السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Evliyaları ziyaret ettik.
Zira mübareklerin himmetleri, ziyaretlerinde hazır bulunur.
Allah'a şükür ki bu ziyareti yapabildik.
Üç dört günlüğüne İstanbul dışına çıkarak hem evliyaları hem de mübarekleri ziyaret ettik.
Bu ziyaret, ihvanlardan uzakta, biraz halvet gibi de oldu ki bu, insan için bazen tefekkür adına lazım oluyor.
Allah azze ve celle, evliyalarını genelde dağlara, dağların tepelerine yerleştirmiştir.
Çoğu evliyaya bakarsanız, mezarları, kabristanları dağlardadır.
Çünkü dağların hikmetleri vardır.
Dağlar mühimdir; hem dünya için hem de iman için.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de, risalet, yani vahiy gelmeden önce, Mekke'ye bakan Nur Dağı'ndaki Hira Mağarası'na çekilip ibadet ederdi.
Günlerce, bazen bir ay boyunca o dağın başında kalırdı.
O dağların bir sırrı, bir hikmeti vardır.
Oraya tecelliler ve füyuzat iner.
Bu sebeple, bizim ziyaretimiz de inşaAllah peygamberlere benzeme gayreti gibi oldu.
Allah kabul etsin.
Hayırlara vesile kılsın inşaAllah.
Dualarımızın kabulüne vesile olsun inşaAllah.
Allah imanımıza kuvvet versin.
İmanımızı kuvvetlendirecek her hayrı bize nasip etsin inşaAllah.
Çünkü daimi şükürle, duayla hayır çoğalır, bereket çoğalır, iman çoğalır.
Allah'a şükür, selametle gidip geldik.
Allah'a şükürler olsun.
İnşaAllah bize de ihvanlarımıza da bereket, selamet ve şifa olsun.
2025-08-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Mübarek bir söz vardır: "Himmetü'r-ricâl takla'ul-cibâl." Yani, yiğitlerin gayreti dağları yerinden oynatır.
Yeter ki insan azmetsin, karşısında hiçbir şey duramaz.
Allah'ın izniyle istediği her şeyi yapar.
Ancak bu isteğin hayra yönelik olması gerekir.
İnsan için kötülük yapmak, iyilik yapmaktan daha kolaydır.
İyilik yapmak ise daha zordur.
Neden mi?
Çünkü insan bir iyiliğe niyetlendiğinde; şeytan, nefsi ve çevresindeki insanlar ona engel olmaya çalışır.
Maalesef günümüz dünyasının düzeni böyle.
İyilik hor görülüp engellenirken,
kötülük yüceltilip meşru gösteriliyor.
Öyle bir hale geldi ki, kötüye "kötü" dahi diyemiyorsunuz.
Çünkü insanların çoğu kötülüğün tarafını tutuyor; onlara kötülük "iyilik" olarak tanıtılmış ve onlar da buna inanmışlar.
İnsana yakışır şekilde, temiz ve güzel bir hayat yaşamak varken, tam tersini seçiyorlar.
Üstelik bu seçimi de bir marifetmiş gibi sunuyorlar.
Kendi yaptıklarıyla da yetinmiyorlar.
Bu da yetmezmiş gibi,
toplumda azınlıkta kalan birileri iyilik üzere yaşamaya çalıştığında, onlara da tahammül edemiyorlar.
"Siz de bizim gibi olmak zorundasınız" diyerek baskı kuruyorlar.
Bu durum, tıpkı geçmişte peygamberlerin yaşadıklarına benziyor. Bir peygamber gelip insanları hidayete davet ettiğinde, çoğu zaman reddedilirdi.
Hatta, "Sen nasıl olur da bize iyiliği ve güzelliği emredersin?
Biz böyle birini istemeyiz!" diyerek ona düşman kesilirlerdi.
Allah korusun, devrimiz de o günlere döndü.
Evet, iyilik yapmak zorlaştı.
Ama bir iş ne kadar zorsa, ecri ve sevabı da o kadar büyük olur.
Bu yüzden Allah yolunda yürüyen bir kul, başkalarının ne dediğine veya ne yaptığına aldırmaz.
Onun için asıl mühim olan Allah'ın emridir.
Bütün dünya karşısında dursa, kimse onu beğenmese de o, doğru olanı yapmakla yükümlüdür.
İnsanların kınamasının hiçbir kıymeti yoktur.
Asıl kıymet, zorluklara rağmen yapılan iyiliğin kendisindedir.
Ve dediğimiz gibi, iyiliğin zorluğu arttıkça sevabı da artar.
Allah hepimize kolaylık ve insanlara hidayet nasip etsin.
Çünkü pek çok insan, yaptığı kötülükleri ve işlediği günahları iyi bir şey zannediyor.
"Hayat böyle, bunlar normal" diyerek kendilerini kandırıyorlar.
Halbuki insanda akıl ve mantık var.
Allah'ın emirleri de apaçık ortada.
Yapılması gereken, bu emirlere uymaktır.
Buna uyulmazsa sonu hüsrandır; faydası olmaz, zararı ise çok büyük olur.
Allah muhafaza etsin.
Allah insanlara hidayet nasip etsin.
2025-08-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ شَٰهِدٗا وَمُبَشِّرٗا وَنَذِيرٗا (33:45)
وَدَاعِيًا إِلَى ٱللَّهِ بِإِذۡنِهِۦ وَسِرَاجٗا مُّنِيرٗا (33:46)
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i tazim ediyor.
Tekrim ediyor.
"Biz gönderdik," diyor.
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i insanlara bir rahmet olarak gönderdi.
O'nu insanlara bir nur, bir iyilik olarak göndermiştir. Her türlü bereket ve hayrın en güzeli, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzü suyu hürmetine bahşedilir.
O'nun yolu, bir nur yoludur.
O'nun yolundan gitmeyen, şekavete düşer.
O'na tazim etmeyen, aldanmış olur.
O'na ne kadar tazim etseniz yeridir.
Kaside-i Bürde'de İmam Busîrî Hazretleri der ki: "Hristiyanların söylediklerini söylemediğiniz müddetçe, O'na dilediğiniz gibi tazimde bulunun, O'nu övün."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i övmek için hiçbir mani yoktur.
Siz, şeytanın hoşlanmadığı şeyleri sevin.
Şeytanın sevmediği şey; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i övmek, O'na tazim etmek ve O'nu sevmektir. Onun hoşlanmadığı şey budur.
İnsanları kandırıp, "Yanlış yapıyorsunuz," der.
"Allah'tan başka yüceltilecek, tazim edilecek kimse yoktur," diye vesvese verir.
Halbuki Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'i bizzat tazim etmiş ve bize de bunu emretmiştir.
"O'na tazim et, O'nu sev, O'na hürmet et," diye emretmiştir.
Allah Azze ve Celle, "Her şeyi O'nun yüzü suyu hürmetine yarattım," buyuruyor.
İnsanlar O'na tazim etmezse, nankörlük etmiş olurlar.
Bir Müslüman O'na tazim etmezse, çok büyük bir kayba uğrar.
Bu durum, onun imanı için bir tehlike arz eder.
O'na tazim etmeyenlerin akıbeti hiçbir zaman iyi olmamıştır.
Onların yolları tükenmiş, soyları kesilmiştir.
Şeytan onlara başka yollar açsa da, tuttukları o yol hiçbir zaman devamlı olmamıştır.
Elbette şeytan boş durmaz, fakat mümin de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e tazim göstermekten asla geri kalmaz.
İşte bu mübarek Cuma günü de Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in hürmetine bizlere verilmiştir.
Cuma, bu ümmet için en faziletli gün, en sevaplı gün ve Allah katında en sevimli gündür.
Bu da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e ve O'nun ümmetine bahşedilmiştir.
Allah'a şükürler olsun.
Nimete şükretmek gerekir ki artsın.
Allah'ın bizlere verdiği en büyük nimet, iman ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e duyulan muhabbettir.
Bu nimete de şükürler olsun.
Allah daim etsin.
Allah hepimizi bu yoldan ayırmasın inşaAllah.
2025-07-31 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
"La darara ve la dırar."
Yani, "Müslüman ne kimseye zarar verir ne de zarara uğratır," buyuruyor.
Kimseye zarar ve eziyet verilmez.
Müslüman, insanlara eziyet etmez.
Sadece insanlara değil, hayvanlara da, hiçbir şeye zararı dokunmaz.
Zarar verilmesine de müsaade etmez.
Başkalarının zarar vermesine de engel olur.
İşte bu, Müslümanın ahlakıdır. Hem çevresine hem de bütün insanlığa iyilik yapar.
Yaşadığı yere, dünyaya, yani çevresine de zarar vermez.
Fakat şimdi, Allah muhafaza etsin, insanlar bir şeye kızınca hem başkalarına hem de kendi nefsine zarar veriyor.
Bunların hepsi yasaklanmıştır.
Bunlar bir Müslümanın yapacağı işler değildir.
O, bu şekilde kimseye zarar vermez.
Verse bile, en büyük zararı kendine vermiş olur.
Fakat günümüzdeki insanların çoğu maalesef bunları umursamıyor.
Halbuki yola bir çöp atmak bile bir zarardır, bir kötülüktür.
Bu yüzden bir mümin, en ince ayrıntılara bile dikkat etmelidir.
Mesela günümüzde çıkan yangınlar var.
Bazıları bunların insanlar tarafından çıkarıldığını söylüyor.
Eğer böyleyse, bunu yapanlar çok büyük bir günaha girmiş olur.
Bu, ister bilerek yapılsın, isterse ihmal sonucu olsun fark etmez.
İnsanların bu konularda çok dikkatli olması gerekir.
Kimi sigarasını söndürmeden atıyor, yangın çıkıyor.
Kimi de belki hükümete kızıp kasten ormanı yakıyor.
Oysa orada yanan nice can var.
Masum canlar, hayvanlar, böcekler, sayısız canlı...
Onlara zarar veren kişi, o masumların ahını alır.
Ve bu yaptığıyla başkasına değil, en büyük zararı yine kendisine vermiş olur.
Hatta ailesine, soyuna sopuna bile zarar vermiş olur.
Bu zararın vebali hepsine dokunur.
İşte bu yüzden dikkat etmek lazım.
İnsan bir iş yapacağı zaman, sonuçlarını düşünerek çok dikkatli olmalıdır.
Bu hadis-i şerif iki kelimeden ibaret olsa da bütün insanlığa yeter.
İnsanlar buna uysa, dünya güllük gülistanlık olur.
Allah akıl fikir versin, insanları ıslah eylesin.
Allah Azze ve Celle, "Ve izel vuhuşu huşiret" (81:5) buyuruyor.
Yani, "Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında..."
İnsanlar adeta vahşi hayvanlara dönmüş.
Allah muhafaza etsin, Allah ıslah eylesin.
2025-07-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي قَدَّمۡتُ لِحَيَاتِي (89:24)
İnsan, son nefesini verdikten sonra ahirette, bütün hayatı gözünün önünden geçer.
Hani bir film şeridi gibi derler ya...
İşte aynen öyle olur.
İnsan geriye bakar ve "Keşke bu hayatım için bir şeyler yapsaydım!" diye hasret çeker.
Öleceği vakit, son nefeslerinde, Allah Azze ve Celle o kulunun basiretini açar.
Her şeyi görür.
Yanındakileri, önündeki manzarayı, geçmişte yaptıklarını görür ve "Keşke bir şeyler yapsaydım!" der.
Ama "keşke" demekle olmuyor işte.
İnsanlar hayattayken, "Keşke şu işi yapsaydım da bu kadar para kazanırdım" diye hayıflanır.
"Keşke şu arsayı alsaydım, ne kadar çok malım olurdu" diye düşünür.
"Şununla evlenseydim şöyle, bununla iş yapsaydım böyle olurdu" diye, insan hayattayken yapamadıklarına hasret duyar.
Canı sıkılır, morali bozulur.
"Yapamadık, edemedik işte" der.
"Halbuki ne kadar çok fırsat vardı."
Herkes dünyada her istediğini yapamaz. Ama bir kul hayır işlemek, ibadet etmek isterse, Allah Azze ve Celle ona mani olmaz.
Yani bazıları, "Allah yaptırmadı" der. Doğru, Allah yaptırmadı ama bunun da bir sırrı var.
Sen "Allah yaptırmadı" demekle, kabahati Allah Azze ve Celleye yüklemiş oluyorsun.
Sanki senin hiçbir suçun yok.
Kendini temize çıkarıyorsun.
Hatta mazlumsun, haşa.
Böyle olmaz.
Bu mesele, Allah Azze ve Cellenin sırlarından biridir.
Kaderin ve insanın ne ibadet edeceğinin sırrını O bilir. Ama insan gerçekten isterse, Allah Azze ve Celle ona yaptırır.
Çünkü ortada irade-i cüziyye ve irade-i külliye vardır.
Bu yüzden insan, suçu O'na atmamalı.
İnsan görevini yapsın, ibadetini yapsın.
İbadet etmek zor değil.
İnsanlar bütün gün dünya için, ibadetten çok daha zor işler yapar.
Onun yüz katı zor işi yaparlar da yorulmaz, şikayet etmezler.
Ama iş ibadete gelince, "Yapamıyorum, edemiyorum" diye mazeret üretirler.
Ama dediğimiz gibi, Allah Azze ve Celle son nefeste o hakikati insana gösterir.
Fakat o anki pişmanlık fayda etmez.
"Keşke namaz kılsaydım, oruç tutsaydım, sadaka-zekat verseydim, hacca gitseydim..."
"Halbuki param da vardı, sağlığım da yerindeydi."
Ama "sonra yaparım" derken, bir de bakmışsın, hop, nefes bitmiş, ömür tükenmiş.
Allah muhafaza eylesin.
Rabbim vaktinde yapmayı nasip etsin.
Rabbim bu tembelliği, bu miskinliği üzerimizden alsın inşaAllah.
2025-07-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul
رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا نَعۡمَلۡ صَٰلِحًا غَيۡرَ ٱلَّذِي كُنَّا نَعۡمَلُۚ (35:37)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Kıyamette cehennemde olan, sayıları daha fazla olan insanlar, "Keşke dünyaya geri gönderilsek de, yaptığımız kötü işlerin yerine salih ameller işlesek" diye temenni ederler.
Ama oraya gittikten sonra, insan artık geri dönemez.
İşte bu yüzden insan, daha dünyadayken, yaşarken hayatın kıymetini bilmelidir.
Hayatın değeri, ibadetle ve Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmakla anlam kazanır.
Peki kıymetsiz, lüzumsuz hayat nedir?
Allah'tan, ibadetten, taatten ve iyilikten uzak bir hayattır. Öyle bir hayat beş para etmez ve bütünüyle boşa geçmiş olur.
Hayatın dolu ve faydalı olması, ancak daima Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmakla mümkündür.
Aksi takdirde bir faydadan söz edilemez.
Zarardan başka bir şey değildir.
Hem insanın kendisine hem de başkasına zarar ve kötülük verir.
Mümin ise daima kârdadır, faydadadır.
Başına ne gelirse gelsin, Allah yolunda olduğu için, Allah onun yaptığı amellere, hatta sadece niyetine bile sevap yazar.
Mesela, bir iyiliğe niyet edip de yapamasa bile kendisine bir sevap yazılır.
Eğer yaparsa, on sevap yazılır; hatta yüz, bin... Allah indinde dilediği kadar yazar.
Yapamasa bile niyetinden dolayı sevap alır.
Bir kötülüğe niyet edip de onu yapmazsa, kendisine bir günah yazılmaz.
Bir kötülüğe niyet edip de onu yapmazsa, kendisine bir günah yazılmaz.
Çünkü Allah Azze ve Celle kimseye zulmetmez.
Allah, iyilik yapana ise ikram eder.
Kötülük yapana ise sadece bir günah yazılır.
Bir tane yazılır, on tane değil.
Ama sevap bunun tam tersidir.
Allah Azze ve Celle müminlere işte böyle bir ikramda bulunmuştur.
Ama insanlar bunun kıymetini bilmiyor.
Değersiz bir hayat yaşıyorlar.
Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın.
Allah niyetimize göre versin inşaAllah.
2025-07-29 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Şüphesiz ki Yüce Allah, iki bayramda da yeryüzüne rahmetiyle nazar eder.
Bu rahmet nazarına nail olmak için mescide gidin ki o rahmetten siz de nasiplenin.
Elbette Allah Azze ve Celle her şeyi görür, lakin bu özel rahmet nazarı bambaşkadır.
Ama bu rahmet nazarı, bu rahmet bakışı apayrı bir tecellidir.
İşte bu yüzden insanlar, o rahmet nazarına erişebilmek için bayram namazına muhakkak gitmelidir.
Eskiden bazı insanlar her vakit namaz kılmasa da en azından Cuma namazını kılardı.
Yani cumadan cumaya namaz kılanlar olurdu.
Sonra bu durum, bayramdan bayrama namaza gitmeye dönüştü.
Bayramdan bayrama da olsa milletin yüzde doksanı namaza giderdi.
Şimdi maalesef o da kalmadı, Allah ıslah eylesin.
Fakat Allah'ın hazinesinden bir şey eksilmez.
Eksilen, insanlara ulaşacak olan rahmet, bereket ve inayettir.
İnsanlar kendi kararlarının sonuçlarına katlanırlar.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
Ramazan Bayramı namazının ilk rekatında yedi, ikinci rekatında ise beş tekbir getirilir.
Her iki rekatta da Kur'an kıraati, bu ilave tekbirlerden sonra yapılır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) burada bayram namazına mahsus olan tekbirleri açıklamaktadır.
Namazın başlangıcında ve ikinci rekatta da bu şekilde ilave tekbirler vardır.
Görüldüğü gibi, bayram namazının kılınışı diğer namazlardan farklıdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Bayramlarınızı tekbirlerle süsleyin" buyuruyor.
Ne kadar çok tekbir getirirseniz, Allah da sevabınızı ve ecrinizi o kadar artırır.
Yani bayramları tekbirler, tehliller ve insanlarla bayramlaşarak süslemek, o günün bereketini idrak etmek içindir.
İslam'da bayram ikidir.
Biri Kurban Bayramı, diğeri Ramazan Bayramı'dır.
Bunların dışında bayram yoktur.
Millet ise her günü bayram ilan etmiş.
Hani "deliye her gün bayram" derler ya...
Hakikaten adeta akıllarını yitirmiş gibiler.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "İki bayramı da tehlil, tekbir, tahmid ve takdis ile süsleyin" buyuruyor.
Böylece bayramlarınız manevi olarak boş geçmemiş olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, iki bayram namazı, ki dediğimiz gibi İslam'da bayram ikidir, başkası yoktur.
Akıl baliğ olan her erkeğe ve kadına vaciptir.
Bu hüküm, Hanefi mezhebine göredir.
Tabii burada önemli bir noktayı belirtmek gerekir.
Bir hadisi okuyup, mezheplerin bu konudaki yorumlarına bakmadan "hadis böyledir" diyerek doğrudan amel etmek doğru değildir.
Kişi, tabi olduğu mezhebin hükmüne göre hareket etmelidir.
Hadisler elbette bütün ümmete aittir.
Ancak kendi başına yorumlayıp hüküm çıkarmak için içtihat yapma ehliyetine sahip olmak gerekir.
Bu zamanda ise böyle bir müçtehit yoktur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bugününüze iki bayram, yani bayram namazı ile cuma namazı aynı güne denk geldi."
Hadisi buyurduğu gün, böyle bir durum yaşanmıştı.
Uzak yerlerden, köylerden gelenler için bir ruhsat vardır: İsteyen, Cuma namazı yerine öğle namazını kılabilir.
Bayram namazını kılmış olması, Cuma için bir mazeret sayılır.
Yani Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bayram namazını kılan için Cuma'nın farziyetinin düştüğünü belirtmiştir.
Tabii bu, o günün şartlarına özel bir durumdur.
Dediğimiz gibi, herkes dört mezhepten kendi tabi olduğuna bakmalıdır.
Fıkıh neyi gerektiriyorsa o şekilde amel etmelidir.
Ancak Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) kendisi için, "Biz inşallah Cuma'yı da kılacağız" buyurmuştur.
Hem bayram namazını kılmış, hem de Cuma namazını da eda edeceğini belirtmiştir.
Yani sırf "bugün bayramdır" diye bayram namazını kılıp Cuma'yı terk etmemiştir.
Sadece mazereti olanların gitmesine izin vermiştir.
"Ama biz Cuma'yı da hutbesiyle birlikte kılacağız" diye buyurmuştur Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Görülüyor ki Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) dinin bütün hükümlerini en ince teferruatına kadar bize öğretmiştir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadisinde, iki bayram namazının buluğ çağına girmiş her kadına vacip olduğunu buyurur.
Tabii bu hüküm de yine mezheplere göre farklılık göstermektedir.
Bu anlatacağım hadis, tam da günümüzün halini tarif etmektedir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, Allah bir topluluğa kıtlık ve kuraklık vermeyi murat ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder:
"Ey mideler, doymamak üzere genişleyin!"
"Ey gözler, kanmayın!"
Bu, tam da bizim zamanımızı anlatıyor.
"Ey bereket, onların arasından çekilip yüksel!" diye seslenir.
İşte bu hadis, tam da içinde bulunduğumuz ahir zamanı anlatmaktadır.
Ne bereket kaldı, ne su, ne de başka bir şey.
Her tarafta kuraklık var.
Yangınlar deseniz, o da her yerde.
Bu durum sadece bizim memleketimizde değil, tüm dünyada böyle.
Bu, bütün insanlığın başına gelmiş bir musibettir.
Peki neden?
Çünkü insanlar artık Allah'a gereği gibi inanmıyor.
Allah da onlara gazap ediyor.
Halbuki tövbe edip af dileseler, Allah onlara yine bereketini ihsan eder.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Bir toplumda fuhuş ortaya çıkıp yaygınlaştığı zaman, sarsıntılar çoğalır" buyuruyor.
Fuhuş denilen şey, her türlü ahlaksızlık ve utanmazlıktır.
Bu ahlaksızlıklar ortaya çıktığı vakit, her tarafta zelzeleler ve sarsıntılar olur.
İdareciler hırsızlık yaptıkları zaman, yağmur azalır.
Zimmilere, yani İslam idaresi altındaki gayrimüslimlere verilen sözler tutulmadığı zaman ise düşmanlar baş gösterir.
Bunlar, "rahat ve huzurlu yaşamak istiyorsanız bu günahlardan kaçının" diye Peygamber Efendimiz'in ümmetine yaptığı nasihatlerdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, beş şeyin karşılığı beş şeydir.
Yani yapılan her eylemin bir sonucu vardır ki, bunlar günümüzde açıkça görülmektedir.
Bir topluluk verdiği sözden dönerse, Allah onlara mutlaka bir düşman musallat eder.
Yani ahdini bozan ve "şunu yapacağız, bunu yapacağız" diye söz verip tutmayanların başına Allah bir düşman bela eder.
Allah'ın indirdiği hükümlerin dışında hükümler verenlerin arasına mutlaka fakirlik yayılır.
Allah'ın emrine aykırı davranan toplumlar fakirlikle imtihan edilir.
Aralarında zina yaygınlaşırsa, ölümler de çoğalır.
Ölçü ve tartıda hile yaparlarsa, toprağın bereketi kesilir ve kuraklıkla cezalandırılırlar.
Ticarette hile yapanlar kazandıklarını zannetseler de, aslında hem kuraklığa sebep olur hem de mahsullerinin zarar görmesine yol açarlar.
Zekâtı vermekten kaçınırlarsa, onlardan da yağmur esirgenir.
Zekât işte bu kadar mühimdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, Rabbiniz Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
"Eğer kullarım bana itaat ederlerse, gece onlara yağmur yağdırır, gündüz de güneş çıkarırım."
Yani bütün gece yağmur yağacak, gündüz ise güneş açacaktır.
"Ve korkmasınlar diye onlara gök gürültüsü bile işittirmem" buyurdu.
Yani rahmet yağmuru yağarken, onları korkutacak bir gürültü olmayacak, o kadar rahat olacaklar.
Gece sessizce yağmur yağacak, gök gürültüsü olmayacak.
Sabah kalktıklarında her tarafın sulanmış ve yeşermiş olduğunu görecekler.
İşte bu müjde, Allah Azze ve Celle'nin emirlerine itaat edecek olan kullar içindir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, içlerinde faiz yaygınlaşan her toplum, mutlaka kıtlık belasına maruz kalır.
İçlerinde rüşvetin yaygınlaştığı her toplum ise korku ve güvensizlik içinde yaşar.
Yani faiz ve rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda hem fakirlik hem de korku eksik olmaz.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sultan, Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir; her mazlum ona sığınır."
Buradaki Sultan, yani yönetici, yeryüzünde mazlumları himaye eden bir makamdır.
"Allah'ın gölgesi" tabiri, yöneticinin Allah'ın emirlerini uygulayan ve adaletini yansıtan kişi olması gerektiği anlamına gelen bir mecazdır.
Bu nedenle adil yöneticiye itaat etmek gerekir.
Eğer yönetici adil davranırsa, hem kendisi bunun sevabını alır.
Hem de yönetimi altındaki halkın ona şükran duyması gerekir.
Eğer yönetici haksızlık edip zulmederse, bunun günahı onadır ve Allah hesabını soracaktır.
Peki bu durumda yönetimi altındakiler ne yapmalıdır?
Ona karşı isyan etmemeleri gerekir.
Hadise göre, onların sabretmesi gerekmektedir.
Yöneticiye karşı gelmemek lazımdır.
Yönetici zalim de olsa, fitneye sebep olmamak için ona karşı isyan etmeyip sabretmek esastır.
İdareciler zulmettiği zaman, gökyüzü rahmetini, yani yağmuru keser.
Zekât verilmediği zaman, hayvanlar telef olur.
Zina yaygınlaştığı zaman, fakirlik ve yoksulluk artar.
Zimmilerle, yani gayrimüslimlerle yapılan anlaşmalar bozulduğu zaman, düşmanlar İslam beldelerine musallat olur.
Maalesef günümüzde yaşananlar bunlardır, Allah hepimizi ıslah eylesin.
Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.
2025-07-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Allah Azze ve Celle bize iyiliği emreder.
Adaleti emreder.
Güzelliği emreder.
Bu emirleri yerine getirmek için peygamberler göndermiştir.
"Onların yolundan gidin" buyuruyor.
Onlar ki yolu gösterenlerdir. Allah, "Onlara hem nübüvvet hem de kitap verdik" buyuruyor.
Her resul olan peygamber ile kitap gönderilmiştir.
Kur'an-ı Azimüşşan gibi kitaplar gönderilmiştir.
Ama tabii o kitaplardan geriye bir şey kalmamıştır; sadece Kur'an-ı Azimüşşan vardır.
"Peygamberlere hikmet de verdik" buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Hikmet mühimdir.
Çünkü hikmet olmadıktan sonra ilmin bir faydası yoktur.
Peygamberlere tabi olun.
Allah Azze ve Celle, "Onların hidayetine tabi olun" buyuruyor.
Peygamberlere tabi olmadan Allah'ın emirlerini nasıl yerine getirebiliriz ki?
Elbette ki onların yolundan, gösterdikleri yoldan giderek.
En son kitap, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelen Kur'an-ı Azimüşşan'dır.
Biz de o yoldan, O'nun gösterdiği yoldan gideceğiz.
Allah, "Peygambere tabi olun" buyuruyor.
Kendi kafanıza göre hareket etmeyin.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne gösterdiyse, ne söylediyse, O'nun yolundan gidin.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: "Benden sonra benim sünnetime ve Hulefa-i Raşidin olan halifelerimin sünnetine uyun."
O sünnet mühimdir.
O yoldan gitmek mühimdir.
Sünnete uymayan bir şey kazanamadığı gibi, çok şey kaybeder.
En mühimi de imanını kaybeder, Allah muhafaza etsin.
Bu yol, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Allah'ın emriyle gösterdiği yoldur.
Şimdi kendini bilmez bazı insanlar çıkmış, "Biz sünnet, hadis tanımayız" diyorlar.
Halbuki onlar en başından yanlış yoldalar.
Boşuna uğraşıp duruyorlar.
Yaptıkları bu iş, sonunda imansız gitmelerine sebep olur.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine ve sözlerine uymak, Allah katında makamımızı yükseltir ve akıbetimizi hayreyler.
Allah o yoldan ayırmasın inşaAllah.
Onların yolundan gidelim inşaAllah.
2025-07-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
Müminler cennete girdikten, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in Havz-ı Kevser'inden içtikten sonra, insanda dünyadaki nefsani şeylerden hiçbir şey kalmaz.
Cennete girince ne efkâr kalır, ne kibir, ne de düşmanlık.
İnsan saf, tertemiz bir halde cennete girer.
Bu dünyanın üzüntülerinden, kederlerinden eser kalmaz.
Ama cennete giren müminler, sadece tek bir şeye üzüleceklerdir.
Halbuki cennette üzüntü diye bir şey yoktur.
Dünyadayken Allah'ı anmadan geçirdikleri bir saat olduysa, işte ona üzülecekler.
"Keşke o anı da Allah'ı zikrederek geçirseydik," diyecekler.
Çünkü oradaki ikramları, Allah'ın vaat ettiği cenneti, cemalini ve güzellikleri görünce, "Biz ne kadar az yapmışız," diyecekler.
Allah'ı anmadıkları o anlar için pişmanlık duyacaklar.
Allah'a şükür ki zikretmek, Allah'ı hatırlamaktır.
Yani bütün işin gücün arasında Allah'ı hatırladıktan sonra, en büyük fayda işte odur.
Dünyevi işlerle meşgul olabilirsin, bu dünya hali. Ama o esnada Allah'ı hatırlarsan, Allah sana kolaylık verir.
Hem dünyada kolaylık verir hem de ahirette mertebeni yükseltir.
İnsan dünyada üzülünce sığınacağı tek yer, Allah Azze ve Celle'dir.
O'nu bilmeyenler, her vakit sıkıntı içindedir.
Ve bu sıkıntılarını da bütün dünyaya yaymışlardır.
Bugün mümin, Müslüman, gayrimüslim, hepsi aynı hale gelmiş.
Sırf üzüldükleri şey dünya, unuttukları şey ise Allah Azze ve Celle'dir.
Allah'ı zikretmek, O'nu hatırlamak, O'nu tefekkür etmektir.
Allah'ı hatırlatan her şey, mümin için lazımdır ve kıymetlidir.
Evliyaları, peygamberleri, sahabeleri anmak, zikretmek; en büyük fayda bundadır.
Şeytan bunu bildiği için, bu amelleri yapan insanlara "Sen şirk koştun, yanlış yaptın" diye vesvese verir.
Halbuki Allah Azze ve Celle'yi hatırlatan her şey, o mümin için faydalıdır.
Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Allah'ı hatırlatan insanlar güzeldir."
"Onlara ikram edin, onlara ihtiram edin" diyor Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem.
Sen her insanı görünce Allah'ı hatırlayamazsın.
Her şeyi duyunca Allah Azze ve Celle'yi hatırlayamazsın.
Ama evliyaları, sahabeleri, müminleri duyunca, hatırlarsın.
İşte bu yüzden onlara ikram etmek, onlara tazim etmek, bizim tarikatımızın adabındandır.
Tarikatın adabını gözetene, tarikat güzel yolu gösterir.
Allah hepinizi bu güzel yoldan ayırmasın inşaAllah.
İnsanlara hidayet versin.
2025-07-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثۡنَا عَشَرَ شَهۡرٗا فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ (9:36)
Allah Azze ve Celle, senenin aylarını on iki ay olarak taksim etmiştir.
İşte bu haram aylarının sonuncusu Muharrem'di.
Dün son günüydü.
Ondan sonraki Safer ayı ise normal bir aydır.
Yani haram ayların dışındadır.
Haram ayları, diğer aylardan daha faziletli olan aylardır.
Safer ayı bazen insanlara ağır gelebilir.
Bu yüzden sadaka vermek mühimdir.
Sadaka kazayı ve belayı önler, ömrü uzatır.
Her durumda ve her zorlukta sadaka vermek, işleri kolaylaştırır.
Kötülüklerden muhafaza eder.
Kötü olaylardan muhafaza eder.
Bu Safer ayında da insan muhakkak her gün sadakasını versin.
Tövbe ve istiğfar etsin.
Allah'a, kendisini muhafaza etmesi için yalvarsın.
Nihayetinde, Allah Azze ve Celle'nin dediği olur.
Allah'ın hikmetleri O'nun katındadır.
O, dilediğini yapar.
Kimse mâni olamaz.
Ama O, bize merhamet eder, acır.
Yaptığımız tövbeler, istiğfarlar ve sadakalar, Allah'ın izniyle o kazaları önler.
Allah dilediğini yapar; dilerse yapar, dilerse değiştirir.
Yine kader meselesi var ki, o da Allah'ın ilmindedir.
Bizim aklımız oraya ermez.
Bizim aklımızın ereceği şey şudur: İnsanlar bu Safer ayından korkuyor.
Korkacak bir şey yok.
Sen sadakanı ver, tövbe et, günlük vazifelerini yap.
Safer ayının vazifesi ayrıdır, onu zaten ilgili yerlerde yayınlarlar.
Onu yaptıktan sonra tevekkül et, vazifeni yap ve Allah'ın izniyle korkma.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Safer'ul-hayr'dır," dedi.
"Her şeyi hayra yorun ki hayır olsun," dedi.
İnsanlar şimdi vesvese yapıyor.
"Yok şöyle olacak, yok bilmem ne olacak."
İşte bu vesveseler yüzünden "panik atak" diye bir hastalık türedi.
İnsan her şeyden korkar hale geldi.
"Pat" diye bir ses duysa, neredeyse oracıkta yığılıp kalacak.
Onun için, Allah'a tevekkül etmek müminin sıfatıdır.
Sana gösterilen yoldan gidersen, korkma.
Allah'a tevekkül et.
Allah muhafaza eder.
En mühimi, imanımızın muhafaza altında olmasıdır.
Gerisi mühim değil.
Fakat Allah'ın izniyle, sizler her zaman muhafaza altında olursunuz inşaAllah.