السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّـٰكِعِينَ (2:43)
Allah Azze ve Celle namazı baş kılmıştır; İslam'ın emirlerinin başı namaz kılmak ve zekât vermektir.
Şimdi bazı insanlar var, kendi kafalarına göre dini yaşamak isterler.
İyi yaptıklarını zannederler.
Namazın yerini hiçbir şey tutmaz.
Yani farz namazın yerine hiçbir şey geçmez.
Onu mutlaka kılman lazım.
Başka ne yaparsan yap, onu telafi edemezsin.
Onun faziletini ve sevabını kazanamazsın.
Eğer namazı kılmazsan, ahirette her bir vakit namaz için seksen sene namaz kılarsın.
Seksen sene, insanın bütün hayatıdır; bir insan ancak seksen sene yaşar.
Onun için bazı insanlar "Ben riyazat yapacağım" diyor. Peki, namaz kılıyor musun?
Yok.
E o vakit riyazatın sana ne faydası var?
Ne riyazat, ne tesbihat, ne sadaka; hiçbir şey namazın yerini tutmaz.
İslam'ın ve Allah Azze ve Celle'nin emri, dinin direği namazdır.
Namazı kılmadıktan sonra istersen yüz sene tesbihat yap, yüz sene oruç tut.
Yüz sene ne yaparsan yap, istersen amuda kalk, yine de bir vakit namazın yerini tutmaz.
Şimdi bazı insanlar...
Bazıları kendi kafasına göre "Ben yaparım" der.
Bazıları da başkalarının sözüyle bir şeyler yapar ama o da onlara bir fayda vermez.
Fayda vermez, aksine zarar verir; çünkü farzı bırakmış, nafileyle uğraşıyorsun.
Nafile, tesbihat... Bunların da ayrı sevabı var ama namazın yerine geçmez.
Yani muhakkak namazını kılacaksın.
Tesbihatını ondan sonra yaparsın.
Nafileleri de ondan sonra yapabilirsin, istediğin her şeyi yapabilirsin.
Oruç da aynı şekildedir.
Önce farz orucu tutacaksın.
Ondan sonraki oruçlarda istediğin kadar nafile tut.
"Yok, Ramazan'da tutmayayım da başka vakit tutarım, onun yerine geçer" deme.
O vakit yerine geçmez.
Kaza olarak tutarsan, sevabı vaktinde yapılanın binde biri, milyonda biri bile olmaz.
Ama vaktinde, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği vakitlerde yaparsan, ondan sonra istediğin nafileyi yapabilirsin.
Nafileler ondan sonra yapılır.
Farzdan sonra nafileler yapılır.
Farzdan önce yapılan, farzın yerine geçmez.
Bu yüzden insan kendi düşüncesine göre değil, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmelidir.
Farzı yaptıktan sonra, dediğim gibi, istediğini yapabilirsin; istersen bütün gün, bütün sene tesbihat yap, sorun değil.
Riyazat yapacaksan, onun da bir usulü var.
Kendi kafana göre yaparsan bir faydası olmaz.
Nasıl yapılacağını bir mürşitten, bir şeyhten öğrenecek yahut izin alacaksın.
Aksi takdirde, kendi kafana göre riyazat yapmak tehlikeli olabilir.
Allah bizi kendi nefsimize bırakmasın.
Nefis "iyilik yapayım" derken insana kötülük yaptırabilir.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-25 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Âdemoğlunun gecenin son bölümünde kıldığı iki rekât namaz, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır."
"Eğer bu ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, bunu onlara farz kılardım."
Yani bu teheccüd namazı, sadece bu mahalle değil, bütün dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır; o kılınan iki rekât namaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ümmetinin bu namazı kılmasını o kadar çok istemiş ki, "Ağır gelmeyecek olsaydı farz olarak emrederdim" buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e bazı şeyler farz idi, bize farz değildi; O'na mahsustu.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Müminin şerefi, gece vakti kıldığı namazdır."
Yani iman sahibi, mümin olan Müslüman, Allah katında yüksek şerefe sahip olan insandır. Onun şerefi, gece vakti kıldığı namazdır.
İzzeti ise Allah'ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememesidir.
Yani insanların elinden bir şey beklememek, yalnızca Allah'tan istemek; işte bu müminin izzetidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece kalkıp dört rekât olsa bile, hatta iki rekât olsa dahi namaz kılınız."
Yani gece teheccüd vakti; yatmadan önce kılınan kıyâmü'l-leyl ayrıdır, o teheccüd değil, yatmadan önceki namazdır.
"Gece vaktinde namaz kıldığı bilinen hiçbir ev halkı yoktur ki, bir münadi onlara 'Ey ev halkı, namaza kalkın!' diye seslenmesin."
Yani Allah Azze ve Celle katından, gece namazına kalkan ev halkına bir melek gönderilir; onları uyandırmak ve namaza kaldırmak için.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir."
Yani dört rekât değil, ikişer rekâtta selam vermek gece namazının usulüdür.
"Sizden birisi sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsa, son olarak bir rekât kılar. Bu, daha önce kılmış olduğu rekâtları tek yapmış olur."
Yani bu vitir namazıdır. Şâfiîlerde evet, tek rekât olarak kılınır.
Onun için iki iki kılınır, sabah namazı yaklaştığı vakit Şâfiîlere göre bir rekât kılınması gerekir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişer kılınır, iki rekât iki rekât."
"Sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsan, son olarak bir rekât kıl. Allah tektir, teki sever."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece ve gündüz nâfile namazları ikişer ikişerdir."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, iki rekât iki rekât. Gecenin ortasında kılınması daha uygundur."
Veya sabah namazından önce kılınması; işte bu teheccüd, yani gece namazıdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir. Vitir namazı ise gecenin sonunda tek rekât olarak kılınır."
Yani bunlar başka mezheplere göredir. Bizim mezhepte zaten yatsıdan sonra vitir kılınır.
Daha sonraya bırakılırsa olabilir ama insan uyuyakalır, kılamaz. Bunlar mezheplere göre değişir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, her iki rekâtta bir teşehhüd vardır."
Yani teşehhüdü muhakkak yapmak gerekir.
Allah'a tevazu ederek, vakarla ellerini kaldırıp "Allah'ım beni bağışla" diye dua edersin, yalvarırsın.
Böyle yapmayan kişinin namazı noksandır.
Yani namazdan sonra tabii ki "Allah kabul etsin" diye ellerini kaldırıp dua etmek lâzımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir rekât olsa bile gece namazına devam edin."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazına devam edin."
"Zira o, sizden önceki sâlih kimselerin âdeti olduğu gibi, Allah'a yaklaştırıcıdır."
Yani bu gece namazı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den önceki insanların da âdetiydi; geceleyin kalkıp ibadet ederlerdi. Bu da insanı Allah'a yaklaştırır.
Günahlardan sakındırıcıdır; günahlardan uzak tutar insanı.
Kötülüklere keffârettir; yapılan kötü şeyler ve günahlar varsa, onlara keffâret olur bu gece namazı.
Bir de bedenden hastalığı kovucudur.
Yani gece kalkıp namaz kılan kişinin hastalığı varsa, muhakkak ki o hastalık kendisinden gider.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece nâfile namazının gündüz namazına olan üstünlüğü, gizli verilen sadakanın açıktan verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir."
Yani gece namazı, gizli verilen sadaka gibi çok daha faziletli ve sevaptır. Kimsenin görmediği bir vakitte kılınan namaz, insana o kadar çok sevap kazandırır.
2025-11-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَرَحۡمَتِي وَسِعَتۡ كُلَّ شَيۡءٖۚ (7:156)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatır, her şeyi içine alır.
Rahmet kapısı, mağfiret kapısı çok geniştir.
Allah Azze ve Celle o kapıyı o kadar büyük ve geniş tutmuştur ki, insanlar o kapıdan girsin ve rahmete nail olsunlar.
İnsanlar için en büyük lütuf Allah'ın rahmetidir.
İnsanlar istifade etsinler diye Allah Azze ve Celle o kapıyı açık bırakmıştır.
Ta son zamana kadar, yani kıyametten hemen öncesine kadar o rahmet ve mağfiret kapısı açıktır.
Kişi ne kadar günahkar olsa, ne kadar kötülük yapmış olsa da Allah'a tövbe edip o kapıdan girebilir.
Allah Azze ve Celle'nin bu sıfatı insanlara mahsustur, insanlar için ve Ümmeti Muhammed için açıktır.
Tövbe etsinler diye onlara fırsat veriyor.
Ama insanlar bunu reddedip kötülük yapmaya devam ediyorlar.
İsyan etmeye devam ediyorlar.
İnat etmeye devam ediyorlar.
Ondan sonra da akıbetleri kötü oluyor.
Böyleleri dünyada da bir hayır görmezler.
Şeytandan bile beter insanlar var.
Şeytan onların yanında zavallı kalır; öyle insanlar, öyle kötü kimseler var.
Hiçbir şey istemiyorlar; Allah'ı, Peygamber'i, dini, imanı istemiyorlar.
Ne istiyorlar peki?
Kendi zevk ve sefalarını, nefisleri ne istiyorsa onu yapmayı istiyorlar.
Bunun onlara bir faydası yoktur.
Onlar ilelebet o kötülüğün içinde yanıp tutuşurlar.
Kendilerini o kötülüğe ve o kötü sona hazırlıyorlar.
Onun için Allah'ın rahmetinden kaçmayın.
Allah'ın rahmetinden kaçmayın, Allah'a koşun.
Allah'ın rahmetine koşun.
O kapılar açıktır, onlardan istifade edin.
Bunları önemsiz veya kötü zannetmeyin.
Bazı insanlar dünyadaki şatafata bakıp kanıyorlar.
Tıpkı çöldeki serap gibi.
Onu su zannedip peşinden koşturuyorlar, sonra hiçbir şey elde edemeyip orada helak olup, telef olup gidiyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Çöldeki serap yüzünden ölen insan bir şey değil; asıl felaket, bu dünya serabına kanıp ahiretteki sonunu heba etmektir. İşte o zaman durum çok kötüdür.
Maazallah, insan kendini ebediyen kurtaramaz.
Allah muhafaza etsin.
Hepimiz Allah'ın rahmetine dahil olalım, ondan kaçmayalım.
Allah'ın rahmeti üzerimize olsun inşa'Allah.
2025-11-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ (39:3)
İhlas, Allah için ihlas...
İhlas olunca, insanın başka bir umurunda olmaz.
Yaptığın her işin Allah rızası için olması lazım.
Yaptığın ibadetler O'nun rızası için,
Hayır hasenat O'nun için,
İnsanlara yapılan iyilikler de Allah rızası için olmalı.
Sen insanlara iyilik yapıyorsun, ondan sonra "Bu insan bana teşekkür etmedi" diye üzülüyorsun.
İyilik yapıyorsun, karşıdaki nankörlük yapınca çok üzülüyorsun.
Bu üzüntü, yaptığın iyiliğin tam olarak Allah rızası için olmadığını gösterir.
Bir teşekkür beklediğin, sana minnet duysunlar diye yaptığın anlaşılır.
İşte bu ihlas olmuyor.
Sadece Allah rızası için değil, işin içine başka şeyler de karıştırıyorsun.
Karıştırınca da iyi olmuyor.
Yaptığın işin faydası ve sevabı; hepsi gitmese de çoğu gidiyor.
Çünkü Allah rızası için olsa, sen rahat olursun.
"Ben bu işi Allah için yaptım, sırf O'nun rızası için yaptım" dersin.
İster teşekkür etsinler, ister beğensinler, ister nankörlük etsinler; o mühim değil.
Mühim olan, bunu halis muhlis Allah rızası için yapmış olmandır.
Arkana bakmayacaksın.
"Acaba ne oldu, geriye ne kaldı?"
"İlerde bu işin bana faydası olacak mı, o adam bana yardım edecek mi?"
"İnsanlar bana teşekkür edecekler mi, minnet duyacaklar mı?"
Bunları beklemeyeceksin.
Öyle olursa Allah rızası için değil, bir menfaat için yapılmış olur.
Niyet karışmış olur, o temiz ameli kirletirsin.
Bu yüzden, Allah rızası için yapan rahat olur.
Kimseden bir şey beklemez.
Beklediği tek şey; o yaptığı işi ahirete göndermiş olmasıdır.
Onu bozmaya gerek yok.
Hani derler ya: "İyilik yap, denize at."
"Balık bilmezse Hâlik bilir."
Hâlik, yani Allah Azze ve Celle; O bilir.
Balık ne bilecek?
İnsanlar da balık gibidir.
Hangi balığı tutacaksın da sana teşekkür edecek?
"Hangisi yedi, hangisi yemedi" diye düşünemezsin.
İşte bunun gibi, yaptığın iyilikler de hep Allah rızası için olsun inşa'Allah.
Allah nefsimize uydurmasın.
İnsanoğlu istiyor, nefis istiyor ki yaptığı şeyin karşılığını görsün.
Yani bir karşılık, kuru bir teşekkür bile olsa onu ister.
İster teşekkür etsinler, ister etmesinler...
Zaten teşekkür ederlerse, sen Allah rızası için yaptığın için, Allah'a teşekkür etmiş olurlar.
Etmezlerse etmesinler, o mühim değil.
Mühim olan Allah rızası için olmasıdır, halis muhlis olsun inşa'Allah.
2025-11-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ (49:10)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; Şeytan, insanların arasını düşmanlık, kötülük ve nefretle doldurmak istiyor.
Şeytanın vazifesi budur.
Nerede bir güzellik varsa, onu bozmaya çalışır.
İnsanoğlu için başka hiçbir hayır istemez.
Ne yazık ki insanlar da onun elinde oyuncak olmuş, o ne isterse onu yapıyorlar.
Şeytan istediğini yaptırıyor, insanlar da hep ona tabi olmuş.
Aile içinde birbirlerine düşman oluyorlar.
Karı kocaya düşman oluyor, koca karıya, kardeş kardeşe...
Aile içindeki bu düşmanlık, Allah Azze ve Celle'nin hiç sevmediği bir şeydir.
"Müslümanlar kardeştir" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Müslümanlar arasında ihtilaf olursa aralarını bulun, o ihtilaf kalksın.
Bir sorun, bir ihtilaf varsa onu hayra yorup barışmak; Allah’ın sevdiği, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sevdiği bir şeydir.
Müslümanlar bir olsun, ayrılmasın istiyor.
Kalpleri ayrılmasın, yani aralarına düşmanlık girmesin diyor.
Şimdiki zamanda insanların arasında, aile içinde düşmanlık, kötülük ve nefret var.
Öyle olunca da bereket kalmıyor.
İmanları zayıflıyor.
Çünkü Allah’ın emrine uymuyorlar.
Allah Azze ve Celle, "Birbirinizi sevin" diye emrediyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de; "Kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe ve onu sevmedikçe hakiki imana erişemez." buyuruyor.
Sadece Müslüman olmak yetmez; iman, bir insan için, toplum için daha yüksek ve daha güzel bir mertebedir.
Müminlerde her türlü iyiliği bulursunuz.
Onlarda kötülük olmaz.
Bu yüzden ne tür bir ihtilaf olursa olsun; "Karşı tarafın bir mazereti vardır, yanlış anlaşılmıştır" demek lazım.
Hemen karşındakinin üstüne saldırmamak lazım.
Ona bir mazeret bulmak lazım.
Mazereti vardır diyerek özrünü kabul etmek; "Ruh hali bozuktu, kötü bir şey söyledi ama sonra pişman olmuştur" diye düşünmek lazım.
"Yok bana şöyle söyledi, bana böyle dedi" diyerek meseleyi büyütmemek, üstüne gitmemek lazım.
Allah insanlara böyle güzel geçinmeyi nasip etsin.
Kardeş kardeşe, aile içi, akrabalar, taallukat, konu komşu; hepsine hayırlı, güzel geçimler olsun inşa'Allah.
Düşmanlık ortadan kalksın.
Düşmanlık güzel bir şey değil.
Düşmanlığı ancak şeytan sever, Allah Azze ve Celle sevmez.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ (3:102)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Ölümü istemeyin".
Tabii insan bunalınca... Allah muhafaza etsin, günümüzde insan ölümü istemeyi bırak, kendi canına kıyıyor.
Bu büyük bir yanlıştır, büyük bir hatadır, büyük bir günahtır.
Cezası kıyamete kadar sürer. Allah muhafaza etsin; şayet kişi kendi canına kıydıysa, kıyamete kadar o acıyı devamlı çeker.
Onun için Şeyh Baba'dan duyduk -hadis midir-; insanın yaşarken bir kere "La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah" demesi, kabirdeki bin seneden daha hayırlıdır.
Bu yüzden yaşadığın hayatın kıymetini bileceksin.
Öyle canın sıkıldı diye "Keşke öleyim" demek akıl kârı değil, hayırlı bir şey değil.
Bu sebeple bir sıkıntı olduğu vakit mümin bilmelidir ki bu Allah'tan bir imtihandır; bunun da bir ecri, bir mükâfatı vardır.
Mümin için hiçbir şey boşa gitmez; Allah'a iman eden insanlar için hiçbir şey zayi olmaz.
Allah'a inanmayan, Allah'ı tanımayan, O'nu kabul etmeyen insanlar ise istedikleri kadar yaşasınlar.
İstedikleri kadar hayatlarını uzatmaya uğraşsınlar; her türlü pisliği, her türlü zulmü yaparak ömürlerini uzatmaya çalışsınlar, bunun bir faydası yok.
Yaptıkları hep günah üstüne günah, günah üstüne günahtır.
Cezaları -Allah muhafaza etsin- cehennemdir, ilelebet cehennem olur.
Onun için bu hayatın kıymetini bileceksin, ömrünü boşuna harcamayacaksın.
Şeyh Efendimizin dediği gibi; "La İlahe İllallah" demek, toprağın altında bin sene yatmaktan daha hayırlıdır.
Allah insanları nefislerin şerrinden muhafaza etsin.
Nefsin ve şeytanın şerri o kadar büyük ki; insana kendi canına kıydıracak derecededir. Bu günahı bildiği halde işleyen, buna yönelen insanlar var.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizi akıl deryasından ayırmasın inşa'Allah.
2025-11-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ (49:139)
Allah Azze ve Celle'nin indinde en yakın olmak, O'nun istediği gibi olmak, insanoğlu için en büyük arzu olmalı.
Allah seni beğenirse, severse; mühim olan budur.
Şimdiki insanlar öyle ki; Allah herkesi aynı yarattı ama kul, onu beğenir, bunu beğenmez.
Kendisini başkasından daha yüksek veya bazılarından daha aşağı görür.
Bu, şeytanın işidir.
Halbuki Allah Azze ve Celle herkesi aynı yaratmıştır.
En kıymetli olan kimdir?
Allah Azze ve Celle'ye yakın olan, Allah'tan utanan ve O'ndan korkan insandır.
Kötülük ve hata yapmamak için uğraşan insandır.
Diğerleri, şimdikiler... Bilhassa bizim buralarda, herkes Avrupa'ya benzemek istiyor.
"Avrupa ne der, Avrupa bizi nasıl görür?"
"Onlar gibi giyinelim, onlar gibi hareket edelim ki bizi beğensinler."
Yahu, beğenseler ne olacak, beğenmeseler ne olacak?
O seni maymun gibi oynatıyor.
İstediği gibi giydiriyor, kuşandırıyor, şekillendiriyor.
İstediğini veriyor, istemediğini vermiyor.
Ondan sonra da, ağzınla kuş tutsan bile yine seni beğenmeyecekler.
Ama sen hâlâ onlara benzemek için uğraşıyorsun.
Onlara benzemenin sana bir faydası yok.
Bunun Allah indinde hiçbir kıymeti yok.
Asıl kıymet; Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmak, O'ndan korkmaktır.
Korkmak dediğimiz de hata yapmaktan çekinmektir.
Allah Azze ve Celle'nin huzuruna hatalı çıkmaktan korkmaktır.
Maksat korku değildir; Allah korkutmaz. Allah Rahîm'dir, Rahmân'dır.
Ne kadar günahın olursa olsun, af dilersen Allah affeder.
O konuda bir şüphe yok ama Allah'tan korkmak lazım çünkü O seni görüyor.
Senin bütün hatalarını biliyor.
Onların hesabını vereceksin.
Ama sen Allah'tan korkup af dilersen, O seni affeder.
O seni setreder, ayıbını örter.
İşlediğin günahları affeder, seni kimseye rezil etmez.
Mühim olan budur.
Yoksa sen "Avrupa şöyle dedi, Amerika böyle istedi..." dersen... Bunları bir de çok abartarak söylerler.
Halbuki onların senin nerede olduğundan bile haberleri yok, senden ne haberleri olacak?
Bu düşünceleri aklına sokan şeytanın ta kendisi ve askerleridir.
Allah seni mükerrem, muazzam ve müşerref yaratmıştır.
Ne sen başkasından daha iyisin ne de onlar senden daha iyidir.
Böyle düşünmek Allah'a karşı gelmektir.
Kendini başkasından, bilhassa bir kâfirden daha düşük görmen Allah'a isyandır.
Allah muhafaza etsin.
Allah herkesi aynı yaratmıştır.
Bu yüzden o fikirlerden vazgeçin. Şimdiki millette herkes "Avrupa'ya, Amerika'ya gideceğim" diye uğraşıp duruyor.
Oraya gitsen ne olacak, gitmesen ne olacak?
Allah rızkını nerede yazmışsa, o rızkı orada alacaksın.
Allah insanlara, Müslümanlara, herkese akıl fikir versin.
Herkes iyi düşünsün.
Allah hepimizi sevdiği kullarından eylesin inşa'Allah.
2025-11-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Min hüsni islâmi'l-mer'i terkuhû mâ lâ ya'nîh."
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki; Kişinin iyi ve güzel bir Müslüman olmasının alameti, kendisini alakadar etmeyen işlere karışmamasıdır.
Onu ilgilendirmeyen işleri terk etmesidir.
İnsan kendi yolunda gidecek, kendine bakacak ve kendi halini ıslah edecek.
Başka insanlar nasihat isterse, yardım isterse veya fikrini sorarsa o zaman söyler.
Ama durup dururken başkasına; "Sen bunu yapacaksın, ben yaptığını beğenmedim, şunu şöyle yapacaksın" diye karışmak olmaz.
Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bu davranışın güzel olmadığını söylüyor.
Malayani; yani lüzumsuz işlere karışmak, boş işlerle uğraşmak... Bu da iyi değildir.
Ne faydalıysa onu yapacaksın. Kendi haline bakacaksın, ailene bakacaksın.
Arkadaşlar, ahbaplar varsa; sana bir şey sorduklarında veya yardım istediklerinde onlara yardım edersin.
Ama şimdi bakıyoruz, herkes her şeye karışıyor.
Her işe, küçüğüne büyüğüne fikir veriyor. Ona sövüyor, buna küfrediyor; onu beğenmiyor, bunu beğenmiyor.
Sen önce kendi haline bak. Halin nasıl? Onlardan daha mı iyisin?
Sen kendi halini ıslah et, mühim olan budur.
Herkes kendi halini düzeltse her şey güzel olur.
Sende her türlü kötülük varken kalkıp başkasının ayıbına bakmamalısın. İlk önce kendi ayıbına bak, o ayıbı temizle, kendini iyi bir insan yap.
Ondan sonrası seni ilgilendirmez.
Herkes kendine bakıp kendini ıslah etse; güzel bir cemaat, güzel bir topluluk oluşur.
Onun için Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bütün sözleri cevherdir, kıymetlidir.
Söylediği bu söz kısa bir hadistir ama bütün topluluğu ıslah etmeye yeter.
Şimdi ise tam tersi olmuş; herkes başkasının noksanını, ayıbını ortaya çıkarmaya uğraşıyor.
Allah hepimizi ıslah eylesin, Allah doğru yoldan ayırmasın.
2025-11-19 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir.
Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir.
Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır.
İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır.
Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan.
Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir.
Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir.
Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir.
Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır.
Cennette kaldı.
Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır.
Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur.
Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur.
Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner.
Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar.
Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin.
"Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar.
Hayır, kabre niçin ibadet edelim?
İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz.
Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz.
Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür.
İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var.
Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor.
Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir.
Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur.
Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir.
Onu göstermiyorlar; o başka mesele.
Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur.
Onun yazdığı, hakiki İncil'dir.
O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir.
Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler.
Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak.
Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak.
Bunu da yapmak istemiyorlar.
Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar.
Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye.
İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir.
Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir.
Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir.
Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir.
Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir.
Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur.
Milletin kafasını karıştıran çok insan var.
Onları dinlemeyin.
Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar.
Onlar mühim değil.
Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış,
ve bu güzel yola koymuş olmasıdır.
Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.
2025-11-17 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir.
Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir.
Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır.
İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır.
Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan.
Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir.
Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir.
Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir.
Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır.
Cennette kaldı.
Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır.
Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur.
Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur.
Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner.
Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar.
Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin.
"Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar.
Hayır, kabre niçin ibadet edelim?
İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz.
Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz.
Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür.
İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var.
Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor.
Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir.
Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur.
Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir.
Onu göstermiyorlar; o başka mesele.
Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur.
Onun yazdığı, hakiki İncil'dir.
O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir.
Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler.
Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak.
Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak.
Bunu da yapmak istemiyorlar.
Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar.
Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye.
İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir.
Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir.
Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir.
Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir.
Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir.
Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur.
Milletin kafasını karıştıran çok insan var.
Onları dinlemeyin.
Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar.
Onlar mühim değil.
Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış,
ve bu güzel yola koymuş olmasıdır.
Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.