السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.

Mawlana Sheikh Mehmed Adil. Translations.

Translations

2025-08-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ (21:107) Allah'a şükür, bugün Rebiülevvel ayının birinci günü; mübarek ve hayırlı olsun. Safer ayından sonra inşaAllah bir ferahlık olur. Safer ayı bu sene epeyce zor geçti, ağırdı. İnşaAllah bütün ağırlık o ayda kalmıştır. Bu ay ferahlık getirir. İnsanlara hayra ve hidayete vesile olur. Çünkü Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimizi (sallAllahu aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Herkes istifade etsin, O'na yakın olsun ve tabi olsun diye. Allah Azze ve Celle, O'na tabi olanlara Kur'an-ı Azimüşşan'da nice mucizeler göstermiş ve başka ümmetlerde olmayan özel ikramlarda bulunmuştur. Zira Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) şanı, Allah katında yücedir. Kıymeti pek büyüktür. O'na tazim göstermek bize farzdır. Bir mümin için en mühim olan şey, Allah Azze ve Celle'nin rızasını ve sevgisini kazanmaktır. Baki olan da odur. Kıymetli olan da odur. Bu dünyanın ve içindeki hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Tek bir yerin değil, bütün dünyanın bir kıymeti yoktur. İnsan her şeyi bırakıp gidiyor. Asıl kıymet ahirettedir. Peygamber Efendimizi seven, O'nunla beraber olur. Sevmeyen ise o vakit her şeyi kaybetmiş olur. Fakat Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) kapısı herkese açıktır. O kimseyi kovmadı. Herkese merhametle baktı. İnsanlara, "Gelin cennete girin" dediği halde, onlar "Yok istemeyiz, biz cehenneme gitmek isteriz" derler. O vakit kendileri bilir. Ama aklı olan, bu fani dünyayı tercih etmez. Ahireti tercih eder. Peygamber Efendimize tabi olanlar dünyadan elini eteğini çekecek diye bir kaide yoktur. Yeter ki Allah'ın emrettiği ve Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) gösterdiği yolu takip etsinler. O zaman saadetleri hem dünyada hem de ahirette olur. Allah bizi O'nun sevdiklerinden eylesin. Zira Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Onun için iyi insanları sevelim ki ahirette onlarla beraber olalım. Lüzumsuz insanları sevmek ise hiçbir fayda getirmez. Zarardan başka bir şey değildir. İnsan fırsatını kaybetmiş olur. Allah muhafaza etsin. Allah bu ayımızı mübarek eylesin.

2025-08-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ (6:164) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, "Hiçbir kimse bir başkasının günahını çekmez." Yani herkes kendi günahının cezasını kendisi çekecektir. İnsan bir günah işlediğinde, eğer tövbe ederse o günah ortadan kalkar. Ama tövbe etmezse, tabii ki başkası onun yerine o günahın cezasını çekecek değildir. Fakat başkalarına kötü yolu gösterip onlara kötülük yaptıran kimse, onların günahından da ayrıca pay alır. Dediğimiz gibi, insan kendi işlediği günaha tövbe ederse, Allah Azze ve Celle onu affeder. Çünkü Allah Azze ve Celle çok affedicidir. Ama bir de bunu yapıp başkalarını da zorlarsa, hatta zorlamasa bile, "Ben bunu yaptım, çok iyi oluyor, gelin siz de yapın" derse, veyahut "Size bu kötülüğün nasıl yapıldığını, bu günahın nasıl işlendiğini öğreteyim" diye teşvik ederse, o zaman daha büyük bir ceza çeker. Çünkü başkasına da zarar vermiş olur. Zarar veren, muhakkak onun cezasını çeker. "Dünyada bu kadar kötülük yapılıyor" diyorlar. Kendini akıllı zanneden bazı insanlar, Müslümanlar dahi, "Allah Azze ve Celle neden bunların cezasını vermiyor?" diye soruyor. Sen O'nun ceza vermediğini nereden biliyorsun? Her kötülüğün bir cezası vardır. Tövbe edilmedikten sonra o ceza çekilir. İnsanın bundan hiç şüphesi olmasın. Ama Allah affedicidir. O'nun affı herkesi kapsar; "şuna olur, buna olmaz" diye bir ayrım yoktur. O cezayı çekmemek için tövbe ve istiğfar etmek, işlediğimiz günahlardan ve yaptığımız kötülüklerden dolayı tövbe etmek lazım. Eğer insan başkasının hakkına girdiyse, o kişiden helallik istemesi lazımdır. Budur işte. Yani "Falanca şöyle yaptı, şu kadar insanı telef etti, bu kadar kötülük, bu kadar zulüm yaptı" deyip, sonra o kişinin domuz gibi ortalıkta dolaştığını söylüyorlar. Hayır, hiç korkmayın. Haşa, bu tür düşünceler hem sana zarar verir, hem de terk-i edeptir, Allah Azze ve Celle'ye karşı edepsizliktir. Sen Allah Azze ve Celle'ye işini mi öğreteceksin? Allah Kadir-i Mutlak'tır, her şeyi O yapar ve dilediğini yapar. Sen O'nu sorgulayamazsın, bu katiyen olmaz. İçinden böyle bir şey geçirsen bile hemen tövbe ve istiğfar etmelisin. Bütün dünya helak olsa bile, "Neden?" diye soramazsın. Her şeyin sahibi Allah Azze ve Celle'dir. İstediğini yapar, istemediğini yapmaz. Allah bize de, bütün insanlara da akıl fikir versin. Allah bizleri zulmetmekten, günah işlemekten korusun ve işlediğimiz günahlara tövbe etmemiz için bize yardım etsin inşaAllah.

2025-08-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ (21:107) Allah'a şükür, bu hayırlı Safer ayı bitiyor. Ağır bir aydır; bu sene hatta biraz daha ağır geçti. Allah'a şükür selametle atlattık. Ama asıl güzellik, bu aydan sonra Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) mübarek ayının girmesidir. Yani Rebiülevvel ayı. İnşallah iki gün sonra giriyor. O mübarek ay, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) dünyayı teşrif ettiği aydır. Onun bereketi ve feyzi çok büyüktür. Efendimiz'in doğduğu o mübarek gün, Mevlid yazarı Süleyman Çelebi'nin belirttiği gibi, Kadir Gecesi'ne müşabehettir. O kadar kıymetlidir; adeta Kadir Gecesi gibidir. Çünkü Kadir Gecesi de Allah Azze ve Celle'nin, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yüzü suyu hürmetine ümmete verdiği bir hediyedir. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) ümmetine. Ancak o mübarek Kadir Gecesi bilinmez, ama Mevlid gecesi bellidir. Bu yüzden bütün ay, O'nun hürmetine mübarektir. Allah nicelerine eriştirsin. İnşallah İslam'ın izzetini, şerefini ve sahibini bekliyoruz. Bütün ümmet, bütün insanlık bir kurtuluş bekliyor. Ve o kurtuluş da ancak ve ancak O'ndan olacaktır. Yani Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolundan giden, O'nun neslinden gelen Mehdi Aleyhisselam ile olacaktır. Bunun dışında, 'şu toplantıyı yaptık, bunu yaptık' demekle bir hayır çıkmaz; şerden başka bir şey de olmaz. İnsanlığın kurtuluşu O'ndadır, çünkü bütün diğer yolları denediler, tükettiler; geriye bir şey kalmadı. Geçen gün, siyasetten anlayan ihvanımızdan birine sordum. Konuşan bir adam vardı, "Bu adam kimdir?" dedim. "Komünist partisinden biri" dedi. "Bunlar hâlâ aynı yolda mı?" diye sordum. "Aynı yoldalar" dedi. "Komünistlik daha var mı?" dedim. Dedi ki, "Yok, onlar da biliyor artık. Her şeyi denediler, tükettiler. Ama bir yola girmişler, çıkamıyorlar." Halbuki o sistemler çoktan çöktü, bitti. Sosyalizm bitti, ötekisi bitti, berikisi bitti; hepsi tükendi. İnsanlık ancak Allah Azze ve Celle'nin koyduğu kanunlarla, yani şeriatla kurtulur. Ona tabi olmadıktan sonra, dünyada zulüm, kanunsuzluk ve adaletsizlik devam edip gider. İnsanlar ne kadar "ben temizim" dese de, bunu başaramazlar. Çünkü mevcut dünya sistemi bu minval üzere gidiyor. En kabadayısı bile çıksa bir şey yapamaz. Gördüğümüz gibi, herkesin bilmesi lazımdır ki; inşaAllah tez zamanda Allah Azze ve Celle'nin o mübarek kulu gelip bizi kurtaracaktır.

2025-08-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Yessirû ve lâ tu'assirû. Beşşirû ve lâ tuneffirû." "Kolaylaştırın" diyor. "Zorluk çıkarmayın." "İnsanlara zorluk çıkarmayın." Bu yüzden insan ne kadar ibadet yaparsa yapsın, Allah onu kabul eder. Birine, "Senin ibadetin kabul olmadı" derseniz, o kişi "Benimki kabul olmuyor" diyerek bir daha o ibadeti yapmaz olur. Halbuki Allah rızası için yapıldığı sürece, Allah Azze ve Celle o ibadeti kabul eder. Onun kabul olmasına bir mâni yoktur. Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) mübarek lisanıyla buyuruyor ki: "Kolaylaştırın, insanlara zorluk çıkarmayın." "Şunu yapacaksın, bunu yapacaksın, şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın" dersen, o insana zor gelir. "Yapamam" der ve o işten tamamen vazgeçer. Halbuki yapılan amel az bile olsa, insanın kalbini nurlandırır, işlerini rast getirir. Allah'ı unutmadığı sürece, kul namaza durduğu vakit tabii ki Allah'ı hatırlar. Abdest alırken de bu aynı şekildedir. Bu yüzden ne kadar az olursa olsun kolaylaştırmak lazım. İnsanlara zorluk çıkarıp "Yok, sen şu kadar yapacaksın" dememek gerekir. Allah'ı unutmadığı sürece, Allah da kulundan razı olur. "Beşşirû." "Müjdeleyin" diyor. "Sen bunu yaptın, Allah Azze ve Celle senden memnun, Peygamber memnun." Çoğu insan, "kabul olmadı" diye vesvese yapar. "Acaba oldu mu, olmadı mı?" diye düşünür. Abdestini saatlerce alır. Namaza duracağı zaman, "Acaba niyet ettim mi?" diye tereddüt eder. Zikir veya ders yapacağı vakit, "Acaba rabıtayı düzgün yaptım mı?" diye endişelenir. Rabıtada öyle bir zorluk yoktur. Sen şeyhini, mürşidini hatırla, yeter. Bir saat boyunca "rabıta yapacağım" diye uğraşan nice insan var. Bu onlara zor gelir. Ondan sonra hiç yapmaz olurlar. Halbuki rabıta olur; şeyhin seninle rabıta kurar. Sen onu hatırlayınca, onun vasıtasıyla Peygamber Efendimizi, sonra da Allah'ı Azze ve Celle hatırlarsın. Bunların hepsi senin için bir kolaylıktır. Onlar zorluk istemezler. Allah Azze ve Celle, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O'nun yolunda giden mürşitler, her daim kolaylık gösterir. Bunun en büyük misali Şeyhimiz, Şeyh Nazım Hazretleridir. Kendine, yani nefsine karşı çok şiddetliydi. Her sünneti yerine getirmek için elinden geleni yapardı. Ama başkalarına karşı daima kolaylık gösterirdi. Onun sayesinde binlerce, on binlerce insan sıfırdan başlayıp en güzel manevi mertebelere eriştiler. Allah makamlarını âli eylesin. Allah insanlara güzellik ve hidayet versin inşallah.

2025-08-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e Kur'an'ı ilk indirdiği zamanlarda, henüz namaz yoktu. "Gece kıyam yap" diye buyurdu. "Gece kalkıp Allah'ı zikret, zira Allah seni o vakitte görür." Gecenin fazileti gündüzden daha büyüktür, çünkü gece ibadeti daha meşakkatlidir. Daha zordur. Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu böyledir. Yatmadan önce namaz kılıp gece teheccüde kıyam yapmak, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi olmaktır. Gece yatmadan önce iki rekat kılıp sonra da teheccüde kalkmak, iki rekat bile kılsan, o gece bütün geceyi ihya etmiş gibi olursun. Bazı insanlar bütün geceye ibadetle geçirmek için ayakta durmak ister. Ancak bu oldukça zordur. Gece çalışanlar var, gündüz çalışanlar var. Bu yüzden gece ibadeti daha şiddetlidir, daha ağırdır. Fakat mükafatı da daha fazladır. Her bakımdan fazladır. Sevabı, bire bin gibidir. Gece kılınan iki rekat namaz, gündüz kılınan bin rekattan daha faziletlidir. İnsanlar bu faziletleri, bu sevapları bilmiyorlar. Gece yapamadıysan bile, hiç olmazsa gündüz yap. Namazını kıl, ibadetini yerine getir. Allah hepimizi affetsin inşaAllah. Bugün de inşallah Safer ayının son Çarşambas'ıdır. Allah muhafaza eylesin. Hayırlara vesile olsun. Gecenin ağırlığı da üzerimizden kalkmış olsun inşaAllah.

2025-08-19 - Dergah, Akbaba, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: Es-Sadakatü tutîlü'l-'umra ve tedfe'u'l-belâ' Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in buyurduğu gibi, "Sadaka ömrü uzatır, belayı ve musibeti önler." Bunu müminler için söylüyor. Allah'a şükür, bu Safer ayının sonuna geldik. Yarın da ayın son çarşambası. Safer ayı, ağır bir aydır. Ama Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Tefâ'elû bi'l-hayri tecidûhu - Hayırlı olanı umun ki onu bulasınız" buyuruyor. Bu yüzden bu aya "Saferü'l-hayr" yani "Hayırlı Safer" demiştir. İnşaAllah hayırlara ve belaların def olmasına vesile olur. Bu ayın en ağır günü de son çarşambasıdır, yani yarın. Onun için yarın sadakayı unutmasın insanlar, ihvanlarımız, Müslümanlar. Sadaka versinler ki korunsun, Allah'ın izniyle. Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) her sözü hak ve gerçektir. Bu yüzden sadaka, ister Safer ayında ister başka bir günde olsun, o günün sıkıntılarına karşı korur. Bunun için muhakkak sabah evden çıkmadan, kalkar kalkmaz kutunuz olsun bir sadaka koyun ki o günün kazasından, belasından ve her türlü sıkıntısından korunmuş olasınız. Sadaka nazardan, kötülükten, hastalıktan, her türlü şerden korur. Ve bu Safer ayının ağırlığından da muhafaza eder. Safer ayının son çarşambası yarındır inşaAllah. Allah muhafaza eder. İnsanlar bu günlerde telaşlanabiliyor ama telaşa gerek yok. Sadaka verdikten sonra hiç korkmayın, Allah'ın izniyle. Ayrıca yarın için kılınacak dört rekatlık bir namaz vardır. Bu namazın her rekatında Fatiha'dan sonra 11 İhlas Suresi okunur. Bu namazı Allah rızası için kılan kimse, hem büyük sevap kazanır hem de ilahi koruma altına girer. Tabii bu namazı akşamdan önce kılmak gerekir, zira ikindi vaktinden sonra nafile namaz kılınmaz. İkindiden önce herhangi bir vakitte kılınabilir inşaAllah. Allah hepimizi muhafaza etsin. Nice günlere, güzel günlere eriştirsin bizi. Mehdi aleyhisselam'a eriştirsin inşaAllah.

2025-08-19 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul

Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evinden çıktığın zaman iki rekât namaz kıl ki bu namaz seni kötü bir çıkıştan, tehlikeli bir duruma düşmekten korusun. Evine girdiğin zaman da iki rekât namaz kıl ki bu namaz seni kötü bir girişten korusun." Yani bu nafile namazlar mümin için, hassaten tarikat ehli için çok mühimdir. Tarikat ehli olmayanlar, hakiki manada, nafileyi bırakın, sünnete bile fazla ehemmiyet vermiyor. Halbuki bu namazlar senin faydan için, insanların faydası için, Müslümanın faydası içindir. Allah Azze ve Celle'ye bundan bir fayda yok. Faydası sanadır. Onun için bunu evden çıkarken, girerken... Yani her çıkış giriş değil de, sabah işe giderken kuşluk namazı niyetine telakki edersin. Geldiğinde kerahet vakti değilse yine kılarsın. Bu namazlar, hem bereket olur hem de kötülüklerden korunmuş olursun. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Öğle namazının farzından önce, arada selam vermeden sünnet olarak kılınan dört rekât namaz için gök kapıları açılır." Yani zaten bu, sünnet-i müekkededir. Öğle namazından önce... Ama şükür ki bu sünnetler buralarda kılınıyor. Ama bazı Müslüman memleketlerinde ihmal ediliyor veyahut hiç kılmıyorlar; doğrudan gelip farzı kılıp çıkıyorlar. Veyahut hiç kılmıyorlar. Yani onlara fazla ehemmiyet vermiyorlar, halbuki bu çok mühimdir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Öğle namazından önce kılınan dört rekât namaz, yatsı namazının farzından sonra kılınan dört rekât namazın sevabına denk gibidir. Yani yatsıdan sonra da... Çoğu insan soruyor, diyorlar ki: "Siz dört rekât kılıyorsunuz, öğle namazından sonra da dört rekât kılıyorsunuz, ne için kılıyorsunuz?" Çünkü onların fazileti çok büyüktür. Yani yatsıdan sonra da dört rekât namaz kılmanın, öğlenin ilk sünneti kadar sevabı vardır. Yatsı namazının farzından sonra kılınan dört rekât namaz da Kadir Gecesi'nde kılınan dört rekât namazın sevabına denk gelir." Yani yatsıdan kılınan o dört rekât, Kadir Gecesi'nde kılınan dört rekât namazın sevabı gibidir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Güneşin zeval vaktinde semanın kapıları açılır." Zeval dediği, güneşin tam ortada olmasıdır. Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere'de, orada bulunan hacılar, umrede bulunanlar hacılar ve umrede bulunanlar tam öğle vaktinde etraflarına baktıklarında gölge olmadığını görürler. Güneşin tam tepede olduğu vakit. Ama burada öyle olmuyor. Orada oluyor. O vakit hiç gölge olmuyor. Zeval, güneşin tam tepe noktasından batıya doğru hafifçe kayması demektir. Bu kayma gerçekleştiği anda öğle namazı vakti girmiş olur. O vakit, diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Güneşin zeval vaktinde semanın kapıları açılır. O vakit semanın kapıları açılır. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Bu arada farzdan önce namaz kılarak, bu hayrımın ulvi aleme çıkmasını istiyorum." Yani o zaman o namazı kılmak çok faziletlidir, o dört rekât namaz. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Her iki ezan (ezan ile ikamet) arasında dileyenler için nafile bir namaz vardır." Yani bu sabah ezanından sonra, öğlen ezanından sonra, akşam, yatsı... Hepsi için bu geçerlidir. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Akşam namazı dışında, her iki ezan (ezan ile ikamet) arasında dileyenler için bir namaz vardır." Yani akşam namazından önceki nafiledir. Bizim mezhebimize göre onu kılmak gerekmez. Ama biz onu meşayihlere taklit olarak kılıyoruz. Başka mezheplere göre akşamdan önce sünnet kılınır, akşamdan sonra kılınmıyor. Peygamber Efendimiz'in buyurduğu gibi, nafile değil de sünnet olarak, sabahtaki ezandan sonra kılınan sünnet zaten vacibe yakındır. Sabahın sünneti vacibe yakındır. Sünnet-i müekkededir. Öğlenin ezanından sonra, ikamet olmadan kılınan da yine sünnet-i müekkededir. İkindi, sünnet-i müekkede olmasa bile sünnettir o. Yatsı da aynı şekilde. Bazı ihvanlar akşam namazından önceki nafileyi vacip veya sünnet-i müekkede zannediyor. Yok, değildir o. Nafiledir. Biz onu meşayihlerin kıldığı için onu taklit edip kılıyoruz. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "İkindi namazının farzından önce dört rekât kılan kimseye Allah rahmet etsin." Çoğu insan, sünnet-i müekkede olmadığı için kılmayabiliyor. Halbuki müekkede olsun, nafile olsun, kaçırmamak lazım. Sultanlardan birisi bir cami açılışı yapıyordu da, dedi ki: "İkindi namazının sünnetini hiç bırakmayan birisi imam olsun." Baktılar kimse yok. Alimlerden hiçbiri çıkmamış, çünkü sünnettir diye bazıları aceleye getiripi bazen terk etmişti. Sultan kendisi ikindi namazının sünnetini hiç terk etmemiş, o imam olmuştur o vakit. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının iki rekâtı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." Yani bu bütün şimdiki arabalar, gökdelenler, vapurlar, yatlar, katlar, matlar ne varsa... O değil de, dünyanın tamamından ve içindekilerden daha hayırlıdır bu iki rekât. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kısa da olsa iki rekât namaz, dünya ve üzerindekilerden daha hayırlıdır. Eğer size emredilenleri yapsaydınız, sıkıntısız ve zahmetsiz bir şekilde yaşar, rızkınızı yerdiniz." diyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem). Yani şimdi insanlar zannediyor ki, "Biz namaz kılıyoruz, ediyoruz falan, niçin böyle oluyor? Niçin işlerimiz yolunda gitmiyor? Niçin sıkıntı oluyor?" Demek ki sen namazı ne doğru dürüst kılıyorsun, ne doğru dürüst imanın var, ne de başka bir şey. Çünkü bu söylediğin söz, zaten hepsini silip götürüyor. Her şeyi Allah'tan bileceksin. Yaptığın ameli, namazı pazarlık olarak kullanmayacaksın, şantaj olarak kullanmayacaksın. "Ben yaptım da olmadı, şuydu buydu..." İşte demek ki onun için olmuyor. İtikadını, niyetini düzgün tut. Allah Azze ve Celle'ye karşı, Peygamber Efendimize karşı edebini takın. Bu sıkıntılar hiçbir şeydir. Yani bizim gördüğümüz sıkıntılar... Allah muhafaza etsin, Gazze'deki Müslümanların çektiği sıkıntı, asıl sıkıntı odur. Onlar bile Allah Azze ve Celle'ye karşı hiç isyan etmiyor. Ama bizimkiler az bir şey olunca feryat ediyorlar. Allah muhafaza etsin. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sizin nafile olarak kılıp pek de önemsemediğiniz o kısa iki rekât namazı, (kılan) kişinin amellerine eklemesi, sizin sahip olduğunuz bütün dünyalıklardan daha sevimlidir (daha hayırlıdır)." Yani bu dünya çünkü hayal gibi, serap gibi uçup gidiyor, kalmıyor bir şey. Kalan o iki rekât, kıymet vermediğiniz, kolay zannettiğiniz o namaz, hepsinden daha hayırlıdır. Allah hepimize o hakiki güzelliği versin. Peygamber Efendimizin buyurduklarını yapmayı nasip etsin inşaAllah.

2025-08-18 - Dergah, Akbaba, İstanbul

ظَهَرَ ٱلۡفَسَادُ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ بِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِي ٱلنَّاسِ (30:41) Allah Azze ve Celle buyuruyor ki, her tarafta fesat çıktı. Fesat demek, doğru yoldan sapmak demektir. Denizde ve karada, yani her tarafta. Kötülük ve fesat çoğaldı, ortaya çıktı. Allah Azze ve Celle, her şeyin dengesinin bozulduğunu buyuruyor. Peki nasıl oldu bütün bunlar? İnsanların kendi yaptıklarından. İnsan bu kadar şeyi nasıl kirletebilir ki? İşte kirletti. Her tarafı. Koca denizler bile kirlenmiş vaziyette. Her taraf; toprağı, taşı, dağı, bayırı... İnsanların yaptıkları yüzünden her yerde hem zahiri hem de manevi bir pislik var. Manevi pislik ise daha beter oldu. Daha da nereye gidecek? Hiç durmuyorlar, devam ediyorlar. Böyle devam edince de zararı yine kendileri görüyor. Hâlbuki Allah Azze ve Celle bize bu yeryüzünü tertemiz ve iyi bir şekilde verdi. "İyi kullanın" dedi. İnsan ise Allah Azze ve Celle'nin buyurduğunun tam tersini yapıyor. Ondan sonra da şikâyet ediyor. Bu kötülükler, onların kendi elleriyle yaptıklarının bir sonucudur. Cezasini da, kötülüğünü de yine insanoğlu çeker. İslam dini güzellik dinidir, temizlik dinidir, iyilik dinidir. "Her şeyin en iyisini yapın" diyor. Allah Azze ve Celle, "En güzelinden yiyin için, ama israf etmeyin" buyuruyor. Yasakladığı şeyler ise pis ve necis olduğu için, "Onları yapmayın" buyuruyor. "İçki içmeyin" diyor. Çünkü içki temiz değildir; necistir, pisliktir. "Domuz eti yemeyin" diyor, çünkü o da pisliktir. Yasak olan ne varsa, insanın yiyip içmesi için zararlıdır. Bunlardan birkaçını söyledik ama yasaklar, insanların faydası için konulmuştur; onlara zarar versin diye değil. Ama insanoğlu bunu bir marifet zannediyor. Allah Azze ve Celle'ye karşı gelmeyi marifet zannediyor. Daha dünyadayken cezasını çekiyor, ahirette ise Allah muhafaza etsin. Allah insanları ıslah eylesin. İnsanoğlu, kendini ne kadar medeni zannettiyse, o kadar cehalete battı. Cehaletin peşinden koşuyor. Sanki bu kötülük kendine gelsin diye elinden geleni ardına koymuyor. Allah hepimizi muhafaza eylesin. Bu kötülükleri yapanların şerrinden bizlere zarar dokunmasın inşaAllah. Her yerin havası, suyu, denizi, toprağı kirlendi, pis oldu. Ama Allah ile beraber olanları, Allah Azze ve Celle, müminlere olan merhametinden dolayı, kendisine yönelenleri bu zararlardan korur inşaAllah. Allah hepimizi muhafaza eylesin.

2025-08-17 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ (57:19) İman edenlerin Allah katındaki makamları ve mertebeleri yüksektir. Allah'a iman etmeyenler ise bedbahttır. Onların akıbeti kötüdür. İnsanlar bu dünyadayken doğru yolu bulma imkanına sahiptir. Ancak bir yanda hak yol, diğer yanda ise doğru zannettikleri batıl yollar vardır. İnsanların kendi kafalarına göre uydurdukları yollar vardır. Bu yollardan birini seçen ya saadete erer ya da şekavete düşer. Yani sonu ya cennet olur ya da cehennem. İşte bu yüzden Allah-Azze ve Celle insanlara iki yol göstermiştir. "Doğru yola gelin" diye buyuruyor. "Benim yoluma, cennetime gelin. Huzura, güzelliğe gelin." Allah, "Sakın şeytana uyup da şekavet ve cehennem yoluna gitmeyin" diye ikaz ediyor. Allah Azze ve Celle kullarına asla zulmetmez. Şüphesiz ki O'nun sözü haktır. O'nun yoluna gelenin kavuşacağı bu güzellik ebedidir. Dünyada "ilelebet" derler, peki "ebed" nedir? İlelebet, sonsuzluk manasına gelir. Oysa dünyadaki "ilelebet" anlayışı sadece ölüme kadardır. Esas hayat ise ancak ölümden sonradır. Bu yüzden hak yola giren kişinin yolculuğu sadece ölene kadar sürmez. Asıl hayat öldükten sonra başlar. İşte bu seçimi yapabilsin diye Allah insana akıl ve fikir vermiştir. İnsan aklını kullanır ve hakikate kulak verirse, doğru yoldan sapmaz. Sonunun selamet olması için o yolu takip etmelidir. Böylece hem dünyada selamete erer, huzurlu olur, hem de ahirette ebedi saadete kavuşur. Allah hepimizi doğru yoldan ayırmasın. Tüm insanlığa hidayet nasip etsin. Zira insanlar "demokrasi var" diyor, bilmem ne var diyor. "Ben böyle düşünüyorum, benim fikrim bu" diyerek kendi bildiklerini okuyorlar. Senin fikrin sana kalsın; sen Allah Azze ve Celle'nin yolundan git. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

2025-08-16 - Dergah, Akbaba, İstanbul

وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةٗ ضَنكٗا (20:124) Allah Azze ve Celle'yi unutup dünyaya dalanın hayatı sıkıntılı olur diye buyuruyor Allah Azze ve Celle. Allah'ı unutan insan, hiçbir zaman mutlu olamaz. Çünkü her an hatırlamasa bile, günde bir, haftada bir, ayda bir hatırlayan var; bir de hayatta hiç hatırlamayan, hiç kaale almayan insanlar var ki, çoğu insan maalesef böyledir. İşte bu yüzden insanlık daima sıkıntı içindedir. Asıl mesele budur. Zira her şey Allah Azze ve Celle'nin elindedir. Sana güzelliği de, iyiliği de, nimetleri de veren O'dur. Fakat insan, O'nu düşünüp şükretmek yerine, bunu aklına bile getirmez. Sadece kendi dertleriyle meşgul olup, 'şu pahalı, bu ucuz, o güzel, bu çirkin' diyerek ömrünü sıkıntı içinde geçirir. Hayatında ne bir ferahlık ne de bir güzellik kalır. Sonuç; daima sıkıntı, kavga, kargaşa ve insanlarla geçimsizliktir. İnsanlarla iyi geçinemez; başkalarına söver, başkaları da ona söver. Aile içinde, karı-koca arasında huzur kalmaz. Bütün bunların sebebi, Allah Azze ve Celle'yi hatırlamamalarıdır. Halbuki Allah'ı hatırlasalar, zikretseler... Zira zikir, Allah'ı hatırlamaktır; Allah Azze ve Celle'yi anmaktır. Allah aklında olunca insan, "Rabbim beni görüyor, beni işitiyor" diye düşünür. Allahu hâdırî, Allahu nâzırî, Allahu ma'î. "Allah benimle beraberdir" diye bildiğin an, işte o vakit her şey kolaylaşır ve güzelleşir. Aksi takdirde hiçbir şey ne kolay olur ne de güzel. En büyük dert, Allah Azze ve Celle'yi unutmak, O'nu zikretmemektir. Dert budur. İşte bu yüzden dünya günden güne daha kötüye gidiyor. Çünkü eskiden insanlar Allah'ı daha çok hatırlar, zikrederdi. Şimdi ise insanları oyalayan o kadar çok malayani boş şey var ki insan, Allah Azze ve Celle'yi unutuyor ve başka şeylere dalıp gidiyor. "Şunu yapayım, bunu edeyim" derken, kendini sıkıntının içinde buluyor. "Nasıl kurtulacağım?" diye uğraşıyor. Uğraştıkça daha da batıyor. Allah insanları muhafaza eylesin ve onlara hidayet versin ki, mutlu olsunlar inşaAllah.