السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٞ (36:60)
Allah Azze ve Celle buyuruyor.
"Şeytan apaçık bir düşmandır."
Ve "Şeytanın peşinden gitmeyin." diye buyuruyor.
Şeytan dost olmaz; hiçbir zaman dost olmaz.
Onun tuzakları çoktur; insanın attığı her adım şeytanın tuzaklarıyla doludur.
"Şeytanla biraz arkadaş olayım, böylece beni kandırmasın." diye düşünürsen, kendini kandırmış olursun.
Onun peşinden bir adım bile gidersen, seni helak eder.
O, senin iyiliğini hiçbir zaman istemez.
Düşman olan hiç insana iyilik ister mi? Asla istemez.
Devamlı onu kahrü perişan etmek ister.
Şeytan da aynı şekildedir.
Şimdiki insanlar onun peşinden gidiyor ve "Biz biraz gidelim, sonra döneriz." diyorlar.
Fakat dönen az oluyor.
Çünkü bir kere peşinden gittin mi, seni aşağı çeker... Zarar üstüne zarar verir, insanı perişan eder.
İnsanın hayatını da ahiretini de mahveder.
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا (4:76)
"Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır."
İnsan tövbe istiğfar etse, şeytanın bütün çabası boşa çıkar.
Onun için Allah Azze ve Celle insana merhamet etmiştir.
Hem şeytanı yaratmış hem de kuluna tövbe kapısını kapatmamıştır.
Tövbe kapısı sayesinde yapılan günahlar affolunur, hatta yerine sevap yazılır.
Bunun için Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Her gün tövbe istiğfar edin." buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem, "Ben günde yetmiş defa tövbe istiğfar ederim." diyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'in günahı olmadığı halde, yine de tövbe istiğfar ederdi.
Bizim artık her daim tövbe istiğfar etmemiz lazım.
Bu yoldaki tuzakları bozmak ve şeytanın hilelerini boşa çıkarmak için tövbe istiğfar etmek gerekir.
Yine de onun tuzaklarına düşmemek için dikkatli olmak lazım.
Allah yardımcımız olsun. Allah nefsimizin ve şeytanın şerrinden muhafaza eylesin.
Allah hepimizi korusun inşa'Allah.
2025-11-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; iki mevzu vardır, onlar Allah'ın ilmindedir.
"Ben bunu bilirim, şunu bilirim" diyen insana inanmayın.
Birisi; ruhtur.
Ruh Allah'ın emrindedir, onu ancak O bilir.
Şimdi bazen kendilerini "alim, ulema" diye ortaya çıkaran insanlar var; ruhu tarif ediyorlar, şöyle yapıyor, böyle yapıyor diye.
Onlar alim değil, onlar cahildir.
Çünkü Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Er-rûhu min emri rabbî" (17:85). O, Allah'ın emrindedir, Allah'ın ilmindedir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem de aynı şekilde... Zaten Allah'ın emirlerini Peygamber Efendimiz söyler.
Onu kimse bilmez; nasıldır, mahiyeti nedir... Onu Allah'tan başka kimse bilmez.
İkincisi de kaderdir.
Kaderi de Allah'tan başka kimse bilmez.
Nasıldır, hayır mıdır... Kader dediğimiz bizim hayatımızdır; kaderimiz neyse o tecelli eder, onunla yaşarsın, onunla ahiretine gidersin.
Kader de Allah'ın sırlarından bir sırdır.
Onun için bir şey olunca kadere boyun eğmek lazım.
İyi ise iyi, kötü ise yine aynı şekilde... "Kaderin neyse onu çeker insan" derler.
Kaderin önüne geçilmez.
Geçilirse Allah'ın izniyle... Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem sadakayla bunun olabileceğini belirtmiştir ama olan olacaktır.
Olduktan sonra da... Yani bir hayat yaşıyorsun; evleniyorsun, boşanıyorsun, gidiyorsun, geliyorsun... Bunların hepsi kaderindir.
O kader tecelli ettikten sonra itiraz etme, başkasına kabahat atma, başkasına suç bulma.
Bu Allah'ın takdiridir, kaderidir; olmuş bitmiş.
Sen artık ne yapsan da onu değiştiremezsin.
Ona boyun eğ, "Allah'tan geldi" de.
Ona rıza göster, bu daha iyidir.
İsyan edersen hem sevabın gitmiş olur hem kendine eziyet etmiş olursun.
Bir şey olmuş... Bu tarikatın esasıdır, bütün insanlara da lazım olan şey budur. Ama "avam-ı nas" dediğimiz, tarikattan, dinden, imandan haberi olmayan insanlar başkalarına kabahat bulur.
Şimdiki dünyada en çok "demokrasi" denen şeyin işidir bu; isyan etmek, insanları hiçbir şeye razı etmemek.
Siyaset var, başka şeyler var; top var, futboldu şuydu buydu... Onlar üzerinden isyan etmek.
Ya hu, bir şey yapılmış, geçmiş. Sen istediğin kadar isyan et, istediğin kadar uğraş, kendinden başkasına eziyet vermezsin.
Senin kaderin odur. Ona razı ol, boyun eğ.
Allah'a itaat et. "Bu Senden gelmiş, bunun ecrini, sevabını Sen bize ver, Allah hayırlısını versin" diye dua etmek lazım.
Budur yani. Bu meseleler mühimdir, insanoğlunun yaşantısı böyledir.
Ruh var, kader var; onlara karışmayacaksın.
Onların Allah Azze ve Celle'den olduğunu bileceksin, boyun eğeceksin.
Allah hepimize yardım etsin.
Kaderimiz hayırlı olsun, sonumuz hayırlı olsun; mühim olan budur.
2025-11-26 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ (51:58)
Rezzak olan, Allah Azze ve Celle'dir.
İnsanlar şimdiyi değil, ileride ne olacağını düşünüyor ve bunu soruyorlar.
Diyorlar ki: "Bundan birkaç sene sonra insan gücüne ihtiyaç kalmayacak."
"Bütün işleri makineler, alet edevat yapacak."
"Kafayı çalıştırmaya bile gerek yokmuş; yapay zeka diye bir şey çıkarmışlar."
"Her şeyi onunla yapacaklarmış."
"İnsan ondan sonra ne iş yapacak, nasıl geçinecek?" diye soruyorlar.
Bunu soranın sıradan bir insan olması lazım.
Ancak tarikat ehlinin, müminin, iman eden insanın; Rezzak'ın Allah Azze ve Celle olduğunu bilmesi lazım.
İsterse bütün dünya bakır kesilsin; yer demir, gök bakır olsun; yine de rızkı Allah Azze ve Celle verir. Çünkü Rezzak O'dur.
Rızkın geleceğine iman etmek lazımdır.
Bir damla su bile olmasa, rızkın yine de gelecektir.
Ne var ne yoksa hepsi Allah Azze ve Celle'in ilmindedir, kudretindedir ve O'nun iradesindedir.
Bu sebeple şüpheye düşmek imanın zayıflığındandır. Allah muhafaza etsin.
Onlar istedikleri kadar uğraşsınlar; rızık onların elinde değil, yine Allah Azze ve Celle'in elindedir.
Sen rızkın neyse onu alacaksın.
Rızkın bittiyse, bütün dünya senin olsa da bir lokma fazla yiyemezsin.
Bir damla fazla su içemez, bir nefes dahi alamazsın.
Bu, Allah Azze ve Celle'in takdiridir.
Bu yüzden "Bu hayatı nasıl yaşayacağız, ne yapacağız?" diye şüpheye düşmek gerekmez.
Gerekmez, çünkü Allah Azze ve Celle'in garantisi var; senin rızkın neyse onu alacaksın.
Buna kimse mani olamaz.
Ne yapay zeka ne de başka bir şey... Eskiden pamuğa, iğneye falan "yapay" derlerdi; şimdi zekaya "yapay" diyorlar.
Onun için kaygı çekmeye gerek yok.
Allah'a inanın, Allah'a yönelin.
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ (51:50)
Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Kaçacaksanız Allah'a kaçın, O'na yönelin."
Mümin olanın içi rahat olur.
İmanı olmayan ise devamlı kaygı içindedir, ne yapacağını şaşırmış vaziyettedir.
Allah Azze ve Celle hepimize bu güzel imanı versin, imanımızı kuvvetlendirsin inşa'Allah.
2025-11-25 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّـٰكِعِينَ (2:43)
Allah Azze ve Celle namazı baş kılmıştır; İslam'ın emirlerinin başı namaz kılmak ve zekât vermektir.
Şimdi bazı insanlar var, kendi kafalarına göre dini yaşamak isterler.
İyi yaptıklarını zannederler.
Namazın yerini hiçbir şey tutmaz.
Yani farz namazın yerine hiçbir şey geçmez.
Onu mutlaka kılman lazım.
Başka ne yaparsan yap, onu telafi edemezsin.
Onun faziletini ve sevabını kazanamazsın.
Eğer namazı kılmazsan, ahirette her bir vakit namaz için seksen sene namaz kılarsın.
Seksen sene, insanın bütün hayatıdır; bir insan ancak seksen sene yaşar.
Onun için bazı insanlar "Ben riyazat yapacağım" diyor. Peki, namaz kılıyor musun?
Yok.
E o vakit riyazatın sana ne faydası var?
Ne riyazat, ne tesbihat, ne sadaka; hiçbir şey namazın yerini tutmaz.
İslam'ın ve Allah Azze ve Celle'nin emri, dinin direği namazdır.
Namazı kılmadıktan sonra istersen yüz sene tesbihat yap, yüz sene oruç tut.
Yüz sene ne yaparsan yap, istersen amuda kalk, yine de bir vakit namazın yerini tutmaz.
Şimdi bazı insanlar...
Bazıları kendi kafasına göre "Ben yaparım" der.
Bazıları da başkalarının sözüyle bir şeyler yapar ama o da onlara bir fayda vermez.
Fayda vermez, aksine zarar verir; çünkü farzı bırakmış, nafileyle uğraşıyorsun.
Nafile, tesbihat... Bunların da ayrı sevabı var ama namazın yerine geçmez.
Yani muhakkak namazını kılacaksın.
Tesbihatını ondan sonra yaparsın.
Nafileleri de ondan sonra yapabilirsin, istediğin her şeyi yapabilirsin.
Oruç da aynı şekildedir.
Önce farz orucu tutacaksın.
Ondan sonraki oruçlarda istediğin kadar nafile tut.
"Yok, Ramazan'da tutmayayım da başka vakit tutarım, onun yerine geçer" deme.
O vakit yerine geçmez.
Kaza olarak tutarsan, sevabı vaktinde yapılanın binde biri, milyonda biri bile olmaz.
Ama vaktinde, Allah Azze ve Celle'nin emrettiği vakitlerde yaparsan, ondan sonra istediğin nafileyi yapabilirsin.
Nafileler ondan sonra yapılır.
Farzdan sonra nafileler yapılır.
Farzdan önce yapılan, farzın yerine geçmez.
Bu yüzden insan kendi düşüncesine göre değil, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmelidir.
Farzı yaptıktan sonra, dediğim gibi, istediğini yapabilirsin; istersen bütün gün, bütün sene tesbihat yap, sorun değil.
Riyazat yapacaksan, onun da bir usulü var.
Kendi kafana göre yaparsan bir faydası olmaz.
Nasıl yapılacağını bir mürşitten, bir şeyhten öğrenecek yahut izin alacaksın.
Aksi takdirde, kendi kafana göre riyazat yapmak tehlikeli olabilir.
Allah bizi kendi nefsimize bırakmasın.
Nefis "iyilik yapayım" derken insana kötülük yaptırabilir.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-25 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Âdemoğlunun gecenin son bölümünde kıldığı iki rekât namaz, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır."
"Eğer bu ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, bunu onlara farz kılardım."
Yani bu teheccüd namazı, sadece bu mahalle değil, bütün dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır; o kılınan iki rekât namaz.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem ümmetinin bu namazı kılmasını o kadar çok istemiş ki, "Ağır gelmeyecek olsaydı farz olarak emrederdim" buyuruyor.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e bazı şeyler farz idi, bize farz değildi; O'na mahsustu.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Müminin şerefi, gece vakti kıldığı namazdır."
Yani iman sahibi, mümin olan Müslüman, Allah katında yüksek şerefe sahip olan insandır. Onun şerefi, gece vakti kıldığı namazdır.
İzzeti ise Allah'ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememesidir.
Yani insanların elinden bir şey beklememek, yalnızca Allah'tan istemek; işte bu müminin izzetidir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece kalkıp dört rekât olsa bile, hatta iki rekât olsa dahi namaz kılınız."
Yani gece teheccüd vakti; yatmadan önce kılınan kıyâmü'l-leyl ayrıdır, o teheccüd değil, yatmadan önceki namazdır.
"Gece vaktinde namaz kıldığı bilinen hiçbir ev halkı yoktur ki, bir münadi onlara 'Ey ev halkı, namaza kalkın!' diye seslenmesin."
Yani Allah Azze ve Celle katından, gece namazına kalkan ev halkına bir melek gönderilir; onları uyandırmak ve namaza kaldırmak için.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir."
Yani dört rekât değil, ikişer rekâtta selam vermek gece namazının usulüdür.
"Sizden birisi sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsa, son olarak bir rekât kılar. Bu, daha önce kılmış olduğu rekâtları tek yapmış olur."
Yani bu vitir namazıdır. Şâfiîlerde evet, tek rekât olarak kılınır.
Onun için iki iki kılınır, sabah namazı yaklaştığı vakit Şâfiîlere göre bir rekât kılınması gerekir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişer kılınır, iki rekât iki rekât."
"Sabah namazı vaktinin girmesinden korkarsan, son olarak bir rekât kıl. Allah tektir, teki sever."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece ve gündüz nâfile namazları ikişer ikişerdir."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem yine buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, iki rekât iki rekât. Gecenin ortasında kılınması daha uygundur."
Veya sabah namazından önce kılınması; işte bu teheccüd, yani gece namazıdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir. Vitir namazı ise gecenin sonunda tek rekât olarak kılınır."
Yani bunlar başka mezheplere göredir. Bizim mezhepte zaten yatsıdan sonra vitir kılınır.
Daha sonraya bırakılırsa olabilir ama insan uyuyakalır, kılamaz. Bunlar mezheplere göre değişir.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazı ikişer ikişerdir, her iki rekâtta bir teşehhüd vardır."
Yani teşehhüdü muhakkak yapmak gerekir.
Allah'a tevazu ederek, vakarla ellerini kaldırıp "Allah'ım beni bağışla" diye dua edersin, yalvarırsın.
Böyle yapmayan kişinin namazı noksandır.
Yani namazdan sonra tabii ki "Allah kabul etsin" diye ellerini kaldırıp dua etmek lâzımdır.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Bir rekât olsa bile gece namazına devam edin."
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece namazına devam edin."
"Zira o, sizden önceki sâlih kimselerin âdeti olduğu gibi, Allah'a yaklaştırıcıdır."
Yani bu gece namazı, Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'den önceki insanların da âdetiydi; geceleyin kalkıp ibadet ederlerdi. Bu da insanı Allah'a yaklaştırır.
Günahlardan sakındırıcıdır; günahlardan uzak tutar insanı.
Kötülüklere keffârettir; yapılan kötü şeyler ve günahlar varsa, onlara keffâret olur bu gece namazı.
Bir de bedenden hastalığı kovucudur.
Yani gece kalkıp namaz kılan kişinin hastalığı varsa, muhakkak ki o hastalık kendisinden gider.
Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Gece nâfile namazının gündüz namazına olan üstünlüğü, gizli verilen sadakanın açıktan verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir."
Yani gece namazı, gizli verilen sadaka gibi çok daha faziletli ve sevaptır. Kimsenin görmediği bir vakitte kılınan namaz, insana o kadar çok sevap kazandırır.
2025-11-24 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَرَحۡمَتِي وَسِعَتۡ كُلَّ شَيۡءٖۚ (7:156)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatır, her şeyi içine alır.
Rahmet kapısı, mağfiret kapısı çok geniştir.
Allah Azze ve Celle o kapıyı o kadar büyük ve geniş tutmuştur ki, insanlar o kapıdan girsin ve rahmete nail olsunlar.
İnsanlar için en büyük lütuf Allah'ın rahmetidir.
İnsanlar istifade etsinler diye Allah Azze ve Celle o kapıyı açık bırakmıştır.
Ta son zamana kadar, yani kıyametten hemen öncesine kadar o rahmet ve mağfiret kapısı açıktır.
Kişi ne kadar günahkar olsa, ne kadar kötülük yapmış olsa da Allah'a tövbe edip o kapıdan girebilir.
Allah Azze ve Celle'nin bu sıfatı insanlara mahsustur, insanlar için ve Ümmeti Muhammed için açıktır.
Tövbe etsinler diye onlara fırsat veriyor.
Ama insanlar bunu reddedip kötülük yapmaya devam ediyorlar.
İsyan etmeye devam ediyorlar.
İnat etmeye devam ediyorlar.
Ondan sonra da akıbetleri kötü oluyor.
Böyleleri dünyada da bir hayır görmezler.
Şeytandan bile beter insanlar var.
Şeytan onların yanında zavallı kalır; öyle insanlar, öyle kötü kimseler var.
Hiçbir şey istemiyorlar; Allah'ı, Peygamber'i, dini, imanı istemiyorlar.
Ne istiyorlar peki?
Kendi zevk ve sefalarını, nefisleri ne istiyorsa onu yapmayı istiyorlar.
Bunun onlara bir faydası yoktur.
Onlar ilelebet o kötülüğün içinde yanıp tutuşurlar.
Kendilerini o kötülüğe ve o kötü sona hazırlıyorlar.
Onun için Allah'ın rahmetinden kaçmayın.
Allah'ın rahmetinden kaçmayın, Allah'a koşun.
Allah'ın rahmetine koşun.
O kapılar açıktır, onlardan istifade edin.
Bunları önemsiz veya kötü zannetmeyin.
Bazı insanlar dünyadaki şatafata bakıp kanıyorlar.
Tıpkı çöldeki serap gibi.
Onu su zannedip peşinden koşturuyorlar, sonra hiçbir şey elde edemeyip orada helak olup, telef olup gidiyorlar.
Allah muhafaza etsin.
Çöldeki serap yüzünden ölen insan bir şey değil; asıl felaket, bu dünya serabına kanıp ahiretteki sonunu heba etmektir. İşte o zaman durum çok kötüdür.
Maazallah, insan kendini ebediyen kurtaramaz.
Allah muhafaza etsin.
Hepimiz Allah'ın rahmetine dahil olalım, ondan kaçmayalım.
Allah'ın rahmeti üzerimize olsun inşa'Allah.
2025-11-23 - Dergah, Akbaba, İstanbul
أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ (39:3)
İhlas, Allah için ihlas...
İhlas olunca, insanın başka bir umurunda olmaz.
Yaptığın her işin Allah rızası için olması lazım.
Yaptığın ibadetler O'nun rızası için,
Hayır hasenat O'nun için,
İnsanlara yapılan iyilikler de Allah rızası için olmalı.
Sen insanlara iyilik yapıyorsun, ondan sonra "Bu insan bana teşekkür etmedi" diye üzülüyorsun.
İyilik yapıyorsun, karşıdaki nankörlük yapınca çok üzülüyorsun.
Bu üzüntü, yaptığın iyiliğin tam olarak Allah rızası için olmadığını gösterir.
Bir teşekkür beklediğin, sana minnet duysunlar diye yaptığın anlaşılır.
İşte bu ihlas olmuyor.
Sadece Allah rızası için değil, işin içine başka şeyler de karıştırıyorsun.
Karıştırınca da iyi olmuyor.
Yaptığın işin faydası ve sevabı; hepsi gitmese de çoğu gidiyor.
Çünkü Allah rızası için olsa, sen rahat olursun.
"Ben bu işi Allah için yaptım, sırf O'nun rızası için yaptım" dersin.
İster teşekkür etsinler, ister beğensinler, ister nankörlük etsinler; o mühim değil.
Mühim olan, bunu halis muhlis Allah rızası için yapmış olmandır.
Arkana bakmayacaksın.
"Acaba ne oldu, geriye ne kaldı?"
"İlerde bu işin bana faydası olacak mı, o adam bana yardım edecek mi?"
"İnsanlar bana teşekkür edecekler mi, minnet duyacaklar mı?"
Bunları beklemeyeceksin.
Öyle olursa Allah rızası için değil, bir menfaat için yapılmış olur.
Niyet karışmış olur, o temiz ameli kirletirsin.
Bu yüzden, Allah rızası için yapan rahat olur.
Kimseden bir şey beklemez.
Beklediği tek şey; o yaptığı işi ahirete göndermiş olmasıdır.
Onu bozmaya gerek yok.
Hani derler ya: "İyilik yap, denize at."
"Balık bilmezse Hâlik bilir."
Hâlik, yani Allah Azze ve Celle; O bilir.
Balık ne bilecek?
İnsanlar da balık gibidir.
Hangi balığı tutacaksın da sana teşekkür edecek?
"Hangisi yedi, hangisi yemedi" diye düşünemezsin.
İşte bunun gibi, yaptığın iyilikler de hep Allah rızası için olsun inşa'Allah.
Allah nefsimize uydurmasın.
İnsanoğlu istiyor, nefis istiyor ki yaptığı şeyin karşılığını görsün.
Yani bir karşılık, kuru bir teşekkür bile olsa onu ister.
İster teşekkür etsinler, ister etmesinler...
Zaten teşekkür ederlerse, sen Allah rızası için yaptığın için, Allah'a teşekkür etmiş olurlar.
Etmezlerse etmesinler, o mühim değil.
Mühim olan Allah rızası için olmasıdır, halis muhlis olsun inşa'Allah.
2025-11-22 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٞ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ (49:10)
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; Şeytan, insanların arasını düşmanlık, kötülük ve nefretle doldurmak istiyor.
Şeytanın vazifesi budur.
Nerede bir güzellik varsa, onu bozmaya çalışır.
İnsanoğlu için başka hiçbir hayır istemez.
Ne yazık ki insanlar da onun elinde oyuncak olmuş, o ne isterse onu yapıyorlar.
Şeytan istediğini yaptırıyor, insanlar da hep ona tabi olmuş.
Aile içinde birbirlerine düşman oluyorlar.
Karı kocaya düşman oluyor, koca karıya, kardeş kardeşe...
Aile içindeki bu düşmanlık, Allah Azze ve Celle'nin hiç sevmediği bir şeydir.
"Müslümanlar kardeştir" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Müslümanlar arasında ihtilaf olursa aralarını bulun, o ihtilaf kalksın.
Bir sorun, bir ihtilaf varsa onu hayra yorup barışmak; Allah’ın sevdiği, Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sevdiği bir şeydir.
Müslümanlar bir olsun, ayrılmasın istiyor.
Kalpleri ayrılmasın, yani aralarına düşmanlık girmesin diyor.
Şimdiki zamanda insanların arasında, aile içinde düşmanlık, kötülük ve nefret var.
Öyle olunca da bereket kalmıyor.
İmanları zayıflıyor.
Çünkü Allah’ın emrine uymuyorlar.
Allah Azze ve Celle, "Birbirinizi sevin" diye emrediyor.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) de; "Kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe ve onu sevmedikçe hakiki imana erişemez." buyuruyor.
Sadece Müslüman olmak yetmez; iman, bir insan için, toplum için daha yüksek ve daha güzel bir mertebedir.
Müminlerde her türlü iyiliği bulursunuz.
Onlarda kötülük olmaz.
Bu yüzden ne tür bir ihtilaf olursa olsun; "Karşı tarafın bir mazereti vardır, yanlış anlaşılmıştır" demek lazım.
Hemen karşındakinin üstüne saldırmamak lazım.
Ona bir mazeret bulmak lazım.
Mazereti vardır diyerek özrünü kabul etmek; "Ruh hali bozuktu, kötü bir şey söyledi ama sonra pişman olmuştur" diye düşünmek lazım.
"Yok bana şöyle söyledi, bana böyle dedi" diyerek meseleyi büyütmemek, üstüne gitmemek lazım.
Allah insanlara böyle güzel geçinmeyi nasip etsin.
Kardeş kardeşe, aile içi, akrabalar, taallukat, konu komşu; hepsine hayırlı, güzel geçimler olsun inşa'Allah.
Düşmanlık ortadan kalksın.
Düşmanlık güzel bir şey değil.
Düşmanlığı ancak şeytan sever, Allah Azze ve Celle sevmez.
Allah muhafaza etsin.
2025-11-21 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ (3:102)
Allah Azze ve Celle buyuruyor; "Ölümü istemeyin".
Tabii insan bunalınca... Allah muhafaza etsin, günümüzde insan ölümü istemeyi bırak, kendi canına kıyıyor.
Bu büyük bir yanlıştır, büyük bir hatadır, büyük bir günahtır.
Cezası kıyamete kadar sürer. Allah muhafaza etsin; şayet kişi kendi canına kıydıysa, kıyamete kadar o acıyı devamlı çeker.
Onun için Şeyh Baba'dan duyduk -hadis midir-; insanın yaşarken bir kere "La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah" demesi, kabirdeki bin seneden daha hayırlıdır.
Bu yüzden yaşadığın hayatın kıymetini bileceksin.
Öyle canın sıkıldı diye "Keşke öleyim" demek akıl kârı değil, hayırlı bir şey değil.
Bu sebeple bir sıkıntı olduğu vakit mümin bilmelidir ki bu Allah'tan bir imtihandır; bunun da bir ecri, bir mükâfatı vardır.
Mümin için hiçbir şey boşa gitmez; Allah'a iman eden insanlar için hiçbir şey zayi olmaz.
Allah'a inanmayan, Allah'ı tanımayan, O'nu kabul etmeyen insanlar ise istedikleri kadar yaşasınlar.
İstedikleri kadar hayatlarını uzatmaya uğraşsınlar; her türlü pisliği, her türlü zulmü yaparak ömürlerini uzatmaya çalışsınlar, bunun bir faydası yok.
Yaptıkları hep günah üstüne günah, günah üstüne günahtır.
Cezaları -Allah muhafaza etsin- cehennemdir, ilelebet cehennem olur.
Onun için bu hayatın kıymetini bileceksin, ömrünü boşuna harcamayacaksın.
Şeyh Efendimizin dediği gibi; "La İlahe İllallah" demek, toprağın altında bin sene yatmaktan daha hayırlıdır.
Allah insanları nefislerin şerrinden muhafaza etsin.
Nefsin ve şeytanın şerri o kadar büyük ki; insana kendi canına kıydıracak derecededir. Bu günahı bildiği halde işleyen, buna yönelen insanlar var.
Allah muhafaza etsin.
Allah bizi akıl deryasından ayırmasın inşa'Allah.
2025-11-20 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ (49:139)
Allah Azze ve Celle'nin indinde en yakın olmak, O'nun istediği gibi olmak, insanoğlu için en büyük arzu olmalı.
Allah seni beğenirse, severse; mühim olan budur.
Şimdiki insanlar öyle ki; Allah herkesi aynı yarattı ama kul, onu beğenir, bunu beğenmez.
Kendisini başkasından daha yüksek veya bazılarından daha aşağı görür.
Bu, şeytanın işidir.
Halbuki Allah Azze ve Celle herkesi aynı yaratmıştır.
En kıymetli olan kimdir?
Allah Azze ve Celle'ye yakın olan, Allah'tan utanan ve O'ndan korkan insandır.
Kötülük ve hata yapmamak için uğraşan insandır.
Diğerleri, şimdikiler... Bilhassa bizim buralarda, herkes Avrupa'ya benzemek istiyor.
"Avrupa ne der, Avrupa bizi nasıl görür?"
"Onlar gibi giyinelim, onlar gibi hareket edelim ki bizi beğensinler."
Yahu, beğenseler ne olacak, beğenmeseler ne olacak?
O seni maymun gibi oynatıyor.
İstediği gibi giydiriyor, kuşandırıyor, şekillendiriyor.
İstediğini veriyor, istemediğini vermiyor.
Ondan sonra da, ağzınla kuş tutsan bile yine seni beğenmeyecekler.
Ama sen hâlâ onlara benzemek için uğraşıyorsun.
Onlara benzemenin sana bir faydası yok.
Bunun Allah indinde hiçbir kıymeti yok.
Asıl kıymet; Allah Azze ve Celle'nin yolunda olmak, O'ndan korkmaktır.
Korkmak dediğimiz de hata yapmaktan çekinmektir.
Allah Azze ve Celle'nin huzuruna hatalı çıkmaktan korkmaktır.
Maksat korku değildir; Allah korkutmaz. Allah Rahîm'dir, Rahmân'dır.
Ne kadar günahın olursa olsun, af dilersen Allah affeder.
O konuda bir şüphe yok ama Allah'tan korkmak lazım çünkü O seni görüyor.
Senin bütün hatalarını biliyor.
Onların hesabını vereceksin.
Ama sen Allah'tan korkup af dilersen, O seni affeder.
O seni setreder, ayıbını örter.
İşlediğin günahları affeder, seni kimseye rezil etmez.
Mühim olan budur.
Yoksa sen "Avrupa şöyle dedi, Amerika böyle istedi..." dersen... Bunları bir de çok abartarak söylerler.
Halbuki onların senin nerede olduğundan bile haberleri yok, senden ne haberleri olacak?
Bu düşünceleri aklına sokan şeytanın ta kendisi ve askerleridir.
Allah seni mükerrem, muazzam ve müşerref yaratmıştır.
Ne sen başkasından daha iyisin ne de onlar senden daha iyidir.
Böyle düşünmek Allah'a karşı gelmektir.
Kendini başkasından, bilhassa bir kâfirden daha düşük görmen Allah'a isyandır.
Allah muhafaza etsin.
Allah herkesi aynı yaratmıştır.
Bu yüzden o fikirlerden vazgeçin. Şimdiki millette herkes "Avrupa'ya, Amerika'ya gideceğim" diye uğraşıp duruyor.
Oraya gitsen ne olacak, gitmesen ne olacak?
Allah rızkını nerede yazmışsa, o rızkı orada alacaksın.
Allah insanlara, Müslümanlara, herkese akıl fikir versin.
Herkes iyi düşünsün.
Allah hepimizi sevdiği kullarından eylesin inşa'Allah.