السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Ramazan mübarek ay, çok güzel aydır.
İçinde de çok güzel günler, geceler vardır.
Allah'a şükürler olsun ki, Peygamber Efendimiz için bu ayda çok güzel şeyler hasıl olmuştur.
Yine bu güzel olaylardan biri de, Hazreti Hasan Efendimizin doğumunun 15 Ramazan'da gerçekleşmiş olmasıdır.
O, Peygamber Efendimizin en sevdiği, en kıymet verdiği insanlardandı.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendilerimiz gelince minberden iner, onlarla şakalaşır ve onları sırtına alarak minbere çıkardı.
Yani işte bu güzel ayda, böyle güzel insanlar dünyaya gelmiştir.
Aynı zamanda bu ay, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in savaşa çıkıp gazalar yaptığı bir aydır.
Bunların en önemlisi de büyük Bedir Gazası'dır.
Peygamber Efendimiz, Medine'den aslında büyük bir savaş için çıkmamıştı.
Sadece Kureyş'in kervanlarına el koymak niyetindeydi.
Çünkü müşrikler Mekke'deki Müslümanların mallarına el koymuşlardı; bu yüzden onlara bir karşılık verilmek istenmişti.
Ancak Allah'ın takdiri ve iradesi, bunun bir savaşa, bir gazaya dönüşmesi yönündeydi.
Geri dönme düşüncesi ortaya çıkmış, "Dönelim mi?" diye istişare edilmiş ancak Peygamber Efendimiz dönmek istememiştir.
Muhacirler de dönmek istememiş; Medine ahalisi, yani Ensar Efendilerimiz de "Biz de seninle geliriz." demişlerdir.
Neticede gaza gerçekleşmiş; Allah'ın izni, inayeti ve yardımıyla İslam'ın en büyük düşmanları olan küffar teker teker temizlenmiştir.
Günümüzde buna "etkisiz hale getirildi" diyorlar.
Nasıl bir etkisizlikse; hepsi cesede dönüşmüş, kimseye zarar veremeyecek bir hale gelmişlerdi.
Onların akıbeti de işte böyle oldu.
Kureyş kâfirlerinin en büyüklerinden 70 tanesi o gazada temizlendi.
Yani yeryüzünden silinip gittiler.
Çünkü onların varlıklarını sürdürmeleri, başkalarına ve küfre kuvvet verirdi.
Küfür insanı azdırır; nitekim onlar ortadan kalkınca küfrün kuvveti de kırılmış oldu.
Böylece Müslümanlar yavaş yavaş daha geniş alanlara yayılmaya başladı.
Çünkü Peygamber Efendimiz Mekke'deyken Müslümanlar Habeşistan'a ve başka yerlere hicret etmiş, ancak tam anlamıyla bir ferahlık bulamamışlardı.
Demek ki gaza yapıldıktan sonra önleri açılacaktı.
Gaza, yalnızca Allah rızası için yapılır.
Ve insanları zulümden kurtarmak içindir.
Günümüzde "İnsanları kurtaracağız, demokrasi getireceğiz." diyenler gibi değil; zira onlar demokrasi getireceğiz derken insanları eskisinden de beter bir hâle düşürdüler.
Oysa Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in askerleri nereye ulaştıysa oraya aydınlık, nur, iman, güzellik ve insanlık götürdü.
Her türlü iyiliği ve erdemi beraberinde taşıdılar.
Fakat şeytanın askerleri bu durumu tam tersiymiş gibi gösteriyor.
Halbuki asıl ters olan kendileridir.
Asıl zalim olan onlardır.
Huzursuzluk veren ve her türlü kötülüğü yapanlar yine onlardır.
Bu yüzden İslam, ulaştığı her yere merhamet götürür; orada zulüm barınamaz.
Hakiki İslam'ın olduğu yerde asla zulüm yoktur.
Günümüzde sıkıntılar yaşayan Müslüman memleketler var; bunun sebebi, oralarda hakiki İslam'ın yaşanmıyor olmasıdır.
Yoksa Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği hakiki İslam'da ve son halifelere kadar gelen süreçte yöneticilerin her hareketi; İslam'ın hukukuna, emirlerine, usullerine ve Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetine göre şekillenmiştir.
Onun için hakiki bir Müslümanın gittiği her yere bereket, huzur ve güzellik gelir.
Allah onlardan razı olsun.
İnşallah Mehdi Aleyhisselam geldiğinde, Allah'ın izniyle o güzel günler yeniden geri gelecektir.
Aksi takdirde dünyada ne huzur ne de güzellik kalacaktır.
Günden güne her şey daha da kötüleşiyor; zahiri ve batıni çirkinlikler, pislikler ortalığı kasıp kavuruyor.
Allah bizleri kurtarsın ve inşallah başımıza hakiki bir sahip göndersin.
2026-03-05 - Lefke
هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ (39:9)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
Olmaz tabii ki. Allah Azze ve Celle, bu Ayet-i Kerimede manen bunu bildirmektedir.
İlim, Allah Azze ve Celle'yi bilmektir.
Ondan başkası ilim değildir.
Aslında herkesin baştan sona kadar öğrendiği her şey, Allah Azze ve Celle'nin ilmidir.
O ilim, kişiye Allah Azze ve Celle'yi bildirirse faydalıdır.
Eğer bildirmezse hiçbir kıymeti ve faydası yoktur.
O vakit ilim cehalete ve bilgisizliğe döner, hiçbir işe yaramayan bir şeye dönüşür.
"Ne kadar çok şey öğrendim" deyip iftihar eden, kendini bir şey sanan insanlar var.
Profesör oldu, makam sahibi oldu, bilmem kaç tane üniversite bitirdi diye...
Ama kişi Allah Azze ve Celle'yi ve O'nun bildirdiklerini kabul etmiyor.
"Bunlar kendiliğinden oldu" diyor. Bu, cahil demektir; cehaletin tam içindedir.
Âlim... Tabii ilmin sonu yoktur.
İlmin sonu yoktur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Müslüman için ilim talep etmek farzdır, herkese farzdır."
İnsan doğduğu vakitten ta ölene kadar ilim öğrenecektir.
Nasıl öğrenecek?
Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmaya niyet edip, her gün yavaş yavaş elinden geldiğince öğrenmeye çalışacak. Bu niyetle, ilim talep etme niyetiyle yola çıkınca Allah Azze ve Celle'nin katında makbul bir insan olur.
Allah Azze ve Celle'nin bildirdiğine göre, melekler de onun ayakları altına kanatlarını sererler.
Yani cahillik iyi bir şey değildir.
Tabii dediğimiz gibi ilmin dereceleri vardır; Allah herkese bir seviye vermiştir.
Bunu şöyle düşünmek lazım: Normal bir Müslüman vaaz dinler, birinden nasihat alır; işte o, ilim almak demektir.
Onu tahsil etmek demektir.
Dediğimiz gibi, "ne kadar çok biliyorum" deseniz de her gün hiç bilmediğiniz yeni şeyler karşınıza çıkıyor.
Her gün yeni bir şeyler öğreniyorsun.
Bunu da Allah rızası için yapacaksın. "Ben bu öğrendiklerimi Allah Azze ve Celle'nin emriyle, bir ilim talebesi olarak öğreniyorum" demek lazımdır.
Tabii ilim güzelliği, iyiliği öğretir.
İyi ne varsa onu öğretir; kötülüğü öğreten şeyler ise ilim değildir.
Onlar insanı helak etmek, insanı bitirmek için var olan şeylerdir.
"Bu kadar şeyi milleti dolandırmak için, kurnazlık yapıp haksız kazanç elde etmek için öğrendim" dersen, o ilim değildir.
Veya okuyup da Allah'ın varlığını inkar ediyorsa, o da kötü bir ilimdir.
Âlimlerin de iyisi vardır.
Allah indinde âlimler en yüksek derecededir.
Onlar iyi, salih âlimlerdir.
Kendi nefsine uyan âlimler ise kötü âlimlerdir.
Normal insanın bir günahı olursa, kötü âlimin iki günahı olur; hanesine öyle yazılır.
Çünkü normal insan bilmeden hata yaparken, o bilerek tersini yapıyor. Bu yüzden onun günahı daha fazladır.
Allah muhafaza etsin.
Allah zihnimizi açsın, öğrendiklerimiz hayırlı ilimler olsun inşaAllah.
2026-03-04 - Lefke
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمٞۖ (49:12)
Allah Azze ve Celle, suizandan uzak durun diyor.
Suizan demek, yani birisi hakkında kötü düşünmek demektir.
Bu, insanı lüzumsuz yere meşgul eder.
İnsan kötü düşündüğü vakit yanlış şeyler anlar, iyiyi kötü görür.
Onun için bundan uzak durun diyor Allah Azze ve Celle.
Allah Azze ve Celle'nin bütün emirleri bizim iyiliğimiz içindir.
Hem dünya hem ahiret iyiliğimiz içindir.
İnsan, kardeşi hakkında kötü düşünmesin.
İhvan kardeşi hakkında da kötü düşünmesin.
Niyetleri halis olan o insanları Allah muhafaza eder.
Tabii şimdi çoğu insan helal haram bilmediği için bazen yanlış işler yapıyor.
Çoğu zaman böyle saf insanları kandırmaya uğraşıyorlar.
"Suizan yapma" dediysek de, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadisinde, "Lestü bi habbin ve leysel habbü yahdaunî" demiştir.
Bir diğerinde ise "Lâ yüldağu'l-mü'minü min cuhrin merrateyn" demiştir.
Birinci hadiste Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Ben kandıran biri değilim, kimse de beni kandıramaz" diyor.
Ötekisinde ise; "Mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz." Delik dediği, yılan deliği. Bir defa oyununa geldin mi, ondan zarar gördün mü dikkat edersin.
İlla da gidip "Ben iyi düşünürüm, suizan yapmıyorum, bu bir defa oldu, ikinci defa olmaz" diyerek oraya tekrar elini ayağını sokup uğraşma.
Uyanık ol! Seni kandırmaya gelen biri varsa, "Suizan yapmayayım" diyerek ona aldanma.
Şöyle de: "Kardeşim, hadi güle güle. Beni günaha sokma, bana kötü düşündürme. Senin bu dediklerin benim işime gelmiyor."
"Ben Allah'a şükür Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bereketiyle iyi yolu seçmişim, iyi insanlarla olmuşum. Doğru alışveriş yaparım," de. Ona göre hareket edersin.
Bir mal alacaksan veya bir iş yapacaksan; adam sana bir mal vermiş ya da bir şey önermişse, bu senin işine gelirse alırsın, gelmezse almazsın.
Biri "Seni ben bir şeyhe götüreceğim" diyor. Kalbin o şeyhe mutmain olursa gidersin, olmazsa gitmezsin. "Suizan yapmayayım, kötü düşünmeyeyim" diyerek aldanmak başkadır; hâşâ, huzurdan dışarı, ahmaklık başkadır.
Ahmak olma. Allah sana akıl vermiş, onu kullanacaksın. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, kimsenin seni kandırmasına izin verme.
Bugün çoğu Müslüman kandırılmış; hak yolu bırakmış, Peygamber Efendimiz'in güzel yolunu terk edip kendi kafalarına göre gidiyorlar.
"Müslümanız" diyorlar ama sünnette olmayan her şeyi yapıyorlar.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) söylemediği şeyleri dindenmiş gibi kabul ediyorlar, gerçek sünnetlere ise bidat diyorlar.
Böylelerine uymamak suizan yapmak demek değildir; tam aksine uyanıklıktır, akıllılıktır.
Onlara uymak, insanın kendi kendine zarar vermesi demektir.
Bu şeyleri ayırt etmek lazımdır.
Hikmeti, iyiyi ve kötüyü ayırt edin. Allah sana hem akıl hem iman nuru vermiş. O nurla hareket ederseniz inşallah kandırılmazsınız, buna dikkat edin.
Allah muhafaza etsin, yaşadığımız zamanda her türlü şey var.
Dediğimiz gibi, iyi insanları da töhmet altında bırakıyorlar. Hangisi iyi hangisi kötü diye dikkatle bakarsanız, o kendini belli eder.
Sen hiç merak etme; "Ben iyisini kötü zannettim, kötüsünü iyi zannettim" diye endişelenebilirsin, bunlar olabilir.
Sonradan hakikati bulduğunda tövbe edersin veya bir adama haksızlık yaptıysan özür dilersin, "Hakkını helal et" dersin.
Allah muhafaza etsin.
Allah kimseyi iyi insanlar hakkında kötü düşüncelere sevk etmesin inşallah. Onlara karşı bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hatalar varsa, bu mübarek günlerin hürmetine Allah affetsin inşaAllah.
2026-03-03 - Lefke
Allah'a şükürler olsun, bu güzel günlerde yine mübarek bir yerde, Şeyh Babamızın makamında buluştuk.
Ramazan ayı güzel bir aydır, bu günler güzel günlerdir.
Tabii dünya hali malum, dünya rahat yeri değildir.
Müslüman için bir kazanç yeridir.
Bunu iyi değerlendirmek lazım.
Dünyada ne oluyorsa oluyor, Allah Azze ve Celle'nin iradesi dışında hiçbir şey gerçekleşmiyor.
Her şey Allah Azze ve Celle'nin iradesi dahilinde, O'nun istediği gibi oluyor.
Onun için sen bunlara kafa yorma, kendi işine bak.
Senin vazifen nedir?
Allah'a kul olmak, Allah'a ibadet etmek, Allah'ın verdiği nimetlere binlerce kez şükredip onları tazim etmektir.
Müslüman olarak, insan olarak da aynı şekilde Allah'ın yolundan gitmen lazım.
Yok dünyada şu şunu yaptı, bu bunu yaptı, şu vurdu, bu kırdı; bunların hepsi Allah'ın iradesiyle olan şeylerdir ve oluyor.
Onun için çok fazla kafa yormaya gerek yok.
İnsan kendi haline bakmalı, başka şeye bakmamalı.
Halin ne ise şükret.
Sen Allah yolundaysan şükret.
Sen şanslısın, şanslı bir insansın.
Milyonlarca, milyarlarca insan ise şanssız.
Bu güzel günleri bilmiyor, bu güzelliği anlamıyor, tadını alamıyorlar.
Başka yollarda koşturuyor, zevklerinin peşinde koşarak bunların kendisini mutlu edeceğini zannediyorlar.
Gerçekte mutlu olan, Allah yolunda olandır.
Bunun dışındakiler şanssızdır, onların şansları yoktur.
Yani ne kadar yakın olsan da, o yolda olmadıktan sonra bu sana fayda etmez.
O yola gireceksin, Allah'ın yoluna.
Başka insanlara özenip de dinden kaçma, İslam'dan kaçma, tarikattan kaçma.
Kaçarsan çok şey kaybetmiş olursun.
Pişman olacağın çok şey olur.
"Ben nasıl kaçtım? Ben bu yolun içindeydim, Müslümandım..." dersin.
"Müslümanlık yolundayken ben kâfire özendim, inançsıza özendim, dinsize, imansıza özendim" diye ahirette pişman olacaksın.
Onların imrenilecek hiçbir şeyi yok.
Allah herkesi aynı yaratmış, asıl imrenilmesi gereken kişi dindar olan insandır; dinden kaçana sakın imrenmeyin.
"Ne güzel giyinmiş, nasıl hareket ediyor, nasıl dans ediyor, nasıl içiyor, bilmem ne yapıyor" diye onlara imrenmeyeceksin.
Onlar gelip geçici şeyler, bütün bir hayat boyu sürmez.
Yani hayat boyu sürse bile, sonunda elde hiçbir şey kalmayacak.
Ahirette, "Keşke bu fırsatları neden kaçırdım, nasıl böyle oldu?" diye çok pişman olacaksın.
Fırsat elindeyken değerlendirmediği için cehenneme gidince pişman olacak.
En çok pişman olacak olanlar da Hazreti Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in zamanındaki müşriklerdir.
O'nun kıymetini bilmediler, O'na eziyet ettiler, O'nunla alay ettiler, her türlü kötülüğü yaptılar ama en sonunda pişman oldular.
İnsanlar da aynı şekilde meşayihleri görüyorlar, evliyaları görüyorlar; onlara itibar etmeyip baldırı çıplak, açık saçık derler ya, işte onlara itibar edip kıymet veriyorlar.
Onların hiçbir kıymeti yok, kendilerinin de bir değeri yok.
Onun için Allah Azze ve Celle insanoğluna akıl vermiştir; insanın bu aklı kullanıp selamete çıkması lazım.
Selamet nedir?
Dünyada selamet Allah ile beraber olmaktır, ahirette de yine aynı şekildedir.
Allah ile beraber olmak bilhassa ahiret için daha mühimdir.
Dünya hayatı nasıl olsa gelip geçer ama ahiret geçmez.
Şimdi insanlar dünyada "Ne olacağız, ne kalacağız?" diye düşünüyorlar; imansız olanların korkudan nasıl ödleri patlıyor.
Çünkü onlarda iman yok, her şeyin Allah Azze ve Celle'nin iradesiyle olduğunu bilmiyorlar.
Onun için, "Şimdi param kalmadı, yok şu ne yapacak, yok şu nasıl olacak" diye dünyada da rahatları yok, ahirette ise durumları daha beter olacak.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizi bu yoldan ayırmasın, bu güzel günlerin feyzi ve bereketi üzerimize olsun.
İnanmayanlara da Allah hidayet versin diyoruz.
Yani biz müminler, tarikat ehli iyilikten başka bir şey istemeyiz.
Allah hidayet versin, onlar da hak yola girsinler, Allah'ın sevdiği kullardan olsunlar inşaAllah.
2026-03-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٖ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ (2:185)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; bu mübarek ay, Kur'an'ın inzal olduğu, yani indirildiği aydır.
Bu tecellilerin hepsi bu ayda indirildi.
Sonra yirmi üç senede tamamlanıp bir mucize olarak ila yevmil kıyame sürüyor.
Kur'an-ı Azimüşşan büyük bir mucizedir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in en büyük mucizelerinden biridir ki Allah Azze ve Celle'nin kelamı insanların arasındadır, elimizdedir, her tarafta okuyabiliyoruz.
Onu okumaya gelince; Ramazan ayında zaten mukabeleler oluyor, hatimler indiriliyor.
Normalde de okumak lazımdır.
Tabii okumasını bilmeyen insanlar da çok.
Onun yerini hiçbir şey tutmaz.
Bazı insanlar, "Şunu okuyacağız, bunun kitabı var, şunun kitabı var" diyorlar; ama onlar hiçbir zaman Kur'an-ı Azimüşşan'ın yerini tutmaz.
Muhakkak Kur'an'dan okumak lazımdır.
Bilmeyenler için söyleyelim, bizim günlük vazifemiz bir cüz Kur'an okumaktır.
Onu yapamayan yüz defa İhlas Suresi'ni okur.
İhlas da Kur'an-ı Azimüşşan'ın özüdür.
Üç İhlas bir hatim yerine geçer.
O niyetle, yani "Cüz okuyamadık, bari bunu okuyalım" diyerek devam etmek lazım.
Yoksa bazıları insanları Kur'an'dan men edip, "Bunu okumayın, anlamıyorsunuz; onun yerine şu adamın kitabını okuyun, bunun kitabını okuyun" diye yönlendiriyorlar.
Bu tür sözler itibarsızdır.
Onlar itibarsızdır.
Onun için bu mübarek ayın en büyük özelliği de budur.
Kur'an Kadir Gecesi'nde indirildi, onun yerini hiçbir şey tutmaz.
Onun faziletinden nasiplenmek için, o niyetle inşaAllah dediğimiz gibi; yapabilen her gün bir cüz okur, okuyamayan ise muhakkak günde yüz defa İhlas Suresi'ni cüz niyetine okur.
Allah zihin açıklığı versin. Allah'ın hikmetidir, bu da büyük mucizelerden biridir; adam bir kelime Arapça bilmez, konuşamaz ama Araplardan daha güzel Kur'an okur, hepsini ezberlemiştir.
Hatta bazıları değişik kıraatleri, tecvitleri bile öğrenip uygulamıştır.
Bu da işte Kur'an'ın, Allah Azze ve Celle'nin kelamı olmasındandır. İnsanların içine, kalplerine işlediği için kolay oluyor.
Nereden bakarsanız bakın, her şey Kur'an-ı Azimüşşan'da vardır.
Sıhhat var, iman var, bereket var.
Bütün ilimler vardır; zahiri ve batıni ilimler Kur'an-ı Azimüşşan'dadır.
Onun yerine "Şunu okuyorum, bu adam bu kadar kitap yazmış, onun kitaplarını okuyorum" derseniz, ne ondan bir bereket alırsınız ne de Kur'an'dan istifade edebilirsiniz; mahrum kalırsınız.
Allah muhafaza etsin.
İyi insanlarla beraber olun.
Hak yolda olun.
Tarikat yolu hak yoldur.
Hak yolu gösteren tarikata laf edenler, onu kabul etmeyenler insanları dalalete götürüyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Allah hepimize hidayet versin inşaAllah.
2026-03-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.
Kişi hayır söylemeyecekse susması daha hayırlıdır.
Çünkü bazen bilmeden konuşan çok insan oluyor.
Böyle olunca da hayır yerine şer çıkıyor, fitne oluyor.
Onun için bazı zamanlarda susmak daha hayırlı olur.
İnsanın devamlı ne konuştuğunu bilmesi lazım.
"Hayır mı konuşuyorum, şer mi konuşuyorum, kötü mü konuşuyorum, iyi mi konuşuyorum?" diye bilmesi lazım.
Bu zaman için zaten Hazreti Ali Efendimiz galiba şöyle söylemişti: "Hâzâ zemanü's-sükût ve mülâzemetü'l-büyût".
Daha bin dört yüz sene önce, "Bu zaman, susup evlerde oturma zamanıdır." dedi.
Şimdi ise bu bize o zamankinden daha çok lazım.
Fazla konuşmaya gerek yok.
Ne hayırlıysa onu söylemek lazım.
Öteki türlü, kötü bir şey söylersen zaten sana zararı dokunur.
İyi bir şey söylersen o vakit iyi olur, hayır olur.
Ama dediğimiz gibi, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolu güzel bir yoldur.
Onun öğrettikleri insanlık için hayırdır.
Yani sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için hayırdır.
İnsanların ne yapacaklarını Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den öğrenmeleri lazım.
Dünyada iyilik ve güzellik isteyenin o yoldan gitmesi lazım.
Başka yolların hepsinin sonu hüsrandır, hiçbir zaman sonu iyi olmaz.
Allah bizi o yolda sabitkadem kılsın.
Fitnelere düşmeyelim inşaAllah.
Görünen her şey doğru değil, söylenen her şey doğru değil.
Onun için sen kafanı yorma.
Ne yapacaksan, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in dediğini yap.
Allah bizi o yoldan ayırmasın.
Allah İslam'ı ve Müslümanları muhafaza etsin.
Sahip göndersin.
Ahir zamanda yaşıyoruz.
Muhakkak ki bütün bu problemlerin ve zorlukların tek çaresi var; Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in müjdelediği gibi Mehdi Aleyhisselam çıkınca hiçbir problem kalmayacak inşaAllah.
Allah yardım etsin, tez zamanda gelsin inşaAllah.
2026-02-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır."
İftar edenin sevabından da hiçbir şey eksilmez.
Allah Azze ve Celle'nin mübarek sıfatlarından biri de keremdir, cömertliktir.
Ondan alıp diğerine verecek değildir; Allah Azze ve Celle kendi indinden verir.
Bu fırsatlar yine Allah Azze ve Celle'nin güzel müminlere lütfettiği, "alın" ve "istifade edin" dediği nimetlerdendir.
İftar ettirmek de böyledir; yapılan her hayrın karşılığında kat kat sevap verilir.
Bugün işte Ramazan'ın onuncu günü.
Allah'a şükürler olsun.
Oruç tutmak zor değildir; gerçi insanlar bazen zor zanneder.
O güzellik başka hiçbir şeyde bulunmaz.
Oruçtaki güzelliği, oruç tutmayanlar bilemez ve tadamaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi, Allah Azze ve Celle'nin indinde oruç tutanın iki sevinci vardır.
İftar vaktinde oruç tutan herkeste büyük bir sevinç, huzur ve güzellik hali oluşur.
Diğeri ise ahirette bunun karşılığında verilecek olan sevaptır ki esas sevinç de odur.
Fakat o sevincin bir nebzesi de olsa, bu iftar vaktinde oruç tutan Müslümanlara yaşatılır.
Bu yüzden oruç tutan insan şanslı bir insandır.
Şeytana aldanmamış, nefsine uymamıştır.
İnsan şeytana ve nefsine ne kadar ters giderse, kendisi için o kadar iyi olur.
Onların peşinden giderse onların kölesi olur ve öylece savrulup durur.
Sürekli onların isteklerini yerine getirmek için çabalar.
Halbuki onlar sana tabi olmalı; nefsin sana boyun eğmeli, şeytan da senden uzak durmalıdır.
Olması gereken budur.
Böyle yaparsan, hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ve saadete ulaşırsın.
Dünyada yapılan ibadetler ve hayır hasenat, insana büyük bir fayda, kuvvet ve her türlü iyiliği kazandırır.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin bize ikram ettiği nimetleri kabul edelim.
İbadetlerimizi sevinçle yapalım inşallah, Allah bizleri muvaffak eylesin.
İbadet etmeyen insanlara da hidayet versin, bu güzellikler onlara da nasip olsun inşaAllah.
2026-02-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Şeytan aleyhillane hiç durmaz, devamlı gayrettedir.
İnsanoğlunu cehenneme sokmak için elinden geleni yapar; yorulmadan, üşenmeden devamlı insanların üstüne gider.
İnsanların zaten çoğu ona tabidir, onunla beraberdir.
Onunla olmayanlara da hiç müsamahası yoktur yani, hepsini cehenneme götürmek ister.
Allah muhafaza etsin.
Onun için Allah'la beraber olmak bizi kurtarır.
İnsanoğluna başka hiçbir şey fayda vermez.
Çünkü Allah'ın mülküdür, Allah'ın iradesidir; O'na karşı gelmek akılsızlıktır.
Allah vermişse, O'na tabi olmak lazım.
O'nun verdiği güzel yola tabi olmak lazım.
Düşmanla beraber olmayın.
"إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا" buyuruyor Allah Azze ve Celle. (35:6)
En büyük düşman şeytandır.
Allah Azze ve Celle, "Onu arkadaş edinmeyin, dost edinmeyin, onu düşman bilin." buyuruyor.
Düşman, yani şeytan hiçbir zaman dost olmaz.
Nasıl dost olur? Allah yoluna gelirse o vakit dost olur.
Allah yolunda olmayanla, Allah'a karşı olanla dost olunmaz.
Şeytanla dost olunmaz.
Sizin iyiliğinizi istemez.
Devamlı kötülük ister.
Devamlı her türlü sıkıntıyı, eziyeti; ne kadar şer varsa sizin için onu ister.
Gece gündüz insanların üzerinde en ufak bir iyilik görse onu ortadan kaldırmaya uğraşır.
Onun için dikkat edin.
Şeytanla dostluk kurmayın.
Onun yolundan gitmeyin.
Ondan uzak durun.
Onun askerinden de uzak durun.
Yani devamlı, "Bu toplumları nasıl bozarım, ne kadar kötülük edebilirim?" diye düşünür.
Onun başka bir derdi yoktur.
İnsanların faydasına hiçbir şey istemez... Müslümanı bırakın, tüm insanlığa düşmandır.
İnsanlar ne kadar kötülük yaparsa, daha da fazlasını yapmalarını ister.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Allah yolunda olanlarla beraber olun.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolunda olanlarla beraber olun.
İkisinden sadece birini değil, ikisini birden tutun.
Çünkü öyle yapmazsanız şeytan sizi kapar.
"Tarikat nedir?" diyenler, "Tarikat gerekmez." derler.
Bunu diyenin ilminde zaten hiçbir fayda yoktur.
İstediği kadar binlerce kitap yazsın, istediği kadar talebe yetiştirsin; iman olmadıktan sonra hepsi şeytanın elindedir.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Doğru yoldan ayırmasın inşaAllah.
2026-02-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul
مَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِيَ لَهُ (7:186)
Şanslı kimdir?
Allah Azze ve Celle'nin kendisine hidayet nasip ettiği insandır.
Çünkü bu, Allah'ın iradesiyle olur.
Hidayete erişmiş olan insan kurtulmuş olur.
Eğer hidayet yoksa, Allah ona hidayet dilemezse, o şanssız bir insandır.
Bütün dünya onun olabilir.
Her şey onun olabilir ama ahireti yoktur.
Ahireti olmayınca, en kötü durum odur.
Dünyada her türlü zevküsafa, rezillik... Hiçbir zevkten geri kalmıyor.
Her türlü şeyi deniyor.
Fakat elinde hiçbir şey kalmıyor.
Yani ahireti için elinde günahtan başka bir şey kalmıyor.
İşte o, en şanssız insandır.
Şanslı olan ise; Allah yolunda olan, Allah'a itaat eden; namazında, orucunda, zekatında olup her türlü ibadetini yapan insandır.
Çünkü şeytan arkasından gelir, onu bundan men etmek ister.
Sen ne yaparsan yap, şeytan peşini bırakmaz.
Onun için bu yolda olan insanlar Allah'a şükretmeli, O'na hamdetmelidir.
Bizler bu yoldayız, dışarıda görüyoruz; Ramazan günü, güpegündüz yemeğini yiyorlar.
Onlara hiç kızmaya gerek yok.
Onlara acımak lazım.
Şanssız insanlardır.
Onların ahirette nasibi yoktur, Allah muhafaza etsin.
Onun için Allah'a şükretmek lazım.
"Ben ondan iyiyim." demeye de gerek yok.
"Hamdolsun, Allah bizi sabitkadem kılsın." demek lazım.
Çok görüyoruz bazen, bize gelen şikayetler oluyor:
"Benim oğlum beş vakit namaz kılardı, namazında niyazındaydı; ne oldu anlamadım.
Şimdi hiçbir şey yapmıyor, kötü arkadaşlarla takılıyor, namazını niyazını bıraktı, kötü şeylere bulaştı."
Onun için Allah'ın yolunda olan insan daima şükredip Allah'tan yardım istemelidir ki bu yolda sabitkadem kalalım.
Bizi yoldan çıkarmasın.
O yol güzel yoldur.
Allah başkalarına da hidayet versin ki bu güzelliği onlar da tatsın.
Çünkü iman güzelliği başka hiçbir şeyde yok.
İşte dünyanın ne hale geldiğini görüyoruz.
Dünyadaki zevküsafanın da bir sınırı var.
Nefsin istekleri sonsuzdur ama onların da bir sınırı var.
Yani bir yere geldikten sonra daha ötesine geçemiyorsun, ondan zevk alamıyorsun.
Onun için sürekli daha başka şeyler denemek istiyorlar.
Ne olursa olsun; iyi kötü, hatta en kötüsü bile olsa nefis yine onun peşinden gider.
Ama dediğimiz gibi bir sınır var, onu aşamaz.
İnsan o güzelliği ancak cennette ilelebet yaşayabilir.
Bunun için de o güzelliğe erişebilmek adına dünyada Allah'ın yolunda olmak lazımdır.
Allah insanlara hidayet versin.
Allah muhafaza etsin.
2026-02-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَن شَاءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاءَ فَلْيَكْفُرْ (18:29)
Allah Azze ve Celle "Hakkı söyleyin" buyuruyor.
"İsteyen inansın, istemeyen inanmasın" buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Hak gibi görünen çok şey var.
Müslümanlar onlara itibar ettikleri için söylediklerini tasdik ediyorlar.
Ama çoğu zaman hak gibi görünen şeyler aslında hak olmuyor.
Müslümanlar çabuk kanıyor, çok çabuk aldanıyorlar.
Müslümanlarda büyük bir saflık var, bu yüzden kolay kandırılıyorlar.
Ta Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) zamanından beri İslam'ı yıkmaya uğraşan çok kişi çıktı.
Çeşit çeşit fitneler hiç eksik olmadı.
Son iki yüz senede işte Osmanlı'yı yıktılar, hilafeti yıktılar.
Peki nasıl yıktılar?
Her türlü fitne ve fesatla, en sonunda da içeriden yıktılar.
Osmanlı'yı nasıl mı yıktılar?
Sözde âlimler çıkıp sultanlara karşı iftira ve yalanlarla insanları kandırdılar ve en sonunda devleti batırdılar.
Hilafeti ve İslam'ı batırdılar.
İslam nasıl battı? Halife olmayınca battı.
İşte görüyoruz, vaziyet böyledir.
Onun için burada dikkat etmemiz gereken bir mikyas var.
Nedir o ölçü?
En son hükmeden halife, Sultan Abdülhamid Han Hazretleridir.
Ona karşı gelen kim varsa, sözü ve ameli makbul değildir.
Ne kadar iyi görünürse görünsün; ister Müslüman, ister vatanperver, şu veya bu olsun, hiçbirinin kıymeti yoktur.
Onlar halifeye karşı gelip İslam'ı yıktıktan sonra sen istediğin kadar kitap yaz, kendine paye biç; bunların hepsi laftan ibarettir.
Onlarda laf çok, iş azdır.
Sultan Abdülhamid Hazretleri'nin ise lafı az, işi çoktu.
Öyle olunca da kıymeti bilinmedi.
İnsanlar bu fazla lafazan olanlara tabi oldular.
Bir bahane bulup onu tahttan indirdiler.
Kur'an-ı Azîmüşşan'da da şöyle buyruluyor:
وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ (26:224)
Şairlere (süslü laf edenlere) ancak koyun gibi kandırılmış olanlar uyar.
İşte mesele tam olarak budur.
Buna çok dikkat etmek lazımdır.
Allah muhafaza etsin; çok iyi bildiğimiz, iyi zannettiğimiz insanların çoğu aslında iyi değildi.
Allah hepimizi affetsin.
Rabbim bize uyanıklık versin.
İyiyi ve kötüyü görebilmeyi nasip etsin inşaAllah.