doğruyu yanlıştan ayırmak için bir mürşide tabi olmak gerekir. Müslümanların, Peygamber Efendimiz'e uzanan dosdoğru yolda kalabilmeleri için tarikat işte bu yüzden lazımdır. Allah doğru yoldan ayırmasın bizleri.

2025-07-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَأَنِيبُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَأَسۡلِمُواْ لَهُ (39:54) Allah'a dönün diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. O'na teslim olun. Eğer bir hatanız varsa, o hatadan dönün diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Allah’ın yolu bellidir, apaçıktır, seçiktir. O yoldan gidin. Eğer başka yollara sapmışsanız, kandırılmışsanız, Allah'a dönün. Allah tövbeleri kabul eder, affeder. Kötü bir yola girdiyseniz, o yolda ısrar etmeyin. Çünkü ısrar ve inat, küfrün bir işaretidir. İnat etmek kâfirin özelliğidir. Müslüman ise hakkı kabul eder ve haktan yana olur. Kâfire ne gösterseniz, ne söyleseniz fayda etmez. Ona ne kadar "bu doğru, bu yanlış" deseniz de, o yine kendi bildiği yanlışı kabul eder. Bu yüzden kandırılmış çok sayıda insan var. "Müslüman" zannederek bazı kişilerin peşinden gidip yoldan çıkanlar var. Onlar da doğru yola dönsünler. Hak yol, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in gösterdiği yoldur. Bu yol, insanı hem dünyada hem de ahirette selamete götürür. Asıl mühim olan da budur. Maalesef, ortalık çeşit çeşit kandırılmış insanlarla dolu. Yine Mehdi Aleyhisselam meselesine geliyoruz. "Ben Mehdi'yim" diye iddia eden çok insan var. Bunları her gün görüyoruz. Bunların çoğu ya meczuptur ya da delidir. "Ben Mehdi'yim, ben İsa'yım" gibi iddialarda bulunan çok kişi var. Elbette bunları herkes kabul etmez. Fakat bazıları, etraflarında büyük cemaatler toplayıp "Mehdi çıktı" dedirtiyor. Yüz sene, elli sene önce Mehdi'nin çıktığını iddia ediyorlar. Eğer Mehdi Aleyhisselam o zamanlar çıksaydı, kıyametin diğer büyük alametlerinin de peş peşe gelmesi gerekirdi. İşte insanlar böyle kandırılıyor. Halbuki öyle imayla değil, doğrudan gerçekleşecek büyük işaretler var. Mehdi Aleyhisselam kıyametin büyük alametlerinden biridir ama ondan sonra gelecek başka alametler de vardır. Dabbetü'l-arz çıkacak, güneş batıdan doğacak, Yecüc ve Mecüc ortaya çıkacak. Bunlar, kıyametin büyük alametleridir. Bu dünya ilelebed sürmeyecek, onun da bir sonu var. Bu yüzden, "Ben Mehdi'yim" diyerek milleti kandıranların peşine takılmak, yoldan çıkmaktır. Yola dönün! Mehdi Aleyhisselam henüz zuhur etmedi. Zuhur ettiği zaman herkes bilecek - üç beş kişi değil, bin kişi, on bin kişi değil, milyonlar hepsi bilecek, bütün dünya bilecek. Mehdi Aleyhisselam çıkacak, Deccal de çıkacak. Deccal'ı bekleyen ve onun peşinden gidecek olan taifeler de var. Onlar bile, bu kandırılmış insanlardan daha akıllı. Hatada olanlara sesleniyor Allah Azze ve Celle "Enîbû, dönün, dönün!" Allah'a dönün! Bu iş, kişiyle olmaz. Yol bellidir, her şey apaçıktır. Hatada olanlar, yanlışınızda ısrar etmeyin. Israr ve inat, küfrün bir alametidir; buna yaklaşmayın, bunu yapmayın. Allah akıl fikir verip doğru yola döndürsün. Söyleyeceklerimiz bunlardır inşallah.