السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Büyükler, "li külli makamin makal" buyururlar.
Her meclisin bir sözü, konuşulacak bir konusu vardır.
Ne demektir bu?
Yani bazı yerlerde konuşulan şeyler, başka yerlerde konuşulması münasip değildir.
İyi değildir.
Lüzumsuzdur.
İnsan, "iyilik yapacağım" diye konuşur ama konuştuğu yer o söze müsait değilse, fayda yerine zarar getirir.
Bu yüzden nerede ne konuşacağını bilmek lazım, çünkü bu edeptendir.
Şimdiki insanların çoğunun edepten haberi yok.
Ne konuşacaklarını bilmezler.
Konuştukları zaman da faydasız konuşurlar.
Faydasız konuşmaktansa hiç konuşmamak daha iyidir.
Eskilerin dediği gibi: "Konuşmak gümüşse, susmak altındır."
Ama şimdiki insanlar ille de konuşmak ister; yeter ki bir şey söylemiş olsun.
Halbuki bazı yerlerde sussan daha iyidir.
Bunun için kaba tabirler de vardır ama onları burada söylemek münasip değil.
Her şeyin bir yeri vardır.
Hanımların yanında erkeklerin konuşmalarına dikkat etmesi gerekir.
Çocukların yanında konuşmak farklı olmalıdır.
Âlimlerin huzurunda daha farklı konuşulur.
Öğretmenlerin, hocaların yanında... Yani her sözün söyleneceği bir yer vardır.
Bunu bilirsen konuşursun; bilmezsen, konuşmana gerek yoktur.
Bu mühim bir meseledir ama şimdiki insanlar konuşmazsa ayıp olacağını zanneder.
Halbuki konuştuklarında sadece cehaletlerini belli ederler.
Konuşmamak ise çok daha uygun ve çok daha iyidir.
Zira melekler de konuştuğun her şeyi yazıyor.
Madem konuştuk, o halde en azından gün içinde konuştuğumuz abuk sabuk şeyler için tövbe istiğfar edip, sabah akşam Allah'tan mağfiret dilemek gerekir.
Yaptığımız gıybet, nemime, yalan yanlış ne varsa, onlar için de af dilemeliyiz ki Allah affetsin inşaAllah.
Bu zamanın insanları, dediğimiz gibi, eskilere cahil derler ama onlarda terbiye ve edep vardı.
Şimdikilerde ise o edepten eser kalmamış.
Allah hepimizi ıslah eylesin inşaAllah.
2025-09-13 - Dergah, Akbaba, İstanbul
ٱلَّذِينَ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقَوۡلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحۡسَنَهُ
(39:18)
Sözü dinleyip en güzeline uyanlar, işte onlar kazanmıştır, buyruluyor.
Ayette geçen 'kavl', söz demektir, yani kelamdır.
Bu sözden kasıt da tabii ki en başta Kur'an-ı Azimüşşan, sonra da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hadisleridir.
Onlar muhakkak en sözlerin iyisidir.
Onları takip edip, onların emirlerini yerine getirmek lazımdır.
Ondan maada, birisi sana nasihat verse yahut bir şey söylese, ona bakmak lazımdır.
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da, sözün iyisine bakıp ondan faydalanmak gerektiğini buyuruyor.
Yani bir insan sana bir şey söylediğinde, hoşuna gitmese bile, eğer haksa bunu kabul etmek lazımdır.
Ama her söyleneni de kabul etmek olmaz.
Çünkü söylenen söz Allah Azze ve Celle'nin ve Peygamber Efendimizin kelamına aykırıysa, o vakit kabul edilmez.
Ama normal meselelerde, insanın kendi nefsi için veya bir başkası hakkında söylediği pek çok söz vardır.
"Acaba doğru mudur, değil midir?" diye düşünüp değerlendirmek lazımdır.
Eğer haksa, onu kabul etmek lazımdır.
Yani insanın nefsine uymasa, hoşuna gitmese bile, eğer söz hak ise onu takip etmekte fayda vardır.
Onu kabul etmemek ise doğru olmaz.
Yani bir faydası olmaz.
Zararı olmasa da faydası da olmaz.
İşte bu yüzden hak kimden gelirse gelsin; çocuktan, büyükten, yaşlıdan, gençten, kadından veya erkekten, onu kabul etmek lazımdır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Mü'minin kaybettiği şey, güzel ilimdir, güzel sözdür."
Yani mü'min olan bir insan, hak sözü kimden duyarsa duysun, onu kabul edip sevinmelidir.
Hiç darılmaya, gücenmeye gerek yoktur.
Darılmak, gücenmek nefsin bir hastalığıdır.
Hak olan faydalıdır, insana lazımdır.
Allah hepimizi, hakkı duyup onu kabul edenlerden eylesin.
2025-09-12 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِيٓۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّيٓۚ
Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Azimüşşan'da bu ayette buyuruyor ki:
Nefsinize güvenmeyin.
Nefis iyi değildir.
Bu ayet-i kerimede, "Her nefs muhakkak kötülüğü emreder," diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
"İlla ma rahime rabbi," yani, "Rabbimin rahmet ettikleri hariç."
Çok nadir istisnalar olsa da, her nefs kötülüğü emreder.
Onun için nefs, dünyada bir imtihandır; insanların imtihanıdır.
Ona uyup da kötülük yapan, kaybeder.
Ona uymayıp, onun tersine giden, istediklerini yapmayan kazanmış olur.
Bu herkes için geçerlidir.
Bazıları soruyor: "Nefsimizi nasıl yeneceğiz?"
Yenersin ama yendikten sonra da mücadeleye devam edeceksin.
"Yendim" deyip sevinerek bırakmayacaksın.
Hemen seni alaşağı eder.
Hiç merhameti yoktur, güvenilmezdir.
Nefis haindir.
Nefse güvenilmez.
Bu yüzden çoğu insan, özellikle bizim ihvanlarımız, tarikata girince "nefsimizi yendik, her şey tamam oldu" zanneder.
Hayır, öyle bir şey yok.
Nefs, son nefese kadar seninle beraberdir.
Seni yoldan çıkarmak için fırsat kollar.
Onun için dikkat etmek lazım.
Allah, nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
Nefsin şerri, şeytanınkinden bile büyüktür.
Zaten onlar hep beraberdir: nefs, heva, dünya.
Bunların hepsi birdir; birbirlerine destek olup seni yoldan çıkarmaya çalışırlar.
Onlara uymayarak onları yenersin elbette, ama "yendim" deyip de gevşemeyeceksin.
Gevşersen, hemen affetmezler.
Onun için Allah, nefsimizin şerrinden muhafaza etsin.
2025-09-11 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Mübarek bir ayın içindeyiz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in doğduğu bu mübarek ayın ismi Rebiülevvel'dir.
"Rabi'", "ilkbahar" anlamına gelir.
O, güzel bir mevsimdir.
Allah Azze ve Celle her güzelliği ve en büyük fazileti Peygamber Efendimiz'e vermiştir.
O'nun yolunda giden, her güzelliğe ve her iyiliğe nail olur.
O'na muhabbeti olan, Allah'ın muhabbetini kazanır.
Muhabbeti olmayan ise Allah'ın muhabbetinden uzak kalır.
Peygamber Efendimiz'in en büyük düşmanı ise en başta şeytandır.
Elinden geldiğince insanları kandırıp O'nun yolundan ayırmaya çalışır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise, doğduğu andan itibaren "ümmetim" diyerek onları kurtarmak için her türlü fedakarlığı yapmıştır.
Allah'a şükürler olsun ki, O'nun ümmetinden olanlar ve O'nu sevenler, Allah'ın rahmetine ve fazlına nail olurlar.
O'na karşı olanlar ise, Allah'ın sevmediği ve kendileri için hayır murad etmediği kimselerdir.
Böylece onlar da bu faziletten uzak kalmışlardır.
Fazilet, ancak Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolunda olanlara ve O'nu sevenlere aittir.
Tabii, İslam yolunda olanları da şeytan kandırıyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gereken hürmeti göstermiyorlar.
O'na tazimde bulunmuyorlar, hatta O'nu kıskanıyorlar.
Allah bizleri şeytanın şerrinden ve onun tuzaklarından muhafaza etsin.
Şeytanın tuzağına düşüp, "Ben Kur'an okurum, ben namaz kılarım" diyen çok insan var.
Ama en mühim olanı unuturlar veya kabul etmezler.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in şefaatini, muhabbetini kabul etmezler.
Kabul edenler ise bu lütfa nail olur.
Allah bizleri kabul edenlerden eylesin ve o yolda sabit kadem kılsın inşaAllah.
2025-09-09 - Lefke
وَقُلِ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَن شَآءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَآءَ فَلْيَكْفُرْ ۚ إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلظَّـٰلِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا (18:29)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor ki:
Bu ayet, Kur'an'ın tam ortasındadır.
“Hakkı söyle” buyuruyor.
"Rabbinden sana gelen hak kelamı söyle."
Hak, her yerde haktır.
Nerede olursa olsun, ona karşı söylenecek bir söz yoktur.
Allah, "İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin" buyuruyor.
İsteyen hakkı kabul edip iman yolunu seçsin, istemeyen de inkâr edip küfürde kalsın.
"Ama sen hakkı söylemekten geri durma."
Senin vazifen hakkı tebliğ etmektir.
İsteyen hakkı kabul eder, Allah'ın yoluna girer.
İstemeyen ise küfürde kalır.
Onun da varacağı yer en sonunda bir cehennem dehlizidir.
Orada su istediklerinde, onlara kaynar ve kötü bir su verilir.
Günümüzde herkes demokrasi diyor. İşte esas demokrasi budur.
Allah Azze ve Celle insanları serbest bırakmıştır.
Ama hakkı da söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.
"Buna inanın, bunu kabul edin ki hem siz hem de başkaları huzura ersin."
"Eğer kabul etmezseniz, o zaman çekeceğiniz var."
Bu, zalimler ve kafirler içindir.
Çünkü küfredenler, zalimlerin ta kendisidir.
Hakkın kelamını kabul etmeyen kimse zalimdir.
Peki, kime karşı zalimdir?
En başta kendisine, sonra etrafındakilere ve Allah Azze ve Celle'ya karşı zalimdir.
Çünkü en büyük zulüm, Allah'ı inkâr etmektir.
O, en büyük zulümdür.
Bu yüzden bunun bir vebali ve elbette bir cezası vardır.
İşte bu yüzden dünyada hakkı söylemek zordur.
Çoğu zaman zordur, hatta bazen tehlikeli bile olabilir.
En hafif ihtimalle size gücenirler, darılırlar, tafra yaparlar ve karşı gelirler.
Hakkı kabul etmeyen insanların göstereceği en basit tepki bu dur.
Zamanımızın insanlarının çoğu, kendi bildiğinden başkasını doğru saymıyor, hakkı kabul etmiyor.
Nefsi onlara ne emrediyorsa, hak odur diyerek onun peşinden gidiyorlar.
Fakat Allah Azze ve Celle, "Sen hakkı söyle" buyuruyor.
Kimseden utanma, korkma, çekinme.
Hak, daima haktır.
"Ben üzerime düşeni söyledim." de.
Bu sözler sana dokunmuş olabilir ama ben genel olarak konuşuyorum.
Bu, herkese tek tek söylenecek bir şey değildir.
Allah Azze ve Celle bunu herkes için buyurmuştur.
Hakkı arayan, kötü yoldan dönüp onu kabul eder.
O zaman Allah, yaptığı kötülükleri ve günahları sevaba hasanata tebdil eder ve o kişi kurtuluşa erer.
Allah insanlara akıl fikir versin de hakkı kabul etsinler.
Yoksa sonu, hiçbir faydası olmayan tehlikeli bir yola çıkar.
Allah insanları muhafaza eylesin.
2025-09-08 - Lefke
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, iyi insanlarla ve iyi arkadaşlarla birlikte olmak, insan için çok faydalıdır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), kötü arkadaşlarla birlikte olmanın da iyi olmadığını buyuruyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu durumu bir benzetmeyle anlatmıştır:
İyi arkadaş, güzel kokular satan bir dükkan gibidir.
O dükkana girdiğinizde bir şey satın almasanız bile, oradaki güzel kokulardan istifade edersiniz.
Hiç olmazsa o güzel kokular üzerinize siner ve ferahlayarak oradan ayrılırsınız.
İşte iyi arkadaş da böyledir.
Huyu güzel olduğu için size eziyet etmez, sizi incitmez ve kötülük yapmaz.
Hâli ve tabiatı güzel olduğu için onunla iyi geçinirsiniz.
Onunla geçinebilirsin.
Bu yüzden iyi arkadaş, Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) tarafından güzel koku satan bir dükkana benzetilmiştir.
İyi bir arkadaşla birlikte olunca insan her türlü rahatlığı bulur.
O sizi iyiliğe yönlendirir, güzelliğe götürür ve Allah'ın yolunu gösterir.
Onunla sohbet etmek ve birlikte olmak, sizi dünyada da daha iyi bir insan yapar.
Size eziyet etmez, kötü söz söylemez.
Öyle bir insanla olmak güzel bir şeydir.
Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), "Onunla olun" buyuruyor.
Kötü insanlardan ise uzak durmamızı buyurur ve kötü arkadaşı bir demirci dükkanına benzetir.
Şimdi demirci dükkanları eskisi kadar kalmadı ama eskiden çok yaygındı.
Orada ateş yakılır ve körükle sürekli harlanırdı.
Bu sırada etrafa duman yayılırdı.
Dumandan başka, demiri daha sağlam ve iyi yapmak için kullandıkları başka maddeler de olurdu.
Bu yüzden bir demirci dükkanında durmak insanın pek hoşuna gitmez.
Ya o dumanın ve isin kokusundan rahatsız olursunuz ya da demiri döverken sıçrayan bir kıvılcım elbisenizi yakabilir.
İşte kötü arkadaş da böyledir.
Onun yanında durduğunuzda kötülüğü size muhakkak bulaşır.
Bu yüzden Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), kötü insanlardan uzak durup iyi insanlarla birlikte olmamızı öğütler.
Çünkü kötü bir insanın incitici sözlerinden veya başka türlü kötülüklerinden size mutlaka bir zarar gelir.
Bu sebeple onlara yaklaşmayın, buyuruyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Bir insanda defalarca denemenize rağmen bir iyilik görmüyor, aksine her seferinde size kötü muamele ediyorsa, ondan uzak durmak en iyisidir.
Bu, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir sözüdür.
İnsan da iyi olmalı ki, etrafına güzel kokular yayan bir dükkan gibi, iyi insanlar gibi olsun inşa'Allah.
Hayatta insan için en gerekli şeylerden biri budur.
İnsanın huzurlu ve güzel bir hayat geçirmesi için iyi arkadaşlarla olması, iyilik yapan insanlarla iyilik üzere yaşaması lazımdır.
Öteki türlü, bir insanı görünce ondan kaçmak zorunda kalıyorsanız, Allah muhafaza eylesin, onlardan olmayalım inşa'Allah.
Allah hepimize iyilikler versin inşa'Allah.
2025-09-07 - Lefke
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
"Men ğaşşenâ feleyse minnâ."
"Bizi kandıran, aldatan bizden değildir."
Tabii, yaşadığımız bu zamanda herkes insanları her türlü şekilde aldatıyor.
Aldatıyor.
Büyüğünden küçüğüne, aldatmayan kimse yok.
İnsanları kandırıyorlar, aldatıyorlar.
Söylediklerini yapmıyorlar.
Aldatıp bir şey kazandıklarını zannediyorlar.
O, zahirî, dünyevî bir aldatmacadır.
O mühim değil.
Diyelim ki birisi paranı kapmış, arabanı almış, evini almış.
Onlar dünya malıdır.
Onlar mühim değil.
Mühim olan ahirettir.
Ahiret konusunda seni kandıran insan, işte asıl tehlikeli olan odur.
Tehlikenin en kötüsü odur.
İnsanları kandırıp, dış görünüşüyle çok muhterem, çok mübarek bir kimse gibi onların önüne çıkıp, sonra da din ve tarikat bakımından onları aldatan insan var ya; işte Peygamber Efendimizin "bizden değildir" dediği, esas odur.
Çünkü Peygamber Efendimizin yolu bellidir.
Ne hayırsa onu göstermek, ne şer ise onu göstermektir.
İçin neyse dışının da o olması, içi dışı bir olmaktır.
Başka türlüsü olmaz.
Tarikat ehli gibi gözüküp de ondan sonra cübbesi maşa'Allah, sarığı tepsi kadar, sakalı iki karış...
Ondan sonra da "şeyhe tâbiyim" deyip, şeyhinin emirlerini, sözlerini hiç yerine getirmemek, hatta kendi söylediklerini bile yapmamak... İşte bu, kandırmaktır.
İnsanları kandırıyor.
Aslında en başta başkasını kandıran, kendi kendini kandırmış, aldatmış olur.
Onun için Peygamber Efendimiz bu insanlar için, "Onlar bizden değildir" diyor.
Onlarda münafık sıfatı var.
İmanları hiç yok.
İmanı olsa insanları kandırmaz.
Din bakımından kandırıp menfaat sağlamak için insanları aldatıyor, çıkar sağlıyor.
Onlar, aldatanlar, "ğışş" yapanlar, onlar bizden değil, diyor Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem).
Şeyh Efendi'nin yolu bellidir.
Şeyh Efendi'den sonra çok sayıda sahte insan çıktı.
Onun için, bir defa değil, iki defa değil, ara sıra bunu ihvanımıza tembih etmek istiyoruz.
Her sarıklıyı şeyh zannetmeyin, evliya zannetmeyin.
Gerçi "her gördüğünü Hızır bil" derler ama her sarıklıyı da evliya sanmamak lazım.
Çünkü o sarıkla insanları kandırır.
Sakalıyla, "ne mübarek insan" dedirtir, insanlar ona kanar.
Ondan sonra da yaptıklarıyla insanları Müslümanlıktan soğuturlar.
"Müslüman işte böyleymiş, bak adamın sarığı, cübbesi var ama bizi kandırdı" derler.
Bu en kötü şeydir.
İnsanları dinî konularda kandırmak.
Bir de dediğimiz gibi, müritlerin, sevenlerin arasında, kendisi aslında hiçbir şey olmadığı halde "Ben şuyum, ben buyum" diyen insan var. Zaten "ben" dediği anda onun hiçbir kıymeti kalmaz.
Buna da dikkat etmek lazım.
Müritler saftır tabii, herkese kanabilir.
Onun için dikkat edip bu tip insanlara tâbi olmasınlar.
Her tarafta, dünyanın her yerinde varlar.
Her taraftan çıkıyorlar.
"Biz Şeyh Efendi'nin halifesiyiz."
Şeyh Abdullah Hazretleri'nden... Bir de şöyle insanlar var; Şeyh Babayı atlayıp, Şeyh Nazım Hazretleri'ni atlayıp, "Biz Şeyh Abdullah Dağıstanî Hazretleri'nin ihvanıyız" diyorlar.
Yahu sen Şeyh Abdullah Hazretleri'ni tanımıyorsun, sen kimsin ki O'nu anlayasın?
Hiç... Bu en büyük kandırmacadır.
Çok böyle insanlar var.
Allah muhafaza etsin.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Onların hidayete erecekleri yok çünkü.
Öyle bir şeytan binmiş ki üstlerine, hidayet yanlarına yaklaşmaz.
Onun için onlardan uzak durmak, insan için bir iyiliktir, bir kurtuluştur.
Onlara yaklaşırsa kafalarını karıştırırlar, vesvese verirler.
Allah muhafaza, bazı saf insanlar da bu kişileri bir şey zannedip onlara tâbi oluyor ve boş yere peşlerinden giderek hayatlarını harcıyorlar.
Allah onların ve şeytanın şerrinden muhafaza etsin.
2025-09-06 - Lefke
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَـٰكُم مِّن ذَكَرٍۢ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَـٰكُمْ شُعُوبًۭا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ (49:13)
Allah Azze ve Celle bizi yaratmıştır.
Allah Azze ve Celle, insanları farklı milletler, kabileler, ümmetler ve değişik renklerde yaratmıştır.
Ve dünyayı onlarla iskan etmiştir.
Bunların hepsi, Allah Azze ve Celle'nin emriyle ve iradesiyle olmuştur.
Fakat burada insanların anlaması gereken şudur ki, akıllarını kullanmaları lazımdır.
Akıllarını kullanarak ne için yaratıldıklarını bilmeleri gerekir.
Kendileri için hayırlı olan şeyin ne olduğunu bilmeleri lazımdır.
Zira bütün bu insanlar içinde en hayırlısı, en takva sahibi olan, yani Allah'tan korkan ve O'nun emirlerini yerine getiren kimsedir - en faziletli, en üstün insan odur.
Başkası değil.
"Sen beyazsın, ben sarıyım, öteki kırmızı, beriki siyah" demenin iftihar edilecek hiçbir tarafı yoktur.
Bununla övünülemez.
Bir faydası da yoktur.
Çünkü bu renklerin, mevkilerin, hangi milletten olduğunun bir faydası olmaz. Gözünü kapattığın an, belki bir ay sonra sen de toprak olursun.
Siyah olan da, beyaz olan da, kırmızı olan da, sarı olan da toprağın altında aynı olur.
Dolayısıyla bunlardan geriye hiçbir fayda kalmaz.
Bunlar gelip geçici şeylerdir.
Asıl olan takvadır. Allah Azze ve Celle'nin emirlerini yerine getirip O'nun rızasına nail olmak, insan için en büyük faydadır.
Gerçek kazanç budur.
Başka hiçbir şeyin kıymeti yoktur.
İşte bunun için Allah Azze ve Celle insanlara akıl vermiştir.
Ve o aklı kullansınlar diye de irade vermiştir.
Alimler bu konularda cüzi ve külli irade gibi çeşitli izahlar yaparlar.
Fakat mühim olan, Allah Azze ve Celle'nin insana akıl vermiş olmasıdır.
İnsan bu aklı kullanırsa kendisi için iyi olur.
Aklını kullanmayan kimse bir fayda göremez.
"Aklımı kullandım doktor oldum, mühendis oldum, banka müdürü oldum, şunları bunları başardım" demek kalıcı bir fayda sağlamayacak şeylerdir.
Eğer bu mevkiler Allah rızası için kullanılırsa bir değeri olur.
Ancak bunları kendi nefsin için kullanırsan hiçbir faydası yoktur.
İşte gerçek akıl, insanın aklının Allah Azze ve Celle'ye tabi olması, O'nun emrine itaat etmesidir.
Bundan başka bir şey değildir.
Akıl, insana bu doğru yolu gösterir.
Aklını bu yönde kullanmayanın aklı tamam değildir.
Çünkü akıl daima en iyiyi, en doğruyu gösterir.
Bu hakikati göstermedikten sonra o akıl, gerçek akıl değildir.
Kimse kendini akıllı saymasın.
Allah yolunda olan insan, bu nimete şükretmelidir.
İnsanların gözünde aklı var mı yok mu, bu mühim değil; asıl akıllı odur.
Yani, Allah Azze ve Celle'nin emirlerini yerine getiren insan, başkaları onu beğenmese de, ona "meczup" veya "aptal" dese de, o doğru yoldadır, akıl yolundadır.
Ama diğerlerine bakın; görüyorsunuz, bütün dünya emirlerinde olsa bile onlarda akıl var mı?
Bunu siz söyleyin.
Gerçek manada akıl diye bir şey yoktur.
İçlerinde Allah korkusu olmadıktan sonra, sahip olduklarının hiçbir faydası yoktur.
Allah muhafaza, sonları da kötü olur.
Allah hepinizi bu hakiki akıldan mahrum etmesin.
Akıl nimettir, ziynettir; insanın süsüdür.
İnsan bu süsü doğru kullanmazsa, demek ki onu kullanmayı beceremiyor demektir.
Allah muhafaza eylesin.
2025-09-05 - Lefke
Allah Azze ve Celle, Peygamber Efendimiz'i (sallAllahu aleyhi ve sellem) sizin aranızdan gönderdiğini buyuruyor.
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ (9:128)
Allah Azze ve Celle, "Peygamber Efendimiz'i (sallAllahu aleyhi ve sellem) sizin aranızdan gönderdim," buyuruyor.
Başka bir cinsten değil, insanoğlundan, yani sizin gibi bir beşer olarak gönderdi. Ama Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) farklıdır.
Çoğu cahil insan, 'O da insan, biz de insanız' der.
Bunu söyleyen adam, o vakit adam değildir.
Çünkü kıymet bilmeyen insan, kıymet bulmaz.
Kıymet bilen insan kıymetli olur.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) kıymetlidir.
O, bu ümmetine bir rahmet olan, onlara yol gösteren, onları cehennemden sakındıran kıymetli Peygamber Efendimiz'dir (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Ümmeti helak olmasın diye Allah Azze ve Celle'ye yalvaran bir Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Onları daima hak yoluna, cennete davet eden... Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bütün muradı buydu.
Dünyaya teşrif ettiği vakit, daha doğar doğmaz secdede "Ümmetim, ümmetim" diyordu.
Çocuklar doğunca ağlar ama Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) dünyaya teşrif eder etmez, daha ilk nefesinde "Ümmetim!" diyerek ümmetini düşünmüştür.
Son nefesine kadar ümmetine yolu göstermiş, şefaat etmiş ve ilelebet de edecektir.
Kıyamette de ümmetine şefaat etmek için Allah Azze ve Celle'ye yalvaracaktır.
Elbette Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem), ümmeti faydalansın, Allah'ın sevdiği kullar olsun ister.
Onun muradı ve gayesi budur.
İnsanlığı doğru yola getirip, Allah Azze ve Celle'nin onlara ihsanından, sevabından ikram etmesini ister.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir peygamberdir. Nübüvvet demek, ileriyi haber veren kişi demektir.
Bütün peygamberler, nebiler, mana olarak ileride olacak şeyleri haber veren insanlardır.
Bu hadis-i şerifte buyuruyor ki: "Ümmetim bozulacak."
"Ümmetim yoldan çıkacak."
Yoldan çıkmamaları için insanların O'nun (sallAllahu aleyhi ve sellem) sünnetine bağlı olması lazımdır.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) sünnetine ne kadar bağlanırlarsa, imanları o kadar kuvvetlenir.
Sünneti ihmal edenlerde ise iman kalmayabilir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, İslam sadece dillerinde kalır, boğazlarından aşağı inmez.
Sadece dillerinde kalır.
Onun için Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) hadis-i şerifinde buyuruyor: "Ümmetim bozulduğu vakit, benim bir sünnetimi ihya eden kimseye yüz şehit sevabı vardır."
Şehit olmak kolay değildir, sevabını almak da öyle. Ama tam da şimdi, ümmetin en çok yoldan çıktığı, haktan uzaklaştığı bir zamanda yaşıyoruz.
Bu yüzden yaptığımız her sünnetle, Allah katında yüz şehit sevabı kazanmış oluruz.
Bu sünnet nedir?
Abdestin sünnetleri, giyimindeki sünnetler... Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) nasıl hareket ederdi, ne yapardı, ne ederdi; işte bunlar.
Binlerce sünnet var.
Yapabildiğiniz kadar, aklınıza geldiği kadar... Çoğu da zor şeyler değildir.
Sünnetleri yapmak çok kolaydır.
Allah Azze ve Celle, yaptığın her bir sünnet için sana 100 şehit sevabı verir; bin tane yapsan, her biri için bu sevabı kazanırsın.
Allah'ın hazineleri bitmez, tükenmez.
Allah cömerttir, verir ve sözünden dönmez.
Allah Azze ve Celle, şimdiki insanlar gibi değildir. İnsanlar "Vereceğim" der, sonra yanına gidince "Ben öyle bir şey demedim" diye inkâr eder.
Allah Azze ve Celle'nin hazinesi bitecek diye bir korkusu yoktur.
Bütün kainat O'nun elindedir.
Sana verir korkmadan, Allah'ın izniyle.
Onun için bu sünnet çok mühimdir.
Dediğimiz gibi, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) şefaati çok mühimdir.
Sünneti yapanın imanı kuvvetlenir.
İman olmayınca da, Allah muhafaza, kişinin bozulması, sonunun iyi olmaması ihtimali artar.
İşte bunun için şeytan, insanlara sünneti yaptırmamak için elinden geleni yapar.
Her türlü vesveseyle.
Allah şerlerinden muhafaza etsin.
Allah bizleri Peygamberimizin (sallAllahu aleyhi ve sellem) şefaatine nail eylesin inşa'Allah. Bu mübarek günlerin hürmetine, yaptığımız yağmur duası da O'nun bir sünnetidir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir sünnetidir.
Onu da ettik, Allah kabul etsin inşa'Allah.
Bize de hayırlı yağışlar versin inşa'Allah.
2025-09-04 - Lefke
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ (49:7)
"Peygamber Efendimiz sizin aranızdadır." diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin arasındadır.
Onun ümmeti onsuz olamaz.
O daima bizimledir.
Allah'a şükür, bu günler O'nunla mübarek olan günlerdir.
O, ilelebet bizimle, Müslümanlarla, iman edenlerle ve sevenlerle beraberdir Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisi de buyuruyor:
الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
Kişi sevdiğiyle beraberdir.
Milyonlarca insan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i seviyor, O'nu daima zikrediyor.
Zikredildiği vakit hazır bulunur.
Zaten daima O'nun huzurundayız, Allah'a şükür.
Tarikat ehli buna daha fazla itibar eder, ona inanır.
Bizim tarikatımızın usullerinden biri de rabıta yapmaktır.
Çoğu insan, "Rabıta nedir?" diye sorar.
Rabıta; kalbini şeyhine, şeyhin vasıtasıyla da Peygamber Efendimiz'e bağlamaktır.
"Nasıl yapacağız?" diye sorarlar. Tabii bunun bazı zor usulleri vardır.
Bazıları daha kolaydır.
Bizimki en kolayıdır: Şeyhini aklına getirip onun himmetini istemek ve onun vasıtasıyla Peygamber Efendimiz'in himmetini talep etmektir.
Rabıta budur.
Başka tarikatlarda nasıl yapılıyorsa yapılsın, sen bu tarikattasın.
Sen, Halidî kolundan gelen Hakkanî yolundasın.
Bu yol, kolay bir yoldur; insanlara kolaylık üzerine kurulmuştur.
Azimet var, ruhsat var.
Bizim yolumuz ahir zamanda olduğu için ruhsatla işler.
Şeyh Efendi, yani Şeyh Nazım Hazretleri, devamlı "Biz ruhsatla amel ediyoruz." derdi.
Çünkü azimetle amel edersek kimse tarikata adım atamaz.
İşte bu yüzden, Allah'a şükür, bizim tarikatımızda rabıta, bu kolaylıkla Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e bağlanmaktır.
Rabıta denilen şeyde şeyh bir vasıtadır.
Onun kanalıyla Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaşmaktır.
Çoğu insan rabıtayı devamlı sorar, çünkü bu konuda herkes farklı bir şey söyler.
"Nasıl yapacaksın, nasıl edeceksin?" diye.
Bizimki bir dakika bile sürmez.
Sen şeyhini hatırla, ona bağlan, ondan himmet iste.
Bu kadar yeter.
Bu, rabıta olmuş olur.
Ondan sonrası artık onların elindedir, bizim elimizde değil.
Sen bir şeyler yapmak için istediğin kadar uğraş, onlar kapıyı açmadıktan sonra bir şey olmaz.
Ama onlar kapıyı açınca senin halini görürler ve niyetine, ihlasına göre Allah o vakit kabul eder.
Allah bu yolu bize nasip ettiği için O'na şükürler olsun.
Tabii:
وَقَلِيلٞ مِّنۡ عِبَادِيَ ٱلشَّكُورُ (34:13)
"Kullarımdan şükredenler azdır." diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Sen bu yola girdiysen Allah'a şükretmen lazımdır.
İşte bugün, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bu mübarek, güzel gününde bu konuya bir izahat getirilmiş oldu.
Bugün zaten dünyanın her tarafında Peygamber Efendimiz için çeşitli kutlamalar, ihtifaller olur.
Daha önce insanlar daha fazla ihtimam gösterir, daha büyük bir sevinçle kutlarlardı.
Şimdiki insanlar öyle bir hâl aldı ki makine gibi oldular.
Hiçbir şey umurlarında değil, hiçbir şeyden haberleri yok.
Varsa yoksa ellerindeki telefon mudur, bilgisayar mıdır, ona bakıp başka bir şeye aldırmıyorlar.
Hâlbuki Allah Azze ve Celle seni ona bakmak için yaratmadı.
Seni Allah yolunda olman, Allah'la beraber olman ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmetinden olman için yarattı.
İşte bugün o gündür, Peygamber Efendimiz'in mübarek günüdür.
"Bugünü kutlamak olmaz." diyen şeytanlar ve şeytanların kandırdığı insanlar da vardır.
Kur'an-ı Azimüşşan onları merkebe benzetir.
Kıbrıs'ta da eski zaman insanları merkep derdi.
Merkep, eşek demektir.
Kur'an-ı Azimüşşan'da yazdığı gibi, eşek sırtına kıymetli kitaplar yüklenir ama içindekinden haberi olmaz.
Peygamber Efendimiz'e hürmet etmeyen, O'nun sallallahu aleyhi ve sellem kadrini bilmeyen insanlar da aynı bu şekildedir.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem her pazartesi oruç tutardı.
"Hikmeti nedir?" diye sorduklarında, "Ben o gün dünyaya geldim, pazartesi günü doğdum." demiştir.
Her pazartesi o günü hatırlıyor, ümmetine de hatırlatıyor.
O hâlde asıl doğum günü olan bu günü kutlamak neden kötü olsun, neden caiz olmasın? Bunu o dört ayaklı merkeplere sormak lazım.
Allah akıl fikir versin.
Çünkü onlar başkalarını da dalalete sürüklüyor.
İnsanlar onları bir şey zannedip, "Onlar böyle dedi, bizden daha iyi anlarlar, bunu yapmamak lazım." diyerek peşlerinden gidiyor ve o ameli terk ediyorlar.
Ama akıllı olan hakka döner.
Allah bu mübarek günün hürmetine, bizleri hakka dönenlerden eylesin. Kıymetini bilelim, kıymet verelim inşa'Allah.