السلام عليكم ورحمة الله وبركاته أعوذ بالله من الشيطان الرجيم. بسم الله الرحمن الرحيم. والصلاة والسلام على رسولنا محمد سيد الأولين والآخرين. مدد يا رسول الله، مدد يا سادتي أصحاب رسول الله، مدد يا مشايخنا، دستور مولانا الشيخ عبد الله الفايز الداغستاني، الشيخ محمد ناظم الحقاني. مدد. طريقتنا الصحبة والخير في الجمعية.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) bir hadis buyurduğunda, onu doğru okumak ve doğru söylemek gerekir.
Çünkü hadis-i şerifler başlangıçta yazılmadığı için, Peygamber Efendimiz'den bir sahabeden diğerine sözlü olarak aktarılmıştır.
Tabii bu süreçte Yahudiler gibi bazıları, araya başka uydurma hadisler sokmuşlardır.
O hadislerin çoğu ayıklanmıştır.
Fakat yine de arada sırada böylelerine rastlanabiliyor.
Ancak burada asıl mühim olan, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu şudur:
'Kim benden olmadığı halde bir sözü veya hadisi bana nispet ederek rivayet ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın.'
Çünkü Peygamber Efendimiz'in bütün sözleri mühimdir; onlar bize yol gösterir.
Bu hadis mevcuttur ama Arapçasını tam hatırlayamadığım için Türkçesini söylüyorum.
İnsanların çoğu iki şeyde aldanmıştır, yani kendi kendilerini kandırmışlardır.
Bunlar; gençlik ve sıhhattir.
'Mağbun' der, 'mağbun' demek aldanmış, kandırılmış demektir.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) kullandığı Arapça, en fasih ve en açık Arapçadır.
Sahabeler bile bazen Peygamber Efendimiz'in kullandığı bazı kelimelere şaşırırlardı.
Çünkü Peygamber Efendimiz'e ilim, Allah (c.c.) tarafından verilmiştir, bu yüzden onun okuma yazmaya ihtiyacı yoktu.
Ona ilim doğrudan veriliyordu.
İşte bu 'mağbun' kelimesi de aldanmayı, insanların kandığını ifade eden çok acayip bir kelimedir ve tam karşılığını izah etmek zordur.
İnsanlar gençlik ve sıhhatleri konusunda, gençliğin hep devam edeceğini zannederler.
Hep "sonra yaparım" derler.
'Sonra ederim, ibadetimi sonra yaparım' diye ertelerler.
Şimdi durum daha da beter oldu.
Eskiden insanlar, '18 yaşıma geldim, artık evleneyim' diye düşünürlerdi.
Şimdi 40 yaşına gelmiş, hâlâ kendini çocuk, genç zannediyor.
İşte böylece kendini kandırmış oluyor.
Hayat geçip gidiyor.
Ne ev bark kurmuş, ne bir insan yetiştirmiş, ne de ibadet etmiş.
Kendini kandırmış oluyor.
'Mağbun' dediği, bir nevi kendini kandırmış demektir.
50-60 yaşına gelir, bazen o yaşta bile kendini çocuk zanneder.
Yine kendi kafasına göre işler yapar.
İnsanların kendisine itibar etmesini ister.
Bu insanlar sana nasıl itibar etsin?
İkincisi de sıhhattir.
İnsan sağlıklı, sıhhatli olunca bunun hep böyle gideceğini zanneder.
Hayır, ona da dikkat etmek lazım.
İnsan, ibadetlerini vaktinde yapabilmek için sağlığına ve sıhhatine dikkat etmelidir.
Yapacağı işleri sıhhatliyken yapmalıdır.
Sonra ne olacağı belli değil.
İşte bu yüzden dediğimiz gibi, bu zamanın insanları iyice yoldan çıkmış; ne din kalmış, ne akıl, ne düşünce, ne de mantık.
Bu durumun ilelebet böyle gideceğini zannederler.
Bir de bakmışlar ki ömür geçmiş. 60-70 yaşına gelebilirlerse ne âlâ, gelemezlerse toparlanıp giderler.
Bu yüzden bu hayat mühimdir.
Allah'ın verdiği bir nimettir.
Onu boşa harcamamak gerekir.
Hiç boşa harcamamak lazım.
Şeytan, her seferinde yeni bir şey çıkarır.
Gençleri kandırır.
Onlar da gençliklerini boş yere harcarlar.
Sonra da 'Ne oldu? Şimdi ne yapacağız?' diye şaşırıp kalırlar.
Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, hayatının kıymetini bil.
Boşa harcama.
Gençken, sıhhatin yerindeyken namazını, niyazını ihmal etme. Hacca gidebiliyorsan git, oruçlarını tut.
Sana kalacak olan şeyler bunlardır.
Ne gençlik kalır, ne de sıhhat.
Allah hayırlı ömürler versin.
Sıhhat ve afiyetle yaşayalım inşaAllah.
2025-10-04 - Dergah, Akbaba, İstanbul
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحۡسِنُونَ (16:128)
Allah Azze ve Celle buyuruyor:
Allah'ın bizimle olmasını istiyorsanız, O'nun gösterdiği yol şudur: Allah'tan korkun.
Allah'tan korkmak, O'ndan utanmaktır; kötü bir şey yapıp Allah'ın huzuruna mahcup çıkmaktan korkmaktır.
Ayrıca kötü bir şey yapıp tövbe etmeden bu dünyadan ayrılmaktan korkmak gerekir ki, o da çok kötü bir şeydir.
Allah Azze ve Celle'nin sizinle beraber olmasını ve size yardım etmesini istiyorsanız, O'ndan korkun.
Allah'tan korkmak, insanlara iyilik yapmaktır.
İnsanlara kötülük yapmaktan kaçınmaktır.
Allah Azze ve Celle, ihsan sahibi olanı, yani ayette 'muhsin' denilen, insanlara yardım eden kişiyi sever.
Tarikat, İslam, şeriat; hepsi bunu emreder.
Bunun dışında olanlar ise kendi kafalarına göre hareket ederler.
"Müslüman'ım" der ama Müslüman'a eziyet eder.
"Müslüman'ım" der, insanlara kötülük yapar.
"Müslüman'ım" der, her türlü hileyi yapar.
En büyük hile de, insanları kandırarak hakiki Müslümanları yollarından saptırmak ve kendilerine benzetmektir.
Onun için iyilerle beraber olmak, Allah Azze ve Celle ile beraber olmaktır.
Onlarla beraber olmamak, Allah Azze ve Celle'nin sevmediği bir şeydir ve bu, Allah ile beraber olmamak anlamına gelir.
Allah ile beraber olmak; evvela Peygamber Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem'e hürmet etmek, O'nu tazim etmektir.
Sahabelere, Ehl-i Beyt'e, hepsine, evliyalara ve meşayihe tazim etmektir.
O, Allah'ın sevdiği ve istediği yoldur.
Bunun dışında olanlar ise kendi nefslerini tatmin ediyorlar.
Nefisleri ne diyorsa onu yapıyorlar.
Onun için dikkat etmek lazım.
Kanmamak lazım.
Her gün duyuyoruz: 'Şöyle kandırdı, böyle dolandırdı, parasını çaldı, parayı alıp kaçtı' diye.
Fakat paranın alınıp kaçılması mühim değil; asıl mühim olan, insanın imanını çaldırmasıdır.
Sakın sizi kandırmasınlar, dolandırmasınlar.
Dünya malı gelip geçer ama ahiretin tavizi yoktur.
Allah muhafaza etsin, şerlerinden muhafaza etsin.
İnşaAllah Allah, hepimizi Kendisiyle beraber olan sevdiği kullarından eylesin.
2025-10-03 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
“Namaz kıldırırken veya hutbe okurken uzatmayın.”
Çünkü arkanızdaki cemaatin içinde çocuk, hasta veya yaşlı kimseler olabilir.
Bu durumu dikkate alın.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “İnsanları sıkıntıya sokmadan kısa tutun” buyuruyor.
“Kendi başınıza olduğunuzda ise istediğiniz kadar uzatabilirsiniz” diyor.
Ancak cemaatle birlikteyken herkesin durumunu gözetmek gerekir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onlara kolaylık olması ve eziyet çekmemeleri için, ibadetin bile insanların tahammül edebileceği şekilde yapılmasını buyuruyor.
Günümüz insanı namaza durduğunda, çabuk ve fazla uzatılmadan kılınmasını ister.
Daha uzun kılınan yerler ve vakitler vardır; isteyen kişi ona göre kendini ayarlar.
Aksi takdirde sıkıntı çıkar.
Örneğin, hatimle teravih kıldıran camiler vardır.
Buna tahammül edebilen kimseler, teravih namazı için oraya gider.
Eğer gücü yetmezse, daha hızlı kıldıran bir imamın arkasına gider ve durumunu ona göre ayarlar.
Ancak bir imam, cemaatin durumunu bilmeden namazı uzatırsa, bu sevaptan çok vebale neden olur.
Çünkü insanların tahammülünü ve hâlini en iyi bilen Peygamber Efendimizdir (Sallallahu Aleyhi ve Sellem).
O bize bunu haber verdiğine göre, inşallah biz de ona göre hareket etmeliyiz.
Allah hepimize, herkesin hayrına olacak şekilde davranmayı nasip etsin inşaAllah.
2025-10-02 - Dergah, Akbaba, İstanbul
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ (2:286)
Allah Azze ve Celle, insana gücünün yetmeyeceği, takatinin üstünde bir şeyi yüklemez.
Emretmez.
Demek ki Allah Azze ve Celle’nin emirleri kolaydır, yapılamayacak şeyler değildir.
İnsanoğlu, nefsi için Allah Azze ve Celle’nin emrettiği şeylerin bin kat fazlasını yapar.
Ama Allah rızası için O'nun emrini yerine getirmeye gelince üşenir.
Çoğu insan da yapmaz.
Zaten bundan Allah Azze ve Celle’ye bir fayda yoktur.
O, senin faydan için emretmiştir.
Sen ise bunu bir kenara bırakıp şeytanın ve nefsinin emrettiklerinin peşinden koşturur, kendini yorar ve helak edersin.
İnsanoğlu böyledir.
Hayrı zor, şerri ise kolay görür.
Halbuki kötülük insana hiçbir zaman iyilik getirmez.
Nefsine ve şeytana tabi olan insan daima zarardadır.
İnsanın bu zarardan kurtulup tövbe istiğfar ile Allah yoluna girmesi için, Allah Azze ve Celle bu emirleri göndermiştir.
Bu emirleri kulun, insanın, bütün insanlığın faydası için vermiştir.
Bunları yapmayan kimse, “Zor geliyor, sabah namazına kalkamıyorum,” der.
Halbuki ne zaman kalkarsan o zaman kıl.
Ama madem zor geliyor, onu bile yapmaz.
“Namazı vaktinde kılamıyorum, sonra kaza ederim,” der.
Ama onu da yapmaz.
Ondan sonra da Allah Azze ve Celle'den utanmadan, "Şunu isterim, bunu isterim" diye söyleyip durur.
“Namaz kılmam ama tesbihat yaparım.”
Tesbihat yaparsın, güzel ama tesbihat sana farz değildir.
Sana farz olan namazdır.
İstersen 24 saat, istersen hayatın boyunca tesbihat yap; bir vakit namazın yerini tutmaz.
Bu yüzden, Allah Azze ve Celle'nin bize emrettiği şeyler kolaydır ve yapabiliriz.
Nefsine uyma, tembellik etme.
Nefsine hiçbir zaman taviz verme.
Vereceğin en ufak bir taviz, o vaktin kaçmasına sebep olur ve bir daha onu yerine koyamazsın.
"Sonra yaparım" dersen, o sonranın da sonrası gelir.
"Sonra, sonra" derken bir de bakmışsın ki hayat bitmiş.
Allah insanlara uyanıklık versin.
Allah Azze ve Celle, bizleri bütün emirlerini yapmaya muvaffak kılsın inşaAllah.
2025-10-01 - Dergah, Akbaba, İstanbul
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا (78:9)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da, "Uykuyu size bir dinlenme kıldık," buyuruyor.
Uyurken insan doğal olarak rüyalar görür.
İnsanların çoğu gördüğü rüyayı hatırlamaz.
Bazı insanlar ise hatırlar.
"Korkunç rüyalar görüyoruz," diye şikâyet ederler.
"Cin görüyoruz, şunu görüyoruz, bunu görüyoruz," diye yakınır ve "Ne yapalım?" diye sorarlar.
Rüyanın kendi başına hiçbir tesiri yoktur.
Bu yüzden korkulu bir rüya, anlatılmadığı müddetçe bir tesiri olmaz.
Fakat onu bu işten anlamayan birine anlatırsan ve o da kötü bir yorum yaparsa, Allah korusun, o rüya genellikle kötüye çıkar.
Bu sebeple, ister iyi ister kötü bir rüya gör, bunu bilmeyen birine anlatma.
Eğer anlatacaksan, öncelikle rüyayı hayra yoracak, iyi tevil edebilen birine anlat ki hayra vesile olsun.
Öteki türlü lüzumsuz yere başına iş açarsın.
Bu yüzden herkese her şey anlatılmaz, her şey söylenmez; özellikle de bu rüya meselesi.
Korkunç rüyalar görüyorsan hiç korkma.
Allah'ın izniyle, rüya yorumlanmadığı ve kimseye anlatılmadığı sürece bir şey olmaz.
Yahut öyle bir rüya gördüğünde kalkıp ayet, sure, Fatiha oku.
Allah'ın izniyle bir zararı olmaz.
Çünkü çoğu insan gördüklerini gerçek zanneder.
Anlatmaya başladığı o cin, peri gibi şeyler aslında rüyada kalır; Allah'ın izniyle bir zararı yoktur.
Gördüğünüz rüyaları Allah hayırlara vesile etsin.
Onlar da Allah Azze ve Celle'nin, kuluna kudretini gösterdiği sırlarından biridir.
İnsan oturduğu yerde, hiç aklına gelmeyecek, olmadık şeyler görebiliyor.
İnsan çok acayip şeyler görebiliyor.
Bu, Allah Azze ve Celle'nin insana kudretini göstermesi içindir.
Bazen o kadar korkunç rüyalar görülür ki, insan uyanınca "Oh, rüyaymış," diye sevinir.
Gerçekte öyle bir şey olmadığı ve sadece rüyada gelip geçtiği için Allah'a şükretmesi gerekir.
Bu da Allah Azze ve Celle'nin büyük hikmetlerindendir.
O'nun hikmetleri sonsuzdur, insanın aklı buna ermez.
İşte bazıları, "Rüya nasıl oluyor, ne oluyor?" diye araştırıyormuş.
Rüyanın tabii birkaç çeşidi vardır.
Bazıları, gün içinde insanın yaptıklarının tesiriyle görülür.
Bir de şeytani rüyalar vardır.
Bir de rahmani rüyalar vardır.
Özet olarak bunlardır.
Allah hayırlara vesile etsin.
Allah hepimizi şerlerden muhafaza etsin.
2025-09-30 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"İza lem testahyi fasna' ma şi't."
"Utanmazsan, istediğini yap," diyor.
İnsan, haya sahibi olmadıktan sonra her şeyi yapabilir.
Haya, imandandır.
Haya, edeptir.
Her şey serbest değildir.
Her şeyin bir haddi, hududu ve sınırı vardır.
Herkes kendi istediği gibi yaşarsa, o vakit ortalık karmakarışık olur.
Tabii, sınırsız hürriyet olmaz.
Sınırsız hürriyet, o vakit başkasının hürriyetine tecavüz etmiş olur.
O zaman da ortalık karmakarışık olur.
İnsanlar için en iyi olan, Allah Azze ve Celle'nin kanunlarıdır.
İnsanoğlunun yaptığı kanunlarda ise nefsine ve şeytana uyan birçok şey vardır.
Rezililiği ve edepsizliği emreden, hatta onu koruyan kanunlar yapılmıştır.
Bunlar Batı ülkelerinde uygulanıyor.
İstediklerini yaptırıyor, istediklerini yasaklıyorlar.
Çoğu zaman "iyi" olanı yasaklıyorlar.
İyi bir şey yapmaya uğraşırsan veya hak bir söz söylersen, seni mahkûm ediyorlar.
İşte, haya olmayınca durum budur.
Haya, insanlığın şerefidir.
İnsanları hayvandan ayıran şey hayadır.
Hatta bazı hayvanlarda bile özel bir durum vardır.
Onların içinde de insanlar gibi davrananlar bulunur.
Onlar da kardeşine, annesine, babasına hürmet eder.
Onlara kötülük yapmazlar.
Şimdiki insanlar onlardan beter olmuş.
Her türlü rezilliği, her türlü ahlaksızlığı mubah kılmışlar.
Sonra da haya sahiplerine eziyet eder, onları hor görürler.
Haya, insanın şerefidir; insanı insan yapan odur.
Allah, insanları bu hasletten mahrum etmesin.
İslam'a girince ise, Allah'a şükür, her türlü güzellik onun içinde olduğu için, insanoğlu dünyada da ahirette de en yüksek mertebelere ulaşır.
İman mertebesi, en yüksek mertebedir.
En âlâ sıfattır.
Allah Azze ve Celle'nin en büyük nimetidir.
Ona sahip olan, her güzelliği kazanmış olur.
Allah hepsine iman versin, hidayet eylesin inşaAllah.
2025-09-30 - Bedevi Tekkesi, Beylerbeyi, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evinde çokça namaz kıl ki evinin bereketi artsın."
Tabii bu, daha ziyade evde kılınacak sünnetler içindir.
Cemaatle kılınan farz namazlar camide daha efdaldir, ama sünnetlerin ve nafile namazların evde kılınması berekete vesiledir.
Evin bereketini artırır.
"Ümmetimden kime rast gelirsen selam ver ki sevapların artsın."
Yani sevap kazanmak için selam verin.
İnsanlar selam verdikçe insanın sevapları da artar.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılmak suretiyle oralara da değer katın."
Yani evde namaz kılınmayınca evin bir değeri olmuyor.
Evin değeri namazla oluyor.
Onun için nafile namazlarınızı evde kılın.
Teheccüd, kuşluk, evvabin gibi namazlar evde kılınırsa çok daha hayırlı olur, evlere bereket getirir.
Evlerinize değer verin, onları mezarlığa çevirmeyin.
Çünkü mezarlıkta namaz kılınmadığı için, namaz kılınmayan ev de mezarlık gibidir; ruhsuzdur, bereketsizdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Kişinin nafile namazını evinde kılması bir nurdur."
"Öyleyse evlerinizi onunla nurlandırın" buyuruyor Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem).
Yani namazla eve nur gelir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Evinizin nuru artsın diye nafilelerinizi evde kılın" buyuruyor.
"Kişinin evinde kıldığı nafile namazın, başkalarının gördüğü bir yerde kıldığı nafile namaza olan üstünlüğü, cemaatle kıldığı namazın tek başına kıldığı namaza olan üstünlüğü gibidir."
Yani evde kılınan nafile namazın değeri, camide insanların gözü önünde kılınana kıyasla, cemaatle kılınan farzın tek başına kılınan namaza üstünlüğü gibidir.
Camideki farz namaz nasıl üstünse, nafile namazı evde kılmak da o kadar üstündür.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Ey insanlar, evlerinizde namaz kılınız."
"Şüphesiz ki farz namazlar dışındaki namazların en faziletlisi, kişinin evinde kıldığı namazdır."
Yine aynı mesele vurgulanıyor.
Yani nafile namazın evde kılınması...
Çünkü camide kılınan farz namaz zaten 25-27 kat daha sevaptır. Ama nafile namazın evde kılınması daha müstehaptır, daha faydalıdır ve daha sevaptır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizde nafile namaz kılın ve onları mezarlığa çevirmeyin."
Mezarlıkta namaz kılınmaz.
Bu yüzden namaz kılınmayan ev, mezarlık gibi sayılır.
Ruhsuzdur, bereketsizdir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Evlerinizde namaz kılın ve oralarda nafile namaz kılmayı terk etmeyin" buyuruyor.
Nafile namazdan kasıt her türlü nafile ibadettir; gece namazı, gündüz kılınanlar, abdest namazı, bunların hepsi nafiledir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizde nafile namaz kılın ve onları mezarlığa çevirmeyin."
Yine, evleriniz namazsız olursa mezarlara benzer.
"Benim mezarımı bayram yeri edinmeyin."
Peygamber Efendimiz'in mezarını, kabr-i şerifini hürmetle ziyaret edin.
Bayram yeri gibi davullu zurnalı olmaz.
Oranın bir hürmeti vardır.
Huşu ile ziyaret edilmelidir.
Makamın karşısında durulup dualar okunur.
Durabilen durur, duramayan da geçerken salât-u selam getirir.
Orada oturup da bayram yeri, panayır yeri gibi olmaz.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) "Yapmayın" buyuruyor.
Oranın bir hürmeti var.
Edeplice ziyaret edilmesi lazım.
"Bana salât-u selam getirin."
İşte oradan geçerken salât-u selam getireceksin.
Peygamber'in huzurunda durunca orada salât-u selam getireceksin.
"Nerede olursanız olun, salâtınız bana ulaşır."
Her taraftan... Dünyanın neresinden okursan oku, ister dağın başında, ister kuyunun dibinde olsun.
Salât-u selam getirdin mi, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) ulaşır.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Kişinin, insanların kendisini görmeyeceği bir yerde nafile namaz kılması, herkesin gördüğü bir yerde kıldığı yirmi beş namaza denktir."
Yani o kadar faziletlidir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Sizden birinizin, farz namazlar dışında, evinde kıldığı namaz, benim şu mescidimde kıldığı namazdan daha üstündür."
Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine buyuruyor ki: "Kişinin evinde kıldığı nafile namazın, insanların gördüğü bir yerde kıldığı nafile namaza üstünlüğü, farz namazın nafile namaza olan üstünlüğü gibidir."
Yani o kadar yüksektir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Farz namaz mescitte, nafile namaz ise evde kılınmalıdır."
"Akşam namazının farzından sonra şu iki rekat nafileyi, yani sünneti, evlerinizde kılınız."
Şimdi nafile namazlar denilince, çoğu insan bilir, müekked sünnet vardır, bir de nafileler vardır.
Nafileler evde kılınır.
Sünnetler ise mescitte kılınır.
Çünkü insan "Bunu bırakıp evde kılarım" der, ama sonra ya unutur ya da bir engel çıkar.
Yani nafile dediğimiz, sünnet-i müekkededen daha alt mertebede olan namazlardır.
Kuşluk namazı, abdest namazı, işrak namazı, gece namazları; bunların hepsi nafiledir.
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Evlerinizi namaz ve Kur'an okumakla nurlandırın, süsleyin."
Evlerin süsü, namaz ve Kur'an okumaktır.
2025-09-29 - Dergah, Akbaba, İstanbul
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Ed-dînü'n-nasîha."
Din, nasihat üzerine kuruludur.
Nasihat demek, iyiliği söylemektir.
İnsanlar bir şey istediğinde, nasihat veya fikir sorduğunda onlara iyi olanı, doğrusunu söylemektir.
Yanlış bir şey söylemek değil, insanlara nasihat vererek onlara iyi yolu göstermektir.
Din budur.
Bazı insanlar, "Hayır, ben bunu beğenmiyorum," diyebilir.
Böyle derse, o kişi nasihat istemiyor demektir.
Bir de şöyle derler: "Men lem yakbali'n-nasîhate, halleti'n-nedâmetü."
Yani, nasihati kabul etmeyenin sonu pişmanlıktır.
Dini, Allah Azze ve Celle, Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) vasıtasıyla göstermiştir.
İyiyi, kötüyü, günahı, sevabı, her şeyi açıklamıştır.
Dinin usulleri, adabı ve farzları vardır.
Elbette çoğu insan bunların hepsini yapamaz.
Yapabildiği kadar yapar.
Onu da Allah affeder.
Allah Azze ve Celle, böyle insanı affeder.
İşte burada mühim bir mesele var.
Kişi, "Yapamıyorum, Allah affetsin," der.
"Günah işledim, Allah affetsin," der.
Ama bir şey yapıp da, "Hayır, ben bunu kabul etmiyorum," derse o vakit işin rengi değişir.
İş kötüye gider.
Günah işleriz ve günah olduğunu da biliriz.
Günah işlediğimizde, "Allah affetsin" der, tövbe istiğfar ederiz.
Ama inat edip, "Bana göre bu günah değildir" derse, halbuki Allah Azze ve Celle onun günah olduğunu Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) vasıtasıyla bildirmiştir.
Bunu kabul etmeyen, o vakit daha büyük bir günaha girmiş olur.
Allah affetsin.
O zaman durumu kötüleşir.
Ama günahını ve hatasını bilip tövbe eden insan affolur.
Fakat inat ederse, işini kötüye götürür.
Bu yüzden Allah Azze ve Celle'nin emrettiği şeyler tartışmaya açık değildir.
Günah, günahtır.
Hepimiz günahkârız.
Allah bizi affetsin.
Ama günaha, "Günah değil" diyemeyiz.
Mühim olan budur.
Buna dikkat etmek lazım.
İnsanların dikkat etmesi lazım.
Yani günahın küçüğü de vardır, büyüğü de.
Günah işlemiş insan, "Günah işledim, Allah affetsin" demelidir.
Tövbe istiğfar etmelidir.
O zaman günahı affolur.
Ama "Bu günah değil" dersen, o zaman Allah seni affetmez.
Çünkü af dilemiyorsun.
Af dilesen affedecek, ama sen af dilemeyip, Allah'ın 'günah' dediğine 'yok, değil' diyorsun.
İşte o zaman kendine zarar vermiş olursun.
Allah hepimizi affetsin.
Bizleri hakkı kabul edenlerden eylesin inşaAllah.
2025-09-28 - Dergah, Akbaba, İstanbul
İnsanoğlu... insanlar aciz varlıklardır.
Medet olmazsa bir faydası olmaz.
Nefisten gelen şeyler fayda etmez.
Şimdi birtakım şeyler türedi.
Yine insanları kandıran bir taife var.
Medet istemenin günah olduğunu, caiz olmadığını söylüyorlarmış.
E, nasıl yapacaksın kendi başına?
"Kendi başına yapacaksın," diyorlar.
"Oradan okuyacaksın."
"Onu söyleyeceksin."
"Milleti yoldan, atalarımızın yolundan çıkaracaksın."
Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) zamanından beri böyle taifeler hep var olmuştur.
Hak yolu insanlara kötü gösteren bir taife var.
Her zaman çıkarlar.
Çeşit çeşit kılıkta ortaya çıkarlar, hepsi aynı değildir.
Ama hak yol, Allah'ın izniyle, hiç değişmeden kıyamete kadar sürecektir.
Medet demek, yardım istemek demektir.
Allah'tan, Allah dostlarından, Peygamber Efendimiz'den (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve meşayıhtan yardım istemektir.
İnsanın kendi nefsinden konuşmaması için...
Nefsine tabi olmaması için...
Hak yolu söyleyebilmek için bunu söylüyoruz.
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat olanlar, yani hakiki Ehl-i Sünnet, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) hürmet eden, O'na sahip çıkan ve sevenlerdir.
Kendilerine "Ehl-i Sünnet" diyen başka bir taife daha var ki, onlar hakiki değildir.
Onlar, Peygamber Efendimiz'e (sallAllahu aleyhi ve sellem) hürmet etmezler.
Sahabeye ve diğer büyüklere hiçbir hürmetleri yoktur.
Onlar yoldan çıkmış insanlardır.
Allah muhafaza etsin.
Onlara tabi olanlar helak olur.
Maalesef kandırılan çok insan var.
Bir de kendisi kandırıldı mı, başkasını da kandırır.
Başkalarına da zarar verir, onların hayrına mani olurlar.
Onların, Allah'ın sevdiği kullardan olmalarına engel olurlar.
Yoldan çıkarırlar.
Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) sevgisi olmadan, O'na hürmet etmeden hiçbir şeyimiz olmaz; bunun imkanı yoktur.
Mantık da akıl da bunu söyler.
Madem Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azîmüşşân'da Peygamber Efendimiz'i (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu kadar methediyor, bu kadar yüceltiyor...
Sen kalkıp "Ben Kur'an biliyorum, hadis biliyorum" deyip sonra da kimseyi yüceltmek olmaz diyemezsin.
Bunu yaparsan müşrik olursun, kâfir olursun.
Yani bunun ne akılla ne de mantıkla bir izahı var.
Aklı ve mantığı olan insan, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yolundan gider ve O'na tazimde bulunur.
Bunun en yüce mertebe ve en öncelikli vazife olduğunu bilmesi gerekir.
Allah bizleri sabit kadem eylesin.
Allah, ümmeti bu insanların şerlerinden muhafaza eylesin inşaAllah.
2025-09-27 - Dergah, Akbaba, İstanbul
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن جَآءَكُمْ فَاسِقٌۢ بِنَبَإٍۢ فَتَبَيَّنُوٓا۟ أَن تُصِيبُوا۟ قَوْمًۢا بِجَهَـٰلَةٍۢ فَتُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَـٰدِمِينَ (49:6)
Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Azimüşşan'da buyuruyor.
Fâsık demek, güvenilmez kimse demektir. Yaptığı işler ne şeriata, ne tarikata, ne de insanlığa uyar.
Yani doğru yolda gitmeyen insan fâsık demektir.
Fâsık, bir nevi kötü insan demektir.
Öyle birisi size bir haber getirdiğinde, sakın ona inanmayın.
"Aslını astarını araştırın" diye buyuruyor Allah Azze ve Celle.
Doğru mudur, değil midir diye bakın.
Yoksa o kişinin lafıyla hareket edip başkalarına saldırır, onlara eziyet edersiniz de işin doğrusunu öğrendiğinizde yaptığınıza pişman olursunuz.
Bu yüzden bu, dikkat edilmesi gereken bir husustur.
Şimdi dünyanın neredeyse yüzde 99'u fâsık sayılır.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz.
Müslümanı da, Müslüman olmayanı da.
Fâsık demek illa ki dinsiz, kâfir demek değildir; Müslümanlar arasında da çok fâsık vardır.
Bu yüzden bu ayrım mühim değil.
Çünkü fâsık nedir?
Yalan söyleyen, emanete riayet etmeyen kimsedir.
Şimdiki fâsıkların eline ise eskisinden daha beter bir şey geçti.
Adına medya mı dersiniz, internet mi dersiniz, ne derseniz deyin...
Eskiden televizyona bir tane herif veyahut kadın çıkıp bir haber, yalan söylerdi.
O zaman duyan duyar, duymayanın haberi olmazdı.
Ama şimdi fâsıkların eline fırsat geçti.
Dünyayı perişan ettiler.
"Ağzı olan konuşuyor" derler ya.
Konuşunca da insanlara zarar veriyorlar.
Bu yüzden internette, televizyonda, orada burada bir haber duyduğunuzda hemen inanıp insanlar hakkında suizanda bulunmayın, kötülük yapmayın.
İşin doğrusunu, aslını öğrenin ki başkasının hakkına girmeyesiniz.
Kul hakkına girmemek için bu şarttır.
İnsan belli olur.
Âlim de bellidir, zâlim de bellidir.
Âlim konuştuğunda - gerçi herkesin hatası olabilir - zarar vermez.
Âlim, Hakikati söyler, doğruyu söyler.
Bir âlime, "Sen âlim değilsin, dinden, imandan, insanlıktan haberin yok" diyerek saldırmak ve hakkına girmek, büyük bir kayıp ve büyük bir zarar olur.
Ona değil, asıl size zarar verir.
Hakkına girdiğiniz insanın değil, sizin zararınız olur.
Bu yüzden dikkat etmek lazımdır.
Biri bir şey söyledi diye hemen atlayıp ona sövüp saymaya gerek yoktur.
Yaptıkları her şey Allah katında yazılıdır.
Allah'a hesap vereceklerdir.
O yüzden bu konuya dikkat etmek lazım.
Çünkü Şeytan, şimdi bütün dünyayı eline geçirmiş durumda.
Bir şey söylediğinde, bütün millet aynı safta yer alıp hedef gösterilen kişiye saldırıyor.
Ona saldırıyor.
Hedefteki kişi kendini savunsa kimse duymaz, ama kötülük yapanın yanında dururlar.
Allah muhafaza etsin.
Kimsenin hakkına girmekten Allah hepimizi korusun inşaAllah.