السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Min hüsni islâmi'l-mer'i terkuhû mâ lâ ya'nîh."
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki; Kişinin iyi ve güzel bir Müslüman olmasının alameti, kendisini alakadar etmeyen işlere karışmamasıdır.
Onu ilgilendirmeyen işleri terk etmesidir.
İnsan kendi yolunda gidecek, kendine bakacak ve kendi halini ıslah edecek.
Başka insanlar nasihat isterse, yardım isterse veya fikrini sorarsa o zaman söyler.
Ama durup dururken başkasına; "Sen bunu yapacaksın, ben yaptığını beğenmedim, şunu şöyle yapacaksın" diye karışmak olmaz.
Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), bu davranışın güzel olmadığını söylüyor.
Malayani; yani lüzumsuz işlere karışmak, boş işlerle uğraşmak... Bu da iyi değildir.
Ne faydalıysa onu yapacaksın. Kendi haline bakacaksın, ailene bakacaksın.
Arkadaşlar, ahbaplar varsa; sana bir şey sorduklarında veya yardım istediklerinde onlara yardım edersin.
Ama şimdi bakıyoruz, herkes her şeye karışıyor.
Her işe, küçüğüne büyüğüne fikir veriyor. Ona sövüyor, buna küfrediyor; onu beğenmiyor, bunu beğenmiyor.
Sen önce kendi haline bak. Halin nasıl? Onlardan daha mı iyisin?
Sen kendi halini ıslah et, mühim olan budur.
Herkes kendi halini düzeltse her şey güzel olur.
Sende her türlü kötülük varken kalkıp başkasının ayıbına bakmamalısın. İlk önce kendi ayıbına bak, o ayıbı temizle, kendini iyi bir insan yap.
Ondan sonrası seni ilgilendirmez.
Herkes kendine bakıp kendini ıslah etse; güzel bir cemaat, güzel bir topluluk oluşur.
Onun için Peygamber Efendimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) bütün sözleri cevherdir, kıymetlidir.
Söylediği bu söz kısa bir hadistir ama bütün topluluğu ıslah etmeye yeter.
Şimdi ise tam tersi olmuş; herkes başkasının noksanını, ayıbını ortaya çıkarmaya uğraşıyor.
Allah hepimizi ıslah eylesin, Allah doğru yoldan ayırmasın.
2025-11-19 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir.
Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir.
Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır.
İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır.
Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan.
Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir.
Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir.
Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir.
Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır.
Cennette kaldı.
Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır.
Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur.
Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur.
Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner.
Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar.
Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin.
"Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar.
Hayır, kabre niçin ibadet edelim?
İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz.
Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz.
Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür.
İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var.
Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor.
Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir.
Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur.
Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir.
Onu göstermiyorlar; o başka mesele.
Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur.
Onun yazdığı, hakiki İncil'dir.
O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir.
Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler.
Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak.
Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak.
Bunu da yapmak istemiyorlar.
Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar.
Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye.
İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir.
Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir.
Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir.
Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir.
Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir.
Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur.
Milletin kafasını karıştıran çok insan var.
Onları dinlemeyin.
Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar.
Onlar mühim değil.
Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış,
ve bu güzel yola koymuş olmasıdır.
Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.
2025-11-17 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, oturduğumuz bu adayı methetmiştir.
Allah'a şükür, burası İslam'ın başlangıcından beri Müslümanlarla şereflenmiş bir yerdir.
Bu yerler, Allah Azze ve Celle'nin seçtiği mübarek mekanlardır.
İslam ve peygamberlerin çoğu, daha doğrusu, bu bölgeden çıkmıştır.
Hicaz, Şam, Yemen gibi buralardan.
Tabii Allah, dünyanın her tarafına, herkese peygamber göndermiştir.
Ama peygamberlerin çoğu bu topraklardan çıktığı için buralar mübarek yerlerdir.
Peygamberlerin gezip tebliğde bulunduğu yerler olduğu için buralar mübarektir.
Burası İslam'ın ve insanlığın doğduğu yerdir. Allah Azze ve Celle, Âdem Aleyhisselam'ı tabii cennette yaratmıştır.
Cennette kaldı.
Dünyaya indirildiğinde de yine onun neslinden gelen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşamıştır.
Onların mübarek makamları ve kabr-i şerifleri bu topraklarda çoktur.
Onları ziyaret etmek, ziyaret edene hem bereket getirir hem de peygamberlerin himmetine vesile olur.
Ondan sonra sahabeleri, Ehl-i Beyt'i, evliyaları ve salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, Müslümana bereket ve rahmet tecellisi sağlar. Çünkü onların bulunduğu yere kıyamete kadar rahmet iner.
Bu yüzden onları ziyaret etmek, ziyaret edene de fayda sağlar.
Şimdiki o akılsız insanları dinlemeyin.
"Kabirlere ibadet ediyorsunuz" gibi laflar ediyorlar.
Hayır, kabre niçin ibadet edelim?
İbadet edeceksek, ibadetimizi nereye edeceğimizi biliriz.
Sizin söylemenizle değil, biz Allah Azze ve Celle'ye ibadet ediyoruz.
Kıble'ye yönelerek ibadet ediyoruz.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldan gidiyoruz, Allah'a şükür.
İşte bizim bu adamızda da mübarek sahabeler ve evliyalar var.
Onların bazılarının makamı biliniyor, bazılarınınki ise bilinmiyor.
Hatta İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden, hakiki İncil'i yazan Barnabas Hazretleri'nin kabr-i şerifi de buradadır ve ziyaret edilir.
Yani onun, puta veya tahtaya tapan bugünkü Hristiyanlıkla bir alakası yoktur.
Onun yazdığı İncil, hakiki İncil'dir.
Onu göstermiyorlar; o başka mesele.
Barnabas Hazretleri, İsa Aleyhisselam'ın seyahatlerinde yanında bulunmuştur.
Onun yazdığı, hakiki İncil'dir.
O İncil, Hazreti İsa'nın bir peygamber olduğunu izah eden, belirten eserdir.
Hristiyanlar da Barnabas'ı bilirler ama sadece isim olarak bilirler, başka bir şey bilmezler.
Onun bir İncil yazdığını bilmezler. Tabii o İncil ortaya çıksa, bu yalancıların bütün foyası meydana çıkacak.
Ortada dinleri kalmayacak, hepsi mecburen Müslüman olmak zorunda kalacak.
Bunu da yapmak istemiyorlar.
Dünyevi menfaat, güç ve benzeri her şey için onu saklıyor, gizliyorlar.
Sırf şeytanın emri yerine gelsin, onunla beraber olsunlar diye.
İşte bu yüzden bu ziyaretler mühimdir.
Kabirleri ziyaret, ibadet etmek için değil; onların bereketinden ve rahmetinden feyz almak içindir. "Bu insanlar ne güzel yaşamış, İslam'a nasıl hizmet etmiş, Allah'a nasıl itaat edip yol göstermişler" diye ibret almak çok mühim ve güzel bir şeydir.
Salihlerin ve peygamberlerin kabirlerini ziyaret etmek de böyledir.
Bunların en başında ise başımızın tacı, gözümüzün nuru Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabr-i şerifini ziyaret etmek gelir.
Ondan sonra da sahabeler, Ehl-i Beyt gibi büyükler ziyaret edilir.
Allah'ın izniyle, onların bereketine nail olunur.
Milletin kafasını karıştıran çok insan var.
Onları dinlemeyin.
Onlar ne dediklerini biliyor, ne okuduklarını anlıyor, ne de inatlarından vazgeçiyorlar.
Onlar mühim değil.
Mühim olan, Allah'ın bizi bu güzel yerlerde yaratmış,
ve bu güzel yola koymuş olmasıdır.
Allah bu yolu daim etsin, ilelebet bu yolda olalım inşa'Allah.
2025-11-16 - Lefke
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًۭا جَهُولًۭا (33:72)
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
Bu emanet, insanların Allah'a kulluk etme sorumluluğudur.
O emaneti ki, dağlar bile kabul etmedi.
Dağlar, taşlar, hiçbir şey, "Bu emanet büyük bir yüktür." diye onu kaldıramadı.
İnsanoğlu, "Ben yapabilirim." dedi.
Yapar ama Allah onun için, "cahildir," diyor.
Zalimdir, cahildir, zalimdir.
Çünkü o emaneti her insanoğlu kaldıramaz.
O yükü ancak peygamberler kaldırabilir ve onlar vasıtasıyla insanlar için hafifletilir; insanoğlu ancak bu şekilde dayanabilir.
Bunu da çoğu yapmıyor.
İnsanoğlu kendi rahatına, keyfine ne gelirse onu yapar.
Böyle Allah yolunda olup da Allah'ın emrettiği şeyleri yapmak insana zor gelir.
Çoğu insan ondan kaçmak için çeşitli bahaneler uydurur.
Kur'an okurken hata yapmanız, onun aslına bir zarar vermez.
Çünkü o mahfuzdur.
Allah tarafından muhafaza edilmiştir.
Yani siz yanlış okusanız veya unutsanız bile, Kur'an'ın aslı bozulmaz, çünkü Allah onu korumaktadır.
Fakat hadisleri doğru aktarmalısınız.
Bu yüzden bu ayeti okuduk.
Yani Allah yarattığında, bir düzen, bir sır vardır. Allah dağlara, gökyüzüne, yeryüzüne, her şeye bu emaneti taşımalarını teklif etti ama onlar kabul etmediler.
Çünkü dediler ki: "Bunu taşıyamayız, çok ağır."
"Bunu taşıyamayız."
Sadece insanoğlu onu kabul etti.
Neden?
Çünkü o, çok zalim ve çok cahildir.
Bu, insanoğlunun bir vasfıdır.
Elbette peygamberler, salih insanlar ve Allah'ın sevdiği kullar bunun dışındadır.
Fakat çoğunluk böyledir.
Kabul ederler ama "Evet" dedikten sonra bu emrin gereğini yerine getirmezler.
Allah Azze ve Celle ruhları yarattı ve sordu: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
Onlar dediler ki...
Onlardan bazıları kabul etmedi.
Sonunda hepsi kabul etti.
Ve o zaman Allah Azze ve Celle'nin bu emrini hepsi kabul etti, ama sonradan çoğu değişti.
Verdikleri sözü tutmuyorlar.
Bu yüzden hayatımız boyunca bu yolda olmak önemlidir.
Ve Allah Azze ve Celle'nin bize dair emri, bu emre uymamızdır.
Eğer uymazsanız, dairenin dışında kalırsınız, sözünüzü bozmuş olursunuz ve Allah Azze ve Celle'nin İlahi Huzuru'nda makbul biri, iyi bir kul olmazsınız.
Çünkü Allah Azze ve Celle sadece Kendi emrine uyanları sever.
Bazen insanlar, "Allah bizi sevmiyor," der.
Allah sever ama asıl siz kendinizi sevmiyorsunuz.
Bunun için, kendiniz için ne yaptınız?
Allah size her şeyi gösterdi, her iyiliği verdi ama siz buna karşı geliyorsunuz.
Bu sizin kendi hatanız. Cezalandırılıyorsunuz, kendinizi cezalandırıyorsunuz.
Yolda sebat etmemek ve verdikleri sözü tutmamak insanoğlunun vasıflarından biridir.
Asırlardır, bütün insanlık tarihi bu tür insanlarla doludur.
Ve onlardan hiçbiri bugüne kadar yaşamadı, sadece kısa bir ömür sürdüler ve sonları geldi.
Kısa bir zaman sonra ise hakikati görürler.
Hayatın hakikatini, Allah Azze ve Celle'nin onlara gösterdiklerini... Ve yapmadıkları için pişman olacaklar.
Bu durum sıradan insanlar, Müslümanlar ve gayrimüslimler için böyledir.
Ama bir de diğerlerinden üstün oldukları için kibirlenen insanlar vardır.
Mesela bu inanan insanlar, Müslümanlar şöyle der: "Ben şöyleyim, ben buyum, ben şeyhim, ben vekilim, ben böyleyim."
Bu yüzden Allah Azze ve Celle, "Sadece gücünüzün yettiğini yapın," buyurmuştur.
Kendinize ağır yükler yüklemeyin.
Sizin için zorlaşacak bir şey talep etmeyin.
Bu yüzden birçok insan durumundan memnun değildir.
Daha büyük, daha yüksek veya daha meşhur olmak isterler.
Bu, özellikle bu zamanın insanlarına hastır; her yerde meşhur olmak isterler.
Sırf meşhur olmak için iyi kötü demeden her şeyi yaparlar.
Bu yüzden yapamayacağınız şeyi yapmaya kalkışmayın.
Ve insanlar daha da yükselmek için birbirlerini iterler.
Ama bunun size bir faydası yoktur.
Bunu yalnızca egonuz için yaparsınız.
Allah Azze ve Celle bundan razı değildir, Peygamber (s.a.v.) de bundan razı değildir.
Sadece egonuz için daha yüksekte olmak istersiniz.
Belki sıradan insanlar milletvekili, başkan veya başka bir şey olmak ister.
Tarikat ehlinden de birçok kişi, "Nasıl şeyh olabilirim? Nasıl evliya olabilirim?" diye sorar.
Aslında bu olmak çok kolaydır.
Sadece Allah Azze ve Celle'nin buyurduğuna uyun ve başka bir şey düşünmeyin.
Eğer Allah size rızkınızı veriyorsa, ailenizle mutluysanız, ibadetinizi yapıyorsanız, bu Allah Azze ve Celle'den gelen en büyük lütuftur.
Bunu son nefesinize kadar devam ettirmek, sizin için en büyük mükafattır.
Eğer bir şeye gayret edecekseniz, buna gayret etmelisiniz.
Yukarıya, aşağıya, hiçbir yere bakmadan.
Sadece kendinize, kardeşlerinize, ailenize odaklanın; sizin için her şey yolunda olsun yeter.
Zıplamaya, daha da yükselmeye çalışmaya gerek yok.
Eğer bu yolda istikamet üzereyseniz, büyüklerin dediği gibi: "Ecellü'l-kerâmât devâmu't-tevfîk."
En büyük keramet, aynı yolda, eksiltmeden devam etmektir. Yükseltmeye de gerek yoktur.
Ömrünüzün sonuna kadar sadece bu sizin için yeterlidir.
Bunu yaparsanız, kazanan siz olursunuz.
Allah sizin yükselmenizi dilediğinde, kapıları açar.
Dilemezse de, ömrünüz boyunca böyle devam ederseniz, siz yine Allah'ın sevdiği bir kulusunuzdur.
Allah bizi bu yolda sabit kılsın ve nefsimize uydurmasın.
Çünkü kendini övme hakkı yalnızca Allah Azze ve Celle'ye aittir.
"Ben şöyleyim, ben böyleyim."
"Ben evliyayım, ben kutbum, ben şeyhim, ben vekilim."
Bu da iyi bir şey değildir.
Kendini övme hakkı yalnızca Allah Azze ve Celle'ye aittir.
Allah Azze ve Celle... her zaman Kendini metheder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bile "Ben Âdemoğlunun efendisiyim ama övünmek yok." buyurmuştur.
"Lâ fahr," demiştir.
Bunu söylemesi gerektiği halde, "Lâ fahr" (övünme yok) diyor.
"Hayır, bunda benim için bir övünç yoktur."
Yalnızca Allah Azze ve Celle... "Ve lehu'l-kibriyâu fi's-semâvâti ve'l-ard".
Göklerde, yerde ve her yerde kibir (ululuk) Allah Azze ve Celle'ye aittir.
Bu yüzden kendini öven kişi hiçbir yerde kabul görmez. Tarikatta olsun veya olmasın, kimse kendini öveni sevmez.
Allah bizi bu sıfattan muhafaza etsin inşallah.
2025-11-15 - Lefke
وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقٗا (72:16)
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
"İstikamette olsalar, insanoğlu için her şeyin yetecek kadar var olduğunu, hatta fazlasının bile bulunduğunu" söylüyor Allah Azze ve Celle.
İstikamet üzere olunduğu müddetçe, Allah herkesin rızkını vermiştir.
Ama insanoğlu istikamette durmuyor.
İstikamet dediği, doğruluktur.
Doğru yolda olup kimseyi kandırmadan, kimseye eziyet etmeden, herkes kendi halinde olsa, Allah Azze ve Celle hepsine yetecek kadar vermiştir.
Ama insanoğlu; nefs, hevâ, şeytan ve dünya denen bu dört düşmanı yüzünden, onlara tâbi olduğu için hiç istikamette duramıyor.
Doğrulukta duramıyor.
Adalette duramıyor, adaleti uygulamıyor.
Bu yüzden dünya herkese eziyet oluyor.
İstikamette durmayanlar için ise bu eziyet daha da fazladır.
Ne kadar eğri büğrü, yalan yanlış işler yaparlarsa o kadar daha yoldan çıkıyorlar ve bunun kendilerine hiçbir faydası olmuyor.
Maddi olarak bereketsiz bir hayatları oluyor.
İnsanın bereketsiz bir yaşamı oluyor yani.
Şimdi dünyanın ahvali hep bu durumda.
Okullar var, medreseler var, üniversiteler var.
Onlar ne öğretiyor?
Güya doğru olanı öğretiyorlar.
Doğruyu öğretirken, doğru olmayanı da daha fazla öğretmiş oluyorlar.
"Bunu yaparsan böyle kazanırsın, şöyle yaparsan daha fazla kazanırsın" diye insanları kendi istedikleri gibi yönlendiriyorlar.
Ondan sonra da bir şey kazanmış olmuyorlar.
Zarardan başka bir şey elde etmiş olmuyorlar.
Ve elde ettikleri, kötülükten başka bir şey değildir.
Çünkü istikametin, Allah Azze ve Celle'nin emri üzere olması lazımdır.
Allah'ın emri olmadıktan sonra, o sözde istikamet, en sonunda muhakkak yoldan çıkmaya vasıta olur.
Onun için istikamet mühimdir.
İstikamet olunca, şimdi dünya nüfusu 8 milyar diyorlar, bu rızık 80 milyara da yeter.
Ama bu halde olursa, bunlara bile yetmiyor.
Onun için birbirlerini yiyorlar.
“O beni yemeden ben onu yiyeyim” diye birbirlerini yiyorlar, birbirlerine güvenmiyorlar, yoldan çıkıyorlar.
Bir de marifetmiş gibi yaptıkları şeyi söyleyip gösteriyorlar, başkalarını da yoldan çıkarıyorlar.
Yoldan çıkaran bir insana, onun vasıtasıyla yoldan çıkan herkesin günahı da yüklenir.
Allah muhafaza etsin.
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da defalarca bu istikamet meselesini, doğruluk meselesini anlatıyor.
Bunu en başta Müslüman'ın yapması lazımdır.
Müslümanlar da maalesef en çok istikametten uzak olan insanlardır.
Allah hepsine hidayet versin.
Bizi de Allah; şerr-i nefisten, şerr-i hevâdan ve şerr-i şeytandan muhafaza etsin.
2025-11-14 - Lefke
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, Cuma hutbesinde okuduğumuz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
Kendisine hizmet eden Sahabe-i Kiram'dan Enes Efendimiz'e diyor ki:
"Sabah akşam, kalbinde kimseye karşı bir aldatma olmadan durabiliyorsan, bunu yap. Zira bu, benim sünnetimdir." diye buyuruyor Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem.
Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem, "Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur." diye devam ediyor.
"Beni seven de cennette benimle beraber olur."
İşte bu, bütün İslam'ın özetidir.
Müslüman bir insanın buna gayret etmesi gerekir.
Kimseyi kandırmamalıdır.
Kimseye eziyet etmemelidir.
İster yakın ister uzak olsun, herkes için iyilik düşünmelidir.
Peygamber'in sünnetine tâbi olmak için menfaati uğruna kötülük düşünmemelidir.
Peygamberimizin sünneti, tarikat için çok mühimdir.
Zaten Peygamber Efendimiz'i sevmek, O'nun yolundan gitmek ve sünnetlerini yerine getirmek, edebin başıdır.
Tarikat, edep üzerine kaimdir.
Edep de güzel ahlak demektir.
Güzel ahlak ise iyilik yapmak ve daima iyilik düşünmektir.
Kalbinden kötülük geçirmemek, kötülüğe meyletmemektir.
İnsanlar için daima hayır dilemelisin ki sana da hayır gelsin.
Böylece cennette Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ile beraber olabilirsin.
En büyük gayemiz de budur.
İnsanoğlu, "Ben niye yaratıldım?" diye düşünür.
İşte tam da bunun için yaratıldın.
Allah, seni ahirete hazırlamak için dünyaya gönderdi.
O'nun yolunu takip etmen için seni bu dünyaya gönderdi.
Yoksa başka bir amaç için yaratılmış olsaydın, o amaçla yaratılmış nice varlık zaten var.
Dört ayaklılar böyledir; sadece yer, içerler.
Onların hayatı yiyip içip ölmekten ibarettir.
Başka bir gayeleri yoktur.
Onların, "Bir iyilik yapayım" gibi bir düşünceleri yoktur.
İnsanoğlunun bunu düşünmesi gerekir. Zira Peygamber Efendimiz (S.A.V.) insanların efendisi ve en yücesidir.
O'nu örnek alıp yolundan gitmek gerekir.
O'nun yolundan giden kazanır.
O'nun yolundan gitmeyip de Allah yolunda olmayan birinin peşinden giden kimse, kendine fayda sağlayamaz.
Zarar görebilir ama fayda asla bulamaz.
Allah yolunda olmayan birinin peşinden gitsen, belki bazı konularda fayda görürsün ama çoğu zaman faydadan çok zarar edersin.
İşte bu yüzden Allah yolunda olmak gerekir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yolunda olmak gerekir.
Peygamber Efendimiz'in sünnetine riayet etmek gerekir.
Buna dikkat etmek gerekir.
Zira şeytanın yolu çoktur.
Şimdi yeni türeyen, "Biz de Müslümanız" diyen çok kişi var. Doğrudur, Müslüman'dırlar ama istifade etmeyi bilmiyorlar.
Bu yoldan istifade etmeye "günah" diyorlar.
"Sünneti takip edersen yoldan çıkarsın." diyorlar.
"Peygamber de bizim gibi bir insandı." diyerek insanları kandırıyorlar.
İşte bunlar, Peygamber'e itibar etmeyen ve insanları kandıran kimselerdir.
İtibar etmeyince de Peygamber Efendimiz'e karşı ne sevgi kalıyor ne de hürmet.
Hal böyle olunca, onların ahirette işleri zordur.
Aslında dünyada da zordur.
Çünkü onların kalplerinde daima aldatma, yalan ve her türlü kin vardır.
İnsanlar için iyilik değil, kötülük düşünürler.
Onlar, "Allah affeder, biz affetmeyiz." derler.
İşte öyle insanlardır.
Allah, bizleri onların şerrinden muhafaza etsin.
Çünkü onların şerri, şeytanın şerridir.
Allah affedicidir, Allah bağışlayıcıdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Kalbinde kimseye karşı bir aldatma niyeti bile taşıma." buyuruyor.
Kalbine, "birini kandırayım" düşüncesini dahi sokma.
Allah, bizi inşallah Peygamber Efendimiz ile beraber eylesin.
İnşallah biz de O'nun yolunda olur, sünnetine uyarız.
İşte tarikat budur.
Tarikat, "yol" demektir.
Bu yol da Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in yoludur.
2025-11-13 - Lefke
مَّا يَفۡتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحۡمَةٖ فَلَا مُمۡسِكَ لَهَاۖ وَمَا يُمۡسِكۡ فَلَا مُرۡسِلَ لَهُ (35:2)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"Allah, rahmetini gönderdiği vakit kimse ona mâni olamaz, onu tutamaz."
İşte bu gördüğümüz her türlü şey rahmettir; yağmura da rahmet denir.
Bu, Allah'ın insanlara, yeryüzüne, her tarafa olan rahmetidir.
Aylardır yağmıyor.
Sırf burası değil, her tarafta yağmur yok.
E hadi yapın bakalım! O kadar teknoloji geliştirdiniz, “çok şey biliyoruz” diyorsunuz, hadi bir yağmur yağdırın bakalım! Olmaz.
Rahmetini tuttuğu vakit de kimse o rahmeti veremez.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de hadisinde buyuruyor.
Allah Azze ve Celle bu dünyayı yaratmış, onun her türlü ihtiyacını vermiştir.
Bu, Allah'ın hikmetiyledir; çok bilmiş insanların işi değildir. Allah yaratmış, onun ihtiyaçlarını vermiştir.
Bu yerkürenin ihtiyacı neyse hepsini vermiştir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diyor ki, yeryüzünde 24 saat içinde hiç durmadan muhakkak yağmur vardır.
Yağış var.
Ama Allah nereye kısmet ettiyse, istediği yere yağar.
Dediğimiz gibi, bazı insanlar kendilerini çok akıllı zanneder; "su buharlaştı, bulut oldu, sonra da yağmur yağdı" derler. Doğru, buharlaşıyor, bulut oluyor, yağıyor ama bu, Allah'ın istediği yere, istediği gibi oluyor.
İşte bu dünyanın bir kısmeti var; 24 saat içinde muhakkak bir yerlere yağış düşüyor.
Ama istediğin yere yağmaz.
Bazı yerler kupkuru kalır, bazı yerleri de selle, yağmurla batırır.
Bu da Allah Azze ve Celle'nin kudretini gösteriyor.
İman edenler buna inanır.
İmanı olmayanlar ise "yok şuydu, yok buydu" diye bahaneler bulur. Hâlbuki bu, Allah'ın rahmetidir.
Bunun için ne lazım?
Allah Azze ve Celle'ye itaat etmek, O'nun rahmetini duayla dilemek lazım. Dua edeceksin ki Allah o rahmetini sana göndersin.
Dua neyle kabul olunur?
Her dua hemen kabul olunmayabilir ancak Peygamber Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salavat getirirsen, o vakit kabul olunur.
Duanın başında ve sonunda Peygamber Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salavat getirirsen, o aradaki duan da kabul olur. Çünkü salavat, Allah Azze ve Celle katında makbuldür.
Şimdi bakıyorsun, yağmur duasına çıkıyorlar.
Salavat getirenler oluyor ama bazı yerlerde, Peygamber Efendimiz'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah katındaki azametini, hürmetini bilmiyorlar.
"O da bizim gibidir" diyerek salatüselam getirmeden yağmur namazı kılıyor, yağmur duası yapıyorlar. Ondan sonra da "Kaç defa duaya çıktık, yağmur yağmıyor" diyorlar.
Tabii ki yağmaz. Sen, "Peygamber Efendimiz'in yüzü suyu hürmetine" demezsen olmaz.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) daha çocukken, sabiyken, kuraklık olduğu vakit onun yüzü suyu hürmetine dua edilince bütün çöl yeşermiş.
Ama bunu yapmayınca, ona inanmayınca, işte o vakit al sana kuraklık.
Allah denizin ortasına yağdırıyor, sen ise ağzın açık bekliyorsun; yağmur yok.
Bir yere yağdırıyor, orayı batırıyor; öteki tarafta yok.
İşte bu, Allah Azze ve Celle'nin kudretidir, azametidir. O, istediğini yapar. Kimse O'na istediğini yaptıramaz.
Ne teknoloji yağmur yağdırabilir ne de başka bir şey.
Onun için, rahmet yağınca bunun Allah'ın lütfu ve inayeti olduğunu bilip sevinmek lazım.
"Allah daim etsin" diye şükretmek lazım. Çünkü şükredince nimetler çoğalır, daim olur.
Şükür olmayınca ise... Şimdi çoğu insanda şükür yok, şikâyet çok.
Verilen nimetleri beğenmiyorlar ama ondan sonra da rahmet istiyorlar.
Affedersin, sen Allah Azze ve Celle'ye kafa mı tutacaksın?
İstediğin kadar kafa tut, zararı senden başkası çekmez.
Allah muhafaza etsin.
Allah nimetlerini daim etsin.
Hakikaten, bir iki senedir hem manevi hâlimiz hem de insanların genel durumu çok bozuk.
Ondan dolayı da bu rahmet kesiliyor.
Onun için tövbe istiğfar etmek, Allah Azze ve Celle'ye yalvarıp yakarmak lazım ki O, nimetlerini çoğaltsın ve daim etsin inşa'Allah.
Çünkü bu su meselesi kolay bir şey değil.
مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ (21:30)
Allah Azze ve Celle, "Her canlıyı sudan yarattık" diye buyuruyor.
Bütün bu canlılar susuz olmaz.
Su hayattır, hayat da Allah Azze ve Celle'nin verdiği bir nimettir.
Onun için Allah'a şükredelim, Allah ziyade etsin inşa'Allah.
Bizi affetsin. Hepimiz günahkârız.
Allah, tövbe ve istiğfarlarımızı kabul edip merhametiyle rahmetini göndersin inşa'Allah.
2025-11-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرٖ وَأُنثَىٰ (49:13)
Allah Azze ve Celle, "Sizi bir kadın ve bir erkekten çoğalttık." diye buyuruyor.
Allah Azze ve Celle'nin yarattığı insanlar iki çeşittir.
Ya kadın olur ya da erkek olur.
Onların da her birinin ayrı ayrı özellikleri vardır.
Allah öyle yaratmış.
Onun için o yaratılış neyse, onu kabul edip gereğince yaşamak gerekir.
Şimdiki insanlar ise bunu kabul etmiyor.
"Ben ondan eksik değilim, o benden üstün değil." diyerek her şeyi birbirine karıştırıyorlar.
Sonra onu da bırakıp başka haltlar karıştırıyorlar.
Bu yüzden yaptıkları şeyin insanlara bir faydası olmuyor.
Yani zarardan başka bir şey getirmiyor.
Allah'ın verdiğine razı olacaksın.
Sen adamsan adamsın, kadınsan kadınsın.
Başka türlü olmaya çalışmaya gerek yok.
Şimdi şeytan insanları kandırıyor.
"Sen böyle olursan daha mutlu, daha iyi olursun." diyor.
İnsan kendi durumundan razı olmuyor.
Allah'ın yarattığına razı olmuyor.
Problem birken bin oluyor.
Allah Azze ve Celle'nin verdiğine razı olmazsan hiçbir zaman mutlu olamazsın.
Hiçbir zaman başarılı olamazsın.
Belki dünyada başarılı gibi görünebilirsin ama aslında öyle değildir.
Sen ne yaparsan yap, insanlar sana iyi gözle bakmaz.
Onun için Allah Azze ve Celle'nin yarattığı şekilde kalmak lazım.
En önemlisi de ibadetlerini yapmaktır.
Çünkü Allah insanları ve cinleri kadın veya erkek olsunlar diye değil, ibadet etsinler diye yaratmıştır.
O yüzden bu gibi başka şeylerle uğraşmaya gerek yok.
Başka fikirlere kapılarak -ki onlar zaten hakikati aramazlar- sırf nefsini tatmin etmek için "daha değişik olayım, şöyle olayım, böyle olayım" diyerek Allah'ın yarattığını kabul etmezler.
Böylece daha da mutsuz olur, durumu daha da kötüye gider.
Allah muhafaza etsin.
Bunlar ahir zamanın fitneleridir.
Eskiden böyle şeyler nadiren duyulurdu.
Şimdi her tarafta duyuluyor, görülüyor.
Allah hepimizi şeytanın ve nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
2025-11-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ (49:10)
Mü'minler kardeştir, buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Tabii, kardeşler arasında da ihtilaf çıkar.
Araya girip onların ihtilaflarını giderin, buyuruyor.
Onları barıştırın.
Barıştırın ki Allah'ın rahmeti üzerinize insin.
Beraberlikte rahmet var, Allah'ın inayeti var.
Kavga etmek, darılmak Allah'ın sevmediği şeylerdir.
Onun için, "Mutlaka ıslah edin." buyuruyor.
Yani araya girin.
Hak kimde, haksızlık nerede diye bakın; nasihat edin, öğüt verin.
Onlar barışsınlar.
Çünkü dargın kalmak caiz değil, buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bir mü'minin bir mü'mine üç günden fazla dargın kalmaması gerektiğini buyuruyor.
Bu dünya şeytanla, vesveseyle dolu, her türlü güvensizlik var.
Bu yüzden ihtilaflar olur.
O ihtilafı kaldırmak gerekir ki rahmet insin.
Rahmet, Allah Azze ve Celle'nin verdiği, paha biçilmez büyük bir nimettir.
Ama insanlar maddiyata bakıyor.
"O manevi bir şeydir, bana ne?" der.
Yahut insan onu hiç aklına bile getirmiyor.
Hâlbuki asıl mühim olan odur.
Baki olan odur.
Öteki geçicidir.
Onun için dünya yahut başka şeyler için dargınlık, küslük olmaz.
Bunu Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hadis-i şerifinde buyuruyor.
Üç günden fazla dargın kalmak caiz değildir.
Allah muhafaza etsin.
Bu da işte nefsin hastalıklarından, nefsin kötülüklerindendir.
İnsan, ufak bir şey için işi büyütüp ihtilaf çıkarır.
İhtilaf olunca da huzur kalmaz, bereket kalmaz.
Allah muhafaza etsin.
Dargınları da Allah barıştırsın inşa'Allah.
2025-11-11 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İmam namazı bitirinceye kadar onunla birlikte namaz kılan kimseye, geceyi ihya etmiş gibi sevap yazılır."
Yani, imamla birlikte farzı ve sünnetleri kılan kimse, bütün geceyi namaz kılmış, Allah'a ibadetle geçirmiş gibi sayılır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gecede öyle bir saat vardır ki, o saatte bir Müslüman, Allah'tan dünya ve ahirete dair bir hayır diler ve duası o saate denk gelirse, Allah ona istediğini mutlaka verir."
Bu saat, her gecede vardır.
Yani gece namazına kalkıp dua eden, muhakkak o saate rastlar inşallah.
Bu, duaların makbul olduğu bir saatmiş.
Ve bu her gece böyledir.
Sadece bir gün değil, her gece teheccüde kalkıp dua eden kişi, Allah'ın izniyle o icabet (duanın kabul olduğu) saatine denk gelir inşallah.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle üç kişiyi sever ve üç kişiye buğzeder.
Yani Allah Azze ve Celle onlardan nefret eder, onlara gazap eder.
Allah'ın sevdiği üç kişi şunlardır:
Birincisi; bir topluluktan, aradaki akrabalık bağına dayanmadan sırf Allah rızası için bir şey isteyen kişiye, diğerleri vermediğinde gizlice kenara çekilip, Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği şekilde onun istediğini veren kimsedir.
Yani, bir topluluktan Allah rızası için bir şey isteyen ve geri çevrilen kişiye, o topluluktan birinin gizlice ve yine Allah rızası için yardım etmesi, o yardım edeni Allah'ın sevdiği kullardan biri yapar.
Gizlice yardım edip o kişiyi sevindiren kimsedir.
İkincisi; gece yolculuk yapan bir topluluk, uykuları gelip de uyumaktan daha tatlı bir şeyin olmadığı bir anda konaklayıp yattığında, onlardan birinin uyumayıp nöbet tutarak Allah'a dua eden ve O'nun ayetlerini okuyan kişidir.
Eskiden tabii yolculuklar kervanlarla yapılırdı.
Muhakkak birisinin onları beklemesi gerekirdi.
İşte o kişi, Allah rızası için onları beklerken, onlar uykudayken hem dua eder hem ibadet eder.
Bu da Allah'ın sevdiği üç kulundan biridir.
Üçüncüsü; bir birliğin düşmanla karşılaşıp hezimete uğradığı sırada kaçmayıp, ya şehit olana ya da zafer kazanana dek savaşan kişidir.
Savaştan kaçanlar ise Allah'ın sevmediği insanlardır.
Kaçmayıp düşmana karşı duran ve ya zafer kazanan ya da şehit olan kişi de Allah'ın sevdiği üçüncü kişidir.
Allah'ın sevmediği üç kişi ise şunlardır: Zina eden ihtiyar.
Hem yaşlı, hem zina ediyor.
Allah o insana buğzeder, onu sevmez.
Kibirli fakir.
Hem fakir, hem kibirli.
Onu da Allah sevmez.
Ve zalim zengin.
Parası olduğu için başkalarına zulmeden zengin de Allah'ın sevmediği kişilerdendir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine bir hadisinde buyuruyor ki, Allah Azze ve Celle üç kişiyi sever, üç kişiye de buğzeder.
Sevdiği üç kişiden biri; düşman birliğiyle karşılaşıp, ya şehit oluncaya ya da arkadaşlarına zafer getirinceye kadar onlarla göğüs göğüse çarpışan kişidir.
Yani düşmanı görüp kaçmayan, onlarla mertçe savaşan insandır; "ya zafer kazanırım ya şehit olurum" diyen kimsedir.
Bu, Allah'ın sevdiği insanların ilkidir.
Diğeri; uzun bir yolculuğa çıkan bir topluluk konakladığında, hepsi yorgunluktan bitap düşüp uyurken, onlardan birinin bir kenara çekilip, yola çıkma vakti gelip arkadaşlarını uyandırana dek namaz kılan kişidir.
Birisi onları beklemek zorundadır.
İşte bu insan, onları hem bekler hem de onlar uyanana kadar ibadetini yapar.
Bu da Allah'ın sevdiği ikinci kişidir.
Üçüncüsü ise; kendisine eziyet eden komşusuna, o komşu ölene veya oradan taşınana kadar sabreden kişidir.
Yani komşusunun eziyetine sabreden insan da Allah'ın sevdiği bir kuldur.
Komşusunun sıkıntısına katlanıp sabreden insan, Allah'ın sevdiği üç kuldan bir diğeridir.
Allah'ın sevmediği kişilerden biri, yeminli tüccardır.
Bir mal satmak için bin tane yemin eden, "Vallahi, billahi şöyledir, böyledir, kurtarır, kurtarmaz, çok iyidir." diye yemin eden tüccarı Allah Azze ve Celle sevmez.
Satacaksan, malın ortada, değeri neyse odur.
Yemin etmeye gerek yoktur.
Elbette malının güzelliğini anlatabilirsin ama yemin etmeye gerek yok.
Diğeri, kibirli fakirdir.
Hem fakir hem kibirli.
Bu da Allah'ın sevmediği kişilerdendir.
Fakirsin, Allah seni bu şekilde imtihan ediyor, bari sen kibirlenme.
Ve bir diğeri de, verdiğini başa kakan cimridir.
Hem cimridir hem de bir iyilik yaptığında "ben verdim, ben ettim" diye başa kakar. Bu kişiyi de Allah sevmez.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Üç kişi vardır ki Yüce Allah onları sever."
Biri, gecenin bir kısmında kalkıp Allah'ın Kitabı'nı okuyan.
Yani geceleyin Kur'an okuyan, teheccüde kalkan kimsedir.
Diğeri, sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen.
Yani sadakayı o kadar gizli verir ki, deyim yerindeyse, sağ elinin verdiğini sol eli bilmez. İşte bu kişiyi de Allah sever.
Öbürü de bir birlikte savaşıp, arkadaşları kaçtığı halde kendisi kaçmayıp düşmanla çarpışan mücahittir.
Yani birlik yenilmiş, askerler kaçıyor.
Fakat o kaçmayıp, düşmanın karşısında durmaya devam eden mücahittir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah şu üç kişiden razı olur."
Onlara merhamet eder.
Bunlar; gece namazına kalkan kimse,
namaz için saf tutan cemaat ve savaş için saf tutan mücahitlerdir.
Allah Azze ve Celle onların bu hallerinden çok hoşnut olur, sevinir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan, namaz için karısını uyandıran, kalkmak istemediğinde ise yüzüne su serpen kimseye Allah rahmet etsin."
"Yine gece kalkıp namaz kılan, namaz için kocasını uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kadına da Allah rahmet eylesin."
Allah'ın rahmeti onların üzerine olsun, diyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece yarısı kılınan iki rekât namaz, küçük günahlara kefarettir."
O gün işlenen küçük günahları Allah affeder.
O iki rekâtla.
Sadaka Resulullah fîmâ kal ev kemâ kal.