السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da mealen buyruluyor ki; kim bir hata veya günah işler de sonra onu masum birinin üzerine atarsa, şüphesiz çok büyük bir vebal yüklenmiş olur.
Bu günah iki katlıdır; çünkü kişi hem günah işlemiş, hem de iftirasıyla masum birinin başını yakmış, ona büyük zarar vermiştir.
Ne yazık ki bu, günümüzde pek çok insanın yaptığı bir şeydir.
Başkasına zarar vermek ve kötülük etmek kastıyla bir suç işlerler.
Ve o masum insan, bu iftira yüzünden ya hapse girer ya da başına türlü belalar gelir.
İşte bu yapılan kötülük, çok büyük bir günahtır ve doğrudan kul hakkına girer.
Çünkü Allah'a karşı işlediğin bir günahı Allah affedebilir.
Allah affedicidir.
Fakat bir günahı masum birinin sırtına yükleyip ona zarar vermenin cezasını, ahirette muhakkak çekersin.
Maksadın ne olursa olsun, masum birini suçlayıp hayatını karartmanın hesapsız kalacağını sakın zannetme.
O hesap muhakkak verilecektir.
Öyle bir pişman olacaksın ki, o pişmanlığın artık hiçbir faydası olmayacak.
llah hakkı daha kolaydır.
Allah affedicidir.
Lakin Allah Azze ve Celle, kul hakkına karışmaz.
O konuda affetmek, hakkına girilen kulun kendisine aittir.
İnsanlar ufak tefek şeyleri affedebilirler, fakat birinin bütün hayatını mahveden böylesi bir zulmü affetmeleri çok zordur.
Bu zamanda bunu yapanlar çoktur.
Ve onlar, "Biz bu vebalin altından nasıl kalkacağız?" diye düşünmelidir.
Zira bazıları, kendilerine Müslüman dedikleri halde, belli bir gaye uğruna bu yola başvururlar.
"Gayeye ulaşmak için her yol mubahtır" anlayışı, komünistlik ilkedir.
Bu ilkeyle hareket edenler, hedeflerine ulaşmak için her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmezler.
Bu bilinen bir gerçektir.
Maalesef, Müslüman geçinen bazıları dahi bu batıl anlayışı benimseyip taklit etmektedir.
Allah onlara akıl fikir versin.
Onları ıslah eylesin.
İnşallah bu büyük hatadan dönüp kendilerini kurtarırlar.
Allah hepimizi muhafaza eylesin.
Atalarımızın dediği gibi, "Allah kuru iftiradan saklasın."
Rabbim bizleri her türlü iftiradan ve kötülükten korusun.
Ve kimseye böyle bir zulmü yapmaktan da muhafaza buyursun. İnşaAllah.
2025-08-14 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) tazim etmek, hepimizin üzerine farzdır.
Peygamber Efendimiz'e tazim etmek, Allah'ın merhametini, affını ve afiyetini üzerimize celbeder.
Bunu bilmeyenler, büyük bir kayıptadırlar.
Çünkü Allah Azze ve Celle, bütün bu alemleri O'nun hürmetine yaratmıştır.
Bu yüzden, dünyadaki insanlara gösterilen hürmet, ya maddi bir menfaat içindir yahut şeytanın kandırmasından kaynaklanır.
Tazim edeceksen, Allah rızası için olana tazim et.
Allah'a ibadet eden, yol gösteren, insanları küfürden kurtaran kimselere hürmet etmek gerekir.
Çünkü iman en kıymetli şeydir.
Peygamber Efendimiz'den (sallAllahu aleyhi ve sellem) sonra gelen sahabeler, halifeler, Ehl-i Beyt gibi, imanı insanlara getiren, bilmeyenlere öğreten kimselere hürmet etmek çok iyidir.
İyi olmayana tazim edilir mi?
Allah'ın istemediği işleri yapan birine hürmet göstermek; lüzumsuz, faydasız ve hatta zararlı bir iştir.
Allah muhafaza etsin.
Allah insanlara doğru yolu göstersin.
Doğru yolda olmayan, boş ve lüzumsuz işler peşinde koşan, hiçbir faydası dokunmayan insanlara hürmet ve kıymet vermek, çoğu zaman fayda getirmediği gibi, ekseriya zararlıdır.
Şimdiki insanlar şöhreti olan insanlara tazim ediyor.
Şöhretleri ne olursa olsun, kendileri de onlar gibi olmaya çabalıyorlar ki, başkaları da onlara tazim etsin, hürmet göstersin.
Halbuki Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmayanlara tazim etmek hiçbir fayda sağlamaz. Onlar, ancak insanların nefislerinin tazim ettiği kimselerdir.
Allah muhafaza etsin.
Nefsi serbest bırakırsan o seni helak eder.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizi nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
Allah insanlara akıl fikir versin de, neyin iyi neyin kötü olduğunu bilsinler ve ona göre kıymet versinler.
Kıymetsiz şeylere, tenekeye, taşa toprağa kıymet verip de mücevhere, altına kıymet vermeyen çok insan var.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizleri hakiki kıymet bilenlerden eylesin inşaAllah.
2025-08-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ (9:119)
Allah Azze ve Celle, "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla, iyilerle beraber olun" diye emrediyor.
Çünkü onlar Allah Azze ve Celle'nin sevgili kullarıdır.
Onlardan insanlara zarar gelmez.
Onlardan iyilik gelir ve zarardan uzak dururlar.
Nefislerine ağır gelse de, onlar yine herkes için iyilik isterler.
Kötülük istemezler.
Ne kadar zor olursa olsun, insanlara asla eziyet etmez, kötülük yapmazlar.
Çünkü bilirler ki, kul hakkı Allah hakkından daha ağırdır.
Bu nasıl oluyor?
Allah affeder.
Allah Kendi hakkını affeder, ama kul hakkını affetmez.
Gidip o kimseden helallik almazsan, o hak üzerinde kalır.
Tövbe ve istiğfar edildiğinde, O'nun affı tecelli eder.
Fakat dediğimiz gibi, kul hakkına Allah Azze ve Celle karışmaz.
Ancak o hakkı sahibine iade edip helallik alacaksın ki, işte o zaman Allah da affeder.
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da, kendisine şirk koşulmadığı sürece her şeyi affedeceğini buyuruyor.
Hatta şirk koşsa bile, sonrasında af dileyip tövbe ederse, Allah Azze ve Celle onu dahi affeder; yeter ki o günahta ısrar etmesin.
Tövbe ettikten sonra, günahın büyüğü küçüğü yoktur; Allah Azze ve Celle hepsini muhakkak affeder.
Ancak kul hakkı hariç.
Mesela bir hayvana haksız yere eziyet edersen... haklı bir sebep varsa o başka.
Haklı bir sebeple, yani zarar veren muzır bir hayvana, bir kötülük yaptıktan sonra cezasını vermek caizdir.
Ama durup dururken bir hayvana eziyet etmek, kötülük yapmak... işte o hayvanın hakkı o zaman senin üzerine geçer.
Onun için hak hukuk çok mühimdir.
Herkesin ve her şeyin hakkını vermek farzdır; bu, yapılması gereken bir görevdir.
Hak hukuka riayet edilince, her şey yoluna girer.
Riayet edilmeyince de, işte gördüğümüz gibi, dünyada ne hak kalıyor, ne hukuk, ne de adalet.
Ondan sonra da insanlar "Niçin böyle oluyor?" diye şaşırıyor.
Şaşırmaya gerek yok.
Her şeyin bir karşılığı vardır.
Allah muhafaza etsin, kimsenin hakkına girmeyelim; ne bir insanın, ne bir hayvanın, ne de başka bir canlının.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) durgun suya idrarını yapana bile lanet etmiştir.
Demek ki suyun da bir hakkı vardır. Temiz suyu kirletmenin de bir cezası vardır.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi kötülüklerden, şerlerden muhafaza etsin.
Allah muhafaza etsin.
2025-08-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِن تَجۡتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنۡهَوۡنَ عَنۡهُ (4:31)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da, "Günahların büyüğünden sakının." buyuruyor.
Günahların büyüğü de vardır, küçüğü de. Elbette Allah, tövbe edenin hepsini affeder.
"Büyük günahlara sakın yanaşmayın." buyuruyor.
Onlara kapı açan şeylere de yaklaşmayın.
"Gözünüzü haramdan sakının." diyor.
Yediğinize, içtiğinize de dikkat edin; helalinden olsun, kimsenin hakkına girmeyin.
Bu hususa dikkat edin.
Çünkü hakka giren bir insan, başka günahlara da kapı aralamış olur.
Zira başkasının hakkını yemek günahtır ve büyük günahlardan biridir.
Bu zamanda maddi ve manevi pek çok tehlike var. Maddi olanı, üçkağıtçılıkla milleti kandırıp parasını almaktır.
Manevi olanı ise, İslam'da olmayan yolları doğru gibi gösterip insanları saptırmaktır. Bu kapıdan giren insan helak olur.
Farkında bile olmadan günaha girer.
İşte bu, zamanımızın en büyük tehlikesidir.
Dünya kuruldu kurulalı, böyle bir zaman olmadı.
Elbette geçmişte de oldu; "bana tapın, şuna tapın, buna tapın" dediler.
Bunları ya zorla yaptırdılar ya da insanlar o vakit cahildi.
Şimdiyse herkes, elindeki makineye bakıp "Her şeyi biliyorum" iddiasıyla ortaya çıkıyor.
Halbuki tam da Peygamber Efendimizin işaret ettiği 'ikinci cahiliye' devrinde yaşıyoruz.
Bu yüzden dikkatli olmak lazım.
Günah, insan için bir ağırlıktır, bir kötülüktür.
İnsan, tövbe istiğfar edip doğru yola dönmelidir.
Zira dediğimiz gibi, bu zamanda günah işlemek çok kolaylaştı.
İyilik yapmaksa zorlaştı.
Allah'a itaat etmek zorlaştı.
Bu sebeple insanın dikkatli olması ve işlediği günahta ısrar etmemesi gerekir.
Çünkü günahta ısrar edilince, o günah kalıcı olur.
Ancak tövbe ve istiğfar ederse, Allah affeder.
Allah hepimizi affetsin, Allah muhafaza etsin.
Allah hepimizi günahlardan, kötülüklerden muhafaza etsin.
2025-08-12 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bir toplum mallarının zekâtını vermezse, gökten yağan yağmur onlardan mutlaka kesilir."
Yani insanlar zekât vermeyince yağmur kesilir.
Hatta eğer hayvanlar da olmasaydı, onlara tek bir damla bile yağmur düşmezdi.
Demek ki yağan tüm bu yağmurlar, o hayvanat ve haşeratın hürmetine yağıyor.
Çünkü insanlarda ne din kalmış, ne iman, ne de haya...
Hiçbir şey kalmamış.
Bu yüzden onlara yağmur yağmaması aslında normal.
Ama işte, hayvanların ve haşeratın yüzü suyu hürmetine Allah yağmuru veriyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Kuraklık, sadece yağmurun kesilmesi demek değildir."
Yani "kuraklık var" denmesi için ille de yağmurun kesilmesi gerekmez diyor.
"Asıl kuraklık, yağmurun önceki yıllardaki gibi yağmasına rağmen yeryüzünün ürün vermemesidir."
Yani yağmur yağar ama topraktan ekin bitmez.
Sebze, meyve yetişmez.
Allah'ın kudreti buna da yeter.
Bir bakarsınız zararlı haşerat verir veya başka bir musibet gelir.
O sene yağmur yağsa bile kıtlık olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Allah bir kavme kıtlık vermişse, bu ancak O'na karşı büyüklenmeleri yüzündendir."
Yani bu kıtlığı, onların isyanları sebebiyle vermiştir.
Artık bütün dünya Allah Azze ve Celle'yi unutmuş, O'na isyan eder hale gelmiş.
Herkes nefsinin istediğini yapıyor. Bu yüzden her yanda kıtlık, kuraklık ve türlü sıkıntılar var.
Peygamber Efendimiz'in bahsettiği de sadece kıtlık değil, her türlü sıkıntıdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Öyle bir gece veya gündüz yoktur ki, Allah gökyüzünden yağmur indirmesin."
"Fakat Allah, o yağmuru dilediği yere gönderir."
Bazen insanlar "Yağmur nasıl oluşur?" diye sorar.
İşte sıcak sular buharlaşır, bulut olur ve yağmur yağar.
Elbette, bu, Allah Azze ve Celle'nin dünya için kurduğu bir sistemdir ve bir sebeptir.
Ancak Allah her 24 saatte mutlaka yağmur yağdırır, fakat onu dilediği yere yağdırır.
Senin ihtiyacın olan yere değil de gider denizin ortasına yağdırır.
Okyanusun ortasına yağdırır.
Yani insanların, bu işin duaya bağlı olduğunu bilmesi gerekir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) hadis-i şerifinde buyurduğu gibi, yağmur her an bir yere yağıyor.
24 saat içinde yağmurun yağmadığı bir an yok.
Muhakkak bir yere yağıyor.
İşte nerede ve nasıl yağacağını yalnızca Allah bilir.
Bu yüzden duayla, yakarışla ve Allah'a itaatle o bereketli yağmur sana da ulaşır.
Hem de bereketiyle birlikte gelir.
Öyle rastgele değil...
Bazen de yağmur öyle bir yağıyor ki her yeri seller basıyor, insanlar telef oluyor, evler sular altında kalıyor.
Böyle bir yönü de var.
Allah Azze ve Celle'nin hikmeti ve lütfu burada devreye giriyor.
İşte o lütfu da istemek lazım.
Sadece "Yağmur yağsın." demek yetmez.
Hani derler ya, "Bugün hava sıcak, arkasından yağmur gelir."
Gelebilir ama mühim olan lütfuyla, bereketiyle gelmesidir inşallah.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Güneş ve ay, hiç kimsenin ölümü ya da doğumu yüzünden tutulmaz."
Yani Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), ay ve güneş tutulmasının bir insanın ölümüyle ilgili olmadığını söylüyor.
"Onlar, Allah'ın kullarını kendileriyle uyardığı ayetlerinden (işaretlerinden) biridir."
Kısacası güneş ve ay tutulması, insanların Allah'ı hatırlamaları ve O'ndan korkmaları için birer ilahi işarettir.
"Onlardan birinin tutulduğunu gördüğünüzde, o durum geçene kadar namaz kılıp dua edin."
Güneş tutulduğunda kılınan namaza "küsûf namazı" denir.
Ay tutulduğunda kılınana ise "husûf namazı" denir ve bu karanlık açılıncaya dek namaz kılıp dua etmek sünnettir.
Bu, hem sünnet olan hem de pek çok faydası bulunan bir ibadettir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Güneş ve ay, Allah'ın azametinden bir tecelli gördüklerinde haşyetle yörüngelerinden çıkar ve tutulma gerçekleşir."
Yani bu tutulmalar sürekli olmaz, ara sıra gerçekleşir.
Bazen olur.
Çünkü ay ve güneş de Allah'ın yarattığı varlıklardır ve O'nun azametini bilirler.
Onlar, Rablerini insanlardan daha iyi tanırlar.
İşte bu tutulma, onların Allah'ın azameti karşısındaki durumlarından kaynaklanır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Güneş veya ay tutulduğunda, en son kıldığınız farz namaz gibi bir namaz kılın."
Yani o farz namazı nasıl bir huşu içinde kıldıysanız, bu namazı da aynı huşu ile kılın.
Tabii bu namazlar uzun kılınır.
Usulü ve tarifi bellidir.
Namaz uzun uzun kılınır.
Uzun sureler okunur, rüku ve secdeler normalden çok daha uzun tutulur.
Namazdan sonra da kalan zamanda oturulup tesbihat, tehlilat ve dualarla meşgul olunur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bir ayet, bir alamet gördüğünüz zaman secdeye kapanın."
Yani Allah'ın azametini gösteren büyük bir hadiseyle karşılaştığınızda secdeye kapanın, diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) .
2025-08-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَيۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَيۡءٞۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ (42:11)
Allah Azze ve Celle, hiçbir şeye benzemediğini buyuruyor.
O'nun zâtı, hayal hudutlarının ötesindedir; akılla idrak edilemez.
Bu sebeple Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Allah'ın zâtının mahiyeti üzerine düşünmeyin, O'nu araştırmayın" buyurmuştur.
Siz O'nun kudretine, yarattıklarına ve eserlerine bakın.
Onları dahi hakkıyla tefekkür etmek aklınızı zorlar.
Bu, kolayca anlaşılabilecek bir mesele değildir.
Allah Azze ve Celle mekândan ve zamandan münezzehtir.
O'nun için ne mekân ne de zaman söz konusudur.
Çünkü bunların hepsi birer yaratıktır, sonradan var edilmiştir.
Zamanı da mekânı da yaratan bizzat Allah Azze ve Celle'dir.
Yaratan, yarattığının içine girmez; bu mümkün değildir.
İşte bunu iyi bilmek gerekir.
Günümüzde başkalarına hemen "müşrik", "kâfir" diyen bir zümre var.
Onlar, Allah Azze ve Celle'ye bir mekân ve bir cisim isnat ederler.
Böyle yapanlar, Allah muhafaza, küfre girerler.
Allah'a bir vücut, bir ağırlık atfeden; O'nun bir yerde, bir zamanda, şurada veya burada olduğunu söyleyen insanın imanı gider.
Allah Azze ve Celle hiçbir şeye benzemez.
Bunu böyle bilmek lazımdır.
Zaman da, mekân da O'nun yarattığı şeylerdir.
Bütün kâinatı yaratan Allah Azze ve Celle'dir.
Ve O'nun yaratıcılığı daimdir.
Mümin bir insan, Allah Azze ve Celle'ye karşı edebini takınmalıdır.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) anlattığı ve öğrettiği esasları bilmesi gerekir.
O'nun yolundan giden, Allah'ın izniyle kurtuluşa erer.
O yoldan ayrılanın ise imanı tehlikeye girer.
Sonunda da, Allah korusun, dünyadan imansız göçebilir.
Bu sebeple insanın muhakkak hak bir yolda olması gerekir.
Şimdi öyleleri çıkıyor ki, "şöyledir, böyledir" diye ortaya bir laf atıyor ve cahil insanlar da ne dendiğini anlamadan onlara inanıyor.
Tarikat yolu ise hak yoludur.
Edep yoludur, ilim yoludur, irfan yoludur.
Bu yoldaki bereket ve iman ile insan, son nefesine kadar imanla yaşar ve dünyadan imanla ayrılır.
Çünkü bu yol, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yoludur.
O'nun gösterdiği yol, selamet yoludur.
Allah bizleri şerlerden, fitnelerden ve aldatılmaktan muhafaza eylesin.
Amin.
Allah bizlere iyiyi kötü, kötüyü de iyi göstermesin inşaAllah.
Kötüyü kötü, iyiyi de iyi görmeyi nasip etsin.
Allah bizleri hak yoldan ayırmasın.
2025-08-10 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), Allah Azze ve Celle'den naklen bir Hadis-i Kudsi'de şöyle buyuruyor:
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ
Yani, "Bütün Âdemoğulları hata yapmaya meyillidir, günahkârdır," buyuruyor.
Hatta en çok hata ve yanlış yapan, en çok günah işleyen de yine insanlardır; hepsi.
Çünkü peygamberler hariç, bütün insanların hatası, yanlışı ve kusuru vardır.
Kusursuz insan yoktur.
Hepimizin hatası, kusuru, günahı var.
Peygamberler ise bu durumun istisnasıdır; onların durumu ayrıdır.
Bu yüzden genel olarak bütün insanlar günah işler, hata ve yanlış yapar.
Allah Azze ve Celle de, "Ben de affediciyim," buyuruyor.
"Af dilesinler, affederim."
"Ne kadar günahları olursa olsun, benden af ve mağfiret dilesinler, ben onları affederim."
Yani günahsız insan yoktur.
Bu yüzden bazen insanlar, "O kadar çok günah işledim ki, artık iyilik de etsem faydası olmaz," diye düşünebiliyor. Hâlbuki öyle bir şey yok.
Allah Azze ve Celle'nin mübarek kelamı, insanlara bir rahmet olarak herkese açıktır.
Rahmet kapısı, mağfiret kapısı ardına kadar açıktır.
Kıyamet alameti olan güneş batıdan doğuncaya kadar, o mağfiret kapısı kapanmaz.
İşte bu yüzden, ne kadar çok günah işlemiş olursan ol, Allah affeder.
Allah'tan her gün af dilemek lazım.
Çünkü kul af dilediğinde, Allah günahları sevaplara tebdil eder.
Mademki af diledin, Allah Azze ve Celle hem günahlarını siler hem de yerlerine sana ecir ve sevap yazar.
Allah Azze ve Celle'nin fazlı ve keremi sonsuzdur.
Fakat insanoğlu bunu takdir etmiyor.
Kıymet vermiyor.
Hâlbuki asıl kıymet bundadır.
Allah hepimizi affetsin inşaAllah.
2025-08-09 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ (49:10)
Allah Azze ve Celle, "Müminler ancak kardeştir." buyuruyor.
İman kardeşliği, öz kardeşlikten dahi daha mühimdir.
Zira Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında, kendisi Müslüman olup da kardeşleri kâfir olan pek çok sahabe vardı.
O zamanki kardeşlik anlayışı, şimdiki gibi değildi.
Şimdi insanlar kardeşliğe o kadar ehemmiyet vermiyor, ama o vakitler bu bağ çok mühimdi.
Baba, öz kardeş onlar için hayattaki en önemli kişilerdi, ama İslam'a girince bu öncelik değişti.
Asıl mühim olan, Allah yolundaki kardeşlik.
Allah Azze ve Celle de işte bu kardeşliğe ehemmiyet veriyor.
Müminler, Müslümanlar kardeştir.
Birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini sevmeleri gerekir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bir hadis-i şerifinde, "Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize düşmanlık etmeyin, birbirinize eziyet etmeyin." diye buyuruyor.
Müslüman, kardeşine elinden gelen her türlü yardımı yapmalıdır.
Elinden geldiği kadar.
Elbette her konuda yardım edemeyebilir ama en azından ona destek vermesi iyi olur, elinden geldiği kadar.
Ona yardım etmesi, onu gıyabında müdafaa etmesi de çok mühim bir husustur.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, bir mümin, kardeşini gıyabında müdafaa ederse, bunun için ona büyük bir ecir ve sevap vardır.
Maalesef günümüzde insanlar, birbirlerini asılsız şeylerle itham ediyor.
İşte bu ithamlara karşı kardeşini savunan insanlar, büyük ecir ve sevaba nail olurlar.
Çünkü insan, çoğu zaman başkaları hakkında suizanda bulunur.
Suizan ise araya düşmanlık, küslük ve kırgınlık sokar.
İşte bu düşmanlık ortadan kalksın diye Allah Azze ve Celle, "Müminler ancak kardeştir." buyurmuştur.
Bu iman kardeşliği, doğru yolda olmayan öz kardeşten bile daha kıymetlidir.
Müminlerin arasını düzeltmek, Allah'ın rahmetine mucip olur.
Allah'ın rahmeti ise en mühim şeydir.
İnsanlar maddi menfaat beklerler.
Hâlbuki bir insan için en mühim şey, Allah'ın rahmeti ve merhametidir.
Fakat insanlar bunu takdir etmiyorlar, bilmiyorlar, ehemmiyet vermiyorlar.
Allah muhabbet versin.
Allah yardım etsin hepimize inşaAllah.
Şeytan girmesin aramıza.
2025-08-08 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ (3:135)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Bir insan günah işler de o günahta ısrar etmezse, Allah onu affeder.
Allah affedicidir.
Yaptığı günahlara tövbe eden insan, Allah'ın affına nail olur.
İnsan bilerek günah işler ve onda ısrar ederse, cezasını kendi elleriyle hazırlamış olur.
Şimdi bazı insanlar var;
bazı insanların peşine takılıp hata etmişler.
O hatayı sürdürmeye gerek yok.
Yeniden Allah'ın yoluna dönsünler ki Allah da onları affetsin.
Şüpheli insanların peşinden gidip onları doğru sanan ve bu yüzden yoldan çıkan kimsenin muhakkak bir cezası vardır.
Onun için, "Allah'a dönün" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ (51:50)
"Allah'a sığının" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Israr etmeyin.
Allah herkese akıl ve irade vermiştir.
İnsan, başkasına eziyet ederek bundan bir fayda veya sevap kazanacağını zannetmesin.
İslam'da böyle bir şey yoktur.
İslam'ın yolu nefsine zor gelse de ona uymayacaksın.
Zaten nefis daima kötülüğü emreder.
Ama bazı yollar daha kötüdür.
Doğru yolda gidersen, nefsin seni bin defa yoldan çıkarmaya uğraşır.
"Bu adam doğru mu söylüyor? İyi midir, kötü müdür?" diye vesvese verir.
Ama kötü bir adamın peşinden git, nefsin sana hemen destek olur, seni o insanlara inandırır.
Onun için doğru yol, Allah Azze ve Celle'nin yoludur.
Allah'a şükür, tarikat yolu da bu yolu gösterir.
Tarikatın dışında olanlar ise nefslerine uyarlar.
Kim olursa olsun.
Yani bir insan, "çok büyük âlim, ulemâ" diyerek birinin peşinden gidebilir.
Ama hakikatte onun bir dayanağı yoktur.
Sonuçta, mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.
Mürşit de tarikattan olur, başka türlü olmaz.
Ona dikkat etmek lazım.
Yoldan çıkanlar tövbe edip Allah'a sığınsınlar.
Allah affeder.
Allah affedicidir.
Israr etmeyin.
İsrar ve inat, küfrün bir işaretidir.
Küfürde inat olur.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem zamanındaki Kureyş kâfirleri, hak olduğunu bildikleri halde kibirlerinden ve inatlarından iman etmediler.
Son nefeslerine kadar bile iman etmediler.
Hatta Ebu Cehil, Bedir Savaşı'nda can verirken bile şöyle demiştir:
"Ben bu dinin hak olduğunu biliyorum ama kabul etmiyorum."
Kibrinden.
Öylece geberip gitti.
Onun için insanlar ona benzemesin.
Doğru yola dönsünler inşaAllah.
Allah hepimizi affetsin.
Bizi doğru yoldan ayırmasın.
2025-08-07 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٞ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٖ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقٗا (72:6)
Cinlerle insanlar arasında bir ilişki olduğu söylenir. Bu ilişki, bazı durumlarda ortaya çıkabiliyor.
Günümüzde öyle bir tayfa var ki, karşılarındakini görür görmez, "Sende cin var, sende büyü var," diyerek kafasını karıştırıyorlar.
Bunu herkes göremez, herkes bilemez.
Bu, nadir görülen bir durumdur.
Ama tabii ki bir insanın içine cin girmesi gibi durumlar çok nadirdir.
Fakat "çarpılma" denilen hadise olabiliyor.
Allah korusun, gece vakti "destur" demeden su dökmek, abdest bozmak gibi durumlarda bu çarpılma yaşanabiliyor.
Fakat önüne gelene "Sende büyü var, sende cin var" demek, insanların aklını bulandırmaktan başka bir işe yaramaz.
Bunu söyleyen kişi, eğer bir menfaat uğruna söylüyorsa, yalan söylemiş olur.
Bu hem söyleyen için günahtır hem de aklını karıştırdığı için karşısındaki insanın vebaline girmektir.
Yaşadığımız bu zamanda, insanı cinden daha beter yoldan çıkaran şeyler var: Etrafımızdaki insanlar ve içinde bulunduğumuz durumlar.
Bunlar aile içinde huzursuzluğa, çocukların ailelerine karşı gelmesine sebep oluyor.
Bu durumlar cinden veya büyüden değil, bahsettiğimiz etrafdaki etkenlerden kaynaklanıyor.
Allah muhafaza etsin.
Bugünlerde çocukların elindeki o aletlerde, yani her tarafa yayılan teknolojide adeta bin tane cin var. Esas aklı baştan alan, insanı bozan şeyler çoğunlukla bunlardan kaynaklanıyor.
Bu teknoloji denen illetten, bazen cinden, şeytandan daha beter kötülükler doğabiliyor.
Ona dikkat etmek lazım.
Allah insana bir akıl, bir beyin vermiş ve bunun da bir kapasitesi var.
Her şeyi ölçülü, usulünce yapmak gerekir ki insan selamete ersin.
Her şeyi bir anda yapmaya kalkıp zihne baskı yaparsan, bu da olumsuz tesir eder.
Suçu hemen büyüye, cine atmak işin kolayına kaçmaktır; böylece insan kendi sorumluluğundan sıyrılmış olur.
"Ben ne yapayım, hoca okusun," demekle olmaz.
Elbette okutmak faydalıdır ama hocadan önce insanın kendisinin evde okuması, gereken duaları etmesi, sadakasını vermesi lazım. Ayetel Kürsi'yi, İhlas'ı okumak gibi şeyleri herkes kendi yapabilir.
Haset, nazar, cin, büyü gibi bütün şerlere karşı, insan her gün yedi Ayetel Kürsi okuyup etrafına üflemeli; evden çıkmadan önce üç İhlas, bir Felak ve bir Nas okumalı, eve girerken de yine bunları okumalıdır.
Eve girerken ve çıkarken selam vermek de bir korumadır. Bu, ev halkının hidayetine vesile olur ve aileye huzur getirir inşaAllah.
Yaşadığımız zamanlar çok zor.
Allah muhafaza etsin.
Çoluk çocuk, herkes çok değişti. Ne adap kalmış ne hürmet. Kimse nasihat dinlemiyor; bir kulaklarından girip diğerinden çıkıyor. Ta ki başlarına bir musibet gelene kadar.
O musibet gelse bile, neden geldiğini anlamıyorlar.
Bu tür sıkıntılardan korunmanın yolu, Allah'ın izniyle, ibadet ve duadan geçer. Herkesin sadakasını vermesi, eve girip çıkarken selam verip koruyucu sureleri okuması hem kendisi hem de ailesi için bir kalkan olur inşaAllah.
Allah hepimizi korusun.
Çoluğumuzu çocuğumuzu korusun, şeytanın ve kötülüklerin şerrinden muhafaza eylesin.