السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ (37:55)
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ (37:56)
Kur'an-ı Azimüşşan'da kıyamet günü ve ahiret halleri gösteriliyor.
Ne olacağını söylüyor.
Allah Azze ve Celle'nin indinde zaman da mekan da yaratılmıştır.
Onun için Allah Azze ve Celle'ye zaman ve mekan mefhumu yoktur.
O her şeyi gösterir; ne oldu, ne olacak, nasıl gerçekleşecek...
Ahirette cennet ehli cehenneme bakacak ve orada olanları görecek.
Hayattayken arkadaşı olana der ki: "Az kalsın beni de senin gibi cehennemin ortasına düşürecektin."
"Yok, benim düşüncem böyledir, ben doğruyu söylüyorum," derdi.
"Ben doğru yoldayım; sakın ibadet etme, bu gerekmez."
"Sen benimle gel, keyfimize bakalım."
"Başka işimiz olmasın."
"Başka şeylere tapalım, başka şeylerle uğraşalım."
"Allah yolu diye bir şey yok," derler.
Şimdi de böyle, o eski zamanda da aynı şekilde vardı.
Her zaman insan, aynı insandır.
İnsanın nefsi de var, şeytanı da var.
Onun için şimdikiler zannediyorlar ki; biz akıllıyız.
"Atalarımız, dedelerimiz aptaldı; İslam'a hizmet ettiler, İslam yolunda gittiler, çabaladılar."
"Biz daha genciz, okumuşuz."
Okudunuz ama hiçbir şey anladığınız yok zaten.
Bir arkadaş, arkadaşını saptırmak için uğraşır.
Okulda, lisede, üniversitede gençler kendilerini çok akıllı zannediyorlar.
Yanındakilere de tesir ediyorlar çoğu zaman.
Bazıları kurtuluyor; kurtulamayanlar da ahirette işte cehennemin ortasında oluyorlar.
Ondan sonra da işte hüsranla bu ateşte yanıp giderler.
Dünyada istedikleri kadar böbürlensinler, istedikleri kadar övünsünler.
Dünya hayatı bir çırpıda geçip gider.
Geriye, işte ilelebet artık bu cehennemde kalanlar olur.
Onun için insanın düşünmesi lazım.
Allah Azze ve Celle insanı yarattı.
Adem Aleyhisselam'dan şimdiye kadar fıtrat, insanın içinde olanlar aynıdır, değişmez.
İster büyük arabada git ister küçük arabada, ister yürüyerek git ister hiçbir şeyin olmasın.
Yine de insanın içindeki tabiat, meziyet, hırs, kıskançlık falan hep aynıdır, değişmez.
Onun için Allah yolundan ayrılmayın.
Ahirette pişman olmamak, kendini kurtarmak için iyi insanlara tabi ol.
Onlarla beraber ol, onların dedikleri doğrudur.
Seni yoldan çıkaracak olan ötekilerin dediklerinin hiçbiri doğru değildir.
Hiçbirinin faydası yok, zarardan başka bir şey yok.
Allah kötü arkadaşlardan muhafaza etsin.
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor: "Az kalsın ben de gidiyordum, senin gibi olacaktım."
"Allah beni kurtarmasa, senin gibi böyle cehennemin ortasında yanıp kalacaktım."
Allah insanları, bilhassa gençleri muhafaza etsin.
Gençler, büyükler hepsi... Şeytan herkese bulaşabiliyor.
Herkesin ahiretini, akıbetini kötü yapabiliyor.
Allah şerlerden, kötü arkadaşlardan muhafaza etsin.
Allah imanımıza kuvvet versin.
Kimse bizi kötü yola sokamasın inşaAllah.
2026-02-10 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
خُذِ الْحَبَّ مِنَ الْحَبِّ، وَالشَّاةَ مِنَ الْغَنَمِ، وَالْبَعِيرَ مِنَ الْإِبِلِ، وَالْبَقَرَةَ مِنَ الْبَقَرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Zekât alacağın zaman hububattan hububat, koyundan keçiden koyun ve keçi, develerden deve ve sığırdan sığır al."
Böylece zekât bahsine girmiş olduk.
الرِّكَازُ الَّذِي يَنْبُتُ فِي الْأَرْضِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor: "Rikaz, yerden bitendir (çıkarılandır)."
Yani define yahut gömü olunca, bunu bulan kişinin beşte birini zekât olarak vermesi gerekir.
Mesela 100 lira bulsa, 20 lirasını zekât olarak vermelidir.
"Ben bu defineyi buldum, hepsi benimdir, alıp satacağım," diyerek hepsini alamaz.
Bunun zekâtı normal zekâttan fazladır. Normal zekât yüzde iki buçuk iken, bunda yüzde yirmi vermesi gerekir.
الرِّكَازُ الذَّهَبُ وَالْفِضَّةُ الَّتِي خَلَقَهَا اللَّهُ فِي الْأَرْضِ يَوْمَ خُلِقَتْ
Yine Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: Rikaz; define, gömü yahut maden olabilir.
Çünkü bu, Allah'ın yeryüzünü yarattığı ilk günden beri içinde var ettiği altın ve gümüştür.
Maden de aynı şekildedir; çıkarıldıktan sonra yüzde yirmisinin zekât olarak verilmesi gerekir.
الزَّكَاةُ فِي هَذِهِ الْأَرْبَعِ: الْحِنْطَةِ، وَالشَّعِيرِ، وَالزَّبِيبِ، وَالتَّمْرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Şu dört şeyde zekât vardır: Buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma."
الْعَجْمَاءُ جُبَارٌ، وَالْبِئْرُ جُبَارٌ، وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ، وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ
Bu okuduklarımız zekât babıdır, dinliyoruz, Allah kabul etsin. Tabii her şeyin ayrı ayrı zekâtı olduğu için, zekâtı doğru vermek adına bilenlere sormak lazımdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Hayvanın yaralaması hederdir (tazminat gerekmez)."
"Su kuyusuna düşen hederdir."
"Maden kuyusuna düşen hederdir."
Yani buralarda bir yaralanma olursa bunlar heder sayılır, herhangi bir tazminat gerekmez.
"Rikazda, define ve gömüde ise beşte bir zekât vermek vardır."
Daha önce geçtiği gibi, bunlarda oran beşte birdir.
فِي الْإِبِلِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْغَنَمِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبَقَرِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبُرِّ صَدَقَتُهُ. وَمَنْ رَفَعَ دَنَانِيرًا أَوْ دَرَاهِمَ... فَهُوَ كَنْزٌ يُكْوَى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Devede zekât vardır." Devesi olanın, deve sayısına göre zekât vermesi gerekir.
"Koyunda da zekât vardır."
"Sığırda zekât vardır."
"Buğdayda zekât vardır."
Dinar ve gümüş paralarda da zekât vardır.
Her kim malı olup da zekâtını vermez ve Allah yolunda infak etmezse, kıyamet gününde bu mallarla dağlanır.
Zekât da bir borçtur; borcunu ödemeyen kişinin hali budur.
Kıyamet günü, dünyada sakladığı o altınlarla ateş olup dağlanacaktır.
Aldığı ve zekâtını vermediği altın ve gümüş ona fayda etmeyecek, aksine zararına olacaktır.
فِي الْخَيْلِ السَّائِمَةِ فِي كُلِّ فَرَسٍ دِينَارٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Saime olan (merada otlatılan) her at için bir dinar altın zekât vardır."
Yani kendi beslemediği, dışarıda otlattığı atların her biri için bir altın vermesi gerekir.
فِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) yine buyuruyor: "Rikazda, yani define ve gömüde beşte bir zekât vardır."
Bunu tekrar teyit etmiş oldu; oran beşte birdir.
فِي الرِّكَازِ الْعُشْرُ
Bir diğer rivayette Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Rikazda (bazı durumlarda) öşür, yani onda bir zekât vardır."
فِي الْعَسَلِ فِي كُلِّ عَشَرَةِ أَزْقُقٍ زِقٌّ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Balda, her on tulumda (veya ölçekte) bir tulum zekât vardır."
Yani balda da oran, onda bir, yani öşür gibidir.
فِي اللَّبَنِ صَدَقَةٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem), sütün de zekâtı olduğunu buyuruyor.
فِي ثَلَاثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعٌ أَوْ تَبِيعَةٌ، وَفِي الْأَرْبَعِينَ مُسِنَّةٌ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "30 sığırdan bir tebî veya tebîa (bir yaşında dana veya düve) zekât verilir."
"Her 40 sığırdan da bir müsinne (iki yaşında dişi sığır) verilir."
فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْأَنْهَارُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ عَثَرِيًّا الْعُشْرُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّوَانِي أَوِ النَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: "Yağmurun, nehirlerin, pınarların suladığı veya ba’lî olan (kökleriyle su alan) arazilerden öşür (onda bir) zekât verilir."
Yani suyu satın almadan, masrafsız sulanan yerlerin onda biri zekât olarak verilir.
"Kovalarla veya hayvanlarla (emek harcanarak) sulananlardan ise yarım öşür (yirmide bir) verilir."
Burada masraf ve emek hesaba katıldığı için, zekât oranı onda bir değil, onun yarısı kadar ödenir.
Allah haccımızı ve zekâtımızı hakkıyla vermeyi nasip etsin.
Borç üzerimizde kalmasın, bol bol verelim.
Allah kabul etsin, nefsin şerrinden muhafaza eylesin.
Nefis tamahkardır; tamah edip de işi ahirete bırakmayalım inşallah.
Fazla fazla verilsin.
Ne kadar fazla verirseniz o kadar iyidir. Zekât farz olduğu için, farzın sevabı nafileden çok daha yüksektir.
2026-02-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ, (9:119)
Allah Azze ve Celle; "Salih insanlarla olun, sadıklarla olun," buyuruyor.
Çünkü "salih" dediği; Allah’ı bilen, Allah’a inanan insanlardır.
Onlar iyilik ister, insanlara iyilik yaparlar.
Dindar, dini kabul eden, Allah Azze ve Celle'yi kabul eden insanlardır.
Onlarla beraber olmak insanlık için hayırlıdır.
Şimdi öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlarda bir şey kalmadı.
İtikad, din, iman; hiçbir şey kalmamış.
Herkes kendi kafasına göre davranıyor.
Gayrimüslimler başka, Müslümanlar başka...
Herkes; "Ben böyle istiyorum", "Benim zannımca böyle iyidir" diyerek o yolu takip ediyor.
Başkasına da onu tavsiye ediyor.
Ondan sonra hiçbir şey iyi gitmiyor.
Allah Azze ve Celle'nin rızası olmadıktan sonra, hiçbir işin faydası yok.
Yapılan hiçbir şeyin, isterse bütün dünyayı altın yapsınlar, yine de bir faydası yok.
Asıl fayda, Allah’ın rızasıdır.
Allah rızası olunca sana da iyi olur, ailene de olur, bütün ümmete de olur.
O olmadıktan sonra hiçbir fayda yok.
O vakit hayvanlar, insanlardan daha hayırlı oluyor.
Çünkü hayvanın seviyesi aşağıdır ama o mahlukat Allah Azze ve Celle’yi bilir.
Tesbih eder, zikreder, Allah’a şükreder.
Nereden biliyoruz? Çünkü her şeyi yaratan O, bildiren O, bize söyleyen O'dur.
Onun için onların seviyesi belli bir derecededir.
Onun üstüne çıkmak lazım.
Bunu yapmazsa; o hayvanın seviyesinin de altına düşmüş olur.
İnsanlıktan çıkmış olur.
İnsanlık; Allah’a inanmaktır, Allah’a şükretmektir.
Onu yapmazsa, kötülük yaparsa; hayvanın seviyesinden de aşağı olur.
Allah muhafaza etsin.
Bugünlerde görüyoruz; her tarafta insanlar adeta insanlıktan çıkmışlar.
Allah hidayet versin.
Allah, insanları muhafaza etsin inşaAllah.
2026-02-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Sela okunduğu vakit; meyyitin ardından, vefatı bildirmek içindir.
Sela ve selamdan sonra; "Accilû bi's-salâti kable'l-fevt."
Ve; "Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt."
Namazda acele edin.
Namazı vakti geçmeden kılın.
Kılamazsanız, onun kazasını yapın.
Onu öyle bırakmayın, boşa gitmesin.
Hiçbir şey boşa gitmez.
Onun hesabı var; ahirette muhakkak onu kıldırırlar.
Kılmayana ahirette kıldırırlar onu.
Her bir namaz, seksen sene olarak kıldırılır.
Burada seksen sene, zaten insanın bütün hayatıdır.
Kılmazsa kendi bilir, ahirette kılar artık.
O da binlerce sene sürer. Hiç kılmadıysa, ahirette muhakkak hesabı sorulacak.
İkincisi; "Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt."
Ölmeden önce tövbe edin.
Allah'tan af dileyin.
Çünkü öldükten sonra artık af yoktur.
Af dünyadadır. Günah, kusur işledin mi, ne yaptıysan...
Dünyadayken onun bir çaresi var.
Her türlü günahın nasıl affolunacağını şeriat bildiriyor ama insanlar bildiğini okuyor.
Ama mühim olan tövbe etmektir.
Ölmeden önce tövbe etmek.
Tabii dediğimiz gibi; bu tövbeyi ederken üzerinde kul hakkı olabilir.
Onları da hesaba katıp, ona göre tövbe edeceksin.
Yahut en iyisi; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "Ben günde yetmiş kere tövbe istiğfar ederim" buyurdu.
Sahabeler; "Sizin günahınız yok, Allah sizi günahsız yaratmış" deyince,
Peygamber Efendimiz; "Ben Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" dedi.
İnsan tövbe edince Allah'a şükretmiş olur.
Onun için devamlı, her gün tövbe istiğfar etmek lazım.
Günahlarımızdan ne varsa ahirete kalmasın.
Öldükten sonra boynumuzda bir şey kalmasın diye; o tövbe mühimdir.
Namaz gibi tövbe de çok mühimdir.
Bu insanlar artık başlarına hiçbir şey gelmeyecek zannediyorlar.
Her türlü kötülüğü, pisliği yapıyorlar; ondan sonra kurtulduklarını sanıyorlar.
Hiçbir şekilde... tövbe etmeden kurtulunmaz.
Tövbe edersen, o vakit kurtulursun.
Yok, inat edip tövbe etmezsen, o vakit senin cezan çok büyük olur.
Hayatını kaydırırlar; esas hayatın ilelebet kaymış olur.
O yaptığı kötülüklerin ve insanlara öğrettiği kötülüklerin cezasını muhakkak çeker.
Kim olursa olsun.
Büyüğü küçüğü yok; tövbe etmedikten sonra muhakkak o cezayı çeker.
Onun için Allah bizi affetsin diye "Tövbe Estağfurullah" diyoruz.
2026-02-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ
مَلِكِ ٱلنَّاسِ
إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ
مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ
ٱلَّذِي يُوَسۡوِسُ فِي صُدُورِ ٱلنَّاسِ
مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ (114)
Herkeste vesvese vardır, ama bu şeytandandır.
Vesvese, her şeyi olduğu gibi görmeyip zorlaştırmak demektir.
Vesvese budur.
Çeşit çeşit vesvese türleri vardır.
Bazıları temizlik ve benzeri konulardadır.
Bazıları da vardır ki, kendilerini dindar gösterip insanların işlerini zorlaştırırlar.
"Sen namazını huşu ile kılacaksın, yavaş yavaş kılacaksın" derler.
"Şöyle kılınan iki rekat, diğer türlü yüz rekattan iyidir" derler.
Şimdi sen bunu söyleyince insan tereddüt eder; "Ben kılamıyorum" diye bir iki defa uğraşır.
Sonunda da namazı bırakabilir.
"Abdest alamıyorum" diyerek abdest alamaz, namaz kılamaz hale gelir.
Bu hikmetsiz insanlar çoktur, hikmeti olmayanlar çoktur.
Allah Azze ve Celle ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" buyuruyor.
Ne okuyorsa okusun; anlayıp anlamaması değil, okuması önemlidir.
Tabiri caizse otomatik olarak devam etsin.
Yok şöyle yapacaksın, yok böyle... Hangi zamanda yaşıyoruz?
Zaten insanların hiçbir şeyi doğru dürüst yapmadığı bir zamandayız.
Sen kalkmış "Şöyle yapacağım, dikkat edin, kabul oldu mu olmadı mı?" diyorsun.
Sen kimsin ki Allah'ın kolay kıldığını zorlaştırıyorsun?
Kolaylaştırın, kolaylık gösterin.
Vesveseye hiç bulaşmayın, bu berbat bir hastalıktır.
Bulaştı mı, şeytandan olduğu için insan namazı da bırakır, aklını da yitirir; her türlü kötülük gelir.
İyilik yapacağına... Nasıl kılabiliyorsan öyle kıl.
Huşu muşu istemez.
Şimdi "huşu" diye tutturanlar, adeta münafıklık yapıyor demektir.
Bizim dinimiz kolaydır; kolaylık gösterin, zorluk çıkarmayın.
Allah Azze ve Celle'nin kulu olun.
"Ben daha iyi yapacağım, şu alim böyle söyledi" diyerek kendinizi zorlamayın.
Kılın, namazınızı kılın.
Abdestinizi çabuk alın, namazınızı çabuk kılın.
Bazen "Neden bu kadar hızlı kılıyorsun?" diyorlar.
Hızlı kılarsa aklına vesvese gelmez, çabucak kılıp farzını, vazifesini yapmış olur.
Onu da beğenmiyorlar; "Sen nasıl vazife yapıyorsun?" diyorlar.
Allah kabul ediyor da sen mi kabul etmiyorsun?
Ahir zamanda bu hikmetsiz insanlar çoktur.
İnsanları dinden, yoldan kaçırmak için her türlü şeytan var zaten.
Bir de kalkıp hoca diye böyle zorlaştırırsan; millet zaten yoldan çıkmış, büsbütün bırakır ve daha beter olur. Allah muhafaza etsin.
Onun için vesveseye sakın bulaşmayın.
Bir yerden girdi mi, artık çıkarması zor olur.
Sonra doktor doktor, hoca hoca koşturursun.
Onun için dikkat edin, kolay olanı seçin.
"Kabul oldu, olmadı" diyenleri hiç dinlemeyin.
Allah kabul etsin inşaAllah.
2026-02-06 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ (9:105)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki dünyada yaptığınız her şeyi Allah Azze ve Celle görüyor. Yaptığınız şeyler Allah Azze ve Celle'nin huzurunda görülecek.
İyilik yaptınız mı, iyiliği Allah Azze ve Celle görür, ona göre mükafatını verir.
Kötülük yaparsa, eğer tövbe etmezse, onun da muhakkak cezası vardır.
Allah Azze ve Celle, bu dünya meşgaleleri için, "Dünya oyun ve eğlenceden ibarettir," diyor.
Onun için bu yapılan şeyler Allah yolunda olsun.
Lüzumsuz şeylere o kadar ehemmiyet vermemek gerekir.
Verilen emekler, sarf edilen paralar... Bunlar lüzumsuz şeylere giderse hiçbir faydası yoktur.
Kişinin kendisine de bir faydası yoktur.
Peşine gittikleri bazı şeyler çok kötü olabilir. Bazıları da fazla kötü olmasa bile, vaktini kaybetmek, emeğini harcamak boşuna oluyor.
Subhanallah... iki gün önce havaalanından gelirken baktık, bir kalabalık.
Sorduk; bir çocuk top oynuyormuş galiba, millet onu karşılamaya geliyormuş.
Ya, ne iştahla geliyorlar! Yani kimse o kadar iştahla ibadet yapamaz.
Onların o koşturdukları, o iştahla koşturdukları şeye insanların...
Tabii insan hacca gider, sohbet dinlemeye gelir; şeyhi, alimleri dinler ama öyle o kadar iştahlısını hiç görmedim.
Dünya için, lüzumsuz bir şey için o kadar koşturmak... Onun yüzde biri bizde olsa hepsi evliya olur, hepsi havada uçar.
Yani öyle Subhanallah... Şeytan insanlara öyle bir gaz veriyor ki...
Bir düşünsen; nedir bu? Senin bir şey kazandığın yok.
Kaybeden olur da... En azından vaktini kaybedersin, emeğini kaybedersin.
Allah yolunda olsa o kadar olmaz; onun için dikkat etmek lazım.
Makinenin karşısına oturup milletle konuşacaklar...
Ne konuşurlarsa saatlerce, anlamam. Sabaha kadar uyumazlar.
Yani insanların düşünmesi lazım; bu yaptıklarımızı Allah Azze ve Celle görüyor, bunların hesabını soracak.
Zaten sonra insan pişman olur ki: "Ben bu kadar vakti boşuna harcamışım."
"Allah" desem hepsi kâr kalacaktı. Öteki türlü ne kâr var? Zarardan başka bir şey yok.
Onun için dikkat etmek lazım. Allah rızası olsun, Allah'ın istediği olsun. Allah'ı unutmayın en azından.
Nereye giderse gitsin, oraya da gitse insan Allah'ı unutmasın.
"Allah bizi affetsin," desin.
"Halimizden memnun değiliz, halimiz iyi olsun," diye Allah'a yalvarsın inşaAllah.
Allah hepimizi boş işlerle uğraştırmasın.
Bize yarayacak işler olsun.
Allah yardım etsin.
Milletin zevk-ü sefadan başka bir şey düşündüğü yok artık bu aralar.
Allah hepimizi ıslah eylesin.
2026-02-05 - Other
وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعٗا وَلَا تَفَرَّقُو (3:103)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Allah'ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın, aranızda ayrılık yapmayın." Bu, Allah Azze ve Celle'nin emridir.
Buna en çok tarikat ehlinin uyması gerekir; zira tarikat şeriatın kalbidir, şeriatın özüdür.
Fakat bazı tarikat ehli şimdilerde bölük pörçük olmuş, birbirlerine düşman kesiliyorlar.
Halbuki birbirlerine değil; Allah'ın rızasına nail olmak için küfre karşı olmaları gerekir.
Şimdi ayrılık çıkarınca Allah Azze ve Celle'nin emrine karşı gelmiş oluyorlar.
Bu sebeple son zamanlarda yaşananlar Allah'ın rızası dışındadır, şeytanın yönlendirmesiyle olmaktadır.
Şeytan buna seviniyor. Bu durum şeytanı sevindirirken, Peygamber Efendimizi ve Evliyaları üzüyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) "El mü'min mir'atül mü'min" yani "Mümin müminin aynasıdır" buyuruyor.
O yüzden sen onu kötüler yahut ona tavır alırsan, demek ki sen de aynısın, ondan hiç farkın yok demektir.
Mümin ayıpları örtmelidir. Ortada bir ayıp yokken, sırf kendine cemaat toplayacaksın diye başka bir cemaate saldırmak olmaz, güzel değildir.
Bu tarikatın adabından da değildir, ahlakından da değildir.
Konuştuğunu bileceksin, tartarak söyleyeceksin; lüzumsuz sözlere gerek yok.
Birlik ve beraberlik için, şeytana karşı durmak için ne iyilik gerekiyorsa onu yapacaksın.
Bu günlerde en çok ihtiyacımız olan şey budur.
Şeytanı sevindirmeyelim, ondan uzak duralım, onun emrine girmeyelim.
Üzücü hadiseler oluyor. Oysa birlik, Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimiz'in sevdiği şeydir.
Bu yüzden şeytana uymak bize yakışmaz, bunu asla tasvip etmeyiz.
Konuştuğunuza dikkat edeceksiniz; cübbe sarık takmakla, sakal bırakmakla alim olunmaz.
Alim olan hikmet sahibidir; hikmetsiz olanın kimseye bir faydası yoktur.
Onun için dikkatli olun, konuştuklarınıza dikkat edin.
"Ben iyiyim, sen kötüsün" demekle olmaz.
Allah Azze ve Celle herkese ayrı bir özellik vermiştir.
Şeyh Efendinin dediği gibi; insan, bir Müslüman kalbi nereye ısınıyorsa oraya tabi olmalıdır.
Sen kalkıp konuşarak zorla kalp kazanacağını zannetme.
Kalpler Allah'ın elindedir. İnsanın kalbi kime akıyorsa oraya gitsin, "bana gelsin" diye zorla uğraşma.
Allah herkese doğru yolu göstersin.
Tabi olduktan sonra fark etmez; hangi tarikata tabi olursa olsun hepsi Allah'ın yoludur, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem)'in yoludur.
Uğraşmayın, birbirinizle veya başkasıyla uğraşmayın.
Allah muhafaza buyursun. Bu bir nasihattir; inşaAllah bir daha böyle haberler duymayız.
2026-02-04 - Other
Allahümme kun ma'ana ve la tekun aleyna, ya Allah. (Allah'ım bizimle ol, aleyhimize olma).
Elhamdülillah. Bugün buradaki son günümüz.
İnşallah; Allah rızası için, Peygamber aşkı ve Evliyaullah muhabbetiyle bu yoldayız.
Elhamdülillah, pek çok insanla, pek çok müridimizle bir araya geldik.
İnşallah bu; Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) ile, Allah dostları ile ve onlar vesilesiyle Cenab-ı Hak ile kavi bir bağa vesile olur.
Bir bağ, bir irtibat şart. Bu rabıta olmadan imana varmak ve İman ve İslam dairesinde sabit kalmak kolay değildir.
İnsanları Resulullah Efendimiz’e, O'ndan da Allah Azze ve Celle'ye bağlamak için Tarikat manevi bir bağ teşkil eder.
Belki meseleyi tam kavrayamayanlar, bunun doğru olmadığını söyleyebilirler.
Bunun şirk olduğunu, gereksiz olduğunu iddia edip; kul ile Allah arasına kimsenin girmemesi gerektiğini savunuyorlar.
Eğer dedikleri doğru olsaydı, Allah Azze ve Celle neden Peygamberleri —124.000 Peygamberi— gönderdi?
Onları ne diye gönderdi?
İddia ettikleri gibi bir vasıtaya lüzum olmasaydı, o zaman bunların hiçbirine gerek kalmazdı.
Herkes kendi bildiğini okur, isteyeceğini doğrudan Allah Azze ve Celle'den isterdi.
Halbuki onlar olmadan biz hiçbir şey yapamayız.
Bu, Müslümanlar için; bilhassa günümüzde birbirine düşenler için mühim bir meseledir.
Biz insanlarla savaşmıyoruz; biz kötü fikirlerle, batıl düşüncelerle mücadele ediyoruz.
Asr-ı Saadet'ten beri Müslümanların itikadı, inancı hep bu yönde olmuştur.
Devam ettirmemiz gereken yol budur ve buna sımsıkı sarılmalıyız.
Böyle olmazsa, bizimle oynarlar.
Tiyatrolar kuruyorlar, filmler çeviriyorlar ve siz bunun gerçek olduğunu sanıyorsunuz; hakikatten kaçıp yalana koşuyorsunuz.
Asla kabul edilmeyecek işlerin peşinden gidiyorsunuz.
İnşallah bu yolu takip etmeli; insanlara, çoluk çocuğa, herkese Peygamber sevgisini ve hürmetini aşılamalısınız.
Bilhassa Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi vesellem). Ama aslında bütün peygamberler aynıdır; risaletleri bakımından aralarında fark yoktur.
Hepsi aynı kaynaktan gelmiştir, birdir.
Bazılarının yaptığı gibi "şu iyidir, bu kötüdür" diyemezsiniz. Yahut birinin hata ettiğini, bu yüzden bizim cefa çektiğimizi söyleyemezsiniz.
Hayır; Peygamber'e, Allah dostlarına veya Sahabelere dil uzatmak, itiraz etmek akıl kârı değildir.
Bu tür düşüncelerin hepsi safsatadır, boştur ve hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.
Ancak zarar verir, başa bela getirirler.
Dolayısıyla Tarikatta en mühim düstur, edep ve hürmettir.
Herkese, bilhassa Peygamberlere, Sahabelere, Ehl-i Beyt'e, Evliyaullah'a ve Ulemaya hürmet gösterin.
Allah yolunda giden herkese hürmet etmeliyiz.
Kim bunların aleyhinde konuşursa edepsizdir. Allah ona itibar etmez, biz de böylelerine kıymet vermeyiz.
Rabbim bizi salihlerle beraber eylesin; kötü insanlardan, kötü niyetlerden muhafaza buyursun.
Allah tekrarını nasip etsin, yeniden görüşmeyi lütfetsin İnşaAllah.
Her zaman dediğimiz gibi; tez zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ile buluşmayı ümit ediyoruz, İnşaAllah.
2026-02-03 - Other
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ (44:4)
Leyle-i Mübareke; mübarek, bereketli bir gece.
İnşallah bu gece, İslam için, hayır ve barış için açılan bir rahmet kapısı olur.
İnşallah... Bu, maneviyatı çok kuvvetli, azametli bir gecedir.
Hakikaten öyledir. Şu an dünyada hüküm süren iki kuvvet vardır: Biri Küfür, diğeri İman.
İçinde bulunduğumuz hakikat budur.
Lakin, "İnne keyde-ş şeytâni kâne daîfâ" (Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır). (4:76)
Şu an Şeytan ve avanesi —Deccal'in başını çektiği o güruh— dünyadaki her şeyi kontrolleri altında tutuyorlar.
Ama korkmayın, Elhamdülillah; zira Cenab-ı Hak, Şeytan ve ona tabi olanların güçlü olmadığını beyan buyurmuştur.
Kudret sahibi olan, Kadir-i Mutlak olan yalnızca Allah Azze ve Celle'dir.
Onlar her şeyin dizginlerini ellerinde sanıyorlar.
Halbuki bir saniyede yerle yeksan olacaklar. Bu, bataklık üzerine koca bir bina dikmeye benzer; çabucak çöker gider.
Siz onların ne kadar güçlü olduğunu sansanız da, onlara zeval gelmez diye düşünseniz de, temelleri ezelden beri çürüktü. Yer şer, niyet şer; onlara dair her şey şer.
Dışarıdan bir darbeye hacet yok; o kendi içinden çürüyüp gidecektir.
Çürüyecek, takatten düşecek, zayıflayacak ve nihayetinde başlarına yıkılacaktır.
Sizin hiç endişe etmenize mahal yok.
Elbette, zahirde Müslümanların bir gücü yokmuş gibi görünüyor ve Şeytan ile avanesinin tasallutu altındalar.
Şu anda tüm dünyanın ahvali budur, lakin korkmayın.
Allah dilerse, bir saniyede her şeyi murad ettiği şekle çevirir inşallah.
Vakti saati geldiğinde —ki inşallah o vakit yakındır— Deccal ve ordusu helak olup gidecektir.
Allah inşallah bizi selamete erdirecek bir kurtarıcı gönderecektir.
Seyyidina Muhammed Mustafa (sallAllahu aleyhi vesellem) Efendimiz'in müjdelediği üzere, Hz. Mehdi'nin (aleyhisselam) geleceğine imanımız tamdır.
Ve o ellerinde zannettikleri güce gelince; aslında hiçbir hükümlerinin olmadığını görecekler. Elleri boş, hüsran içinde bitecekler inşallah.
Mevla bizi Hz. Mehdi'ye (aleyhisselam) yetişmekle, onunla buluşmakla şereflendirsin.
Mevlana Şeyh Hazretleri, Mehdi'nin (aleyhisselam) zuhuru için daima dua ve niyazda bulunmamızı tembihler.
Her ne kadar bu çekilen sıkıntılarda bizim için hayır ve Allah katında ecir olsa da, artık ümmetin takati kalmadı, bu hal dayanılmaz oldu.
İnşallah, Hz. Mehdi'nin (aleyhisselam) gelip tüm insanlığı selamete çıkarmasını niyaz ediyoruz.
2026-02-02 - Other
Bu gece, Şaban ayının on beşinci gecesidir.
Bildiğimiz şudur ki;
Bu gece Kur'an'da mübarek bir gece olarak zikredilmiştir.
Bu gece, önümüzdeki yıl herkesin başına neler geleceği yazılır, takdir edilir.
Allah Azze ve Celle, hikmetiyle ne olacağını en iyi bilendir.
İnsanlara biraz ilim verilmiştir ama bizim bildiğimiz, Allah Azze ve Celle'nin ilmi yanında bir hiçtir; bir toz zerresi bile değildir. Asla kıyas kabul etmez.
Bu geceyi ihya ediyor ve bu sene muhafaza olunmak için dua ediyoruz.
Öncelikle küfürden, kötü amellerden ve bize zarar verecek şerlerden korunmayı diliyoruz.
Kendimize veya çevremizdekilere zarar vermekten Allah'a sığınırız.
Dua ettiğimiz ilk şey budur: Allah bizi kötü yola düşürmesin ve başkalarını saptırmamıza izin vermesin.
İstemediğimiz şey budur; Allah'tan bizi asla bu duruma düşürmemesini niyaz ederiz.
Bu husus çok önemlidir.
Diğer isteklere gelince; elbette sağlıklı bir ömür gibi gönlünüzden geçenler için dua edebilirsiniz.
Zenginlik istemek de iyidir, zira birçok insan bunu arzular.
Ancak zenginliğe kavuştuğunuzda, yolunuzu şaşırmamaya ve harama bulaşmamaya dikkat etmelisiniz.
Zira parası olmadığı için yoldan çıkanlar olduğu gibi, parası olup da aklını yitirenleri de görüyoruz.
Bu yüzden Allah size verdiğinde şükredin; paranızı nasıl harcadığınıza ve nereye gittiğine dikkat edin.
Harcadığınız her kuruşun, Allah rızası niyetiyle olması gerekir.
Bunu unutmayın; bu çok mühimdir.
Böyle yaptığınızda, hayır yolunda harcadığınız her kuruş için Allah sizi mükâfatlandırır.
Eğer bu niyeti hatırlamazsanız, o parada ne bereket olur ne de bir fayda.
Gerçek kazanç ve fayda Ahiret içindir.
Dünya hayatını yaşarken bile, her şeyin Allah rızası için olduğunu hatırda tutun.
Helal dairede dilediğinizi yapabilirsiniz, ancak niyetin Allah Azze ve Celle rızası için olması şartıyla.
Allah'a şükretmeyi ihmal etmeyin.
Bize bahşettikleri için Allah'a hamdolsun.
O bize ibadet etmemiz, başkalarına yardım etmemiz ve Allah Azze ve Celle'nin yolundan gitmemiz için güç verdi.
Ama sakın birçok insanın düştüğü gaflete düşmeyin.
Şurası çok önemli: Eğer Allah Azze ve Celle size nasip etmezse, hiçbir şey yapamazsınız.
Çok zeki olabilir, üniversiteler bitirebilirsiniz; ama yine de eliniz boş kalabilir.
Ama Allah dilediğinde, okuma yazmanız olmasa bile size verir.
Bunu iyi bilmelisiniz.
Her şey sadece sizin çabanızla değil, Allah Azze ve Celle'nin lütfuyla gelir.
Allah Azze ve Celle dilediğine verir, dilediğine vermez.
Bir nimete kavuştuğunuzda Allah Azze ve Celle'yi unutmamalı ve O'na daima şükretmelisiniz.
Çünkü şükrettiğinizde O (nimetini) artırır; Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
"...Lein şekertum le ezîdennekum..." (...Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım...) (14:7)
Bu çok önemlidir.
Allah, bu yılı hakkımızda hayırlı ve bereketli eylesin, İnşaAllah.
Mevlana Şeyhimiz de her zaman Allah'tan bize bir kurtarıcı, yani Seyyidina Mehdi'yi (a.s.) göndermesini istememiz gerektiğini söylerdi.
Her şeye sahip olsanız bile yine de ona muhtacız, çünkü dünya çok kötü bir hale geldi.
Her yer kaos içinde.
Seyyidina Mehdi (a.s.) gelmeden kurtuluş yoktur.
Bu yüzden dünyadaki zulmü bitirmesi, adaleti ve nuru hakim kılması için Allah Azze ve Celle'den hep onu göndermesini dileriz, İnşaAllah.
Allah onu göndersin, İnşaAllah.